SATIŞ TALEBİNİN REDDEDİLMİŞ OLMASI MEVCUT HACZİN DÜŞMESİNE NEDEN OLMAZ

T.C. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi Esas No:2015/5672 Karar No:2016/4837

Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayetçi ve şikayet olunan vergi daireleri vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. 

– K A R A R –

Şikayetçi vekili, müvekkilinin işçilik alacağı için …n 2005/1577 esas dosyası ile dava açıldığını, dava dosyasından 10.05.2006 tarihinde ihtiyati tedbir karar verildiğini,… 18.03.2008 tarih, 2015/1577 esas ve 2008/43 karar sayılı ilamına dayanılarak….esas sayılı takip dosyası ile icra takibine geçildiğini, 23.10.2009 tarihinde takibin kesinleşmesi ile borçlu adına kayıtlı taşınmaz üzerine haciz konulduğunu, hacizli taşınmazın 10.04.2012 tarihinde 67.500,00 TL ye satıldığını, … tarafından sıra cetveli yapıldığını ve yapılan sıra cetvelinin taraflarına 01.10.2012 tarihinde tebliğ edildiğini, müvekkil şikayetçinin işçilik alacağının sıra cetveline alınmamasının İİK 100. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptali ile şikayetçinin işçilik alacağının 1. sıraya alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Şikayet olunan vergi daireleri vekili, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;… sayılı dosyasından konulan haczin satış istenmemesi nedeniyle düştüğü, yeniden sıra cetveli yapılması gerektiği gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
Karar, şikayetçi vekili ve şikayet olunan vergi daireleri vekili temyiz etmiştir.
1)Mahkemece sıra cetveli düzenlenen icra dosyası alacaklısı …nin haczinin düştüğünden bahisle icra dairesinin sıra cetveli yapmaya yetkili olmadığından sıra cetveli iptal edilmiş ise de; varılan sonuç dosya ile uyumlu değildir. Alacaklı şirketin bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine 12.12.2005’te haciz işlemi uyguladığı, süresinde 04.12.2007 tarihinde satış talebinde bulunarak satış avansını da yatırdığı sabittir. İcra memuru ise taşınmazın satılması için kıymet taktiri işleminin tamamlanmadığından bahisle satış talebini reddetmiştir. Bu ret kararı sadece taşınmazın o an için satılmasına engel halinin bulunduğunu tespit mahiyetindedir, bu alacaklının haczinin düşmesine sebep teşkil etmez. Yani hakkın kaybına neden olacak bir karar değildir. Alacaklı … satış talep ederek, satış avansını yatırmıştır. Kanunda alacaklıya yüklenen bu hususlar yerine getirildiği için şikayetçinin haczinin ayakta olduğunun kabulü gerekir. İİK’nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olup, satış talebinin herhangi bir sebeple reddi haczi düşürmez Dairemizin son uygulaması bu yöndedir. (Dairemizin 26.03.2012 tarih ve …sayılı ilamları) Bu durumda mahkemece şikayetçinin diğer şikayetleri değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2)Bozma nedenine göre, şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayet olunan Vergi Daireleri vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayetçinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, şikayetçiden alınan peşin harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.11.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. 

İTİRAZIN İPTALİ DAVASI-İCRA İNKAR TAZMİNATI

T.C.

YARGITAY

9. Hukuk Dairesi

Esas No              :2009/3685

Karar No           :2011/4410

  Karar Tarihi     : 20.02.2011

İTİRAZIN İPTALİ DAVASI 
İCRA İNKAR TAZMİNATI

Özet 
     İtirazın iptali davası itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Alacak konusu İş Mahkemesinin görevine giriyorsa dava İş Mahkemesinde açılır. 
     İtirazın iptali davasının konusunun ıslah yoluyla arttırılması mümkündür. 
     Dava konusu alacağın miktarının belirli veya belirlenebilir olması halinde ıcra ınkar Tazminatı’na hükmedilir. Hak tartışmalı ise ıcra inkar Tazminatı’ndan söz edilemez. Mahkeme kararında icra inkar Tazminatı’nın ne kadar olduğu net ve somut biçimde belirtilmelidir.

