November 5, 2020 admin

6502 SAYILI TKHK’YA KONU SÖZLEŞMELER VE TÜKETİCİ HUKUKUNDA AYIPLI MAL VEYA HİZMET KARŞISINDA TÜKETİCİNİN SAHİP OLDUĞU SEÇİMLİK HAKLAR

2013 yılında yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) hukukumuzda kendine münhasır yeni bir alanın oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bu yazımızda biz de bu kanunla beraber hayatımıza giren sözleşmelerden ve tüketicinin bu sözleşmelerde taahhüt edilen mal veya hizmetlerin ayıplı ifası karşısında başvurabileceği seçimlik haklardan bahsedeceğiz.

Tüketici sözleşmelerinin tarafları girişimciler ve tüketicilerdir. Girişimciler hizmet sağlayıcılar, tüketiciler ise hizmeti talep ederek bunun karşılığında bir bedel ödemeyi kabul eden kişilerdir.  Buradan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda görevli mahkeme Tüketici Mahkemeleridir.

“6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 3/1-k maddesinde tüketicinin; “ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi” ifade edeceği, 3/1-l maddesinde ise tüketici işleminin; “mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi” ifade edeceği düzenlenmiş, aynı kanunun 73/1 maddesinde de; tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalara bakmaya tüketici mahkemelerinin görevli olduğu hüküm altına alınmıştır.”

         (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E: 2015/14275, K: 2016/27, T:11.01.2016)

Tüketici sözleşmeleri, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un dördüncü kısmında beş ayrı bölüm olarak düzenlenmektedir. İlgili Kanuna göre bu sözleşmeler aşağıda sıralanmaktadır.

  • Taksitle satış sözleşmeleri (TKHK m. 17),
  • Tüketici kredisi sözleşmeleri (TKHK m. 22),
  • Konut finasmanı sözleşmeleri (TKHK m. 32),
  • Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri (TKHK m. 40)
  • TKHK m. 47 vd düzenlenen diğer tüketici sözleşmeleridir.

Bir de ayıplı mal dediğimiz bir kavram vardır ki Roma’dan bu yana hukuk literatürünün içerisindeki aktif kavramlardan bir tanesidir. Sözleşmeye konu olan malın ayıplı olması durumunda satıcının sorumlu tutulması ilk olarak Roma’da “Ius Civile” denen kanununda düzenlenmiştir. Ayıplı malın tanımı TKHK’nın 8. Maddesinde şu şekilde yapılır:

“Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır.

 Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir.”

Nitekim aşağıdaki Yargıtay kararında da söz konusu kavramın tanım ve kapsamı belirtilmiştir.

“Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir.” denilmekte, devam eden fıkralarda ise buna ilişkin biçimsel koşullar sayılmaktadır. Ayıp; yasa ya da sözleşmede öngörülen unsurlardan birinin veya birkaçının eksikliği ya da olmaması gereken vasıfların olmasıdır.”

   (Yargıtay 13. HD E: 2016/28270, K: 2019/11433, T: 25.11.2019)

Ayıplı maldan kimin sorumlu tutulacağı (TKHK-9)’da açıklanmaktadır. İlgili düzenlemeye göre satıcı, malı satış sözleşmesine uygun olarak tüketiciye teslim etmekle yükümlüdür. Teslim tarihinden itibaren altı ay içerisinde ortaya çıkan ayıpların teslim tarihinde de var olduğu kabul edilir. Bu durumda malın ayıplı olmadığının ispatı satıcıya aittir. Ancak tüketici, sözleşmenin kurulduğu tarihte ayıptan haberdar ise veya haberdar olması kendisinden beklenir bir hal söz konusu ise sözleşmeye aykırılıktan bahsedilemez. Bunlar dışındaki ayıplara karşı ise tüketicinin seçimlik hakları kanunda güvence altına alınmıştır.

