BİTEN İLİŞKİYE AİT FOTOĞRAFLARI TALEBE RAĞMEN SOSYAL MEDYADAN KALDIRMAMAK SUÇTUR

Yargıtay Kararı – 12. CD., E. 2017/150 K. 2017/6231 T. 13.9.2017

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi

Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal

Hüküm : Beraat

İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.01.2016 tarihli, 2015/503-2016/33 sayılı direnme kararı, katılan tarafından temyiz edilip, 6763 sayılı Kanun’un 36. maddesiyle değişik CMK’nın 307. maddesinin 3. fıkrası uyarınca Yargıtay Ceza Genel Kurulunca direnme hükmünün incelenmesi için dosya Dairemize gönderilmekle; yeniden incelenerek gereği düşünüldü:

İncelenen dosyada, sanığın, TCK’nın 134/2. maddesinde tanımı yapılan özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı “…Yapılan yargılama sonucu, sanığın savunması, katılanın beyanı, dosya içersindeki belge ve tüm dosya kapsamından; bir süre arkadaşlık yapan sanığın katılanla beraber çekilmiş olduğu fotoğrafın facebook isimli internet sitesine yüklediği tarihin tam olarak tespit edilemediği, yani katılanla ayrıldıktan sonra rızası dışında yükleyip yüklemediğinin tam olarak tespit edilemediği, böylece şüpheden sanığın yararlanması ilkesi gereğince atılı suçtan beraati yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur…” biçimindeki gerekçeye dayalı olarak beraatine ilişkin 13.03.2014 tarihli, 2013/143 esas, 2014/133 karar sayılı hükmün, katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11.05.2015 tarihli, 2015/35 esas, 2015/7819 karar sayılı ilamı ile;

“…Sanığın ve katılanın bir süre arkadaş olduğu, daha sonra arkadaşlıklarının sona erdiği, sanığın katılan ile birlikteliği sırasında katılan ve sanığın yanyana çektirdikleri fotoğrafları kendi facebook sayfasına koyduğu, arkadaşlıkları sona erdikten sonra katılanın fotoğrafların kaldırılmasını sanıktan talep etmesine rağmen sanığın bahse konu fotoğrafları kaldırmadığı olayda,

Dosya kapsamından sanık ile katılanın ilişkilerini 2012 yılı eylül ayına kadar sürdürdükleri ve beraber oldukları dönemde çektirdikleri fotoğrafların, facebooka konulma tarihi tam olarak tespit edilemese de, tarafların beraber oldukları dönemde sanık tarafından kendisine ait facebook sayfasına konulduğu ve o dönem itibariyle katılanın buna itirazda bulunmadığı, katılanın beyanıyla, kendisinin eylül ayında sanıktan ayrılmak istediği, ancak sanığın birlikteliği devam ettirmek istediği, 2012 yılı ekim ayında katılanın, sanığın kendisini tehdit ettiği iddiasıyla, katılan hakkında suç duyurusunda bulunduğu, ancak daha sonra tehdit eylemiyle ilgili katılanın şikayetinden vazgeçtiği, daha sonra katılan tarafından 12/12/2012 tarihinde de, bahse konu fotoğrafların halen sanığın facebook sayfasında paylaşıldığı iddiasıyla şikayette bulunduğu ve iddianamede de belirtildiği üzere, şikayet tarihi itibariyle fotoğrafların sanığın facebook sayfasında bulunduğunun belirtildiği, sanığın savcılıkta verdiği ifadesinde de, 2012 yılının aralık ayı sonunda bahse konu fotoğrafları kaldırdığı dikkate alındığında, şikayet tarihinden önce katılanın sanığı tehdit suçu nedeniyle şikayet etmesi ve sanığın katılana gönderdiği mesaj bölümünde “o resimlerde benim, ister koyarım face’me ister koymam kimseye de hesap vermem sen de bunu böyle bil.” şeklindeki mesajı da göz önünde bulundurularak, katılanın sanıktan eylül ayında ayrılmak istediğinin kabulü gerektiği ve bahse konu fotoğrafların katılanın rızasıyla sanığın kendi sayfasında paylaşılsa da, katılanın fotoğrafları kaldırması isteminde bulunduktan sonra katılanın rızasından bahsedilemeyeceği ve sanığın fotoğrafları kaldırması gerektiği halde kaldırmadığı, fotoğrafların facebook isimli internet sitesine konulma tarihinin bir önemi bulunmadığı, önemli olan hususun şikayet tarihi itibariyle katılanın rızasının devam edip etmediği ve fotoğrafların facebookta bulunup bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın katılanla yanyana çekilen fotoğrafını facebookta yayınlaması eylemine uyan TCK’nın 134/2-1.cümle gereğince cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, ‘sanığın katılanla beraber çekilmiş olduğu fotoğrafın facebook isimli internet sitesine yüklediği tarihin tam olarak tespit edilemediği, yani katılanla ayrıldıktan sonra rızası dışında yükleyip yüklemediğinin tam olarak tespit edilemediği’ gerekçesiyle oluşa ve dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeyle beraat kararı verilmesi,

