TACİR YARDIMCILARI VE ARALARINDAKİ FARKLAR

Ticari işletmenin faaliyet alanı ve iş hacmi tacirin işlerinde başka kişilerden yardım almasını gerektirebilir. Tacirin ticari işletmesi ile ilgili yardım aldığı bu kimselere tacir yardımcıları adını veriyoruz. Çalışma esaslarına göre tacir yardımcıları bağımlı tacir yardımcıları ve bağımsız tacir yardımcıları olarak ikiye ayrılır.

Bağımlı tacir yardımcıları; ticari temsilci, ticari vekil ve pazarlamacıdır.

Bağımsız tacir yardımcıları; acente, simsar ve komisyoncudur.

BAĞIMLI TACİR YARDIMCILARI

Bağımlı tacir yardımcıları, tacirin emir ve talimatları doğrultusunda işlerini yürütürler, çalışma saat ve usulleri tacir tarafından belirlenir ve sadece gerçek kişiler bağımlı tacir yardımcısı olabilir.

A-TİCARİ TEMSİLCİ

Ticari temsilci, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547-550 maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Ticari temsilci

I. Tanımı ve yetki verilmesi

MADDE 547- Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.

İşletme sahibi, ticari temsilcilik yetkisi verildiğini ticaret siciline tescil ettirmek zorundadır; ancak ticari işletme sahibinin ticari temsilcinin fiillerinden sorumluluğu, tescilin yapılmış olmasına bağlı değildir.

Ticari temsilci ataması tek taraflı irade beyanıyla olur. Kanun irade beyanını herhangi bir şekle tabii kılmamıştır. TBK’nın 547/2’ye göre temsilcilik yetkisini ticaret siciline tescil etmek zorunludur. Ticari temsilcinin atanmasından itibaren 15 gün içinde tescil yapılması gerekir. Ticari temsilcilik sıfatı tescil ile kazanılmaz yani tescil kurucu nitelikte değildir. Tescil 3. Kişileri durumdan haberdar etme amacı taşır.

II. Temsil yetkisinin kapsamı

MADDE 548- Ticari temsilci, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili sayılır.

Ticari temsilci, açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz.

TBK’nın 548/1 fıkrasında ticari temsilci işletmenin gayesine uygun her türlü işlemleri yapmaya yetkilidir. Kambiyo taahhüdünde bulunabilir, taşınmaz satın alabilir, ticari vekil atayabilir. TBK’nın 548/2 fıkrasında ise ticari temsilci özel olarak açıkça yetkili kılınmadıkça işletmeye ait taşınmazları devredemez ve bir hak ile sınırlayamaz.

III. Temsil yetkisinin sınırlandırılması

MADDE 549- Temsil yetkisi, bir şubenin işleriyle sınırlandırılabilir.

Temsil yetkisi, birden çok kişinin birlikte imza atmaları koşuluyla da sınırlandırılabilir. Bu durumda, diğerlerinin katılımı olmaksızın temsilcilerden birinin imza atmış olması, işletme sahibini bağlamaz.

Temsil yetkisine ilişkin yukarıdaki sınırlamalar, ticaret siciline tescil edilmedikçe, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm doğurmaz.

Temsil yetkisine ilişkin diğer sınırlamalar, tescil edilmiş olsalar bile, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez

Ticari temsilcinin yetkileri 549. Maddeye göre bir şubenin işleriyle veya birlikte temsil şeklinde sınırlamak mümkündür. Ticari temsilciye ilişkin sınırlamaların tescil edilmesi gerekir. Tescil edilmemesi durumunda iyiniyetli 3. Kişilere karşı temsil yetkisinin sınırlanması hüküm doğurmaz.

IV. Temsil yetkisinin sona ermesi

MADDE 550- Temsil yetkisinin verildiği ticaret siciline tescil edilmemiş olsa bile, sona erdiği tescil edilir.

Temsil yetkisinin sona erdiği ticaret siciline tescil ve ilan edilmediği sürece, bu yetki iyiniyetli üçüncü kişiler için geçerliliğini korur.

Temsil yetkisi azil, istifa, tacirin iflası veya ticari temsilcinin ölümü gibi hallerde sona erer. Temsil yetkisinin tescili zorunlu olduğu için temsil yetkisinin sona ermesi durumunda ticaret sicilindeki tescilin silinmesi gerekir.

B-TİCARİ VEKİL

Ticari vekil 6098 sayılı kanunun 551. Maddesinde düzenlenmiştir.

B. Ticari vekil

MADDE 551- Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir.

Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez.

  • Ticari vekil, kendisine ticari mümessil sıfatına sahip olmaksızın bir ticari işletmenin mutat bütün işlerini veya belirli işlerini yönetmek üzere atanan tacir yardımcısıdır.
  • Ticari vekil, işletme sahibi tarafından ya da ticari temsilci tarafından atanabilir.
  • Ticari vekillerin ticaret siciline tescil ve ilan edilmezler.
  • Ticari vekilin yetkisi işletmenin olağan işleriyle sınırlıdır.
  • Ticari vekil özel yetkiyle; ödünç ve kredi alabilir, kambiyo taahhüdünde bulunabilir, dava açabilir, açılmış davayı takip edebilir.

C-PAZARLAMACI

Pazarlamacılık sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 448-460 maddeleri arasında düzenlenmiştir.

MADDE 448- Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.

  • Pazarlamacı ticaret merkezi dışında tacir adına işlem yapmak üzere görevlendirilir.
  • Tacire hizmet sözleşmesiyle bağlı olup, ticari işletme ürün ve hizmetlerinin pazarlamasına yardımcı olur.
  • Aksine yazılı anlaşma olmadıkça pazarlamacı, sadece işlemlere aracılık etmeye yetkilidir.
  • Pazarlamacıya 3. Kişilerle işlem yapmak için yetki belgesi verilir.
  • Pazarlamacı tacir adına 3. Kişilerle sözleşme yapma ve bu sözleşmelerle ilgili ücret tahsil etme yetkisi sahiptir. Tacir pazarlamacının temsil yetkisini sona erdirirse durumu ticaret siciline tescil ve ilan edilemeyeceğinden mektup, sirküler göndermek suretiyle 3. Kişilere bildirmesi gerekir. 
  • Ayrıca pazarlamacıya verilen yetki belgesi de geri alınmalıdır. Aksi takdirde bu işlemlerden tacir sorumlu olur.

BAĞIMSIZ TACİR YARDIMCILARI

Bağımsız tacir yardımcıları tacirden emir ve talimat almazlar. Çalışma saat ve usullerini kendileri belirlerler. Çoğunun kendine ait işletmesi bulunur. Gerçek veya tüzel kişilerden oluşabilir.

A-ACENTE

Acente, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 102-123 maddeleri arasında düzenlenmiştir.

MADDE 102- (1) Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.

Acentelik sözleşmesinin yapılması herhangi bir şekil şartına tabi değildir. Acente; aracılık yapan acente ve işletme adına sözleşme yapan acente olarak iki türde görülür. Acenteye tacir adına sözleşme yapma yetkisi tanınmak isteniyorsa, bu yetkinin yazılı şekilde verilmesi ve belgenin acente tarafından tescil ve ilan edilmesi gerekir.

Acentenin Unsurları

Bir aktin varlığı: Acente ile tacir arasında bu akit yazılı olacağı gibi sözlü de olabilir.

Faaliyet alanı: Acente muayyen bir yer ya da bölgede aracılık etmelidir.

Faaliyetlerde Süreklilik: Acente faaliyetlerini sürekli bir şekilde icra etmelidir.

Tacire Tabi olmama

Meslek Edinme

Acentenin Hakları

1)Tekel hakkı(inhisar): Tacir acentenin faaliyette bulunduğu yerde acentesinin yazılı izni olmadan bir başka acenteyi atayamaz.

2)Ücret isteme hakkı: Acente, tacir adına olumlu sonucun doğduğu zamanda ücrete hak kazanır.

3)Hapis hakkı: Acente, tacirdeki tüm alacakları kendisine ödeninceye kadar acentelik sözleşmesi nedeniyle zilyetliğinde bulunan tacire ait menkul eşya ve kıymetli evrak üzerinde hapis hakkı kullanabilir.

4)Olağanüstü masrafları talep hakkı: Acente yalnızca olağanüstü giderlerini ve avansları isteyebilir. Olağan giderlerini talep edemez.

Acentenin Borç ve Yükümlülükleri

a) Acente, aksi yazılı olarak kararlaştırılmadıkça aynı konuda faaliyet gösteren birden çok işletme hesabına aracılık ve akit yapamaz.

b) Acente, sözleşme uyarınca kendisine bırakılan bölge ve ticaret dalı içinde, tacirin işlerini görmekle ve menfaatlerini korumakla yükümlüdür.

c) Tacirin işlerini yaparken gerekli dikkat ve özeni göstermelidir.

d) Acente, taciri yapılan işlerle ilgili bilgilendirmeli ve gereken hallerde onu uyarmalıdır.

e) Tacir ad ve hesabına tahsil ettiği parayı veya satın aldığı malı zamanında iade etmelidir.

Tacirin Acenteye Karşı Borç ve Yükümlülükleri

a) Mallarla ilgili belgeleri vermek.

b) Acentelik sözleşmesinin yerine getirilmesi için gerekli olan hususları ve özellikle iş hacminin acentenin normalde bekleyebileceğinden önemli surette düşük olabileceğini bildirmek.

c) Acentenin yaptığı işleri kabul edip etmediğini ya da yerine getirip getirmediğini uygun bir süre içinde bildirmek.

d) Acentenin istemeye hak kazandığı ücreti ödemek.

e) Ücret, avans ve olağanüstü giderler hakkında faiz ödemek.

Acentenin Temsil Yetkisi

Acenteye tacir tarafından sözleşme yapma yetkisi yazılı olarak verilmelidir. Bu geçerlilik şartıdır. Yetki belgesinin acente tarafından tescil ve ilan ettirilmesi gerekir.

Acente, yetkisi olmadan tacir adına sözleşme yaparsa, tacir sözleşmenin yapıldığını öğrenince icazet verebilir; vermediği takdirde acente yapılan işlemle kendisi sorumlu olur.

Acenteye verilen temsil yetkisinin sınırlandırılmasının iyiniyetli 3. kişilere karşı ileri sürülebilmesi için bunların tescil ve ilan edilmesi gereklidir.

Taciri mahkemede temsil yetkisi vardır.

Acentelik Sözleşmesinin Sona Ermesi

  • Sözleşmede herhangi bir süre kararlaştırılmışsa bu sürenin dolmasıyla,
  • Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri 3 ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir.
  • Haklı neden var ise her zaman sözleşme ihbar süresine uymadan feshedilebilir.
  • Aksi sözleşmeden veya işin niteliğinden anlaşılmadıkça acentelik, taraflardan birinin ölümü, iflası, ehliyetini kaybetmesiyle son bulur.

Denkleştirme İstemi

TTK madde 122 de düzenlenmiştir.

MADDE 122: (1)Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra;

a)Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa,

b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve

c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.

(4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir.

Rekabet Yasağı Anlaşması (TTK m. 123)

Acentenin, işletmesine ilişkin faaliyetlerini, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonrası için sınırlandıran anlaşmanın yazılı şekilde yapılması ve anlaşma hükümlerini içeren ve müvekkil tarafından imzalanmış bulunan bir belgenin acenteye verilmesi gerekir.

Rekabet yasağı anlaşması en çok ilişkinin bitiminden itibaren 2 yıllık süre için yapılabilir.

Rekabet yasağı anlaşması acenteye bırakılmış olan bölgeye veya müşteri çevresine ve kurulmasına aracılık ettiği sözleşmelerin taalluk ettiği konulara ilişkindir.

Müvekkilin bu anlaşma karşılığında acenteye uygun bir tazminat ödemesi gerekir.

Müvekkil sözleşme ilişkisinin sona ermesine kadar rekabet sınırlamasının uygulanmasından yazılı olarak vazgeçebilir.

Taraflardan biri, diğer tarafın kusurlu davranışı sebebiyle haklı sebeplerle sözleşme ilişkisini feshederse, fesihten itibaren 1 ay içinde rekabet sözleşmesiyle bağlı olmadığını diğer tarafa yazılı olarak bildirebilir.

B-KOMİSYONCU

Komisyonculuk genel olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiştir. Komisyonculuğun bir alt türü olan taşıma işleri komisyonculuğu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir.

TBK m. 532:

Alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlendiği sözleşmedir.

Komisyoncu kendi adına müvekkil hesabına hareket eder. Tacirle arasındaki ilişki dolaylı temsil ilişkisidir.

Komisyoncunun 3. kişilerle yapmış olduğu işlemlerden ötürü ortaya çıkan hak ve borçlar komisyoncuya aittir.

Müvekkil ile arasındaki ilişki geçicidir.

Komisyon sözleşmesinde boşluk olan hallerde vekalet sözleşmesi hükümleri uygulanır.

Hakları

  • Ücret isteme hakkı
  • Olağan ve olağanüstü giderleri talep hakkı
  • Hapis hakkı

Borç ve Yükümlülükleri

Aktin yapılması ve icrası: Komisyoncu aktin yapılmamasından dolayı sorumlu tutulamaz. Ancak bu durum ücret almasını engeller.

Müvekkili bilgilendirme ve menfaatlerini koruma: Komisyoncu, yaptığı iş hakkında vekalet vereni bilgilendirmek ve özellikle talimatının yerine getirildiği kendisine hemen bildirmekle yükümlüdür.