“Maddeye göre, tüketici kendisine sağlanan mal ve hizmetle ilgili ayıplı olup olmama konusunda gerekli muayeneyi (denetimi) yapacak ve bu muayene sonucu, mal ya da hizmetle ilgili saptadığı ayıpları, mal veya hizmetin sağlanmasından itibaren ihbar süreleri içinde, kendisine mal ya da hizmet sağlayan sözleşmenin tarafına bildirecektir. Bu bildirim (ayıp ihbarı) ödevi ihmal edildiğinde, tüketici, ayıba dayalı yasal haklarını kaybedecektir. 6098 Sayılı TBK.’nun bu konudaki 223. (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 198/2’de) maddesinde ifade edildiği gibi, ayıp ihbarının yapılmaması, tüketicinin ifa konusu mal ya da hizmeti, bulunduğu hal üzere kabul ettiği sonucunu doğuracak ve bu yönde gerçekleşen varsayımın aksi, hiçbir suretle kanıtlanamayacaktır.”

      (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E: 2017/3545, K: 2020/2356, T: 18.02.2020)

Malın ayıplı olduğunun anlaşılması üzerine tüketicinin ilgili sözleşmeden doğan birtakım seçimlik hakları mevcuttur. Bu haklar ilgili kanunun 11. maddesinde şu şekilde sayılmıştır:

“(1) Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici;

a) Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,

b) Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme,

c) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme,

ç) İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme, seçimlik haklarından birini kullanabilir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.”

“6502 sayılı yasanın 11. maddesinde, malın ayıplı olması durumunda tüketicinin seçimlik hakları düzenlenmiştir. Bu seçimlik haklarda tüketici; bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür Açıklandığı şekilde tüketici seçimlik haklarından herhangi birisini kullanabilecektir. Ne var ki tüketici bu hakkını kullanırken objektif iyi niyet kuralları içerisinde hareket etmek zorundadır.” 

    (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E: 2016/31073, K: 2019/6383, T: 21.05.2019)

Kanun veya taraflar arasındaki sözleşmelerde daha uzun bir süre belirlenmedikçe ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren iki yıllık bir zamanaşımına tabidir. Bu zamanaşımı süresinin değişkenlik gösterdiği bazı istisnalar TKHK’nın 12. maddesinde düzenlenmiştir.

“Dava konusu taşınmazın davacıya satışı 6502 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonradır. Aynı kanunun 10. maddesinde ise herhangi bir ihbar yükümlülüğü bulunmamaktadır. Yine aynı Kanunun 12. maddesinde ise zamanaşımına ilişkin olarak “Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda taşınmazın teslim tarihinden itibaren beş yıldır. (2) Bu Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası saklı olmak üzere ikinci el satışlarda satıcının ayıplı maldan sorumluluğu bir yıldan, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda ise üç yıldan az olamaz.(3) Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.” düzenlemesi yer almaktadır. Anılan düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda eldeki dava için zamanaşımı süresi dolmamış olup işin esasına girilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir.”

      (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E: 2019/4333, K: 2020/2928, T: 27.02.2020)

Kanunda düzenlenen bir diğer bölüm ise ‘ayıplı hizmet’ bölümüdür. Genel hükümleri itibariyle “ayıplı mal” konusundaki düzenleme ile benzerlik göstermektedir. Ancak ayıplı bir malın söz konusu olduğu sözleşmeler satış sözleşmesi; ayıplı bir hizmetin söz konusu olduğu sözleşmeler ise hizmet sözleşmesi olarak nitelendirilir. Yani ayıplı mal ve ayıplı hizmeti birbirinden ayıran unsur kaynaklandıkları sözleşmelerin türündeki farklılıktır. Ayıplı hizmetten, TKHK madde 13’te, şu şekilde bahsedilir:

 “Ayıplı hizmet, sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmettir.

Hizmet sağlayıcısı tarafından bildirilen, internet portalında veya reklam ve ilanlarında yer alan özellikleri taşımayan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler ayıplıdır.”

Bu hizmet sözleşmelerinin sağlayıcısı, tıpkı satış sözleşmelerinin satıcı tarafı gibi, hizmeti sözleşmeye uygun olarak ifa ile yükümlüdür.

