ISLAH İÇİN VERİLEN SÜRENİN VE SONUÇLARININ AÇIKÇA BELİRTİLMESİ GEREKİR AKSİ HALDE ISLAHIN GEÇERSİZLİĞİNE KARAR VERİLEMEZ

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : KEŞAN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ)
TARİHİ : 07/03/2012
NUMARASI : 2010/322-2012/208

DAVA :Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti ile genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I 

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili müvekkilinin davalıya ait iş yerinde 01.03.2006-12.11.2009 tarihleri arasında temizlik işçisi olarak çalıştığını, müvekkiline rahatsızlığı sebebiyle K.. Devlet Hastanesi tarafından 26.10.2009-28.10.2009 tarihleri arasında istirahat verildiğini, 29.10.2009 tarihinde işbaşı yapmak üzere gittiğinde işlemleri ile ilgili bir sorun olduğundan bahisle o günlük işe gelmemesi söylenerek işbaşı yaptırılmadığını, davacının yerine görevlendirilen işçiye de davacının mazeretsiz olarak işe gelmediğine ilişkin tutanak imzalatıldığını, 12.11.2009 tarihli ihtarname ile de iş sözleşmesinin feshedildiğinin bildirildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının işe giriş tarihinin 29.03.2007 olduğunu, 26-27-28.10.2009 tarihlerinde mazeretsiz olarak işe gelmediğine ilişkin tutanaklar düzenlendiğini, mazereti varsa bildirmesi için 30.10.2009 tarihinde ihtarname gönderildiğini, davacının şikayeti üzerine 09.02.2010 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğü tarafından tutanak düzenlendiğini, davacı tarafından ibraz edilen iş göremezlik belgesinin tarihinin 10.11.2009 olmasına rağmen 26.10.2009-28.10.2009 tarihleri arasında çalışamayacağına dair geçmişe dönük düzenlendiğini, 2 hafta geriye dönük iş göremezlik belgesinin kabul edilemeyeceğini, kaldı ki iş göremezlik belgesine göre davacının 29.10.2009 tarihinde işbaşı yapabileceği halde işbaşı yapmadığını, bunun üzerine davacının iş sözleşmesinin 12.11.2009 tarihine kadar işe gelmemesi nedeniyle 12.11.2009 tarihli ihtarname ile iş Kanunun 25/II-g maddesine göre feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilerek sadece yıllık izin ücreti istemi hüküm altına alınmış diğer istemlerin ise reddine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı taraflar temyiz etmiştir. 
E) Gerekçe:
Dosyanın incelenmesinden, 21.12.2011 tarihli celsede davacı vekilinin, “Bilirkişi raporunu inceleyerek beyanda bulunalım gerekirse ıslah dilekçesini sunacağım” dediği, yerel Mahkemece, “Davacı vekiline bilirkişi raporunu inceleyerek beyanda bulunmak ve ıslah dilekçesini sunmak üzere süre verilmesine” dair ara kararı kurularak duruşmanın 07.03.2012 tarihine ertelendiği, 07.03.2012 tarihinde davacı vekilinin ıslah dilekçesini sunduğu, ancak yerel Mahkemenin HMK’nun 181. maddesi gereğince ıslah için kanunda belirtilen sürenin bir hafta olup hakimin kanunda belirtilen süreleri uzatma yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle ıslah talebinin reddine karar verdiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, yerel Mahkemece ıslah için verilen sürenin açıkça belirtilmemesi ve neticelerinin hatırlatılmaması isabetsiz olup, hükmün sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı, sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 18.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İDDİA VE SAVUNMANIN GENİŞLETİLMESİ YASAĞI

İddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı, Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzda düzenlenmiştir. İddia ve savunmanın bazı usulü kurallara bağlanması, ileri sürülmesinin bir zamanla kısıtlanması, hakkın kaybına sebep verebilmekle birlikte, sağlıklı bir yargılama yapılabilmesi açısından kanaatimizce zaruridir.

İlk olarak; iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı ile bağlantılı olan teksif ilkesine değinecek olursak; yargılamanın düzen içinde yürütülebilmesi için tarafların iddia ve savunmalarını, belirli bir yargılama kesitine kadar ileri sürmeleri gerekir.

            Tarafların iddia ve savunmaları ile bunların dayanağı olan vakıaların belirli bir yargılama kesitine kadar mahkemeye sunulmasını sağlamaya yönelik olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu, “iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağını” düzenlemiştir.

            HMK’nın 141.maddesinde:

Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.”

            Madde metninden de görüleceği üzere taraflar, dilekçeler teatisi aşamasında iddia ve savunmalarını serbestçe genişletip değiştirebilirler. Ön inceleme aşamasında ise taraflar ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasında kural bu olmakla birlikte kanunumuz bir istisna da mevcuttur. Eğer taraflardan biri ön inceleme duruşmasına gelmez ise gelen taraf karşı tarafın muvafakatin olmaksızın iddia ve savunmalarını genişletip değiştirebilirler. Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra artık taraflar iddia ve savunmalarını genişletip değiştiremezler. Fakat ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati halleriyle ilgili olan kanun hükümleri saklıdır.

“Birinci fıkra ile tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Zira daha uyuşmazlığın başında, karşı tarafın açıklamasını, iddia ve savunmasını tam olarak görmeden, sağlıklı ve tam bir iddia ve savunma örgüsü kurmak her zaman mümkün ve gerçekçi değildir. Karşı tarafın beyanına göre, daha önce ortaya konulmayan bir iddia veya savunmayı ileri sürmek zorunlu olabilir. Ayrıca, yeni düzenlemeyle ön inceleme aşamasında, uyuşmazlığın tam olarak tespit edilmesi de gereklidir. Bu hususlar gözetilerek, tarafların, dilekçelerinde rahat, doğru ve sağlıklı bir iddia ve savunma bütünü oluşturmalarını, maddî ve hukukî nitelendirmeleri uyuşmazlığı çözecek doğrulukta ortaya koymalarını sağlamak amacıyla, dilekçelerin verilmesi aşamasında, yani yargılamanın ilk kesitinde, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı uygulanmayacaktır. Şüphesiz bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi için söz konusudur. İkişer dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir.

