İŞ HUKUKUNDA DAVA ŞARTI ARABULUCULUK

İş Hukukunda Arabuluculuk hukuki statüsüne, 12.10.2017 tarihinde kabul edilen 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun yürürlüğe girmesi ile ulaşmıştır. 

7036 sayılı kanunun 3. maddesine göre 01.01.2018 tarihinden sonra;

Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.”

Maddeye göre işçi veya işveren alacağı ve tazminatları ile işe iade davası açmak için öncelikle arabulucuya başvurmak zorunludur.

İşçi veya işveren alacağı ve tazminatları için kanunda 5 yıllık zamanaşımı süresi mevcuttur. Bu alacak veya tazminatlar, muaccel hale gelmesinden itibaren 5 yıllık süre içinde arabulucuya başvurup talep edilebilir. İşe iade davası açmak için arabulucuya başvurma süresi ise farklı olarak 1 aydır. Bu konuya aşağıda ayrıntılı olarak değinilecektir.

Hangi Alacaklar Yönünden Arabuluculuk Dava Şartıdır?

Yine 7036 sayılı kanunun 3. maddesinin 3. fıkrasına göre:

“İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.”

Yani iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talepleri ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davalarında arabuluculuk bir dava şartı olarak öngörülmemiştir, arabuluculuğa başvurmadan doğrudan dava açılabilir.

Yetkili Arabuluculuk Bürosu Neresidir?

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 3. Maddesinin 5 fıkrasında arabuluculuğa başvuru düzenlenmiştir. Anılan fıkraya göre:

 “Başvuru karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır.”  şeklinde düzenlenmiştir.

Yani başvurucu karşı tarafın yerleşim yerindeki arabuluculuk bürosuna, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki arabuluculuk bürosuna ya da işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna başvurabilir.

Anlaşamama Halinde Dava İçin Gerekli Belgeler

7036 sayılı kanunun 3. maddesinin 2. fıkrasına göre;

“Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.”

Yani zorunlu arabuluculuğa giren hallerde dava açılması için arabulucuda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın dava dilekçesinde yer alması gerekir. Son tutanak dava dilekçesine eklenmemiş ise, hakim 1 haftalık kesin süre vererek bu eksikliğin giderilmesini ister. Dava dilekçesine son tutanağın kesin süre içinde de eklenmemesi halinde dava, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilir.


İşe İade Davalarında Arabuluculuk

4857 sayılı kanunun 20. maddesinde işe iade davasındaki arabuluculuk ve dava süreci şöyle açıklanmıştır:

“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. Kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir.”

İş sözleşmesi feshedilen işçi fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 ay içinde arabulucuya başvurmak zorundadır. Burada önemli olan fesih bildiriminin tebliğ tarihidir. Fesih ileri bir tarih olsa bile tebliğ tarihinden itibaren 1 aylık arabulucuya başvurma süresi başlar. Eğer arabulucuda anlaşma sağlanmaz ise, son tutanağın düzenlenmesinden itibaren 2 hafta içinde dava açmak zorunludur. Bu süre zamanaşımı süresi olmayıp hak düşürücü süredir. Yani hakim tarafından resen gözetilir. Arabulucuya başvurmadan dava açılması halinde dava, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilir. Bu ret kararının tebliğinden itibaren 2 hafta içinde arabulucuya başvurulabilir.

İşe iade nedeniyle arabuluculuk faaliyeti sonucu tarafların anlaşmaları halinde:

4857 sayılı kanunun 21. maddesindeki (Ek fıkra: 12/10/2017-7036/12 md.) fıkraya göre:

Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların, işçinin işe başlatılması konusunda anlaşmaları hâlinde;

a) İşe başlatma tarihini,

b) Üçüncü fıkrada düzenlenen ücret ve diğer hakların parasal miktarını,

c) İşçinin işe başlatılmaması durumunda ikinci fıkrada düzenlenen tazminatın parasal miktarını,

belirlemeleri zorunludur.

Aksi takdirde anlaşma sağlanamamış sayılır ve son tutanak buna göre düzenlenir.

İşçinin kararlaştırılan tarihte işe başlamaması hâlinde fesih geçerli hâle gelir ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur.

Tarafların İlk Toplantıya Katılmama Durumu

7036 sayılı kanunun 3. maddesinin 12.fıkrasına göre:

“Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmez. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.”

Arabuluculuk görüşmelerinde, ilk oturum çok önemlidir. Geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmayan taraf, davada haklı çıksa bile yargılama giderlerinin tamamından sorumlu olur ve lehine vekalet ücretine hak kazanamaz.

Arabulucunun Görev Süresi

7036 sayılı kanunun 3. maddesinin 10.fıkrasına göre:

Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir.

Arabulucuda Anlaşma Halinde Son Tutanağının Hukuki Durumu

6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun 18. maddesinin 2.fıkrasına göre:

“Taraflar arabuluculuk faaliyeti sonunda bir anlaşmaya varırlarsa, bu anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesini talep edebilirler. Dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuşsa, anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi, arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden talep edilebilir. Davanın görülmesi sırasında arabuluculuğa başvurulması durumunda ise anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi, davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir. Bu şerhi içeren anlaşma, ilam niteliğinde belge sayılır.

Taraflar arabuluculuk sürecinde anlaşmaya vardıklarında anlaşma tutanağına icra edilebilirlik şerhi alındığı zaman, bu belge ilam niteliğinde belge kabul edilir.

Arabulucuda Anlaşılan Hususlarda Dava Açılamaz

6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun 18. maddesinin 5.fıkrasına göre:

“Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.

Arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanması halinde, anlaşılan hususlar bakımından anlaşma tutanağı kesin hüküm teşkil eder ve bu hususlar dava konusu yapılamaz. “

Görüldüğü üzere; arabuluculuk süreci ve sonrası İş Davaları açısından büyük önem taşımaktadır. Arabulucuya başvurma, arabuluculuk sürecinin sonuçlanması, son tutanak tarihinden itibaren yasal sürede dava açılması gibi hususlar usul hukuku açısından elzem olup sürece müdahale edebilecek uzman hukukçulardan yardım almanız bu süreçte hak kaybı yaşamanızı önleyecektir.

Stj. Av. Ahmet GÜLLÜK & Av. Selçuk ENER

İŞÇİNİN DENETİMLİ SERBESTLİK HÜKMÜNÜ SAKLAMASI İŞVERENE HAKLI NEDENLE FESİH İMKANI SAĞLAR

YARGITAY 22. Hukuk Dairesi 
2017/45295 E. 
2018/3148 K.

