JATOMİ MAĞDURLARI! ALACAĞINIZI TAHSİL ETMEK İÇİN…

JATOMİ MAĞDURLARI! ALACAĞINIZI TAHSİL ETMEK İÇİN…

Bilindiği üzere, ünlü spor salonu zinciri yakın zamanda iflasını açıklamıştı. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen iflas kararı ile binlerce üyesi de mağdur oldu ve alacağını tahsil etme yolları aramaya başladı. Önceki yazımızda tüketicilerin iflas karşısında ne gibi haklarını olduğunu belirtmiştik. Bu yazımızda ise, 3 aylık, 6 aylık veya yıllık üyelik yaptıranların, kapanma tarihi itibariyle alamamış oldukları hizmete ilişkin ödediği paraları nasıl geri alabileceğini anlatacağız.

İflasın açılması ile birlikte, şirketi temsil ve ilzam yetkisi iflas idaresine geçmektedir. İflas eden şirketten alacaklı tüm özel şahıs ve kurumlar gibi üyeler de alacağını iflas masasına kaydettirecek ve iflas süreci sonunda alacaklarına kavuşabileceklerdir. Tabi burada iflas eden şirketten olan bazı alacakların (işçi alacakları, vergi gibi ) öncelikli olduğunu, bu alacaklardan sonra sıra cetveline göre alacakların ödeneceğini hatırlatmakta fayda var.

Jatomi’nin iflas etmesi sebebiyle üyeler alacaklarını tahsil etmek için aşağıda yer alan dilekçe örneğinden faydalanabilirler.

                                                                                                                                                 

                                                                                            T.C.

                                                            İSTANBUL …….. İFLAS MÜDÜRLÜĞÜ’NE

 

Dosya No : 2016/……. İFLAS

KAYIT TALEBİNDE BULUNAN

ALACAKLI               : (Ad-soyad) (T.C. No)

(Adres)

BORÇLU-MÜFLİS : PURE FITNESS SPORTİF TESİS İŞLETMECEİLİĞİ LTD ŞTİ
KONU                       : Müflis şirketten iflasın açıldığı tarih olan …… tarihi itibariyle alacaklı olduğum ……….TL alacağımın, fazlaya ilişkin her türlü hak ve alacaklarımı talep ve kayıt hakkım saklı kalmak kaydıyla iflas masasına kaydı talebidir.

                                                                                   AÇIKLAMALAR

Müflis şirkete, …./…./….. tarihinde yaptırmış olduğum spor üyeliğim sebebiyle ……… TL ödeme yaptım. Ancak daha üyeliğim devam ederken müflis şirketin iflas etmesi sebebiyle …./…./2016 tarihinden itibaren hizmet alamadım. Bu sebeple ekteki ödeme belgelerinden de görüleceği üzere, müflis şirkete yaptığım ….. TL ‘nin tamamını/…….. TL’sinin iadesi amacıyla iflas masasına başvuru zarureti hasıl olmuştur.
Ayrıca iflasın açılmasıyla birlikte işleyecek faizleri de İİK 196. maddesi gereğince talep etmekteyim.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda izah edildiği üzere ek alacak kaydına, fazlaya, faize ve olası hesap hatalarına ilişkin haklarım saklı kalmak kaydıyla,

1. Müflis Pure Fıtness Sportif Tesis İşletmeceiliği Ltd Şti’den iflas tarihi olan …… tarihi itibariyle ……..TL. alacağımın iflas masasına kaydının yapılması;

2. Dilekçem ekindeki …….TL’nin masraf avansı kullanılmak suretiyle İİK 223/3 gereğince iflas idaresi tarafından alınacak olan kararların tarafıma “ ………………….. “ adresine tebliğini saygılarımla talep ve istirham ederim. (Tarih)
Alacaklı,

(Ad-soyad)

(İmza)

 

 

EKLERİ :
1.
 Vekaletname(Vekil aracılığıyla başvurulacaksa)
2. Üyelik sözleşmesi, ödeme dekontu gibi alacağı ispata yarayan bilgi ve belgeler
3.Hesap dökümü (Toplam borcu gösterir)

                                                                                                                                          

Alacağınızın iflas masasına kaydettirilmesinden dilekçenizin hazırlanmasına kadar hukuki danışmanlık ve destek alabileceğinizi unutmayın. Sitemizde yer alan iletişim formundan ne tür bir hukuki destek istediğinizi ve ücret konusundaki sorularınızı bize iletebilirsiniz.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

