Belki de aradığınız cevabı yazılarımızda bulabilirsiniz.

Yardıma mı ihtiyacınız var?

HUKUKİ BİLGİLER

HARCIN TAMAMLANMASI İÇİN GÖNDERİLEN İHTARDA HARCIN NEREYE VE NE KADAR YATIRILACAĞININ BELİRTİLMESİ GEREKİR

“…Somut olayda; davalı vekili adına çıkartılan ihtaratın usulüne uygun olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur. Zira, ihtaratta tamamlanacak harcın ne kadar olduğu belirtilmediği gibi, nereye yatırılması gerektiği de bildirilmemiştir. Öte yandan, verilen kesin sürenin sona ermesinden sonra dosyanın işlemden kaldırılması ve Harçlar Kanunu’nun 30.maddesi delaletiyle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 150/4.maddesinde öngörülen 3 aylık sürenin beklenmesi ve bu müddet içerisindeki harç ikmal edilmediği takdirde dosyanın ele alınarak açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, anılan yasal süreler beklenilmeden doğrudan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Hal böyle olunca, tamamlanması gereken harç miktarı ve nereye yatırılması gerektiği hususlarını da içerecek şekilde davalı tarafa muhtıra çıkartılması, verilen kesin süre içinde harcın tamamlanmaması halinde dosyanın işlemden kaldırılması, HMK 150/4 maddesinde öngörülen 3 aylık yasal sürenin beklenmesi, daha sonra davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir…” (YARGITAY 1.HD. E: 2014/2625 K: 2015/1228 T: 27.01.2015)

DELİL AVANSININ YATIRILMAMASI DAVANIN REDDİNİ GEREKTİRMEZ

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2016/5061 E.,  2016/10409 K.
Tarihi: 11/12/2013
Numarası: 2012/62-2013/420

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı … tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. 

– K A R A R –

Davacı vekili icra takibine konu her biri 1.000.000 TL bedelli şirketin eski yetkilileri davalı…’un kefil olarak imzalarının bulunduğu bonoların muvazaalı olarak düzenlendiğini, senetlerin bedelsiz olduğunu ileri sürerek takibe konu bonolar üzerinden şimdilik 30.000 TL’lik meblağı üzerinden müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 
Davalı … vekili, İzmir 10. İcra Mahkemesinin 26.05.2008 tarihli duruşmasında davalı …’un takibe konu senetlerin borç karşılığında imzalanarak …’a verildiğini ikrar ettiklerini ileri sürmüştür. 
Diğer davalılar davaya yanıt vermemişlerdir. 
Mahkemece yapılan yargılamada; 02.04.2004 tarihli oturumdan itibaren davacının davayı takip etmediği, davalının davayı takip edeceğini bildirdiği, davalı … vekiline 26.06.2013 tarihli oturumda verilen kesin sürede davalının dava şartı niteliğindeki gider avansını yatırmadığı, davayı takip yetkisinin bulunması için gider avansının tamamlanmış olması gerektiği, bu husus yerine getirilmediğinden davalı … vekilinin takip yetkisi sona ermiş olduğundan taraflarca takip edilmeyen davanın HMK 150/5 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı HMK 120/2.maddesinde “Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir.” denilmekte olup aynı Yasanın 324/2.maddesinde ise “Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi halde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır.” denilmektedir.

HMK’nun 120. maddesindeki gider avansı ile HMK’nun 324. maddesindeki delil ikamesi avansı birbirlerinden farklı iki ayrı düzenlemedir. HMK’nun 120. maddesindeki gider avansı dava açıldığı zaman zorunlu olarak davacı tarafından yatırılması gereken bir miktar olup yatırılmadığı takdirde dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi gerekir. HMK’nun 324. maddesinde düzenlenen delil ikame avansı ise dava şartı niteliğinde değildir. Bu nedenle delil ikamesi avansının verilen kesin süre içinde yatırılmamış olmasının dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddini gerektirmeyeceği, ancak HMK 324/2.maddesi uyarınca davacının sadece talep ettiği bilirkişi incelemesi yapılmasına dair delili ileri sürmekten vazgeçmiş sayılacağı sonucunu doğuracaktır. 


Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirilecek olursa; 6100 Sayılı HMK 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dava ise 6100 Sayılı HMK’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce 22.07.2008 tarihinde açılmıştır. HMK’nun 120. maddesine göre davacı yargılama harçları ile Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Adalet Bakanlığınca yayınlanan 2013 yılına ait gider avansı tarifesinin 4. maddesine göre davacı tebligat gideri ile diğer iş ve işlemler için 50-TL ödemek zorundadır. Tarifenin bu maddesinde yer alan keşif, bilirkişi ve tanıkla ilgili avanslar HMK’nun 324. maddesine göre delil avansı olup, yargılamanın bulunduğu aşamaya göre ödenmesinin istenmesi zorunlu değildir. Tarifede yer alan diğer iş ve işlemler için 50-TL dava açılırken alınması gereken bir tutardır. HMK’ nın 448. maddesine göre kanun hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır. Davanın açılış tarihi gözetildiğinde 2013 yılına ait tarifede yer alan diğer işlemler için ödenmesi gereken 50-TL’ nin ödenmesi davalıdan istenemeyeceği gibi anılan tarifede 50-TL olarak belirlenen gider avansının davalıdan hangi gerekçe ve hangi kalemler için 100,00 TL olarak ödenmesinin talep edildiği de açıklanmış değildir. Şayet Mahkemece yatırılması istenen bu miktar delil avansı mahiyetinde ise bu giderin yatırılmamış olması sebebiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru değildir. Bu durumda ilgili tarafın talep ettiği delilin ileri sürülmesinden vazgeçilmiş sayılacağı sonucuna varılarak dosyadaki mevcut delil durumu gözetilerek bir karar verilmesi gerekmektedir. 
Kaldı ki kabule göre de HMK’nın 120/2. ve 114/1-g maddelerine göre dava şartı niteliğindeki gider avansının yatırılmaması halinde dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi de isabetsizdir. 
Mahkemece açıklanan bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir. 
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı … yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 09/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİNİN TARAFLARI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIKLAR TÜKETİCİ MAHKEMESİNDE GÖRÜLÜR

14. Hukuk Dairesi 2016/3653 E. , 2016/9068 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

2004/175 Esas sayılı dosyada 21.12.1995 tarihli ve birleştirilen 2005/556 Esas sayılı dosyada 30.09.2005 tarihli dilekçesiyle tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan muhakeme sonunda; davacıların tapu iptali ve tescile hasrettikleri davalarının asıl dava olan 2004/175 Esas sayılı dosyasında ve birleştirilen 2005/556 Esas sayılı dosyasında tüm davalılar yönünden ayrı ayrı reddine, davanın ve birleştirilen davanın tapu iptali ve tescil talebine hasredilmesi nedeni ile sözleşmenin feshi ve zararın tahsiline yönelik istemler hakkında esas yönünden ayrıca karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 22.06.2015 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 01.11.2016 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden gelmedi. Karşı taraftan davalı asil … geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafın sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KA R A R
Davacılar vekili 21.12.1995 tarihli dilekçesi ile davalı arsa sahipleri ile yüklenici arasındaki 23.07.1990 tarih 42918 yevmiye nolu inşaat sözleşmesine göre yükleniciye bırakılan 4908 sayılı parselde davacı …’in 06.02.1991, davacı …’in 26.03.1992 ve davacı …’ın ise 16.12.1991 tarihli noterce düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri ile dava konusu mesken cinsli bağımsız bölümleri satım ve teslim aldıklarını ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, Dairemizin 03.11.2013 tarihli, 2003/7722 Esas, 2003/7688 Karar sayılı tarihli bozma ilamına uyularak ve davalar birleştirilerek yapılan yargılamada davacıların tapu iptali ve tescile hasrettikleri asıl dava olan 2004/175 Esas sayılı dosyasında ve birleştirilen 2005/556 Esas sayılı dosyasında tüm davalılar yönünden ayrı ayrı davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.
28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsamaktadır.
Anılan kanunun 3. maddesinin (k) bendindeki tanıma göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, (l) bendindeki tanıma göre de tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 73. maddesinin (1) bendi gereğince de bu kanun uygulaması ile ilgili çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılması gerekir.
Somut olaya gelince; Davacılar vekili 21.12.1995 tarihli dilekçesi ile davalı arsa sahipleri ile yüklenici arasındaki 23.07.1990 tarih 42918 yevmiye nolu inşaat sözleşmesine göre yükleniciye bırakılan 4908 sayılı parselde davacı … Şeni’in 06.02.1991, davacı …’in 26.03.1992 ve davacı …’ın ise 16.12.1991 tarihli noterce düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri ile dava konusu mesken cinsli bağımsız bölümleri satım ve teslim aldıklarını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunduğundan o yerde ayrı bir tüketici mahkemesi varsa çekişmenin tüketici mahkemesinde görülmesi aksi halde davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılması yasadan kaynaklanan bir zorunluluktur. Mahkemece kamu düzeninden olan görev hususu resen gözetilerek yukarıda yazılı olduğu şekilde işlem yapılması gerekirken çekişmenin esasının incelenip hükme bağlanması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 01.11.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

GECE ÇALIŞMALARINDA İŞÇİNİN SADECE 7,5 SAATTEN FAZLA ÇALIŞMASI DAHİ, FAZLA ÇALIŞMA ÜCRETİ İSTEMESİ İÇİN YETERLİDİR

9. Hukuk Dairesi 2017/26762 E. , 2017/19556 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, fazla mesai ücreti ve haksız kesinti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı ve davalılar avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili müvekkilinin davalılara ait….Limanı işletmesinde özel güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, müvekkili ve diğer iş arkadaşlarının puantaj kayıtları ve çizelgelerde görüldüğü üzere işyerinde gece ve gündüz dönüşümleri olacak şekilde 12 saat gündüz, 12 saat gece olmak üzere vardiyalı bir biçimde çalışma yaptıklarını, ara dinlenme hakkı verilmediğini, müvekkiline ödenen ücretlerinin davalıların aralarında yaptıkları ihale sözleşmesi ve teknik şartname ile belirlendiğini, davalıların müvekkili ve diğer arkadaşlarının ücretlerini eksik ödedikleri gibi kesintiye gittiklerini, bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile fazla mesai ücreti, ücret alacağı ve haksız kesinti alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiştir.
B) Davalılar Cevabının Özeti:
Davalı … Genel Müdürlüğü vekili özetle; müvekkili şirketin talep edilen alacaklardan sorumluluğu bulunmadığını, ihale makamı olduğunu, kendilerine karşı açılan davanın reddini savunmuştur.
Davalı…Özel Güvenlik Hizmetleri Ltd. Şti. vekili; kendilerinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında ihale yoluyla yüklendiği iş kapsamında idare ile aralarında yapılan şartnamelere uygun olarak işçilerinin ücretlerini ödediklerini, bu şartların dışına çıkmalarının sözleşmede belirtilen ücretlerin ödenmemesinin, eksiltilmesinin veya artırılmasının mümkün olmadığını savunmuştur.
C) Bozma Kararı ve Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere dayanılarak, bozmaya uyularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davacı ve davalılar vekilleri temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalıların tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Mahkemenin ilk kararı dairemizin 2015/36234 Esas – 2016/2659 Karar sayılı 15.02.2016 tarihli ilamı ile fazla mesai açısından bozulmuş, bozma kararında yıllık 270 saate dikkat çekilmiş ve özellikle gece çalışmalarından kaynaklanan fazla mesai hesabına ilişkin bozma yapılmıştır.
Hükmüne uyulan ve usulü kazanılmış hak oluşturan bozma ilamının gece çalışmasına ilişkin kısmına göre davacının çalışma düzeyine göre 1. 2. ve 4. Haftalarda 2 kez 3. Haftada ise 1 kez olmak üzere ayda 7 kez gece çalışması yaptığı ortadadır. Ayda 7 kez yapılan gece çalışması sayısı ve her çalışmanın 12 saat olduğu kesinleşmiştir.
12 saatlik çalışmada 1.5 saat ara dinlenme düşüldüğünde fiili çalışma süresi 10.5 saat olup yapılan gece çalışmasındaki 7.5 saati aşan 3 saat, haftalık çalışma süresine bakılmaksızın fazla çalışmadır. Buna göre davacının gece çalışmasından kaynaklanan toplam süre 3 x 7 = 21 saat olup, her ay için 21 saatlik fazla çalışma hesaplanması gerekirken gece çalışmasına ilişkin İş Kanunu’nun 69. maddesi ve dairemiz içtihatları gözetilmeden davacının fazla çalışma ücretinin tamamen reddi hatalıdır.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