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : İŞE İADE 
İLK DERECE MAHKEMESİ : İŞ MAHKEMESİ


Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, davacının 09/04/2012 yılında … Elektrik San. Ve Tic. Aş. de işe başladığını, davacı işe başladığı tarihten itibaren iş sözleşmesinin haksız feshedildiği 29/12/2016 tarihine kadar davalı şirket ve davalı şirket bünyesindeki şirketlerde çalışmaya devam ettidiğini, iş akdinin haksız feshedildiğini bu nedenle davacının işine iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacı hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak şüphesiyle soruşturma geçirdiğinin tespit edildiğinin ve kamu davasının ertelenmesine dair kararın bulunmasına rağmen davacının yanlış beyanda bulunarak işvereni yanıltması gerekçesiyle iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini beyanla davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
Mahkemece, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin esasında ahlak ve iyi niyet kuralları geçerlidir. Davacı en son imzaladığı iş sözleşmesi sırasında doldurulan formda 2015 yılında uyuşturucu kullanma suçundan yakalanıp hakkında soruşturma ve daha sonra kovuşturmaya dönüşüp hükmün açıklanıp ertelenmesi karar verildiği halde bu hususu işverenden gizleyerek işe başvuruda gerekli vasıf ve şartları değerlendirilmesi sırasında bu hususun saklanılması İş Kanununda işverene haklı fesih hakkı tanıyan ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallerden olduğu kanaatine varılmış, bu nedenle davalı işverence yapılan feshin haklı ve geçerli nedene dayandığı düşünülerek işe iade davasının reddine karar verilmiştir.

İstinaf Başvurusu: 
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 

Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, Somut uyuşmazlıkta dosya içerisindeki belge içerikleri ile, davacının 10/03/2015 tarihinde gerçekleştirdiği ileri sürülen” kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak ” suçuna ilişkin, … C.Başsavcılığının 2015/95102 Soruşturma nolu dosyası üzerinden 07/07/2015 tarihinde TCK ‘nun 191/2 ve CMK’nın 171/” maddeleri gereğince ” kamu davasının açılmasının ertelenmesine” karar verildiği sabittir .Davacı her ne kadar, işveren tarafından düzenlenmesi istenilen 11/08/2016 tarihli Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Kaydı Formunda yer alan “Hakkınızda verilmiş mahkumiyet hükmü ( ertelenmiş, paraya çevrilmiş , hükmün açıklanmasının geriye bırakılması dahil )veya devam eden ceza davası var mı ” ve “herhangi bir suçtan yargılandınız mı ?” sorularına hayır cevabı vermiş ise de, işverene ait işyerinde 27.03.2013 tarihinde çalışmaya başladığı, ilgili formun ise taraflar arasındaki iş sözleşmesi devam ederken düzenlendiği anlaşılmaktadır . Öte yandan ilgili formda yer alan sorular ile davacı hakkında verilmiş bir mahkumiyet hükmü veya yargılama bulunup bulunmadığı öğrenilmek istenmiştir. Yukarıda tarih ve numarası belirtilen ” kamu davasının açılmasının ertelenmesi” kararı niteliği itibari ile mahkumiyet hükmü değildir .Anılan suça ilişkin davacı hakkında ceza davası açılmamıştır. 4857Sayılı Kanunun 25/II-a bendi koşulları oluşmadığından işveren tarafından gerçekleştirilen feshin haklı nedene dayandığı yönündeki mahkeme kabulü isabetsizdir gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Temyiz:
Karar yasal süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Gerekçe:
İş sözleşmesinin, işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
4857 sayılı İş Kanununun 25. maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkânının olduğu açıklanmıştır.
Bu bendin (a) alt bendinde, iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından bir için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvreni yanıltması işverene fesih imkânı tanımaktadır.

Dosya içeriğinden, davacının davalı işyerinde teknisyen olarak çalıştığı, davalı işveren tarafından iş akdinin ” tarafınıza ait güvenlik soruşturması sonucunda yukarıdaki bilgilerin doğru olduğunu bildiririm beyanı ile imza altına aldığınız güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması formunun 6. maddesinde herhangi bir suçtan yargılandınız mı sorusuna hayır, hakkınızda verilmiş mahkumiyet hükmü veya halen devam eden ceza davası bulunup bulunmadığı sorusuna yok, herhangi bir konuda soruşturma geçirdiniz mi sorusuna hayır, herhangi bir suçtan yargılandınız mı sorusunda hayır şeklinde cevap verdiğiniz halde kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçundan soruşturma geçirdiğiniz kaydına rastlanılmıştır.

İş Kanunun 25/II-a maddesi gereğince iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek iş vereni yanıltması haklı nedenle derhal fesih sebebidir.” gerekçesi ile 29.12.2016 tarihinde feshedildiği anlaşılmıştır.

Somut olayda, davacının davalı işyerinde iş sözleşmesinin yenilenmesi sırasında 11.08.2016 tarihli başvuru formunu doldururken herhangi bir suçtan dolayı yargılandınız mı, hakkınızda verilmiş bulunan mahkumiyet hükmü (ertelenmiş, paraya çevrilmiş, hükmün açıklanmasının geri bırakılması da dahil) veya halen devam eden ceza davası bulunup bulunmadığı sorularına hayır cevabı verdiği, ancak davacı hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 07.07.2015 tarih 2015/95102 soruşturma, 2015/3036 sayılı kararı ile kullanmak için uyuşturucu ve uyarıcı madde kabul etmek veya bulundurmak suçundan kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve bir yıl süreyle tedavili denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair karar verildiği anlaşılmıştır. Davacı tarafından doldurulan formda hakkındaki kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararını işverenden gizleyerek ahlak ve iyiniyet kurallarına uygun davranmadığı ve işverenin feshinin haklı olduğu anlaşılmış olup davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabul edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. Maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir. 

Hüküm: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1-… Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 2017/3780esas, 2017/2822 sayılı kararı ile … 35. İş Mahkemesinin 2017/57 esas, 2017/354 sayılı kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Karar tarihi itibariyle alınması gerekli olan 35,90 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 31,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 4,50TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalılar tarafından yapılan 48,70 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalılara ödenmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 2.180,00 TL ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
6-Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, karardan bir örneğin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
7-Taraflarca yatırılan gider avanslarından varsa kullanılmayan bakiyelerinin ilgili tarafa iadesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 14.02.2018 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.

İTİRAZIN İPTALİ DAVASI-İCRA İNKAR TAZMİNATI

T.C.

YARGITAY

9. Hukuk Dairesi

Esas No              :2009/3685

Karar No           :2011/4410

  Karar Tarihi     : 20.02.2011

İTİRAZIN İPTALİ DAVASI 
İCRA İNKAR TAZMİNATI

Özet 
     İtirazın iptali davası itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Alacak konusu İş Mahkemesinin görevine giriyorsa dava İş Mahkemesinde açılır. 
     İtirazın iptali davasının konusunun ıslah yoluyla arttırılması mümkündür. 
     Dava konusu alacağın miktarının belirli veya belirlenebilir olması halinde ıcra ınkar Tazminatı’na hükmedilir. Hak tartışmalı ise ıcra inkar Tazminatı’ndan söz edilemez. Mahkeme kararında icra inkar Tazminatı’nın ne kadar olduğu net ve somut biçimde belirtilmelidir.

