SİGORTA HUKUKU GENEL BİLGİLER

 

SİGORTA HUKUKU GENEL BİLGİLER

İnsanlar günlük yaşamda bir sürü risk ile karşı karşıyadır. Büyük küçük fark etmeksizin her birey bir risk taşıyıcısı konumundadır. Bu nedenle kişiler can ve mal güvenliğine gelebilecek zararlara karşı sigorta şirketleriyle sigorta sözleşmesi akdetmekte ve gerçekleşen riskler sonucunda kendilerini bu risklere karşı güvence altına almaktadır. Böylece sigorta ettirenin sigorta primi ödemesi karşılığında sigorta şirketleri bu risklerin sonucunu üstlenmektedir. Bu nedenle sigorta sözleşmeleri iki tarafa da borç yükleyen sözleşmelerdir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 1401. maddesinde sigorta sözleşmesinin tanımı yapılmakta ve bazı unsurları belirtilmektedir : “Sigorta sözleşmesi, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir.” Bu tanımdan da görüleceği üzere; sigorta sözleşmeleri zarar sigortalarıyla(Mal sigortaları, Sorumluluk sigortaları) ilgili olabileceği gibi can sigortalarıyla(Hayat sigortaları, Sağlık sigortaları, Kaza sigortaları) da ilgili olabilir.

 

Öncelikle sözleşmenin tarafları; sigortacı ve sigorta ettirendir. Sigorta sözleşmelerinin konusu para ile ölçülebilir bir değer olması gerekir. Sigorta ettirenin prim ödeme borcu bulunmaktadır. Meydana gelmiş bir tehlike, riziko veya olay bulunmalıdır. Bunların neticesinde ise sigorta şirketi, aralarındaki sözleşme uyarınca bu riskin sonucunu üstlenecektir.

Sigortacı ve sigorta ettiren yanında sigortalı ve lehtar terimleriyle de karşılaşılmaktadır. Sigortalı; lehine sigorta yapılan kişidir. Sözleşmenin tarafı her ne kadar sigorta ettirenle sigorta şirketi olsa da sözleşme 3. Bir kişi lehine yapılmış olabilir. Lehtar ise; tehlike, risk veya olay meydana geldiğinde sigortacıdan sigorta bedelini talep etme hakkına sahip olan kişiyi ifade etmektedir.

Sigorta sözleşmesinin kurulması TTK’ nın 1405. maddesinde açıklanmıştır: “Sigortacı ile sigorta sözleşmesi yapmak isteyen kişinin, sözleşmenin yapılması için verdiği teklifname, teklifname tarihinden itibaren otuz gün içinde reddedilmemişse sigorta sözleşmesi kurulmuş sayılır.Sigorta sözleşmesi yapmak isteyen kişi, teklifnameyi sunduktan sonra sigorta şirketinden kabul cevabı alabilir, ret cevabı alabilir veya sigorta şirketi herhangi bir cevap vermeyebilir. Bu durumda 30 günlük süre içinde herhangi bir cevap gelmez ise sözleşme kurulmuş sayılmaktadır.

Sigorta şirketi sözleşmenin kurulmasının ardından sigorta ettirene poliçe verme yükümlülüğü altındadır. Poliçede, tarafların haklarını, temerrüde ilişkin hükümler ile genel ve varsa özel şartları içerir, rahat ve kolay okunacak biçimde düzenlenir. Bu yükümlülüğün süresi 1424. Maddede belirtilmiştir: “Sigortacı; sigorta sözleşmesi kendisi veya acentesi tarafından yapılmışsa, sözleşmenin yapılmasından itibaren yirmi dört saat, diğer hâllerde onbeş gün içinde, yetkililerce imzalanmış bir poliçeyi sigorta ettirene vermekle yükümlüdür. Sigortacı, poliçenin geç verilmesinden doğan zarardan sorumludur.

 

Sigortanın süresi ise sözleşmede taraflarca kararlaştırılabilir. Eğer taraflar böyle bir süre kararlaştırmamış ise taraf iradeleri, yerel teamül ile hal ve şartlar göz önünde bulundurularak, mahkemece belirlenir. Sigorta dönemi prim daha kısa zaman dilimlerine göre hesaplanmamış ise bu kanuna göre bir yıldır. Sözleşmeye bağlı istemlerde zamanaşımı 1411. maddede düzenlenmiştir: “Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482. madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her halde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” 1482. madde ise şu şekildedir: “Sigortacıya yöneltilecek tazminat istemleri, sigorta konusu olaydan itibaren on yılda zamanaşımına uğrar.