Komisyon Akdinin Sona Ermesi

  • Komisyoncuya verilen işin görülmesi
  • Komisyoncunun azli ya da istifası
  • Taraflardan birinin ölümü, iflası, medeni haklarını kullanma ehliyeti kaybetmesi

Komisyonculuk sözleşmesinden doğan talepler için zamanaşımı süresi 5 yıldır.

Taşıma İşleri Komisyonculuğu

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 917. maddesinde düzenlenmiştir.

Taşıma işleri komisyonculuğu sözleşmesi ile komisyoncu eşya taşıtmayı üstlenir.

Sözleşme ile gönderen, kararlaştırılan ücreti ödeme borcu altına girer.

Taşıma işleri komisyonculuğu bir ticari işletme faaliyetidir.

Kişi ücret karşılığında kendi adına ve müvekkil hesabına eşya taşıtmayı meslek edinmiş olan kişidir.

C-SİMSAR

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 520. maddesinde düzenlenmiştir.

TBK 520:

Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir.

Simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete ilişkin hükümler uygulanır.

Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. 

  • Simsar aracılık yapar
  • Tacir ile arasındaki ilişki geçicidir.
  • Simsar tarafların çıkarlarını korumalıdır.
  • Tarafsızlığını ihlal eden simsar, ücret ve masraf isteme hakkını kaybeder.
  • Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.
  • Simsarlıktan doğan davalarda zamanaşımı süresi 5 yıldır.
  • Simsarın ücret talep etme hakkı, taraflar arasında sözleşmenin yapılmasıyla doğar.
  • Simsar kural olarak yaptığı masrafları isteyemez. Aksine sözleşme mümkündür.

Simsarlığın Sona Ermesi

  • Verilen işin herhangi bir nedenle sona ermesi
  • Taraflardan birinin ölümü, iflası, medeni haklarını kullanma ehliyetini
  • Süre öngörülmüş ise sürenin dolması

BAĞIMLI TACİR YARDIMCILARI İLE BAĞIMSIZ TACİR YARDIMCILARI ARASINDAKİ FARKLAR

  • Bağımlı tacir yardımcıları, tacirin emir ve talimatları ile hareket ederken, bağımsız tacir yardımcıları bağımsızdır ve kural olarak tacirden emir ve talimat almazlar.
  • Bağımsız tacir yardımcıları tacir hesabına fakat kendi adına hareket ederken, bağımlı tacir yardımcıları tacir adına ve hesabına hareket ederler.
  • Bağımlı tacir yardımcılarının ayrı bir işletmesi yok iken, bağımsız tacir yardımcılarının çoğunun ayrı bir işletmesi bulunur.
  • Bağımlı tacir yardımcılarının çalışma saat ve usulleri tacir tarafından belirlenir iken, bağımsız tacir yardımcıları çalışma saat ve usullerini kendileri belirler.
  • Bağımlı tacir yardımcıları sadece gerçek kişilerden oluşurken, bağımsız tacir yardımcıları hem gerçek hem de tüzel kişilerden oluşur.

Stj. Av. Ahmet GÜLLÜK & Av. Selçuk ENER

KAMBİYO SENETLERİNE DAYALI TAKİPLERDE BORCA VE İMZAYA İTİRAZ

Hukuki anlamda senet, bir vakanın delilini teşkil etmek üzere bir kişi tarafından imzalanan ve imzalayanın aleyhine delil teşkil eden yazılı belgeye verilen isimdir. Kambiyo senetleri ise sahibine alacak hakkı veren, kanunen emre yazılı ve belirli şekil şartlarına tabi kıymetli evraklardır. Kambiyo senetleri poliçe, bono ve çektir.

            Poliçe belirli bir kişi emrine, diğer bir kişiye verilen ödeme yetkisini kapsayan bir senettir. Görüleceği üzere poliçede üç taraflı bir ilişki bulunmaktadır. Bono, borçlusu tarafından imzalanarak alacaklıya verilen, belli bir paranın kayıtsız ve şartsız olarak belli bir süre sonra ödeneceğini bildiren kıymetli evrak çeşididir. Çek ise, bir bankaya hitaben yazılmış, TTK’da belirtilen hükümlere göre düzenlenmiş ve ödeme emri niteliğinde olan kıymetli evraktır. 

            Yukarıda saymış olduğumuz kıymetli evraklardan birini elinde bulunduran alacaklı, borçlunun borcunu ödememesi üzerine kambiyo senetlerine özgü takip yoluna başvurarak borcunu tahsil etme yoluna gidebilmektedir. Kanunumuz ise borçluya bu takibe karşı itiraz hakkı tanımıştır. Borçlu, ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren 5 gün içerisinde takibin yapıldığı icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesine, dilekçe ile başvurarak imzaya veya borca itiraz hakkını kullanabilir. Ödeme emrine itiraz edilmiş olması satıştan başka takip işlemlerini durdurmamaktadır. Ancak şartların oluşması halinde hâkim takibin geçici olarak durdurulmasına karar verebilmektedir.

            Borca itiraz; borçlunun imza dışında kalan tüm nedenlerden dolayı ödeme emrine itiraz etmesidir. Borçlu; borcunun olmadığını, borcun zamanaşımına uğradığını, borcun itfa veya imhal edildiğini ve yetki itirazını ileri sürerek borca itiraz edebilir. Borçlu bu itirazında haklı ise mahkeme itirazın kabulüne karar verecek ve takip duracaktır.

“…Öte yandan dar yetkili icra mahkemelerinde, kambiyo senetlerine dair borca itiraz davasında, borcun bulunmadığı veya itfa yahut imhal edildiği ancak resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile kanıtlanabilir, tanık beyanları ile ispat düşünülemez.

O halde, mahkemece; borçlunun takip dayanağı borcu İİK 169/a gereği ödediği ispatlanamadığından itirazın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…” (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2016 /30006, K. 2018 / 3086)

            İmza itirazı ise borçlunun, takibe konu kambiyo senedinin üzerinde bulunan imzanın kendisine ait olmadığını iddia etmesidir. İmza itirazının dilekçede açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İmzanın borçluya ait olmadığını ispat yükü alacaklı üzerindedir. İcra mahkemesi imza itirazını duruşmalı olarak yapmalıdır. Bilirkişi incelemesi neticesinde imzanın borçluya ait olmadığı ortaya çıkar ise takip duracaktır.

            İcra mahkemesinin vermiş olduğu itirazın kabulü kararının kesinleşmesi ile duran takip ortadan kalkacaktır. Bu halde alacaklı, borçlunun isteği ile % 20’den az olmamak üzere tazminat ödemeye hükmolunacaktır. Ancak icra mahkemesinin vermiş olduğu kararlar maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden alacaklının genel mahkemelerde itirazın iptali veya alacak davası açmasının önünde bir engel bulunmamaktadır. Ayrıca aynı senede dayanarak genel haciz yolu ile ilamsız takip yapılmasının önünde bir engel yoktur.

            Eğer borçlunun yapmış olduğu itiraz icra mahkemesince reddedilir ise borçlu alacaklının isteği ile % 20’den az olmamak üzere tazminatla yükümlü tutulacaktır.

“…Bu durumda, borçlu aleyhine yapılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takibin iptaline dair karar kesinleştiğinden, aynı senede dayanılarak genel haciz yolu ile ilâmsız icra takibine başlanmasında bir engel yoktur. İİK’nun 68/1. maddesi gereğince; talebine itiraz edilen alacaklının takibi, imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenit ise, alacaklı itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Aynı Kanun’un 62/5. maddesi; “Borçlu takibin müstenidi olan senet altındaki imzayı reddediyorsa, bunu itirazında ayrıca ve açıkça beyan etmelidir. Aksi takdirde icra takibi yönünden senetteki imzayı kabul etmiş sayılır” hükmünü düzenlemektedir. O halde, mahkemece, yukarda anılan yasal düzenlemeler uyarınca borçlunun icra takip dosyasındaki borca itirazına dair itirazın kaldırılması isteminin esasının incelenerek, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…” (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2016/25480, K. 2017/16275)

“…Borçlunun mercii başvurusu imza inkârı olmayıp, senedi imzalayan kişinin şirket yetkilisi olmadığı yönündedir. Bu yöndeki itiraz borca itiraz niteliğinde olduğundan…” (Yargıtay 12 Hukuk Dairesi E. 1998/4574, K. 1998/4971)

            Tüm bu açıklamalarımızdan da görüleceği üzere; imzaya itirazın açıkça olarak yapılması gerekirken borca itiraz imzaya itiraz dışında kalan itirazları kapsamaktadır. Borçlunun itirazının kabulü durumunda icra mahkemesi kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden, alacaklının genel mahkemelerde dava açma hakkının bulunduğu unutulmamalıdır. Ayrıca alacaklı genel mahkemelerde dava açma yoluna gider ise borçlu itiraz sırasında belirtmiş olduğu itiraz sebepleri ile bağlı olmayacaktır.

Av. Mehmet ÇELİK & Av. Selçuk ENER

TAŞIYICININ MALIN EMNİYETLE TAŞINMASINI SAĞLAMAK ÜZERE HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMASI GEREKLİDİR

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2002/12522, K. 2003/5035

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ankaar Asliye 7.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19.09.2002 tarih ve 2001/596 – 2002/475 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ata Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkil şirkete taşıma rizikolarına karşı sigortalı emtianın, davalı tarafından gerçekleştirilen taşıma sırasında uğradığı ( 1.224.465.407 ) TL hasar bedelinin sigorta ettirene ödendiğini ileri sürerek, anılan meblağın, ödeme tarihinden itibaren, avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, T.T.K.nun 788 ve 795. maddeleri uyarınca hasar tespiti yapılmadığından dava hakkının düştüğünü, aynı Yasanın 781.maddesi uyarınca yeterli paketleme yapılmadığı için meydana gelen hasardan müvekkilinin sorumlu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı taşıyıcının hatalı ambalajlamayı fark ettiği halde malları bu şekilde teslim aldığı ve güvenli şekilde taşımadığı, bu durumu belirten bir çekince koymadığı, bu durumda davacı şirkete sigortalı yükleyenin müterafik kusurundan bahsedilemeyeceği,hasar bedelinin ( 1.099.465.407 )TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, anılan meblağın ödeme tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı taşıyıcı vekili temyiz etmiştir.

Dava, sigortacı şirketin malı hasarlı teslim eden taşıyıcı aleyhine açmış olduğu taşıma sigortasına dayalı rücuan tazminat davasıdır. Gerek T.T.K.nda ve gerekse CMR’de öngörülen sorumluluk sistemine göre, taşıyıcı, eşyanın kendisi tarafından teslim alındığı tarih ile gönderilene teslim ettiği tarih arasında uğradığı hasardan sorumludur. ( TTK 781, CMR 17/1 ) Taşıyıcının bu sorumluluktan kurtulması, ancak anılan maddelerde belirtilen kurtuluş beyyinelerini ispatlamasıyla mümkündür. Davalı her ne kadar, istif ve yüklemenin göndericiye ait olduğunu, hasarın kötü ambalaj ve istifleme hatasından kaynaklandığını savunmuş ise de, gönderen hatalı yükleme konusunda yanlış talimat vermiş olsa bile, taşıyıcının, malın emniyetle taşınmasını sağlamak üzere her türlü tedbiri alması, hatalı yüklemeye karşı çıkması gerektiğinden, basiretli bir taşıyıcıdan beklenen davranışta bulunmaması nedeniyle sorumluluğu vardır.

Öte yandan, yükleme ve istifleme göndericiye ait ise, akarlı maddeyi taşımak için seçilen paletlerin üstüste koymaya uygun şekilde destek bağlanmasının yapılmadığı, bundan dolayı kutuların kaydığı ve tahta paletlerin dışına düştüğü, araç sarsıntılarına karşı paletlerin çıtalarla takviye edilmediği ve hasarın bu nedenle meydana geldiği anlaşılmış olmasına göre, göndericinin de zararın oluşmasında müterafik kusurlu olduğu kabul edilmelidir.

Bu durum karşısında, mahkemece, ambalaj ve istiflemenin göndericiye ait olduğunun belirlenmesi halinde, tüm kusurun taşıyana yüklenemeyeceği gözetilerek, gönderici ve taşıyıcının birlikte kusurlu ve sorumlu olduklarının kabulü ile bu çerçevede değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.05.2003 oybirliğiyle karar verildi.

TİCARET UNVANI SEÇERKEN NELERE DİKKAT ETMEK GEREKİR

Her tacir, ticari işletmesi ile ilgili işlemleri, ticaret unvanı ile yapmak ve işletmesi ile ilgili senetlerde ve diğer belgelerde bu unvanı kullanmak zorundadır. Yani ticaret unvanı, tacirin ticari işletmesi için yaptığı işlemlerde kullandığı, ticari işletmeyi diğer ticari işletmelerden ayırmaya yarayan addır.

            Ticaret unvanının tescil edilmesi zorunludur. Her tacir, ticari işletmenin açıldığı günden itibaren on beş gün içinde, ticari işletmesini ve seçtiği ticaret unvanını, işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirir. Merkezi Türkiye’de bulunan ticari işletmelerin şubeleri de bulundukları yerin ticaret siciline tescil ve ilan olunur. Merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri, kendi ülkelerinin kanunlarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, yerli ticari işletmeler gibi tescil olunur.