Davacı vekilince, davacının davalı tarafından 01.12.2003 tarihinde geçerli sebep olmadan ve hakları ödemeden işten çıkarıldığını ve ıstanbul 6. ış Mahkemesi’nin 2004/64-367 Sayılı Kararı ile davacının işe iadesine ve davalıdan işe başlatılmama halinde 6 aylık ücret tutarında tazminat alınmasına ve 4 aylık ücret alacağının alınmasına karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini ve davacının işe başlatılma talebinin kabul edilmediğinin ve davalıdan ücret ve tazminat haklarının dilekçe ile talep edildiğini ve davalının davacı adına 12.626,88 YTL nin 23.03.2005 de bankaya yatırıldığını bildirdiğini ancak tazminat alacağının ve ücret alacağının eksik ödendiğini ihbar ve kıdem tazminatlarının ödenmediğini ve bunun üzerine Bakırköy 1. ıcra Müdürlüğü’nün 2006/9735 E. sayılı dosyasında yapılan icra takibinde davalıdan 4 aylık ücret alacağı 6 aylık tazminat alacağı talep edildiğini ve kıdem tazminatı ile ihbar tazminatı da talep edildiğini ancak davalının itirazı üzerine icra takibinin durduğunu açıklayarak davalının itirazının iptaline ve % 40 dan az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. 
     Davalı vekilince , davacının iş akdinin feshinde kendisine defalarca kıdem tazminatı ile ilgili çekini almasının belirtildiğini ancak davacının çeki gelerek almadığını ve davalının noter kanalı ile davacıya ihtarname göndererek çeki almasını belirttiğini ancak davacının kötü niyetli davranarak Bakırköy ıcra Müdürlüğü’nün 2006/9735 E.  sayılı dosyasında icra takibi açtığını, kıdem ve ihbar tazminatı ile ilgili faiz talebinin hukuk ve nesafet kurallarına aykırı olduğunu, davacıya 10.475.287.644 TL lik ödeme yapıldığını ve İstanbul 6. iş mahkemesinde açılan işe iade davasının sonunda tüm yasal alacaklarının Banka aracılığı ile ödendiğini açıklayarak haksız ve dayanaksız açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 
     Mahkemece davanın kısmen kabulüne, icra takibinin 7.041,63 TL üzerinden devamına ve % 40 dan aşağı olmamak üzere icra inkar ödencesi alınmasına karar verilmiştir. 
     Genel haciz yoluyla ilamsız icra takiplerinde borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkanlarından biri ıcra ıflas Kanunu’nun 67. maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır. 
     İtirazın iptali davası, takip alacaklısı tarafından itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılır. İcra takibinde yer alan ve borçlu tarafından itiraza uğrayan kısım davanın konusunu oluşturur. Borcun tamamına ya da bir kısmına itiraz hallerinde olduğu gibi imzaya itiraz ile faize itiraz edilmesi durumunda da itirazın iptali davası açılabilir. 
     İcra İflas Kanunu’nun 68 ve 68 (a) maddelerinde sözü edilen belgelerden birine sahip olmayan alacaklı, itirazın giderilmesini sağlayabilmek için yalnız itirazın iptali yoluna başvurabilir. 
     Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş ya da itiraz geçerli değilse alacaklının itirazın iptali davası açmasında hukuki yarar yoktur. 
     İtirazın iptali davası süreye tabidir. Alacaklı itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde davayı açabilir. 
     İcra takibi konusu alacak (davası) iş mahkemesinin görevine girmekte ise, itirazın iptali davası da iş mahkemesinde açılır (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, İstanbul Kasım 2004, s. 223.). Buna göre davada 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca sözlü yargılama usulü uygulanır. 
     İtirazın iptali davasında, işçilik alacaklarıyla ilgili olarak tahsil hükmü kurulması mümkün olmaz. Yargılama sonunda icra takibine itirazın kıdeme ya da tamamen iptali ile takibin devamına ya da davanın reddine dair karar verilmelidir. 
     İtirazın iptali davasında dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması mümkün olup, arttırılan kısım yönünden tahsil davası olarak hüküm kurulmalıdır. Davaya konu miktarın ıslah yoluyla arttırılması itirazın iptali davasının niteliğini değiştirmez ve tamamını tahsil davasına dönüştürmez. 
     İtirazın iptali davasında borçlunun haksızlığına karar verilmesi halinde ve alacaklının talep etmiş olması şartıyla, borç miktarının Yasada gösterilen orandan az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilir. İcra inkar tazminatına karar verilebilmesi için alacağın belirli ya da belirlenebilir olması gerekir. Özellikle, işçinin kıdemi, ücreti gibi hesap unsurları, işverence bilinen ya da belirlenebilecek hususlardır. 4857 sayılı İş Kanununun 8 ve 28. maddelerinin işverene bu gibi konularda belge düzenleme yükümü yüklediği de gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak, hak tartışmalı ise icra inkâr tazminatına hükmedilemez(Yargıtay HGK. 4.3.2009 gün 2009/ 9-57 E, 2009/ 110 K). 
     Borçlu belirli bir alacak için yapılan icra takibinde borcun bir kısmına itiraz etmek istediğinde, itiraz ettiği kısmı açıkça göstermek zorundadır. Borçlu buna uymaz ve borcun tamamına itiraz ederse, itirazın iptali davası sonucunda borçlu olduğu miktar bakımından icra inkar tazminatı ödemekle yükümlüdür (Yargıtay 9.1-ID. 4.4.2008 gün 2007/ 14360 E, 2008/ 7511 K.). 
     Alacağın likit olması şartıyla itirazın iptali davası sonunda borçlunun itirazının kısmen kabulü halinde dahi, kabul edilen kısım bakımından icra inkar tazminatına hükmedilmelidir. 
     İcra inkar tazminatı, asıl alacak bakımından söze konu olur. İşlemiş faiz isteği yönünden icra inkar tazminatına hükmedilmesi mümkün değildir. 
     İcra takibinde işlemiş faiz için de takip tarihinden itibaren faiz talep edilmiş olması durumunda, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi, faize faiz yürütülmesi anlamına gelir ki, Borçlar Kanunun 104/son ve 3095 Sayılı Yasanın 3. maddesi uyarınca faize faiz yürütülmesi mümkün olmaz. Bu halde, asıl alacak bakımından takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmek suretiyle, faize faiz yürütülmeyecek şekilde hüküm kurulmalıdır. 
     Somut olayda itirazın iptaline karar verilen miktar davalının belgelerine göre hesaplanan ve bu nedenle davalının hesaplayabileceği bir miktar olduğu için likit olarak kabul edilip, icra inkar tazminatına karar verilmesi isabetli ise de hükmedilen icra inkar tazminatı miktarının muğlak bırakılması hatalı olup, bozma sebebi ise de, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün HUMK ’un 436/2. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. 
     SONUÇ: Temyiz olunan kararda hüküm fıkrasında 2. paragrafında yazılı olan “davalıdan. .. %’40 dan az olmamak üzere icra inkar ödencesi alınmasına” 
     kelimelerinin çıkarılarak yerine “… Alacağın %’40’ı olan 2.816,65 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine…” kelimelerinin eklenmesine, hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin 4.40 TL’sinin davacıya arta kalanın davalıya yükletilmesine, 21.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

