KISA KARARLA GEREKÇELİ KARAR ARASINDA ÇELİŞKİ OLMAMALIDIR

“…Somut uyuşmazlıkta mahkemece tefhim edilen kısa kararda “2.805,71 TL. net ücret alacağın, 3.924,57 TL net sosyal yardım farkı alacağının kabulüne ” şeklinde hüküm kurulmuş ise de, mahkemenin gerekçeli kararında “sosyal yardım farkı alacağının reddine” karar verildiği hükümde belirtilmiştir. Mahkemece bu şekilde HMK.’un 297, 298 ve 321. maddelerine aykırı davranılmış kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır. Kararın salt bu nedenle sair yönleri incelenmeksizin bozulması gerekmiştir…” (YARGITAY 9.HD E:2017/3567 K:2017/6751 T:18.04.2017)

İTİRAZIN İPTALİ DAVASININ KABULÜ HALİNDE MEVCUT İCRA TAKİBİNE DEVAM EDİLİR, YENİ VE AYRI İCRA TAKİBİ YAPILMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR

Somut olayda, …İcra Müdürlüğü’nün 2008/193 Esas sayılı dosyasında yapılan ilamsız takibe itiraz edilmiş, itirazın iptali istemi üzerine… Asliye Hukuk Mahkemesi’nce itirazın iptaline, takibin devamına karar verilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin bu kararında eda hükmünü içeren asıl alacak inkar tazminatı yargılama gideri avukatlık ücreti alacağı… İcra Müdürlüğü’nün 2014/899 Esas sayılı dosyası ile ilamlı takibe konu edilmiştir. Alacaklının itirazın iptali ilamını ibraz etmek sureti ile ilk takip dosyası olan ilamsız takip dosyası üzerinden icra emri göndererek ilamdan kaynaklanan tüm alacaklarına kavuşma imkânı bulunmaktadır. Buna rağmen yeni bir takip açılması yukarıda yer verilen yasal düzenlemeye bağlanmış usul ekonomisi ilkesine aykırıdır. Mahkemece şikâyetin kabulüne, takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi doğru değildir. (YARGITAY 8. HD. E: 2017/17518 K: 2017/15287 T: 15.11.2017)

HARCIN TAMAMLANMASI İÇİN GÖNDERİLEN İHTARDA HARCIN NEREYE VE NE KADAR YATIRILACAĞININ BELİRTİLMESİ GEREKİR

“…Somut olayda; davalı vekili adına çıkartılan ihtaratın usulüne uygun olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur. Zira, ihtaratta tamamlanacak harcın ne kadar olduğu belirtilmediği gibi, nereye yatırılması gerektiği de bildirilmemiştir. Öte yandan, verilen kesin sürenin sona ermesinden sonra dosyanın işlemden kaldırılması ve Harçlar Kanunu’nun 30.maddesi delaletiyle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 150/4.maddesinde öngörülen 3 aylık sürenin beklenmesi ve bu müddet içerisindeki harç ikmal edilmediği takdirde dosyanın ele alınarak açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, anılan yasal süreler beklenilmeden doğrudan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Hal böyle olunca, tamamlanması gereken harç miktarı ve nereye yatırılması gerektiği hususlarını da içerecek şekilde davalı tarafa muhtıra çıkartılması, verilen kesin süre içinde harcın tamamlanmaması halinde dosyanın işlemden kaldırılması, HMK 150/4 maddesinde öngörülen 3 aylık yasal sürenin beklenmesi, daha sonra davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir…” (YARGITAY 1.HD. E: 2014/2625 K: 2015/1228 T: 27.01.2015)

DELİL AVANSININ YATIRILMAMASI DAVANIN REDDİNİ GEREKTİRMEZ

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2016/5061 E.,  2016/10409 K.
Tarihi: 11/12/2013
Numarası: 2012/62-2013/420

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı … tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. 