Davacı vekilince, davacının davalı tarafından 01.12.2003 tarihinde geçerli sebep olmadan ve hakları ödemeden işten çıkarıldığını ve ıstanbul 6. ış Mahkemesi’nin 2004/64-367 Sayılı Kararı ile davacının işe iadesine ve davalıdan işe başlatılmama halinde 6 aylık ücret tutarında tazminat alınmasına ve 4 aylık ücret alacağının alınmasına karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini ve davacının işe başlatılma talebinin kabul edilmediğinin ve davalıdan ücret ve tazminat haklarının dilekçe ile talep edildiğini ve davalının davacı adına 12.626,88 YTL nin 23.03.2005 de bankaya yatırıldığını bildirdiğini ancak tazminat alacağının ve ücret alacağının eksik ödendiğini ihbar ve kıdem tazminatlarının ödenmediğini ve bunun üzerine Bakırköy 1. ıcra Müdürlüğü’nün 2006/9735 E. sayılı dosyasında yapılan icra takibinde davalıdan 4 aylık ücret alacağı 6 aylık tazminat alacağı talep edildiğini ve kıdem tazminatı ile ihbar tazminatı da talep edildiğini ancak davalının itirazı üzerine icra takibinin durduğunu açıklayarak davalının itirazının iptaline ve % 40 dan az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. 
     Davalı vekilince , davacının iş akdinin feshinde kendisine defalarca kıdem tazminatı ile ilgili çekini almasının belirtildiğini ancak davacının çeki gelerek almadığını ve davalının noter kanalı ile davacıya ihtarname göndererek çeki almasını belirttiğini ancak davacının kötü niyetli davranarak Bakırköy ıcra Müdürlüğü’nün 2006/9735 E.  sayılı dosyasında icra takibi açtığını, kıdem ve ihbar tazminatı ile ilgili faiz talebinin hukuk ve nesafet kurallarına aykırı olduğunu, davacıya 10.475.287.644 TL lik ödeme yapıldığını ve İstanbul 6. iş mahkemesinde açılan işe iade davasının sonunda tüm yasal alacaklarının Banka aracılığı ile ödendiğini açıklayarak haksız ve dayanaksız açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 
     Mahkemece davanın kısmen kabulüne, icra takibinin 7.041,63 TL üzerinden devamına ve % 40 dan aşağı olmamak üzere icra inkar ödencesi alınmasına karar verilmiştir. 
     Genel haciz yoluyla ilamsız icra takiplerinde borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkanlarından biri ıcra ıflas Kanunu’nun 67. maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır. 
     İtirazın iptali davası, takip alacaklısı tarafından itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılır. İcra takibinde yer alan ve borçlu tarafından itiraza uğrayan kısım davanın konusunu oluşturur. Borcun tamamına ya da bir kısmına itiraz hallerinde olduğu gibi imzaya itiraz ile faize itiraz edilmesi durumunda da itirazın iptali davası açılabilir. 
     İcra İflas Kanunu’nun 68 ve 68 (a) maddelerinde sözü edilen belgelerden birine sahip olmayan alacaklı, itirazın giderilmesini sağlayabilmek için yalnız itirazın iptali yoluna başvurabilir. 
     Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş ya da itiraz geçerli değilse alacaklının itirazın iptali davası açmasında hukuki yarar yoktur. 
     İtirazın iptali davası süreye tabidir. Alacaklı itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde davayı açabilir. 
     İcra takibi konusu alacak (davası) iş mahkemesinin görevine girmekte ise, itirazın iptali davası da iş mahkemesinde açılır (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, İstanbul Kasım 2004, s. 223.). Buna göre davada 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca sözlü yargılama usulü uygulanır. 
     İtirazın iptali davasında, işçilik alacaklarıyla ilgili olarak tahsil hükmü kurulması mümkün olmaz. Yargılama sonunda icra takibine itirazın kıdeme ya da tamamen iptali ile takibin devamına ya da davanın reddine dair karar verilmelidir. 
     İtirazın iptali davasında dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması mümkün olup, arttırılan kısım yönünden tahsil davası olarak hüküm kurulmalıdır. Davaya konu miktarın ıslah yoluyla arttırılması itirazın iptali davasının niteliğini değiştirmez ve tamamını tahsil davasına dönüştürmez. 
     İtirazın iptali davasında borçlunun haksızlığına karar verilmesi halinde ve alacaklının talep etmiş olması şartıyla, borç miktarının Yasada gösterilen orandan az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilir. İcra inkar tazminatına karar verilebilmesi için alacağın belirli ya da belirlenebilir olması gerekir. Özellikle, işçinin kıdemi, ücreti gibi hesap unsurları, işverence bilinen ya da belirlenebilecek hususlardır. 4857 sayılı İş Kanununun 8 ve 28. maddelerinin işverene bu gibi konularda belge düzenleme yükümü yüklediği de gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak, hak tartışmalı ise icra inkâr tazminatına hükmedilemez(Yargıtay HGK. 4.3.2009 gün 2009/ 9-57 E, 2009/ 110 K). 
     Borçlu belirli bir alacak için yapılan icra takibinde borcun bir kısmına itiraz etmek istediğinde, itiraz ettiği kısmı açıkça göstermek zorundadır. Borçlu buna uymaz ve borcun tamamına itiraz ederse, itirazın iptali davası sonucunda borçlu olduğu miktar bakımından icra inkar tazminatı ödemekle yükümlüdür (Yargıtay 9.1-ID. 4.4.2008 gün 2007/ 14360 E, 2008/ 7511 K.). 
     Alacağın likit olması şartıyla itirazın iptali davası sonunda borçlunun itirazının kısmen kabulü halinde dahi, kabul edilen kısım bakımından icra inkar tazminatına hükmedilmelidir. 
     İcra inkar tazminatı, asıl alacak bakımından söze konu olur. İşlemiş faiz isteği yönünden icra inkar tazminatına hükmedilmesi mümkün değildir. 
     İcra takibinde işlemiş faiz için de takip tarihinden itibaren faiz talep edilmiş olması durumunda, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi, faize faiz yürütülmesi anlamına gelir ki, Borçlar Kanunun 104/son ve 3095 Sayılı Yasanın 3. maddesi uyarınca faize faiz yürütülmesi mümkün olmaz. Bu halde, asıl alacak bakımından takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmek suretiyle, faize faiz yürütülmeyecek şekilde hüküm kurulmalıdır. 
     Somut olayda itirazın iptaline karar verilen miktar davalının belgelerine göre hesaplanan ve bu nedenle davalının hesaplayabileceği bir miktar olduğu için likit olarak kabul edilip, icra inkar tazminatına karar verilmesi isabetli ise de hükmedilen icra inkar tazminatı miktarının muğlak bırakılması hatalı olup, bozma sebebi ise de, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün HUMK ’un 436/2. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. 
     SONUÇ: Temyiz olunan kararda hüküm fıkrasında 2. paragrafında yazılı olan “davalıdan. .. %’40 dan az olmamak üzere icra inkar ödencesi alınmasına” 
     kelimelerinin çıkarılarak yerine “… Alacağın %’40’ı olan 2.816,65 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine…” kelimelerinin eklenmesine, hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin 4.40 TL’sinin davacıya arta kalanın davalıya yükletilmesine, 21.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDA DAVA AÇMA SÜRESİ İTİRAZIN ALACAKLIYA TEBLİĞ TARİHİNDEN İTİBAREN BAŞLAR

