August 4, 2021 admin

MAĞDURUN NORMALDEN FAZLA ÜRKEK OLMASI DURUMUNDA YAĞMA DEĞİL HIRSIZLIK SUÇU OLUŞUR

Yargıtay CGK, E.: 2018/209, K.: 2020/277, T.: 09.06.2020
Nitelikli yağma suçundan sanık …’ın TCK’nın 149/1-c-h, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.09.2013 tarihli ve 235-282 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 30.11.2017 tarih, 12363-5483 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiş,
Daire Üyesi H. K.;
“Dosyanın incelenmesinde; müşteki …’nün travesti olduğu ve sanığın cinsel amaçlı müştekinin evine gittiği ve orada kadın beklerken, müştekinin travesti olmasından dolayı aralarında tartışma çıktığı, alkolün etkisi ile tartışıp müştekiye vurduğu, bilahere de müştekinin sanığa evi terk etmesini istemesi üzerine müştekiden habersiz arabanın anahtarını alarak evden uzaklaştığı ve daha sonra da arabayla kaza yaptığı, her ne kadar müşteki hazırlık ifadesinde gece sigarası bittiği için sanık evden çıktıktan 15 dakika sonra aşağıya indiğinde, sanık ile tanımadığı bir şahsın kendisini döverek arabanın anahtarını alıp gittiğini iddia etmiş ise de yine hazırlıkta ifade veren sanığın arkadaşı…’e, sanığın müştekinin telefon numarasını kendisinden istediğini ve kendisine verdiğini, aradan bir saat geçtikten sonra müştekinin arabasında tanımadığı bir şahsın gittiğini görünce müştekiyi aradığını, müştekinin de kendisine aracının şahıslar tarafından çalındığını söylediği, herhangi bir yağma olayından bahsetmediği, keza duruşmadaki ifadesinde de müştekinin benzer şekilde ifade verdiği, tanık …. …’ün de müşteki ile sanığın odada tartışıp kavga ettiklerini belirttiği, buna göre dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde müştekinin çelişkili ifadeleri, tanık anlatımları ve sabıkasız olan sanığın savunması da lehine değerlendirilerek eylemin yağma suçunu oluşturmadığı, TCK’nın 142/2-d maddesinde belirtilen hırsızlık suçunu oluşturduğu,” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 19.03.2018 tarih ve 15002 sayı ile;
“…Tüm dosyanın incelenmesinde, adli sicil kaydında hiç bir hükümlülüğü bulunmayan sanık ile mağdur arasında yaşanan tartışmadan dolayı uyuşmazlık bulunduğunun dosya içeriğinden anlaşılmış olması, olayın en yakın görgü tanığı olan …’nin hazırlık aşamasında olaydan hemen sonraki ifadesinde, suça konu aracın sanık tarafından kullanıldığını gördüğünde mağduru araması üzerine, aracın çalındığının mağdur tarafından söylendiğini beyan etmesi ve mağdurun aşamalardaki ifadeleri arasında çelişki bulunması karşısında; şüpheli durumun sanık lehine değerlendirilerek sanık tarafından yaşanan tartışmadan dolayı kullanılan şiddet ile aracın anahtarının alınması arasında illiyet bağının bulunmadığı kabul edilerek, sanığın eyleminin TCK’nın 142/2-d maddesinde yazılı bulunan hırsızlık suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi gerektiği,” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 12.04.2018 tarih, 1408-2800 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
K A R A R
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığın eyleminin nitelikli yağma suçunu mu yoksa nitelikli hırsızlık suçunu mu oluşturduğunun,
