PAYLI MÜLKİYETTE ÖN ALIM HAKKI

HİSSELİ MAL SAHİPLERİ DİKKAT!!

Hisseli mallarda en önemli sorunlar, şufa hakkının süresi, şufa hakkının nasıl kullanılacağı, şufa hakkı dava açma süresi ve paydaşlardan birinin payını 3.kişiye satması halinde gündeme gelen şufa (önalım) hakkına dayanarak açılan davada hangi mahkemenin görevli olacağıdır. Tabi bu davalarda önemli olan bir husus da, davanın hangi mahkemede açılacağıdır. Önalım hakkı eşya hukukuna dayalı ve mal varlığı hakkına ilişkin olup doğrudan ticari işletmeyle ilgili olmadığından davanın asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerekir. Bu hususun dikkate alınmayıp tacirler arasında görülen davaların ticaret mahkemesinde açılması halinde, görevsizlik kararı ile karşı karşıya kalacağınızı unutmayın.

Konuya ilişkin Yargıtay; 6100 Sayılı HMK’nın 1.maddesi uyarınca mahkemelerin görevi ancak kanunla belirlenir. Asliye Hukuk mahkemelerinin görevi HMK’nın 2. Maddesinde belirlenmiş olup 2/1 maddesine göre dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığı haklarına ilişkin davalarda aksine bir hüküm bulunmadıkça asliye hukuk mahkemeleri görevli olup 2/(2) maddesine göre de bu kanun ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemeleri görevli olup 2/(2) maddesine göre de bu kanun ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. Başka bir deyişle HMK’ya göre asliye hukuk mahkemeleri genel görevli mahkemedir.

Mahkemece dava konusu taşınmazın ticari işletmeyi ilgilendirdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş ise de dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 3 ve 4.maddesinde ticari işler ve davalar sayılmış olup ticaret mahkemeleri kanunla belirlenen davalarda görevlidir. Her ne kadar taraflar tacir ise de TMK’nın 732 ve devamı maddelerinde düzenlenen önalım hakkı ticari nitelikte olmayıp, mal varlığı hakkına ilişkindir.

Öte yandan 01.01.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın 3.maddesine göre de bu kanunda düzenlenen hususlarda bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve eylemler ticari iş olarak belirlenmiş 4. maddede de her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticaret mahkemelerinde görülecek davalar sayılmıştır. Dayanağı TMK’nın 732 v.d.maddeleri olan yasal önalım hakkı eşya hukukuna dayalı ve mal varlığı hakkına ilişkin olup doğrudan ticari işletmeyle ilgili olmadığından davanın asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerekir.

Bu durumda mahkemece işin esasının incelenmesi gerekirken görevsizlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.” (Yargıtay YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ E: 2014/6783 K: 2014/10188 T: 18.09.2014)

Şeklinde içtihatta bulunmuştur.

Gayrimenkul hukukunda uzmanlaşmış büromuzdan danışmanlık hizmeti alarak hak ve para kayıplarınızın önüne geçebilirsiniz.

BOŞ YERE İNŞAAT HARCI ÖDEMEYİN

İNŞAAT HARCINDAN MUAF OLABİLİRSİNİZ

Bilindiği üzere, belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde yapılan her türlü bina inşaatı (ilave ve tadiller dahil) bina inşaat harcına tabidir. Belediye gelirlerinden olan inşaat harcının istisnai hallerde alınmayacağı da yine 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun “İSTİSNALAR” başlıklı EK-2 maddesinde sayılmıştır.

Uygulamada, inşaat harcından muaf olduğunun farkında olmayanların sayısı yadsınamayacak derecede çoktur. İnşaat harcından muaf tutulan hallerin başında Her türlü fabrika, değirmen, sınai nitelikteki imalathaneler ve tersaneler, organize sanayi bölgelerinde yapılan her türlü bina inşaatı … gelmektedir. Maddede sayılan fabrika deyiminin, imalat yapılan her türlü yapıyı kapsadığının kabulü gerekir. Organize sanayi bölgelerinde yer alan her türlü bina, inşaat harcından muaf tutulmuşken, fabrikalar için organize sanayi bölgesinde yer alma şartı aranmamaktadır.

İnşaat harcından muafiyet, emlak vergisi muafiyetindeki gibi bildirim şartına bağlanmamıştır. Bunun en önemli sonucu, 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde geriye dönük olarak haksız yere ödenen inşaat harcının iadesinin talep edilebilmesidir. Haksız ödenen harcın iadesi prosedürüne uyarak ödediğiniz inşaat harçlarını geri alabilirsiniz.

İnşaat harcından muaf tutulan bir diğer kesim ise, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Devlet Planlama Teşkilatınca teşviki karara bağlanmış otel, motel ve benzeri turistik tesislerdir. Bu yapılar da, kanun ile inşaat harcından muaf tutulmuştur.

Maalesef, ülkemizde gerek vergi daireleri ve gerekse tapu daireleri bu maddeyi uygulamamak için elinden geleni yapmaktadırlar. Kanunun istisnaları düzenleyen ek 2 inci maddesi yukarıda da görüldüğü gibi gayet açık olduğu halde, tapu daireleri vergi dairelerinden yazı istemekte, vergi daireleri yazı vermek yerine yazılı talepleri Maliye Bakanlığına göndermekte, velhasıl sonunda mükellef de bu kadar uğraşmaktan ve sonunda bir de ceza yeme korkusundan “ne yaparsanız yapın yalnız bu konuyu çözün” diyerek bir şekilde istenen bina inşaat harcını ödeyerek kurtulmaktadır.