– K A R A R –

Davacı vekili icra takibine konu her biri 1.000.000 TL bedelli şirketin eski yetkilileri davalı…’un kefil olarak imzalarının bulunduğu bonoların muvazaalı olarak düzenlendiğini, senetlerin bedelsiz olduğunu ileri sürerek takibe konu bonolar üzerinden şimdilik 30.000 TL’lik meblağı üzerinden müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 
Davalı … vekili, İzmir 10. İcra Mahkemesinin 26.05.2008 tarihli duruşmasında davalı …’un takibe konu senetlerin borç karşılığında imzalanarak …’a verildiğini ikrar ettiklerini ileri sürmüştür. 
Diğer davalılar davaya yanıt vermemişlerdir. 
Mahkemece yapılan yargılamada; 02.04.2004 tarihli oturumdan itibaren davacının davayı takip etmediği, davalının davayı takip edeceğini bildirdiği, davalı … vekiline 26.06.2013 tarihli oturumda verilen kesin sürede davalının dava şartı niteliğindeki gider avansını yatırmadığı, davayı takip yetkisinin bulunması için gider avansının tamamlanmış olması gerektiği, bu husus yerine getirilmediğinden davalı … vekilinin takip yetkisi sona ermiş olduğundan taraflarca takip edilmeyen davanın HMK 150/5 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı HMK 120/2.maddesinde “Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir.” denilmekte olup aynı Yasanın 324/2.maddesinde ise “Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi halde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır.” denilmektedir.

HMK’nun 120. maddesindeki gider avansı ile HMK’nun 324. maddesindeki delil ikamesi avansı birbirlerinden farklı iki ayrı düzenlemedir. HMK’nun 120. maddesindeki gider avansı dava açıldığı zaman zorunlu olarak davacı tarafından yatırılması gereken bir miktar olup yatırılmadığı takdirde dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi gerekir. HMK’nun 324. maddesinde düzenlenen delil ikame avansı ise dava şartı niteliğinde değildir. Bu nedenle delil ikamesi avansının verilen kesin süre içinde yatırılmamış olmasının dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddini gerektirmeyeceği, ancak HMK 324/2.maddesi uyarınca davacının sadece talep ettiği bilirkişi incelemesi yapılmasına dair delili ileri sürmekten vazgeçmiş sayılacağı sonucunu doğuracaktır. 


Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirilecek olursa; 6100 Sayılı HMK 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dava ise 6100 Sayılı HMK’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce 22.07.2008 tarihinde açılmıştır. HMK’nun 120. maddesine göre davacı yargılama harçları ile Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Adalet Bakanlığınca yayınlanan 2013 yılına ait gider avansı tarifesinin 4. maddesine göre davacı tebligat gideri ile diğer iş ve işlemler için 50-TL ödemek zorundadır. Tarifenin bu maddesinde yer alan keşif, bilirkişi ve tanıkla ilgili avanslar HMK’nun 324. maddesine göre delil avansı olup, yargılamanın bulunduğu aşamaya göre ödenmesinin istenmesi zorunlu değildir. Tarifede yer alan diğer iş ve işlemler için 50-TL dava açılırken alınması gereken bir tutardır. HMK’ nın 448. maddesine göre kanun hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır. Davanın açılış tarihi gözetildiğinde 2013 yılına ait tarifede yer alan diğer işlemler için ödenmesi gereken 50-TL’ nin ödenmesi davalıdan istenemeyeceği gibi anılan tarifede 50-TL olarak belirlenen gider avansının davalıdan hangi gerekçe ve hangi kalemler için 100,00 TL olarak ödenmesinin talep edildiği de açıklanmış değildir. Şayet Mahkemece yatırılması istenen bu miktar delil avansı mahiyetinde ise bu giderin yatırılmamış olması sebebiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru değildir. Bu durumda ilgili tarafın talep ettiği delilin ileri sürülmesinden vazgeçilmiş sayılacağı sonucuna varılarak dosyadaki mevcut delil durumu gözetilerek bir karar verilmesi gerekmektedir. 
Kaldı ki kabule göre de HMK’nın 120/2. ve 114/1-g maddelerine göre dava şartı niteliğindeki gider avansının yatırılmaması halinde dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi de isabetsizdir. 
Mahkemece açıklanan bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir. 
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı … yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 09/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

DAVANIN ATİYE BIRAKILMASI, DAVALININ RIZASINA BAĞLIDIR

T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 2003/3636
K. 2003/7983
T. 17.6.2003
• DAVADAN VAZGEÇME ( Davalının Rızası Olmadan Mümkün Olmadığı )
• DAVANIN REDDEDİLMESİ ( Davalı Lehine Masraf Ve Ücreti Vekalet Takdir Edilmesi Gereği )
1086/m.185

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:

KARAR : Davacı, Orman İşletme Müdürlüğünde vahidi fiyat usulü ile mevsimlik işçi olarak çalıştığını, idareye ait kamyonla ormana giderken aracın devrilmesi sonucu yaralanıp bacağını kaybettiğini bildirerek 1.500.000.000 TL. maddi, 1.000.000.000 TL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilini talep etmiş, ek dava ile de 9.036.965.470TL. maddi tazminatın da yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir.