GENEL MÜDÜR OLMAK TEK BAŞINA İŞ GÜVENCESİ KAPSAMI DIŞINDA KALMAYI GEREKTİRMEZ, KANUNİ ŞARTLAR İNCELENMELİDİR

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

Davacı vekili tarafından verilen 31.07.2017 havale tarihli dilekçede Dairemizin 06.07.2017 tarih, 2016/28928 E ve 2017/12435 K sayılı davanın reddi kararının maddi hataya dayalı olarak verildiği ileri sürülerek kararın ortadan kaldırılması ve hükmün onanmasına karar verilmesi talep olunmuştur. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Dairemizce davacının iş güvencesi kapsamında olmayan işveren vekili veya yardımcısı olup olmadığı konusunda yeterli araştırma yapılmadığı gözden kaçırılarak karar verildiği anlaşılmakla Dairemizin 06.07.2017 tarih, 2016/28928 E ve 2017/12435 K sayılı kararının ORTADAN KALDIRILMASINA ve hükmün aşağıdaki şekilde bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı şirkette 12/01/2015-01/02/2016 tarihleri arasında Satış ve Operasyon Yöneticisi olarak çalıştığını, davacının iş vereni olmayan davalı … Yönetim ve Danışmanlık Ltd. Şti. tarafından 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında hiçbir haklı veya geçerli sebep gösterilmeksizin ve yasaya aykırı bir şekilde fesih yapıldığını, ancak ibraname ve feragatname başlıklı belgede davacının SGK’sının diğer davalı … …. İş Merkezi İşletmeciliği A.Ş. üzerinden gösterildiğinin beyan edildiğini belirterek feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine ve sonuçlarına karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalılar vekili, davalı … Yönetim ve Danışmanlık Ltd. Şti.’nin iş bu davada taraf sıfatı olmadığını, husumet itirazlarının kabulü ile davanın iş bu davalı yönünden reddine, davacının diğer davalı … …. İş Merkezi İşletmeciliği A.Ş. çalışanı olduğunu, bu şirketin bünyesinde de 30 ‘ dan az işçi çalıştığından ve işveren vekili olarak çalışan davacının işe iade davası açamayacağını, iş akdinin de organizasyonel değişiklik değiklik sebebi ile geçerli nedenle feshedildiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının işveren vekili olarak çalıştığını gösterir ve davalı işverenlikçe organizasyonel değişikliğe gidildiğini gösterir delilin bulunmadığı dikkate alınarak, davalı işverenlikçe, fesih sebebi açık ve kesin şekilde belirtilmeksizin yapılan feshin geçersizliği olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Taraflar arasında davacının iş güvencesinden yararlanmayan işveren vekili veya .yardımcısı olup olmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmesi işçinin işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları veya işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda bulunmaması gerekir.
İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilleri herşeyden önce, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardım­cıları olduğuna göre, işletmenin tümünü yöneten genel müdürler ile yar­dımcıları iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacaktır. Ancak belir­telim ki, işyerinde genel müdür veya genel müdür yardımcısı unvanının kullanılması tek başına iş güvencesi kapsamı dışında bulunma sonucunu doğurmaz. Önemli olan, kendisine temsil yetkisi verilip verilmediği ve işletmenin bütününü yönetip yönetmediğidir; bu hususta görev tanımı ve konumuna bakmak gerekir.
İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillerinin ikinci gru­bunu, işletmenin değil de işyerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleridir. Buna göre, işletmenin bütününü sevk ve idare edenler, başka bir şart aranmaksızın işveren vekili sayılırken; işletmenin değil de işyerinin bütününü sevk ve idare edenlerin 18’nci madde anlamında işveren vekili sayılabilmesi için ilave olarak, işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisini haiz olması şartı aranır. İşyerinin tümünü sevk ve idare ile işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi katlanmış olarak, birlikte aranır. Bu işyeri işletmeye bağlı bir işyeri de olabilir. Dolayısıyla bir banka şubesi müdürü ile fabrika müdürü, işyerini sevk ve idare etmekle beraber, özgür iradesi ile işçi alma ve işten çıkarma yetkisi yoksa İş Kanunu’nun 18’nci maddesi anlamında işveren vekili sayılmaz. İş güvencesinden yararlanır. Aynı şekilde, işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan insan kaynakları müdürü ile personel müdürü, işyerinin tümünü yönetmediğinden iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilecek­tir. Ancak işletmeye bağlı bir işyerinde, bu işyerinin tümünü sevk ve idare eden, ayrıca işe alma ve işten çıkarma yetkisi olan işçi, iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaz. Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. (26.05.2008 gün ve 2007/35929 Esas, 2008/12484 Karar sayılı ilamımız).
Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davalı tarafça davacının genel müdür olarak çalıştığı bu nedenle iş güvencesinden yararlanamayacağı ileri sürülmüştür. Yukarıda belirtildiği üzere tek başına genel müdür unvanının olması işçinin iş güvencesi kapsamı dışında kalmasına neden olmaz. Davalı davacının görev tanımını sunmuştur. Ancak söz konusu görev tanımı İngilizce olup yeminli tercümesi yaptırılmalıdır. Ayrıca davacının çalıştığı yerin işletmeye bağlı bir işyeri mi olduğu, işletmeye bağlı bir işyeri ise davacının işyerinin bütününü yönetip yönetmediği ve işçi alma ve çıkarma yetkisine haiz olup olmadığı da araştırılmalıdır. Davacı işletmenin genel müdürü ise işletmenin bütününü yönetip yönetmediği araştırılıp davacının iş güvencesi kapsamında kaldığı tespit edilirse feshin geçerli nedene dayanıp dayanmadığına, davacının iş güvencesi kapsamında olmayan işveren vekili veya yardımcısı olduğu tespit edildiğinde davanın reddine karar verilmelidir.
Eksik araştırmayla yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedenidir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 09.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İŞÇİNİN KABUL ETMEDİĞİ ÇALIŞMA ŞARTLARINDAKİ ESASLI DEĞİŞİKLİK İŞÇİYİ BAĞLAMAZ

T.C.
Yargıtay
9. Hukuk Dairesi

Esas No:2016/9695
Karar No:2017/6343
K. Tarihi:

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA :Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. 
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I 

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı firmada 17/06/2013 ila 15/05/2015 tarihleri arasında Montaj elemanı olarak çalıştığını, iş akdinin davalı tarafça yazılı bir fesih bildirimi yapılmaksızın, sözlü şekilde sonlandırıldığını, gerekçe olarak ise “görev değişikliğini kabul etmemek” olarak gösterildiğini, konuyu düzenleyen 4857 sayılı Kanunun 19. Maddesinde işten çıkartılma nedeninin işçiye yazılı, açık ve kesin bir biçimde bildirilmesi gerektiğinin belirtildiğini, buna uyulmadığını, öncesinde çalıştığı montaj bölümünden dikiş bölümüne geçmesinin söylendiğini, bunu kabul etmediğini, bu nedenle işten çıkartıldığını, teklif edilen bölümün davacı açısından daha ağır koşullar taşıdığını, buna göre feshin haklı ve geçerli olmadığını belirterek, feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. 
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının çocuk sahibi olmak amacıyla tedavi görmeye başladığını, bu nedenle devamsızlık yapma durumunun olduğunu, montaj hakkında devamsızlığın idare edilmesinin mümkün olmadığını, davacıya kolaylık sağlamak, devamsızlığını tölere edilmesini temin edebilmek amacıyla davacının manuel dikiş bölümünde çalışmasının uygun görüldüğünü, davacının AMG altı üretim operatörü olup, montaj hattı yanında sonradan görevlendirildiği dikiş hattının da görevi kapsamında olduğunu, davacının 10/05/2015 tarihinde dikiş hattında çalışmaya başladığını, 6 adet ürün diktiğini, ertesi gün ise o bölümde çalışmayacağını belirterek üretim alanını terk ettiğini, yapılan tüm uyarılara rağmen çalışmamak ve verilen görevi yapmamakta direndiğini, savunmasının istenildiği halde savunma vermediğini, disiplin kurulu kararı ile davacının işinin sonlandırıldığını, davacıya fesih bildiriminin tebliğ edilmek istendiğini, ancak davacının bundan imtina ettiğini, davanın yersiz olduğunu, reddi gerektiğini savunmuştur. 
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacıya ilişkin olarak iş akdinin sonlandırılması öncesinde tanzim edilen çok sayıda tutanak, buna göre olayın meydana geliş şekli, bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde iş akdinin sonlandırılmasının haklı nedene dayanmasa da, geçerli sebeple yapıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. 
D) Temyiz:
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir. 
E) Gerekçe:
4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/2 maddesi uyarınca “feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir”. İşveren ispat yükünü yerine getirirken, öncelikle feshin biçimsel koşullarına uyduğunu, daha sonra, içerik yönünden fesih nedenlerinin geçerli (veya haklı) olduğunu kanıtlayacaktır. Dairemizin kararlılık kazanan uygulaması bu yöndedir. (04.04.2008 gün ve 2007/29752 Esas, 2008/7448 Karar sayılı ilamımız).
4857 sayılı İş Kanununun 22 nci maddesindeki, “işveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda 17 ila 21 inci madde hükümlerine göre dava açabilir” şeklindeki düzenleme, çalışma koşullarındaki değişikliğin normatif dayanağını oluşturur. Getirilen bu düzenleme ile işçinin iş şartlarında esaslı değişikliği kabul etmemesi halinde işveren ya bu değişikliği yapmamak ya da iş akdini feshetmek zorunda kalmaktadır. Böylece işçi sadece kıdem tazminatı değil, sözleşmenin işveren feshine bağlanan bütün haklarını isteyebilmekte, iş güvencesi hükümlerinden yararlanma koşulları varsa feshin geçersizliğini ve işyerine iadeyi talep edebilme olanağını elde etmektedir. İşverenin iş akdinde esaslı bir değişiklik yapmak istediği durumlarda işçinin feshe zorlanması yerine sözleşmeyi fesih riski işverene yüklenmektedir. Kısaca işçinin iş şartlarında esaslı değişikliği kabul etmemesi, görevlendirilen işyerine gitmemesi, işçinin feshi olarak değerlendirilemeyeceği gibi verilen görevleri hatırlatıldığı halde ısrarla yapmama haklı nedeni de oluşturmayacaktır. Görevlendirme ve gitmeme üzerine tutulan tutanakların sonuca etkisi de bulunmamaktadır. 
Değişiklik feshinde de işveren, 22. Maddedeki yazılı yapılma, değişikliğin nedenini veya başka bir nedenin olduğunu nedenini belirtme koşulunu uymak zorundadır. 
Dosya içeriğine göre davacı Montaj bölümünde çalışmakta ve aynı zamanda çocuk sahibi olmak üzere tedavi görmektedir. Davacının isteği olmadığı halde kolaylık sağlama, devamsızlığını tolere etme gerekçesi ile davalı işveren dikiş hattında çalışması için görev yeri değişikliğine gitmiştir. Davacı iş şartlarına esaslı değişiklik gerekçesi ile bu görevlendirmeyi kabul etmemiştir. Davacının tedavisi nedeni ile yeni görev yerinin sağlığı açısından iş şartlarında esaslı değişiklik olduğu dosyada alınan bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır. Davalı işverenin kabul etmeme üzerine tuttuğu tutanakların sonuca etkisi yoktur. İşveren davacının montaj bölümünde çalışmasının işyerinde olumsuzluklara yol açtığını kanıtlayamamıştır. Fesih geçerli nedene dayanmadığından davanın kabulü yerine reddi hatalıdır. 
4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarda açıklanan gerekçe ile;
1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 
2. Feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının İŞE İADESİNE, 
3. Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının kıdemi, fesih nedeni dikkate alınarak takdiren davacının 4 aylık brüt ücreti tutarında BELİRLENMESİNE, 
4. Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin GEREKTİĞİNE, 
5. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
6. Davacının yaptığı 233.50 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 
7. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 1.980,00 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 
8. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, 11/04/2017 tarihinde Kesin olarak oybirliği ile karar verildi.

BEBEK BAKICILARI DA İŞ KANUNU’NA TABİDİR

T.C.
Yargıtay
22. Hukuk Dairesi

Esas No:2013/35095
Karar No:2015/9308
K. Tarihi:

  • İŞ MAHKEMELERİ KANUNU (5521) Madde 1
  • İŞ MAHKEMELERİ KANUNU (5521) Madde 4
  • İŞ KANUNU (4857) Madde 1
  • İŞ KANUNU (4857) Madde 17
  • İŞ KANUNU (4857) Madde 32
  • İŞ KANUNU (4857) Madde 46
  • İŞ KANUNU (4857) Madde 47
  • İŞ KANUNU (4857) Madde 57
  • İŞ KANUNU ( 14. maddesi yürülükte ) (1475) Madde 14

“İçtihat Metni”

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davalı tarafından torunlarına bakmak üzere bebek bakıcısı olarak işe alındığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacağı, fazla çalışma ücreti, genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti ve izin ücreti alacaklarını istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davacının davalıların hissedarı oldukları şirketin çalışanı olduğunu, burayı da ibra ederek ayrıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davacının dava dışı H..Ç..T..l E.. Tur. Tek. İnş. Org. San. Tic. Ltd. Şti.’inde 17.06.2009-08.10.2010 tarihleri arasında çalıştığı, talep edilen çalışma sürenin de aynı tarihler olduğu, bilindiği üzere çocuk bakıcılığının sigortalı işler kapsamında olmadığı, davacının sigortalı olarak bahsi geçen işyerinde çalışırken aynı zamanda buranın ortaklarından olan davalı T.. A..’ın çocuğuna baktığını ileriye sürdüğü, davalı T.. A.. tarafından çocuk bakıcısının şirket elemanı gibi gösterilmiş olabileceği, ancak Sosyal Güvenlik Kurumu primlerini yatıran ve iş sözleşmesi düzenleyen şirket aleyhine davanın açılması gerektiği, davalılar T.. ve N.. A..’ın bu davada hasım sıfatlarının bulunmadığı anlaşıldığından davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davacı temyiz etmiştir. 
Gerekçe:
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda işin esasının incelenip incelenmeyeceği noktasında toplanmaktadır. 
4857 sayılı Kanun’un 1. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir. 
Davanın, 4857 sayılı Kanun kapsamı dışında kalması halinde, mahkemenin göresizliğine ve dosyanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Davanın esastan reddi usule aykırıdır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca, 4857 sayılı Kanun’a göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş sözleşmesinden veya 4857 sayılı Kanun’a dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir. 
4857 sayılı Kanun’un 4 . maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca, “ev hizmetlerinde çalışanlar” hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz. Ev hizmetlerinde aşçı, uşak, temizlikçi gibi işlerde çalışan işçi ile ev sahibi işveren ararındaki uyuşmazlığın iş mahkemesi yerine genel mahkemelerde çözümlenmesi gerekir. İş Kanunu kapsamı dışında bırakılan bu hizmetleri gören kimselerle bunları çalıştıranlar arasındaki hukukî ilişkilerde Borçlar Kanununun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır. Aile bireylerini evden alarak alışverişe, şehir içinde gezmeye götüren, boş zamanında ev ve eklentilerinde zamanını geçiren şoföründe ev hizmeti yaptığı ve iş kanunu kapsamında olmadığı kabul edilmelidir. Buna karşın evde hastaya bakan hemşire ve çocuk eğiticisi 4857 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmelidir.
Somut olayda, tanık beyanlarından ve tüm dosya kapsamından davalının davacıyı devamlı olarak çocuklarına bakması için işe aldığı, davacının bu çocukların bakımı ile uğraştığı, bunun yanında ise arızi olarak ev işlerinde ev sahibine yardım ettiği bu nedenle davacı ile davalı arasındaki ilişkinin İş Kanunu’nun düzenlediği anlamda hizmet ilişkisi olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu anlamda her ne kadar iş ilişkisinin resmi belgeler üzerinde dava dışı şirket ile kurulduğu görülmekteyse de davacının fiilen davalıların ev hizmeti ve çocuk bakımında görevli olması iş ilişkisinden doğan sorumluluğun davalılara ait oluşunu etkilemeyecektir. Mahkemece işin esasına girilerek dava hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde husmetten red kararı verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 09.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