GECE ÇALIŞMALARINDA İŞÇİNİN SADECE 7,5 SAATTEN FAZLA ÇALIŞMASI DAHİ, FAZLA ÇALIŞMA ÜCRETİ İSTEMESİ İÇİN YETERLİDİR

Yargıtay 9. H.D. 2017/26762 E. , 2017/19556 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, fazla mesai ücreti ve haksız kesinti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 
Hüküm süresi içinde davacı ve davalılar avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili müvekkilinin davalılara ait….Limanı işletmesinde özel güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, müvekkili ve diğer iş arkadaşlarının puantaj kayıtları ve çizelgelerde görüldüğü üzere işyerinde gece ve gündüz dönüşümleri olacak şekilde 12 saat gündüz, 12 saat gece olmak üzere vardiyalı bir biçimde çalışma yaptıklarını, ara dinlenme hakkı verilmediğini, müvekkiline ödenen ücretlerinin davalıların aralarında yaptıkları ihale sözleşmesi ve teknik şartname ile belirlendiğini, davalıların müvekkili ve diğer arkadaşlarının ücretlerini eksik ödedikleri gibi kesintiye gittiklerini, bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile fazla mesai ücreti, ücret alacağı ve haksız kesinti alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiştir.
B) Davalılar Cevabının Özeti:
Davalı … Genel Müdürlüğü vekili özetle; müvekkili şirketin talep edilen alacaklardan sorumluluğu bulunmadığını, ihale makamı olduğunu, kendilerine karşı açılan davanın reddini savunmuştur.
Davalı…Özel Güvenlik Hizmetleri Ltd. Şti. vekili; kendilerinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında ihale yoluyla yüklendiği iş kapsamında idare ile aralarında yapılan şartnamelere uygun olarak işçilerinin ücretlerini ödediklerini, bu şartların dışına çıkmalarının sözleşmede belirtilen ücretlerin ödenmemesinin, eksiltilmesinin veya artırılmasının mümkün olmadığını savunmuştur.
C) Bozma Kararı ve Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere dayanılarak, bozmaya uyularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 
D) Temyiz:
Kararı davacı ve davalılar vekilleri temyiz etmiştir. 
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalıların tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Mahkemenin ilk kararı dairemizin 2015/36234 Esas – 2016/2659 Karar sayılı 15.02.2016 tarihli ilamı ile fazla mesai açısından bozulmuş, bozma kararında yıllık 270 saate dikkat çekilmiş ve özellikle gece çalışmalarından kaynaklanan fazla mesai hesabına ilişkin bozma yapılmıştır. 
Hükmüne uyulan ve usulü kazanılmış hak oluşturan bozma ilamının gece çalışmasına ilişkin kısmına göre davacının çalışma düzeyine göre 1. 2. ve 4. Haftalarda 2 kez 3. Haftada ise 1 kez olmak üzere ayda 7 kez gece çalışması yaptığı ortadadır. Ayda 7 kez yapılan gece çalışması sayısı ve her çalışmanın 12 saat olduğu kesinleşmiştir.
12 saatlik çalışmada 1.5 saat ara dinlenme düşüldüğünde fiili çalışma süresi 10.5 saat olup yapılan gece çalışmasındaki 7.5 saati aşan 3 saat, haftalık çalışma süresine bakılmaksızın fazla çalışmadır. Buna göre davacının gece çalışmasından kaynaklanan toplam süre 3 x 7 = 21 saat olup, her ay için 21 saatlik fazla çalışma hesaplanması gerekirken gece çalışmasına ilişkin İş Kanunu’nun 69. maddesi ve dairemiz içtihatları gözetilmeden davacının fazla çalışma ücretinin tamamen reddi hatalıdır. 
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

FESİH BİLDİRİMİNDE MUTLAKA “FESİH” SÖZCÜĞÜNÜN BULUNMASI ŞART DEĞİLDİR

T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi

2015/14828 E. 2017/17309 K.

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti, izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. 
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I 