 

Sigorta sözleşmesi kanuna, emredici hükümlere veya ahlaka aykırısı ise geçersiz sayılamaktadır. Aynı şekilde sigortalanan menfaat, sigorta sözleşmesinin kurulması anında mevcut değil ise sözleşme geçersiz olmaktadır. Ancak başta var olan menfaat sonradan ortadan kalkarsa sözleşme o andan itibaren geçersiz olacaktır.

 

Tarafların borç ve yükümlülüklerine bakacak olursak:

Sigorta ettirenin borç ve yükümlülükleri;

 

* Pirim ödeme borcu TTK 1430 (Sigorta ettiren, sözleşmeyle kararlaştırılan primi ödemekle yükümlüdür. Aksine sözleşme yoksa sigorta primi peşin ödenir. Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.),

* Beyan yükümlülüğü TTK 1435 (Sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır),

 

* Bildirim Yükümlülüğü TTK 1446 ((1) Sigorta ettiren rizikonun gerçekleştiğini öğrenir öğrenmez sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Riziko gerçekleşmesinin ihbarı, sigortacının hasarı tespit ile gereğinde zararın azaltılması veya artmasına engel olacak tedbirleri almasını sağlamaya ilişkindir.

(2) Riziko gerçekleştiğinde ihbar görevinin ihlali için kusur şartı aranmıştır. Rizikonun gerçekleştiğinin ihbar edilmemesinde bildirimin yapılmaması veya geç yapılması ödenecek tazminatta veya bedelde artışa sebep olmuş ise, kusurun ağırlığına göre sigortacının ödemekle mükellef bulunduğu tazminattan indirilir.)

* Bilgi verme ve araştırma yapılmasına izin verme yükümlülüğü TTK 1447 ((1) Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sözleşme uyarınca veya sigortacının istemi üzerine, rizikonun veya tazminatın kapsamının belirlenmesinde gerekli ve sigorta ettirenden beklenebilecek olan her türlü bilgi ile belgeyi sigortacıya makul bir süre içinde sağlamak zorundadır. Ayrıca, sigorta ettiren, aldığı bilgi ve belgenin niteliğine göre, rizikonun gerçekleştiği veya diğer ilgili yerlerde sigortacının inceleme yapmasına izin vermekle ve kendisinden beklenen uygun önlemleri almakla yükümlüdür.

 (2) Bu yükümlülüğün ihlal edilmesi sebebiyle ödenecek tutar artarsa, kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılır.),

 

* Zararı önleme, azaltma rizikoyu ağırlaştırmama ve sigortacının rücu haklarını koruma yükümlülüğü TTK 1444 (Sigorta ettiren veya onun izniyle başkası, rizikonun gerçekleşme ihtimalini artırıcı veya mevcut durumu ağırlaştırıcı işlemlerde bulunursa yahut sözleşme yapılırken açıkça riziko ağırlaşması olarak kabul edilmiş bulunan hususlardan biri gerçekleşirse derhâl; bu işlemler bilgisi dışında yapılmışsa, bu hususu öğrendiği tarihten itibaren en geç on gün içinde durumu sigortacıya bildirir.)  TTK 1448 ((1) Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda, zararın önlenmesi, azaltılması, artmasına engel olunması veya sigortacının üçüncü kişilere olan rücu haklarının korunabilmesi için, imkânlar ölçüsünde önlemler almakla yükümlüdür. Sigorta ettiren, sigortacının bu konudaki talimatlarına olabildiğince uymak zorundadır. Birden çok sigortacının varlığı ve bunların birbirlerine aykırı talimatlar vermeleri hâlinde, sigorta ettiren, bu talimatlardan zararın azaltılması ve rücu haklarının korunması bakımından en uygun olanını dikkate alır.

(2) Bu yükümlülüğe aykırılık sigortacı aleyhine bir durum yaratmışsa, kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılır.).

Sigortacının borç ve yükümlülükleri;

* Rizikoyu taşıma yükümlülüğü TTK 1421 (Aksine sözleşme yoksa, sigortacının sorumluluğu primin veya ilk taksidinin ödenmesi ile başlar; kara ve denizde eşya taşıma işlerine ilişkin sigortalarda, sigortacı, sözleşmenin yapılmasıyla sorumlu olur.),

* Aydınlatma yükümlülüğü TTK 1423 ((1)Sigortacı ve acentesi, sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce, gerekli inceleme süresi de tanınmak şartıyla kurulacak sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerini sigorta ettirene yazılı olarak bildirir. Ayrıca, poliçeden bağımsız olarak sözleşme süresince sigorta ilişkisi bakımından önemli sayılabilecek olayları ve gelişmeleri sigortalıya yazılı olarak açıklar.