Kabul ve uygulamaya göre de;

Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, sanık hakkında beraat hükmü kurulurken, uygulanan kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi…” nedenlerine dayalı olarak bozulduğu ve mahkemece önceki verilen kararda direnildiği belirtilerek 26.01.2016 tarihli beraat hükmünün kurulduğu anlaşılmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.11.2013 tarihli, 2013/50 esas, 2013/525 sayılı kararına ve süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi; bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak, bozma kararında tartışılması gerektiği belirtilen hususları tartışmak, bozma sonrasında yapılan araştırmaya, incelemeye, toplanan yeni delillere dayanmak, ilk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak suretiyle verilen karar; özde direnme niteliğinde olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin Yargıtay’ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekir.

Dairemizin bozma ilamından sonra yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda önceki uygulama aynen benimsenmiş ise de; “…mahkememizce bozma üzerine yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; bozmanın yerinde olmadığı, taraflar arasında özel hayata ilişkin olduğu kabul edilecek resimleri ilişki sürecinde birlikte sanığın facebook hesabından paylaşıldığı ya da müştekinin buna açıkça rıza gösterdiği, ilişki bittiğinden itibaren sanıktan istendiği anda resimleri sayfadan çıkarılmamasının TCK 134/2 madde ve yönünden suçun unsurlarını oluşturmayacağı, ilgili madde de görüntülerin hukuka aykırı olarak ifşasından bahis edildiği, oysa ki olayda sanığın resimleri ifşaya başladığında herhangi bir hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceği, yasada korunması amaçlanan şeyin kişilerin özel görüntü ya da seslerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesinin önlenmesi olduğu, suça konu resimlerin başlangıçtan itibaren belirli aşamaya kadar hukuka uygun olarak ifşa edildiği, gelinen noktada resmin taraflarından birinin yani müştekinin rızasını çektiği anda eylemin suça dönüşmeyeceği, bu noktada sanığın sergilediği hareketsiz kalarak resimleri çıkarmamasının atılı suçun unsurlarını oluşturmayacağı kanaatiyle mahkememiz kararının yerinde olduğu değerlendirilerek aşağıdaki şekilde sanığın beraatine hükmolunmuştur…” biçimindeki yeni ve değişik gerekçelerle CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince hüküm kurulmasından dolayı yerel mahkemenin son uygulaması direnme kararı olmayıp, yeni hüküm niteliğinde olduğundan, direnme kararının eylemli uyma olarak kabulü ile hükmü temyizen inceleme görevinin Dairemize ait olduğu belirlenerek yapılan incelemede:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılanın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sanığın, bir karede mağdurun kendisini yanağından öptüğü, diğerlerinde kendisine sarıldığı ve her ikisinin üzerlerinde günlük kıyafetleri bulunduğu halde yan yana poz vererek çektirdikleri fotoğraflarını, mağdurun bilgisi dahilinde facebook hesabında yayımladıktan sonra, söz konusu fotoğrafları, mağdurla ayrılmalarına ve mağdur tarafından kaldırılması istenilmesine rağmen yayımlamaya devam ettiği olayda;

İddiaya konu sanıkla mağdur arasındaki ilişkinin varlığını ve boyutunu gösteren fotoğrafların, daha önce mağdurun rızasına uygun olarak facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde yayımlanmış olması karşısında, bu fotoğraflar, mağdurun özel yaşam alanına ilişkin ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte görüntüler olarak kabul edilemeyeceğinden, sanığın, mağdura ait kişisel veri niteliğindeki fotoğrafları, mağdurun rızasına aykırı şekilde yayımlamaya devam etmesi biçiminde sübut bulan eyleminden dolayı TCK’nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yasal ve yeterli olmayan yazılı gerekçelerle sanık hakkında CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat kararı verilmesi,

Kanuna aykırı olup, katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 13.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HEKİMİN HASTALARINA AİT DOSYALARI HASTANE DIŞINA ÇIKARMASI KİŞİSEL VERİLERİN İHLALİDİR

Kişisel Verileri Koruma Kurumu Kararı – KVKK, K. 2021/407 T. 20.4.2021

Veri sorumlusu bir hastane tarafından Kuruma intikal ettirilen veri ihlal bildiriminde;

– Veri ihlalinin; hastanede çalışan hekimin hastalarına ait dosyaların arşivden alınarak kendisinin talimatıyla bazı hastane çalışanları aracılığıyla hastane dışına çıkarılmasıyla gerçekleştiği,