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin 28.01.2000-17.02.2005 tarihleri arasında sürekli ve kesintisiz bir şekilde davalıya ait işyerinde ustabaşı olarak 12.00-04.00 saatleri arasında yüzdelik usulüne göre net 950,00 TL aylık ücret ile çalıştığını, 17.02.2005 tarihinde hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkartıldığını ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla mesai ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının müvekkiline ait işyerinde 2004 yılı sonlarında asgari ücret ile çalışmaya başladığını, davacının işyerindeki çalışma süresi boyunca işyerinde diğer çalışanlar ve müşterilere karşı iş ahlakının ve ahlak kurallarının gerektirdiği kurallar dışında davrandığını ve müvekkili tarafından defalarca uyarılmasına karşın müvekkiline tehdit ile cevap verdiğini, davacının işten çıkartılması durumunda başına kötü şeyler geleceğini beyan ederek, davalıyı tehdit ettiğini, davacının arkadaşlarını işyerine getirdiğini ve hesap ödemeden işyerinden ayrıldıklarını, hesabın ödenmesinin istenmesi durumunda işyerinde huzursuzluk çıkartılacağı ve işyerinde her yerin dağıtılacağı yönünde müvekkilini tehdit ettiklerini ve davacının işyerine gelmemesine karşın müvekkilini ve müvekkilinin oğlunu tehdit ederek para aldığını, müvekkili tarafından davacı aleyhine Emniyet Müdürlüğü’ne ve C. Savcılığı’na şikayette bulunulduğunu, sonrasında davacının arkadaşları ile birlikte müvekkiline ait işyerine baskın yaptığını ve müvekkilinin oğlunun ölümüne dövülerek, bıçaklandığını ve işyerinin tamamen dağıtıldığını, davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı işverenin iş sözleşmesini fesihte haklı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. 
D) Temyiz:
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. 
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-İş sözleşmesinin, davalı işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
İş sözleşmesi taraflara sürekli olarak borç yükleyen bir özel hukuk sözleşmesi olsa da, taraflardan herhangi birinin iş sözleşmesini bozmak için karşı tarafa yönelttiği irade açıklamasıyla ilişkiyi sona erdirmesi mümkündür.
Fesih hakkı iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren bozucu yenilik doğuran ve karşı tarafa yöneltilmesi gereken bir haktır.
Maddede düzenlenen bildirimli fesih, belirsiz süreli iş sözleşmeleri için söz konusudur. Başka bir anlatımla belirli süreli iş sözleşmelerinde fesheden tarafın karşı tarafa bildirimde bulunarak önel tanıması gerekmez. 
Fesih bildirimi bir yenilik doğuran hak niteliğini taşıdığından ve karşı tarafın hukukî alanını etkilediğinden, açık ve belirgin biçimde yapılmalıdır. Yine aynı nedenle kural olarak şarta bağlı fesih bildirimi geçerli değildir. 
Fesih bildiriminde “fesih sözcüğünün bulunması gerekmez. Fesih iradesini ortaya koyan ifadelerle eylemli olarak işe devam etmeme hali birleşirse bunun fesih anlamına geldiği kabul edilmelidir. Bazen fesih işverenin olumsuz bir eylemi şeklinde de ortaya çıkabilir. İşçinin işe alınmaması, otomatik geçiş kartına el konulması buna örnek olarak verilebilir. Dairemizce, işverenin tek taraflı olarak ücretsiz izin uygulamasına gitmesi halinde, bunu kabul etmeyen işçi yönünden “işverenin feshi olarak değerlendirilmektedir. 
Fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 109. maddesinin bir sonucudur. Ancak yazılı şekil şartı, geçerlilik koşulu olmayıp ispat şartıdır.
Fesih bildirimi karşı tarafa ulaştığı anda sonuçlarını doğurur. Ulaşma, muhatabın hâkimiyet alanına girdiği andır.
Somut uyuşmazlıkta, dava dilekçesinde davacının iş akdinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiği iddia edilmiş, davalı ise yapılan feshin haklı nedene dayandığını savunmuştur.
Dosya içerisinde, davalı tarafından yapılmış yazılı bir fesih bildirimi bulunmamaktadır. 
Yerel Mahkemenin gerekçesinde dayandığı … 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2007/58 Esas sayılı dosyasındaki 08.12.2010 tarihli C. Başsavcılığı mütalaasında, davalı işverenin müştekiler arasında yer aldığı, davacının ise sanıklar arasında bulunmadığı, aşçı olarak çalışan davacının işverence iş akdine son verilmesi sonrasında 15.03.2005 tarihinde davacı ve arkadaşlarınca işyerinde olay çıkartıldığı mütalaa edilmiştir. Davalı tanığı tarafından da davacının arkadaşlarının işyerinde olay çıkarttığına yönelik beyanlarda bulunulmuş olup, meydana gelen bu olay ve kavgaların davacının iş akdinin feshedildiği tarihten sonra gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Davalı işveren iş akdinin 17.02.2005 tarihinde kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sonlandırıldığını ispat edememiştir. Davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile taleplerin reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. 
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 02.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

EVLENEN KADIN İŞÇİNİN KIDEM TAZMİNATI ALMAK İÇİN İŞ SÖZLESMESİNİ FESHETMESİ SONRADAN BAŞKA BİR İŞTE ÇALIŞMASINA ENGEL DEĞİLDİR

MAHKEME : KOCAELİ 1. İŞ MAHKEMESİ
TARİH : 31/01/2012
NUMARA : 2010/445-2012/92

DAVA :Davacı, yıllık izin ücreti ve fark ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I 

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekil dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin iş akdini evlendiği için feshettiğini, yıllık izinlerinin eksik kullandırıldığını, ücretinin 750 TL olduğunu fakat son aya ilişkin ücretinin asgari ücret kadar kısmının ödendiğini iddia ederek kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin, fark ücret alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle davacının istifa ettiğini, istifasında evlilikten bahsetmediğini, ücretlerinin ödendiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davacı yasal süresi içerisinde temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında iş sözleşmesinin bayan işçi tarafından evlilik sebebiyle feshedilip feshedilmediği ve buna göre kıdem tazminatı hakkının doğup doğmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 120 nci maddesi yollamasıyla, halen yürürlükte olan 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında, bayan işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde evlilik sebebiyle kıdem tazminatına hak kazanabilecek şekilde feshedebileceği hükme bağlanmıştır. Kadın işçinin evlilik sebebiyle fesih hakkı, evlilik tarihinden itibaren başlar. Bu hak, sadece bayan eşe tanınmış olup, resmi evlilik işleminin tamamlanmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır.
Kadın işçinin evlilik öncesinde bu hakkını kullanması da olanaksızdır. Yine evlilik öncesi çeşitli işlemlerin yapılmasının işe devamsızlık noktasında geçerli mazereti oluşturup oluşturmayacağı her bir olay yönünden değerlendirilmelidir. 
Kadın işçinin yasanın tanıdığı fesih hakkını kullanması halinde, kıdem tazminatı talep hakkı doğar. Feshin işverence kabul edilmesi gerekmez. Aynı zamanda işçinin işverene ihbar öneli tanıması zorunluluğu da bulunmamaktadır. 
Kadın işçinin, iş sözleşmesini evlilik nedenine dayalı olarak feshine rağmen başka bir işte çalışmaya başlamasının yasal hakkın kötüye kullanımı olup olmadığı her bir somut olay yönünden ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Evliliğin kadına yüklediği toplumsal sorumluluğun bir gereği olarak yasada belirtilen fesih hakkı tanınmıştır. Çalışma hayatının evlilikle birlikte gereği gibi yürütülemeyeceği düşüncesi, aile birliğinin korunması ve kadının aile ile ilgili görevleri, yasakoyucuyu bu doğrultuda bir düzenlemeye yöneltmiştir. Bununla birlikte Anayasal temeli olan çalışma hak ve hürriyetinin ortadan kaldırılması düşünülemez. Kadın işçinin evlilik nedenine bağlı feshinin ardından kısa bir süre sonra yeniden çalışmasının gerekleri ortaya çıkmış olabilir. Hatta kadın işçi evlilik nedenine dayalı feshin ardından ara vermeksizin başka bir işyerinde çalışmaya başlayabilir ve bu durum evliliğin kadına yüklediği görevlerin yerine getirilmesi noktasında daha olumlu sonuçlar doğurabilir. 
Somut olayda; dosyada bulunan evlilik cüzdanı suretinden davacı işçinin 02.08.2008 tarihinde evlendiği, 06.07.2009 tarihli istifa dilekçesine göre sözleşmeli olarak çalıştığı davalı yanında artık çalışmak istemediğini bildirdiği, davacının dava dilekçesinde iş akdini evlenmesi gerekçesi ile feshettiğini beyan ettiği, iş akdinin kanunda öngörülen 1 yıllık süre içerisinde feshedildiği anlaşılmakla davacı işçinin kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 20.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

“İŞ HUKUKU UZMANI” OLMAK

 

“İŞ HUKUKU UZMANI” OLMAK!

Herkesin her işten anlamasına çok alışığız. Bilmiyorum demek ne kadar zor bu memlekette. Kimse bir alanda uzmanlaşmanın derdinde değil. Bir alana kanalize olmaya çalışırken diğer alanda gelecek işleri kaçırırsam korkusu, bir şey olmak yerine hiçbir şey olmamaya itiyor insanları.

