December 13, 2019 admin

YARGITAY (İŞ) DAİRELERİ ARASINDAKİ GÖRÜŞ FARKLILIKLARI IŞIĞINDA, BELİRSİZ ALACAK DAVASI İLE KISMİ ALACAK DAVASI ARASINDAKİ FARKLAR

Belirsiz Alacak Davası ve Kısmi Dava birbirlerine benzer iki dava türü olup zaman zaman karıştırılma ihtimali bulunan iki dava çeşididir. 6100 sayılı Kanunumuz ile hukukumuza ilk kez giren belirsiz alacak davası ile kısmi davanın sınırları tam belli olmadığından dolayı böyle bir sorun gündeme gelmektedir. Ancak bu iki dava türü birbirinden farklı olup ayrı ayrı şartları bulunmaktadır.

A-) Kısmi Dava

6100 sayılı kanunumuzun 109. Maddesinde düzenlenen kısmi davaya göre aynı hukuki ilişkiden doğan bir alacağın, yalnızca belirli bir bölümünün dava edilmesidir. Yani, sahibi olunan alacak hakkı, tamamen değil, kısmen davaya konu edilmekte ve bilinçli olarak bir kısmı dava dışı bırakılmaktadır.

“…Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir…”

            Madde metninde dikkat çeken şu hususa değinmek gerekirse; bu davanın açılabilmesi için alacak miktarının bölünebilir olması gerekmektedir. Alacak miktarı bölünebilir değil ise kısmi dava açılması mümkün değildir.

Peki kısmi dava açılmasının arkasında yatan sebep nedir?

Davacı tarafından hak kazanıldığı düşünülen alacağınvarlığının ispat edilememesi sonucunda, mevcut davanın kaybedilmesi tehlikesi bulunmaktadır. Bu durumda alacak hakkının hepsi davaya konu edilir ise yargılama giderleri de buna bağlı olarak yüksek olacaktır. Bunun yerine dava edilen alacak miktarı davacı tarafından bilinçli bir şekilde “düşük” tutulmakta; böylelikle davanın kaybedilmesi neticesinde ödenecek olan yargılama giderleri de düşük olmaktadır.

Kısmi davanın seyri esnasında, alacak miktarı ıslah edilerek bakiye alacak miktarı da mevcut davaya konu edilebileceği gibi, bakiye alacak için yeni bir dava da açılabilir. Bu durumda önceki davanın hükmü yeni açılacak bakiye alacak davası için kesin hüküm teşkil edecektir. Bu durumda davacının alacağını ispat etmesi yeni davada daha kolay olacaktır.

Kısmi dava açısından zamanaşımı hususuna değinecek olursak; zamanaşımı süresi, alacağın yalnızca davaya konusu edilmiş olan miktarı açından kesilir. Davaya dahil edilmeyen kısım açısından ise zamanaşımı süresi işlemeye devam eder. Ta ki; ıslah yapılana veyahut bakiye alacak için yeni bir dava açılana dek.

Kısmi dava ile ilgili şu hususa da değinmek gerekir: Davaya konu edilen miktar için faizin işlemeye başladığı tarih borçlunun temerrüde düştüğü tarih iken, dava dışı bırakılan kısım için ise faizin işlemeye başladığı tarih ıslah tarihi veya yeni dava açılmış ise o davanın açılış tarihidir.

B-) Belirsiz Alacak Davası

            Belirsiz alacak davası yukarıda da bahsettiğimiz üzere hukukumuza ilk kez 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nu ile girmiştir. Belirsiz alacak davası bu kanunumuzun 107. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre;

Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

            Maddeden de görüleceği üzere; davaya konu edilecek olan alacak miktarı, davacının tüm dikkat ve özenine rağmen tam olarak belirlenemiyorsa veya söz konusu belirsizliğin giderilmesi objektif olarak olanaksızsa dava “belirsiz alacak davası” olarak açılabilecektir.

Belirsiz alacak davası için bir diğer önemli husus ise; belirsiz alacak davasında davacının, alacak miktarını ıslaha gerek kalmadan ve iddiayı genişletme yasağına tabi olmadan arttırılabilmesidir. HMK 107. maddenin 2. Fıkrası da bu durumu düzenlemektedir:

Yargılamanın ilerleyen safhalarında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.