T.C. Yargıtay 11. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/4511 K. 2005/1138T. 14.2.2005

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Bursa 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06.11.2003 tarih ve 2000/1163-2003/1621 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı sigorta vekilinin, TTK’nun 1301 nci madde hükmüne dayalı olarak davalı aleyhine açtığı itirazın iptali davası sonunda, mahkemece davanın süre bakımından reddine dair verilen kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava,TTK.nun 1301 nci madde hükmüne dayalı itirazın iptali istemine ilişindir.

Mahkemece, davacı alacaklının davalının ödeme emrine vaki itirazını dava dışı diğer borçlu için haciz ve muhafaza talebinde bulunurken, dosyaya yaptığı başvurular sırasında haricen öğrendiği, öğrenme tarihi ile dava tarihi arasında İİK.nun 67 nci maddesinde öngörülen dava açma süresinin geçirildiği sonucuna varılarak,davanın reddine karar verilmiştir.

Oysa, İİK.nun 67/1 nci madde ve fıkra hükmünde, açıkça dava açma süresinin ödeme emrine vaki itirazın alacaklıya tebliği tarihinden itibaren başlayacağı belirtilmiş, bunun dışında bir yol ( harici öğrenme v.s ) öngörülmemiştir. Nitekim, aynı Kanun’un 62/2 nci madde ve fıkra hükmünde de,itirazın alacaklıya tebliği zorunluluğu getirilmiştir.Somut olayda,İcra Müdürlüğünce,itirazın alacaklı vekiline dosyaya başvurusunda, tefhimine karar verilmiş ise de,ne tutanağa geçmiş bir tefhim,ne de tebliğ suretiyle alacaklı vekili itirazdan haberdar edilmemiştir.

Bu durumda mahkemece,tebliğ gerçekleşmediğine göre, açılan davanın süresinde olduğu dikkate alınarak, işin esasına girilip, hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış,kararın açıklanan nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın, davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.02.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KONKORDATO PROSEDÜRÜNE DAİR BİLİNMESİ GEREKENLER

Bir borçlunun ticari durumunun sarsılmış olmasıyla alacaklıların, alacaklarını belli bir plana göre almaları konusunda kendi aralarında vardıkları ve mahkemece onaylanan anlaşmaya “konkordato” denilmektedir. Yani borcu vadesinde ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi içinde bulunan borçlu konkordatoya başvurabilecektir. Konkordato aslında iflastan kurtulma yoludur.