Biz avukatlar açısından da durum farklı mı sanki? Her işten anlarım diyen meslektaşlar yok mu hiç etrafımızda bir düşünün. Başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum. Bir davasına baktığım müvekkilim bir suçtan dolayı gözaltına alınmış. Aradılar, yardım istediler. Gelmesine geleyim ama ceza hukuku uzmanlığım değil. Bir ceza avukatına danışsanız daha uygun olur sanki dedim. Yok, ille de gelin Selçuk Bey deyince kıramadım gittim. Aslında teselli vermekten öte bir katkım olmayacağını da bilmeme rağmen. Yeri gelmişken; avukatlık çok nevi şahsına münhasır bir meslek. Her meslek önemlidir tabi ama bizimki bir başka. Müvekkilin derdiyle dertleniyorsunuz. Her zaman hukuki bir şeyler yapmanız da şart değil. Bazen sadece müvekkilinizin yanında olmanız bile onun için kafi..

Gittim, ifadeye katıldım. İfadeden çıktıktan sonra bir kadın meslektaşım daha geldi. Ceza hukuku uzmanlığınız mı diye sordum. Tam benim uzmanlığım değil baştan belirteyim dememe kalmadan, “ben her işe bakıyorum” dedi. Sanki onu küçümsemek için sormuşum da savunmaya geçmişçesine. Peki dedim.. “Benim uzmanlığım değil” de…

İfadeden sonra tutukluluğa sevk, tutuklama duruşması derken bütün süreci beraber yürüttük. Ama sağ olsun meslektaşıma katılıyorum demekten öte bir beyanda bulunmadı.. Müvekkilin hangimizin daha çok bilgisi olduğunu anlaması da uzun sürmedi zaten.. Kızıyorum böyle olunca işte.. Neden? Ne gerek var her işle ilgilenmeye? Siz hiçbir kbb doktorunu omurilik ameliyatı yaparken gördünüz mü? Ya da bir jinekoloğun kalbe stent taktığını?

Ben böyle olmayayım dedim. Birkaç alan seçtim kendime ve o alanlarda ilerledim. En önemlisi de “İŞ HUKUKU” tabi. Aslında her avukat anlar biraz iş hukukundan. Hemen her avukatın iş davası da vardır az çok. Ama İş Hukuku hiç de öyle göründüğü gibi basit bir alan değil. Zaten işçinin kazandığı, bilirkişinin hesaplamasıyla alacağın ortaya çıktığı, her işçi alacağının talep konusu edildiği, elbet 100-200 bir şeylerin çıktığı bir kısmi dava türü değildir aslında.

Bir konu hakkında ne kadar araştırma yaparsanız, o kadar az şey bildiğinizi anlıyorsunuz. Her araştırmada öğrendiğiniz yeni şeyler, önceki davalarınızda yaptığınız hataları ortaya çıkarıyor. Böyle olunca, daha hızlı ve daha çok araştırmaya başlıyorsunuz ki yeni hatalar yapmayasınız.

Bazı dava oluyor, iki sayfada anlatıyorsunuz meramınızı. Ama bazı davalar da oluyor ki, haftalarca araştırıp, kütüphanelere kapanıp yüzlerce sayfa kitap okuyup, tüm içtihatları tarayıp onbeş yirmi sayfa dilekçe yazıyorsunuz ve yine de emin olamıyorsunuz acaba anlatabildik mi derdimizi diye…

Bir davayı kazanmak için sadece dava dilekçesi yazmak yeterli değildir. Davayı açacağınız Mahkeme İstanbul’da mı, yoksa 3. bölge bir Anadolu adliyesinin her işe bakan Asliye Hukuk Mahkemesi mi öğrenmek lazım.. İstanbul İş Mahkemesi hakimine bir sayfada anlatabileceğiniz bir vakıayı, Kavak Asliye Hukuk Mahkemesi’ne ancak onbeş sayfada anlatabiliyorsunuz. Neden mi? Çünkü hakimin yaşı daha yirmilerde… Tecrübe desen yok.. İş Hukuku falan Hak getire.. Böyle bir Mahkemede iş davası açıyorsanız ve açtığınız dava İŞVEREN VEKİLİNİN İŞE İADE DAVASI ise, kılı kırk yarmanız, iş hukukunu sil baştan anlatmanız, mevzuatı, Yargıtay’ın bu konuya bakışını, tüm ihtimalleri, karşı taraftan hangi itirazların gelebileceğini ve bu itirazları nasıl bertaraf edeceğiniz dahil tüm detayları koymak lazım dilekçeye.. Yoksa geçmiş olsun.. Bir içtihada dayanan bir gerekçeli karara kurban gidersiniz ve kaybedersiniz davayı… Bu arada hakimin de suçu yok tabi.. Daha mesleğin başında ve tecrübesiz oluşu kusuru değildir. Varsa kusur, onu vaktinden evvel ve belli bir süre avukatlık yapmadan kürsüye koyan sistemdedir.

Dava dilekçenizi ve delillerinizi böyle kazuistik hazırladığınızda, bir kere maça 1-0 önde başlıyorsunuz. Çünkü hazırsınız ve hazır olduğunuzu önce hakime gösteriyorsunuz, sonra karşı tarafa. Hakimin saygısını kazanıyorsunuz çünkü dilekçenizle ona yardımcı oluyorsunuz. Oturup da sayfalarca kitabı okuyup içtihadı inceleyip vakit kaybettirmiyorsunuz. Siz zaten kılavuzu dava dilekçesi ile eline vermişsiniz hakimin. İkincisi, davalı taraf da dilekçeyi görünce, mücadelenin zorluk katsayısını görüyor ve çeki düzen veriyor kendine… Sonuçta kaliteli bir hukuk savaşı başlıyor.. Ve nasıl başlarsa öyle bitiyor dava… Yani eğer gidişatı siz yönetiyorsanız, maçı da siz kazanıyorsunuz…

Diyeceğim o ki, hiçbir iş göründüğü kadar basit değildir. İş Hukuku da öyle.. “İş Hukuku Uzmanı”yız diyoruz demesine ama bunu derken duvara dayanmıyoruz. İyi ki buradan mezunum dediğim “İstanbul Hukuk” diplomasına, yine oradan aldığımız “İş Hukukunda Arabuluculuk Uzmanlık Eğitimi”ne, okuduğumuz onlarca kitaba, binlerce sayfaya, incelediğimiz yüzlerce içtihat ve kazandığımız onlarca davaya güveniyoruz… Dava kaybetmeyi de sevmiyoruz tabi ama kaybedilen güvenin telafisi olmadığını çok iyi biliyoruz…

 

                                                                                                                      Av. Selçuk ENER

 

İŞVEREN VEKİLLERİNİN İŞ GÜVENCESİ SORUNU

İŞVEREN VEKİLLERİNİN İŞ GÜVENCESİ SORUNU

İş Kanunumuzda tanımlanan işveren vekili ve yardımcıları, kendisine sağlanan haklar ve işverene yakın konumda bulunması bakımından, iş güvencesinden yararlanamamaktadır. Peki kimdir bu işveren vekilleri? Her halükarda iş güvencesinden yani işe iade davası açma hakkından mahrum mudur? Tabii ki hayır ancak iş güvencesinden yararlanmak için bazı şartların oluşması gerekir. Neler mi?