MAAŞ BORDROLARI GÖSTERMELİK ÜCRETLER ÜZERİNDEN DÜZENLENMİŞSE FAZLA ÇALIŞMALAR TANIK İLE İSPATLANABİLİR

9. Hukuk Dairesi 2017/5183 E. , 2017/10623 K.

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı işyerinde 16.02.2007 tarihinden bu yana kepçe operatörü olarak çalıştığını, iş akdini haklı nedenlerle feshettiğini, davacının hiç bir zaman çalışmasını aksatmadığını, fesih tarihi itibariyle davacının net 2000-TL maaş aldığını, davacının çalışmakta olduğu ocakta dinamit patlamalarında karşı hiç bir önlem alınmadığını, davacının çalışmakta olduğu şantiyede kaldığı barınağın sağlık koşullarına uymadığını ve şantiye içerisinde yer alan barınağın toz aldığını, personele verilen yemeğin dahi sağlık koşullarına uymadığını, davacının sık sık göçük riskiyle karşı karşıya kaldığını, günde 16-17 saat çalıştırılmakta olan davacının fazla çalışma mesailerinin de izin veya ücret karşılığı ödenmediğini ileri sürerek kıdem, ihbar tazminatları ile fazla mesai ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının 29.12.2006-06.12.2011 tarihleri arasında davalı şirkette kepçe operatörü olarak çalıştığını, davacının 10.11.2011-18.10.2011 tarihleri arasında amirlerinden izin almaksızın işe gelmediğini, devamsızlığı sebebiyle davacıya ihtarname keşide edildiğini, davacının gelmediği günler için mazeret bildirmeye davet edilerek aksi takdirde iş akdinin feshedileceğinin ihtar edildiğini, davalı işverenin haklı nedenle feshinin söz konusu olması nedeniyle kıdem ve ihbar tazminatı isteğinin yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı işçinin iş sözleşmesini fesihte haklı olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir.
Bordro imzalı olsa da bordroda fazla mesai çalışmaları karşılığı ücret göstermelik ve sembolik olarak gösterilmiş ise, bu durumda da işçi tanıkla daha fazla mesai yaptığını kanıtlarsa, bu halde fark ücretleri hesaplanmalıdır.
Dosya içeriğine göre, davacı taraf fazla mesai ücreti alacaklarının ödenmediğini iddia etmiştir. Davalı ise ödendiğini savunmuştur. Mahkemece davacının ücret bordrolarında tahakkuk bulunduğu, bordroların da imzalı oluşu ve ihtirazi kayıt içermeyişi gerekçe gösterilerek hesaplama sırasında fazla mesai tahakkuku bulunan aylar dışlanarak sonuca gidilmiştir.
Ancak dosyada mevcut bordroların incelenmesinden; davacı işçiye asgari ücret üzerinden 2007/Ocak, Mayıs ve Haziran ayları hariç her ay 1 veya 2 saatlik sürelerle fazla mesai karşılığı ücret tahakkuk ettirildiği görülmektedir. Mahkemece, davacının haftada 3 saat fazla mesai yaptığına yönelik yerinde olan tespiti dikkate alındığında işyerinde yapılan fazla mesainin tahakkuk ettirilenden çok daha fazla olduğu, tahakkukların sembolik ve kendini tekrarlayan şekilde gösterildiği anlaşılmaktadır. Gerçek durumu yansıtmadığı açık olan ücret bordrolarındaki kısmi tahakkuklara itibar edilerek ilgili aylardaki tüm fazla mesai alacaklarının işçiye ödendiği düşünülemez. Mahkemece davacının aylık net 2.000,00 TL ücret ile çalıştığı ve haftada 3 saat fazla mesai yaptığı kabulüyle hesaplama yapılarak, imzalı olan ve ihtirazi kayıt içermeyen bordrolarda tahakkuk ettirildiği anlaşılan fazla mesai ödemelerinin (veya işçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda bankadan yapılan ödemeler) hesaptan mahsup edilmesi, 2007/Ocak, Mayıs ve Haziran aylarının ise hesaplamada dışlanması ve oluşacak sonuca göre davacının fazla mesai alacaklarının hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 15.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

EVLENEN KADIN İŞÇİNİN KIDEM TAZMİNATI ALMAK İÇİN İŞ SÖZLESMESİNİ FESHETMESİ SONRADAN BAŞKA BİR İŞTE ÇALIŞMASINA ENGEL DEĞİLDİR

MAHKEME : KOCAELİ 1. İŞ MAHKEMESİ
TARİH : 31/01/2012
NUMARA : 2010/445-2012/92

DAVA :Davacı, yıllık izin ücreti ve fark ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I 

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekil dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin iş akdini evlendiği için feshettiğini, yıllık izinlerinin eksik kullandırıldığını, ücretinin 750 TL olduğunu fakat son aya ilişkin ücretinin asgari ücret kadar kısmının ödendiğini iddia ederek kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin, fark ücret alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle davacının istifa ettiğini, istifasında evlilikten bahsetmediğini, ücretlerinin ödendiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davacı yasal süresi içerisinde temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında iş sözleşmesinin bayan işçi tarafından evlilik sebebiyle feshedilip feshedilmediği ve buna göre kıdem tazminatı hakkının doğup doğmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 120 nci maddesi yollamasıyla, halen yürürlükte olan 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında, bayan işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde evlilik sebebiyle kıdem tazminatına hak kazanabilecek şekilde feshedebileceği hükme bağlanmıştır. Kadın işçinin evlilik sebebiyle fesih hakkı, evlilik tarihinden itibaren başlar. Bu hak, sadece bayan eşe tanınmış olup, resmi evlilik işleminin tamamlanmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır.
Kadın işçinin evlilik öncesinde bu hakkını kullanması da olanaksızdır. Yine evlilik öncesi çeşitli işlemlerin yapılmasının işe devamsızlık noktasında geçerli mazereti oluşturup oluşturmayacağı her bir olay yönünden değerlendirilmelidir. 
Kadın işçinin yasanın tanıdığı fesih hakkını kullanması halinde, kıdem tazminatı talep hakkı doğar. Feshin işverence kabul edilmesi gerekmez. Aynı zamanda işçinin işverene ihbar öneli tanıması zorunluluğu da bulunmamaktadır. 
Kadın işçinin, iş sözleşmesini evlilik nedenine dayalı olarak feshine rağmen başka bir işte çalışmaya başlamasının yasal hakkın kötüye kullanımı olup olmadığı her bir somut olay yönünden ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Evliliğin kadına yüklediği toplumsal sorumluluğun bir gereği olarak yasada belirtilen fesih hakkı tanınmıştır. Çalışma hayatının evlilikle birlikte gereği gibi yürütülemeyeceği düşüncesi, aile birliğinin korunması ve kadının aile ile ilgili görevleri, yasakoyucuyu bu doğrultuda bir düzenlemeye yöneltmiştir. Bununla birlikte Anayasal temeli olan çalışma hak ve hürriyetinin ortadan kaldırılması düşünülemez. Kadın işçinin evlilik nedenine bağlı feshinin ardından kısa bir süre sonra yeniden çalışmasının gerekleri ortaya çıkmış olabilir. Hatta kadın işçi evlilik nedenine dayalı feshin ardından ara vermeksizin başka bir işyerinde çalışmaya başlayabilir ve bu durum evliliğin kadına yüklediği görevlerin yerine getirilmesi noktasında daha olumlu sonuçlar doğurabilir. 
Somut olayda; dosyada bulunan evlilik cüzdanı suretinden davacı işçinin 02.08.2008 tarihinde evlendiği, 06.07.2009 tarihli istifa dilekçesine göre sözleşmeli olarak çalıştığı davalı yanında artık çalışmak istemediğini bildirdiği, davacının dava dilekçesinde iş akdini evlenmesi gerekçesi ile feshettiğini beyan ettiği, iş akdinin kanunda öngörülen 1 yıllık süre içerisinde feshedildiği anlaşılmakla davacı işçinin kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 20.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İŞÇİ TAZMİNAT ALABİLMEK İÇİN MECBUREN İSTİFA DİLEKÇESİ VERMİŞSE FESİH İŞVEREN TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMİŞ OLUR

DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacı işçinin … Bölge İşletmeler Müdürlüğü İşletme Şefi olarak 10.08.2000 tarihinden itibaren çalıştığını, 10.03.2016 tarihinde … işletme şefliğinde uzman olarak görevlendirileceğine dair görev değişikliğinin tebliğ edildiğini ancak davacının esaslı değişikliği kabul etmediğini beyan edip yazıyı imzaladığını, bunun üzerine de işveren tarafından iş aktinin aynı gün feshedildiğini, fesih ile birlikte kıdem- ihbar tazminatının ödendiğini, ödemelerin yapılabilmesi içinde iş akdinin kendisi tarafından sonlandırıldığına ilişkin beyan ve ibranamenin imzalatıldığını, ayrıca davalı işveren yetkililerinin, şirket çalışanlarından …’in ablası olduğunu iddia eden bir şahsın kendilerini arayarak davacı ile … hakkında kardeşinin suç duyurusunda bulunduğunu, bu iki şahsın atılması gerektiğini aksi takdirde olayı basına intikal ettireceğini, şirketin zor durumda kalmaması için davacıyı işten çıkardıklarını davacıya beyan ettiklerini, haksız iddianın sahibi …’in yine şirket çalışanı muhasebe sorumlusu…’e gönderdiği smste davacıyı haksız yere suçladığını beyan ettiğini, suç duyurusununda kovuşturmaya yer olmaığı şeklinde sona erdiğini, feshin geçerli nedene dayanmadığını ileri sürerek, işe iadesine, 4 aylık boşta geçen süre ücreti ve 8 aylık ücret tutarında işe başlatmama tazminatını istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı işçinin iş aktini kendisinin sonlandırdığını, şirkette 01.02.2016 tarihinde yeniden yapılanma olduğunu, bu kapsamda şeflik ataması olduğunu, atama yapılan pozisyonun kritik ve sorumluluk düzeyi son derece yüksek bir pozisyon olduğunu, davacı ile dava dışı…..hakkında tecavüz ve benzeri isnatlarda bulunulduğu için davacıyı korumak amacıyla değişiklik teklifinde bulunulduğunu, davacının bu değişikliği kabul etmemesi yanında mevcut pozisyonda çalışmaya da gitmeyerek iş aktini kendisinin feshettiğini, iyi niyetli olmadığını savunarak,davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, işveren tarafından sunulan özlük dosyasından davacının el yazısı ile yazılmaş ve imzası inkar edilmeyen 10.03.2016 tarihli dilekçesi ile iş şartlarındaki esaslı değişikliği kabul etmediğini beyan ederek iş akdini kendisinin feshettiğini beyan ettiği, belgenin altına da el yazısı ile “iş şartlarındaki esaslı değişikliği kabul etmiyorum.” yazdığı ve imzaladığı görülmüş, sözkonu belgelerden davacının iş akdini kendisinin feshettiği kanaati ile davanın reddine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Davacıya, … Bölge İşletmeler Müdürlüğünde işletme Şefi olarak görev yaparken uzman olarak … Bölge İşletmeler Müdürlüğünde görevlendirildiğinin yazılı olarak bildirildiği ve davacının da 10.03.2016 tarihinde kendi el yazısı ile “iş şartlarındaki esaslı değişikliği kabul etmiyorum.” yazarak imzaladığı, aynı gün bu sebeple iş aktini İş Kanununun 24. maddesine göre feshettiğine dair yine el yazılı ve imzalı dilekçesini …. Genel Müdürlüğüne sunduğu, bunun üzerine de işveren tarafından iş akdinin aynı gün sona erdirildiği, Mart 2016 ücret bordrosu ile kıdem tazminatının adına yatırıldığı, kıdem tazminatı, maaş ve ikramiye alacağı toplam 66.103,58 TL’nin ödendiğine, alacağının kalmadığına dair ibranamenin ve kıdem tazminatı bordrosunun da davacı tarafından imzalandığı davacıya ait işyeri dosyasındaki belgelerden anlaşılmaktadır.
Davacı taraf istifa dilekçesini kabul etmekle birlikte davalı işverenin ödemelerin yapılabilmesi için zorunlu olduğu bilgisi verilerek iş aktinin kendisi tarafından sonlandırıldığına dair beyan yazdırıldığını ve ayrıca ibraname imzalattırıldığını iddia etmiş, duruşmada alınan beyanında da belgeleri insan kaynakları müdürünün talebi üzerine imzaladığını, aksi takdirde işsizlik maaşı ve tazminat alamayacağının söylendiğini, yönetimin de aynı gün işlemlerin bitmesi gerektiğini söylemesi üzerine belgeleri imzaladığını, işyeri değişikliğinin 08.03.2016 tarihinde olduğunu ve belgeleri de aynı gün imzaladığı halde, aynı gün işten ayrılış yapılamayacağı için iki gün sonra çıkış yapılacak dendiği için imzalayıp insan kaynakları müdürüne teslim ettiğini ifade etmiştir.
Mahkemece ön inceleme aşaması sona erdirildikten sonra tahkikat aşamasına geçilmiş, tarafların delilleri toplanmadan ve başka inceleme yapılmadan hüküm kurulmuştur.
Taraflar arasında, iş ilişkisinin işçinin istifası ile sona erip ermediği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Genel olarak iş sözleşmesini fesih hakkı, karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı bir irade beyanı ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren, bozucu yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı nedenle iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanununun 24 üncü maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin önelli fesih bildiriminin normatif düzenlemesi ise aynı yasanın 17 nci maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında Yasada işçinin istifası özel olarak düzenlenmiş değildir.
İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. İstifanın işverence kabulü zorunlu değilse de, işverence dilekçenin işleme konulmamış olması ve işçinin de işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Bununla birlikte istifaya rağmen tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi halinde, kararlaştırılan sürenin sonunda iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmelidir.
Şarta bağlı istifa ise kural olarak geçerli değildir. Uygulamada en çok karşılaşılan şekliyle, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı haklarının ödenmesi şartıyla ayrılma talebi istifa olarak değil, ikale (bozma sözleşmesi) yapma yönünde bir icap olarak değerlendirilmelidir.
İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverenin tazminatların derhal ödeneceği sözünü vermek ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması halinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.
İşverenin baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine değer verilemez. Dairemizce bu gibi hallerde feshin işverence gerçekleştirildiği, bununla birlikte işveren feshinin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD. 3.7.2007 gün 2007/14407 E, 2007/21552 K.).
İrade fesadı iddiası tanık dahil her türlü delil ile ispatlanabileceğinden somut uyuşmazlıkta, davacı ve davalının delilleri toplanmadan, sadece dosyadaki belgelerden hareketle yazılı gerekçe ile tanık dahi dinlenmeden istifa dilekçesinin irade fesadına uğramadan verildiğinin kabul edilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 14.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