(2) Aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatı sigortacıya aittir),

* Sigorta poliçesi verme yükümlülüğü TTK 1424 (Sigortacı; sigorta sözleşmesi kendisi veya acentesi tarafından yapılmışsa, sözleşmenin yapılmasından itibaren yirmi dört saat, diğer hâllerde on beş gün içinde, yetkililerce imzalanmış bir poliçeyi sigorta ettirene vermekle yükümlüdür. Sigortacı poliçenin geç verilmesinden doğan zarardan sorumludur.),

* Giderleri ödeme borcu TTK 1426 (Sigortacı, sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar tarafından, rizikonun, tazminatın veya bedel ödeme borcunun kapsamının belirlenmesi amacıyla yapılan makul giderleri, bunlar faydasız kalmış olsalar bile, ödemek zorundadır.),

 

* Tazminat ödeme borcu TTK 1429 (Sigortacı, aksine sözleşme yoksa, sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlüdür. Sigorta ettiren, sigortalı ve tazminat ödenmesini sağlamak amacıyla bunların hukuken fiillerinden sorumlu oldukları kişiler, rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep oldukları takdirde, sigortacı tazminat borcundan kurtulur ve aldığı primleri geri vermez.).

TTK kapsamında sigorta sözleşmeleri 2’ ye ayrılmaktadır:

SİGORTA SÖZLEŞMELERİ

                 ZARAR SİGORTALARI                                                                   CAN SİGORTALARI

-Mal Sigortaları                                                                                       -Hayat Sigortaları

-Sorumluluk Sigortaları                                                                        -Sağlık Sigortaları

-Kaza Sigortaları


Zarar sigortaları sigorta sözleşmesinde güvence altına alınan rizikonun meydana getirdiği zararın tazmin amaçlamaktadır.
Zarar sigortaları içinde yer alan mal sigortaları, maddî nitelik taşıyan her türlü malvarlığı değeri üzerindeki menfaatleri konu alır. Bu nedenle, yangın, kasko, tarım, inşaat, ve hırsızlık gibi sigorta branşları mal sigortası başlığı altında toplanır. Deprem, sel ve su baskını, grev-lokavt, terör, araç çarpması, duman gibi rizikolar mal varlığına karşı gerçekleşen rizikolar olduğu için mal sigortaları kapsamı içindedir. Sorumluluk sigortaları ise sigortacının, sigortalının sözleşmede öngörülen ve zarar daha sonra doğsa bile, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle zarar görene, sigorta sözleşmesinde öngörülen miktara kadar tazminat ödemesini üstlendiği sözleşmelerdir.


Can sigortaları; insan hayatı ile ilgili olayların sigortasıdır
. Bir kişinin ölümü, kazaya uğraması, yaralanması, sakatlanması nedeniyle meslekte çalışamaz hâle gelmesi, yaşlanması gibi olaylardır. Can sigortaları içinde yer alan hayat sigortaları ölüm, çalışma gücünün kaybı veya belirlenen süre sonunda hayatta kalması gibi rizikolara karşı yapılan sigortalardır. Can sigortalarının ikinci türü olan sağlık sigortaları, hastalık hâlinin ortaya çıkması hâlinde poliçede gösterilen bedelin ödeneceği öngörülmüşse söz konusu olmaktadır. Can sigortalarının son türü ise kaza sigortalarıdır. Kaza sigortaları, sigortalının uğrayacağı kaza sonucu ölüm, sakatlık ya da iş göremezlik hâlleri için güvence sağlamaktadır.

Sigorta hukukuna ilişkin yukarıda mümkün olduğunca bazı özet ve genel bilgilere yer verilmiştir. Umarız gerek meslektaşlara iş hayatlarında, gerek de okurlara günlük hayatlarında faydalı olur. Devam eden yazılarımızda sırasıyla zarar sigortaları ve türlerini, kasko ve trafik sigortalarını, işyeri, yangın, hırsızlık sigortaları gibi sıkça karşılaşılan sigortalarla ilgili sorunlara ve günlük hayatta karşılaştığımız sigorta ile ilgili sorunlarla nasıl başa çıkabileceğimize dair bilgilere yer vereceğiz. Lütfen takipte kalın.