BELİRLİ SÜRELİ İŞLERDE ÇALIŞANLARIN DA TAZMİNAT HAKKI VARDIR

BELİRLİ SÜRELİ İŞLERDE ÇALIŞANLARIN DA TAZMİNAT HAKKI VARDIR

İş hayatında sıkça karşılaşılan sorunlardan biri de, bir projeye, bir olguya dayalı olarak istihdam edilen işçilerin belirli süre sonunda işten çıkarılmaları ya da bir başka deyişle iş akitlerine son verilmesidir.

Özellikle inşaat işlerinde ve yurtdışı işlerinde belirli süreli iş sözleşmesi ile işçi çalıştırılması, sıkça karşımıza çıkmaktadır. Buna göre, yurtdışında yapılacak bir inşaat için, inşaat ustası, mühendis, elektrikçi, tesisatçı gibi nitelik gerektiren işler için belirli süreli iş akdi ile işçi çalıştırılmaktadır. İnşaatın veya işin tamamlanması ile iş son bulmakta ve işçiler de Türkiye’ye geri gönderilmektedir.

Her ne kadar, belli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak  belirli süreli iş sözleşmesi düzenlenebilirse de, belirli süreli iş sözleşmelerinin istisnai olduğu ve aslolanın belirsiz süreli diğer bir deyişle de sürekli iş sözleşmeleri olduğu unutulmamalıdır.

 

SÖZLEŞME BELİRLİ SÜRELİ DE OLSA TAZMİNAT HAKKINIZ VARDIR.

Belirli süreli iş sözleşmesi ile işveren kıdem ve ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğünden kurtulmaya çalışmaktadır. Nitekim süreni veya belirlenen işin sona ermesi ile iş sözleşmesi kendiliğinden sona ermekte ve işveren açısından kıdem ve ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü doğmamaktadır. İş sözleşmesinin belirli olduğunu düşünen işçi de, ihbar ve/veya kıdem tazminatına hak kazandığının farkında olmadığından hakkını aramamaktadır.

 

KIDEM TAZMİNATINA HAK KAZANMAK İÇİN…

Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki; kıdem tazminatı açısından iş sözleşmesinin belirli ya da belirsiz süreli olmasının bir önemi yoktur. Nitekim kıdem tazminatı hükümlerini ihtiva eden 1475 sayılı yasada böyle bir ayrım yapılmamıştır. Kıdem tazminatının işçinin ölümü dışında fesih sebebiyle ödenmesi için iki koşul öngörülmüş ve bunlar;

  1. İşçinin en az 1 yıl çalışmış olması ve
  2. İş sözleşmesinin kanunda belirtilen sebeplerle sona ermiş olmasıdır.

 

Hemen yeri gelmişken belirtelim ki;

  • Kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren 1 yıl içinde işten ayrılması,
  • Erkek işçinin muvazzaf askerlik hizmetini yerine getirmek için işten ayrılması ve
  • Emekli aylığı almak amacıyla sigortalılık süresi ve prim günü gibi gerekli şartları sağladıktan sonra ilgili sosyal güvenlik kurumuna başvurmak suretiyle işten ayrılması halinde de işçinin kıdem tazminatına hak kazandığını belirtmekte fayda var.

 

YARGITAY: “İŞÇİYE TAZMİNAT ÖDENMELİDİR…”

Belirli süreli iş sözleşmesi sona eren işçinin de kıdem tazminatına hak kazanabileceğini yukarıda belirtmiş idik. İş sözleşmesi belirli süreli olsa da, süre dolmadan işveren tarafından sözleşmenin yenilenmeyeceğinin işçiye bildirilmesi, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshi anlamına gelir ki, bu halde işçi kıdem tazminatına hak kazanacaktır. Çünkü fesih bildirimi, muhatabına ulaşmakla hüküm doğuran bir irade beyanıdır. İşçiye ulaşmasıyla hukuki sonuç doğuracaktır. Sözleşmenin sürenin sonunda bitecek olması, sonucu değiştirmeyecektir. Bu halde iş sözleşmesi sürenin bitimiyle değil, işverenin feshi ile son bulmaktadır. Bu ayrımı yapamayan işçi, sözleşmenin süre bitimi nedeniyle sona erdiğini düşünmekte ve işverenden kıdem tazminatı talep etmemektedir.