DAVANIN ATİYE BIRAKILMASI, DAVALININ RIZASINA BAĞLIDIR

T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 2003/3636
K. 2003/7983
T. 17.6.2003
• DAVADAN VAZGEÇME ( Davalının Rızası Olmadan Mümkün Olmadığı )
• DAVANIN REDDEDİLMESİ ( Davalı Lehine Masraf Ve Ücreti Vekalet Takdir Edilmesi Gereği )
1086/m.185

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:

KARAR : Davacı, Orman İşletme Müdürlüğünde vahidi fiyat usulü ile mevsimlik işçi olarak çalıştığını, idareye ait kamyonla ormana giderken aracın devrilmesi sonucu yaralanıp bacağını kaybettiğini bildirerek 1.500.000.000 TL. maddi, 1.000.000.000 TL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilini talep etmiş, ek dava ile de 9.036.965.470TL. maddi tazminatın da yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir.

Davalı orman idaresi İş Kanununa tabi olmayan şekilde vahidi fiyat usulü ile çalışan davacının, işyerine götürülmesinin hatır taşımacılığı olduğundan davanın reddini dilemiştir. Diğer davalı Yılmaz idareye ait aracın eski ve arızalı olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, SSK tarafından bağlanan gelirin peşin sermaye değeri ile davacının maddi zararı karşılandığından bu kalem isteğin konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat yönünden davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davacı maddi ve manevi tazminat talebi ile açtığı davasında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu kendisine SSK.’dan maaş bağlanması nedeni ile uğradığı maddi zararın bulunmaması nedeni ile 9.4.2002 tarihinde bu talebini atiye bıraktığın bildirmiş, ancak davalılar, davacının davasını atiye bırakmasna muvafakat etmeyerek kendilerinin devam edeceğini bildirmişlerdir. HUMK. 185/1. maddesi gereği davacı davalının rızası olmaksızın davasını takipten vazgeçemez. Davacının maddi zararının da bulunmadığı dosyadaki bilirkişi raporu ile belirlendiği ve davacı tarafından da bu rapor kabul edildiğine göre, maddi tazminata ilişkin davanın reddiyle, kabul ve reddolunan kısma göre davalılar lehine masraf, ücreti vekalet takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan gerekçelerle davalıların sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan gerekçelerle kararın davalılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 17.6.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

60 GÜNLÜK EK DAVA AÇMA SÜRESİ, ZAMANAŞIMI DOLSA BİLE UYGULANIR

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/7079

K. 2005/11514

T. 5.7.2005

� DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASI ( Kararından Sonra Zamanaşımı Süresi Dolmuş İse 60 Günlük Ek Süreden Yararlanılabileceği )

� ZAMANAŞIMI SÜRESİ ( Davanın Açılmamış Sayılması Kararından Sonra Dolmuş İse 60 Günlük Ek Süreden Yararlanılabileceği )

� 60 GÜNLÜK EK SÜRE ( Davanın Açılmamış Sayılması Kararından Sonra Zamanaşımı Süresi Dolmuş İse 60 Günlük Ek Süreden Yararlanılabileceği )

818/m.137

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: 
KARAR : Davacı, karpuz yetiştirmek amacıyla davalının Malatya bayiinden 2001 yılında tohum satın alıp tarlasına ektiğini, tohumun bozukluğu nedeniyle yeterli ürün alamadığını, Battalgazi Asliye Hukuk Mahkemesi’nde davalıya karşı tazminat davası açtığını, davalının itirazı üzerine mahkemece yetkisizlik kararı verilerek dava dosyasının Bursa Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderildiğini, davayı takip edememesi nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verildiğini, BK. 137. maddesinde öngörülen 60 günlük süre içerisinde bu davasını açmak zorunda kaldığını ileri sürerek 8.543.952.000.- TL tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir. 
Davalı, BK. 207. maddesinde öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, ilk davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi halinde BK. 137. maddesinde öngörülen 60 günlük süreden istifade edilemeyeceğini savunarak davanın reddini dilemiştir. 
Mahkemece, davacının, ayıbı 2001 yılında öğrendiği, bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi halinde BK. 137. maddesinde öngörülen 60 günlük ek süreden istifade edilemeyeceği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. 
B.K. 137. maddesi “dava veya defi, vaziyed eden hakimin salahiyedi olmaması veya tamiri kabil ve şekle müteallik bir noksan veya vaktinden evvel ikame edilmiş olması sebebiyle reddolunmuş olupta dava müruru zaman müddeti hitam bulmuş ise alacaklı hakkını talep etmek için altmış günlük munzam müddetten istifade eder” düzenlemesini getirmiştir. 
Yasada öngörülen 60 günlük süreden faydalanabilmek için önceki davanın telafisi kabil ve şekle müteallik bir noksandan dolayı reddedilmiş ve arada zamanaşımı süresinin de dolmuş olması gerekir. Somut olayda davanın açılmamış sayılmasına dair karardan sonra 60 günlük sürede yetkili mahkemede dava açıldığından davacı BK. 137. maddesinde öngörülen sürede faydalanır. Mahkemece işin esası incelenip sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. 
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle davacının temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı lehine BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 05.07.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İNSAN PSİKOLOJİSİNİ OLUMSUZ ETKİLEDİĞİ İÇİN BAZ İSTASYONU SÖKÜLÜYORSA TÜM RADYOLİNK ANTENLERİNİN DE SÖKÜLMESİ GEREKİR

“…Takip dayanağı .. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/68 Esas-285 Karar sayılı ilamıyla ”baz istasyonlarının para ile ölçülebilen bir zararı kanıtlanamamış ise de, baz istasyonunun zarar verme ihtimali ile birlikte davacıların evine olan mesafesi, kansere yol açtığına ilişkin toplumdaki genel kanı ve psikolojik ortamın davacılarda tedirginlik ve ümitsizlik yarattığı, yaşam hakkı Anayasa’nın güvencesi altında bulunduğundan bahisle önceki kararda direnilerek, 11 ada 69 parsel nolu taşınmaz üzerindeki davalı şirkete ait baz istasyonunun kaldırılmasına karar verildiği, kararın temyiz edilmeden 31.10.2012 tarihinde kesinleştiği, 11.06.2013 havale tarihli bilirkişi raporunda dava konusu baz istasyonu antenlerinin ve kablolarının söküldüğü, kule altında bulunan sistem odası içindeki baz istasyonu ile ilgili diğer elektronik ekipmanın sökülmüş olduğu, kule üzerinde radyolink antenlerinin bulunduğu, radyolinkin iki sistem arasında optik görüş olması ve antenler yönlü olması nedeniyle direkt iki nokta arasında görüş sağlandığı, bu antenlerin noktadan noktaya yayın yaptığı, çevresinde yayın yapmadığı belirtilmiştir.
Takip konusu kararda baz istasyonunun kaldırılma gerekçesi, varlığının kişiler üzerindeki psikolojik etkisi olup, radyolink antenlerinin bulunması mevcut haliyle kişiler üzerinde aynı psikolojik etkiyi yapacağından hükmün infaz edilmediğinin kabulü ile talebin reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle icranın geri bırakılması yönünde hüküm tesisi isabetsizdir….” (YARGITAY 8.HD 2014/25081 E. 2015/4282 K. 17.02.2015 T.)

İŞVERENCE AYNI EYLEME İKİ KEZ CEZA VERİLEMEZ

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, ücret alacağı, asgari geçim indirimi alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, iş akdinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla mesai, ücret ve asgari geçim indirimi alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davacının iş akdinin bomba denemelerinde başarısız olması ve görev başında uyuduğunun tespit edilmesi nedenleri ile haklı olarak feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş akdini feshinin haklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı taraflar temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine 
2- Yerel mahkemece davalının iş akdini feshinin haklı olduğu gerekçesiyle davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiş ise de, kabul dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Davalı tarafça fesih nedeni olarak davacının işyerinde iki kez uyuması ve bomba eğitiminde araç içerisindeki bombayı bulamaması gösterilmiştir. Davacının işyerinde uyuması nedeni ile işverence iki kez ikaz cezası verilmiştir. Aynı davranışa ihtar cezası verildikten sonra tekrarlanmaması halinde, feshe konu edilmesi bir eyleme iki ceza verilmesi anlamına gelir ki, bu doğru değildir. Bomba eğitimi ise teknik bir eğitim olup araç içinde bomba bulamaması nedeni ile iş akdinin feshinin haklı olarak kabulü ağır bir sonuçtur. Davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulü gerekirken reddi hatalıdır.
3- Bilirkişi raporundan sonra davalı tarafça ibraz edilen 2008/3, 4, 2008/9, 10, 2009/1. aylarına ait imzalı bordrolarda fazla mesai ve asgari geçim indirimi tahakkuklarının bulunduğu anlaşılmış olup, imzalı bordroların değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 09.02.2015 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir. (YARGITAY 9.HD 2013/7742 E. 2015/4632 K. 09.02.2015 T.)

EMEKLİ İKRAMİYESİ ÖDENİRKEN 30 YILI AŞAN SÜRELER DIŞLANAMAZ

               Temyiz İsteminde Bulunan (Taraflar) :

              1- Davacı :
              Vekili : Av.
              2- Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
              Vekili :
                Ziarrühman Cad. No:5/4 – Gaziosmanpaşa / ANKARA
İstemin Özeti : Ankara 12. İdare Mahkemesinin 8.10.2015 tarihli ve

E:2015/902; K:2015/1425 sayılı kararının; taraflarca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

                   Savunmanın Özeti        : Taraflarca savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hâkimi:

Düşüncesi   : Temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerine uymadığından, temyiz istemlerinin reddi ile kararın, 30 fiili hizmet yılından fazla süreler için ödenecek emekli ikramiyesinin, emekli aylığının bağlandığı tarihte yürürlükte bulunan aylık bağlamaya esas tutar üzerinden hesaplanarak ödenmesine ilişkin kısmın aynen, iptal ve kabule ilişkin kısmının ise sonucu itibarıyla onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onbirinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dava, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu kapsamında emekli aylığı bağlanarak 30 fiili hizmet yılı üzerinden emekli ikramiyesi ödenen davacının, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine, 30 fiili hizmet yılından fazla geçen süreleri için emekli ikramiyesi ödenmesi isteğiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali, yoksun kaldığı ikramiye tutarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

İdare Mahkemesince; davacının var olan ve önceki mevzuat ile elinden alınan hakka Anayasa Mahkemesinin kararı ile yeniden kavuştuğu, geçmişte elde edemediği bir hakkı talep edebileceği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline; 30 fiili hizmet yılından fazla hizmet süreleri için emekli aylığının bağlandığı tarihte yürürlükte bulunan değerler dikkate alınarak hesaplanacak emekli ikramiyesi tutarının başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiştir.