            Peki ticaret unvanının şekli nasıl olmalıdır? Bu durum hem gerçek kişi hem de tüzel kişiler açısından farklılık arz etmektedir. Öncelikle gerçek kişiler açısından inceleyecek olursak; gerçek kişi tacir ticaret unvanında kendi adı ve soyadını kısaltmadan TTK’ya uygun eklerle birlikte kullanabilir. Tüzel kişilerde ise şirket türüne göre ticaret unvanının şekli değişmektedir. Kollektif şirketin ticaret unvanı, bütün ortakların veya ortaklardan en az birinin adı ve soyadıyla şirketi ve türünü gösterecek bir ibareyi içerir. Anonim, limited ve kooperatif şirketler, işletme konusu gösterilmek ve 46. madde hükmü(Ekler) saklı kalmak şartıyla, ticaret unvanlarını serbestçe seçebilirler. Ticaret unvanlarında, “anonim şirket”, “limited şirket” ve “kooperatif” kelimelerinin bulunması şarttır.

            Türk Ticaret Kanunumuzun 46. maddesi ticaret unvanına yapılabilecek eklerin nasıl olması gerektiğini düzenlenmiştir. Tacirin kimliği, işletmesinin genişliği, önemi ve finansal durumu hakkında, üçüncü kişilerde yanlış bir görüşün oluşmasına sebep olacak nitelikte bulunmamak, gerçeğe ve kamu düzenine aykırı olmamak şartıyla; her ticaret unvanına, işletmenin özelliklerini belirten veya unvanda yer alan kişilerin kimliklerini gösteren ya da hayalî adlardan ibaret olan ekler yapılabilir. “Türk”, “Türkiye”, “Cumhuriyet” ve “Millî” kelimeleri bir ticaret unvanına ancak Cumhurbaşkanı kararıyla konabilir.

            Her şube, kendi merkezinin ticaret unvanını, şube olduğunu belirterek kullanmak zorundadır. Bu unvana şube ile ilgili ekler yapılabilir.

            Ticaret unvanı işletmeden ayrı olarak başkasına devredilemez. Bir işletmenin devri, aksi açıkça kabul edilmiş olmadıkça, unvanın da devri sonucunu doğurur. Devir hâlinde devralan, unvanı aynen kullanma hakkına sahiptir.

            Ticaret unvanının, ticari dürüstlüğe aykırı biçimde bir başkası tarafından kullanılması hâlinde hak sahibi, bunun tespitini, yasaklanmasını; haksız kullanılan ticaret unvanı tescil edilmişse kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini, tecavüzün sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, gereğinde araçların ve ilgili malların imhasını ve zarar varsa, kusurun ağırlığına göre maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Maddi tazminat olarak mahkeme, tecavüz sonucunda mütecavizin elde etmesi mümkün görülen menfaatinin karşılığına da hükmedebilir.

            İşletme adı ise; işletme sahibi ile ilgili olmaksızın doğrudan doğruya işletmeyi tanıtmak ve benzer işletmelerden ayırt etmek için kullanılan adların da sahipleri tarafından tescil ettirilmesi gerekir. Tacirlerin işletme adı kullanması zorunlu değildir ancak işletme adı kullanılıyor ise bunun da tescil edilmesi gerekmektedir.

TAŞIYICILAR YÜKÜ TESLİM ALDIKLARI ANDAN TESLİM ETTİKLERİ TARİHE KADAR OLUŞAN ZİYA VE HASARDAN SORUMLUDUR

YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2005/13534, K. 2007/492

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 3.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 21.07.2005 tarih ve 2003/979 – 2005/636 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi mümeyyiz davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava konusu meblağ 11.836.000.000.-TL.nin altında bulunduğundan HUMK.nun 3156 sayılı kanunla değişik 438 nci maddesi gereğince duruşma isteğinin reddiyle tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten dava dosyası için Tetkik Hakimi Dilek Çakıroğlu tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili şirkete nakliyat sigorta poliçesiyle sigortalı bilgisayar emtiasının İngiltere-Türkiye arasında karayolu ile davalılar tarafından taşındığını, Macaristan’da taşımanın bir bölümü tren yoluyla gerçekleştirilirken meydana gelen hırsızlık sonucu 25 adet bilgisayarın eksik çıktığının belirlendiğini ileri sürerek sigortalıya ödenen 20.252 YTL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek reeskont oranında faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Kimo Uluslararası Taşımacılık Turizm ve Ticaret Ltd.Şti. vekili, taşımayı fiilen müvekkilinin gerçekleştirdiğini, kota gereği Avusturya-Macaristan arasındaki taşımanın zaruri olarak tren yoluyla yapıldığını, tren ile seyahat sırasında şoförün araçta bulunmasının yasak olduğunu, bu sırada meydana gelen hırsızlık olayında müvekkilinin bir kusuru bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Diğer davalı vekili, devlet denetimindeki trende bulunan malların çalınmasından fiili taşımayı gerçekleştirmeyen müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, kabul anlamına gelmemek üzere sorumluluğun sınırlı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan delillere göre, davalı Ulustrans A.Ş.’nin taşımayı üstlendiği, taşımayı fiilen diğer davalının gerçekleştirdiği, Macaristan’dan geçiş sırasında Türkiye’ye uygulanan kota nedeniyle belirli bir güzergahın tren ile geçilmesinin zorunlu tutulduğu, trenle yolculuk sırasında aracın yanında şoförün bulunmasının yasak olduğu, taşıma sonrasında 25 adet bilgisayarın eksik çıktığı, bilirkişi kurulunun ayrık görüşünde davalı taşıyıcıların sorumlu olmadıkları beyan edilmişse de, çoğunluk görüşünde de belirtildiği gibi taşımanın karayoluyla yapılmasına ilişkin anlaşma yapılmasına rağmen taşımanın bir bölümünün tren yoluyla yapılacağının sigortalıya bildirilmediği, bu bildirim yapılsaydı belki de taşıtanın uçakla nakliye gibi rizikoyu önleyecek başka bir yol bulabileceği, CMR Konvansiyonu’nun 17/2 nci maddesindeki önlenmesine imkan olmayan sebepten zararın meydana gelmesi durumunun olaya uygulanamayacağı, zira çok uzun olmayan tren yolu taşımasında TIR’ın kapılarının açılmaması için gerekli önlemler alınmadığı gibi alarm da takılmadığı, malların davalı taşıyıcıların sorumluluğunda taşınmaları sırasında meydana gelen zarardan sorumlu oldukları, taşıma senedinde değer belirtilmediğinden sınırlı sorumluluğun söz konusu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 6.433,55 YTL’nin ödeme tarihinden itibaren değişen oranlarda reeskont faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalılar vekilleri ayrı ayrı temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalıların CMR Konvansiyonu’nun 17/1 nci maddesi uyarınca davalı taşıyıcıların yükü teslim aldıkları andan teslim ettikleri tarihe kadar yükte meydana gelen ziya ve hasardan sorumlu bulunmalarına, ayrıca 17/2 nci maddesi gereğince ziya ve hasarın taşıyıcının önlemesine olanak bulunmayan bir sebepten meydana geldiğini kanıtlayamamış olmasına, taşımanın bir bölümünün trenle yapılması gereği nazara alınarak TTK.nun 20 nci maddesi uyarınca bu kesitte hırsızlığı önleyici tüm önlemlerin alınmasının gerekmesine, karar tarihindeki SDR kurunun sınırlı sorumluluğunun üst limitini belirlemeye ilişkin olarak nazara alınması ve bu nedenle halefiyete dayalı davada ödeme tarihinden itibaren faize hükmedilmesinde ve CMR Konvansiyonu’nun 34, 36 ncı maddeleri hükümleri doğrultusunda ilk ve son taşıyıcıya birlikte husumet yöneltilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalılar vekillerinin yerinde görünmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle mümeyyiz davalılar vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 237.61 YTL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 22.01.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

CMR HÜKÜMLERİNE GÖRE ALT TAŞIYICININ SORUMLU SAYILMASI

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/14441

K. 2007/3246

T. 22.2.2007

DAVA : Taraflar arasında görülen davada M. Asliye 1. Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08.07.2005 tarih ve 2004/216 – 2005-537 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı ve davalı Ş. Nak. Ltd. Şti. vekilleri ile davalılar M. S. ve S. K. tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. Ş. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili nezdinde taşıma poliçesi ile sigortalı bulunan emtiaların Ozbekistan’dan M. Serbest Bölgesine taşınması için davalı Ş. Nak. Ltd.Şti. ne teslim edildiğini, bu şirketin de emtiaları S. K. adına kayıtlı, M. S. K. ‘nın kullandığı araca yüklediğini, söz konusu aracın takla atarak devrilmesi sonucu meydana gelen trafik kazasında müvekkili şirkete sigortalı bulunan penye ipliğinin hasarlandığını, müvekkili tarafından sigortalıya 31.160.515.152 TL ödendiğini, davalılardan S. ‘nin araç maliki. M. S. ‘nin araç sürücüsü, Ş. Nak. Ltd … Şti. nin taşıyıcı İ. Uluslararası Taş. Ltd. Şti. nin taşıyıcı şirketin acentesi, O. Ltd. Şti. nin de emtiaların teslim edildiği şirket olması nedeniyle meydana gelen zarardan sorumlu bulunduklarını ileri sürerek müvekkili tarafından sigortalısına ödenen miktarın faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı Ş. Nak. Gemi Acenteliği Ltd.Şti.vekili, müvekkilinin o tarihte Mersin’de temsilciliği bulunmadığından Mersin’e yapılacak nakliyelerin İ. Uluslararası Taşımacılık Ltd.Şti. tarafından yapılmasının davacının sigortalısı tarafından kabul edildiğini, taşıma işi ile ilgili faturaların bu şirket tarafından kesildiğini, yapılan taşıma işinde müvekkilinin sorumluluğu bulunmadığını savunarak davanın müvekkili yönünden reddini istemiştir.

Davalı Ö. Dış Ticaret Ltd.Şti.vekili, müvekkili şirketin alt taşıyıcı olup, asıl taşıyıcının Şafak Nak. acentesinin ise İ. Taş. Ltd. Şti. olduğunu, sorumluluğun bu firmalara ait bulunduğunu savunarak müvekkili hakkında açılan davanın reddini istemiştir.

Davalı İ. Uluslararası Taş. Inş. San. Tic. Ltd. Şti. vekili, müvekkili şirket ile Ş. Ltd. Şti.arasında acentelik sözleşmesi bulunduğunu, müvekkili şirketin komisyon karşılığı navlun faturası kesmek dışında taşıma işi ile ilgili bir ilişkisinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalılar S. ve M. S.,davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalılar Ş. Nak. Ltd. Şti. ile kamyon maliki ve sürücünün meydana gelen zarardan sorumlu bulundukları, davalı O. Ltd. Şti.nin ara taşıyıcı olduğu, davalı İmaj Ltd.Şti. ile yapılan bir anlaşmanın bulunmadığı gerekçesiyle anılan bu şirketler hakkındaki davanın reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın ise kabulü ile 31.160.515.152 TL tazminatın faiziyle birlikte davalılar Ş. Nak. Ltd. Şti. ile S. ve M. S. K.dan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davacı ve davalı Ş. Nak. Ltd. Şti. vekilleri ile davalılar M. S. ve S. K. temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aylan bir yön bulunmamasına göre davacı ve davalı Ş. Nak. Ltd. Şti. vekilleri ile davalılar M. S. K. ve S. K. ‘nın aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Dava, CMR’ye tabi bulunan taşıma sırasında meydana gelen emtia hasarı nedeniyle uğranılan zararın davalılardan rücuan tahsili istemine ilişkindir. Davalı O. Dış Ticaret Ltd.Şti. vekili tarafından yapılan savunmada anılan şirketin alt taşıyıcı olduğunu açıkça kabulüne ve davaya konu taşıma işine ilişkin olarak düzenlenen CMR senedinde O. Dış Ticaret Ltd.Şti.nin taşıyıcı firma olarak belirtilmesine ve bu şirketin Özbekistan-Mersin arası tüm taşıma seferini üstlenmiş bulunmasına göre alt taşıyıcı olduğunun kabulü ile CMR 34.maddesi hükmü uyarınca sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken mahkemece bu davalının meydana gelen zarardan sorumlu olmadığı gerekçesiyle hakkındaki davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden davacı yararına bozulması gerekmiştir.