Yargıtay da konuya ilişkin;

 “İş sözleşmesinin yenilenmeyeceğini bildiren işveren olup Dairemiz uygulamasına göre yenilemeyeceğini bildiren taraf sözleşmeyi feshetmiş olur. Yenilenmeyeceğinin bildirimi derhal fesih niteliğinde olmayıp, iş sözleşmesi devam eden sözleşmenin süresinin bitiminde son bulur. Bu süre içinde tarafların iş sözleşmesine bağlı yükümlülükleri devam eder. Bununla birlikte somut olayda işçiye yapılan bildirim çalışmanın sona erdiği yaz aylarında gerçekleşmiştir. Davalı işçinin sözleşme süresinin sona erdiği 4.9.2004 tarihine kadar iş görme edimini yerine getirmesine gerek yoktur. Bu sebeple davalı işçi sözleşme süresinin sona erdiği tarihi beklemeksizin icra takibini başlatmıştır. Somut olayın özeliği dikkate alındığında davalının icra takibindeki tazminat talepleri iş sözleşmesinin feshi niteliğinde değildir. Sadece işverence yapılan yenilememe bildirimi fesih olarak algılandığı için süresinden önce bir hak talebidir. İşyerinde 10 yıl süreyle çalışan bir işçinin, iş sözleşmesinin işverence yenilenmeyeceğini bildirilmesinin ardından sadece işveren aleyhine icra takibinde bulunması sebebiyle kıdem tazminatından mahrum kalması hakkaniyete uygun düşmez. Bu itibarla davacı işverence yenilenmeyeceğinin bildirilmesi üzerine iş sözleşmesinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde feshi 4.9.2004 tarihinde geçekleşmiştir. Davalı işçiye kesinleşen icra takibiyle kıdem tazminatının ödenmesi ödeme anında bir sebebe dayanmasa da 4.9.2004 tarihinde gerçekleşen feshe göre sebep sonradan tahakkuk etmiştir. Bu durumda kıdem tazminatının geri alınmasına karar verilmesi yerinde değildir.” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 11.10.2011 tarihli 2009/16390 E. ve 2011/36851 K.)

Demek suretiyle, işçinin kıdem tazminatına hak kazandığına hükmetmiştir.

 

İHBAR TAZMİNATINA DA HAK KAZANMIŞ OLABİLİRSİNİZ.

Diğer bir husus da, ihbar tazminatına ilişkindir. İhbar tazminatına hak kazanabilmek için, iş sözleşmesinin belirsiz süreli olması gerekir. İşçi ile belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasına rağmen, sözleşmenin belirli süreli olmasını gerektirir objektif koşullar bulunmuyorsa, bu sözleşmesinin belirsiz süreli olduğunun kabulü gerekir. Bu halde, işin, projenin bittiğinden bahisle işçiyi çıkaran işverenin haksız fesih sebebiyle hem kıdem hem de ihbar tazminatı ödemesi gerekecektir.

Gerek yurtiçi gerek de yurtdışı işlerde çalıştırılmak üzere istihdam edilen işçilerin, iş akitleri sona erdikten sonra ya da işverence işine son verildiğinde, iş hukukunda uzman büromuzla irtibata geçerek hukuki haklarını öğrenebileceğini hatırlatmak isteriz. Mevcut durumunuzla ilgili hukuki nitelendirmede hataya düşmeniz hak kayıpları yaşamanıza sebep olacaktır. İş hukukunda uzman büromuzla irtibata geçerek hak kayıplarının önüne geçebilirsiniz.

                                                                                                                          ENER AVUKATLIK BÜROSU

JATOMİ MAĞDURLARI ZARARINI NASIL GİDERECEK

JATOMİ MAĞDURLARI ZARARINI NASIL GİDERECEK?

Ticari hayatın olağan akışı içerisinde zaman zaman tarafların hak ve yükümlülükleri konusunda bazı aksaklıklar meydana gelebiliyor. Şirketlerin iflas etmesi de bunlardan biri. İflas eden şirketten olan alacağı temin etmek haliyle zorlaşıyor.