Davalı idare tarafından, İdare Mahkemesi kararının, dava konusu işlemin iptali ile mahrum kalınan emekli ikramiyesi tutarının başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine ilişkin hüküm fıkrasının bozulması; davacı tarafından ise,30 fiili hizmet yılından fazla süreler için ödenecek emekli ikramiyesinin, ödemenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan aylık bağlamaya esas tutar (güncel değer) yerine emekli aylığının bağlandığı tarihte yürürlükte bulunan aylık bağlamaya esas tutar üzerinden hesaplanarak ödenmesi yolundaki gerekçesinin düzeltilerek onanması istenilmektedir.

Davacı temyiz istemi yönünden;

5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 6270 sayılı Kanun ile değişik 89. maddesinin 1. fıkrasında, hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4. maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan

veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığının emekli ikramiyesi olarak verileceği kuralı öngörülmüştür.

30 yılın üzerindeki hizmet süresine karşılık gelen emekli ikramiyesinin hesabında da mevcut yasal düzenlemenin dikkate alınması gerektiğinden, davacının temyiz isteminde hukuki isabet görülmemiştir.

Davalı İdarenin temyiz istemine gelince:

Anayasa Mahkemesinin 25.12.2014 tarih ve E:2013/111, K:2014/195 sayılı kararı ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 6270 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin 4.fıkrasında yer alan;” …verilecek emeklilik ikramiyesinin hesabında 30 fiili hizmet yılından fazla süreler” ve bu ibarenin devamındaki “ile” ibaresinin iptaline karar verilmiş, bu karar 7.1.2015 tarihli ve 29229 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, Yasama Organına yeni bir düzenleme için Anayasa Mahkemesi tarafından herhangi bir süre verilmediğinden, aynı tarihte yürürlüğe girmiş ve 30 yılın üzerinde bulunan hizmet süresi için emekli ikramiyesi ödenmemesine ilişkin işlemin yasal dayanağını ortadan kaldırmıştır.

Uyuşmazlıkta; emekliye ayrılırken 30 fiili hizmet yılı için emekli ikramiyesi ödenmiş olan davacının, 30 hizmet yılından fazla geçen süreleri için emekli ikramiyesi ödenmesi isteğiyle yaptığı başvuru; Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının geriye yürümeyeceği kuralı uyarınca idarece reddedilmiştir.

Anayasa’nın 153. maddesinde yer alan, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının geriye yürümeyeceği kuralı, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan, doğumu anında hukuka uygun olarak tamamlanmış ve böylece kişiye özgü, lehe sonuçlar doğurmuş, daha sonra mevzuat değişikliği veya işlemin geri alınması gibi nedenlere rağmen, hukuk düzenince korunması gereken haklara yönelik olup, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş bir düzenlemeyle ilgili uyuşmazlıkların, Anayasaya aykırılığı saptanmış hükümler dikkate alınarak çözümlenmeleri Anayasa’nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil edecektir.

Bu bağlamda; 30fiili hizmet yılından fazla süreler için emekli ikramiyesi ödenmesine engel olan yasal düzenlemenin, Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi nedeniyle oluşan yeni hukuki duruma göre, davacıya30 yılın üzerinde bulunan hizmet süresi için emekli ikramiyesi ödenmesi gerektiği açıktır.

Bu durumda, dava konusu işlemin iptali ile 30 fiili hizmet yılından fazla süreler için

emekli aylığının bağlandığı tarihte yürürlükte bulunan aylık bağlamaya esas tutar dikkate

alınarak hesaplanacak emekli ikramiyesi tutarının başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, taraflar temyiz istemlerinin reddi ile İdare Mahkemesi kararının, dava konusu işlemin iptali ile mahrum kalınan emekli ikramiyesinin başvuru tarihinden işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine ilişkin hüküm fıkrasının yukarıda belirtilen gerekçe ile sonucu itibarıyla; emekli ikramiyesinin hesabında emekli aylığının bağlandığı tarihte yürürlükte bulunan aylık bağlamaya esas tutarın esas alınmasına ilişkin kısmının ise yukarıda yer verilen açıklama ile ONANMASINA; kararın tebliğ tarihini izleyen

15 (onbeş) gün içinde Danıştayda karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

17.2.2016tarihinde oybirliği ile karar verildi.

  Başkan Vekili   Üye   Üye   Üye   Üye

TÜKETİCİDEN HESAP İŞLETİM ÜCRETİ ALINMASI HUKUKA AYKIRIDIR

Davanın Özeti : 03.10.2014 tarih ve 29138 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasının, 13. maddesinin 1. fıkrasının, Ek-1 listesinde bulunan “1.1 Tahsis Ücreti, 2.1 Hesap İşletim Ücreti, 4.4 Nakit Avans Çekim Ücreti, 5.7 Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan Ödemeler” adı altındaki ücretlerin iptali istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : 6502 sayılı Kanun’un 4/3. maddesinde faiz dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türlerinin belirlenmesi için Kuruma görev verildiği, Yönetmeliğin hazırlanmasında Kurum tarafından kredi kuruluşlarının faiz oranını belirlerken faizin ayrı masrafların ayrı kalemler halinde belirlenmesi yönteminin benimsendiği, Yönetmeliğin iptal edilmesi durumunda bu masrafların faiz oranına yansıtılacağı, bu sebeple faizin masraf kalemlerini içermediği bir sistemin seçildiği, bu sistemin seçilmesinin yargısal denetime konu edilmesinin yerindelik denetimi olacağı, mer’i mevzuatımızda da faiz oranları belirlenirken masrafların buna dahil edilmediği, tüketicinin kafasını karıştırabilecek, işlem anında değişik isimler altında talep edilebilecek ücretler yasaklanarak, tüm bu ücretlerin yerine “tahsis ücreti” gibi tek bir isim altında ve kredi anapara tutarının binde beşi ile sınırlı olacak şekilde tüketicinin lehine bir düzenleme getirildiği; kredi tahsis ücretinin, tüketicinin kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel sürecin yönetilmesi amacıyla alınacağı hüküm altına alınarak, tüketicinin bu ücretin haksız olup olmadığını kontrol etmesine imkân sağlandığı, hesap işletim ücreti ile para transfer işlemlerinin nitelik olarak farklı işlemler olduğu ve farklı maliyetler gerektirdiği, bu sebeple de mükerrer ücretlendirme olmadığı, Yönetmelikle düzenleme yapılmadan önce her hesap için ayrı tahakkuk ettirilen hesap işletim ücretinin hesap sayısından bağımsız şekilde müşteri bazında tahakkuk ettirilebileceğinin hüküm altına alındığı, Yönetmeliğin bilgilendirmeye ilişkin hükümleri çerçevesinde finansal tüketici tarafından öngörülebilir bir hesap işletim ücretinin uygulamaya geçirildiği, nakit avans çekim işleminde kredi kuruluşunun belirli bir miktar parayı, birçok lokasyonda ve para çekme makinelerinde sürekli hazır bulundurması gerektiği için belirli bir maliyeti bulunduğu ve bu maliyet faize dahil olmadığından Yönetmelikte bu masrafa yer verildiği, kamu kurum ve kuruluşlarına yapılan ödemelerin, tüketiciler tarafından net şekilde görülebilmesi için listede yer aldığı, ayrıca tüketiciden ücret talep edilemeyeceği bu sebeple ücret değil ödeme olarak isimlendirildiği, açıklanan sebeplerle dava konusu düzenlemelerin Kanuna, kamu menfaatine, idarenin takdir yetkisi prensibine ve hizmet gereklerine uygun olduğu iddia edilerek davanın reddedilmesi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : Hediye Elçin Tamkan Karakoç

Düşüncesi : Dava konusu Yönetmeliğin dayanak maddesi olan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4/3.maddesinde: “Tüketiciden kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar için ek bir bedel talep edilemez…” denilmekte olup; finansal tüketicilere kullandırılacak kredi için, kredi sözleşmesini düzenleyen bankaların nakdi, gayrinakdi her cins ve surette kredi verme işlemleri yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimlerden olduğu Bankacılık Kanunu’ndan anlaşılmakla ve tüketiciden talep anaparasının en fazla binde beşi oranındaki kredi tahsis ücretinin, sözleşmeyi düzenleyenin yani bankaların “erken ödeme riski” ne karşı korunmalarına yönelik menfaati doğrultusunda -yapmış olduğu masraflar karşılığında olduğu davalı idarenin savunmasında belirtildiğinden, banka ve finansal kuruluşlara 6502 sayılı Kanun’un 37/2. maddesi ile öngörülen erken ödeme tazminatı ile benzer bir güvencenin sağlanmış olduğu, ek bir ücret talep edilemeyeceği halde kredi tahsis ücreti adı altında ücret alınmasına cevaz verildiği, ayrıca davalı idarenin kredi tahsis ücretini belgeleyemediği, Yargıtay’ın zorunlu, makul ve belgelendirilebilen masrafların tüketiciden istenebileceği, aksi halde maktuen belirlenen bir miktarın tüketiciden alınacağına dair hükmün ilgili Yasa ve Yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğunun kabulü gerekeceğine dair yerleşik içtihadı gereği, tüketici ve konut finansmanı kredilerine ilişkin olarak finansal tüketiciden, kredi tahsis ücreti alınmasına imkân tanıyan Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrası ve aynı mahiyetteki, kuruluşlar tarafından ücretlendirilebilecek olan ürün veya hizmetlerin sınıflandırdığı Ek-1’deki “1.1.Tahsis Ücreti” yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı değerlendirildiğinden iptal edilmesi gerektiği, Yönetmeliğin iptali istenilen “Hesap İşletim Ücreti” ne ilişkin 13. maddesinin 1. fıkrası ile , Ek-1 listesinde bulunan “2.1 Hesap İşletim Ücreti” ile ” 4.4 Nakit Avans Çekim Ücreti”nin yukarıda anılan mevzuat kapsamında, dayanağı yasal düzenlemeyi aşar nitelikte olması, davalı idarece söz konusu ücretlerin zorunlu, makul ve belgelendirilebilir olduğu yönünde, bu konuyu kanıtlayıcı hukuken geçerli, somut ve objektif bilgi ve belgeler sunulamaması karşısında, hukuka ve dayanağı yasal düzenlemeye aykırı olduğu değerlendirilen anılan düzenlemelerin iptal edilmesi gerektiği, Ek-1 listesinde bulunan “5.7 Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan Ödemeler” maddesi yönünden ise hukuka ve dayanağı yasal düzenlemeye aykırılık bulunmadığından davanın reddedilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı : Ayşegül Şahin

,, Düşüncesi : 28.11.2013 günlü, 28835 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesinin 3. fıkrasında;” Tüketiciden; kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar için ek bir bedel talep edilemez. Bankalar, tüketici kredisi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşlar tarafından tüketiciye sunulan ürün veya hizmetlerde ise tüketiciden faiz dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türleri ile bunlara ilişkin usul ve esaslar Bakanlığın görüşü alınarak bu Kanunun ruhuna uygun olarak ve tüketiciyi koruyacak şekilde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” kuralı getirilmiştir.

Anılan düzenlemeye dayalı olarak, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından bazı maddeleri bu davaya konu edilen Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul Esaslar Hakkında Yönetmelik çıkarılmış ve 3.10.2014 günlü, 29138 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Yönetmeliğin 1. maddesinde bu Yönetmeliğin amacının, kuruluşlar tarafından finansal tüketicilere sunulan ürün veya hizmetlere ilişkin olarak faiz veya kâr payı dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türleri ile bunlara ilişkin usûl ve esasları belirlemek olduğu vurgulanmış; 4. maddesinde ise, kuruluşların; “Bankalar, tüketici kredisi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşları”; ücretin de; “Finansal tüketiciden faiz, kâr payı, vergi, fon ve benzeri yasal giderler dışında talep edilen ücret, komisyon, masraf ve benzeri adlar altındaki her türlü parasal tutarı” ifade edeceği belirtilmiştir.

Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasında; “Finansal tüketicilere kullandırılacak krediler için kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel süreçlerin Yönetilmesi amacıyla alınan tahsis ücreti dışında … başkaca bir ücret alınamaz” düzenlemesi; 13. Maddesinin 1. fıkrasında; “… Hesap işletim ücreti, finansal tüketicinin hesap sayısına bağlı olmaksızın müşteri bazında ilgili kuruluşun belirlediği dönemlerde tahakkuk ve tahsil edilebilir’ düzenlemesi yer almaktadır.

Diğer taraftan, Yönetmeliğin dava konusu edilmeyen 6. maddesinde, bu yönetmelik ve ekinde yer alanların dışında herhangi bir ürün ve hizmet için ücret alınamayacağı vurgulanmış- Ek-1 de alınabilecek Ücretler arasında “1.1. Tahsis Ücreti” ne, “2.1. Hesap İşletim Ücreti’ ne, “4 4′ Nakit Avans Çekim Ücretine” ve “5.7. Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan Ödemelere yer verilmiş; böylece, kredi verilen kuruluşların sayılan ücretleri almalarına olanak sağlanmıştır.

Her biri özel hukuk tüzel kişisi olan kredi veren kuruluşlar ile kredi alan gerçek ve tüzel kişiler arasında serbest iradeleriyle gerçekleştirilen kredi sözleşmelerinin özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olduğu tartışmasızdır. Bu çerçevede, taraflar sözleşmede öngörülmek suretiyle, sözleşme hukukunun genel çerçevesi içerisinde ilişki kurabilirler. Dolayısıyla, tarafların sözleşme özgürlüğüne müdahale niteliğindeki idari düzenlemeler hukuka aykırı olur.

Diğer taraftan kâr amacıyla kurulmuş birer özel hukuk tüzel kişisi olan kredi veren kuruluşlar, kredi verdikleri müşterilerinden kredi faizi tahsil ederlerken, bu faaliyet için, yani kredi işlemini gerçekleştirirken genel olarak bir külfete katlanmaktadırlar. Buna göre, kredi veren kuruluşların genel olarak katlanmış oldukları bu külfet ve masrafların da tüketiciye yansıtılması doğaldır.