Yargılamanın ikinci kesiti olan, ön inceleme aşamasında ise bu konuda değişik bir sınırlama getirilmiştir. Ön inceleme aşamasında, ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmaların genişletilmesi yahut değiştirilmesi kabul edilmiştir. Zira ön inceleme tahkikat için hazırlık aşamasıdır. Bu sebeple, taraf iddia ve savunmaları açıkça belirli olmalıdır ki, uyuşmazlık noktaları tam tespit edilerek tahkikat bunlara göre yürütülebilsin. Tarafların herhangi bir sınırlamaya tâbi olmadan, iddia ve savunmalarını genişletip değiştirmeleri, bu amacın gerçekleştirilmesini baştan engellemek demektir. Karşı tarafın muvafakati varsa, taraf iddia ve savunmasını değiştirip genişletebilir.” (HMK 141. Madde Gerekçesi)

Yeri gelmişken ıslah hususuna da değinecek olursak; taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Hal böyle olunca taraflar, ıslah yolu ile iddialarını ve savunmalarını genişletip değiştirebilirler. Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir.

Islah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur. Ancak ikrar, tanık ifadeleri, bilirkişi rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları, yerine getirilmiş olan veya henüz yerine getirilmemiş olmakla beraber, karşı tarafın yerine getireceğini ıslahtan önce bildirmiş olması koşuluyla, yeminin teklifi, reddi veya iadesi ıslah ile geçersiz kılınamaz. Görüleceği üzere ıslah, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının bir istisnasıdır.

İkinci olarak; tarafların açık muvafakati de iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnasını oluşturmaktadır. Ancak bu muvafakatin kesinlikle açık surette olması gerekir, zımni muvafakat bu hususta yeterli olmaz.

Yukarıda da söylediğimiz üzere iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle; savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı ise cevaba cevap dilekçesinin verilmesiyle başlar. Taraflar ön inceleme duruşmasında karşı tarafın açık muvafakati ile; taraflardan birinin ön inceleme duruşmasına gelmemesi üzerine gelen taraf, gelmeyen tarafın muvafakatine bağlı olmaksızın iddia ve savunmalarını genişletip değiştirebilir.

Peki, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamına giren durumlar nelerdir?

Öncelikle tarafların cevap ve ikinci cevap dilekçelerinde gösterdiği vakıaları değiştirmesi ya da bu dilekçelerde gösterilmiş vakıalara yeni bir vakıa eklemesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının ihlâli anlamına gelir. Eğer ki taraflar mevcut vakıanın içeriğine dâhil olan bir hususu ileri sürüyor iseler bu durum yasağı ihlal etmeyecektir.

Talep sonucunun değiştirilmesi ve genişletilmesi durumu da söz konusu yasağın ihlali anlamına gelecektir.

Davalı kadın önceki aşamalarda yoksulluk nafakası talep etmemiş; ancak tahkikat aşamasında 500 TL nafaka talep etmiştir. Davacı erkek
talep sonucunun genişletilmesine açık muvafakat bildirmediği gibi, davalı tarafından bu konuda yapılmış bir ıslah işlemi de bulunmamaktadır.(HMK m. 141). Bu sebeple yoksulluk nafakası talebi hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” kararı verilecek yerde yazılı şekilde yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru olmamıştır.” (Yargıtay
HGK. E. 2016/22195, K. 2017/1205)

Son olarak itiraz ve defiler açısından da inceleme yapacak olursak; defiler, taraflarca ileri sürülmedikçe mahkemece dikkate alınamayacağından yasağın kapsamı içerisindeyken, itirazlar açısından ikili bir ayrım yaparak değerlendirme yapmak daha doğru olacaktır.  Eğer itirazlar dava dosyasına girmiş ise bu itirazların daha sonra ileri sürülmesi savunmayı genişletme yasağı kapsamında değildir; fakat dava dosyasından anlaşılamayan itiraz sebeplerinin ileri sürülmesi, yasağın kapsamında kabul edilecektir.

                                                           Av. Mehmet ÇELİK & Av. Selçuk ENER

MANEVİ TAZMİNAT ISLAH YOLUYLA ARTIRILMAZ

7. Hukuk Dairesi 2016/10831 E. , 2017/1213 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün, süresi içinde davacılar vekili, davalı … vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkilinin yaya kaldırımında bulunduğu sırada davalıların sürücüsü, işleteni ve ZMMS’si olduğu otomobilin kaldırıma çıkarak müvekkile çarpması sonucunda yaralandığını, müvekkilin …olduğunu, olay günü muayenehanesine gitmek için aracını park ettikten sonra yaya kaldırımında yürürken davalı tarafın asli ve tam kusuru ile meydana gelen kazada yaralandığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 5.000,00 TL karşılanmayan tedavi ve bakım gideri, 15.000,00 TL geçici ve kalıcı iş
../…
2016/10831 -2-
2017/1213