3- Temyiz eden davalıların temyiz itirazlarına gelince; davaya konu taşıma CMR kapsamında bulunduğundan olayda CMR hükümlerinin uygulanması zorunludur. Somut davada, taşımaya konu penye ipliğinin aracın devrilmesi sonucu tamamen hasarlandığı belirlenmiş olmasına göre taşıyıcının sorumluluğunun anılan Sözleşme’nin 25/2-a maddesinin yaptığı atıf uyarınca 23.maddedeki esaslara göre belirlenmesi, taşıyıcının ödeyeceği tazminatın eksik brüt ağırlığın kilogramı başına 8.33 hesap birimini aşamayacağının dikkate alınması ve eksik brüt ağırlığa göre yapılacak hesaplama sonucu bulunan miktar ile taşıma nedeniyle yapılan diğer masraflar toplamının taşıyıcıların azami olarak sorumlu tutulabilecekleri tazminat miktarını oluşturacağının kabulü ile hesaplanan miktarın taşıyıcıların azami olarak sorumlu tutulabilecekleri bu miktarı aşıp aşmadığının belirlenmesi gerekirken hükme esas alınan raporda anılan yön değerlendirilmemiştir. Bu itibarla, hesaplanan zarar bedelinin CMR uyarınca taşıyıcıların azami olarak sorumlu tutulabilecekleri tazminat miktarını aşıp aşmadığının belirlenmesi gerekirken anılan yön üzerinde durulmadan eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle temyiz eden davalılar yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı ve davalı Ş. Nak. Ltd. Şti vekillerinin ve davalılar M. S. ile S. K. ‘nın diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı taraf yararına, ( 3 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile kararın temyiz eden davalılar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 22.02.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TAŞIYICININ İSTİFTEN DOLAYI MÜTERAFIK KUSURU

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2002/5585

K. 2002/10202

T. 11.11.2002

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24.10.2001 tarih ve 1998/1506 2001/1148 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ahmet Susoy tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili şirket nezdinde nakliyat rizikolarına karşı sigortalı TV renkli resim tüpü emtiasının Litvanya-İstanbul nakliyesinin davalı tarafından üstlenildiğini, iki ayrı taşıma sonunda bir kısım emtianın hasarlandığını ileri sürerek, toplam ( 1.099.085.000.- )TL.nın ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, nakliyeleri gerçekleştiren araçların taşıma esnasında herhangi bir kazaya karışmadıklarını, yükleme ve boşaltmanın da taşıyıcıya ait olmadığı, hasarın 20 paletten, bir veya iki palette ve ambalaj içindeki emtiada ortaya çıktığını, hasarın tamamen kötü ambalaj ve istiflemeden kaynaklanmış olması nedeniyle, CMR Konvansiyonu’nun 17 nci maddesi uyarınca taşıyıcının sorumluluğunun bulunmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporlarına nazaran, davacının ancak, 34 FL 405/AYT 64 plakalı kamyonda taşınan yük için talep hakkı bulunduğu, diğer kamyonda taşınan yük için, hasarın Ağustos’ta meydana gelip, Eylül’de sigorta yaptırılması nedeniyle talepte bulunulamayacağı, davacının talep hakkı bulunan taşımada ise eksper raporu ile hasarın ambalaj yetersizliğinden kaynaklandığının belirlendiği, CMR Konvansiyonu’nun 17/4-b ve 17/4-c maddeleri ile hamule senedinin 18 nci maddesi uyarınca taşıyıcının sorumlu tutulamayacağı gerekçeleriyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre ve dairemizin yerleşik uygulamasına göre,mücerret abonman sigorta ilişkisinin bulunmasının belli taşımalar için teklifte bulunmadan o taşıma için sigorta örtüsünü oluşturmasının mümkün olmamasına, taşımanın bitmesinden, riziko ile hasarın tespitinden sonra spesifik poliçe düzenlenmesi için teklifnamede bulunularak sigorta sözleşmesi oluşturulması mümkün bulunmadığından,davacı sigortanın da bu geçersiz ilişkiye dayanarak davalı taşıyıcıya rücu etmesi imkanı bulunmamakla, davacı vekilinin 08.08.1997 tarihli taşımaya ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir

2-Davalı tarafından uluslararası nakli gerçekleştirilen 08.10.1997 başlangıç tarihli ikinci taşımaya gelince,davaya konu uyuşmazlığın Uluslar arası karayolu ile taşımadan kaynaklandığı ve uyuşmazlığa CMR Konvansiyonu hükümlerinin uygulanacağı kuşkusuzdur. Anılan Konvansiyonun 17/2.b madde-sinde “ambalajlanmadıkları veya kötü ambalajlandıkları zaman özellikleri gereği fire veren veya hasara uğrayan malların ambalajlanmaması veya hatalı ambalajlanmış olması” halinde meydana gelen hasardan taşıyıcının sorumlu olmayacağı öngörülmüştür. Taşınan emtianın araca yüklenme ve istiflenmesi gönderene ait ise de, yükün sağlıklı taşınabilmesi ve hasara uğramaması için taşıyıcının yükleme ve istiflemeyi gözetmesi hatalı bir yükleme varsa buna karşı çıkması ve yükün güvenli taşınabilmesi için gereken her türlü tedbiri alması gerekir. Somut olayda, hasarın paletlerin sağlamlaştırılmaması nedeniyle taşıma sırasında birbirlerine çarpması sonucu meydana geldiği anlaşıldığına ve davalı taşıyıcının basiretli bir taşıyıcıdan beklenen bir davranışı da bulunmadığı görüldüğüne göre, meydana gelen hasar nedeniyle müterafik kusurlu olduğu gözetilerek bu çerçeve dahilinde bir hüküm kurulmak gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.11.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

SADECE NAVLUN SÖZLEŞMESİNİN İFASINDA KULLANILAN VE ANILAN SÖZLEŞMENİN İCRASI KENDİSİNE BIRAKILAN ÜST TAŞIYICI, TAŞIYANIN ADAMI DEĞİL, ONUN YARDIMCI ŞAHSIDIR.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 1980/1, K. 1980/133

DAVA : Taraflar arasındaki davadan dolayı ( istanbul Birinci Asliye Ticaret Mahkemesi )’nce verilen 26.9.1979 tarih ve 881/1704 sayılı hükmün temyizen tetkiki davalı avukatı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, vekil edeni şirket tarafından nakliye poliçesiyle sigorta edilen 50 balya kaneviçenin davalı donatana ait Rupsa gemisine yüklendiğini, anılan davalının, Pakistandan yüklediği malı İstanbuldaki alıcı firmaya teslimi gerekirken, İzmir limanında diğer davalı Denizcilik Bankasına ait gemiye aktardığını, sigortalı malların gönderilene 8 balya noksan teslim edildiğini, davalıların ilk ve son taşıyıcı olarak birlikte sorumlu olduklarını, davalı bankanın ayrıca, liman işleticisi ve anbar sahibi sıfatları nedeniyle de sorumlu olduğunu bildirerek, takibe karşın ödenmeyen sigorta tazminatı 17.908.555 liranın tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı banka vekili savunmasında, zamanaşımı itirazıyla birlikte noksanlıktan ilk taşıyan diğer davalının sorumlu olması gerektiğini ve bu nedenle kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini kusurlarının bulunmadığını istenen miktarın yüksek olduğunu, direnim faizi istenemeyeceğini bildirerek davanın reddini istemiştir.

Davalı donatan vekili savunmasında, donatana izafeten acentelerine husumet yöneltilemeyeceğini TTK.nun 1067. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiğini, vekil edeni donatanın malları noksansız biçimde diğer davalının gemisine yüklediğini, bu nedenle sorumlu olamayacaklarını ve husumet yöneltilemeyeceğini, direnim ( temerrüd ) faizi istenemeyeceğini bildirerek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş davacı vekilinin temyizi üzerine, Dairemizin 30.3.1973 gün ve 73/945-1414 sayılı kararı ile hüküm onanmıştır. Ancak davalı donatan vekilinin karar düzeltme istemi üzerine 10.10.1973 gün ve 73/3017-3757 sayılı kararımızla hüküm bozulmuştur.

Mahkemece, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda; uzman bilirkişi raporları ve sunulan belgeler dayanak yapılarak, 8 balya kaneviçenin alıcısına noksan teslim edildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, 17.908.55 liranın % 10 faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.

Hüküm her iki davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava; navlun ( eşya taşıma ) sözleşmesi uyarınca, davalı “Rupsa” gemisi donatınınca taşınması üstlenilen malın, yolculuk sırasında diğer davalıya ait gemiye aktarılıp, varma limanında gönderilene noksan teslim edilmesi sonucu doğan zararın, sigorta sözleşmesi uyarınca ödeme yapan davacı sigorta şirketi yararına, her iki taşıyandan tahsili istemesini içermektedir.

Mahkemece, TTK.nun 787. maddesi dayanak yapılarak, her iki taşıyıcının da zarardan sorumlu olacağı kabul edilmiştir. Her iki davalının temyiz itirazları da, esasla birlikte husumet ve sorumluluğun kime ait olacağı konularına yöneliktir. Bu nedenle, davalının temyiz itirazlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.

1 – Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve konişmento, ordino, kargo raporları ve sunulan diğer belge içerikleriyle, uzman bilirkişilerin olaya ve kanıtlara uygun, yeterli nitelikte görülen raporlarına göre, davalıların, aşağıdaki bendlerde yazılı ve husumet dışında kalan tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2 – Davalı Denizcilik Bankasının husumet ve sorumluluğa ilişkin temyizine gelince: Yukarıda tanımlandığı gibi, dava genel taşıma hükümlerine ( kara taşımacılığı ) değil, ( TTK. 762-815 ) deniz ticaret sözleşmelerinden, navlun sözleşmesine ve bunun kırkambar türüne ( TTK. 1016 vd ) ilişkin hükümlere dayalı olarak açılmıştır. Deniz yoluyla taşınan malın kaybı yüzünden uğranılan zararın halefiyet de gözetilerek, taşıyıcılardan tahsili istemini içermektedir.

TTK.nun 764. maddesinin açık hükmü uyarınca, taşımaya ilişkin genel hükümlere ( TTK. 762-815 ) kara yoluyla eşya taşımasına ait hükümlerin ( TTK.768-797 ) deniz taşımasına yönelik işlerde uygulanmaları olanağı yoktur. Olayda başvurulması gereken hükümler, anılan Yasanın 4. kitabında düzenlenmiş bulunan, deniz ticaretine ilişkin hükümlerdir. Daha açık bir anlatımla, uyuşmazlığın, navlun ( eşya taşıma ) sözleşmesine ilişkin özel hükümler ( TTK.1016 vd. özellikle 1096 yoluyla 1061, 1062 ) gözetilerek çözümlenmesi yasal zorunluktur. Bu nedenle mahkemece davalıların ilk ve son taşıyıcı olarak nitelendirilip, anılan yasanın, olayda uygulama olanağı bulunmayan 787. maddesi uyarınca birlikte sorumlu olduklarının kabulü yasaya aykırıdır. Aslında, söz konusu hüküm dayanak yapılarak, ilk ve son taşıyıcının her ikisine birden dava açma olanağı da yoktur.

Taşıma sözleşmesi ve konişmento içeriğine göre, davalı “Rupsa” gemisi donatanı, taşıyıcı sıfatını taşımaktadır. Malların ziya ve hasarı halinde, taşıyanın sorumluluğu Ticaret Yasamızın 1061 vd. maddeleri hükümleriyle, özel biçimde düzenlenmiştir.

Anılan Yasanın 1061. maddesi hükmü uyarınca, taşıma sözleşmesiyle, malların teslimi yerine kadar naklini üstlenen taşıyıcı, teslim aldığı andan, teslim edeceği ana kadar, tüm taşıma işlerinde tedbirli bir taşıyanın ( TTK.nun 20/2 ) göstereceği özeni göstermek durumundadır. Kusurlu davranış sonucu oluşan zarardan sorumludur. Bundan başka, taşıma sözleşmesinin tarafı olarak, kendi adamlarının ve gemi adamlarının kusurları nedeniyle, malların kaybı ya da hasarı yüzünden doğacak zarardan da, kendi kusuru gibi sorumludur ( TTK. 1062 ). Olayımızda, zararın, geminin sevkine ya da başkaca teknik idaresine ait bir eylem yahut yangın sonucu doğması da söz konusu olmadığına göre, kişisel kusursuzluk dayanak yapılarak, sorumluluktan kurtulması da düşünülemez.

Taşıyanın sorumluluğuna ilişkin bu yasal ilkenin, olayımızda somutlaştırılması yönünden, yolculuk sırasında, malların, donatanı bulunduğu gemiye aktarılmasını kabul eden ve taşıma işini varış limanına kadar yürüten, ayrıca kayba neden olan, davalı Denizcilik Bankasının sıfatının belirlenmesinde zorunluk vardır. Yukarıda değinildiği gibi, olayımızda, kara taşımacılığına ilişkin genel hükümlerin uygulanması dayanağı bulunmadığına göre, anılan davalının, sorumluluğun saptanması açısından yasaca öngörülen son taşıyıcı sıfatını taşıdığını kabul olanağı yoktur.

Sadece, navlun sözleşmesinin ifasında kullanılan ve anılan sözleşmenin icrası kendisine bırakılan üst taşıyıcı, taşıyanın adamı değil, onun yardımcı şahsıdır. Bilimsel öğretideki baskın olan görüş de bu doğrultudadır. ( Bkz. Sami Akıncı, “Deniz Hukuku, Navlun Mukaveleleri İst. 1968 s. 300-305, 310, Adil İzveren, “Deniz Ticaret Hukuku” Ankara 1966, s. 166 – İsmail Doğanay, “Türk Ticaret Kanunu Şerhi”, Ankara 1979, C. 3, s. 343 ve dip not 384, 385 ). Böylece, yolculuk sırasında aktarma yoluyla malları taşıyan ve varış limanında onları gönderilene noksan teslim eden davalı Denizcilik Bankası, üst taşıyan olarak, diğer davalı asıl taşıyanın ( alt taşıyıcı ), yardımcı şahsı durumundadır. Davalı bankanın, bu sıfatla ve kendisine tevdi edilen, taşıma sözleşmesi ya da konişmentoya dayalı edimin yerine getirilmesinde kusurlu davranarak neden olduğu zarara, asıl taşıyıcı sıfatını taşıyan diğer davalının katlanması yasa gereğidir. ( BK. 100, TTK. 1062 ).

Böylece, navlun sözleşmesinin ifasında kullanılan ve taşıyanın, adamı ya da gemi adamı grubuna girmeyen davalı üst taşıyıcı bankanın, kendisine verilen işin yerine getirilmesinde, kusuruyla zarara neden olması karşısında TTK.nun 1. maddesi yollamasıyla BK.nın 100. maddesinde öngörülen tüm koşulların gerçekleştiğinin kabulüyle, sonuçtan asıl taşıyıcının sorumlu tutulması zorunludur.