            Hukukumuzda belirsiz alacak davasına ait düzenlemeler dikkate alındığında belirsiz alacak davası 3 şekilde açılabilmektedir:

  • Eda Davası Niteliğinde Olan Belirsiz Alacak Davası: Bu şekilde açılacak belirsiz alacak davaları tahsil amacı taşımakta olup davacının dava başında belirleyebildiği bir miktarı dava dilekçesinde göstermesi gerekir. Davanın ilerleyen aşamalarında alacak miktarı belirlenebilir olduğu anda davacı ıslaha gerek olmaksızın ve iddia genişletme yasağına takılmaksızın dava dilekçesinde belirtmiş olduğu miktarı arttırabilecektir.
  • Kısmi Eda Ve Külli Tespit Davası: Bu tür belirsiz alacak davasında ise davacının belirleyebildiği bir miktarı dava dilekçesinde göstermesine gerek yoktur. Yukarıda açıklamış olduğumuz kısmi davada olduğu gibi davacı istediği bir miktarı dava dilekçesinde belirtebilir. Ancak davanın belirsiz alacak davası olduğunun dava dilekçesinde belirtilmesi gerekir. Ayrıca davacı kalan miktarın tespitini de istediğini talep etmelidir. Bu dava türünün kısmi davadan farkı aşağıda açıklayacağımız üzere zamanaşımının kesilmesi anında ortaya çıkmaktadır.
  • Tespit Niteliği Taşıyan Belirsiz Alacak Davası: Bu durumda mahkemece tespit hükmü kurulacaktır. Ancak bu hüküm tespit niteliği taşıdığından ilamlı icraya konu olmayacaktır.

Belirsiz alacak davasında zamanaşımı hususuna değinecek olursak; belirsiz alacak davasının açılması ile birlikte, alacağın miktarı tam olarak dava esnasında belirli olsa dahi tüm alacak bakımından zamanaşımı o tarihte kesilmektedir.

Belirsiz alacak davasında faiz başlangıç tarihi; alacağın tamamı dava esnasında belirli hale gelse dahi tüm alacak bakımından borçlunun temerrüt tarihidir.

“…Tahsil talepli belirsiz alacak davasında, dava tarihinde alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir. Faiz başlangıcı, davadan önce temerrüt söz konusu değilse dava tarihi olmalıdır. Alacak belirlendikten sonra arttırılan kısım için faiz başlangıcı temerrüt ya da dava tarihidir. Belirtmek gerekir ki, belirsiz alacak davasının alacaklıya sağladığı bütün imkânlar bir tek tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında ortaya çıkar.

Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılabileceği HMK’nın 107/3. maddesinde kabul edilmiş olmakla, davanın miktar belirtmeden açılması da imkân dâhilindedir. Bu halde hukuki yarar yokluğu ile ilgili tartışmalara mahal vermemek için, 107. maddenin son cümlesinde, belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılmasında hukuki yararın bulunduğu ifade edilmiştir.

Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılabilmesinin en önemli sonucu, belirsiz alacak tespit davasının da alacak için zamanaşımını kesmesidir. Bu husus, 107. maddenin gerekçesinde açıklanmıştır.

Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılmasının ardından, alacağın yargılama sırasında belirlenmesi üzerine HMK’nın 107/2. maddesine göre miktarın arttırılması mümkün değildir. Zira sözü edilen hüküm, belirsiz alacak davasının miktar belirtilmesi yoluyla eda davası biçiminde açılması halinde uygulama alanı bulabilir. Ancak belirsiz alacak tespit davasında yapılan yargılama ile alacak belirlendikten sonra, davanın tamamen ıslahı suretiyle alacağın tahsili talep edilebilir.

Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılması ve ardından ıslahla eda davasına dönüştürülmesinin, davanın belirli bir miktar üzerinden açılmasından farkı, faiz başlangıcı noktasında kendisini gösterir. Belirsiz alacak davası tespit davası olarak açıldığında faiz başlangıcı, alacakların rakam olarak talep edildiği ıslah tarihi olmalıdır.