göremezlik tazminatı olarak toplam 20.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; yargılama sırasında maddi tazminat talebini 4.795.843,73 TL olarak ıslah etmiş, manevi tazminat taleplerini de davacı … için 750.000,00 TL…250.000,00 TL, …. 250.000,00 TL olarak artırdıklarını beyan etmiştir.
Birleşen davada davacılar vekili, kazada davacıların oğlu/ babası ve eşi olan …’in yaralandığını, buna çok üzüldüklerini belirterek davacı…. 25.000,00’er TL, … 75.000,00 TL ….50.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı …Ş vekili; davadan önce davacı tarafça müvekkil şirkete başvurulmadığını, davacının maluliyeti olup olmadığının kanıtlanması gerektğini, tedavi giderlerinin müvekkil şirketten istenemeyeğini, 6111 sayılı Yasaya göre tedavi giderlerinden müvekkil şirketin sorumlu olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı … vekili, davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini, sürücü polis memurunun ekip otosu ile seyri sırasında önüne aniden bir motorsiklet çıktığı için direksiyonu önce sola sonra sağa kırmak zorunda kaldığını, dava dışı motorsiklet sürücüsünün ağır kusurunun illiyet bağını kestiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre; asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne, davacı … için ıslah gibi 4.795.843,73 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı tutulmasına, davacı … için 250.000,00 TL, davacı … için 50.000,00 TL, çocuk Demir Dinçer için 25.000,00 TL, davacı baba … için 5.000,00 TL ve davacı anne … için 5.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı … ve …’ndan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili, davalı … vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
../…
2016/10831 -3-
2017/1213
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına adli yardım talebinin kabul edilmesine göre, davacılar vekili, davalı … vekili ile davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Asıl dava, trafik kazasından kaynaklanan iş göremezlik tazminatı ve manevi tazminat, birleşen dava manevi tazminat istemine ilişkindir.
Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, B.K.’nun 47. maddesindeki özel haller dikkate alınarak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, M.K’nun 4.maddesinde, Kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nesafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Somut olayda, kaza tarihi, kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkin hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davacı anne … ile davacı baba … için birleşen davada takdir olunan manevi tazminatın bir miktar az olduğu görülmüş ve manevi tazminat miktarı davacı anne ve baba yönünden bir miktar artırılmak suretiyle hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
3 -HUMK.’nun 83. ve devam maddelerinde( 6100 sayılı HMK 176. ve devamı maddeleri) düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya talep sonucunun değiştirebilmesi imkanını sağlamaktadır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Bu hale göre yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir talepte bulunma olanağı bulunmadığı gibi, ıslahla dava dilekçesinde talep edilmeyen manevi tazminat istenemeyeceği gibi, dava dilekçesinde talep edilen manevi tazminat miktarı da ıslahla artırılamaz. Bu nedenlerle somut olayda; davacı … yönünden kendi yaralanması ile ilgili olarak dava dilekçesinde talep edilen 100.000,00 TL manevi tazminatın 250.000,00 TL olarak ıslah edilmesi ve Mahkemece ıslah dilekçesinde artırılan manevi tazminat miktarı nazara alınarak dava dilekçesinde talep edilen
../…
2016/10831 -4-
2017/1213

miktarın üzerinde manevi tazminata hükmedilmesi hatalı olduğu gibi;birleşen davada davacı …talep edilen 75.000,00 TL manevi tazminat ile … talep edilen 50.000,00 TL manevi tazminatın ıslah dilekçesi ile ayrı ayrı 250.000,00 er TL olarak artırılması ve mahkemece davacı eş ve çocuk yönünden dava dilekçesinde talep edilen miktarları aşacak bir manevi tazminat miktarına hükmedilmemiş ise de davacı eş ve çocuk için hükmedilen manevi tazminatların taktirinde ıslah dilekçesinde artırılan rakamların dikkate alınması da doğru görülmemiştir. Bu halde mahkemece yapılacak iş; davacı …, eşi … dava/birleşen dava dilekçelerinde talep edilen miktarlar nazara alınarak ve olayın oluşu, tarafların sosyal ve ekonomik durumu vs nazara alınarak hak ve nefasete uygun bir manevi tazminata hükmetmek olmalıdır. Açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir.
4- İş göremezlik zararının hesabında davacının gelirinin belirlenmesi tazminatın doğru tespitinde önemli bir yer tutmaktadır. Çalışma hayatının aktif çalışma dönemi ve emeklilik dönemi olan pasif devre olarak ayrılması ve özel yasalarında çalışma süreleri ayrık olarak belirtilmemiş (asker, polis vb. gibi) kişiler yönünden 60 yaşın aktif çalışma devresi, bakiye yaşam süresi varsa bu sürenin de pasif çalışma dönemini oluşturduğu, tazminatın hesabında pasif devrede de zararın oluşacağı ve bu zararın asgari ücret düzeyinde bir zarar olacağının kabulünün gerektiği Dairemizin yerleşmiş içtihatlarındandır.
Somut olayda davacı …, kaza taraihinde ….alışmakta olup aynı zamanda muayenehane işletmektedir. Davacının doyada mevcut 2012 temmuz ayı maaş bodrosuna göre maaşı 3.628,53 TL olup, vergi beyannamesinde, muayenehanesinin 2011 yılı yıllık geliriinin 2.096,78 TL olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece hükme esas alınan 24.06.2015 tarihli aktüer raporunda, davacının bakiye ömrünün aktif, pasif dönem olarak ayrılmasına, pasif dönemde AGİ’siz asgari ücret üzerinden hesap yapılmasına rağmen, davacı …’in aktif dönemde elde ettiği gelirin ellerindeki belgelere gore emsal bir porofesörün gelirinin en az aylık 22.776,50 TL yani asgari ücretin 25,017 katı olduğu kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Mahkemece bu rapora gore karar verilmiştir. Ancak aktüer raporunda; davacının gelirinin tespitinde nazara alındığı belirtilen belgeler açıklanmamıştır. Bu nedenle, yeterli, açık ve denetime elverişli olmayan rapora göre karar verilmesi de doğru görülmemiştir.