Davalı orman idaresi İş Kanununa tabi olmayan şekilde vahidi fiyat usulü ile çalışan davacının, işyerine götürülmesinin hatır taşımacılığı olduğundan davanın reddini dilemiştir. Diğer davalı Yılmaz idareye ait aracın eski ve arızalı olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, SSK tarafından bağlanan gelirin peşin sermaye değeri ile davacının maddi zararı karşılandığından bu kalem isteğin konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat yönünden davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davacı maddi ve manevi tazminat talebi ile açtığı davasında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu kendisine SSK.’dan maaş bağlanması nedeni ile uğradığı maddi zararın bulunmaması nedeni ile 9.4.2002 tarihinde bu talebini atiye bıraktığın bildirmiş, ancak davalılar, davacının davasını atiye bırakmasna muvafakat etmeyerek kendilerinin devam edeceğini bildirmişlerdir. HUMK. 185/1. maddesi gereği davacı davalının rızası olmaksızın davasını takipten vazgeçemez. Davacının maddi zararının da bulunmadığı dosyadaki bilirkişi raporu ile belirlendiği ve davacı tarafından da bu rapor kabul edildiğine göre, maddi tazminata ilişkin davanın reddiyle, kabul ve reddolunan kısma göre davalılar lehine masraf, ücreti vekalet takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan gerekçelerle davalıların sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan gerekçelerle kararın davalılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 17.6.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR

 

 

 

GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR

İKİNCİ BÖLÜM

 

Geçen hafta geçici hukuki korumalar konu başlığı altında İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz konularından bahsetmiştik. Bu hafta;

 

-Delil Tespiti

-Özel Hükümlerle Öngörülen Geçici Hukuki Korumalar

-Aile Hukukuna Özgü Düzenlemeler konularına değineceğiz.

 

3-DELİL TESPİTİ

İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir gibi uyuşmazlık konusuna ilişkin tedbirlerden farklı olarak delil tespiti ispata ilişkin bir geçici hukuki korumadır. Delil tespitinde amaç iddiaları ispata yarayabilecek delillerin muhafaza edilmesidir. Koruma talep edilebilmesi için gerekli şartlar sağlanmış olmalıdır. HMK m.400’e göre;

 

“(1) Taraflardan her biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi yaptırılması ya da tanık ifadelerinin alınması gibi işlemlerin yapılmasını talep edebilir.

(2) Delil tespiti istenebilmesi için hukuki yararın varlığı gerekir. Kanunda açıkça öngörülen hâller dışında, delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı yahut ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dâhilinde bulunuyorsa hukuki yarar var sayılır.

Öncelikle kanunda uyuşmazlığa taraf olan herkesin delil tespitini talep edebileceği ifade edilmiştir. Talep edecek olanın bu işlemde hukuki yararının bulunması şarttır. Ancak delil tespiti derhal yapılmaz ise;

 

-Delilin kaybolacağı

-Delilin ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimallerinden herhangi biri söz konusu olursa kanunun açıkça belirlediği haller dışında hukuki yarar vardır. Talepte bulunan bu durumlardan birinin varlığı halinde hukuki yarar koşulunu sağlamış olacaktır.

Delil tespiti talebi bir dilekçeyle yapılmalıdır. Dilekçede delil tespiti sebepleri, tespit edilmesi istenen delile ilişkin bilgiler, varsa tanıklara sorulacak sorular, bilirkişi görevlendirilmesi isteniyorsa bilirkişiye sorulacak sorular, biliniyorsa aleyhine delil tespiti istenen kişinin kimliği ve adresi gibi konulara yer verilmelidir.

Delil tespiti halihazırda devam eden bir davada ileri sürülebileceği gibi henüz bir dava açılmadan önce de talep edilebilir. Dava açılmadan önce talep edilecek ise;

 

-Esas hakkında davaya bakacak olan mahkemeye,

-Bir yerde veya bir eşya üzerinde keşif veya bilirkişi incelemesi yapılacak ise oradaki sulh mahkemesine,

-Tanık dinlenecek ise dinlenecek kişinin oturduğu yerdeki sulh mahkemesine dilekçeyle başvurularak işlem yapılmalıdır.