Konkordatonun iflas erteleme ile karıştırılmaması gerekmektedir. Nitekim iflas ertelemenin yürürlükten kaldırılması ve konkordato adının daha çok kullanılması neticesinde toplumumuzda bu iki kavramın aynı sonuçları doğurduğu yönünde bir kanaat uyanmıştır. Ancak bu iki kavram birbirinden şu özelliklerle ayrılmaktadır:

  • İflas ertelemeye sadece sermaye şirketleri başvurabilirken, konkordatoya sermaye şirketlerinin yanında gerçek kişiler(şahıs şirketleri) de başvurabilmektedir.
  • İflas ertelemede borca batıklık şartının ve iyileşme projesinin bulunması gerekirken, konkordatoda borca batıklık şartı aranmaz. Yalnızca konkordato projesinin bulunması yeterlidir.
  • İflasın ertelenmesi durumunda; alacaklılar, alacaklarından vazgeçmez ancak iflas erteleme davası ve iflas ertelemesi sırasında takibe girişilemez ve başlamış olan takipler var ise bu takipler durur. Konkordatoda ise alacaklılardan büyük bir kısmı konkordato teklifini kabul ederek alacaklarının bir kısmından vazgeçip alacaklarını bu şekilde daha rahat tahsil edebilirler.
  • Ayrıca iflasın ertelenmesi durumunda bu süreçte faiz işlemeye devam ederken; konkordatoda, konkordato mühleti içerisinde faiz işlemez.

Kısaca belirtmiş olduğumuz bu farkların ardından konkordatoyu ayrıntılı olarak ele almak gerekirse; konkordato İcra-İflas Kanunu’muzun 285 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Borçlarını, vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflâstan kurtulmak için konkordato talep edebilir. Ayrıca iflâs talebinde bulunabilecek her alacaklı, gerekçeli bir dilekçeyle, borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir. Görüleceği üzere hem borçlu hem de alacaklı konkordato talebinde bulunabilmektedir.

Peki, mahkeme bu konkordato talebi üzerine ne yapacaktır? Konkordato talebi üzerine mahkeme, kanunumuzda belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır. Belge ve kayıtların süresinde ve eksiksiz olarak sunulmaması hâlinde geçici mühlet kararı verilmez ve alacaklının yaptığı konkordato talebinin de reddine karar verilir. Mahkeme, geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir geçici konkordato komiseri görevlendirir. Geçici mühlet üç aydır. Mahkeme bu üç aylık süre dolmadan borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabilir, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşü alınır. Geçici mühlet aşağıda açıklayacağımız kesin mühletin sonuçlarını doğurmaktadır. Mahkemece verilmiş olan geçici mühlet kararı, ticaret sicili gazetesinde ve Basın-İlan Kurumunun resmî ilân portalında ilân olunur. Yapılan bu ilanda ayrıca alacaklıların, ilândan itibaren yedi günlük kesin süre içinde dilekçeyle itiraz ederek konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hâl bulunmadığını delilleriyle birlikte ileri sürebilecekleri ve bu çerçevede mahkemeden konkordato talebinin reddini isteyebilecekleri belirtilir.

Kesin mühlet ise; konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün ise gündeme gelir. Bu durumda mahkeme borçluya 1 yıllık kesin süre verir. Mahkeme, kesin mühlet hakkındaki kararını geçici mühlet içinde verir. Mahkeme yapacağı değerlendirmede, itiraz eden alacaklıların dilekçelerinde ileri sürdükleri itiraz sebeplerini de dikkate alır.

            Eğer ki konkordato talebi ile amaçlanan iyileşmenin, kesin mühletin sona ermesinden önce gerçekleştiğinin komiserin yazılı raporuyla mahkemeye bildirilmesi üzerine mahkemece resen, kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine karar verilir.

            Tabi bir de mahkemeye sunulmuş bu konkordato projesinin başarılı olamaması durumu söz konusu olabilir. İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme, kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir.

a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa.

b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa.

c) Borçlu, kesin mühletin borçlu bakımından ortaya çıkan sonuçlarına aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa.

d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse.

İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise (b) ve (c) maddelerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir.

Kesin mühlet talebinin kabulü ile mühletin kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz. Kesin mühlet talebinin değerlendirilmesi sonucunda, hakkında iflâs kararı verilmeyen borçlunun konkordato talebinin reddine karar verilirse, borçlu veya varsa konkordato talep eden alacaklı bu kararın tebliğinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesinin kararı kesindir.

Mühlet içinde borçlu aleyhine hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararları uygulanmaz, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez. Konkordato mühletinin verilmesinden önce, müstakbel bir alacağın devri sözleşmesi yapılmış ve devredilen alacak konkordato mühletinin verilmesinden sonra doğmuş ise, bu devir hükümsüzdür. Konusu para olmayan alacaklar, alacaklı tarafından, ona eşit kıymette para alacağına çevrilerek komisere bildirilir. Şu kadar ki borçlu, komiserin onayıyla taahhüdün aynen ifasını üstlenmekte serbesttir.