../…
2016/10831 -5-
2017/1213

SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekili, davalı … vekili ile davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin, 3 ve 4 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalı … vekili ile davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılar, davalı …’a geri verilmesine 09/02/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KISA KARARLA GEREKÇELİ KARAR ARASINDA ÇELİŞKİ OLMAMALIDIR

“…Somut uyuşmazlıkta mahkemece tefhim edilen kısa kararda “2.805,71 TL. net ücret alacağın, 3.924,57 TL net sosyal yardım farkı alacağının kabulüne ” şeklinde hüküm kurulmuş ise de, mahkemenin gerekçeli kararında “sosyal yardım farkı alacağının reddine” karar verildiği hükümde belirtilmiştir. Mahkemece bu şekilde HMK.’un 297, 298 ve 321. maddelerine aykırı davranılmış kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır. Kararın salt bu nedenle sair yönleri incelenmeksizin bozulması gerekmiştir…” (YARGITAY 9.HD E:2017/3567 K:2017/6751 T:18.04.2017)

İTİRAZIN İPTALİ DAVASININ KABULÜ HALİNDE MEVCUT İCRA TAKİBİNE DEVAM EDİLİR, YENİ VE AYRI İCRA TAKİBİ YAPILMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR

Somut olayda, …İcra Müdürlüğü’nün 2008/193 Esas sayılı dosyasında yapılan ilamsız takibe itiraz edilmiş, itirazın iptali istemi üzerine… Asliye Hukuk Mahkemesi’nce itirazın iptaline, takibin devamına karar verilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin bu kararında eda hükmünü içeren asıl alacak inkar tazminatı yargılama gideri avukatlık ücreti alacağı… İcra Müdürlüğü’nün 2014/899 Esas sayılı dosyası ile ilamlı takibe konu edilmiştir. Alacaklının itirazın iptali ilamını ibraz etmek sureti ile ilk takip dosyası olan ilamsız takip dosyası üzerinden icra emri göndererek ilamdan kaynaklanan tüm alacaklarına kavuşma imkânı bulunmaktadır. Buna rağmen yeni bir takip açılması yukarıda yer verilen yasal düzenlemeye bağlanmış usul ekonomisi ilkesine aykırıdır. Mahkemece şikâyetin kabulüne, takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi doğru değildir. (YARGITAY 8. HD. E: 2017/17518 K: 2017/15287 T: 15.11.2017)

HARCIN TAMAMLANMASI İÇİN GÖNDERİLEN İHTARDA HARCIN NEREYE VE NE KADAR YATIRILACAĞININ BELİRTİLMESİ GEREKİR

“…Somut olayda; davalı vekili adına çıkartılan ihtaratın usulüne uygun olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur. Zira, ihtaratta tamamlanacak harcın ne kadar olduğu belirtilmediği gibi, nereye yatırılması gerektiği de bildirilmemiştir. Öte yandan, verilen kesin sürenin sona ermesinden sonra dosyanın işlemden kaldırılması ve Harçlar Kanunu’nun 30.maddesi delaletiyle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 150/4.maddesinde öngörülen 3 aylık sürenin beklenmesi ve bu müddet içerisindeki harç ikmal edilmediği takdirde dosyanın ele alınarak açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, anılan yasal süreler beklenilmeden doğrudan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Hal böyle olunca, tamamlanması gereken harç miktarı ve nereye yatırılması gerektiği hususlarını da içerecek şekilde davalı tarafa muhtıra çıkartılması, verilen kesin süre içinde harcın tamamlanmaması halinde dosyanın işlemden kaldırılması, HMK 150/4 maddesinde öngörülen 3 aylık yasal sürenin beklenmesi, daha sonra davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir…” (YARGITAY 1.HD. E: 2014/2625 K: 2015/1228 T: 27.01.2015)

DELİL AVANSININ YATIRILMAMASI DAVANIN REDDİNİ GEREKTİRMEZ

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2016/5061 E.,  2016/10409 K.
Tarihi: 11/12/2013
Numarası: 2012/62-2013/420

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı … tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. 

– K A R A R –

Davacı vekili icra takibine konu her biri 1.000.000 TL bedelli şirketin eski yetkilileri davalı…’un kefil olarak imzalarının bulunduğu bonoların muvazaalı olarak düzenlendiğini, senetlerin bedelsiz olduğunu ileri sürerek takibe konu bonolar üzerinden şimdilik 30.000 TL’lik meblağı üzerinden müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 
Davalı … vekili, İzmir 10. İcra Mahkemesinin 26.05.2008 tarihli duruşmasında davalı …’un takibe konu senetlerin borç karşılığında imzalanarak …’a verildiğini ikrar ettiklerini ileri sürmüştür. 
Diğer davalılar davaya yanıt vermemişlerdir. 
Mahkemece yapılan yargılamada; 02.04.2004 tarihli oturumdan itibaren davacının davayı takip etmediği, davalının davayı takip edeceğini bildirdiği, davalı … vekiline 26.06.2013 tarihli oturumda verilen kesin sürede davalının dava şartı niteliğindeki gider avansını yatırmadığı, davayı takip yetkisinin bulunması için gider avansının tamamlanmış olması gerektiği, bu husus yerine getirilmediğinden davalı … vekilinin takip yetkisi sona ermiş olduğundan taraflarca takip edilmeyen davanın HMK 150/5 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı HMK 120/2.maddesinde “Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir.” denilmekte olup aynı Yasanın 324/2.maddesinde ise “Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi halde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır.” denilmektedir.

HMK’nun 120. maddesindeki gider avansı ile HMK’nun 324. maddesindeki delil ikamesi avansı birbirlerinden farklı iki ayrı düzenlemedir. HMK’nun 120. maddesindeki gider avansı dava açıldığı zaman zorunlu olarak davacı tarafından yatırılması gereken bir miktar olup yatırılmadığı takdirde dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi gerekir. HMK’nun 324. maddesinde düzenlenen delil ikame avansı ise dava şartı niteliğinde değildir. Bu nedenle delil ikamesi avansının verilen kesin süre içinde yatırılmamış olmasının dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddini gerektirmeyeceği, ancak HMK 324/2.maddesi uyarınca davacının sadece talep ettiği bilirkişi incelemesi yapılmasına dair delili ileri sürmekten vazgeçmiş sayılacağı sonucunu doğuracaktır. 


Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirilecek olursa; 6100 Sayılı HMK 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dava ise 6100 Sayılı HMK’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce 22.07.2008 tarihinde açılmıştır. HMK’nun 120. maddesine göre davacı yargılama harçları ile Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Adalet Bakanlığınca yayınlanan 2013 yılına ait gider avansı tarifesinin 4. maddesine göre davacı tebligat gideri ile diğer iş ve işlemler için 50-TL ödemek zorundadır. Tarifenin bu maddesinde yer alan keşif, bilirkişi ve tanıkla ilgili avanslar HMK’nun 324. maddesine göre delil avansı olup, yargılamanın bulunduğu aşamaya göre ödenmesinin istenmesi zorunlu değildir. Tarifede yer alan diğer iş ve işlemler için 50-TL dava açılırken alınması gereken bir tutardır. HMK’ nın 448. maddesine göre kanun hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır. Davanın açılış tarihi gözetildiğinde 2013 yılına ait tarifede yer alan diğer işlemler için ödenmesi gereken 50-TL’ nin ödenmesi davalıdan istenemeyeceği gibi anılan tarifede 50-TL olarak belirlenen gider avansının davalıdan hangi gerekçe ve hangi kalemler için 100,00 TL olarak ödenmesinin talep edildiği de açıklanmış değildir. Şayet Mahkemece yatırılması istenen bu miktar delil avansı mahiyetinde ise bu giderin yatırılmamış olması sebebiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru değildir. Bu durumda ilgili tarafın talep ettiği delilin ileri sürülmesinden vazgeçilmiş sayılacağı sonucuna varılarak dosyadaki mevcut delil durumu gözetilerek bir karar verilmesi gerekmektedir. 
Kaldı ki kabule göre de HMK’nın 120/2. ve 114/1-g maddelerine göre dava şartı niteliğindeki gider avansının yatırılmaması halinde dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi de isabetsizdir. 
Mahkemece açıklanan bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir. 
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı … yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 09/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

DAVANIN ATİYE BIRAKILMASI, DAVALININ RIZASINA BAĞLIDIR

T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 2003/3636
K. 2003/7983
T. 17.6.2003
• DAVADAN VAZGEÇME ( Davalının Rızası Olmadan Mümkün Olmadığı )
• DAVANIN REDDEDİLMESİ ( Davalı Lehine Masraf Ve Ücreti Vekalet Takdir Edilmesi Gereği )
1086/m.185

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:

KARAR : Davacı, Orman İşletme Müdürlüğünde vahidi fiyat usulü ile mevsimlik işçi olarak çalıştığını, idareye ait kamyonla ormana giderken aracın devrilmesi sonucu yaralanıp bacağını kaybettiğini bildirerek 1.500.000.000 TL. maddi, 1.000.000.000 TL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilini talep etmiş, ek dava ile de 9.036.965.470TL. maddi tazminatın da yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir.

Davalı orman idaresi İş Kanununa tabi olmayan şekilde vahidi fiyat usulü ile çalışan davacının, işyerine götürülmesinin hatır taşımacılığı olduğundan davanın reddini dilemiştir. Diğer davalı Yılmaz idareye ait aracın eski ve arızalı olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, SSK tarafından bağlanan gelirin peşin sermaye değeri ile davacının maddi zararı karşılandığından bu kalem isteğin konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat yönünden davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davacı maddi ve manevi tazminat talebi ile açtığı davasında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu kendisine SSK.’dan maaş bağlanması nedeni ile uğradığı maddi zararın bulunmaması nedeni ile 9.4.2002 tarihinde bu talebini atiye bıraktığın bildirmiş, ancak davalılar, davacının davasını atiye bırakmasna muvafakat etmeyerek kendilerinin devam edeceğini bildirmişlerdir. HUMK. 185/1. maddesi gereği davacı davalının rızası olmaksızın davasını takipten vazgeçemez. Davacının maddi zararının da bulunmadığı dosyadaki bilirkişi raporu ile belirlendiği ve davacı tarafından da bu rapor kabul edildiğine göre, maddi tazminata ilişkin davanın reddiyle, kabul ve reddolunan kısma göre davalılar lehine masraf, ücreti vekalet takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan gerekçelerle davalıların sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan gerekçelerle kararın davalılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 17.6.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR

 

 

 

GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR

İKİNCİ BÖLÜM

 

Geçen hafta geçici hukuki korumalar konu başlığı altında İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz konularından bahsetmiştik. Bu hafta;

 

-Delil Tespiti

-Özel Hükümlerle Öngörülen Geçici Hukuki Korumalar

-Aile Hukukuna Özgü Düzenlemeler konularına değineceğiz.

 

3-DELİL TESPİTİ

İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir gibi uyuşmazlık konusuna ilişkin tedbirlerden farklı olarak delil tespiti ispata ilişkin bir geçici hukuki korumadır. Delil tespitinde amaç iddiaları ispata yarayabilecek delillerin muhafaza edilmesidir. Koruma talep edilebilmesi için gerekli şartlar sağlanmış olmalıdır. HMK m.400’e göre;

 

“(1) Taraflardan her biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi yaptırılması ya da tanık ifadelerinin alınması gibi işlemlerin yapılmasını talep edebilir.

(2) Delil tespiti istenebilmesi için hukuki yararın varlığı gerekir. Kanunda açıkça öngörülen hâller dışında, delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı yahut ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dâhilinde bulunuyorsa hukuki yarar var sayılır.

Öncelikle kanunda uyuşmazlığa taraf olan herkesin delil tespitini talep edebileceği ifade edilmiştir. Talep edecek olanın bu işlemde hukuki yararının bulunması şarttır. Ancak delil tespiti derhal yapılmaz ise;

 

-Delilin kaybolacağı

-Delilin ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimallerinden herhangi biri söz konusu olursa kanunun açıkça belirlediği haller dışında hukuki yarar vardır. Talepte bulunan bu durumlardan birinin varlığı halinde hukuki yarar koşulunu sağlamış olacaktır.

Delil tespiti talebi bir dilekçeyle yapılmalıdır. Dilekçede delil tespiti sebepleri, tespit edilmesi istenen delile ilişkin bilgiler, varsa tanıklara sorulacak sorular, bilirkişi görevlendirilmesi isteniyorsa bilirkişiye sorulacak sorular, biliniyorsa aleyhine delil tespiti istenen kişinin kimliği ve adresi gibi konulara yer verilmelidir.