Devam etmekte olan bir dava ile ilgili delil tespiti henüz inceleme sırası gelmemiş deliller için söz konusu olur. İncelemesi tamamlanan delillerde bu tedbire başvurulamayacaktır. Mevcut davada delil tespiti talebi sadece davanın görüldüğü mahkemeden istenebilir.

Talep dilekçesi üzerine işlem yapılabilmesi için mahkemece belirlenen giderler avans olarak ödenmelidir.

Mahkeme, delil tespiti için aranan şartların bulunup bulunmadığını inceler. Talep şartları sağlıyorsa karşı tarafa tebligat yapılarak varsa itirazlarını tebliğden itibaren 1 hafta içinde bildirmesi istenir. Mahkeme gerekli görürse karşı tarafı dinlemeden de delil tespitine karar verebilir. Bu durumda da karşı tarafa itirazlarını bildirmesi için tebliğden itibaren 1 haftalık süre tanınır.

Delil tespiti kararına karşı kanun yoluna başvuru imkanı tanınmamıştır.

 

4-ÖZEL HÜKÜMLERLE ÖNGÖRÜLEN GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR

İhtiyati tedbir, delil tespiti gibi geçici hukuki korumaların yanında HMK m.406’da mahkemece mal veya hakkın korunması adına defter tutulması ya da mühürleme işlemi yapılması düzenlenmiştir. Gerekli hallerde mahkeme bu tedbirlerin uygulanmasına karar verebilir.

 

Maddenin devamında geçici hukuki korumalara ilişkin diğer kanunlarda yer alan özel düzenlemelerin saklı olduğu ifade edilmiştir. Türk Ticaret Kanunu, İcra-İflas Kanunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gibi birçok kanunda bu tip düzenlemeler bulunmaktadır.

 

-Türk Ticaret Kanunu’nda tasfiye halinde bulunan şirketlerde tasfiye memurları eliyle yapılan geçici ödemeler,

-İcra İflas Kanunu’nda müflisin defterinin tutulması ve iflas halinde uygulanan muhafaza tedbirler, Konkordato sürecinde uygulanan tedbirler

-Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda fikir ve sanat eserlerinin korunması adına bir işin yapılmasının yasaklanması, işyerinin kapatılması ve sahte nüshaların toplatılması tedbirleri, HMK dışındaki kanunlarda öngörülen tedbirlere örnek olarak verilebilir.

 

5-AİLE HUKUKUNA ÖZGÜ DÜZENLEMELER

Toplumun temel yapıtaşı olan ailenin korunması ve aile içinde yaşanan şiddet vb. durumların en kısa süre içerisinde önüne geçilmesi amacıyla Türk Medeni Kanunu ile Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun bünyesinde önemli tedbirlere yer verilmiştir.

 

-TMK 169. Maddeye göre;

Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.”

  1. Maddede ise;

“Nafaka davası açılınca hâkim, davacının istemi üzerine dava süresince gerekli olan önlemleri alır. Soybağı tespit edilirse, davalının uygun nafaka miktarını depo etmesine veya geçici olarak ödemesine karar verilebilir.”

Düzenlemeleri ile çeşitli koruma tedbirlerine yer verilmiştir.

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da hakim tarafından;

-Korunan kişilerin işyerinin değiştirilmesine

-Kişilerin evli olması halinde müşterek yerleşimden ayrı bir yerleşim yeri belirlenmesine

-Şartların varlığı ve talep halinde TMK hükümlerine göre tapu kütüğüne “Aile Konutu” şerhi konulmasına karar verilebileceği düzenlenmiştir.

Geçen haftaki yazımızla birlikte geçici hukuki korumaları tamamlamış olduk. Hukukta kişinin hakkına kavuşması için dava açması yetmez. Davanın sonunda hakkına ulaşması da gerekir. Bu amaca ulaşabilmek için daha davanın başında başvurmak gereken geçici hukuki çareleri bilmek bunları hayata geçirmek gerekir. Yoksa açtığınız davanın hakka ulaşmayı sağlamayacağını hatırlatmak isteriz.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR-PART 1

 

GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR

İLK BÖLÜM

Günlük hayatta yaşanan uyuşmazlıkları gidermek için çeşitli yöntemlere başvururuz. Bunlar arasında hukuki yollar ise en çok başvurulan seçenek olarak karşımıza çıkıyor. Hukuksal çözüm yolu olarak da öncelikle akla dava açmak geliyor. Ancak bazı durumlarda dava ile elde edilmek istenen sonuca varmak için, daha davanın başında veya davadan önce bazı tedbirlere başvurmak gerekir. Bir evin ya da arabanın mülkiyetini almak için dava açsak da, devrin önlenmesi adına tedbir kararı verilmedikçe malın satışı engellenemez. Sonrasında davayı kazanmış olmanın da hiçbir anlamı kalmaz maalesef.