Ülkemiz ’de faaliyet gösteren Jatomi spor salonu 1.06.2016 tarihinde iflasını çalışanlarına duyurarak bir saat içinde tüm salonlarını kapadı. Jatomi Spor Salonun ani iflası çalışanlarına ve üyelerine de şok etkisi yarattı. İflas kararının ardından herkesin merak ettiği konu; üyelerin ödediği bedelleri geri alıp alamayacağı oldu doğal olarak.  6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un “Abonelik sözleşmeleri – Madde 52 “ ve “Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği “ tüketicinin yapmış olduğu abonelik/üyelik sözleşmeleri feshetme hakkı tanıyor.

Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği;

Teslim veya ifa yükümlülüğü

MADDE 8  (1) Satıcı veya sağlayıcı, abonelik sözleşmesine konu mal veya hizmeti sözleşmeye uygun olarak teslim veya ifa etmekle yükümlüdür.

(2) Hizmete ilişkin ücretlendirme, hizmetin tüketiciye fiilen sunulmasıyla başlar. Sağlayıcı sunmadığı hizmetin bedelini tüketiciden talep edemez. Ancak, ön ödemeli hizmetlerde bu fıkra hükmü uygulanmaz.

Madde 8’de görüldüğü gibi Abonelik/üyelik sözleşmesine konu olan edimi satıcı ifa etmekle yükümlüdür ve yine aynı madde kapsamında satıcı sunmadığı hizmetin ücretini talep edemez. (Peşin verilen spor salonu üyelik ücreti ve kullanılamayan spor salonu)

Sözleşmenin feshi

MADDE 22

(1) Tüketici, belirsiz süreli veya süresi bir yıl ve daha uzun olan belirli süreli abonelik sözleşmesini herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin istediği zaman feshetme hakkına sahiptir.

(2) Süresi bir yıldan az olan belirli süreli abonelik sözleşmesinde satıcı veya sağlayıcı tarafından sözleşme koşullarında değişiklik yapılması halinde veya tüketicinin hizmetten yararlanmasına engel olabilecek geçerli bir sebebin varlığı halinde tüketici sözleşmeyi feshedebilir.

(3) Tüketicinin taahhütlü aboneliğini süresinden önce feshetmesi halinde, 16 ncı madde hükmü uygulanır.

(4) Satıcı veya sağlayıcı, abonelik sözleşmesinin feshedilmesi ile ilgili bildirim ve taleplere ilişkin işlemleri yerine getirmek üzere gerekli tedbirleri almak ve gerektiğinde uygun bir sistem kurup bu sistemi kesintisiz olarak açık tutmakla yükümlüdür.

Bu madde kapsamında Tüketicinin /Mağdurun sözleşmelerini tek taraflı feshetme yönetmelikle korunmuş oluyor.

Kanunun açıkça belirttiği haller dışında taraflardan birinin iflas etmesi ile sözleşmeler son bulmaz, bu durumda da iflas etmemiş taraf sözleşmenin ifasını isteyebilir.  Eğer bu borç para ise alacağın ifasını isteyen taraf alacağını iflas alacağı olarak masaya yazdırır.

Jatomi’nin iflasını açıklamış ve salonlarını kapatmış olması sebebiyle iki tür mağduriyet karşımıza çıkıyor. Bunlardan birincisi; taahhüt verilmeksizin kurulmuş üyelikler, ikincisi de, taahhüt verilerek kurulmuş üyelikler.

Taahhüt verilmeden kurulmuş üyeliklerde; salonun kapatıldığı tarih itibariyle artık hizmet alınamayacağından; iflas masasına göndereceğiniz bir ihtarname ile üyeliğinizin haklı sebeple sonlandığını ve içinde bulunulan ay içinde kaç gün hizmetten yararlanamadıysanız, o kadar güne tekabül eden ücretin tarafınıza iadesini iflas masasından talep etmeniz.

Taahhüt verilerek kurulmuş üyeliklerde ise durum biraz daha farklıdır. Yönetmeliğin kapsam bölümünde; elektrik, su, doğalgaz ve elektronik haberleşme abonelikleri dışında kalan abonelik sözleşmelerinde yönetmeliğin sadece 5 inci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 13 üncü, 22 nci, 23 üncü, 24 üncü ve 25 inci maddelerinin uygulanacağı belirtilmiştir. O halde, taahhütlü üyeliklerde sözleşmenin süresinden önce sonlandırılması halinde uygulanacak hükümleri içeren 16. Maddenin spor salonu üyeliği açısından uygulama alanı bulunmamaktadır. Bu durumda da yapılması gereken, iflas masasına çekilecek ihtarname ile tüketicinin hizmetten yararlanamamasında satıcı/sağlayıcının kusurlu olduğu, dolayısıyla taahhüt bitiş tarihine kadar olan bedelin sözleşmenin feshi ile birlikte tarafınıza iadesinin istenmesidir.