HMK 107. maddesinin gerekçesine göre belirsiz alacak davasının, kısmen eda davasıyla birlikte külli tespit davası olarak da açılabilmesi imkân dâhilindedir. O halde belirsiz alacak davasında bir miktarın tahsili yanında, kalan tutarın tespiti istenebilecek ve yargılama sırasında belirlendiğinde kalan miktar da talep edilebilecektir.

Kısmi eda külli tespit davasının açıldığı anda alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir. Ancak faiz başlangıcı açısından tahsil amaçlı belirsiz alacak davasından farklı bir durum vardır. Davaya konu edilen miktar bakımından faiz başlangıcı olarak dava tarihi kabul edilmelidir. Alacağın kalan kısmın sadece tespiti istenmiş olmakla, belirlenen bakiye alacak miktarının ilerde talep edildiği tarihten itibaren faize karar verilmelidir… (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2014/24405 E., 2015/16279 K.)

“…HMK.nın 107. maddesinin gerekçesine göre belirsiz alacak davasının, kısmen eda davasıyla birlikte külli tespit davası olarak da açılabilmesi imkan dahilindedir. O halde belirsiz alacak davasında bir miktarın tahsili yanında, kalan tutarın tespiti istenebilecek ve yargılama sırasında belirlendiğinde kalan miktar da talep edilebilecektir. Bunun tam eda davasından farkı, belirlenebilen miktarın talebi yerine, kısmi bir miktarın istenebilmesidir. Örneğin belirsiz bir alacak için alacaklı tarafından belirsiz alacak davası açıldığında ve 100,00 TL için tahsil, kalan miktarı için ise alacağın tespiti istendiğinde kısmi eda külli tespit davasından söz edilir. Zira alacaklı işveren veya resmi kurum kayıtlarında geçen belirleyebildiği miktarı davaya konu etmek yerine, farazi bir miktar için talepte bulunmuştur. Sözü edilen davanın kısmi davadan farkı ise, alacaklının kısmi dava açtığını belirtmeksizin belirsiz alacak davasından söz ederek taleplerde bulunmasına dayanır. Yukarıda açıklandığı üzere belirsiz bir alacak için alacaklının açıkça kısmi dava açtığını belirterek talepte bulunması veya belirsiz alacaktan söz edilmeksizin kısmi taleplerde bulunulması halinde davanın kısmi dava olarak açıldığı kabul edilir. Kısmi eda külli tespit davasının açıldığı anda alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir. Ancak faiz başlangıcı açısından tahsil amaçlı belirsiz alacak davasından farklı bir durum vardır. Kıdem tazminatı dışındaki alacaklarda, davadan önce temerrüt olmadığı taktirde davaya konu edilen miktarlar için faiz başlangıcı olarak dava tarihi kabul edilmelidir. Dava dilekçesi ile alacağın kalan kısmının sadece tespiti istenmiş olmakla, belirlenen bakiye alacak miktarına ilerde talep edildiği tarihten itibaren faiz yürütülmesine karar verilmelidir. Somut olayda, davacı tarafından açılan dava, belirsiz alacak davası türlerinden kısmi eda, külli tespit davası niteliğinde olduğundan kıdem tazminatı dışındaki ücret alacağı, fazla çalışma ücreti, dini ve milli bayramlar ile genel tatil alacaklarının ıslahla arttırılan miktarlarına ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken, bu alacakların tamamına dava tarihinden faiz yürütülmesi hatalı olup bozma sebebi ise de, bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün 6100 Sayılı HMK’nun geçici 3/2. Maddesi yollaması ile 1086 Sayılı HUMK.nun 438/7. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir…” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2014/27631 E., 2016/163 K.)