İş Kanunumuzun 2. Maddesinde işveren vekili şu şekilde tanımlanmıştır: “İşveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir.” Bu tanımdan yola çıkarak değerlendirmemiz gereken iki kavram göze çarpmaktadır. Kanun koyucu tarafından çoğu zaman birbiri yerine kullanılan ve toplumda çokça karıştırılan bu iki kavram; işyeri ve işletmedir.

Yine 4857 sayılı İş Kanunumuzun 2. maddesinde işyeri “işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birim” olarak tanımlanmıştır. Maddenin devamında, işverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler(işyerine bağlı yerler) ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçların da işyeri kapsamında değerlendirileceği belirtilmiştir.

İşletme ise kanunumuzda tanımlanmamakla birlikte her şeyden önce iktisadi bir kavram olarak kendisini göstermektedir. İşletme, işyerinden daha geniş ve işyerlerini kapsayan bir kavramdır. Bazı hallerde işletme tek işyerinden oluşabileceği gibi işletme başlığı altında birden fazla işyeri bulunabilir. Örneğin, bir işverenin tek fabrikası varsa bu fabrika hem işyeri hem de işletme durumundadır. Bu hususlar göz önünde bulundurularak işletme, “iktisadi bir amacın gerçekleştirilmesi için işverene ait bir veya birden fazla işyerinin bağlı olduğu organize edilmiş bir bütün” olarak tanımlanmaktadır.

İşveren vekili ile işyeri-işletme ayrımı arasındaki ilişkiye gelecek olursak; İş Kanunumuzun 18. Maddesi feshin geçerli sebebe dayandırılması başlığı altında şu ifadeler yer vermiştir:

İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri hakkında bu madde, 19 ve 21 inci maddeler ile 25 inci maddenin son fıkrası uygulanmaz.”

Burada dikkat etmemiz gereken husus; kanun koyucunun işyerindeki ve işletmedeki işveren vekilleri ile yardımcılarını yetki kapsamına göre ayırmış olmasıdır. Şöyle ki kanun koyucu işletme açısından o işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekillerinin 19 ve 21. maddeleri ile 25. maddesinin son fıkrasından yararlanamayacağını belirtirken; işyeri kapsamında yukarıda saydığımız şarta ek, işçi alma ve çıkarma yetkisine sahip olan işveren vekilleri ile yardımcılarının sayılan maddelerden yararlanamayacağını belirtmiştir.

Yani işletmenin tümünü sevk ve idare eden işveren vekilleri ve yardımcıları sebep gösterilmeden işten çıkarılabileceği gibi işe iade davası da açamayacaktır. İşletme açısından ise işyerinin tümünü sevk ve idare eden AYRICA işçi alma ve çıkarma yetkisine de sahip olan işveren vekilleri ile yardımcıları sebep gösterilmeden işten çıkarılabileceği gibi bu iki yetkiye de sahip ise işe iade davası açamayacaktır. Yerleşik uygulama ve Yargıtay kararları da işyeri açısından iki yetkiyi birlikte aramakta, eğer işveren vekili veya yardımcısı konumunda olan kişi, işyerinin tümünü sevk ve idare edebiliyorken tek başına işçi alımı ya da çıkarımı yapamıyor ise işveren vekili veya yardımcısı olarak kabul edilemeyecek buna binaen de iş akdi sebepsiz yere feshedilemeyeceği gibi işe iade davası açma hakkını da elinde bulundurmaya devam edecektir:

“…İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillerinin ikinci grubunu, işletmenin değil de işyerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleridir. Buna göre, işletmenin bütününü sevk ve idare edenler, başka bir şart aranmaksızın işveren vekili sayılırken; işletmenin değil de işyerinin bütününü sevk ve idare edenlerin 18. madde anlamında işveren vekili sayılabilmesi için ilave olarak, işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisini haiz olması şartı aranır. İşyerinin sevk ve idare ile işçiyi alma ve işten çıkarma yetkisi katlanmış olarak, birlikte aranır. Dolayısıyla bir banka şubesi müdürü ile fabrika müdürü, işyerini sevk ve idare etmekle beraber, özgür iradesi ile işçi alma ve işten çıkarma yetkisi yoksa İş Kanunu’nun 18. maddesi anlamında işveren vekili sayılmaz…” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 10.11.2008 tarih 2008/5920 E. 2008/30467 K.)

Sonuç olarak belirtmek isteriz ki; bir çalışanın ünvanının müdür, genel müdür, icra kurulu üyesi olması iş güvenesinden yararlanamaması için tek başına yeterli değildir. Kişinin işyerindeki ya da işletmedeki pozisyonuna, yetkilerine, tek başına karar alıp alamadığına bakmak gerekir. Yine de şüpheden arınamıyor iseniz, tercihinizi dava açmaktan yana kullanmanızı tavsiye ederiz. Nitekim işe iade davasının maktu harca tabi olması sebebiyle davanın reddi ihtimalinde dahi kişiye külfeti 3-5 bin TL’den fazla olmayacaktır. Ancak davanın kabulü ve işe başlatmama halinde en az 4+4=8 maaş tutarında tazminat alabileceğinizi unutmayın.

 

                                                                             ENER AVUKATLIK BÜROSU

 HİZMET TESPİTİ DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE

Zonguldak'ýn Devrek ilçesinde bulunan tekstil fabrikalarý iþçi bulamamaktan yakýnýyor. Ýlçenin Eðerci beldesinde tekstil alanýnda 12 yýldýr hizmet veren Emirhan Tekstil, yeni iþ talepleri karþýsýnda iþçi kapasitesini 2 katýna çýkartma kararý aldý. Ancak çalýþtýracak kalifiye eleman bulamýyor.

 HİZMET TESPİTİ DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE

         Hizmet tespit davası; sigortalı sayılan bir işte çalışmasına rağmen, işçinin Sosyal Güvenlik Kurumun’a bildirilmediği veya eksik bildirildiği, işverence işe giriş bildiriminde bulunulmasına rağmen hiç prim ödemesi yapılmadığı hallerde açılan davadır.

 

Öncelikle işveren, işçinin işe başladığını 1 ay içerisinde kuruma bildirmekle yükümlüdür. İşçi, işe başladığını kuruma bildirmese bile bu durum işçi adına aleyhe delil teşkil etmez.