                                                                   ENER AVUKATLIK BÜROSU

FACEBOOK VE WHATSAPP KAYITLARI ANCAK HESABIN SAHİBİ TARAFINDAN VEYA AYNI PAYLAŞIM ORTAMINDA BULUNAN KİŞİLERCE DELİL OLARAK KULLANILABİLİR

FACEBOOK VE WHATSAPP KAYITLARI ANCAK HESABIN SAHİBİ TARAFINDAN VEYA AYNI PAYLAŞIM ORTAMINDA BULUNAN KİŞİLERCE DELİL OLARAK KULLANILABİLİR

Bir yargılama faaliyetinde, taraflar ileri sürdükleri olguları ispatla mükelleftir. Bu kapsamda davanın tarafı olan kişiler, iddia ettikleri bu olguları ispata yarayan delilleri mahkemeye sunacaktır ve başka yerde bulunan deliller var ise getirilmesini mahkemeden isteyecektir. Nitekim HMK 194/1’ de bu hususa dikkat çekilmektedir: Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.”

Tarafların dayanmış olduğu bu deliller, hukuka uygun elde edilmiş olabileceği gibi hukuka aykırı olarak da elde edilmiş olabilir. Hukuka uygun delil; elde edilmesi sırasında hukuki açıdan herhangi bir sorun bulunmayan delili ifade ederken hukuka aykırı delil ise kanuna aykırı olarak elde edilmiş delilleri ifade etmektedir. Anayasamızın 38. Maddesinin 6. fıkrasında; “Kanuna aykırı elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez”. şeklinde hukuka aykırı elde edilmiş delilin vakıanın ispatında kullanılamayacağı hükme bağlanmıştır.  Benzer şekilde HMK 189/2’ de bu husus düzenlenmiştir; “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.” Söz konusu iki madde birlikte değerlendirilecek olursa açıkça hukuka aykırı olarak elde edilen delil, kim tarafından elde edilmiş olursa olsun delil olarak kullanılamayacaktır. Çünkü kişisel temel hak ve özgürlükler ile toplumsal değerlerin, davanın sonuca ulaşması için yapılan etkinlikler sırasında da, korunması zorunludur. Aynı şekilde hukuka aykırı delil sayesinde elde edilen deliller de hukuka aykırı olarak kabul edilecek ve yargılama faaliyetinde kullanılamayacaktır.

Hal böyle olunca sunulan delillerin mahkemece kabul edilmesi için, o delilin usulsüz ve hukuka aykırı olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesi şarttır. Burada sözü geçen hukuka aykırılıklardan birisi de özel hayata yapılan haksız müdahaledir. Özel hayatın gizliliği diye ifade edilen ve sadece bireyi ilgilendiren alana hiçbir şekilde müdahale edilemez. Sosyal medya hesapları da tarafların özel hayatı kapsamında değerlendirilebilecek bir alandır. Bu platformlarda yapılan paylaşımların da, ancak hesabın sahibi veya aynı paylaşım ortamında bulunan kişilerce delil olarak kullanımının mümkün olduğu düşünülebilecektir.

Bu konudaki Yargıtay kararı da şu şekildedir:

“…Sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımların, ancak hesabın sahibi veya aynı paylaşım ortamında (facebook/whatsapp) bulunan kişilerce delil olarak kullanımının mümkün olduğu düşünülebilecektir. Diğer bir anlatımla, sahte profil oluşturup paylaşımlarda bulunmak veya kişi profillerinde hesap sahibinin bilgisi, muvafakatı ve izni olmaksızın yapılan paylaşımların delil olarak sunulması halinde, bunların 6100 Sayılı HMK’ nın 189/2. maddesi kapsamında hukuka aykırı delil kabul edilmesi gerekir.

Hal böyle olunca, mahkemece; davacı nafaka yükümlüsü tarafından sunulan delillerin bir bölümünün hukuka aykırı olarak elde edilmiş olduğu, diğer delillerin ise hukuka aykırı bir şekilde yaratılmış olduğu gözetilerek, dosya kapsamındaki diğer delillerle de ispat edilemeyen nafakanın kaldırılması davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile DAVANIN KABULÜNE KARAR VERİLMİŞ OLMASI USUL VE YASAYA AYKIRIDIR…” (
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2016/14742, K. 2017/2577)

YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK İŞLERİ BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİ ŞEKLİNDE YAPILAMAZ

 

İş hayatında işçi ve işveren arasında birçok türde iş akdi yapılmaktadır. Bu sözleşme türlerinden sık karşılaştıklarımız belirli süreli ve belirsiz süreli iş sözleşmeleridir. Belirli süreli iş sözleşmeleri; belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesidir. Belirsiz süreli iş sözleşmeleri ise;  iş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde karşımıza çıkmaktadır.