“Dava, davalının ayıplı hizmet sunduğu iddiası ile uğranılan zararın tazminine ilişkindir. Mahkemece, aktarmalı uçuş yapan davacının aktarma yapılacak ülkelerin vize talepleri bakımından davalı tarafça uyarılmadığı ve bu suretle ayıplı hizmet sunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davalı yanca davacıya gönderilen bilet bilgileri altında “lütfen gideceğiniz ülke için vizenizin ve aktarma yapacağınız ülke için transit vizenizin olduğuna emin olunuz.” ibaresinin yer aldığı, bu haliyle davalı tarafın yeterli uyarı hizmeti ve görevini yerine getirmiş olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin vize hizmetini kapsamadığı, bu durumda ayıplı hizmetten bahsedilemeyeceği anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekirken yukarıda yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.”

   (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E: 2016/10974, K: 2018/3073, T: 25.04.2018)

Ayıplı hizmet karşısında tüketicinin yaptığı sözleşmeden kaynaklı seçimlik hakları mevcuttur. Söz konusu haklar, aşağıda da paylaşılmış olduğu üzere, ilgili kanunun 15. Maddesinde yer bulmuştur.

“Hizmetin ayıplı ifa edildiği durumlarda tüketici, hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından birini sağlayıcıya karşı kullanmakta serbesttir. Sağlayıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Seçimlik hakların kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tüm masraflar sağlayıcı tarafından karşılanır. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir.”

“…yapacak oldukları seyahat nedeniyle, gidiş ve dönüş olmak üzere, toplam 40.000 uçuş mili ve 870,00 TL vergi ücreti karşılığında davalı şirketten bilet satın aldıklarını ancak biletlerin davalı şirketçe, davacılara hiçbir bilgi verilmeden iptal edildiğini, davacıların sahip oldukları uçuş milleriyle ücretsiz olarak seyahat edebilecekken davalı şirketin ihmali sebebiyle toplam 5.715,32 TL ödeyerek yeniden bilet satın almak zorunda kaldıklarını, ayıplı hizmetten kaynaklanan seçimlik hakları doğrultusunda zikredilen bilet bedelinin davacılara iadesi gerektiğini ancak bilet bedelinin iadesi için davalı şirkete başvurmuşsalar da sonuç alamadıklarını ileri sürerek, 5,715,32 TL maddi ve ….000,00 TL manevi tazminatın 07…..2014 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir…Mahkemece iddia, savunma ve bilirkişi raporu doğrultusunda, davalı şirketin edimini ayıplı olarak ifa ettiği ve davacılarca ayıbın yasal süre içerisinde şirkete bildirildiği bu nedenle davacıların ayıplı ifadan kaynaklanan seçimlik hakları doğrultusunda bilet bedellerinin iadesini talep edebilecekleri ancak somut olayda manevi tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilerek 5.715,32 TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan ……..2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizli birlikte davalıdan tahsiline ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.”

    (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E:2016/14617, K: 2018/5796, T: 27.09.2018)

Ayıplı hizmet konusunda zamanaşımı TKHK’nın 16. maddesinde düzenlenmektedir. Söz ettiğimiz maddeye göre kanunlarda veya tarafların yapmış olduğu sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı hizmetten sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, hizmetin ifasından itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Ayrıca ayıp, ağır kusur ya da hileyle gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.

Yukarıda, tüketicinin ayıplı mal veya hizmet karşısında sahip olduğu seçimlik haklardan ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da güvence altına alınan sözleşme türlerinden kısaca bahsetmeye çalıştık. Bu tür davaların uzmanlık gerektiren davalar olması nedeniyle bir avukattan yardım alınması sürecin iyi yönetilmesi açısından gerekli olacaktır.

Stj. Av. Dilara AÇIKEL & Av. Bilge İŞ & Av. Selçuk ENER

Tagged: , , , , , , , , , , , ,

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.