İşte tam da burada devreye geçici hukuki koruma mekanizmaları giriyor. Kişiler kendilerine karşı İdare tarafından bir işlem yapılması durumunda dava sürecinde “Yürütmenin Durdurulması” yoluyla telafisi güç zararların önüne geçilmesini sağlayabilirler. Keza boşanma davası boyunca maddi güçlükler yaşama ihtimali olan eş ve çocuklar için tedbir nafakasına hükmedilmesi yine kişileri korumaya ve zarar görmelerini önlemeye yöneliktir.

Geçici hukuki korumalar açısından bilinmesi gereken özellikler;

-Koruma geçici nitelik taşır, asıl talep hakkında kesin sonuç doğurmaz.

-Davanın her iki tarafı da koruma talep edebilir.

-Geçici hukuki koruma için yargı organlarınca karar verilmelidir.

-Talep doğrultusunda yapılan yargılamada kural olarak yaklaşık ispat yeterlidir.

-Yargılamada verilen kararlar bağlayıcı ve zorlayıcıdır.

 

GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR

1- İhtiyati tedbir (HMK 389-399 maddeleri)

2- İhtiyati Haciz (İİK 257. vd. maddeleri)

3- Delil Tespiti (HMK 400-405 maddeleri)

4- Özel Hükümlerle Öngörülen Geçici Hukuki Korumalar (HMK 406. madde)

5- Aile Hukukuna Özgü Düzenlemeler (TMK)

 

1-İHTİYATİ TEDBİR

Taraflar arasındaki uyuşmazlığın konusu olan mal veya hakkın hukuki koruma altına alınması, ihtiyati tedbir talebinin ana konusunu oluşturur. Kararın verilmesi için belirli şartların oluşması gerekir. HMK M. 389’a göre;

“Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.”

Bir önceki usul kanunu HUMK’ tan farklı olarak yürürlükteki kanun HMK’ da ihtiyati tedbir açısından tek tek tüm şartlar sayılmamış, bunun yerine tedbir için genel bir çerçeve çizilerek hakime takdir yetkisi tanınmıştır. Kanun maddesindeki “karar verilebilir” ifadesi bu durumun bir yansımasıdır.

İhtiyati tedbirin dava açılmasıyla birlikte talep edilmesinin yanında dava açılmadan önce de talep edilmesi mümkündür.

-Dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden,

-Dava açılırken veya dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden

İhtiyati tedbir talep edilebilir.

Tedbir talebinin dilekçe ile yapılması gerekir. Dilekçede özellikle tedbir talebinin dayanağı olan hak açıkça belirtilmeli, gerekçeler somut olarak ifade edilmelidir. Karar için yaklaşık ispat gerektiğinden lehe kanaat oluşturacak delil ve dayanakların sunulması şarttır.

Talep üzerine mahkeme ihtiyati tedbir uygulanmasına karar verebilir. Bu durumda kural olarak tedbiri talep edenden teminat alınır (HMK m.392). Tedbiri tamamlayacak bazı işlemlerin yapılması gereklidir. Kararın verilmesinden itibaren 1 hafta içerisinde tedbirin uygulanması talep edilmelidir. Karar dava açılmadan önce verilmiş ise tedbirin uygulanması talep edilir, ardından 2 hafta içerisinde dava açılır. Davanın açıldığı memura bildirilerek evraklar ilgili dosyaya konulur. Tedbir aksi kararlaştırılmamışsa nihai karar kesinleşinceye dek devam eder.

Mahkeme tedbir talebini yerinde bulmazsa talebi reddeder. Bu karara karşı İstinaf kanun yoluna başvurulabilir (HMK m.341,391). Başvuru süresi, taraflardan her biri için kararın kendilerine tebliği tarihinden başlayarak 2 haftadır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun verdiği karar (E:2013/1 K:2014/1) ve HMK m.362 gereğince Temyiz yoluna başvurulamaz.