Yukarıda belirttiğimiz üzere belirli süreli iş sözleşmeleri ancak objektif koşulların varlığı halinde yapılabilir ve esaslı bir neden olmadıkça birden fazla üst üste (zincirleme) şekilde yapılamaz. Esaslı neden olmadan zincirleme şekilde yapılan iş sözleşmeleri, yazılı şekilde yapılmayan iş sözleşmeleri veya objektif koşul olmadan veya sözleşmede belirtilmeden kurulmuş olan iş sözleşmeleri belirsiz süreli olarak kabul edilmektedir. Belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması ve yenilenmesi, işçinin iş güvencesi dışında kalması sonucunu doğurmamalıdır. Bu şekilde işçi, koruma altına alınmış olmaktadır.

Belirli süreli sözleşmede de, süre bitiminden  evvel işçi tarafından haklı fesih veya işveren tarafından haksız fesih söz konusu olur  ise, işçi 1 yıllık kıdem süresini doldurduğu takdirde, kıdem tazminatına hak kazanabilecekken sözleşme belirli süreli olduğundan ihbar tazminatı söz konusu olmayacaktır. Ayrıca belirli süreli iş sözleşmesinin ayırt edici noktalarından bir tanesi de, işçiye işe iade davası hakkı vermemesidir. Belirsiz süreli sözleşmelerde ise, şartların mevcut olması halinde işçi hem kıdem hem de ihbar tazminatına hak kazanılabilecektir.

Her ne kadar iki sözleşme türünde de işçiler benzer bazı haklara sahip olsalar da bazen haklarını alamadan işten çıkarılabilmektedir. Özellikle Türk işçilerin yurt dışı çalışmaları sebebiyle işverenlerle sıkça karşı karşıya geldiği görülmektedir. Son zamanlarda gündemde olan yurtdışı inşaat işlerinde çalışmak üzere Türkiye’den giden işçiler, iş sözleşmelerinin belirli süreli olduğu öne sürülerek sürenin bitimiyle veyahut proje sonuçlanınca kıdem ve ihbar tazminatı ödenmeden Türkiye’ye geri gönderilmektedir.

Ancak her ne kadar işveren tarafı sözleşmeyi belirli süreli olarak yaptıklarını öne sürmüş olsa da, Yargıtay bu şekilde yurtdışında gerçekleştirilen müteahhitlik işleri için yapılan sözleşmelerin, belirli süreli değil belirsiz süreli olarak kabul edilmesi gerektiği yönünde görüş birliğine varmıştır. Hal böyle olunca işçi, yukarıda belirsiz süreli iş sözleşmeleri için saymış olduğumuz haklarını almak amacıyla hukuki yollara başvurabilecektir.

 

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bu hususa ilişkin olarak; 2013/6178 Esas No’lu, 2013/17934 Karar No’lu kararında;

 

“Somut olayda davacıyla davalı arasında yapılan iş sözleşmesinde 23.8.2002- 23.1.2003 tarihleri arasında çalışılacağı taahhüt edilmiştir. Davacı, davalı işyerinde kalıpçı ustası olarak 23.8.2002-19.11.2002 tarihleri arasında çalışmıştır. İş Kanunu uyarınca asıl olan taraflar arasında yapılan iş sözleşmesinin belirsiz süreli oluşudur. Hangi durumlarda belirli süreli iş sözleşmesi yapılacağı yukarda açıklanmıştır. Son zamanlarda Dairemizin genel görüşü yurtdışı müteahhitlik işlerinde işçiyle işveren arasında yapılan iş sözleşmelerinin belirsiz süreli olduğu kabul edilmiştir(Dairemizin 29.1.2013 gün 2011/42481 E. 2013/3360 K., 28.5.2013 gün ve 2011/45659 E. 2013/16114 K. sayılı karaları). Her ne kadar taraflar arasında yapılan iş sözleşmesinin belirli süreli olduğu belirtilmiş ise de dosya kapsamına göre ilişkinin belirli süreli olmasını gerektirir bir delil ibraz edilememiştir. Somut uyuşmazlıkta iş sözleşmesi belirsiz süreli olup davacı 19.11.2002 tarihinden sonrası için ücret talep edemez. Mahkemece davacının iş sözleşmesi sona erdikten sonraki döneme dair bakiye süre ücreti talebinin reddi gerekirken kabulü isabetsizdir.”

 

İş davaları ve özellikle yurtdışı çalışmalarına ilişkin iş davaları, özellikli davalardır. Hak kaybına uğramamanız ve hak ettiğiniz en fazla tazminatı alabilmeniz için, bu konuda uzman bir hukukçuyla çalışmanız yararınıza olacaktır.

 

                                                                       ENER AVUKATLIK BÜROSU

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.