Böylece 80. maddede yapılan değişiklikle 5302 sayılı İl Özel İdare Kanunu uyarınca alınacak ücretler de artık alınmayacaktır.

Danıştay verdiği bir kararla, uzun zamandır ihtilaf konusu olan bina inşaat harcı ve özel idare harçlarının ne zaman ve ne şekilde alınmayacağını açıkladığı gibi, istisna olduğunu da kesin olarak belirtilmiş olmaktadır. Ancak, ifraz ve tevhit harçları, plan ve proje harçları ödenecektir.

Organize Sanayi Bölgesi ile küçük sanat sitelerinde yapılan yapı ve tesisler için bina inşaat harcı ve yapı kullanma izin harcı ödenmeyecektir.

Vergi hukukunda uzmanlaşmış büromuzdan konu ile alakalı daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

EMLAK VERGİSİNDEN NASIL MUAF OLUNUR?

EMLAK VERGİSİ MUAFİYETİ

Birçok kişinin bilmediği ya da fark etmediği bir konudur emlak vergisi muafiyeti. Yasada emlak vergisinden geçici muaf olanlar sırasıyla sayılmış.

İlk olarak göze çarpan; turizm işletme belgesi almış olan kişi veya şirketlerin bu amaca tahsis ettiği binalar 5 yıl süre ile emlak vergisinden muaftır. Oteller, restoranlar ve turizm işletme belgesi olan sair yapılar, faaliyete başladıkları yıldan itibaren 5 yıl süre ile emlak vergisi muafiyetinden yararlanmaktadır.

Geçici muafiyetten yararlanan diğer bir kesim ise, organize sanayi bölgeleri ile sanayi ve küçük sanat sitelerindeki binalardır. Sanayiyi teşvik amacıyla hareket eden kanun koyucu, organize sanayi bölgelerindeki binalar ile sanayi ve küçük sanat sitelerindeki binaları da, inşaatlarının sona erdiği yılı takip eden yıldan itibaren 5 yıl süre ile emlak vergisinden muaf tutmuştur.

Atlanmaması gereken ve muafiyetin olmazsa olmaz koşulu, BİLDİRİMDİR. Yasa gereği muafiyetten yararlanma hakkına sahip kişi veya kuruluşların, muafiyetten yararlanma talebini vergi dairesine bildirmesi gereklidir. Bu şartın yerine getirilmemesi halinde, muafiyet doğmaz ve geriye dönük de talep edilemez. Ancak şu var ki; inşaatın tamamlanmasının veya mevcut binanın amaca tahsis edilmesinin üzerinden 3 yıl geçmiş olsun. Kalan 2 yıl için muafiyetten yararlanmak da mümkün. İlgili vergi dairesine bildirimde bulunarak kalan 2 yıl için emlak vergisi ödeme yükümlülüğünden kurtulabilirsiniz.

Vergi hukukunda uzmanlaşmış büromuzdan konu ile ilgili daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.

İSTİFA EDEN İŞÇİ DE KIDEM TAZMİNATI ALABİLİR

İSTİFA EDEN İŞÇİ DE KIDEM TAZMİNATINA HAK KAZANABİLİR

Birçok işçiye, alacakları ödeneceği vaadiyle işten çıkarken işveren tarafından istifa dilekçesi imzalatılmaktadır. Tabi sonra işçiye kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai alacağı gibi alacaklarının hiçbiri ödenmeyerek mağdur durumda bırakılır. İşçiler de, istifa dilekçesi verdiğini ve bu sebeple tazminat ve diğer alacaklarından yoksun kaldığını düşünerek dava açmaktan vazgeçer.

İşverenlerin hukuka aykırı bu uygulamaları, içtihatlara konu olmuş ve Yargıtay bu konuda verdiği bir kararında;

“İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverenin tazminatların derhal ödeneceği sözünü vermek ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması halinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. İşverenin baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine değer verilemez. Dairemizce bu gibi hallerde feshin işverence gerçekleştirildiği, bununla birlikte işveren feshinin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. İşçinin haklı sebeple derhal fesih nedenleri mevcut olduğu ve buna uygun biçimde bir fesih yoluna gideceği sırada, iradesi fesada uğratılarak işverence istifa dilekçesi alınması durumunda da istifaya geçerlilik tanınması doğru olmaz. Bu durumda işçinin haklı olarak sözleşmeyi feshettiği sonucuna varılmalıdır.” (Yrg. 7. HD. 2013/16406 E. 2013/12573 K. 3.7.2013 T.)
İfadelerine yer vermiştir.

Görülüyor ki; işçinin serbest iradesine aykırı olarak alınan bu istifa dilekçesinin hukuki bir geçerliliği bulunmamaktadır. Hele ki, uzun yıllar çalışan bir işçinin, durup dururken kıdem tazminatı hakkını kaybedecek şekilde istifa etmesi de hayatın olağan akışına aykırıdır.

Siz de, buna benzer bir durumla karşı karşıya kaldıysanız, gecikmeksizin iş hukukunda uzmanlaşmış büromuzla irtibata geçebilir ve işçilik alacaklarınıza kavuşabilirsiniz.

Read more

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.