 

2-İHTİYATİ HACİZ

İhtiyati tedbirden farklı olarak ihtiyati hacizde talep konusunu para alacağı oluşturur. Alacağı korumak adına borçlunun herhangi bir malvarlığı üzerine alacağı karşılayacak düzeyde haciz konularak hakkın korunmasına hizmet eden bir tedbirdir.

İhtiyati haciz için kanun belirli şartlar aramaktadır. İİK m.257’ye göre;

“Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.”

Bu şartlar;

-Alacak rehinle temin edilmemiş olmalıdır. Alacak rehinle temin edilmişse artık ihtiyati haciz söz konusu olmayacaktır.

-Kural olarak alacağın vadesi gelmiş olmalıdır. İstisnai olarak:

1)Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa veya

 

2) – Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa, alacak muaccel hale gelmemiş olsa dahi ihtiyati haciz konulabilir.

İhtiyati hacze HMK hükümlerine göre yetkili olan mahkemece karar verilir. Alacaklı alacağının varlığını ve neden ihtiyati haciz konulması gerektiğini gösteren delillerini mahkemeye sunmalıdır. Mahkeme tarafları dinlemeden de bir karara varabilir. İhtiyati tedbirden farklı olarak ihtiyati haciz için borçludan teminat alınması zorunludur. Ancak mahkeme ilamına dayanan alacaklarda teminat şartı yoktur. İlam niteliğinde belgelere dayanan alacak açısından takdir mahkemeye aittir, mahkeme teminat isteyebileceği gibi teminata lüzum olmadığına da karar verebilir.

İhtiyati haciz talebinin reddi halinde İstinaf kanun yoluna başvuru mümkündür. Bu başvurular öncelikle incelenerek kesin karara bağlanır. (İİK m.258/3)

İhtiyati haciz talebinin kabulü halinde alacaklı kararın verildiği tarihten itibaren 10 gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresinde bulunan icra dairesinden kararın yerine getirilmesini istemelidir. Bu süre içerisinde kararın uygulanması talep edilmezse ihtiyati haciz ortadan kalkar.

Geçici hukuki korumaların oldukça geniş bir konu olması sebebiyle yazıyı iki parçaya ayırmanın daha uygun olacağını düşünerek kalan hususlara önümüzdeki haftaki yazımızda yer vermeyi uygun gördük. Haftaya yazını devamında buluşmak üzere…

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

 

 

ZORUNLU VE İHTİYARİ DAVA ARKADAŞLIĞI

Bir davanın birden fazla kişi tarafından veya birden fazla kişi aleyhine açılabilmesi için, aynı tarafta yer alanlar arasında hukuksal bir bağlantının bulunması gerekir. Hukukumuzda, bu bağlantıya dava arkadaşlığı denilmektedir.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 57 vd maddelerinde düzenlenen dava arkadaşlığı; zorunlu ve ihtiyari dava arkadaşlığı olmak üzere iki ana başlık altında toplanmaktadır. Zorunlu dava arkadaşlığı da, yine kendi içinde maddi ve şekli  dava arkadaşlığı olmak üzere ikili ayrımla düzenlenmektedir.

6100 Sayılı Kanunumuz 57. maddesinde hangi hallerde ihtiyari dava arkadaşlığının oluşabileceğini düzenlemiştir:

“Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir:

  1. a) Davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması.
  2. b) Ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri.
  3. c) Davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması.

Madde metninden de anlaşılacağı üzere yukarıda sayılan haller mevcut olduğu durumlarda davacılar davalı aleyhine birlikte dava açabileceği gibi davacı birden fazla davalı aleyhine de tek bir dava açabilir. Ancak ihtiyari dava arkadaşlığında, mecburi dava arkadaşlığında olduğu gibi zorunluluk mevcut değildir. Yani davacılar ayrı ayrı dava açabileceği gibi; davacı birden fazla davalı adına ayrı ayrı dava açabilir.

Kanunumuzun 58. maddesi ise ihtiyari dava arkadaşlığında, davaların birbirinden bağımsız olduğunu ve dava arkadaşlarının her birinin, diğerinden bağımsız olarak hareket ettiğini belirtmektedir.