2- Eylemin nitelikli yağma suçunu oluşturduğunun kabulü hâlinde, Yerel Mahkemece suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlendiği kabul edilerek temel ceza tayin edilirken gösterilen gerekçenin dosya kapsamıyla uyumlu olup olmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın, arkadaşı olan mağdurenin evine 12.03.2009 tarihinde saat 03:00 sıralarında misafir olarak gittiği, bir süre mağdure ile sohbet ettikten sonra argo konuşmalarından rahatsız olan mağdurenin sanıktan evini terk etmesini istediği, sanık evi terk ettikten on beş dakika kadar sonra ikametinin otoparkında bulunan aracına sigara almak üzere inen mağdureyi gören sanığın açık kimlik bilgileri belli olmayan meçhul şüpheliyle birlikte mağdureyi darbederek basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte yaraladıktan sonra mağdurenin arabasının anahtarını zorla elinden alarak arabayla birlikte olay yerinden uzaklaştıkları iddiası ile kamu davası açıldığı,
13.03.2009 tarihli teşhis, takdir-i kıymet ve oto teslim tutanağına göre; saat 04.30 sıralarında trafik ekibi tarafından 81 DK .. plakalı arabanın kaza yapmış şekilde kaldırım üzerinde terk edilmiş vaziyette bulunması üzerine ETPA otoparkına çekildiği, aracın yapılan sorgulamasında çalıntı olduğu, mağdurenin polis merkezine gelerek arabası üzerinde herhangi bir parmak izi incelemesi yapılmasını istemediğini beyan etmesi üzerine araçta yapılan görgü tespitte arabanın ön tarafı ve sol tarafının arka stop lambası da dahil olmak üzere tamamen hasarlı olduğu, içerisinde orjinal teybi, ruhsat ve kontak anahtarının olmadığı ve arabanın ruhsat sahibi …e teslim edildiği,
Haydarpaşa Numune Hastahanesi tarafından mağdure hakkında düzenlenen 12.03.2009 tarihli raporda; sırt solda 10-15 cm eritem, çizik lezyonu, boyun sağda 3-4 cm eritem ödem, sol el sırtta 2-3 cm, diz solda 2-3 cm uzunluğunda eritem mevcut olduğunun belirtildiği,
Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 07.05.2009 tarihli raporda; mağduredeki yaralanmanın yaşamını tehlikeye sokmadığı ve basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun tespit edildiği,
Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca 18.06.2012 tarih ve 22104 sayı ile; sanıkla beraber nitelikli yağma suçunu işlediği iddia olunan faili meçhul kişi hakkında ayırma kararı verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdure … Kollukta; daha önceden bir kaç kez görüştüğü “…..” lakaplı sanığın 12.03.2009 tarihinde saat 03.00 sıralarında ikametine geldiğini, muhabbet ettikleri sırada argo konuşmaya başlaması üzerine evden çıkmasını söylediğini, sanığın, bu durumu kendisine yediremeyerek evden ayrıldığını, 15 dakika sonra, sigarasını almak amacıyla kapının önünde duran arabanın yanına gittiğinde sanığın kendisine doğru yaklaşarak “Bakar mısın?” dediğini, tam olarak göremediği erkek bir şahsın arkasından gelerek kendisini tutup ağzını kapattığını, sanığın da karnına tekme atmaya başladığını, mücadele etmesine rağmen sanığın elinden anahtarı alarak koşup arabayı çalıştırdığını, diğer kişinin de kendisine tekme atarak hızla arabaya bindiğini ve beraber arabayla uzaklaştıklarını, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Mahkemede farklı olarak; sanığı daha önce arkadaş ortamında birkaç kez görüştükleri için tanıdığını, tanık… ile oturdukları sırada sanığın arkadaşı ……. ile birlikte eve geldiğini, evde beş kişi olduklarını, hep beraber içki içerek eğlendiklerini, sanığın içki içince agresif olmaya başladığını, bunun üzerine sanığa evden ayrılmasını söylediğini, sanığın kabul etmeyip ısrar etmesi üzerine aralarında kavga çıktığını ve akabinde sanığın kendisine saldırarak çeşitli yerlerine vurduğunu, tokat atarak yere düşürdüğünü, daha sonra masanın üzerinde bulunan otomobil anahtarını alarak evden ayrılıp otoparka gittiğini, Polo marka arabası ile oto