Borçlu, komiserin nezareti altında işlerine devam edebilir. Şu kadar ki, mühlet kararı verirken veya mühlet içinde mahkeme, bazı işlemlerin geçerli olarak ancak komiserin izni ile yapılmasına veya borçlunun yerine komiserin işletmenin faaliyetini devam ettirmesine karar verebilir.

Alacaklılar, komiser tarafından yapılacak ilânla, ilân tarihinden itibaren on beş gün içinde alacaklarını bildirmeye davet olunur. Yapılan bu ilânda, alacaklarını bildirmeyen alacaklıların bilançoda kayıtlı olmadıkça konkordato projesinin müzakerelerine kabul edilmeyecekleri ihtarı da yazılır. Komiser, borçluyu iddia olunan alacaklar hakkında açıklamada bulunmaya davet eder. Konkordato projesinin hazırlanması, alacakların bildirilmesi ve tahkiki tamamlandıktan sonra komiser, yeni bir ilan daha yapar. Bu ilanda alacaklıları, konkordato projesini müzakere etmek üzere toplanmaya davet eder. Toplantı günü ilândan en az on beş gün sonra olmak zorundadır.

Yapılan bu toplantıda ve iltihak süresi içinde verilen oylarla kabul edilen konkordato projesi kanundaki şartları taşıyor ise tasdik edilir. Konkordatonun tasdiki kararında alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçlunun borçlarını hangi takvim çerçevesinde ödeyeceği belirtilir. Kararda, tasdik edilen konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerini almakla görevli bir kayyım tayin edilebilir. Tasdik kararı mahkemece, ilân olunur ve ilgili yerlere bildirilir.

Konkordatonun taraflar için bağlayıcı hâle gelmesi, geçici mühlet kararından önce başlatılmış takiplerde konulan ve henüz paraya çevrilmemiş olan hacizleri hükümden düşürür.

Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir. Konkordato hakkında verilen karara karşı borçlu veya konkordato talep eden alacaklı, kararın tebliğinden; itiraz eden diğer alacaklılar ise tasdik kararının ilânından itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurabilir.

Tüm bu açıklamalarımızdan da görüleceği üzere; borçluya iflastan kurtulmak için kolaylık sağlayan konkordato süreci bu şekilde işlemektedir.

                         Av. Mehmet ÇELİK & Av. Selçuk ENER

HACİZ İSTEMEK HAKKI ÖDEME EMRİNİN TEBLİĞ TARİHİNDEN İTİBAREN BİR SENE GEÇMEKLE DÜŞER

T.C. Yargıtay 12.H.D. Esas: 2005/4448 Karar: 2005/7040

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: İİK. nun 78/2. maddesi gereğince haciz istemek hakkı, ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren bir sene geçmekle düşer. Aynı maddenin 4 ve 5. fıkraları gereğince ise, ( haciz kanuni müddet içinde yapılmaz veya geri alındıktan sonra bu müddet içinde yenilenmez ise dosya muameleden kaldırılır. Yeniden haciz istemek yenileme talebinin borçluya tebliğine bağlıdır. İlama dayalı olmayan takiplerde yenileme talebi üzerine, yeniden harç alınır. )
Somut olayda, ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıllık süre içerisinde 27.01.2003 tarihinde haciz istendiği için alacaklının <haciz isteme hakkı> düşmemiş olup, İİK. nun 78/son maddesi gereğince borçluya yenileme emrinin tebliği zorunlu bulunmamaktadır. Alacaklının talebi üzerine verilen haciz kararı ise süresinde satış yapılmadığından İİK. nun 106 ve 110. maddeleri gereğince düşmüştür. Bu durumda borçlunun SSK’dan aldığı maaş üzerine haciz konulması için yenileme isteğinin diğer tarafa tebliğine gerek yoktur. Ancak, anılan yasa hükümlerine rağmen gerek olmadığı halde yenileme dilekçesinin dahi tebliğ edildiği anlaşıldığından bu işlem sonuca etkili görülmemiştir. Ayrıca, dayanak belgenin niteliğine göre olayda Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı uygulanacağından mahkemenin aksine gerekçesinde de isabet görülmemiştir. Bu durumda, istemin reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK. nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 01.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)

BORÇLU OLUNMAYAN BİR PARAYI ÖDERSENİZ SAHİP OLDUĞUNUZ HAKLAR (İSTİRDAT DAVALARI)

BORÇLU OLUNMAYAN BİR PARAYI ÖDERSENİZ SAHİP OLDUĞUNUZ HAKLAR


Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş veya itiraz etmiş ancak itirazının icra mahkemesi tarafından kaldırılmış olabilir. Ama kesinleşen icra takibine rağmen, borçlu yine de borçlu olmadığı iddiasında bulunma hakkına sahiptir. Borcu olmadığını tespit ettirmek için menfi tespit davası açabilir ve bu davada icra veznesinde yer alan paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı alarak olası zararlarının önüne geçebilir.