Her iki durumda da iflas masasına gönderilecek ihtarname örneğini; büromuzla iletişim geçerek veya iletişim formundan talepte bulunarak edinebilirsiniz.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

TERÖR SALDIRILARINDA UĞRANILAN ZARARLARIN TAZMİNİ

TERÖR SALDIRILARINDA UĞRANILAN ZARARLARIN TAZMİNİ

Ülkemiz, yaklaşık son 30 yıldır ciddi terör eylemlerine maruz kalmaktadır. Terör eylemleri devlet ve toplum nezdinde büyük tahribata yol açtığı gibi tek tek bireylerin büyük zararlara uğramasına neden olmuştur.  Bireylerin zarar uğraması kendi kusurları sonucu değil toplumun bir parçası oldukları için eylemlerin hedefi olmaktadırlar.  Bundan sebep uğranılan maddi ve manevi zararın giderilmesi devletin sorumluluğunda olup bir toplumsal ihtiyaç olarak kendini göstermektedir.

Avrupa Birliği müktesebatına uyum süreci içinde yasalaştırılan “ 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun” uygulamada sorunun nasıl çözüleceğine dair yol göstermektedir.  Ancak bu kanun kapmasında karşılanacak zararlar sadece maddi tazminatla sınırlı olup hangi zararların karşılanacağı  Madde 15’ te ele alınmıştır;

a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.

b) Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hallerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.

c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddi zararlar.

Her ne kadar 5233 sayılı kanunun amacı Madde l’de açıklanan “ Terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan gerçek kişiler ile tüzel kişilerin, bu zararların karşılanması” olsa da; anılan yönetmeliğin Anayasa’nın  2., 5., 11., 36., 90. ve 125 inci maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru sonucu mahkemece verilen 25.6.2009 günlü, E:2006/79, K:2009/97 sayılı kararda;

“….5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaşla devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasa koyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa’da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır. 5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece “maddi” olan kısmının sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa’da bu zararlardan “manevi” olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi, 12’nci maddede “sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır” denilerek Anayasa’nın 125 inci maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir….” gerekçelerine yer verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu karar ve Danıştay 10. Dairesi’nin kararında, 27 Temmuz 2004’te yürürlüğe giren 5233 sayılı Kanun’un, yargısal ve bilimsel içtihatlarla kabul edilen “sosyal risk” ilkesinin yasalaşmış hali olduğu belirtildi. Bu yasanın uygulama alanının yalnızca terör nedeniyle “sosyal risk” ilkesi uyarınca tazmini mümkün olan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunduğu ifade edilen kararda, bu yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonra yargısal içtihat yoluyla “sosyal risk” ilkesinin uygulanmasının mümkün olmadığı vurgulandı.

Başvuru Usulü ve Yetkili Mahkeme

Zarar gören kişilerin veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her halde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde, zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği ilin Valiliğine başvurmaları gerekmektedir. Bu Kanun kapsamındaki yaralanma ve sakatlanmalarda, yaralının hastaneye kabulünden hastaneden çıkışına kadar geçen süre, başvuru süresinin hesaplanmasında dikkate alınmamaktadır. Dava açma süreleri içinde yapılan başvuru nihai işlem sonucunun ilgiliye tebliğine kadar dava açma sürelerini durdurmaktadır.(m.6/son) 

Maddi ve manevi tazminat davalarında yetkili mahkeme, terör eylemlerinin meydana geldiği yer İdare Mahkemeleridir.