parktan çıkarken sağa sola çarptığını, daha sonra arabayı Ümraniye civarında elektrik direğine vurmuş vaziyette bulduklarını, arabanın kullanılmaz hâlde olduğunu ve perte çıktığını, arabasının 2004 model olduğunu ve 18.000 TL’ye satın aldığını, zararının karşılanmadığını, şikâyetçi olduğunu ancak davaya katılmak istemediğini, arabayı babasının yaptırdığını, sigortadan para almadığını, çelişki nedeniyle sorulduğunda; olay tarihinde karakola gittiğinde kız arkadaşlarının karakolda bu şekilde ifade verirsen ancak adliyelik olur ve sanık hakkında soruşturma açılır dedikleri için karakolda o şekilde ifade verdiğini, doğrusunun mahkemede anlattığı şekilde olduğunu, sanığın ikametinde olay çıkararak yüzüne tokat vurduğunu, anahtarı da sehpanın üzerinden aldığını, sonra da arabayı bahçeden götürmüş olduğunu, arabayı hasarlı şekilde teslim aldığını, 07.05.2013 tarihli 7. celsede; aradan çok zaman geçtiği için şikâyetçi olmadığını, zararının giderilmediğini, her ne kadar hazırlık aşamasında sanığın yanında bir arkadaşı ile birlikte etkili eylem neticesi otomobilin anahtarını zorla elinden aldıklarını söylemiş ise de duruşmada beyan ettiği gibi huzurdaki sanığın ev arkadaşı …… lakaplı …. ….. isimli arkadaşının arkadaşı olduğunu ve birlikte eve geldiklerini, evde kendisinin ve tanık…’ın olduğunu, bir süre sohbet edip alkol alarak eğlendiklerini, alkolün etkisiyle aralarında tartışma çıktığını ve “…..” lakaplı sanık ve yanındaki arkadaşı tanık …..’in dışarı çıktıklarını, çok kısa süre sonra otomobilinin götürüldüğünü anladığını, iki üç saat sonra polisin arabayı kaza yapmış hâlde bulduğunu, sanıktan şüphelendiğini ancak kesin olarak bir şey söyleyemeyeceğini, anahtarı kendilerinden habersiz almış olabileceğini, yine de kimin aldığını ve kaza yaptığını bilmediğini, ……’nin kimlik bilgileri ve nerde oturduğu konusunda fikrinin olmadığını,
Tanık ….. (……) …… Kollukta; 12.03.2009 tarihinde saat 04.00 sıralarında …. …… Caddesinde beklerken “…..” lakaplı sanığın yanına gelerek arkadaşı olan mağdurenin telefon numarasını istediğini, numarasını vermesi üzerine yanından ayrıldıklarını, yaklaşık bir saat sonra saat 05.00 sıralarında mağdurun arabasını süren tanımadığı ancak taksici olduğunu bildiği bir şahsın hızlı bir şekilde yanından geçtiğini, hemen mağduru arayarak arabasını neden bu kişilerin kullandığını sorduğunda arabasının bu şahıslar tarafından çalındığını söylediğini,
Mahkemede farklı olarak; olay tarihinde mağdurun kiraladığı evde kendisiyle birlikte beş kişi bulunduğunu, geldiğinde sanığın evde olduğunu, her ne kadar bayan görünümündeyse de gerçekte travesti olduğunu, mağdurun da öyle olduğunu, evde bulundukları sırada mağdur ile sanık arasında sebebini tam hatırlamadığı bir nedenden dolayı münakaşa çıktığını, aşırı bir arbede veya etkili eylem olmadığını ancak sanığın evden çıkarken hakaret ettiğini ve mağduru iteklediğini, bu sırada otomobilin anahtarını alarak bahçedeki arabayı götürdüğünü ve kaza yaptığını, sanığın arabanın anahtarını aldığını görmediğini ancak arabayı çalıştırınca sesinden anahtarın götürüldüğünü ve arabanın çalındığını anladığını, çelişki nedeniyle sorulduğunda; aradan zaman geçtiği için nasıl ifade verdiğini hatırlamadığını, doğru olanın mahkeme huzurundaki ifadesi olduğunu,