Peki ya borçlu böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ne olacaktır? Ödemiş olduğu paranın geri verilmesi için de yine alacaklıya karşı dava açma hakkına sahiptir. Bu davaya, istirdat(geri alım) davası diyoruz.

Menfi Tespit Davasının İstirdat Davasına Dönüşmesi

Menfi tespit davası görülmekte iken ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması ya da alınan ihtiyati tedbir kararının kalkmış olması nedeniyle, borç alacaklıya ödenmiş olursa, menfi tespit davasına artık istirdat davası olarak devam edilir.

(İİK m.72/6 Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.)

Borcun ödenmesi üzerine menfî tespit davası kendiliğinden istirdat davasına dönüştüğünden, burada borçlunun borcunu öğrenmesi ile başlayan İİK. m. 72/7’deki 1 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaz.  

İstirdat davasının amacı, borçlu olmadığı bir paranın icra takibinin kesinleşmesi nedeniyle cebri icra tehdidi altında ödenmesine karşın sonuçlanmış olan icra takibinin maddi hukuka aykırı olan sonucunun iptal edilmesini sağlamaktır.

İstirdat Davasının Şartları

1) Borç olmayan bir paranın ödenmesi

Burada borçlu yalnız borçlu olmadığı bir parayı ödemek zorunda kaldığını ispat etmekle yükümlü olup, bu parayı hatayla kendisini borçlu sanıp ödemiş olduğunu ispat etmek zorunda değildir.

2) Borçlu, borcu olmayan parayı icra takibi sırasında ödemiş olmalı

İstirdat davası açabilmek için, paranın icra dairesine ödenmiş(icra veznesi girmiş) olması yeterlidir, alacaklıya ödenmiş olması şart değildir.

3) Borcun cebri icra tehdidi altında ödenmiş olması gerekir

İcra dairesine yapılmış olan ödemenin, borçlunun ödeme emrine itiraz etmemiş veya itiraz etmiş olup da itirazın kesin olarak kaldırılmış olması nedeniyle yapılmış olması gerekir. Buna karşılık borçlu takip konusu parayı ödeme emrine itiraz süresi içinde icra dairesine öderse istirdat davası açamaz. Çünkü borçlunun itiraz edip takibi durdurma imkanı vardır yani cebri icra tehdidi altında yapılan bir ödeme yoktur. Bu halde borçlu ancak TBK m.78’e göre sebepsiz zenginleşme davası açabilir.

Konuyla alakalı Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 11.11.2014 tarihli kararında;

“…Maddi hukuk bakımından borçlunun gerçekte borçlu olmadığı bir borcu ödemiş olması ve takip hukuku bakımdan ise borcun cebri icra takibi sebebiyle icra takibi sırasında ve cebri icra tehdidi altında ödenmesi gerekir. Ödemenin mutlak suretle takibin kesinleşmesinden sonra bir başka deyişle borçlunun ödeme emrine itiraz etmemesi veya itiraz edip de itirazının icra hakimliğince kesin olarak kaldırılmış olması durumunda yapılmış olması gerekir. Yapılan icra takibi henüz kesinleşmeden borçlunun ödeme emrine itiraz hakkı bulunduğu süre içerisinde ödemenin yapılması halinde bu ödemenin cebri icra tehdidi altında yapılan bir ödeme olarak kabul edilmesi mümkün değildir…” (E:2014/32692 K:2014/35255)

4) Davanın 1 yıl içinde açılması gerekir

(İİK m.72/7 Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir.)

Bu süre ödemenin yapıldığı tarihten başlar. Hak düşürücü süre olup mahkeme tarafından resen dikkate alınacaktır. İİK m.72/7’ye göre istirdat davası açma süresi geçirilir ise, borçlu TBK m.82/1’e göre 2 yıl içinde sebepsiz zenginleşme davası açabilir.

(TBK m.82/1: Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.)

Konuyla alakalı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.01.2014 tarihli kararında;

…Bilindiği üzere 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 72/7 maddesi uyarınca takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir. Bu açıklamalar ışığında davacının davasının 2004 sayılı İİK’nun 72/7.maddesi uyarınca açılan istirdat davası olduğu; davacı-borçlu Hurşit tarafından, 2006/3347 esaslı icra dosyasında takibe konulan borcun 03.09.2007 tarihinde ödendiği, davacının eldeki davayı 17.02.2010 tarihinde açtığı ve 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmaktadır. Açıklanan gerekçe ile Yerel Mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygundur. Direnme kararı bu nedenle onanmalıdır.(E:2013/397 K:2014/15)

İstirdat Davası Açılamayan Haller

  1. Borçlunun itirazının İcra Mahkemesince geçici kaldırılması üzerine açacağı borçtan kurtulma davasını kaybettiyse borçlu istirdat davası açamaz.
  2. İtirazın iptali davasını kaybeden borçlu da yine istirdat davası açamayacaktır.
  3. Zamanaşımına uğramış bir borcun ödenmesi halinde istirdat davası açılamaz.
  4. Kendisine karşı icra takibi yapılmamış olan kişi, borçlu olmadığı bir parayı ödemiş olduğu iddiası ile istirdat davası açamaz; şartları varsa, ancak TBK m.78’e göre sebepsiz zenginleşme davası açabilir.