Delil tespiti halihazırda devam eden bir davada ileri sürülebileceği gibi henüz bir dava açılmadan önce de talep edilebilir. Dava açılmadan önce talep edilecek ise;

 

-Esas hakkında davaya bakacak olan mahkemeye,

-Bir yerde veya bir eşya üzerinde keşif veya bilirkişi incelemesi yapılacak ise oradaki sulh mahkemesine,

-Tanık dinlenecek ise dinlenecek kişinin oturduğu yerdeki sulh mahkemesine dilekçeyle başvurularak işlem yapılmalıdır.

Devam etmekte olan bir dava ile ilgili delil tespiti henüz inceleme sırası gelmemiş deliller için söz konusu olur. İncelemesi tamamlanan delillerde bu tedbire başvurulamayacaktır. Mevcut davada delil tespiti talebi sadece davanın görüldüğü mahkemeden istenebilir.

Talep dilekçesi üzerine işlem yapılabilmesi için mahkemece belirlenen giderler avans olarak ödenmelidir.

Mahkeme, delil tespiti için aranan şartların bulunup bulunmadığını inceler. Talep şartları sağlıyorsa karşı tarafa tebligat yapılarak varsa itirazlarını tebliğden itibaren 1 hafta içinde bildirmesi istenir. Mahkeme gerekli görürse karşı tarafı dinlemeden de delil tespitine karar verebilir. Bu durumda da karşı tarafa itirazlarını bildirmesi için tebliğden itibaren 1 haftalık süre tanınır.

Delil tespiti kararına karşı kanun yoluna başvuru imkanı tanınmamıştır.

 

4-ÖZEL HÜKÜMLERLE ÖNGÖRÜLEN GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR

İhtiyati tedbir, delil tespiti gibi geçici hukuki korumaların yanında HMK m.406’da mahkemece mal veya hakkın korunması adına defter tutulması ya da mühürleme işlemi yapılması düzenlenmiştir. Gerekli hallerde mahkeme bu tedbirlerin uygulanmasına karar verebilir.

 

Maddenin devamında geçici hukuki korumalara ilişkin diğer kanunlarda yer alan özel düzenlemelerin saklı olduğu ifade edilmiştir. Türk Ticaret Kanunu, İcra-İflas Kanunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gibi birçok kanunda bu tip düzenlemeler bulunmaktadır.

 

-Türk Ticaret Kanunu’nda tasfiye halinde bulunan şirketlerde tasfiye memurları eliyle yapılan geçici ödemeler,

-İcra İflas Kanunu’nda müflisin defterinin tutulması ve iflas halinde uygulanan muhafaza tedbirler, Konkordato sürecinde uygulanan tedbirler

-Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda fikir ve sanat eserlerinin korunması adına bir işin yapılmasının yasaklanması, işyerinin kapatılması ve sahte nüshaların toplatılması tedbirleri, HMK dışındaki kanunlarda öngörülen tedbirlere örnek olarak verilebilir.

 

5-AİLE HUKUKUNA ÖZGÜ DÜZENLEMELER

Toplumun temel yapıtaşı olan ailenin korunması ve aile içinde yaşanan şiddet vb. durumların en kısa süre içerisinde önüne geçilmesi amacıyla Türk Medeni Kanunu ile Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun bünyesinde önemli tedbirlere yer verilmiştir.

 

-TMK 169. Maddeye göre;

Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.”

  1. Maddede ise;

“Nafaka davası açılınca hâkim, davacının istemi üzerine dava süresince gerekli olan önlemleri alır. Soybağı tespit edilirse, davalının uygun nafaka miktarını depo etmesine veya geçici olarak ödemesine karar verilebilir.”

Düzenlemeleri ile çeşitli koruma tedbirlerine yer verilmiştir.

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da hakim tarafından;

-Korunan kişilerin işyerinin değiştirilmesine

-Kişilerin evli olması halinde müşterek yerleşimden ayrı bir yerleşim yeri belirlenmesine

-Şartların varlığı ve talep halinde TMK hükümlerine göre tapu kütüğüne “Aile Konutu” şerhi konulmasına karar verilebileceği düzenlenmiştir.

Geçen haftaki yazımızla birlikte geçici hukuki korumaları tamamlamış olduk. Hukukta kişinin hakkına kavuşması için dava açması yetmez. Davanın sonunda hakkına ulaşması da gerekir. Bu amaca ulaşabilmek için daha davanın başında başvurmak gereken geçici hukuki çareleri bilmek bunları hayata geçirmek gerekir. Yoksa açtığınız davanın hakka ulaşmayı sağlamayacağını hatırlatmak isteriz.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR-PART 1

 

GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR

İLK BÖLÜM

Günlük hayatta yaşanan uyuşmazlıkları gidermek için çeşitli yöntemlere başvururuz. Bunlar arasında hukuki yollar ise en çok başvurulan seçenek olarak karşımıza çıkıyor. Hukuksal çözüm yolu olarak da öncelikle akla dava açmak geliyor. Ancak bazı durumlarda dava ile elde edilmek istenen sonuca varmak için, daha davanın başında veya davadan önce bazı tedbirlere başvurmak gerekir. Bir evin ya da arabanın mülkiyetini almak için dava açsak da, devrin önlenmesi adına tedbir kararı verilmedikçe malın satışı engellenemez. Sonrasında davayı kazanmış olmanın da hiçbir anlamı kalmaz maalesef.

İşte tam da burada devreye geçici hukuki koruma mekanizmaları giriyor. Kişiler kendilerine karşı İdare tarafından bir işlem yapılması durumunda dava sürecinde “Yürütmenin Durdurulması” yoluyla telafisi güç zararların önüne geçilmesini sağlayabilirler. Keza boşanma davası boyunca maddi güçlükler yaşama ihtimali olan eş ve çocuklar için tedbir nafakasına hükmedilmesi yine kişileri korumaya ve zarar görmelerini önlemeye yöneliktir.