Dosya içeriği ve toplanan kanıtlara göre, dava konusu malların, aktarmadan sonra ve yardımcı şahıs durumundaki, davalı bankanın üst taşıması sırasında kaybolduğu anlaşılmaktadır. Böylece, yardımcı şahsın, borçlu taşıyana ait edimi ifada kusurlu olduğu açıktır. Yargılamada belirlenen bu durum bir yana, BK.nun 100. maddesi uyarınca, aynı Yasanın 55/2. maddesi hükmünün tersine, yardımcı şahıs kullanan borçlunun, adam çalıştıranlar hakkında öngörülen “kurtuluş beyyinesinden” yararlanması olanağı yoktur. Ayrıca, yardımcı şahsın, işi yaparken alacaklıya verdiği zararda, kusurlu olması da koşul değildir. Yardımcı şahsın, kayba yol açan ve diğer davalı asıl taşıyanın sorumluluktan kurtulması düşünülemez.

Aslında, BK.nun 100. maddesi hükmü uyarınca, yardımcı şahıs sıfatı taşıyan davalı bankanın kusursuzluğu saptansa bile, borçlu ( asıl taşıyan ) işi yardımcı şahıslara bırakmayarak, bizzat yapmış olsaydı, anılan zarardan kendisi kusurlu sayılabilecek durumdaysa, zarardan, borçlunun sorumlu tutulması zorunludur. Bilimsel öğretide çoğunluk görüşü de bu yoldadır ( Bkz. Necmeddin F. Feyzioğlu, “Borçlar Hukuku Genel Hükümler” İst. 1977, C. 2, s. 203 ve dipnot 246’daki yazarlar ). Navlun sözleşmesi uyarınca teslim aldığı malı, gönderilene teslim edilene kadar, noksansız ve hasarsız biçimde taşıma yükümü bulunan taşıyıcının, taşıma sırasında olduğu saptanan kayıp nedeniyle kusurlu ve sorumlu olacağını, kabul doğaldır. Bu yaklaşımla da, navlun sözleşmesinin tarafı olan asıl taşıyıcının sorumluluğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Davalı asıl taşıyıcının, BK.nun 100/2. maddesinde öngörülen biçimde ( sorumluluk sözleşmesi ) bulunduğu yolunda herhangi bir savunması da yoktur. Her ne kadar, konişmentoda, taşıyana yoluculuk sırasında, malı başka bir gemiye aktarma yetkisi, tanınmışsa da, bunun sorumsuzluk sözleşmesi olarak yorumlanması olanağı yoktur. Konişmentonun anılan bölümde sorumsuzluğa ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Söz konusu kayıt TTK.nun 1028. maddesinde öngörülen ve aktarma nedeniyle izinsiz yüklemeden doğacak sorumluluğu önler niteliktedir.

Belirlenen bu durum karşısında, dava konusu zarardan, navlun sözleşmesinin tarafı olan, davalı “Rupsa” gemisi donatanı taşıyıcının sorumlu olacağının kabulü zorunludur. Zarar, sözleşmeye aykırı davranıştan doğmuştur. Ortada, haksız eyleme ilişkin bir durum bulunmadığına göre, alacaklıya halef olan davacı sigortanın, zararın giderilmesini, yalnız ve doğrudan doğruya, sözleşmede taraf olan borçlu taşıyıcıdan istiyebilmesi gerekir. Yardımcı şahıs, borca aykırı davranışında kusurlu olsa bile, alacaklı, borçluyu bir tarafa bırakarak ya da olayımızda olduğu gibi, borçluya birlikte yardımcı şahsa başvuramaz. Zarardan sorumlu olan taşıyıcının, yardımcısıyla arasındaki sözleşme ilişkisini dayanak yaparak, koşulları varsa yardımcı şahsa dönebilmesi ( rücu etmesi ) olanaklıdır.

Tüm bu nedenlerle, üst taşıyıcı ve yardımcı şahıs durumundaki, davalı Denizcilik Bankası hakkındaki davanın reddine karar vermek gerekirken, anılan davalının da sorumlu olduğu yolunda hüküm kurulması doğru görülmemiş ve banka vekilinin husumete yönelik temyiz itirazının kabulü gerekmiştir.

3 – Yukarıda iki no.lu bentte açıklanan nedenlerle, dava konusu zarardan navlun sözleşmesinin tarafı ve taşıyıcı sıfatıyle, davalı Rupsa gemisi donatanı firmanın sorumlu olduğunun kabulünde yasal zorunluk vardır. Bu yüzden anılan davalı vekilinin sorumlu bulunmadıklarına ilişkin temyiz itirazının da reddiyle, adı geçen davalı hakkında sonucu itibariyle doğru olan hükmün onanması yoluna gidilmiştir.

SONUÇ : Yukarıda bir nolu bentte yazılı nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının reddiyle, iki no.lu bentte yazılı nedenlerle hükmün davalı Denizcilik Bankası T.A.Ş. yararına bozulmasına, üç nolu bentte yazılı nedenlerle de hükmün, diğer davalı “Rupsa” gemisi donatanı firma yönünden ONANMASINA, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde Denizcilik Bankası T.A.Ş.’ne iadesine ve aşağıda yazılı bakiye 379 lira temyzi ilam harcının, temyiz eden “Rupsa” gemisi donatanı firmadan alınmasına 17.1.1980 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İSTİF HATASI GÖZLE GÖRÜLÜR İSE TAŞIYAN GÖNDERENİ UYARMALIDIR

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2003/6234, K. 2003/9575

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu Asliye 2.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07.11.2002 tarih ve 2001/232 – 2002/518 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, dava dışı E… Mühendislik Danışmanlık San. ve Tic.Ltd.Şti.’nin Türkiye/Tuzla’dan Hollanda’ya göndereceği motor botun nakliyesinin müvekkili şirket tarafından nakliyat sigorta poliçesi ile sigorta örtüsü altına alındığını, davalı şirketin taşımacılığını yaptığı sigortalı motor botun hasarlı olarak tahliye edildiğini belirterek, ( 4.461.446.298 ) TL’nin faiziyle birlikte davalıdan rücuan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, motor botun araca yüklenmesinin uzmanlık gerektiren bir iş olup, gönderen tarafından yapıldığını, bir hasar var ise bunun yükleme hatasından kaynaklandığını, ekspertizin Türkiye’nin kabul ettiği gözetim şirketlerinden birine yaptırılmadığını, taşınan malın CMR sigortası kapsamında olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporuna nazaran, taşıma senedinde bildirilen malın ağırlığı ve niteliği gereği araca davalı taşıyıcı tarafından yüklenmediği, ancak araca yüklenen motor botun kontrolünde ve istifinde bir noksanlık olmadığının davalının taşıma senedine CMR 9/2.maddesine uygun çekince dermeyan etmemesinden anlaşıldığı, davalı taşıyıcının istife nezaret mecburiyeti ve yüklemenin sefere uygun olarak yapılmasını istemesi mükellefiyeti bulunduğunu, bunların değerlendirilmesinden motor botun araca yüklenmesi esnasında hasarlanmadığının ortaya çıktığı, varma yerinde mal alıcısının ihtirazi kayıtlı taşınan motor botu tesellüm ettiği, taşıyıcının meydana gelen zarardan sorumlu olduğu, yabancı ülkelerde hasar ekspertizlerinin mahalli ekspertiz birliklerine kayıtlı eksperler veya ekspertiz büroları kanalıyla yapılıp, bunların tazmin ettiği hasar belgelerinin geçerli bulunduğu, davalının asıl taşıyıcı olup CMR Konvansiyonu’nun 36. maddesine göre davanın davalıya ikame edilebileceği gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulü ile ( 3.948.251.532 ) TL’nın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, karayoluyla uluslararası nakli davalı tarafından üstlenilen emtianın taşıma esnasında hasarlanması nedeniyle sigortalısına hasar bedelini ödeyen sigortacının, sigortalısının haklarına halef olarak açtığı tazminat istemine ilişkin bulunmaktadır.

Uyuşmazlığa uygulanması gereken Karayolu ve Milletlerarası Mal Nakliyatı Mukavelesi İle İlgili Anlaşma ( CMR )’nin 17/1. maddesi uyarınca kural olarak taşıyıcı malları teslim aldığı andan teslim edilinceye kadar, bunların tamamen veya kısmen kaybından ve vukubulacak hasardan mesul ise de, aynı Konvansiyon’un 17/4-c maddesi uyarınca, malların gönderici, alıcı veya bunlar adına hareket eden şahıslar tarafından taşınması, yüklenmesi, istif edilmesi veya boşaltılması nedeniyle oluşan hasarlardan dolayı taşıyıcının ibra edileceği belirtilmiştir. Davaya konu uyuşmazlıkta, yüklemenin gönderen tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanmaya çalışıldığı üzere, gönderenin taşıması üstlenilen motorbotun istifini yanlış yapmış olması haline anılan hükümler uyarınca, taşıyıcının tazminatla sorumlu tutulması düşünülemezse de, yükleme ve istif hatasının, ayrıca bir araştırmaya gerek duyulmaksızın kolaylıkla fark edilebileceği hallerde, taşıyıcının durumu gönderene duyurarak onu uyarması M.K’nun 2.maddesinde yer alan dürüstlük ilkesinin bir gereğidir. Dolayısıyla uyarının yapılmadığı hallerde, zararın gönderen ile taşıyıcı arasında B.K.nun 44 nün maddesi uyarınca paylaştırılması uygun olur. ( Bkz.Doç.Dr.Sabih ARKAN, Karada Yapılan Eşya Taşımalarında Taşıyıcının sorumluluğu, 1982 Ankara, sayfa 124 ). Bu durumda mahkemece, zararın öncellikle istif hatasından mı, yoksa taşıma kusurundan mı kaynaklandığı tartışmasız bir şekilde ortaya konulduktan sonra, eğer zararlı sonuç istif hatasından kaynaklanmışsa, yukarıda açılanmaya çalışıldığı üzere, davalı taşıyıcının müterafik kusur oranı belirlenerek, oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, noksan değerlendirmeye dayanan bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm tesisi hatalı olmuştur.

3-Yine, sigortalı ile davacı arasındaki sigorta poliçesinde toplam sigorta bedeli üzerinde % 3 tenzili muafiyet uygulanması öngörülmüş olup, hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda bu muafiyet hükmünün dikkate alınmamış olması da yanlış olmuş ve kararın açıklanan nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarını reddine, ( 2 ) ve ( 3 ) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASI, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.10.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TAŞIYICININ SORUMLULUĞUNUN MALIN TESLİMİYLE DOĞAR

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/8977

K. 2007/11784

T. 25.9.2007

DAVA : Taraflar arasında görülen davada ( Ankara Asliye Beşinci Ticaret Mahkemesi )’nce verilen 16.02.2006 tarih ve 2000/596-2006/54 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, asıl davada, davalıya ait patlayıcı madde yükünün Ankara’dan Hırvatistan’a taşınmasının müvekkili tarafından üstlenildiği halde İtalya’dan transit geçiş izninin davalı tarafından alınmaması nedeniyle emtianın alıcıya teslim edilmeden davalıya geri getirildiğini, bu nedenle davalı tarafından navlun bedeli ve bekleme ücretinin ödenmediğini ileri sürerek, 4.266.589.500 TL’nin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, transit geçişe ilişkin izinlerin davacı tarafından alınmasının kararlaştırıldığını, ancak davacı tarafından İtalya’dan gerekli iznin alınmaması nedeniyle emtianın alıcıya teslim edilmeden geri getirildiğini, bu nedenle müvekkilinin emtiayı başka bir taşıyıcı ile alıcıya gönderdiğini savunarak, asıl davanın reddine, karşı davada ise, davacının edimini yerine getirmemesi nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek, 14.216 USD’nin ve 5.481.274.250 TL’nin temerrüt faizi ile birlikte davacıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili, karşı davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacıya ait patlayıcı madde yükünün transit geçiş izinlerinin davacı tarafından alınacağının kararlaştırıldığı, ancak davacının gerekli izni almaması nedeniyle malın alıcıya ulaştırılmadan geri getirildiği, davacının kendi kusuru ile edimini yerine getirmediği, bu durumda navlun ve bekleme ücreti alacağı talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle, asıl davanın reddine, malın davacının kusuru nedeniyle alıcıya geç teslim edilmesi nedeniyle CMR Konvansiyonu’nun 23/5. maddesi hükmünce davacının navlun ücreti kadar sorumlu olduğu gerekçesiyle, karşı davanın kısmen kabulüne, 1.533,04 YTL’nin temerrüt faizi ile davacıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı-karşı davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Dava, uluslararası taşıma sözleşmesinden doğan tazminat istemine ilişkindir.

Davalı-karşı davacıya ait patlayıcı madde yükünün davacı-karşı davalı tarafından Türkiye’den Hırvatistan’a taşıma işinin yüklenildiği halde, davacı-karşı davalının İtalya devletinden gerekli izinleri alamamış olması nedeniyle emtia alıcısına teslim edilmeden davalı-karşı davacıya geri getirilmiştir.

Mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda CMR Sözleşmesi’nin 23/5. maddesi uyarınca yükün gecikmesi nedeniyle davacı taşıyıcının taşıma ücretini geçmemek üzere tazminattan sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır.