 

Terör eylemleri sebebiyle uğradığınız zararların tazmini amacıyla büromuzdan hukuki destek alabilirsiniz.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

 

 

 

 

 

 

 

ÜCRETİN GEÇ ÖDENMESİ HAKLI FESİH SEBEBİDİR

ÜCRETİN GÜNÜNDE ÖDENMEMESİ HALİNDE İŞÇİNİN KIDEM TAZMİNATI HAKKI DOĞAR

Çalışma hayatında en sık karşılaşılan sorunlardan biridir ücretin geç ödenmesi ya da hiç ödenmemesi. İnternette yaptığım kısa bir araştırmada, ücretin gününde ödenmemesi ile ilgili o kadar hatalı ve yanlış bilgiyle karşılaştım ki, ücreti ödenmeyen işçinin sahip olduğu haklar konusunda yazı kaleme alma ihtiyacı hissettim.

Ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutardır. 4857 sayılı İş Kanununun 24 üncü maddesinin ( II ) numaralı bendinin ( e ) alt bendinde sözü edilen ücret, geniş anlamda ücret olarak değerlendirilmelidir. İkramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakları da ücrete dahildir. Aynı şekilde yol ve yemek parası da, işçinin ücretine dahil olan diğer kalemlerdir.

Ücret en geç ayda bir ödenir. İş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmeleri ile ödeme süresi bir haftaya kadar indirilebilir. (4857 sayılı İş Kanunu 32/5. Fıkra) Kanundaki bu tanımdan anlaşılması gereken; 1 Mayıs-31 Mayıs arasındaki çalışmanın karşılığının en geç 1 Haziran’da ödenmesi gerektiğidir. Tabi iş sözleşmesi veya yerleşik işyeri uygulaması ile ücret ödeme günü ayın 3’ü, 5’i ya da 10’u gibi belirli bir gün olarak kararlaştırılmış ise, bu kararlaştırılan gün, ödeme günüdür. Başka bir deyişle;  işverenin en geç ödeme yapması gereken gündür.

Peki iş sözleşmesi veya işyeri uygulaması ile belirlenen günde işçinin ücreti ödenmemesi durumunda işçinin sahip olacağı haklar nelerdir? Kanunda yer alan 20 günlük bekleme süresinden ne anlaşılması gerekir? Bu 20 günlük süre, iş akdini haklı olarak feshetmek için beklenilmesi gereken bir süre midir?

Sorulara cevap vermeden önce, 4857 sayılı yasanın işçiye haklı fesih imkanı veren 24. Maddesinin ücrete ilişkin hükmüne yer vermekte fayda var. Buna göre;

“…

e) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse,

…”

Denilmekle esasen kanun veya iş akdi ile belirlenen günde işçinin ücretinin ödenmemesinin işçi açısından haklı fesih sebebi olduğu belirtilmektedir. Bu yönüyle bakıldığında, işçinin ücreti ödenmemesi sebebiyle iş akdini haklı olarak feshetmesi için, belirlenen ücret ödeme gününün geçmiş olması gerekli ve yeterlidir. Ayrıca işverene bir süre tanıması işçiden beklenemez. Tabi hakkın kullanımında “dürüst davranma” ilkesi, burada da karşımıza çıkmaktadır. Buna göre; Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.”

Buradan anlaşılması gereken; uzun bir süre çalıştığı işyerinde, ücreti daima gününde ödenen işçinin, ödeme gününün geçtiğinden bahisle, ödeme gününden sonraki gün iş akdini haklı nedenle feshetmesi, dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder. Ancak maaşını sürekli gecikmeli alan işçinin, en son 3 günlük gecikmeden sonra iş akdini feshetmesi, dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmeyecektir. Çünkü ödemelerdeki düzensizlik süreklilik kazanmış olduğundan, işçiden bu düzensizliği kabullenmesi beklenemez. Dolayısıyla 3 günlük gecikme üzerine iş akdini feshi de, haklı fesih olarak nitelendirilecektir.

YEMEK VEYA YOL ÜCRETİNİN ÖDENMEMESİ DE, İŞÇİYE HAKLI FESİH İMKANI VERİR

Ücret kavramına, yemek ve yol ücretinin de dahil olduğunu yukarıda belirtmiş idik. İşçinin, ödenmekte olan yol veya yemek ücretinin de gününde ödenmemesi işçiye haklı fesih imkanı verir.  Yargıtay’ın 2013 tarihli kararında yer verdiği;

“…

4857 sayılı İş Kanununun 24 üncü maddesinin ( II ) numaralı bendinin ( e ) alt bendinde sözü edilen ücret, geniş anlamda ücret olarak değerlendirilmelidir. İkramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların ödenmemesi durumunda da işçinin haklı fesih imkânı bulunmaktadır…”

İfadeleri de bu doğrultudadır.