– Veri ihlalinin; dosyaları hastane dışına çıkarmaya teşebbüs eden bir çalışanın görülmesinden 17 gün sonra kamera kayıtlarının incelenmesi neticesinde tam olarak tespit edildiği,

– İhlalden; 789 hastanın etkilendiği, ancak 54 dosyanın teslim alınarak yedieminliğe teslim edildiği,

– İhlalden; kimlik, iletişim, sağlık bilgileri ve genetik verilerin hasta kartında yer alan bilgiler (T.C Kimlik numarası, adı, soyadı, baba adı, ana adı, sosyal güvenlik numarası, özel sigorta, anlaşmalı kurum, çalıştığı kurum, uyruğu, doğum tarihi, cinsiyet, medeni hali, kan grubu, mesleği, vergi dairesi, vergi numarası, adres, posta kodu, e-posta, ev telefonu, iş telefonu, cep telefonu, son randevu cep ve ev telefonu, sigortalı durumu, emekli olup olmadığı, poliçe no, engel durumu, çalışan adı, tedavi olunan doktorlar ve branşlar gibi bilgiler) ile hasta dosyası anamnez içeriğinin (kullandığı ilaçlar, alışkanlıklar, alerjik öyküsü, soygeçmiş, psikolojik durum, bulgular, laboratuvar tetkikleri, öntanı, tanı, tedavi ve bakım planı, geçirmiş olunan hastalıklar, ameliyatlar vb. bilgiler) etkilendiği,

– Hekimin bir hastasının hastaneye gelmesi üzerine, tedavi geçmişinin hekim tarafından alındığı bilgisinin kendisine verildiği,

– İhlalin gerçekleşmesinden önce ihlal ile ilgili çalışanlardan (eski çalışan dahil 9 kişi) biri hariç hepsinin kişisel verilerin korunması eğitimi aldığı,

– İhlalin tespit edilmesinden 25 gün sonra Kuruma bildirildiği, geç bildirim sebebi olarak; ilgili dosyaların hastaneden çıkartılırken hastane yönetimi tarafından suçüstü yakalandığı, hemen polis çağırılarak, dosyanın polis nezaretinde hastaneye teslim edilmesi ile verilerin dışarı çıkartılmasına engel olunarak veri ihlalinin oluşmasının önlendiği hususlarına rağmen kriz masasının oluşturulduğu, kovuşturmanın derinleştirilmesine karar verildiği, bu maksatla; doktor ve ekibinden savunmaların alındığı, doktorun takip ettiği dosyaların tarandığı, arşiv, poliklinik, otopark başta olmak üzere hastanenin çeşitli alanlarına ilişkin kamera kayıtlarının incelendiği ve nihayetinde yapılan inceleme ve tahkikatlar neticesinde görülen lüzum üzerine savcılığa suç duyurusunda bulunulduğu ve Kuruma bildirim yapıldığı şeklinde açıklandığı

ifadelerine yer verilmiştir.

Konuya ilişkin yürütülen inceleme neticesinde Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 20/04/2021 tarih ve 2021/407 sayılı Kararı ile,

A.    Teknik ve idari tedbirler ile ilgili olarak;

– Veri ihlal bildirimine konu olayın; hastanede çalışan hekimin hastalarına ait kişisel veri/özel nitelikli kişisel verilerin yer aldığı dosyaların bulunduğu poşetlerin, kendisinin talimatıyla bazı hastane çalışanları aracılığıyla hastane dışına çıkarılmasıyla gerçekleştiği,

– Kamera kayıtlarının kontrolünün sağlanmadığı, hastalara ait kayıtların tutulduğu arşiv odasına yetkili olmayan kişilerin girebildiği ve başhekimliğin izni olmadan hastalara ait kişisel veri/özel nitelikli kişisel verilerin yer aldığı dosyaların arşivden çıkartılabildiği hususlarının veri güvenliğinin sağlanmasını temin etmeye yönelik fiziksel ortamların güvenliğini sağlayacak idari tedbirlerin yeterli ölçüde alınmadığının göstergesi olduğu,

– İhlalden 789 hastanın etkilendiği ancak karakol tutanağına göre tespit edilen 54 adet hasta dosyasının geri alınarak yedieminliğe teslim edildiği, geri kalan dosyaların akıbetinin ise bilinmediği dikkate alındığından hasta dosyalarının kaybolması durumunun önlenemediği ve bu durumun söz konusu hasta dosyalarının kaybolmasına yönelik risklerin azaltılmasına dair yeterli tedbirlerin alınmadığını gösterdiği,

– İhlalden; kimlik, iletişim, lokasyon, özlük, genetik veri, sağlık verileri gibi veri kategorilerine ait çok sayıda kişisel verinin ve özel nitelikli kişisel verinin etkilenmiş olduğu hususunun ilgili kişilerin ihlal sebebiyle önemli olumsuz etkilere maruz kalmaları olasılığının bulunduğunun göstergesi olduğu,