            İşçilik alacaklarının belirsiz alacak davasına konu edilip edilemeyeceği hususunda ise Yargıtay Dairleri arasında görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Hal böyle olunca bu durum Yargıtay İçtihadı Birleştirme Dairesi’nin önüne kadar gitmiş ve ortaya şöyle bir karar çıkmıştır:

“…Kıdem tazminatına esas alınacak olan ücretin tespitinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32’nci maddesinde sözü edilen asıl ücrete ek olarak işçiye sağlanan para veya para ile ölçülebilen menfaatler göz önünde tutulur. Buna göre ikramiye, devamlılık arz eden prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, kira aydınlatma, servis yardımı, yemek yardımı ve benzeri ödemeler kıdem tazminatı hesabında dikkate alınır. İşçiye sağlanan özel sağlık sigortası yardımı ya da hayat sigortası prim ödemeleri de para ile ölçülebilen menfaatler kavramına dahil olup, tazminata esas ücrete eklenmelidir. Satış rakamları ya da başkaca verilere göre hesaplanan prim değişkenlik gösterse de, kıdem tazminatı hesabında genişletilmiş ücret kavramı içinde değerlendirilmelidir. Ücret dışındaki para veya para ile ölçülebilen menfaatlerin tazminata yansıtılmasında son bir yıl içinde yapılan ödemeler toplamının 365’e bölünmesi suretiyle bir güne düşen miktarın belirleneceği kabul edilmektedir.

Belirsiz süreli iş sözleşmesini haklı bir nedeni olmaksızın ve usulüne uygun bildirim öneli tanımadan fesheden tarafın, karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminat olan ihbar tazminatının hesabına esas alınacak ücretin tespiti de kıdem tazminatı ile aynı esaslara tabidir.

Yıllık izin ücreti ise 4857 sayılı İş Kanunu’nun 59’uncu maddesi gereğince iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde, kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin karşılığı olarak işçiye ödenmesi gereken tutardır.

Buna göre gerek ücret alacağı, gerekse feshe bağlı alacaklar olan kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücretlerinin hesaplanabilmesi için zorunlu unsurlardan en önemlisi ücretin miktarıdır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 32’nci maddesinin ilk fıkrasında genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. İş sözleşmesinin tarafları, asgari ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler.

Ücret miktarı, iş sözleşmesinde maktu bir tutar olarak yahut asgari ücret olarak kararlaştırılabilir. Böyle bir durumda ücret miktarı taraflar açısından belirli olduğundan, bu açıdan feshe bağlı alacakların belirsiz alacak niteliğinde olmadığı kabul edilebilir.

Diğer taraftan yüzde usulü ücret, parça başı ücret yahut çıplak ücrete ilaveten prim sistemi ve buna benzer usuller ile çalışılması ve bu anlamda ücret alacağının varlığı ve miktarının münhasıran işveren kayıtlarına dayalı olarak belirlenebileceği durumlarda ücret miktarı taraflar arasında belirli şekilde kararlaştırılmadığından, aynı sonuca ulaşılamayacaktır. Bu gibi durumlarda, ücret miktarının tespiti işveren kayıtlarının incelenmesi ile olanaklı olduğundan, belirsiz alacak davasının açılabileceği kabul edilebilecektir.

İşçinin bireysel iş sözleşmesinden kaynaklanan feshe bağlı olmaksızın talep edebileceği alacaklar genel olarak ücret alacağı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ve genel tatil ücreti alacakları olarak ifade edilebilir.

Fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ve genel tatil ücreti alacaklarının tanık beyanlarına dayalı olarak belirlenmesi durumunda, davacının öngöremeyeceği ve tamamen hâkimin takdirine bağlı oranda uygun bir indirim yapılacağından, bu durumda söz konusu alacakların belirsiz nitelikte olduğu konusunda uygulama birliği mevcuttur.

Bu itibarla bireysel iş sözleşmesine dayalı talepler açısından, her somut olayın özellikleri gözetilerek belirsiz alacak davasının açılabilmesi için gereken şartların mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Son olarak toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklara da değinmek gerekirse, bu tür alacaklar yönünden de yukarıda belirtilen açıklamalar geçerlidir. Her somut olayın özelliği, toplu iş sözleşmesinde düzenlenen alacağın niteliği ve hesaplanma şekline göre, belirsiz alacak davasının koşullarının mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi gerekecektir.

Yukarıda açıklanan bu bilgiler ışığında özetle, bir alacağın belirsiz olup olmadığı ile ilgili olarak kabul edilen kıstaslar, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin;

1- Davacının kendisinden beklenememesi,

2- Bunun olanaksız olması,

3- Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması, olarak ifade edilebilir.