Ancak, Yargıtay’ın tüketici hukukunu da dikkate alarak kredi sözleşmeleriyle ilgili verdiği; kredi veren kuruluşun, tüketicilerden sadece zorunlu, makul ve belgelendirilebilen masrafları isteyebileceğine ilişkin kararlar, yerleşik içtihat haline gelmiştir. Kaldı ki, kredi veren kuruluşların kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar için ek bir talepte bulunamayacağı Yasada da açıkça vurgulanmıştır.

Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere ilişkin Usul Esaslar Hakkında Yönetmelikte, dava konusu edilen maddelerinde yer alan ödeme ve ücretlerin hangi durumlarda, ne ölçüde alınabileceği, niteliği, açıkça sebebi ve kapsamının ne olduğu düzenlenmemiştir. „

Buna göre, davaya konu düzenlemeler, Yönetmeliğin dayanağı olan 6502 sayılı Yasa’nın 4, maddesinin 3. fıkrasına, ayrıca bu konuda yerleşik Yargıtay içtihatlarına aykırılık teşkil etmektedir.

Açıklanan nedenlerle, davanın kabulü ile davaya konu yönetmelik maddelerinin iptali gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesince tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, 03.10.2014 tarih ve 29138 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasının “Finansal tüketicilere kullandırılacak krediler için kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesi amacıyla alınan tahsis ücreti dışında, istihbarat ücreti, kredi işlem fişi ücreti, ödeme planı değiştirme ücreti, değişken taksitli ödeme planı ücreti gibi her ne ad altında olursa olsun başkaca bir ücret alınamaz. Kredi tahsis ücreti, kullandırılan kredi anaparasının binde beşini geçemez. Kurul, gerekli gördüğü hallerde bu sınırı artırmaya ve azaltmaya yetkilidir.”, 13. maddesinin 1. fıkrasının “Hesap işletim ücreti, finansal tüketicinin hesap sayısına bağlı olmaksızın müşteri bazında ilgili kuruluşun belirlediği dönemlerde tahakkuk ve tahsil edilebilir. Hesabın yıl içerisinde kapatılması hâlinde, hesabın açık olduğu döneme tekabül eden ücret alınabilir. Hesap açma ve kapama işlemleri ile hesap cüzdanı yazdırma işlemlerinden herhangi bir ücret alınamaz.” hükümleri ile anılan Yönetmeliğin Ek-1 listesinde bulunan “1.1 Tahsis Ücreti, 2.1 Hesap İşletim Ücreti, 4.4 Nakit Avans Çekim Ücreti, 5.7 Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan ödemeler” adı altındaki ücretlerin iptali istemiyle açılmıştır.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesi “Bu Kanun’un amacı; kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicileri kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ye bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususlar, düzenlemektir.” hükmünü, “Temel İlkeler” başlıklı 4. maddesinin 3 fıkrası ise- tüketiciden, kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar İçin ek bir bedel talep edilemez. Bankalar, tüketici kredisi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşlar tarafından tüketiciye sunulan ürün veya hizmetlerde ise tüketiciden faiz dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türleri ile bunlara ilişkin usul ve esaslar Bakanlığın görüşü alınarak bu Kanunun ruhuna uygun olarak ve tüketiciyi koruyacak şekilde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” hükmünü içermektedir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından hazırlanan ve 03.10.2014 tarih ve 29138 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’te kuruluşlar tarafından finansal tüketicilere sunulan ürün veya hizmetlere ilişkin olarak faiz veya kâr payı dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türleri ile bunlar ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir. Sözkonusu Yönetmelik ile bankalar, tüketici kredisi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşlar tarafından ücretlendirilebilecek olan ürün ve hizmetler Ek-1’de belirlendikten sonra, anılan Yönetmeliğin 6. maddesinde, bu Yönetmelik ve Ek’inde yer alanlar dışında herhangi bir ürün veya hizmet için ücret talep edilemeyeceği düzenlemesine yer verilmiştir.

6502 sayılı Kanun’da yapılan düzenlemede tüketiciden alınabilecek ücret, masraf ve komisyonlar tespit edilirken BDDK tarafından belirlenen bu masrafların; Kanun’un ruhuna ve tüketicinin korunması amacına uygun olup olmadığının denetlenmesi bakımından Yargıtay içtihatları ile yerleşik hale gelen haklı, makul ve belgeli olma kriterlerini sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi önem arz etmektedir.

Uyuşmazlığın, Yönetmeliğin dava konusu olan 10. maddesinin birinci fıkrası ve buna bağlı olan Ek-1’de yer alan “1.1 Tahsis Ücreti” ile “4.4 Nakit Avans Çekim Ücreti” ve “5.7 Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan Ödemeler” e ilişkin kısmı incelendiğinde;

Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasında; “Finansal tüketicilere kullandırılacak krediler için kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesi amacıyla alınan tahsis ücreti dışında … başkaca bir ücret alınamaz. Kredi tahsis ücreti, kullandırılan kredi anaparasının binde beşini geçemez. Kurul, gerekli gördüğü hallerde bu sınırı artırmaya ve azaltmaya yetkilidir.” düzenlemesi yer almaktadır.

Türk Ticaret Kanunu’nun 116. maddesi anlamında tacir sayılan bankalar ve finans kuruluşlarının yaptıkları işlemlerden veya verdikleri hizmetlerden dolayı Türk Ticaret Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca müşterilerinden ve tüketicilerden ücret talep etmek hakkına sahip oldukları açıktır. Bakanlar Kurulu’nun verdiği yetki uyarınca, 15.11.2014 tarih ve 29176 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2014/6 sayılı Tebliğ ile güncellenen Merkez Bankası’nın 2006/1 sayılı Mevduat ve Kredi Faiz Oranlan ve Katılma Hesaplan Kâr ve Zarara Katılma Oranları ile Kredi İşlemlerinde Faiz Dışında Sağlanacak Diğer Menfaatler Hakkında Tebliğ’in 4. maddesi de “(1) Bankalarca, reeskont kaynaklı krediler dışındaki kredilere uygulanacak faiz oranlan ile faiz dışında sağlanacak diğer menfaatlerin ve tahsil olunacak masrafların nitelikleri ve sınırları serbestçe belirlenir. (2) Tüketici kredilerinde faiz dışında sağlanacak diğer menfaatler ve tahsil olunacak masraflar açısından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından yürürlüğe konulan ve 3/10/2014 tarihli ve 29138 sayıl. Resmî Gazete’de yayımlanan Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usûl ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri saklıdır.-(3) Kredili mevduat hesaplarında uygulanacak azami akdi ve gecikme faiz oranları 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 26 ncı maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenen azami oranları geçemez.” Düzenlemesine yer vererek banka ve finans kuruluşlarının müşterilerinden ve tüketicilerinden faiz dışında menfaat ve ücret talep etmesine imkân tanımaktadır.

Günümüz modern toplum yaşamında ve ekonomik hayatta önemli bir yere sahip olan bankalar ve finans kuruluşlarının ekonomik büyümeyi finanse ettikleri ve sürdürülebilir sağlıklı ekonomilerin temelini oluşturdukları yadsınamaz bir gerçektir. Bu nedenle kamusal gözetim ve denetim altında bulunan bankalar ve finans kuruluşlarının tüketici kredilerinden kaynaklanan birtakım masraflarını, sadece faiz kalemi içerisinde yansıtmasının beklenemeyeceği, Yönetmelik’te belirlenen sınırlar içerisinde makul, haklı ve belgeli olmak koşullarını sağlamak şartıyla bir takım masraf ve ücretleri tüketicilerden talep edebilecekleri mevzuatça uygun görülmektedir. Bu nedenle kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesi amacıyla “1.1 Tahsis Ücreti”nin tüketicilerden talep edilebilecek ücretler arasında belirlenmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.

Banka ve finans kuruluşlarının mevcut yapılanmaları dahilinde, otomatik nakit çekmeye olanak sağlayan makineler aracılığıyla tüketiciye farklı yerlerde haftanın her günü ve 24 saat çeşitli bankacılık vs nakit kredi kullanım hizmeti sunması nedeniyle finansman maliyeti haricinde kira, teknik servis ve bakım, vb. masraflara katlanmak durumunda olduklarından, bu maliyetlerin karşılığı olarak “4.4. Nakit Avans Çekim Ücreti”nin finansal kuruluşlar tarafından ücretlendirilebilecek kalemler arasında belirlenmesinde yukarıda anılan mevzuat hükümlerine aykırı bir durum tespit edilmemiştir.

Banka ve finans kuruluşlarınca yapılan zorunlu giderlerin kanundan ve diğer mevzuattan kaynaklanması durumunda tüketici bu giderleri ödemek durumundadır. Zira, banka tarafından tahsil edilen bu giderler, banka tarafından ilgili kamu kurum veya kuruluşuna ödenmekte olup, bankaların bu durumdan herhangi bir kazancı bulunmamaktadır, (örneğin; Banka Sigorta Muameleleri Vergisi-BSMV%5, Doğal Afet Sigortası-DASK). Bu nedenle “5.7. Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan Ödemeler” in tüketicilerden talep edilebilecek ücretler arasında belirlenmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.

Uyuşmazlığın, Yönetmeliğin dava konusu olan 13. maddesinin 1. fıkrası ve buna bağlı olan Ek-1’de yer alan “2.1 Hesap İşletim Ücreti” ne ilişkin kısmı incelendiğinde;

Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasında; “… Hesap işletim ücreti, Finansal tüketicinin hesap sayısına bağlı olmaksızın müşteri bazında ilgili kuruluşun belirlediği dönemlerde tahakkuk ve tahsil edilebilir… ” düzenlemesi yer almaktadır.

Dava konusu Yönetmelik’te hesap işletim ücretinin açık bir tanımı yapılmamakla birlikte, davalı idare savunma dilekçesinde hesap işletim ücretini, “… Adından da anlaşılacağı üzere hesabın işletilmesinden kaynaklanan bir ücret olarak, hesaba ilişkin muhasebe kayıtlarının yapılması, kontrolü ve sürdürülmesinden kaynaklanan masraflar.” olarak tanımlamıştır.

Diğer taraftan, Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasında ise, hesap işletim ücretinin, finansal tüketicinin “hesap sayısına bağlı olmaksızın müşteri bazında” tahakkuk ve tahsil edileceği vurgulanmıştır. O halde, hesap işletim ücreti, hesap sayısı, hesabın tutarı, hesaptaki işlem sayısı vb. gibi hususlar dikkate alınmaksızın sadece müşteri bazında alındığına göre, davalı idarenin savunmasında belirtilen hususlar hesap işletim ücretinin dayanağı olarak kabul edilemez.

Buna göre, davaya konu olan düzenlemede açıkça sebebi gösterilip, niteliği ortaya konulamayan “hesap işletim ücreti” alınmasını öngören düzenleme, Yönetmeliğin dayanağı olan 6502 sayılı Kanun’un 4/3. maddesi ile bu konuda yerleşik yargı kararlan çerçevesinde ücret, komisyon ve masrafların haklı, makul ve belgeli olması gerektiği kriterlerine aykırılık teşkil etmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere ilişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 13, maddesinin 1. fıkrası ve Ek-1 listesinde bulunan “2.1 Hesap İşletim Ücreti” ne yönelik kısmının İPTALİNE oybirliği ile, davanın Yönetmeliğin 10. maddesinin birinci fıkrası ve Ek-1 listesinde bulunan “1.1 Tahsis Ücreti, 4.4 Nakit Avans Çekim Ücreti, 5.7 Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan Ödemeler” e yönelik kısmının ise REDDİNE “tahsis ücreti” bakımından oyçokluğu, diğer kısımları bakımından oybirliği ile, dava kısmen iptal, kısmen ret şeklinde sonuçlandığından aşağıda dökümü yapılan 360,60-TL yargılama giderlerinin yarısının davacı üzerinde bırakılmasına, geriye kalan yarısının davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.980-TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 1.980-TL avukatlık ücretinin de davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yoluna başvurulabileceğinin taraflara bildirilmesine, 06.02.2018 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY :

Dava; 03.10.2014 tarih ve 29138 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasının, 13. maddesinin 1. fıkrasının, Ek-1 listesinde bulunan “1.1 Tahsis Ücreti, 2.1 Hesap İşletim Ücreti, 4,4 Nakit Avans Çekim Ücreti, 5.7 Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan ödemeler” adı altındaki ücretlerin iptali İstemiyle açılmıştır.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesinin 3. fıkrasında;” Tüketiciden; kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar için ek bir bedel talep edilemez. Bankalar, tüketici kredisi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşlar tarafından tüketiciye sunulan ürün veya hizmetlerde ise tüketiciden faiz dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türleri ile bunlara ilişkin usu! ve esaslar Bakanlığın görüşü alınarak bu Kanunun ruhuna uygun olarak ve tüketiciyi koruyacak şekilde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” kuralı getirilmiştir.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da yer alan bu düzenlemeden açıkça anlaşıldığı üzere BDDK tarafından çıkarılan Yönetmelikte, tüketicilerden alınabilecek masraf, komisyon ve diğer ücretler belirlenirken, Kanun’da öngörülen koşullara uygun bir düzenleme yapılması zorunluluktur. Buna göre BDDK tarafından tüketiciden alınabilecek masraflar belirlenirken, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un ruhuna uygun ve tüketiciyi koruyacak şekilde düzenleme yapılması gerekmektedir. Tüketiciden talep edilen masraflar yönünden BDDK’nın belirlediği listenin kanunun ruhuna ve tüketicinin korunması ilkesine uygun olabilmesi için, bu masraf ve ücretlerin, tüketicinin kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masrafların karşılığı olmaması ve yerleşik Yargıtay içtihatları çerçevesinde, aynı zamanda haklı., makul ve belgeli olması zorunludur.