Sonuç olarak şunu belirtmek isteriz ki; maaş, fazla çalışma, ulusal bayram-genel tatil, prim, yol veya yemek ücreti gününde ödenmeyen işçi, dilerse iş akdinin 24/II-e uyarınca haklı sebeple feshederek kıdem tazminatını ve hak kazandığı diğer alacaklarını işverenden talep edebilir.

 

ÜCRETİ 20 GÜNDEN FAZLA ÖDENMEYEN İŞÇİ İŞ GÖRMEKTEN KAÇINABİLİR

Ücretin gününde ödenmemesi ile ilgili kanunda yer alan bir diğer düzenleme de 34. Maddededir.

“Ücretin gününde ödenmemesi

Madde 34 – Ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına dayanarak iş görme borcunu yerine getirmemeleri sayısal olarak toplu bir nitelik kazansa dahi grev olarak nitelendirilemez. Gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır. Bu işçilerin bu nedenle iş akitleri çalışmadıkları için feshedilemez ve yerine yeni işçi alınamaz, bu işler başkalarına yaptırılamaz.”

Anılan düzenleme, ücretin ödenmemesi sebebiyle sahip olduğu haklı fesih imkanının yanında işçiye ek bir hak tanımaktadır. İşçi, ücreti ödenmediği için işten çıkmak zorunda değildir. Dilerse, iş akdini feshetmek yerine ücreti ödeninceye kadar iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Ancak bu hakkını kullanabilmesi için, bazı şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Bunlar;

  1. Ücretinin, ödeme gününden itibaren 20 gün içinde ödenmemiş olması gerekir.
  2. Ödemede gecikmenin mücbir bir sebepten kaynaklanmaması gerekir.
  3. İş saatlerinde işyerinde bulunması gerekir.

 

Uygulamada bu duruma hak grevi denmektedir. Yani bir hakkın yerine getirilmesine kadar iş yapmaktan kaçınmadır. İş görmekten kaçınan işçi sayısı toplu bir hal alsa da, bu durum grev olarak nitelendirilemez. Haliyle işverene lokavt hakkı doğmayacaktır.

 

SONUÇ

İşçinin ücretinin gününde ödenmemesi halinde işçinin seçimlik hakları bulunmaktadır. Ücret kavramı içerisine; yol, yakacak, yemek, prim, fazla mesai gibi para ile ölçülebilir menfaatler de dahildir. Bu anlamda; yemek ücreti ödenmeyen işçi de, iş akdini haklı olarak fesih yoluna giderek kıdem tazminatı talep edebilecektir.

 

Haklı sebeple fesih imkanının kullanılabilmesi için, ücretin ne kadar gecikmesi gerektiği konusu da, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Ödemelerin sürekli geciktiği bir işyerinde, 2 günlük bir gecikmenin dahi haklı sebep teşkil edeceği kabul edilebilirken, ücretin hiç gecikmediği bir işyerinde, 5-6 günlük bir gecikmenin dahi haklı sebep olarak kabul edilememesi mümkündür.

 

Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı nedene dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da bulunmaktadır.

 

Ücreti, ödeme gününden itibaren 20 gün geçmesine rağmen ödenmeyen fakat iş akdini sonlandırmak istemeyen işçinin, haklı fesih imkanının yanında iş görmekten kaçınma hakkı da bulunmaktadır. İşçi 20 günlük gecikmeden sonra dilerse, ücreti ödenene kadar mesai saatleri içinde işyerinde bulunmasına rağmen iş görmekten kaçınabilir.

 

Uygulamada, ücretin ödenmemesi sebebiyle işçilerin başvurduğu en sık yol; haklı sebeple fesihtir. Ancak yukarıda da izah ettiğimiz gibi, işçi açısından haklı fesih imkanının doğup doğmadığı ancak İş Hukuku’nda uzman bir avukat tarafından analiz edilebilecek bir husus olabilir çoğu zaman. Hak kayıpları yaşamamak ve mağdur olmamak adına, daha iş akdinizi sonlandırmadan İş Hukuku’nda uzman bir büroya başvurarak danışmanlık hizmeti alabilirsiniz.

İş Hukuku’nda uzman büromuzla bu anlamda irtibata geçerek hukuki destek alabileceğiniz unutmayın.

 

                                                                                                                      ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

 

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.