Taşıyıcının CMR uyarınca sorumluluğu, emtianın alıcıya tesliminden sonra söz konusu olacağı için, malların alıcıya hiç teslim edilmemesi durumunda sözleşmeye aykırılık nedeniyle söz konusu olacak sorumluluğun CMR hükümlerine göre deği1, genel hükümler çerçevesinde belirlenmesi gerekir.

Bu durumda, taşımanın hiç yapılmamış olması nedeniyle davalı-karşı davacının taşımayı başka bir firmaya daha yüksek bir navlun bedeli ile yaptırmak zorunda kaldığı gözönüne alınarak, oluşan zararın genel hükümler çerçevesinde değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar vermek gerekirken, somut olaya uygulanması mümkün olmayan gecikme halinde zararın tazminine ilişkin CMR’nin 23/5. maddesi gereğince taşıma ücretiyle sınırlı sorumluluğa dair hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle davacı-karşı davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, 2 nolu bentte açıklanan nedenle davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı-karşı davacı yararına ( BOZULMASINA ), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı-karşı davacıya iadesine, 25.09.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TACİRLER ARASINDAKİ SÖZLEŞMEYİ MÜTESELSİL KEFİL OLARAK İMZALAYAN KİŞİ SÖZLEŞMEDEKİ YETKİ KAYDIYLA DA BAĞLIDIR

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi

Esas No:2014/11550, Karar No:2015/1636

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki ihtiyati haciz kararına itirazın incelenmesi sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı itirazın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde ihtiyati haciz isteyen vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –

İhtiyati haciz isteyen vekili, çek, fatura ve … sözleşmesine istinaden ihtiyati haciz talebinde bulunmuş, istem uygun görülerek, mahkemece ihtiyati haciz kararı verilmiştir.
İhtiyati hacze itiraz edenler vekili, müvekkillerinin yerleşim yerinin … olduğunu belirterek, yetkisizlik nedeniyle ihtiyati haczin kaldırılmasını talep etmiştir.
Mahkemece, ihtiyati haiz kararının çek ve … sözleşmesi ile alacak bildirim formu ve faturaya dayalı olarak verildiğini, çekin keşide yeri …. ve muhatap bankanın da … olması nedeniyle çeke göre mahkemenin yetkili olmadığı, ancak …. sözleşmesindeki yetki şartının bu sözleşmenin tarafı olan …. İnş. Ltd. Şti’ni bağlayacağı, sözleşmeye kefil olan ve aynı zamanda çekte ciranta konumunda bulunan … bakımından ise HMK’nun 17. maddesi uyarınca yetki sözleşmesinin tacir sıfatının bulunmaması nedeniyle geçersiz olduğu gerekçesiyle itiraz eden borçlu … bakımından yetki itirazının kabulü ile ihtiyati haczin kaldırılmasına, diğer borçlular yönünden yetki itirazının sözleşmedeki yetki şartı nedeniyle reddine karar verilmiş, kararı ihtiyati haciz isteyen vekili temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki 2.7.2013 tarihli …. sözleşmesinin 29’uncu maddesinde … mahkemelerinin yetkili olacağı öngörülmüştür. Yetki kaydı, müteselsil kefil sıfatıyla sözleşmeyi imzalayan … tacir olmasa bile, tacirler arasındaki yetki sözleşmesi 6102 sayılı TTK’nun 7.maddesinde öngörülen teselsül karinesinedeniyle muteriz …’ı bağlar. Bu durumda sözleşmenin 29’uncu maddesi uyarınca İstanbul mahkemelerinin yetkili olduğu gözetilmeden, yetki itirazının kabulü ile … hakkındaki ihtiyati haczin kaldırılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle kararın BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 10.02.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

TRAFİK SİGORTACISI TARAFINDAN ÖDENEN TAZMİNATIN RÜCUEN TAHSİLİ DAVASINDA GÖREVLİ MAHKEME ASLİYE TİCARET MAHKEMESİDİR.

T.C.
Yargıtay
17. Hukuk Dairesi

Esas No:2013/16531
Karar No:2013/15062
K. Tarihi:5.11.2013

Davacı vekili, davalıya ait aracın müvekkili şirkete zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı olduğunu, aracın karıştığı kaza sonucu zarar gören aracın da davacıya kasko sigortalı olduğunu, kasko sigorta poliçesinden zarar gören araç için ödenen miktarın zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinden alacak kaydedildiğini, davalıya ait araç sürücüsünün alkollü olarak kazaya neden olması nedeniyle rücu hakkının doğduğunu belirterek 21.261 TL tazminatın ödeme tarihinden işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Mahkemece 6102 sayılı TTK’nın 4. ve 5.maddelerinde ticari davaların sayıldığını, buna göre sözkonusu uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde olmadığı gerekçesiyle görevsizlik nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, trafik sigortacısı tarafından zarar görenlere ödenen tazminatın rücuen tahsili istemine ilişkin itirazın iptali davasıdır.

Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk “davalarının” ticari dava sayıldığı, aynı kanunun 5. maddesinin 2. fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan “davalara” ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 3. maddesinde, “Bu Kanun’da düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.” düzenlenmiştir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 1483 ve devamı maddelerinde “zorunlu sorumluluk sigortalar” düzenlenmiştir.

Bir hukuki işlemin veya fiilin Türk Ticaret Kanun’u kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukuki işlemin veya fiilin olması gerekir.

Dava konusu olayda, talebin trafik kazası nedeniyle zarar görenlere davacı trafik sigortacısı tarafından ödenen tazminatın rücuen tahsili istemine ilişkin olduğu, davanın, Türk Ticaret Kanunu’nun 1483 vd. Maddelerinde sayılan hususlardan olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesi görevine girdiği dikkate alınarak davanın esasına girilerek tarafların delillerinin toplanması iddia ve savunmalarının değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 05.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

DAVALI TARAF KAÇAK ELEKTRİK KULLANDIĞI İDDİASINI KABUL ETMİYOR İSE DAVALININ KAÇAK ELEKTRİK KULLANDIĞINI İSPAT YÜKÜ DAVACIDADIR

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2006/1597 E., 2006/1617 K.

“İçtihat Metni”
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraflarca istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hâkiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:

1- Dava, niteliği ve içeriği itibariyle tacir ya da (tacir sayılan) taraflar arasında kaçak elektrik kullanmadan bir başka deyişle haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacağının tahsili için başlatılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, davalı tarafça öne sürülen yetki ve işbölümü itirazı ve zamanaşımı defi konusunda bir karar verilmeksizin, davanın esasına girilerek hüküm kurulmuş ise de; dava dilekçesinin davalı tarafa 13.07.2005 günü tebliğ edildiği, davalı şirket adına vekaletname ibraz eden Av. Necati’nin yasal süresi içinde verdiği 25.07.2005 havale günlü dilekçesi ile davanın esasına cevap verdiği, daha sonra vekaletname ibraz eden Av. Özgen’in ise 14.09.2005 havale günlü dilekçesi ile itiraz ve defi öne sürdüğü dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Yasal (10) günlük cevap süresi içinde, öne sürülmeyen yetki ve işbölümü itirazlarının ve yine savunmanın genişletildiği itirazı ile karşılanması halinde yasal cevap süresi içinde öne sürülmeyen zamanaşımı definin dikkate alınmasına imkân bulunmamaktadır. Davacı vekili davalı tarafından esasa cevap verildikten ve yasal cevap süresi de geçtikten sonra verdiği davalı tarafa ait dilekçenin duruşma sırasında kendisine verilmesi üzerine savunmanın genişletildiği itirazında bulunmuştur. Hal böyle olunca mahkemece davalı tarafından öne sürülen bu savunma nedenleri konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi neticeye etkili görülmemiş, davalının bu konuyu açıkça temyize getirmemesi de dikkate alınarak bu yanılgı bozma sebebi yapılmamıştır.

2- İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliğine ve özellikle iddia ve savunmanın kıymetlendirilmesi yönünden bilgilerine başvurulan ve hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi raporunun niteliği, içeriği ve dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin hükümde gösterilen gerekçelere, 4077 sayılı Kanuna göre Tüketici Mahkemelerinin ancak tüketiciler tarafından açılacak bu kanunda düzenlenen mal ve hizmet alımlarına ilişkin konularda açılacak davalara bakmak üzere kurulmuş bulunmasına, davacı ve davalı tarafın tacir olması nedeniyle görülmekte olan davanın genel mahkemelerin görevine girmesine göre davacı tarafın tüm ve davalı tarafın aşağıdaki bentler dışında kalan yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının (REDDİNE), alınması gereken harç peşin ödendiğinden davacı taraftan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3- Mahkemece, iddia ve savunma, davacı tarafından dosyaya ibraz edilen delil ve belgeler ile özellikle benimsenen uzman bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine uygun düşmediği gibi mahkemece yapılan araştırma ve soruşturma da hüküm vermeye yeterli değildir. Dava haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Davalı tarafın kaçak elektrik kullandığı iddiasını kabul etmemesi karşısında, davalının kaçak elektrik kullandığını ve uğradığı zararı ispat yükü davacı taraf üzerindedir. Davacı tarafından dosyaya ibraz edilen, kaçak elektrik tutanağı, tespit tutanağı, abone dosyası gibi deliller davacının tek taraflı olarak düzenlediği belgeler olup, davalı şirket yetkililerinin imzasını içermediğinden ve davalı tarafça da kabul edilmediğinden bu belge ve deliller davalının kaçak elektrik kullandığını kabule yeterli değildir. Hal böyle olunca, öncelikle ispat yükünün davacı taraf üzerinde olduğu davacı tarafa hatırlatılarak tarafların tüm delillerinin sorulup saptanması, gösterdikleri ve gösterecekleri delillerin eksiksiz toplanması, toplanan ve toplanacak tüm delillere göre davalının kaçak elektrik kullandığı kanısına varıldığı taktirde Enerji Tarifeleri Yönetmeliği ve Elektrik Tarifeleri hükümleri doğrultusunda davalı tarafın sorumlu tutulabileceği kaçak elektrik bedelinin ve takip tarihi itibarıyla işlemiş gecikme faizlerinin hesaplanması için konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan rapor alınması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken henüz taraf teşkili dahi sağlanmadan yaptırılan inceleme sonucunda alınan uzman bilirkişi raporu benimsenerek ve deliller tümü ile toplanmadan eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

4- Kabule göre de; davanın niteliği, dosyanın içeriği, tarafların sıfatı dikkate alındığında davacı tarafın haksız fiilin meydana geldiği günden 01.01.2000 gününe kadar değişken oranlı reeskont faizi, bu tarihten sonra da 3095 sayılı Kanunun 2. maddesi hükmünde yazılı değişken oranlı avans faizi isteme hakkı bulunduğu ancak, icra takibinde değişken oranlı olduğunu dahi açıklamaksızın % 48 oranında reeskont faizi istediği anlaşılmaktadır. HUMK’nın 74. maddesi hükmüne göre talebin (isteğin) aşılamayacağı göz önünde bulundurularak takip tarihinden önceki döneme ait işlemiş faiz hesabının yıllık % 48 oranını aşmayacak biçimde ve reeskont faizine göre yaptırılması, takip tarihinden sonraki dönem için de yine yıllık % 48 oranı ile sınırlı reeskont faizine hükmedilmesi gerekirken istemi aşacak biçimde hesap yapan uzrnan bilirkişinin raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi haksız fiilden kaynaklanan alacakların likid olmadığı, miktarının ancak yargılama sonucunda belirleneceği, likit olmayan alacaklar için başlatılan icra takiplerine itiraz edilmesi halinde açılacak itirazın iptali davalarında icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceği dikkate alınmaksızın davacı tarafın icra inkâr tazminatı isteminin de kabul edilerek hüküm kurulması dahi isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde davalı tarafa iadesine, 17.05.2006 günü oybirliği ile karar verildi.

TİCARİ İŞLERDE MENFİ TESPİT DAVASINDA ARABULUCUYA BAŞVURU ZORUNLU DEĞİLDİR

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

Esas Numarası: 2019/521

Karar Numarası: 2019/423

Karar Tarihi: 21.03.2019

ÖZETİ: Davacının iş bu davadaki talebi, menfi tespit istemine ilişkindir. Konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Davanın konusu (müddeabih), dava dilekçesindeki talep sonucu, yani neticei talep esas alınarak belirlenir. Neticei talebin bir para alacağının tahsili veya tazminat olduğu durumlarda, arabulucuya başvuru yapılmış olması dava şartıdır. Menfi tespit davaları bu kapsamda değerlendirilemez. Çünkü, menfi tespit davalarında, bir miktar alacağın tahsili talebi yoktur. Yani, ticari dava niteliğindeki menfi tespit davalarının açılabilmesi için arabulucuya başvuru zorunluluğu bulunmamaktadır

DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Alım Satım)

Taraflar arasında görülen menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda, ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine ilişkin verilen hükme karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı asil dava dilekçesinde özetle: Davalı yanca İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2017/6592 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını ve ödeme emrinin tebliğinden sonra yasal süresi içerisinde icra takibine itiraz ettiğini ve İstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 2018/769 esas sayılı dosyası ile dava açtığını, davaya konu borcu ödediğini, davalı yana borcunun bulunmadığını belirterek, İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2018/769 esas sayılı dosyası, GOP 3. İcra Müdürlüğünün 2018/13 talimat dosyalarında ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalıya dava dilekçesi tebliğ edilmeden, dosya üzerinden karar verilmiş olduğundan, cevap dilekçesi bulunmamaktadır.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk derece mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; 7155 sayılı Kanun’un 20. maddesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na eklenen 5/A maddesi ve 7155 Sayılı Kanun’un 23. maddesi ile 6325 Sayılı Hukuk UyuşmazlıklarındaArabuluculuk Kanunu’na eklenen 18/A-2 maddesi uyarınca, arabulucuya başvurulmadan dava açılmış olması karşısında, davanın Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A, 6325 sayılı Kanunun 18/A-2, Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmiştir.

Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle;

Müvekkilinin iş bu davayı açmadan önce arabulucuya başvurduğunu, buna ilişkin belgelerin ve arabulucu tarafından düzenlenen son tutanağın dava dilekçesi ekinde sunulmasına rağmen, mahkemenin bu belgeleri incelemeden karar verdiğini, dava şartı eksikliği bulunmadığını belirterek, ilk derece mahkemesinin usul ve yasaya aykırı kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava hukuki niteliği itibariyle, İİK’nın 72. maddesi uyarınca, icra takibinden sonra açılmış menfi tespit davasıdır.

İlk derece mahkemesince, davanın ticari dava olup arabulucuya başvurulmadan dava açıldığı, TTK’nın 5/A maddesindeki dava şartının bulunmadığı gerekçesiyle, HMK’nın 115/2. maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İstinaf incelemesi, HMK’nın 355. maddesi uyarınca, davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.

6/12/2018 tarihli, 7155 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle TTK’ya eklenen 5/A maddesi uyarınca, “(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.”

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’ nun 18/A maddesi uyarınca, “(1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır.

(2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.”

Bu hukuki açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde: Davacının iş bu davadaki talebi, menfi tespit istemine ilişkindir. TTK’nın 5/A maddesine göre, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Davanın konusu (müddeabih), dava dilekçesindeki talep sonucu, yani neticei talep esas alınarak belirlenir. Neticei talebin bir para alacağının tahsili veya tazminat olduğu durumlarda, arabulucuya başvuru yapılmış olması dava şartıdır.

Menfi tespit davaları bu kapsamda değerlendirilemez. Çünkü, menfi tespit davalarında, bir miktar alacağın tahsili talebi yoktur. Yani, ticari dava niteliğindeki menfi tespit davalarının açılabilmesi için arabulucuya başvuru zorunluluğu bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesinin karar gerekçesi bu nedenle usul ve yasaya aykırıdır.

Diğer taraftan, somut olayda davacının, iş bu davayı açmadan önce (ihtiyari olarak) arabulucuya başvurduğu, arabulucunun katılımıyla düzenlenmiş olan anlaşmaya varılamadığına ilişkin tutanağın dava dilekçesine eklendiği, istinafa konu kararın bu yönüyle de usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan bu gerekçelerle, ilk derece mahkemesince dava şartlarına aykırı karar verildiği anlaşılmakla, HMK’nın 353/1.a.4. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-HMK 353/1.a.4. maddesi uyarınca, işin esası incelenmeksizin, İlk Derece Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,

2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

3-Taraflarca yatırılan istinaf peşin harçlarının ilk derece mahkemesi tarafından, talep halinde iadesine,

4-Taraflarca istinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte, İlk Derece Mahkemesi tarafından, yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,

5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;

HMK’nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 21/03/2019 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

LİMİTED ŞİRKET MÜDÜRÜ ŞİRKETİN İŞÇİSİ DEĞİL YÖNETİM ORGANIDIR

T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi

Esas No: 2014/3752 Karar No: 2014/5833

Karar: Taraflar arasındaki sözleşmenin, hizmet sözleşmesi ve davalının işçi sayılıp sayılmayacağı ve mahkemenin görevli olup, olmayacağı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Ortak sıfatı taşımayan davalı limited şirketin genel müdürü olan davacının, iş akdinin tazminat gerektirecek şekilde feshedildiğinden ve işçilik haklarının ödenmediğinden bahisle şirkete karşı ilamsız icra takibine başvurduğu, davalı şirketin borca itirazı üzerine takibin durması ile de açtığı itirazın iptali davasında, şirket ile müdür arasındaki ilişkinin niteliği ve dolayısı ile görevli mahkemenin belirlenmesi öncelikle çözümlenmesi gereken sorundur.

Genel olarak tüzel kişiler, hak ehliyetine sahip kişiler olarak, yaradılışı gereği insana özgü niteliklere bağlı durumlar dışındaki bütün haklara sahip olabilirler. Keza fiil ehliyetine sahiptirler, dolayısı ile kendi eylemleri sonucu hak sahibi olabilir, sahip oldukları hakları kullanabilir ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunabilirler. Tüzel kişi soyut bir varlık olduğuna göre onun iradesini oluşturacak ve oluşan iradeyi açıklayacak organları vardır. Hukuk düzeni organların belirli kişi veya kişilerden oluştuğunu kabul etmiştir. Tüzel kişide genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu gibi organlar bulunur. Genel kurul ortakların oluşturduğu karar organı iken, seçimle oluşan yönetim kurulu temsil denetim kurulu ise denetim organıdır. Limited şirketin icra işlerini yapmak ve ortaklığı ortaklarından seçilebileceği gibi, ortak olmayan kişilerden de seçilebilir. (TTK m.540, 541) Limited ortaklık sözleşmesinde ortaklığın idare ve temsili ayrıntılı biçimde gösterilebilir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdürlük sıfatıyla ortaklık işlerini idare ve temsile yetkilidir. Bu durumda limited şirketin ortak müdürleri organ olmaları nedeniyle yönetim hakkı, emir ve talimat yetkisini kullanabilir. İşçiye özgü şahsi bağımlılık unsuru ortak müdürlerde görünmez, Şirketi doğrudan doğruya işveren olarak temsil ederler. Bu nedenlerle ortak müdürlerin konumunu iş yasası kapsamında değerlendirme olanağı yoktur.

Ortak olan ile olmayan müdür arasında yetki ve sorumluluk açısından hiçbir fark yoktur. Çünkü ortak olan müdür ile olmayan müdür sıfatın geri alınması hali hariç aynı hükümlere tabi tutulmuştur.

Türk doktrininde ortak olmayan müdürlerin limited ortaklığın organı değil, ticari mümessili olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, (Arslanlı/ Domaniç, 622; Eriş 2, 1576) bu görüşe katılma olanağı yoktur. Çünkü TTK.m.540 ve 541 hükümleri uygulanarak “müdür” olarak tayin olunan kimse “müdür”dür ve müdürlere ilişkin hükümlere tabidir. (TTK.m.542, c.2) Ticari mümessil veya vekiller BK.m.449 vd. Hükümleri uyarınca sıfat kazanırlar. TTK.m.545 hükmü ise iç ilişkiye ait olup, BK.m.449.f.I hükmünü değiştirmemiştir. Şöyle ki, ticari mümessil yetkilerini kullanan ve limited ortaklık tarafından isimleri benimsenen bir kişi ortaklık genel kurulu tarafından tayin edilmiş olmasa bile BK. m.449 f.I ve 2 uyarınca

ticari mümessildir. Ticari mümessilin ortaklık genel kurulunu toplantıya çağırma, müdürleri tescil ve ilan ettirme, tasfiyeyi icra gibi ortaklık hukukuna özgü yetkilere sahip değildir. Öyle ise, ortak olmayan müdür ile ticari mümessil ve vekil, tayin, azil ve yetkilerinin nitelikleri açısından farklı hükümlere tabidir. (Poray/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 11.basım, s.958/959) Bu durum karşısında ortak olmayan müdürler de limited şirketin organı sayılır. Şirketin işverenidir ve şirketle aralarındaki ilişkiyi iş sözleşmesi kapsamında değerlendirme ve müdürleri işçi sayma olanağı yoktur.

Somut olayda; davacı 13.07.2005 tarihli ortaklar kurulu kararı ile imzalanan genel müdürlük sözleşmesi uyarınca şirketin tüm sorumluluğunu üstlenmiş olup, şirket organı sıfatı ile tüm ekonomik ve hukuki meselelerde sorumluluğun kendisine ait olmak üzere şirketi temsil etmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Ayrıca genel müdür olarak şirketin tüm işlerini bir tacirden beklenen titizlikle yerine getirmek zorunda olduğu da ifade edilmiş olup, organ niteliğine sahip olması nedeniyle, yönetim hakkı, emir ve talimat yetkisine haizdir, işçiye özgü şahsi bağımlılık unsuru somut olayda gerçekleşmemiştir. Şirketi doğrudan olarak temsil eden davacının konumu iş kanunu kapsamında değerlendirilemez. Davaya bakma görevinin Ticaret Mahkemesine ait olduğu gözetilmeden işin esasına gidilerek karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ

Açıklanan sebepler ile temyiz edilen kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 25.02.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.

TİCARİ KREDİ UYUŞMAZLIKLARI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNDE GÖRÜLÜR

T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi

Esas No:2017/9458
Karar No:2017/12669

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi(Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı bankanın … şubesinden 27.01.2016 tarihinde kredi kullandığını, kredinin kullanımı sırasında kendisinden 11.812,50 TL tahsis ücreti adı altında kesinti yapıldığını ileri sürerek, bunun tahsiline karar verilmesini istemiştir. 
Davalı, kredinin ticari nitelikte olduğunu savunmuş ve davanın reddini dilemiştir. 
Mahkemece, dosyaya kazandırılan bilirkişi raporuna uyularak, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı banka vekilince temyiz edilmiştir.

1-Dava, kredinin kullanımı sırasında haksız kesildiği iddia olunan tahsis ücretinin iadesi istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, kullananı dava dışı …. olan 19.02.2015 tarihli Genel Kredi Sözleşmesine, davacının müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imza koyduğu, 27.01.2016 tarihli Proje Geri Ödeme … başlıklı belgeye göre, davacının 1.500.000 TL tutarlı kredi kullandığı, bu kredi nedeniyle de kendisinden 11.812,50 TL tahsis ücreti kesildiği anlaşılmaktadır. Davalı taraf, kredinin ticari olduğunu savunmuştur. Gerçekten de, dosya arasına alınan ve yukarıda bahsedilen belgelerden kulanılan kredinin türü belirlenememektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda da bu husus yeterince ele alınmamış, tereddüt giderilememiştir. Bilindiği üzere, görev hususu kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese de mahkemece resen dikkate alınması gerekir. Hal böyle olunca mahkemece, dava dosyası konusunun uzmanı bilirkişiye verilip, kredi türünün duraksamaya yer verilmeyecek şekilde belirlenmesi, ticari kredi olduğunun anlaşılması halinde, müstakil Asliye Ticaret Mahkemesi var ise davaya bakmakla Asliye Ticaret Mahkemeleri görevli olduğundan görevsizlik kararı verilmesi, müstakil Asliye Ticaret Mahkemesi yok ise ara kararı ile uyuşmazlığa Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatı ile bakılmasına karar verilmek suretiyle inceleme yapılarak esas hakkında hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 
2-Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; temyiz olunan kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bent uyarınca davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 18/12/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

DENİZ TAŞIMACILIĞINDAN KAYNAKLANAN RÜCU DAVASINDA DAVALININ AĞIR KUSURLU OLMASI HALİNDE ZAMANAŞIMI 10 YILDIR

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ

E. 2001/9163 K. 2002/1142 T. 12.2.2002

DAVA : Davacı vekili, müvekkili sigorta şirketine sigortalı vinç emtiasının taşıma sırasında tamamen zayi olduğunu, hasar bedelinin sigortalıya ödenerek haklarına halef olunduğunu, ayrıca yük ilgililerinin alacağı müvekkile temlik ettiklerini, davalının ise müvekkilinin selefi ile taşıma sözleşmesi yaptığını, taşıma konusu olan vinç ve akşamının karayolu ile taşınması mümkün olmadığından denizyolu ile taşındığını ancak sigortalının izni olmadan güverteye yüklendiğini, taşıma sırasında vincin denize düşerek tam zıyaa uğradığını, zarar bedeli olan ( 2.117.986.- ) Avusturya Şilini’nin tahsili için girişilen icra takibinin davalının itirazı ile durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını, zayi olan vincin güvertede taşınmasının olağan olduğunu, survey raporuna göre gemiden düşen parçanın 50.000 USD değerinde olduğunun belirtildiğini, istemin fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, davacının sigorta eden olarak sigortalısına ödediği bedel nedeni ile sigortalısının halefi olup, ayrıca sigortalının davalıya karşı olan tüm haklarını davacıya temlik ettiğinden davacının aktifi dava ehliyeti bulunduğu, davalının yükü taşımak için gemi temin ettiğinden taşıyıcı sayılacağı, gemi sahibinin sorumlu tutulmamasının taşıyıcının sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı, sigortalının muvafakatı olmadan vincin güverteye yüklenmesinin bir istif hatası olup, ticari bir kusur olarak taşıyanın sorumluluğunu doğuracağı, ayrıca davalı, yükün özenli neta edildiğini de, kanıtlayamadığından emtianın kaybından sorumlu olduğu, davalının sigortalının izni olmadan yükü güvertede taşıtmasının ağır kusur olup, zamanaşımının 10 yıla uzadığı, bu nedenle, bu yöndeki savunmanın reddi gerektiği, zarar miktarının ( 2.100.000 ) Avusturya Şilini olarak belirlendiği gerekçesiyle, ( 2.100.000 ) Avusturya Şilini üzerinden itirazın iptaline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

KARAR : 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve asıl taşıtan V… Ltd.Şti.nin dava konusu alacağı 14.01.1993 tarihindeki davacıya temlik işleminin anılan şirket vekilinin 04.03.1998 tarihinde verdiği “Temlik Beyanı” ile tamamlanmış bulunmasına göre, davalı vekilinin aktif husumete ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Ancak, davalı vekili karar tarihinden itibaren dava zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmuştur. Davacının halefi olan V… Ltd.Şti. ile davalı taşımacı arasında 13.01.1991 tarihinde imzalanan taşıma sözleşmesinde dava konusu yükün ne tür bir araçla diğer bir deyişle hangi yolla taşınacağı belirlenmiş değildir. Aksine, taşıma şeklini ( yolunu ) belirleme hakkı davalı taşımacıya tanınmıştır. Taşınan emtianın özelliği gereği davalı deniz yolunu seçmiştir. Dava konusu emtia deniz yolu ile taşındığına göre, uyuşmazlığın deniz taşıma hukuku hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu bağlamda, davalının zamanaşımı savunmasının da, deniz yolu ile taşıma hükümleri ( TTK.nun 1016 vd.maddeleri ) gereğince irdelenip çözümlenmesi gerekirken, uyuşmazlığa uygulama olanağı bulunmayan TTK.nun 767/1-son maddesi hükümlerinin uygulanması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.