Yönetmelikte tahsis ücretinin açık bir tanımı yapılmamakla birlikte, her ne kadar Yönetmeliğin Dava konusu 10/1 maddesinde “… Kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesi amacıyla…” tahsis ücreti alındığı ifade edilmekte ise de, davalı idareci dosyaya sunulan savunma dilekçesinde, “tahsis ücreti”nin bankalar ve finans kuruluşlarının aktif ve pasif varlıkları arasındaki vade dengesizliğinden kaynaklanan ve literatürde “erken ödeme riski” olarak adlandırılan riskten korunma sağlamaya yönelik bir araç olarak kullanıldığı belirtilmektedir. 6502 sayılı Kanun’un “Erken Ödeme” başlıklı 37. Maddesinin 2. fıkrasının “Faiz oranının sabit olarak belirlenmesi hâlinde, sözleşmede yer verilmek suretiyle, bir ya da birden fazla ödemenin vadesinden önce yapılması durumunda, konut finansmanı kuruluşu tarafından tüketiciden erken ödeme tazminat, talep edilebilir. Erken ödeme tazminatı gerekli faiz indirimi yapılarak hesaplanan ve tüketici tarafından konut finansmanı Kuruluşuna erken ödenen tutarın kalan vadesi otuz altı ayı aşmayan kredilerde yüzde birini, kalan vadesi otuz altı ayı aşan kredilerde ise yüzde ikisini geçemez. Oranların değişken olarak belirlenmesi halinde tüketiciden erken ödeme tazminatı talep edilemez.” hükmü ile bankalar ve finans kuruluşlarının anılan erken ödeme riskine karşı korunduğu dikkate alındığında, “tahsis ücreti uygulaması ile banka ve finans kuruluşlarının katlanmak durumunda oldukları risklere karşı ikinci bir güvence sağlanmaya çalışılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde kredi veren kuruluşların tüketicilerden aldığı tahsis ücretinin gerek niteliği, gerek unsurları, gerekse haklı, makul ve belgelendirilebilen bir ücret olduğu ortaya konulamamıştır.

Bu durumda, yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında, Yönetmeliğin “tahsis ücreti” alınmasına ilişkin 13. maddesinin 1. fıkrası ile Ek-1 Listede yer alan “tahsis ücreti” ne ilişkin kısmında hukuka ve dayanağı Yasal düzenlemeye uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasının ve Ek-1 listesinde bulunan “1.1 Tahsis ücreti” düzenlemesinin iptal edilmesi gerektiği düşünüldüğünden, çoğunluğun kararına katılmıyoruz.

270 SAATİN ÜZERİNDEKİ FAZLA ÇALIŞMA ÜCRETİ AYRICA ÖDENMELİDİR.

T.C.

YARGITAY

7. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/15738

K. 2014/2397

T. 5.2.2014

ÖZET : Dava, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ile diğer işçi alacakları talebine ilişkindir. Fazla çalışma ücretlerinin hesabı konusu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. Fazla çalışmaların aylık ücret içinde ödendiğinin öngörülmesi ve buna uygun ödeme yapılması halinde, yıllık 270 saatlik fazla çalışma süresinin ispatlanan fazla çalışmalardan indirilmesi gerekir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının 01.01.2010-21.09.2010 tarihleri arasında toplam 324 saat fazla çalışma yapıldığının kabulüyle hesaplama yapılmıştır.  Bu durumda iş sözleşmesinin imzalandığı tarih olan 01.01.2010 ile iş akdinin sona erdiği tarih arasında (324 saat-270 saat)=54 saat fazla çalışma saati üzerinden hesaplama yapılarak sonuca varılması gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine

2-Davacı, iş aktinin hiçbir gerekçe gösterilmeden 4857 sayılı İş Kanununun 25/2.h maddesine göre feshedildiğini, her gün sabah 07:00’den akşam 19:00’a kadar çalıştığını, cumartesi ve pazar çalıştığını, her gün 4 saat fazla mesai yaptığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışmave yıllık izin ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, davacının hizmet aktine aykırı davranışlarda bulunması, mesai saatlerinde izinsiz olarak işyerini terketmesi, tedbirsiz davranarak işyerine ait araca zarar vermesi nedeniyle haklı gerekçeyle işten çıkarıldığını, müvekkili ile davacı arasında 01.01.2010 tarihinde belirli süreli iş akti imzalandığını, belirli süreli iş akti devam ederken işveren tarafından haklı nedenle fesih halinde kıdem ve ihbar tazminatı talep edilemeyeceğini, davacının yıllık izin ücreti ve fazla mesai alacağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın derdestlik nedeni ile reddine karar verilmiştir.

Fazla çalışma ücretlerinin hesabı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Fazla çalışmaların aylık ücret içinde ödendiğinin öngörülmesi ve buna uygun ödeme yapılması halinde, yıllık 270 saatlik fazla çalışma süresinin ispatlanan fazla çalışmalardan indirilmesi gerekir.

Somut olayda,01.01.2010 tarihinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 2. Maddesine göre, işçinin ücretine aylık kanuni fazla mesai ücreti de dahildir.

Mahkemece hükme esas alınan 12.4.2012 tarihli bilirkişi raporunda davacının 1.1.2010-21.9.2010 tarihleri arasında toplam 324 saat fazla çalışma yapıldığının kabulüyle hesaplama yapılmıştır

Bu durumda iş sözleşmesinin imzalandığı tarih olan 1.1.2010 ile iş akdinin sona erdiği 21.09.2010 tarihleri arasında (324 saat-270 saat)=54 saat fazla çalışma saati üzerinden hesaplama yapılarak sonuca varılması gerekirken sözleşmedeki bu madde gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 05.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ÇALIŞANIN MÜŞTERİYLE KAVGA ETMESİ GEÇERLİ FESİH SEBEBİDİR.

T.C.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2018/61
KARAR NO: 2018/17736
KARAR TARİHİ: 8.10.2018

ÖZET : Dava, feshin geçersizliği ve işe iade istemine ilişkindir.

Davacı davalı iş yerinde karşılama görevlisi olarak çalışırken VIP salonunun girişindeki merdivenlerde oturarak sıra bekleyen yabancı bir müşteriyi bulunduğu yerin uygun olmadığı ve restaurantın dışına çıkması için uyarması sonrasında müşterinin buna itiraz ederek kendisine küfür etmesiyle tartışmanın başladığı, tartışma sonrasında müşterinin restoranı terk ettiği, kısa bir süre sonra yanında bir kadınla yeniden restorana geldiği, davacının müşterinin kendisine küfür ettiğini ve kendisiyle tartıştığını gerekçe göstererek işverene bilgi vermeden kişisel insiyatif kullanarak erkek müşteriyi içeri almak istemediğini bildirdiği, bunun üzerine yeniden tartışma yaşandığı, davacı işçinin bu müşteriler tarafından işverene şikayet edildiği, işverenin de davacının iş akdini müşteriye karşı uygunsuz söz ve eylemleri sebebiyle feshettiği, prestijli ve tanınan bir restoran olan davalı iş yerinde müşteriyle yapılan tartışmanın sosyal medyaya da yansıdığı, davacı işçinin kavgaya dönüşmeden çözebileceği basit bir anlaşmazlığın kısmen de kişiselleştirmek suretiyle büyümesine neden olduğu, davacının savunmasında da kabul ettiği üzere kadın misafirin ayrılırken kendisine küfür ettiğini, kendisinin de sinirine hakim olamayıp aynı şekilde karşılık verdiğini söylediği de gözetildiğinde, davacının iş sözleşmesinin feshi müşterinin küfür etmesi nedeni ile haklı neden ağırlığında değilse de (bu tartışma eylemi iş yerinde olumsuzluklara yol açtığından) geçerli nedene dayandığı kabul edilerek, davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi’nin kabul kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi davalı avukatının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi’nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR 

Davacı vekili, davalı işyerinde 29.06.2015-15.03.2016 tarihleri arasında misafir ilişkileri sorumlusu olarak çalıştığını, davacının 13.03.2016 tarihinde ayakta bekleyen müştereleri bekleme salonuna yönlendirdiğini, ardından VİP salonu olarak tanımlanan önemli müşterilerin ağırlandığı salonun merdivenlerinde erkek şahsın oturduğunu farkettiğini, merdivende oturan yabancı uyruklu misafire burada oturamayacağını söylemesi üzerine yabancı uyruklu müşterinin kendisine hakaret ettiğini, daha sonra tekrar yabancı uyruklu kişinin içeriye girmek istediğini ve davacının engel olduğunu, bu sebeple müşterinin davacıyı işletmeye şikayet ettiğini, aynı gün davacının iş akdinin feshedildiğini iddia ederek feshin geçersizliğinin tespiti ile davacının işe iadesine, iş verenin işçiyi işe başlatmaması halinde 8 aylık brüt ücreti tutarında tazminatın, boşta geçen sürelere dair 4 aylık ücretin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının müşterileri en iyi şekilde karşılaması memnuniyet ve takdirlerini kazanmak yerine, müşterilerle bir çekişme içine girdiğini, küfürleşmelerin yaşandığı, itişme , tehdit gibi uygunsuz davranışlarla restoranda bu olaydan dolayı gerginliğe sebep olduğu gibi sadece ilgili müşteriyi değil işyerinde bulunan diğer misafirleride rahatsız ettiğini, davacının olumsuz davranışları nedeni ile haklı neden kapsamında iş akdinin feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk derece mahkemesince, dosyaya sunulan kamera kayıtları üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, bilirkişinin videolarda ses kayıt özelliğinin bulunmadığını belirterek raporunu dosyaya sunduğu, tüm deliller değerlendirildiğinde olayın lokantanın girişindeki alanda bulunan VİP merdivenlerine bir müşterinin oturması ve davacının da işyeri yöneticilerinin bu merdivenlere müşterilerin oturmasının engellenmesi yönündeki talimatı yerine getirmek amacıyla müşteriyi merdivenlerden kaldırmak istemesi ve müşterinin davacıya küfretmesi ile başladığı, lokanta girişinde sıra bekleyen müşteriyi ağırlayacak genişlikte yer bulunmamasından kaynaklandığı davacının hem dış kapıda güvenlik görevlisi hemde çalışan sayısının az olması ve vardiyali … sebebiyle karşılama görevlisi olarak çalıştırıldığı , davacının bu olaydan sonra savunması alınarak iş akdi feshedildiği, müşteri ile tartışmanın davacının işyeri kuralları işverenin talimatlarını uygulamak istemesi sebebiyle müşterinin küfretmesi sonucu başladığı, işyerinin fiziki durumunun da olayda etken olduğu, davacının daha önce hiç savunmasının alınmasını gerektirecek bir davranışınında bulunmaması gözönüne alındığında davacının … yerinin değiştirilmesi yoluna başvurulmadan , feshin son çare olması kuralı göz ardı edilerek iş akdinin feshinin haksız nedene dayandığına gerekçesiyle davanın kabulüne ve feshin geçersizliğine karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf başvurusunda; feshin haklı nedene dayandığını savunmuştur.

Bölge adliye mahkemesince, feshe dayanak yapılan olayların müşterinin nezih restaurant iş yeri ile ilgili adabı muaşeret kurallarına aykırı davranması(merdivenlerde oturarak sıra beklemesi) ve davacının da görev unvanı dahilinde kendisini uyarması ile başladığı, davacının uyarısının görev kapsamı içerisinde kaldığı, bu uyarının nezaket kuralarına aykırılığı yönünde görgü tanığının bulunmadığı, tutulan olay tutanağının dahi görgüye değil duyuma dayalı olarak düzenlenmiş olduğu, bilirkişiye inceletilen görüntü kayıtlarının sessiz olması yanında davacının söz konusu müşteri ve onunla birlikte olanlara karşı herhangi bir darp eylemine dair fotoğraf karesininde bulunmadığı, yine kurumsal iletişim yöneticisi olan davalı tanığı …tarafından duyuma dayalı olsa dahi ilk küfürü müşterinin etmiş olduğunun beyan edildiği, tüm bunlara göre olayların başlamasına sebebiyet verenin bahsedilen müşteri olduğu, tüm bunlara göre direk davacının iş akdinin feshinin adil ve ölçülü olmadığı, uyarı, ihtar, kınama, görev veya bölüm değişikliği, maaş kesintisi gibi daha hafif yaptırımlar yönüyle de herhangi bir ölçülülük değerlendirmesine gidilmediği, yine feshin kaçınılmaz hale geldiği ve de feshin son çare olması gerektiği ilkelerine de uyulmadığının gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı vekili tarafından süresinde, istinaf sebepleri doğrultusunda temyiz başvurusunda bulunulmuştur.

GEREKÇE

4857 Sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan sebeplerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte takip edilen amaç, işçinin daha önce işlediği iş sözleşmesine aykırı davranışları cezalandırmak veya yaptırıma bağlamak değil; onun sözleşmesel yükümlülükleri ihlale devam etmesi, tekrarlaması rizikosundan kaçınmaktır. İşçinin davranışları sebebiyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için, işçinin iş sözleşmesine aykırı, sözleşmeyi ihlal eden bir davranışının varlığı gerekir. İşçinin kusurlu davranışı ile sözleşmeye aykırı davranmış ve bunun sonucunda iş ilişkisi olumsuz bir şekilde etkilenmişse işçinin davranışından kaynaklanan geçerli bir fesih söz konusu olur. Buna karşılık, işçinin kusur ve ihmaline dayanmayan sözleşmeye aykırı davranışlarından dolayı işçiye bir sorumluluk yüklenemeyeceğinden işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedeninden de bahsedilemez.

İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenler, aynı Kanun’un 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, iş yerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir.

İşçinin davranışlarına dayanan fesih, her şeyden önce, iş sözleşmesinin işçi tarafından ihlal edilmesini şart koşmaktadır. Bu itibarla, önce işçiye somut olarak hangi sözleşmesel yükümlülüğün yüklendiği belirlendiği, daha sonra işçinin, hangi davranışı ile somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal ettiğinin eksiksiz olarak tespit edilmesi gerekir. Şüphesiz, işçinin iş sözleşmesinin ihlali işverene derhal feshetme hakkını verecek ağırlıkta olmadığı da bu bağlamda incelenmelidir. Daha sonra ise, işçinin isteseydi yükümlülüğünü somut olarak ihlal etmekten kaçınabilip kaçınamayacağının belirlenmesi gerekir. İşçinin somut olarak tespit edilmiş sözleşme ihlali sebebiyle işverenin işletmesel menfaatlerinin zarar görmüş olması şarttır.

İşçinin yükümlülüklerinin kapsamı bireysel ve toplu iş sözleşmesi ile yasal düzenlemelerde belirlenmiştir. İşçinin kusurlu olarak (kasden veya ihmalle) sebebiyet verdiği sözleşme ihlalleri, sözleşmenin feshi açısından önem kazanır. Geçerli fesih sebebinden bahsedilebilmesi için, işçinin sözleşmesel yükümlülüklerini mutlaka kasıtlı ihlal etmesi şart değildir. Göstermesi gereken özen yükümlülüğünün ihlal edilerek ihmali davranış ile ihlali yeterlidir.

İşçinin, işverenin başka bir işçisine sataşması 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25/II, d hükmü uyarınca haklı fesih nedeni sayılmıştır. Sataşma niteliğinde olmadığı sürece, diğer işçilerle devamlı ve gereksiz tartışmaya girişmek, iş arkadaşları ile ciddi geçimsizlik göstermek geçerli fesih nedenidir. Buna karşılık bir darp veya hakaret söz konusu olmaksızın işçinin, Kanun’un gerekçesinde de belirtildiği gibi “amirleri veya iş arkadaşları ile ciddi geçimsizlik göstermesi, sıkça ve gereksiz yere tartışmaya girişmesi” gibi davranışlarda bulunması, iş yerinde olumsuzluklara yol açması halinde, geçerli bir fesih nedenidir. Gerçekten işçinin işverenle, işveren vekilleriyle veya diğer işçilerle geçimsizliği iş yerinin normal işleyişine zarar veriyorsa işveren süreli fesih hakkını kullanabilir. İş Kanunu’nun 25’inci maddesi kapsamında değerlendirilecek ağır sözleri, işçi, işverenin veya vekilinin tahrikleri sonucu söylemesi, geçerli fesih nedeni sayılmalıdır. İş Kanunu’nun 25’inci maddesi kapsamında değerlendirilecek ağır sözleri, işçi, işverenin veya vekilinin tahrikleri sonucu söylemesi, yada tahrik kapsamında savunma sınırlarını aşarak darp veya hakarette bulunması geçerli fesih nedeni sayılmalıdır.

Somut uyuşmazlıkta, davacı davalı iş yerinde karşılama görevlisi olarak çalışırken VİP salonun girişindeki merdivenlerde oturarak sıra bekleyen yabancı bir müşteriyi bulunduğu yerin uygun olmadığı ve restaurantın dışına çıkması için uyarması sonrasında müşterinin buna itiraz ederek kendisine küfür etmesiyle tartışmanın başladığı , tartışma sonrasında müşterinin restoranı terk ettiği, kısa bir süre sonra yanında bir kadınla yeniden restorana geldiği davacının müşterinin kendisine küfür ettiğini ve kendisiyle tartıştığını gerekçe göstererek işverene bilgi vermeden kişisel insiyatif kullanarak erkek müşteriyi içeri almak istemediğini bildirdiği, bunun üzerine yeniden tartışma yaşandığı, davacı işçinin bu müşteriler tarafından işverene şikayet edildiği, işverenin de davacının iş akdini müşteriye karşı uygunsuz söz ve eylemleri sebebiyle feshettiği, prestijli ve tanınan bir restoran olan davalı iş yerinde müşteriyle yapılan tartışmanın sosyal medyaya da yansıdığı, davacı işçinin kavgaya dönüşmeden çözebileceği basit bir anlaşmazlığı kısmen de kişiselleştirmek suretiyle büyümesine neden olduğu, davacının savunmasında da kabul ettiği üzere kadın misafirin ayrılırken kendisine küfür ettiğini, kendisinin de sinirine hakim olamayıp aynı şekilde karşılık verdiğini söylediği de gözetildiğinde davacının iş sözleşmesinin feshi müşterinin küfür etmesi nedeni ile haklı neden ağırlığında değilse de (bu tartışma eylemi iş yerinde olumsuzluklara yol açtığından) geçerli nedene dayanmaktadır. Davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır.

4857 Sayılı İş Yasasının 20/3 ve 6100 Sayılı HMK.’un 373. Maddeleri uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

SONUÇ : Yukarda açıklanan gerekçe ile ;

1. Bölge Adliye Mahkemesi esastan ret kararının KALDIRILMASINA,

2. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,

3. Davanın REDDİNE,

4. Karar tarihi itibariyle alınması gerekli olan 35,90 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 29,20 TL harcın mahsubu ile kalan 6.70 TL davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,

5. Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 150,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,

6. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 2.180,00 TL ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

7. Taraflarca yatırılan gider avansının varsa kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve istemi halinde ilgilisine iadesine,

8. Yatırdığı temyiz harcının istemi halinde davalıya iadesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.10.2018 tarihinde kesin olarak, oy birliği ile karar verildi.


YARGITAY KARARININ UYAP’TA GÖRÜLDÜĞÜ TARİH, KARARIN ÖĞRENİLME TARİHİDİR

“…Somut olayda 9/4/2013 tarihinde Mahkemeye ulaşan dava dosyasındaki Yargıtay ilamı, başvurucu vekiline Mahkeme Kaleminde 16/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olmakla birlikte başvurucu vekilinin bu tarihten çok önce UYAP üzerinden Mahkemeye gönderdiği 9/7/2014 ve 11/7/2014 tarihli dilekçelerle Yargıtay kararının ve kesinleşmiş gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasını, kesinleştirme işlemi yapılarak bakiye kalan gider avansının kendisine iadesini talep ettiği, 18/7/2014 tarihli reddiyat makbuzuyla başvurucu vekiline gider avansı iadesi yapıldığı göz önüne alındığında yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca başvurucu ve vekilinin, nihai karar sonucunu en geç 9/7/2014 tarihinde öğrendikleri ve bu tarihte karar içeriğine erişme imkanını elde ettikleri sonucuna ulaşılmıştır…” (ANAYASA MAHKEMESİ Bireysel Başvuru No: 2014/1680 K.T:01.12.2016)

ÜRETİMİN DURDURULMASI FESHE SEBEP DEĞİLDİR.

MAHKEMESİ :… Mahkemesi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin maden işletme ruhsatının … Genel Müdürlüğüne ait olan çeşitli şirketlere ve davalı şirkete ihale ve rödavans sözleşmesi ile işlettirilmek üzere verilen işyerinde kazmacı ustası olarak çalışmakta iken … aktinin haksız ve ihbar önellerine uyulmaksızın fesih edildiğini, müvekkiline kıdem ve ihbar tazminatları, ücretli izin ve ücret alacaklarının ödenmediğini, … Genel Müdürlüğü ile imzalanmış olan rödavans sözleşmesi ile kurulan asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunu, müvekkilinin başlangıçtan beri … Genel Müdürlüğü işçisi olduğuna, feshin geçersizliğine, geçersiz fesih sebebi ile müvekkilinin işe iadesine, işverenin yasal süre içinde müvekkilini işe başlatmaması halinde tazminatın haksız fesih tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiz ve kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmaması halinde çalıştırılmadığı süre için ödenmesi gereken ücret ve diğer sosyal haklarının yine kanuni faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı … vekili cevap dilekçesi ve beyanlarında özetle; … sözleşmesi fesh edilen işçinin fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde dava açılması gerektiğini, davanın bir aylık süre içinde açılmadığını, davanın mükerrer açıldığını, zamanaşımı bulunduğunu, husumetin yanlış tarafa yöneltildiğini, kurum ile…Madencilik arasındaki ilişkinin asıl işveren- alt işveren ilişkisi olduğunu ve bu ilişkinin muvazaalı olduğunu, dava konusu alacağa ilişkin işveren sıfatı olmadığını, ve işyeri anahtar teslimi sayılacak nitelikte davalı şirkete teslim edildiğini, Maden Kanunun ek 7. maddesinde 2010 tarihinde yapılan değişiklik ile … Kanunu … Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili idari mali hukuki sorumlulukları rödavansçıya yüklemesi göz önüne alınarak haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı diğer şirket…Madencilik’e usulüne uygun tebligat çıkarıldığı, davalı şirkete kayyum atandığı, davalı şirket adına davayı takip eden olmadığı ve cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır. 
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince, davalı … şirketinin 674. Sayılı KHK’nın 19. maddesi uyarınca TMSF ye devrediliği, şirketin faaliyetinin tamamen sona ermesi sebebiyle davalı … Madencilik şirketi tarafından davacının … akdinin geçerli nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 

İstinaf:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davalı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesince; davalı … şirketinin 674. Sayılı KHK’nın 19. maddesi uyarınca TMSF ye devrediliği, şirketin faaliyetinin tamamen sona ermesi sebebiyle davalı … Madencilik şirketi tarafından davacının … akdinin geçerli nedenle feshedildiği, … Genel Müdürlüğünün asıl işveren olarak sorumlu tutulmasının söz konusu olamayacağı, … Genel Müdürlüğü yönünden husumet nedeniyle davanın reddi gerektiği gerekçesiyle davacının istinaf taleplerinin reddine karar verilmiştir. 
Temyiz:
Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Gerekçe:
4857 sayılı … Kanunu’nun 19. maddesinin birinci fıkrasına göre işveren fesih bildirimini yazılı yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Fesih bildirimi yazılı yapılmamışsa veya fesih sebebi açık ve kesin bir şekilde belirtilmemişse aynı kanununun 21.maddesi gereğince geçerli sebep gösterilmediği kabul edilir. Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir
Somut olayda davacının 05/08/2008-09/05/2016 tarihleri arasında davalı şirket işçisi olarak belirsiz süreli … sözleşmesi ile çalıştığı, davalı … Şirketinin 674. sayılı KHK’nın 19. maddesi uyarınca TMSF’ye devredildiği, davalı … Şirketine kayyum atandığı, atanan kayyumun üretimi ve faaliyeti tamamen durdurduğu, davalı işyerinin …’ya çıkış bildirgesini vermeden önce davacı dahil tüm işçilerin sözleşmelerini eylemli olarak feshettiği, yazılı fesih bildiriminin bulunmadığı, kayyum ataması sonrasında şirketin tüzel kişiliğinin devam ettiği, rödövans sözleşmesinin feshedildiğine dair bir iddia da olmadığı görülmüştür. Davalı şirkete kayyum atanmış olması ve şirketin tüm işçilerinin fiilen işten çıkartılmış olması tek başına feshi geçerli hale getirmeyecektir. Yazılı bir fesih bildirimi bulunmadığından 4857 sayılı yasanını 19/1.maddesi gereğince davalı işverence gerçekleştirilen fesih geçersizdir. 
Davalılar arasındaki ilişkinin nitelendirilmesine gelince, Bölge Adliye Mahkemesinin davalılar arasındaki ilişkinin geçerli bir rödövans sözleşmesi ilişkisi olduğuna ilişkin kabulü dosya kapsamına göre isabetli görülmüştür. 
Belirlenen sebeplerle 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesinin kararının bozulmak suretiyle ortadan kaldırılmasına, … sözleşmesinin feshin geçersizliği ile davacının davalı şirket … yerindeki işine iadesine, davalı … bakımından ise husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir. 
HÜKÜM: Yukarıda belirtilen nedenlerle; 
1-)Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı yazılı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-)… Genel Müdürlüğü aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddine, 
3-)İşveren…Madencilik Akaryakıt Nakliyat Orman Ürünleri İnş. Tur. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından yapılan FESHİN GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının İŞE İADESİNE,
4-)Davacının yasal sürede işe başvurmasına rağmen, işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının işçinin 5 (BEŞ) aylık ücreti olarak belirlenmesine,
5-Davacının işe iade için işverene süresi içinde başvurması halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar doğmuş bulunan en çok 4 (DÖRT) aylık ücret ve diğer haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin belirlenmesine,
6-Karar tarihi itibariyle alınması gerekli olan 35,90 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 31,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 4,50 TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
7-Davacı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan tarife uyarınca 2.180,00 TL vekalet ücretinin davalı … Madencilik Akaryakıt Nakliyat Orman Ürünleri İnş. Tur. San. Tic. Ltd.Şti’den alınıp davacıya verilmesine,
8-Davalı … Genel Müdürlüğü vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan tarife uyarınca 2.180,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı … Genel Müdürlüğüne verilmesine,
9-Davacı tarafça sarf edilen, 338,40 TL yargılama giderinin davalı … Madencilik Akaryakıt Nakliyat Orman Ürünleri İnş. Tur. San. Tic. Ltd. Şti’den alınıp davacıya verilmesine, davalı şirketin yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
10-Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, karardan bir örneğin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11-Taraflarca yatırılan gider avanslarından varsa kullanılmayan bakiyelerinin ilgili tarafa iadesine, 
12-Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 02.10.2018 gününde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. 

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.