Geçici hukuki korumalar açısından bilinmesi gereken özellikler;

-Koruma geçici nitelik taşır, asıl talep hakkında kesin sonuç doğurmaz.

-Davanın her iki tarafı da koruma talep edebilir.

-Geçici hukuki koruma için yargı organlarınca karar verilmelidir.

-Talep doğrultusunda yapılan yargılamada kural olarak yaklaşık ispat yeterlidir.

-Yargılamada verilen kararlar bağlayıcı ve zorlayıcıdır.

 

GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR

1- İhtiyati tedbir (HMK 389-399 maddeleri)

2- İhtiyati Haciz (İİK 257. vd. maddeleri)

3- Delil Tespiti (HMK 400-405 maddeleri)

4- Özel Hükümlerle Öngörülen Geçici Hukuki Korumalar (HMK 406. madde)

5- Aile Hukukuna Özgü Düzenlemeler (TMK)

 

1-İHTİYATİ TEDBİR

Taraflar arasındaki uyuşmazlığın konusu olan mal veya hakkın hukuki koruma altına alınması, ihtiyati tedbir talebinin ana konusunu oluşturur. Kararın verilmesi için belirli şartların oluşması gerekir. HMK M. 389’a göre;

“Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.”

Bir önceki usul kanunu HUMK’ tan farklı olarak yürürlükteki kanun HMK’ da ihtiyati tedbir açısından tek tek tüm şartlar sayılmamış, bunun yerine tedbir için genel bir çerçeve çizilerek hakime takdir yetkisi tanınmıştır. Kanun maddesindeki “karar verilebilir” ifadesi bu durumun bir yansımasıdır.

İhtiyati tedbirin dava açılmasıyla birlikte talep edilmesinin yanında dava açılmadan önce de talep edilmesi mümkündür.

-Dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden,

-Dava açılırken veya dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden

İhtiyati tedbir talep edilebilir.

Tedbir talebinin dilekçe ile yapılması gerekir. Dilekçede özellikle tedbir talebinin dayanağı olan hak açıkça belirtilmeli, gerekçeler somut olarak ifade edilmelidir. Karar için yaklaşık ispat gerektiğinden lehe kanaat oluşturacak delil ve dayanakların sunulması şarttır.

Talep üzerine mahkeme ihtiyati tedbir uygulanmasına karar verebilir. Bu durumda kural olarak tedbiri talep edenden teminat alınır (HMK m.392). Tedbiri tamamlayacak bazı işlemlerin yapılması gereklidir. Kararın verilmesinden itibaren 1 hafta içerisinde tedbirin uygulanması talep edilmelidir. Karar dava açılmadan önce verilmiş ise tedbirin uygulanması talep edilir, ardından 2 hafta içerisinde dava açılır. Davanın açıldığı memura bildirilerek evraklar ilgili dosyaya konulur. Tedbir aksi kararlaştırılmamışsa nihai karar kesinleşinceye dek devam eder.

Mahkeme tedbir talebini yerinde bulmazsa talebi reddeder. Bu karara karşı İstinaf kanun yoluna başvurulabilir (HMK m.341,391). Başvuru süresi, taraflardan her biri için kararın kendilerine tebliği tarihinden başlayarak 2 haftadır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun verdiği karar (E:2013/1 K:2014/1) ve HMK m.362 gereğince Temyiz yoluna başvurulamaz.

 

2-İHTİYATİ HACİZ

İhtiyati tedbirden farklı olarak ihtiyati hacizde talep konusunu para alacağı oluşturur. Alacağı korumak adına borçlunun herhangi bir malvarlığı üzerine alacağı karşılayacak düzeyde haciz konularak hakkın korunmasına hizmet eden bir tedbirdir.

İhtiyati haciz için kanun belirli şartlar aramaktadır. İİK m.257’ye göre;

“Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.”

Bu şartlar;

-Alacak rehinle temin edilmemiş olmalıdır. Alacak rehinle temin edilmişse artık ihtiyati haciz söz konusu olmayacaktır.

-Kural olarak alacağın vadesi gelmiş olmalıdır. İstisnai olarak:

1)Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa veya

 

2) – Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa, alacak muaccel hale gelmemiş olsa dahi ihtiyati haciz konulabilir.

İhtiyati hacze HMK hükümlerine göre yetkili olan mahkemece karar verilir. Alacaklı alacağının varlığını ve neden ihtiyati haciz konulması gerektiğini gösteren delillerini mahkemeye sunmalıdır. Mahkeme tarafları dinlemeden de bir karara varabilir. İhtiyati tedbirden farklı olarak ihtiyati haciz için borçludan teminat alınması zorunludur. Ancak mahkeme ilamına dayanan alacaklarda teminat şartı yoktur. İlam niteliğinde belgelere dayanan alacak açısından takdir mahkemeye aittir, mahkeme teminat isteyebileceği gibi teminata lüzum olmadığına da karar verebilir.

İhtiyati haciz talebinin reddi halinde İstinaf kanun yoluna başvuru mümkündür. Bu başvurular öncelikle incelenerek kesin karara bağlanır. (İİK m.258/3)

İhtiyati haciz talebinin kabulü halinde alacaklı kararın verildiği tarihten itibaren 10 gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresinde bulunan icra dairesinden kararın yerine getirilmesini istemelidir. Bu süre içerisinde kararın uygulanması talep edilmezse ihtiyati haciz ortadan kalkar.

Geçici hukuki korumaların oldukça geniş bir konu olması sebebiyle yazıyı iki parçaya ayırmanın daha uygun olacağını düşünerek kalan hususlara önümüzdeki haftaki yazımızda yer vermeyi uygun gördük. Haftaya yazını devamında buluşmak üzere…

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

 

 

ZORUNLU VE İHTİYARİ DAVA ARKADAŞLIĞI

Bir davanın birden fazla kişi tarafından veya birden fazla kişi aleyhine açılabilmesi için, aynı tarafta yer alanlar arasında hukuksal bir bağlantının bulunması gerekir. Hukukumuzda, bu bağlantıya dava arkadaşlığı denilmektedir.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 57 vd maddelerinde düzenlenen dava arkadaşlığı; zorunlu ve ihtiyari dava arkadaşlığı olmak üzere iki ana başlık altında toplanmaktadır. Zorunlu dava arkadaşlığı da, yine kendi içinde maddi ve şekli  dava arkadaşlığı olmak üzere ikili ayrımla düzenlenmektedir.