İşçilik alacakları bakımından da, belirtilen kıstaslar doğrultusunda, talep edilen alacağın niteliği, hesaplanma şekli, alacağın miktarının münhasıran işveren kayıtlarına dayalı olarak tespit edilip edilmediği, alacağın miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenip beklenemeyeceği, talep edilen alacak toplu iş sözleşmesinden kaynaklanmakta ise düzenlemenin niteliği ve objektif olarak belirlenebilmesinin mümkün olup olmadığı gibi ve buna benzer hususlar gözetilerek somut uyuşmazlığın koşullarına göre değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

IV. SONUÇ

İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sonucunda, işçilik alacaklarının çok değişik tür ve nitelikte uyuşmazlık olarak mahkemeler önüne gelebileceği, aynı tür ve nitelikteki işçilik alacaklarında dahi her defasında alacağın belirli veya belirsiz olmasından söz edilmesinin mümkün olmadığı, her bir somut olayın özelliğine göre mahkemelerin alacağın belirli mi yoksa belirsiz alacak mı olduğunu tespit etmeleri gerektiği, alacağın türü itibariyle bir alacağın belirli veya belirsiz alacak olduğundan söz edilemeyeceği, bu hususta yapılacak içtihadı birleştirmenin, içtihadı birleştirme kararlarının soyut, genel ve her defasında geçerli normatif yapısıyla bağdaşmadığı gerekçeleriyle içtihadı birleştirmeye gerek olmadığına, 15.12.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 2016/6 E., 2017/5 K.)

Sonuç olarak; bu iki dava türü, birbiriyle karıştırılabilecek bir nitelikte olsa dahi açıklamış olduğumuz üzere iki dava türü arasında önemli farklar bulunmaktadır. Bu farkları kısaca özetleyecek olursak;

  • Alacaklının talep edeceği alacak miktarı, tam ve kesin olarak belirlenebilir nitelikte değilse, belirsiz alacak davası açılabilecektir. Kısmi davada ise davacının talep edeceği alacak miktarı tamamen belirli veya belirlenebilecek niteliktedir.
  • Belirsiz alacak davasının açılmasıyla birlikte o tarihte alacaklının, alacağının tamamı için hak düşürücü süre ve zamanaşımı kesilecektir. Kısmi davada ise yalnızca dava başında talep edilen alacak için hak düşürücü süre ve zamanaşımı kesilecektir. Davaya konu edilmeyen kısım için ise hak düşürücü süre ve zamanaşımı işlemeye devam edecektir.
  • Belirsiz alacak davası yolunu tercih eden davacı; iddianın genişletilmesi yasağına takılmaksızın ve ıslaha başvurmaksızın dava açtığı sırada belirttiği talebini artırabilir. Bu artırdığı meblağa işleyecek faizin başlangıç tarihi ise borçlunun temerrüt tarihidir. Ancak kısmi davada alacaklının başlangıçta ileri sürdüğü talebini artırabilmesi için ıslah yoluna başvurması gerekir. Davaya başta konu edilmeyen ve ıslah ile davaya dahil edilen kısım açısından işleyecek faizin başlangıç tarihi ise ıslah tarihidir.
  • Belirsiz alacak davası sadece para alacakları için söz konusu olabilirken kısmi dava açısından böyle bir şart yoktur.
  • Kısmi dava açılabilmesi için, kanunda da belirtildiği üzere bütün alacağın aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve bölünebilir nitelikte olması gerekmektedir.
  • Son olarak; bir davacının dava dilekçesinde açmış olduğu davayı açıkça kısmi dava olarak nitelendirmesine gerek yoktur, alacak miktarının yalnızca bir kısmının dava edildiğinin anlaşılması yeterlidir. Ancak belirsiz alacak davasını açısından durum farklıdır. Şöyle ki açılacak davanın belirsiz alacak davası olduğu dava dilekçesinden anlaşılmalı ve dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olduğuna ilişkin ibareler yer almalıdır.

Görüleceği üzere; tüm bu sebeplerden dolayı, açılacak dava türünü seçerken dikkatli davranmalı ve o dava türüne ait şartların yerine getirildiğinden emin olunmalıdır.

Av. Mehmet ÇELİK & Av. Selçuk ENER

Tagged: , , , , , , , ,

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.