3-Bozma neden ve kapsamına göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine, şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte yazılı nedenlerle, davalı vekilinin aktif husumete ilişen temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) nolu bentte yazılı nedenlerle, kararın davalı yararına BOZULMASINA, ( 3 ) nolu bentte yazılı nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 250.000.000.-TL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.02.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KASKO SİGORTA SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN ALACAĞIN TAHSİLİ

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/3959
K. 2005/462
T. 31.1.2005

• KASKO SİGORTA POLİÇESİNE DAYALI ALACAK DAVASI ( Meydana Gelen Trafik Kazası Nedeniyle Araçta Oluşan Hasar Bedelinin Sigortacıdan İstenmesi )
• REHİNLİ MALI SİGORTA ETTİRME ( Bir Başkasının Rehinli Malı Rehin Alan Hesabına ve Onun Lehine Sigorta Ettirmesi Halinde Tazminat Talep Etme Hakkının Öncelikle Rehin Sahibine Ait Olması )
• SİGORTADAN TAZMİNAT İSTEME HAKKI ( Rehinli Malı Rehin Alan Hesabına Sigorta Ettirenin Tazminat İsteyebilmesi İçin Sigortalı Malın Dain ve Mürtehini Olan ve Lehine Sigorta Edilenin Açık Muvafakatini Almasının Gerekmesi )
• AKTİF HUSUMET EHLİYETİ ( Rehinli Malı Rehin Alan Hesabına Sigorta Ettirenin Tazminat İsteyebilmesi için Sigortalı Malın Dain ve Mürtehini Olan ve Lehine Sigorta Edilenin Açık Muvafakatini Alması )
• DAİN VE MÜRTEHİN SIFATI ( Rehinli Malı Sigorta Ettiren Üçüncü Kişinin Sigortadan Tazminat İsteyebilmesi İçin Bu Sıfata Haiz Lehine Sigota Edilenin Açık Muvafatini Almasının Gerekmesi )
6762/m.1269,1270
ÖZET : Malı rehin alan kimse sıfatıyla o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettirebileceği gibi, bir başkasının da rehin konusu malı rehin alan hesabına ve onun lehine sigorta ettirmesi mümkündür. Böyle bir durumda sigortalı konumunda olan rehin hakkı sahibi olduğundan sigorta şirketinden tazminat talep etmek hakkının da öncelikle ona ait olması gerekir ve sigorta ettiren ancak sigortalı malın dain ve mürtehini olan ve lehine sigorta edilenin açık muvafakatini almak ve o surette sigortadan, şayet kendi menfaati de zedelendiği takdirde, tazminat istemek hakkına sahip olur. Somut olayda, dain ve mürtehin sıfatı bulunan dava dışı bankanın, tazminatın davacıya ödenmesine muvafakati olup olmadığı konusu araştırılmamıştır. O halde mahkemece, bu muvafakatin olup olmadığının araştırılması, bankanın muvafakati sağlandığı takdirde yargılamaya devam edilerek davanın sonuçlandırılması, aksi halde davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 6. Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09.07.2003 tarih ve 2002/256-2003/444 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ata Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin kış şartlarının etkisiyle aracının hakimiyetini kaybederek park halindeki 34 UT 2311 plakalı araca çarptığını, ancak davalı kasko sigorta şirketi yetkili servisinin yönlendirmesi sonucu müvekkilinin çelişkili hasar ihbarlarında bulunduğunu, davalının da bu nedenle ve gerçeğe aykırı iddialarla hasar bedelini ödemediğini ileri sürerek, ( 2.686.665.300 ) TL.nın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının her defasında birbirinden farklı beyanlarda bulunduğunu, dava dilekçesinde ayrıca plaka bildirdiğini, Poliçe Genel Şartlarının B-1.5.5. ve A-1.5. maddeleri ile TTK.nun 1292/3. maddesi uyarınca rizikonun teminat içinde kaldığını ispat külfetinin sigortalıya geçtiğini ve müvekkilinden ödeme yapmasının beklenemeyeceğini, genel şartların C.2.2 maddesi uyarınca sigorta poliçesinin yasal süresi içinde iptal edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının davalı şirkete hitaben yazdığı tarihsiz iki müracaatının birisinde “aracının hakimiyetini kaybederek bariyerlere vurduğunu” ifade ederken diğerinde “aracının kayıp yolda duraklayan bir kamyona arkadan vurduğunu”, dava dilekçesinde ise ” park halindeki bir araca çarptığını” ifade ettiği, Poliçe Genel şartlarının B-1 ve TTK.nun 1290-1292. maddeleri uyarınca davacının birbirini doğrulamayan beyanları nedeniyle ispat yükümlülüğünün yer değiştirdiği, sigortalının plakasını bildiği aracı sigortacıya bildirmeyerek rücu hakkını engellediği ve doğru beyanda bulunduğu ispat edemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. TTK.nun 1269. maddesi uyarınca malı rehin alan kimse sıfatıyla o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettirebileceği gibi, aynı yasanın 1270. maddesi uyarınca bir başkasının da rehin konusu malı rehin alan hesabına ve onun lehine sigorta ettirmesi mümkündür. Böyle bir durumda sigortalı konumunda olan rehin hakkı sahibi olduğundan sigorta şirketinden tazminat talep etmek hakkının da öncelikle ona ait olması gerekir ve sigorta ettiren ancak sigortalı malın dain ve mürtehini olan ve lehine sigorta edilenin açık muvafakatini almak ve o surette sigortadan, şayet kendi menfaati de zedelendiği takdirde, tazminat istemek hakkına sahip olur. Somut olayda, dain ve mürtehin sıfatı bulunan dava dışı bankanın, tazminatın davacıya ödenmesine muvafakati olup olmadığı konusu araştırılmamıştır. O halde mahkemece, bu muvafakatin olup olmadığının araştırılması, bankanın muvafakati sağlandığı takdirde yargılamaya devam edilerek davanın sonuçlandırılması, aksi halde davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

2- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ( 2 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığını, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 31.01.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TACİRLER ARASINDAKİ İHTİLAF HAKSIZ FİİLDEN DAHİ KAYNAKLI OLSA TİCARİ FAİZ İSTENEBİLİR

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 4215/4399 T. 25.12.2006

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafça istenilmiş olup, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla; dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, raportör üyenin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:

KARAR : 1- Dava, niteliği ve içeriği itibarıyla tacir yada tacir sayılan taraflar arasında haksız fiilden kaynaklanan ecrimisil tazminatı alacağının tahsili için başlatılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine, tarafların sıfatına, dosya kapsamında toplanan delillere uygun düşmemiştir.

Toplanan ve değerlendirilen delillerden davalı şirketin davacı kurumun kiracısı iken Ankara Onuncu Sulh Hukuk Mahkemesinin 2002/87-383 Esas ve Karar sayılı ilamı ile kiralanandan tahliyesine karar verildiği ve verilen kararın 25.12.2001 tarihinde kesinleştiği, davalı şirketin bu tarihten itibaren taşınmazı haksız olarak işgal eden konumuna düştüğü ve ecrimisil tazminatı ödemeye başladığı, davacı kurumun Ankara Onuncu İcra Müdürlüğünün 2003/13200 takip sayılı dosyasında 56.546.598.121 TL ecrimisil tazminatı asıl alacak ve 11.574.938.914 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 68.121.537.035 TL alacağın asıl alacağa uygulanacak %64 oranındaki temerrüt faizi ile birlikte tahsili için 21.11.2003 günü icra takibine başladığı, davalı şirketin süresi içinde asıl alacağın 20.000.000 TL’si ile 11.574.938.914 TL işlemiş faize itiraz ettiği ve itiraz edilen bu alacak yönünden takibin durdurulduğu anlaşılmaktadır. Davacı kurum, itiraz edilen 20.000.000 TL asıl alacak ve 11.574.938.914 TL işlemiş faiz alacağına yönelik itirazın iptali için görülen davayı açmıştır.

3095 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasında, bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlunun, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1. maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecbur olduğu açıklandıktan sonra aynı maddenin ikinci fıkrasında, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizinin bu oran üzerinden istenebileceği, söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oranın geçerli olacağı belirtilmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesi hükmüne göre de, tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde, avans faizi istenebilmesi için borçlunun tacir olması ve borcun da ticari işletmesi ile ilgili bulunmasının yeterli olduğu, alacaklının da tacir olmasının gerekmediği, alacaklının haksız eylem dahil her türlü nedenden kaynaklanan alacakları için tacir olan borçludan avans faizi oranında temerrüt faizi isteme hakkının bulunduğu sonucuna varılmaktadır.

Davaya konu olaya gelince; davalı borçlu şirket tacirdir. Haksız işgal edilen taşınmazın davalı şirketin ticari işletmesi ile ilgili olarak kullanıldığı tartışmasızdır. Bu olgu ve az yukarıda açıklanan hukuki olgular dikkate alındığında, davacı kurumun alacağına 3095 sayılı Kanun’un 2. maddesi hükmüne göre avans faizi oranında temerrüt faizi uygulanmasını isteme hakkı bulunmaktadır. Ne var ki, davacı kurum icra takibinde daha azını ve %64 oranındaki reeskont faizi uygulanmasını istemiştir.

SONUÇ : Hal böyle olunca, mahkemece 20.000.000 TL asıl alacak ile birlikte, reeskont faiz oranına göre hesaplanan işlemiş faiz alacağına yönelik davalı itirazının iptaline karar verilmesi gerekirken yasal faize göre hesap yapan bilirkişi raporu esas alınarak ve itiraz edilen 20.000.000 TL asıl alacak yönünden de dava açıldığı gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), peşin alınan harcın istek halinde davacı tarafa iadesine, 25.12.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

KAMBİYO SENEDİNE DAYALI AÇILAN İSTİRDAT DAVASINDA GÖREVLİ MAHKEME ASLİYE TİCARET MAHKEMESİDİR

T.C. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi

E: 2016/12020 K: 2017/4154 K. T.: 11.09.2017

Taraflar arasında görülen davada sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili; müvekkilinin tahditli plaka sınıfına giren “M” plakalı minibüs sahibi olduğunu, oturma kapasiteli minibüslerin yerine 18+9 yolcu kapasiteli otobüslere geçilme kararı alındığını, bu karar sonrasında müvekkili tarafından yeni araç alınarak davalı kooperatif üyeleri tarafından işletilen halk otobüsleri ile aynı anda toplu taşıma hizmeti vermeye başladıklarını, davalı kooperatif üyeleri ile oluşan uyuşmazlıklar neticesinde müvekkilinin de üyesi olduğu arasında protokoller düzenlendiğini, bu protokoller çerçevesinde müvekkili tarafından 38.100,00 TL’lik bono keşide edilerek davalılara verildiğini ve bono bedelinin ödenerek bononun geri alındığını, ancak protokollere rağmen davalı kooperatif üyeleri tarafından açılan dava sonucunda Koordinasyon Kurulu kararının kararıyla iptal edildiğini, bu durumda protokollerde ön görülen amaçların ortadan kalktığını, protokolün karşı tarafı olan kooperatif ve üyelerinin edimlerini yerine getirmediğini ileri sürerek 38.100,00 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davacının davaya konu senet bedelini davalılara ödeyerek senedi geri aldığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, davacı tarafından dava dışı keşide edilen bono için davalılara ödendiği ileri sürülen 38.100,00 TL’nin istirdadı istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiştir.

Dava tarihinde yürürlükte olan 6100 sayılı HMK’nın 1/1. maddesi uyarınca mahkemelerin görevi, kanunla düzenlenir ve göreve ilişkin kurallar, kamu düzenine ilişkindir. Dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesi uyarınca Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş olan hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. TTK’nın 5/1 maddesi uyarınca, ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinde görülür. TTK’nın 5/3. maddesi “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır.” hükmünü haizdir.

Somut olayda, kambiyo senedinden kaynaklanan istirdat istemi ticari dava niteliğinde olduğundan, davaya bakmakla ticaret mahkemeleri görevlidir. Dava şartı olan görev hususunun kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re’sen göz önünde bulundurulması gerektiğinden mahkemece işbu davanın mutlak ticari dava olması nedeniyle davaya bakma görevinin ticaret mahkemesine ait olduğu nazara alınmaksızın işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle mahkeme kararının BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 11/09/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.