6100 Sayılı Kanunumuz 57. maddesinde hangi hallerde ihtiyari dava arkadaşlığının oluşabileceğini düzenlemiştir:

“Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir:

  1. a) Davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması.
  2. b) Ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri.
  3. c) Davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması.

Madde metninden de anlaşılacağı üzere yukarıda sayılan haller mevcut olduğu durumlarda davacılar davalı aleyhine birlikte dava açabileceği gibi davacı birden fazla davalı aleyhine de tek bir dava açabilir. Ancak ihtiyari dava arkadaşlığında, mecburi dava arkadaşlığında olduğu gibi zorunluluk mevcut değildir. Yani davacılar ayrı ayrı dava açabileceği gibi; davacı birden fazla davalı adına ayrı ayrı dava açabilir.

Kanunumuzun 58. maddesi ise ihtiyari dava arkadaşlığında, davaların birbirinden bağımsız olduğunu ve dava arkadaşlarının her birinin, diğerinden bağımsız olarak hareket ettiğini belirtmektedir.

Mecburi dava arkadaşlığında durum biraz farklıdır. Şöyle ki 59. Madde mecburi dava arkadaşlığının tanımını yapmaktadır:

Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır.” Örnek olarak; elbirliğiyle mülkiyetin söz konusu olduğu durumlarda birlikte dava açılması veya aleyhlerine karşı tek bir dava açılması, kiracıların kiralanan taşınmazdan tahliyesinin talep edildiği davada tüm kiracıların davalı olarak belirtilmiş olması, TMK 286. maddeye göre açılan nesebin reddi davası anne ile çocuğa karşı birlikte açılması, adi ortaklıkta ortaklık tarafından açılan davaların bütün ortaklar tarafından birlikte açılması, asıl borçlu ile ipotek veren üçüncü kişiye karşı açılacak davanın bu kişilere karşı birlikte açılması…

Dava konusu olan hak, birden fazla kişi arasında ortak olup da, bu hukuki ilişki hakkında mahkemece bütün ilgililer için aynı şekilde ve tek bir karar verilmesi gereken hallerde dava arkadaşlığı maddi bakımdan zorunludur. Zorunlu dava arkadaşlığında; dava arkadaşları arasındaki ilişki çok sıkı olduğundan, davada birlikte hareket etmek durumundadırlar. Mahkeme ise, dava sonunda zorunlu dava arkadaşlarının hepsi hakkında tek bir karar verecektir. Zorunlu dava arkadaşlığında dava konusu olan hak tektir ve dava arkadaşı sayısı kadar müddeabbih bulunmamaktadır.  

Bazı hallerde ise, birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmasında maddi bir zorunluluk olmadığı halde kanun; gerçeğin daha iyi ortaya çıkmasını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin doğru sonuca bağlanmasını sağlamak için, birden fazla kişiye karşı dava açılmasını usulen zorunlu kılmıştır ki, bu durumda şekli bakımdan zorunlu dava arkadaşlığı söz konusudur. Böyle bir davada, dava arkadaşları hakkında tek bir karar verilmesi veya dava arkadaşlarının hep birlikte ve aynı şekilde hareket etme zorunluluğunun varlığından söz edilemez.

Bu hususlarda Yargıtay’ımızca verilmiş kararlar şu şekildedir:

“…takip kredinin asıl borçlusu olan … takipte borçlu olarak gösterilmemiş olup asıl borçlu ile ipotek veren üçüncü kişi arasında şekli bakımdan zorunlu takip arkadaşlığı olduğundan bu hususun mahkemece re’sen gözetilmesi, alacaklının talebi halinde HMK 124. maddesine göre bu borçlunun takibe dahil edilmesi için alacaklıya süre verilmesi sonucuna göre hüküm tesisi gereklidir. Ayrıca asıl borçlu ve ipotek veren şikayetçiye hesap kat ihtarının gönderildiği dosya arasındaki noter belgesinden anlaşılıyor ise de bu borçlulara hesap kat ihtarının usulünce tebliğ edilip edilmediği de araştırılmamış olup bu husus İİK 150/ı maddesine göre ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı icra takibinde icra emri gönderilmesi için zorunlu bir şarttır…” (Yargıtay 12HD. E 2017/437, K. 2017 4106)

 

“…davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığı açıktır. Ancak işveren tek bir işlemle, “Başvuruya Davet” bildirimi ile tüm davalılardan iş sözleşmelerini 27.06.2011 tarihine kadar yenilemelerini istemiş, davalılar ise birlikte aynı gün aynı noterden ihtarnameler çekerek iş akitlerini yenilemeyeceklerini bildirdiklerinden davalıların ortak işlemle yükümlülük altına sokuldukları; dolayısıyla davaların temelini oluşturan vakıalar ve hukuki sebeplerin aynı olduğu, buna göre davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğu, ayrıca davaların ayrılmasına karar verilmesi gerektiği yönünde emredici düzenleme bulunmayıp, mahkemenin takdirine bırakılmış olması ve iş mahkemelerinin kuruluş amacının işçilerin hakkını yargı yerleri olan mahkemelerden daha çabuk, kolay ve ucuz bir yolla alabilmelerini, davaların çabukluk ve kolaylıkla yürütülmesi sağlamak olduğu da dikkate alındığında, her davalı açısından ayrı ayrı yargılama yapılmasının usul ekonomisine de uygun düşmeyeceği ve direnme kararını temyiz edenler gözetildiğinde mahkemenin davaların birlikte görülmesi gerektiği yönündeki kabulünün isabetli olduğu sonucuna varılmıştır…” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2013/22-1565, K.2015/1092)

                                                                                                                  ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.