 

            HİZMET TESPİTİ DAVASININ ŞARTLARI

Hizmet akdinin bulunması, sigortalı kişilerden olabilmek, çalışılan işyerinin 506 sayılı kanun(Sosyal Sigortalar Kanunu) veya 5510 sayılı kanun(Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu) kapsamında olması, uzun vadeli sigorta türleri için davanın açılmış olması, işverenin işçinin işe başladığına dair belgeleri kuruma vermemiş olması, sigortasız hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde dava açması ve tespiti istenen sürenin başka işyerinde geçen çalışma süresi ile çakışmaması gerekir.

 

PEKİ SİGORTALI SAYILABİLECEK KİŞİLER KİMLERDİR?

506 Sayılı Kanunun 2. Maddesine göre ve 5510 Sayılı Kanunun 4. maddesine göre:

1- Hizmet akdi ile işveren tarafından çalıştırılanlar,

2- İşveren tarafından çalıştırılan sanatçılar, yazarlar ve düşünürler,

3- 657 sk m. 4/c bendi kapsamında çalıştırılan 4/c’li denilen geçici personel,

4- Köy bekçileri,

5- Kamu idarelerince ders ücreti karşılığı görev verilenler,

6- Milli eğitim bakanlığı tarafından düzenlenen kurslarda, “usta” öğretici çalıştırılanlar,

7- Genel ev kadınları,

8- Yabancı uyruklu kişilerden, hizmet akdi ile çalışanlar sigortalı sayılırlar.

 

HİZMET TESPİTİ DAVASININ TARAFLARI

Hizmet tespiti davasının davacılarını; çalışan sigortalı, işveren, sigortalının ölümü halinde hak sahipleri oluşturur. Vasi ise sulh hukuk mahkemesinden izin alarak, hizmet tespiti davası açabilir. Hizmet tespiti davasının davalıları ise; işveren, Sosyal sigortalar kurumu, işveren ölmüş ise mirasçıları, adi şirketin ortakları, iflas işlemleri devam eden şirkette iflas idaresidir.

 

Görevli mahkeme iş mahkemeleridir. Eğer o yerde iş mahkemesi yok ise asliye hukuk mahkemeleri görevlidir. Yetkili mahkemeler ise:

1- Davanın açıldığı tarihte, davalının ikametgâhının bulunduğu yer mahkemesi,

2- İşçinin işini yaptığı yer mahkemesi,

3- Davalılardan herhangi birinin ikametgâhının bulunduğu yer mahkemesi. (Yargıtay 10. HD. 2002/5244 E., 2002/5810 K. nolu ilamında: “…ssk genel müdürlüğünün bulunduğu Ankara’da veya işlemlerin yapıldığı şubenin bulunduğu yerde HUMK 9 ve 17. maddeleri gereğince dava açılabilir” denilmiştir..)

 

PEKİ HİZMET TESPİTİ DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE NEDİR? Hizmet tespiti davalarında hak düşürücü süre 5 yıldır. Mahkeme hak düşürücü sürenin geçip geçmediğini taraflar ileri sürmese bile resen dikkate alabilir. Bu 5 yıllık süre, işçinin hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlar. Eğer işçi, farklı işverenlere ait işyerlerinde çalışıyor ise hak düşürücü süre, her işyerindeki ayrılış tarihinden itibaren başlamış olur.  Ancak bazı hallerde hak düşürücü süre söz konusu olmaz. Bu haller şu Yargıtay kararı ile hükme bağlanmıştır:

“…Davacı, davalı işveren nezdinde çalıştığının tespiti ile işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir. İşverenin, sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nde, işverence Kuruma verilecek belgeler; işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu vs. şeklinde sıralanmıştır. Bu belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir…” (Yargıtay 21. HD. 2008/9842 E., 2009/7830 K.)

 

Görülmektedir ki; işveren tarafından işe giriş belgesi, sigorta primi bildirgesi, dönem bordrosu gibi belgelerden biri kuruma verilmiş ise, hak düşürücü süre işlemez. Eğer eksi hizmetinizin eklenmesi ile emeklilik şartlarını tamamlamış oluyor iseniz, emeklilik başvurusu için Sosyal Güvenlik Kurumun’na başvurmanız, talebinizin reddi üzerine de, iş mahkemelerinde hizmet tespiti davası açmanız gerekmektedir.

 

                                                                                 ENER AVUKATLIK BÜROSU

YAZIYI OKUMADAN İŞ DAVASI AÇMAYIN!!

 İŞ MAHKEMELERİ KANUNU DEĞİŞTİ. YAZIYI OKUMADAN İŞ DAVASI AÇMAYIN!!

İş mahkemelerinin görev, yetki ve yargılama usulüne ilişkin değişiklikler yapan, arabuluculuğu dava şartı haline getiren yeni Kanun 25.10.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Yasada önemli değişiklikler göze çarpıyor.

  • ARABULUCU:

İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri hariç işçi ve işveren alacaklarından doğan davalarda ve işe iade davalarında arabulucuya başvuru dava şartı haline getirildi. Arabulucuya başvurulmadan açılan davaların usulden reddedileceği, bu red kararının tebliğinden sonra da arabulucuya başvurma imkanının olacağı değişikliklerden birisi.

  • GÖREV:

İş Mahkemeleri’nin görevi genişletildi. İş akdine bağlı olarak çalışılması şartıyla 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasındaki her türlü hukuk uyuşmazlıkları da iş Mahkemesi’nin görev kapsamına dahil edildi. Buna göre; Borçlar Kanunu’na tabi olarak çalışan işçilerin davaları da, artık Asliye Hukuk Mahkemesi’nde değil, İş Mahkemesi’nde görülecek.

  • KANU YOLU:

Bu kanuna tabi davalarda kanun yoluna başvurma süresi, kararın TEBLİĞİNDEN başlayacak. İşe iade davalarında verilen kararlara BAM kararları kesin nitelikte olacak ve temyiz edilemeyecek. Aynı şekilde 6356 sayılı yasadan kaynaklı bazı davalarda da BAM’ın kararı kesin nitelikte olacak.

  • ZAMANAŞIMI:

En önemli değişikliklerden birisi de, zamanaşımı sürelerinin kısaltılmış olması. Kıdem ve ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve eşit davranmama tazminatında zamanaşımı 5 yıl olarak belirlendi. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra sona eren sözleşmeler için yeni zamanaşımı geçerli olacak. Kanunun yürürlüğe girmesinden önce sona ermiş sözleşmelerden dolayı işlemeye başlayan zamanaşımı süreleri, bu yasayla öngörülenden fazla ise, bu kanundaki ile sınırlı olacağı düzenlenmiş. Bu maddeye çok dikkat etmek gerektiği, Kanunun yürürlüğe girmesinden önce sona eren sözleşmeler için açılacak davalarda zamanaşımı hususunun iyi tespit edilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü bu madde bugün itibariyle yürürlükte.

 

Yeni yasa ile ilgili tespit ettiğim önemli değişiklikler şimdilik bunlar.. Faydalı olması temennisi ile…

 

            Av. Selçuk ENER

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.