– İhlal ile ilgili olan çalışanların, sağlık verileri ve genetik veriler de dahil olmak üzere özel nitelikli çok sayıda kişisel verinin işlenme sürecinde yer aldığı göz önünde bulundurulduğunda; veri sorumlusu tarafından çalışanlara tanımlanan kişisel verilerin korunması eğitiminin tamamlanmasının sağlanmadığı, Kuruma gönderilen belgelerde yer alan bilgilerin incelenmesi neticesinde; münhasıran kişisel verilerin korunmasına yönelik eğitimin; sadece 3 çalışan tarafından alınmış olduğu, kişisel verilerin korunması eğitiminin diğer çalışanlara tanımlanmış olmasına rağmen söz konusu çalışanların eğitimlere hiç başlamadıkları ve bu hususta hastane tarafından bir aksiyon alınmadığı, 3 çalışanın kişisel verilerin korunması eğitimi aldıkları ifadesinin “Kalite Müdürlüğü Eğitimi” başlığı altında yer alan konulardan biri arasında kişisel verilerin korunmasının yer almasına istinaden yapıldığı, 2 çalışana ihlalin başlangıç tarihinden sonra eğitim verilmiş olduğu, eğitim tanımlanan 1 çalışanın ise kişisel verilerin korunması ile ilgili hiçbir eğitim almamış olduğu, eski çalışanın kişisel verilerin korunması ile ilgili eğitim almış olmasına rağmen arşiv odasındaki belgelerin taşınmasına yardım ettiğinin anlaşıldığı, bu durumun ise çalışanlara kişisel verilerin korunmasına yönelik yeterli eğitimin verilmediğinin göstergesi olduğu,

– İhlal şüphesini doğuran olayların bulunmasına rağmen; ihlalin 17 gün sonra tespit edilmesinin veri sorumlusu tarafından kişisel veri güvenliği politika ve prosedürlerinin iyi bir şekilde hazırlanmadığı veya takip edilmediği, ayrıca bu durumun alınan mevcut güvenlik önlemlerinin etkili kullanılamadığı hususlarının göstergesi olduğu

dikkate alındığında Kanunun 12 nci maddesinin (1) numaralı fıkrası çerçevesinde veri güvenliğini sağlamaya yönelik gerekli tedbirleri almayan veri sorumlusu hakkında kabahatin haksızlık içeriği, veri sorumlusunun kusuru ve ekonomik durumu da göz önünde bulundurularak Kanunun 18 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca 450.000 TL idari para cezası uygulanmasına,

B.    Kuruma ve ilgili kişilere yapılan bildirim ile ilgili olarak:

– İhlalin tespit edilmesinden 25 gün sonra Kuruma bildirildiği, geç bildirim sebebinin, ilgili dosyaların hastaneden çıkartılırken hastane yönetimi tarafından suçüstü yakalanıldığı, hemen polis çağırılarak, dosyanın polis nezaretinde hastaneye teslim edilmesi ile verilerin dışarı çıkartılmasına engel olunarak veri ihlalinin oluşmasının önlendiği, kriz masasının oluşturulduğu, kovuşturmanın derinleştirilmesine karar verildiği, bu maksatla; doktor ve ekibinden savunmaların alındığı, doktorun takip ettiği dosyaların tarandığı, arşiv, poliklinik, otopark başta olmak üzere hastanenin çeşitli alanlarına ilişkin kamera kayıtlarının incelendiği ve nihayetinde yapılan inceleme ve tahkikatlar neticesinde görülen lüzum üzerine savcılığa suç duyurusunda bulunulduğu ve Kuruma bildirim yapıldığı şeklinde açıklandığı

– İlgili kişilerden hastaneye gelen bir kişi dışında, hiç birine ihlalin bildirilmemiş olduğu

hususları dikkate alındığında Kanunun 12 nci maddesinin (5) numaralı fıkrası hükmü ve Kişisel Veri İhlali Bildirim Usul ve Esaslarına İlişkin Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 24.01.2019 tarih ve 2019/10 sayılı Kararında yer alan ‘en kısa sürede’ ifadesinin 72 saat olarak yorumlanmasına yönelik ifadeleri çerçevesinde bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen veri sorumlusu hakkında kabahatin haksızlık içeriği, veri sorumlusunun kusuru ve ekonomik durumu da göz önünde bulundurularak Kanunun 18 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca 150.000 TL idari para cezası uygulanmasına,

– İlgili kişilere Kurulun 24.01.2019 tarih ve 2019/10 sayılı Kararında yer alan hususları içeren bir bildirim yapılarak sonucundan Kurula bilgi verilmesi hususunda veri sorumlusunun talimatlandırılmasına

karar verilmiştir.

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.