İstirdat Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

İstirdat davaları için görevli mahkeme genel olarak asliye hukuk mahkemeleridir. Ancak aradaki hukuki ilişkinin ve tarafların durumuna göre, özel yetkili mahkemeler de olabilir. Yetkili mahkeme ise davalının yerleşim yeri mahkemesi veya icra takibinin yapıldığı yer mahkemesidir.(İİK m.72/8 Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir.)

İstirdat Davasının Sonuçları

Dava kabul edilirse, borçlunun ödediği paranın, harç ve giderleriyle beraber borçluya geri ödenmesine karar verilir. Davalı ayrıca yargılama giderlerini ödemek durumunda kalacaktır.

Dava reddedilirse, borçlu bu dava nedeniyle sadece yargılama giderlerini ödemek durumundadır.

Davanın sonunda taraflardan biri aleyhine tazminat kararı verilmesi kanunda düzenlenmemiştir. Ancak açılan menfi tespit davası istirdat davasına dönüşür ise %20 oranında tazminat talep edilebilir.

Dava sonunda verilen karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edecektir.

İstirdat davaları, İcra İflas Hukuku’na özgü kuralları olan ve hak düşürücü süre, icra tehdidi altında ödeme gibi spesifik özellikleri içinde barındıran dava türüdür. Borçlu olmadığınız bir parayı ödemek zorunda kalırsanız, bu alanda uzman bürolarla iletişime geçmeniz, hak kaybı yaşamanızı engelleyecektir.

                                                                                                 Stj. Av. Ahmet GÜLLÜK

                                                                                               ENER AVUKATLIK BÜROSU

TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI (İCRA İFLAS 277. MADDESİ UYARINCA AÇILAN)

T

Borçlunun alacaklıyı zarara uğratmak ve mal kaçırmak kastıyla yaptığı bazı tasarrufların alacaklı tarafından iptali amacıyla açılan davalardır Tasarrufun İptali Davaları. İcra İflas Kanunumuzun 277 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Davanın Davacı konumunda, borçludan alacağını alamayıp icra takibinde bulunan alacaklı yer alırken; davalı konumunda ise alacaklılardan mal kaçırma kastıyla hareket eden borçlu ve tasarrufun diğer tarafındaki üçüncü kişi yer almaktadır.

Tasarrufun iptali davası, borçlu ile hukuki muamelede bulunan üçüncü bir kişiye karşı açılabileceği gibi dördüncü bir kişiye karşı da açılabilir. Ancak dördüncü kişiye karşı tasarrufun iptali davası açılabilmesi için alacaklının/davacının, dördüncü kişinin kötü niyetli olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.

“…davalılar yönünden İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerindeki iptal koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkin olarak gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, taraflardan buna ilişkin delillerinin ibrazının istenilmesi, dava konusu malı elinde bulunduran kişinin kötü niyetli olduğunun kabulü için kendisinin malı satın aldığı kişilerinde borçlunun alacaklıları ızrar kastını bilen ve bilebilecek kişilerden olduğunun kabulü gerekeceğinin göz önünde bulundurulması, davalı …’in borçlu davalının mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğunun da nazara alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken..” (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2015/4107 E., 2017/1451 K.)

Davanın taraflarından sonra değinmemiz gereken bir diğer husus ise; tasarrufun iptali davası açılabilmenin bazı şartlara tabi olduğudur. Öncelikle davacının elinde kesin veya geçici bir aciz belgesi bulunmalıdır. Ayrıca borçluya karşı alacaklı tarafından yapılmış bir icra takibi olması gerekmektedir ve söz konusu bu takibin kesinleşmiş olması gerekir. Yani bu alacağın gerçek bir alacak olması şarttır. Bir diğer şart ise, tasarrufun iptali davası açılabilmesi için bu davaya konu tasarrufun borç doğduktan sonra yapılmış olması gerekir.

“…Bilindiği üzere tasarrufun iptali davası, borçlu tarafından alacaklısını zarara uğratmak kastıyla gerçekleştirilen tasarruftan zarar gören alacaklının, borçlunun mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen kıymetlerin, tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlamak ve bu yolla alacağını elde etmek amacıyla ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 277. maddesine dayalı olarak açtığı davadır.

Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için; alacaklının borçluda gerçek bir alacağının olması, borcun tasarruftan önce doğması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması ve borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunması gereklidir…”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/2350 E., 2015/1759 K.)

İcra İflas Kanunumuzun 278. maddesi ivazsız yapılan tasarrufların butlanını düzenlemektedir. Bu tasarrufların, tasarrufun iptali davasına konu edilebilmesi için aranan şartlar aynı kanun maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:

Mütat hediyeler müstesna olmak üzere, hacizden veya haczedilecek mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi olan yahut masaya kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan müddet içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar batıldır.

Ancak, bu müddet haciz veya aciz yahut iflastan evvelki iki seneyi geçemez.

Kanunumuz, 278. maddesinin devamında bazı tasarrufların bağışlama hükmünde olacağını belirtmiştir. Bu tasarruflar ivazlı olsa dahi yukarıda belirttiklerimiz gibi tasarrufun iptali davasına konu edilebilecektir:

1. Karı ve koca ile usul ve füru, neseben veya sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarruflar,

2. Akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitler,

3. Borçlunun kendisine yahut üçüncü bir şahıs menfaatine kaydı hayat şartiyle irat ve intifa hakkı tesis ettiği akitler ve ölünceye kadar bakma akitleri.

Son olarak da, kanunumuzun 280. maddesinde borçlu tarafından ızrar kastı ile yapılan tasarrufların iptali düzenlenmiştir. İcra ve İflas Kanununa göre; borçlu, alacaklılara zarar verme kastıyla işlem yapıyorsa bu işlemler geçerli olmayacaktır. Ancak işlemin geçerli olmadığının kabulü için; borçlu ile hukuki işlem yapan diğer tarafın, tasarruf yapanın maddi durumu ve zarar verme kastını bilmesi veya bilmesini gerektiren açık emarelerin bulunması gerekmektedir. Bazı kişilerin bu kastın varlığını bildiği varsayılmaktadır: Borçlunun işlem yaptığı üçüncü şahıs üçüncü derece dâhil kan ve kayın hısımları ise veya evlat edineni veya evlatlığı ise bu durumları bildiği varsayılır. Ayrıca tasarrufun iptali davası açılabilmesi için borçlunun, borcu karşılar malı olmaması gerekir. Tüm bu şartlar mevcut ise alacaklı, borçludan borcunu tahsil edebilmek adına mal kaçırma kastı taşıyan bu tasarrufların iptali amacıyla tasarrufun iptali davası açabilecektir.

Tasarrufun iptali davası için görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi; yetkili mahkeme ise davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Üçüncü kişiye karşı da dava açılıyor ise davalının veya üçüncü kişinin yerleşim yerinden herhangi biri davaya bakma yönünden yetkilidir. Nevi şahsına münhasır davalardan biridir tasarrufun iptali davaları. Bu alanda uzman bir büroyla davanızı takip etmeniz hak kaybı yaşamamanız açısından mühimdir.

                                                                                   ENER AVUKATLIK BÜROSU

KISMİ İTİRAZDA İTİRAZ EDİLEN BORÇ MİKTARININ AÇIKÇA BELİRTİLMESİ ZORUNLUDUR

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
E. 1993/13404 K. 1993/17367 T. 9.11.1993


DAVA: Merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki Alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye 25.10.1993 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Alacaklı borçlu hakkında borçlunun kendi adına tahsil ettiği 11.693.700.- liranın tahsili için takip yapmış, 49 örnek emri tebliği üzerine borçlu İcra Müdürlüğü`ne verdiği 9.4.1993 tarihli itiraz dilekçesinde; alacaklı ile irtibat kurulamadığından takip konusu alacak tutarı, masraflar ve ücreti vekalet düşüldükten sonra alacaklıya ödenemediğini, alacaklıya Kadıköy 1. Noterliği`nden ihtarname keşide ederek tahsil edilen paranın alınmasını bildirdiği halde icra takibi yapmasının haksız olduğunu ileri sürmüştür. Avukatlık Kanunu`nun hükümlerine göre vekilin tahsil ettiği paradan vekalet ücretini ve yaptığı masrafları tahsil hakkı mevcut ise de borçlunun itirazı kısmi itiraz niteliğindedir. İtiraz ettiği kısmın cihet ve miktarını açıkça belirtmediğine göre İİK. 62/3 maddesi uyarınca itiraz etmemiş sayılması gerekir. Borçlu hakkındaki takip kesinleşmiştir. Mercice bu yönler gözetilerek itirazın kaldırılması talebinin bu nedenle reddi gerekirken esastan reddi doğru değildir.

SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazının kabulü merci kararının yukarıda açıklanan nedenle İİK`nun 366. ve HUMK`nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 9.11.1993 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.