Tanık ……. Mahkemede; sanığın çocukluk arkadaşı olduğunu, olay akşamı gönül eğlendirmek için caddeye çıktıklarını, mağdure ve arkadaşlarını yol kenarında otostop yaparken gördüklerini, müşteri gibi davranarak onların arabasına bindiklerini, kendilerini Fenerbahçe civarındaki bir eve götürdüklerini, evde hep beraber içki içtiklerini, mağdure ve arkadaşlarının travesti olduklarını, kendilerine kadın bulacaklarını söylediklerini, ancak bir süre beklemelerine rağmen kadınlar gelmeyince sanık ile evden sözlü tartışma haricinde hiçbir olay yaşamadan ayrıldıklarını, herhangi bir darp olayı gerçekleşmediğini evden çıkarken arabanın anahtarını almadıklarını, sanığın lakabının “……” olduğunu bildiğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık … Savcılıkta; özel güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, olayı tam olarak hatırlamadığını ancak arkadaşının evinde bir gece yiyip içip eğlendiğini hatırladığını, kesinlikle mağdureyi darbederek arabasının anahtarını almadığını ve arabayı kaçırmadığını, suçlamayı kabul etmediğini, olayı tanık …..’in de bildiğini,
Mahkemede; önceden tanıdığı mağdurenin evine tanık …. ile birlikte cinsel amaçlı gittiğini, bu sırada kendisinin ve mağdurenin alkollü olduğunu, evde kadın bekledikleri hâlde travesti olunca mağdure ile sorun yaşadıklarını, bu nedenle aralarında kavga çıktığını, zorla veya mağdureden habersiz arabanın anahtarını almadığını, suçsuz olduğunu, olay yerinde kendisi, tanık ……, mağdur, tanık… ve bir bayan daha olduğunu,
Savunmuştur.
Sanığın eyleminin nitelikli yağma suçunu mu yoksa nitelikli hırsızlık suçunu mu oluşturduğu;
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle “Yağma” suçu üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK’nın “Yağma” başlıklı 148. maddesinde; “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesinde; “Madde metninde yağma suçunun temel şekli tanımlanmıştır. Hırsızlık suçunda olduğu gibi, yağma suçunda da, taşınır malın alınmasıyla ilgili olarak zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak, hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının, cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçu açısından tehdidin, kişiyi, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle yapılması gerekir. Yağma suçu, cebir kullanılarak da işlenebilir. Ancak bu cebrin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama boyutuna ulaşmaması gerekir.
Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Bu nitelikte olmayan bir cebir veya tehdit, sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse, yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir.” açıklamasına yer verilmiştir.
Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.
Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan, birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi özgürlüğü, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir.
Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılınması gerekir. Cebir ya da tehdit, bir kişiyi malını teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak amacıyla yapılmalıdır. Cebir ya da tehdidin belirtilen amaçla ve bu şekilde gerçekleştirilmesi, yağmayı mal varlığına karşı işlenen diğer suçlardan ayırmaktadır.
Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan beri yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır.
Yağma suçu, bir kişinin malını cebir veya tehdit kullanarak almak suretiyle işlenmiş sayılacağından, unsurları itibarıyla hem zilyetliğe, hem de kişi hürriyetine yönelik bir suçtur. Ancak kişi hürriyetine yönelen saldırı, mal aleyhine işlenen suçun gerçekleşmesi bakımından bir araç niteliğinde bulunduğundan, bu suç sonuç itibariyle “mal aleyhine” işlenen bir suçtur.
