MİRASTAN MAL KAÇIRMA (MURİS MUVAZAASI)

MUVAZAA NEDİR?

Borçlar Hukuku’na göre sözleşmenin geçerliliği için aranan bazı şartlar vardır. Bunlardan bir tanesi de sözleşmede muvazaa bulunmamasıdır. Bir sözleşmede muvazaa, tarafların, yaptıkları sözleşmenin hiç hüküm doğurmaması veya görünüşteki sözleşmeden başka bir sözleşmenin hükümlerini doğurması hususundaki anlaşmalarıdır. Muvazaa, kısaca irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanabilir.

Muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak ikiye ayrılır. Mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar, sözleşmenin hiç hüküm doğurmamasını isterler; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar. Her iki muvazaa türünde de yapılan işlemler muvazaa sebebiyle hüküm doğurmaz. Bunun yasal dayanağı ise TBK m. 19’dur. Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. (TBK m. 19) Dolayısıyla esas olan, tarafların iradesidir.

MURİS MUVAZAASI

Yazımızın konusunu oluşturan husus ise “muris muvazaası”dır. Muvazaa davaları genelikle muris muvazaasından kaynaklanmaktadır. Muris muvazaası, esasen mirastan mal kaçırmak amacıyla yapılır. Örneğin mirasbırakanın mirastan mal kaçırmak amacıyla taşınır veya taşınmazlarını komşusu veya akrabası gibi üçüncü kişilere devretmesi bu duruma örnek gösterilebilir. Bu devir işleminde asıl irade eşyanın devri değil, mirasçılardan mal kaçırmaktır. Dolayısıyla irade ve beyan birbiriyle uyuşmamaktadır, yani muvazaalı bir işlem vardır. Muvazaa sebebiyle de işlemin hüküm doğurmaması gerekir.

Muris muvazaası konusunda mevzuatımızda bir düzenleme yoktur. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay İçtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı oluşturmaktadır. Bahsedilen kararın özet kısmı şöyledir: “Bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmesi halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar görünürdeki satış sözleşmesinin danışıklı (muvazaalı) olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de biçim koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilirler.”

1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.

MURİS MUVAZAASININ UNSURLARI

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 16.06.2010 Tarihli 2010/1-295 esas numaralı, 2010/333 sayılı kararında, muris muvazaasının diğer nispi muvazaa türü gibi 4 unsurdan oluştuğunu ifade etmiştir.

1. Görünürdeki İşlem

Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Dolayısıyla ortada bir “görünüşte işlem” vardır. Görünüşteki işlem, mirasbırakanın iradesine uygun olarak tesis edilmemiştir.

2. Mirasçıları aldatmak amacıyla yapılması

Muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır. Tarafların mirasçılardan mal kaçırmak gibi bir amacı yoksa muris muvazaasının varlığından da söz edilemez.

3. Tarafların beyanları ve iradelerinin uyuşmazlığını açıklayan anlaşma

Mirasbırakan ve karşı taraf malın devri konusunda anlaşmışlardır. Bu anlaşma sözlü veya yazılı biçimde olabilir.

4. Gizli Sözleşme

Muris muvazaasının son unsuru, tüm nispi muvazaalarda olduğu gibi gizli sözleşmedir. Mirasbırakan taşınmazını bağış yoluyla devretmek istemekte, ne var ki bu sözleşmeyi gerçek iradesine uygun olmayan satış sözleşmesinin arkasına gizlemektedir.

Not: Görünürdeki işlem, tarafların iradesini yansıtmadığı için zaten geçersizdir. Gizli sözleşme dediğimiz işlemin geçerliliği şekil şartının gerçekleşmesine bağlıdır çünkü tarafların iradesi ve beyanları birbiriyle uygundur. Dolayısıyla gizli sözleşme şekil şartına uygun olarak tesis edilmişse geçerlidir.

MUVAZAANIN İSPATI

Muris muvazaasında gizlenen gerçek irade ve görünürde olan irade vardır. Gerçek iradenin, yani mirasbırakanın arzularının ne olduğunu tespit etmek ise oldukça güçtür. Mirasbırakan, dilediği gibi ölüme bağlı tasarruflarda bulunabilir. Ancak bunun istisnası tasarrufun hukuka aykırı olmasıdır. Tasarrufun muvazaa nedeniyle hukuka aykırı olabilmesi ve hüküm doğurmaması için ise muvazaanın varlığının ispatı gerekir. “Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.” Muvazaanın tarafı olmayan kişiler muvazaanın varlığını her türlü delille ispatlayabilirler. “Uygulamada en sık rastlanan ispat biçimleri, özellikle tanık beyanlarıyla desteklenmeleri halinde şunlardır: Mirasbırakanın satmış göründüğü malı sözde satın alan kişinin ekonomik durumunun o sırada bu bedeli ödemeye uygun olmadığının anlaşılması, sözde alıcının özellikle satıcı mirasbırakan ile ilişkisinin niteliğinin ona ivazsız bir kazandırma yapıldığını göstermesi, mirasbırakanın malını satmaya ve sözde alıcının da böyle bir malı o sırada satın almaya hiç ihtiyacı olmaması ve bunun mantıksız bir işlem olarak görülmesi. Davalı, bütün bu hususlara rağmen gerçekten bedeli ödediğini ispatlayabilirse muvazaa iddiası kabul edilmez.” (Dural-Öz, Miras Hukuku s. 263)

MURİS MUVAZAASI NEDENİYLE KİMLER DAVA AÇABİLİR?

“Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi arasında bu davayı kimlerin açabileceği konusundaki uyuşmazlık nedeniyle 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararlarında; mirasçıyı miras hakkından yoksun etmek amacıyla miras bırakanın muvazaalı olarak yapmış olduğu tasarruf işlemlerinin iptalini dava etmek hakkı, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın tüm mirasçılara tanınmış ve tenkis ve mirasta iade ile ilgili hükümleri aslında geçerli tasarruflar için uygulanabileceği açıklanmıştır.” Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi kararlarında ise böyle bir dava hakkı tanınmamış; sadece saklı pay sahiplerinin tenkis davası açabilecekleri ve miras bırakanın bu davranışının o taşınmazı iade etmekten ayrık tuttuğu anlamına geldiği kabul edilmiştir. Görüldüğü gibi Yargıtay Hukuk Genel Kuruluyla İkinci Hukuk Dairesi kararları arasında temelde yer alan uyuşmazlık, dava hakkının varlığında toplanmaktadır.” (1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı)

Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi’nin görüşü kabul edilmemiştir ve sonuç olarak saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı ihlal edilen tüm mirasçıların bu davayı açabileceği belirtilmiştir. Güncel Yargıtay kararlarında da 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na atıf yapılarak benzer şekilde karar verilmektedir.

Stj. Av. Kutad SÖYLEMEZ & Av. Selçuk ENER