Mecburi dava arkadaşlığında durum biraz farklıdır. Şöyle ki 59. Madde mecburi dava arkadaşlığının tanımını yapmaktadır:

Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır.” Örnek olarak; elbirliğiyle mülkiyetin söz konusu olduğu durumlarda birlikte dava açılması veya aleyhlerine karşı tek bir dava açılması, kiracıların kiralanan taşınmazdan tahliyesinin talep edildiği davada tüm kiracıların davalı olarak belirtilmiş olması, TMK 286. maddeye göre açılan nesebin reddi davası anne ile çocuğa karşı birlikte açılması, adi ortaklıkta ortaklık tarafından açılan davaların bütün ortaklar tarafından birlikte açılması, asıl borçlu ile ipotek veren üçüncü kişiye karşı açılacak davanın bu kişilere karşı birlikte açılması…

Dava konusu olan hak, birden fazla kişi arasında ortak olup da, bu hukuki ilişki hakkında mahkemece bütün ilgililer için aynı şekilde ve tek bir karar verilmesi gereken hallerde dava arkadaşlığı maddi bakımdan zorunludur. Zorunlu dava arkadaşlığında; dava arkadaşları arasındaki ilişki çok sıkı olduğundan, davada birlikte hareket etmek durumundadırlar. Mahkeme ise, dava sonunda zorunlu dava arkadaşlarının hepsi hakkında tek bir karar verecektir. Zorunlu dava arkadaşlığında dava konusu olan hak tektir ve dava arkadaşı sayısı kadar müddeabbih bulunmamaktadır.  

Bazı hallerde ise, birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmasında maddi bir zorunluluk olmadığı halde kanun; gerçeğin daha iyi ortaya çıkmasını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin doğru sonuca bağlanmasını sağlamak için, birden fazla kişiye karşı dava açılmasını usulen zorunlu kılmıştır ki, bu durumda şekli bakımdan zorunlu dava arkadaşlığı söz konusudur. Böyle bir davada, dava arkadaşları hakkında tek bir karar verilmesi veya dava arkadaşlarının hep birlikte ve aynı şekilde hareket etme zorunluluğunun varlığından söz edilemez.

Bu hususlarda Yargıtay’ımızca verilmiş kararlar şu şekildedir:

“…takip kredinin asıl borçlusu olan … takipte borçlu olarak gösterilmemiş olup asıl borçlu ile ipotek veren üçüncü kişi arasında şekli bakımdan zorunlu takip arkadaşlığı olduğundan bu hususun mahkemece re’sen gözetilmesi, alacaklının talebi halinde HMK 124. maddesine göre bu borçlunun takibe dahil edilmesi için alacaklıya süre verilmesi sonucuna göre hüküm tesisi gereklidir. Ayrıca asıl borçlu ve ipotek veren şikayetçiye hesap kat ihtarının gönderildiği dosya arasındaki noter belgesinden anlaşılıyor ise de bu borçlulara hesap kat ihtarının usulünce tebliğ edilip edilmediği de araştırılmamış olup bu husus İİK 150/ı maddesine göre ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı icra takibinde icra emri gönderilmesi için zorunlu bir şarttır…” (Yargıtay 12HD. E 2017/437, K. 2017 4106)

 

“…davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığı açıktır. Ancak işveren tek bir işlemle, “Başvuruya Davet” bildirimi ile tüm davalılardan iş sözleşmelerini 27.06.2011 tarihine kadar yenilemelerini istemiş, davalılar ise birlikte aynı gün aynı noterden ihtarnameler çekerek iş akitlerini yenilemeyeceklerini bildirdiklerinden davalıların ortak işlemle yükümlülük altına sokuldukları; dolayısıyla davaların temelini oluşturan vakıalar ve hukuki sebeplerin aynı olduğu, buna göre davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğu, ayrıca davaların ayrılmasına karar verilmesi gerektiği yönünde emredici düzenleme bulunmayıp, mahkemenin takdirine bırakılmış olması ve iş mahkemelerinin kuruluş amacının işçilerin hakkını yargı yerleri olan mahkemelerden daha çabuk, kolay ve ucuz bir yolla alabilmelerini, davaların çabukluk ve kolaylıkla yürütülmesi sağlamak olduğu da dikkate alındığında, her davalı açısından ayrı ayrı yargılama yapılmasının usul ekonomisine de uygun düşmeyeceği ve direnme kararını temyiz edenler gözetildiğinde mahkemenin davaların birlikte görülmesi gerektiği yönündeki kabulünün isabetli olduğu sonucuna varılmıştır…” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2013/22-1565, K.2015/1092)

                                                                                                                  ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.