TCK’nın 149. maddesinde yağma suçunun nitelikli hâlleri arasında; gece vaktinde ve birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlleri de sayılmış olup 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 64. maddesi ile yağma suçunun konut ve iş yerlerinin eklentilerinde işlenmesi hâli de diğer bir nitelikli hâl olarak Kanun maddesine eklenmiştir.
Uyuşmazlık konusuyla ilgili diğer bir suç olan hırsızlık TCK’nın 141. maddesinde “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiş olup aynı Kanun’un 142. maddesinde ise suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri sayılmıştır. Hırsızlık suçunun basit hâlinin oluşması için, başkasına ait taşınabilir eşyanın suçun nitelikli hâllerinde belirtilen şekiller dışında çalınması gerekmektedir.
Suç tarihinde TCK’nın 142. maddenin ikinci fıkrasının (d) bendi ise; “Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak suretiyle,
İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklindeyken 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle “kilit açmak” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya kilitlenmesini engellemek” ibaresi eklenmiş ve öngörülen yaptırım “beş yıldan on yıla kadar hapis cezası” olarak değiştirilmiştir.
TCK’nın 142. maddenin ikinci fıkrasının (d) bendindeki hırsızlık suçunun oluşması için maddede sayılan araçlar kullanılarak bir kilidin açılması suretiyle eylemin gerçekleştirilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla maddede sayılan aletlerin anahtar boşluğuna sokularak, mekanizmanın harekete geçirilmesi suretiyle kilidin açılması hâlinde anılan fıkranın uygulanması mümkün olacaktır. Kilidin muhafaza altına alma görevini yerine getirmesi yeterli olup ayrıca muhkem olmasına gerek yoktur. Kilidin kırılarak engel olmaktan çıkarılması, kilitli yere kilit açmak suretiyle değil de örneğin kapının kırılması gibi başka yollardan girilmesi durumlarında kilit açmaktan söz edilemeyecektir.
Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için kilit açmanın, haksız yere elde bulundurulan gerçek veya taklit anahtar ya da diğer bir aletle işlenmesi gerekmektedir. Haksız yere elde bulundurulan anahtar, sahibi ya da zilyedinin rızası olmadan herhangi bir şekilde ele geçirilen anahtardır. Suçun, geri verilmek üzere veya başka bir amaçla kullanmak için alınan gerçek anahtarla işlenmesi de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Ancak, anahtar faile mağdur tarafından verilmiş ve verme iradesi de kilidin açılarak hırsızlık suçunun işlenmesi aşamasında devam ediyor ise bu nitelikli hâl uygulanamayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın, 12.03.2009 tarihinde saat 03:00 sıralarında mağdurenin evine misafir olarak geldiği, hep beraber içki içerek eğlendikleri sırada sanığın alkolün etkisiyle agresif davranmaya başlaması üzerine mağdurenin sanıktan evi terk etmesini istediği, sanığın bunu kabul etmemesi üzerine mağdure ile aralarında çıkan kavga sonucu sanığın mağdureyi basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif şekilde yaraladıktan sonra evden çıkarken masanın üzerinde bulunan mağdureye ait arabanın anahtarını alıp söz konusu araçla olay yerinden ayrıldıkları olayda; sanığın olay günü mağdurenin evine cinsel ilişkiye girme amacıyla gittiğini, gittikleri yerde kadın bekledikleri hâlde travesti bulunca mağdure ile aralarında kavga çıktığını savunması, tanık …..’in, olay günü mağdurenin evinde hep beraber alkol aldıklarını, travesti olan mağdure ve arkadaşlarının kendilerine kadın bulacaklarını söylemelerine rağmen bekledikleri kadınlar gelmeyince sadece sözlü tartışma yaşayarak evden ayrıldıklarını; tanık…’ın da mağdur ile sanık arasında sebebini tam hatırlamadığı bir nedenden dolayı münakaşa çıktığını, evden çıkarken sanığın mağdureyi iteklediğini, sanığın arabanın anahtarını aldığını görmediğini ancak arabanın çalıştırılma sesini duyunca çalındığını anladığını ifade etmeleri ve mağdurenin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif şekilde yaraladığına dair doktor raporu bulunması karşısında; baştan beri yağma kastıyla hareket ederek mağdureyi arabanın anahtarını vermeye mecbur bırakmak için yaraladığından bahsedilemeyecek olan sanığın, mağdure ile yaşadıkları tartışma sonucu onu yaraladığının, bu olayın vermiş olduğu sinirle de mağdureye ait arabanın anahtarını masanın üzerinden alıp bu araba ile olay mahallinden ayrıldığının, bu nedenle mağdureye yönelik gerçekleştirdiği kasten yaralama eylemi ile arabanın anahtarının alınması arasında illiyet bağı bulunmadığının ve sanığın eyleminin TCK’nın 142. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendindeki nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün, sanığın eyleminin nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek, Özel Daire onama kararı kaldırılıp Yerel Mahkeme hükmünün bozulması nedeniyle, sanık hakkındaki cezanın infazına devam ediliyor ise infazın durdurulmasına, sanığın bu suçtan cezaevine alınmış olması ihtimali bulunduğundan, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse derhal serbest bırakılması için yazı yazılmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; “Sanığın, 12.03.2009 tarihinde saat 03:00 sıralarında mağdurenin evine misafir olarak geldiği, bir süre sohbet ettikten sonra argo konuşmalarından dolayı rahatsız olan mağdurenin kendisinden evi terk etmesini istemesi üzerine evden ayrıldığı, mağdurenin on beş dakika kadar sonra sigara almak üzere arabasının yanına indiği sırada açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen meçhul şüpheliyle birlikte mağdureyi darbederek basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte yaraladıktan sonra mağdurenin elinde bulunan arabasının anahtarını zorla alarak söz konusu arabayla olay yerinden uzaklaştığı olayda; mağdurenin olayın sıcağı sıcağına verdiği ifadesinde sigara almak üzere arabasının yanına indiğinde sanığın açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen meçhul şahısla birlikte kendisini darbederek elindeki arabanın anahtarını aldıklarını ve arabasıyla olay yerinden uzaklaştıklarını ifade etmesi, bu beyanını destekler şekilde yaralandığına dair doktor raporu bulunması karşısında sanığın mağdureye yönelik gerçekleştirdiği kasten yaralama eylemi ile arabanın anahtarının alınması arasında illiyet bağının bulunduğunun ve sanığın eyleminin nitelikli yağma suçunu oluşturduğunun, mağdurenin daha sonradan değişen ifadelerinin ise sanığı suç ve cezadan kurtarmaya yönelik olduğunun kabulü gerekmektedir.” görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
Ulaşılan bu sonuç karşısında, Yerel Mahkemenin suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlendiği kabul edilerek temel ceza tayin edilirken gösterilen gerekçenin dosya kapsamıyla uyumlu olup olmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
S O N U Ç
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 30.11.2017 tarihli ve 12363-5483 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.09.2013 tarihli ve 235-282 sayılı mahkûmiyet hükmünün, sanığın eyleminin TCK’nın 142. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendindeki nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek, Özel Daire onama kararının kaldırılıp Yerel Mahkeme hükmünün bozulması nedeniyle, sanık … hakkındaki cezanın infazına devam ediliyor ise İNFAZIN DURDURULMASINA, sanığın bu suçtan cezaevine alınmış olması ihtimali bulunduğundan, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse DERHAL SERBEST BIRAKILMASI için YAZI YAZILMASINA,
5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 12.03.2020 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 09.06.2020 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Tagged: , , , , , ,

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.