TASARRUF MEVDUATI SİGORTA FONUNUN, KAPATILAN ŞİRKET ALACAKLILARINA KARŞI YÜKÜMLÜLÜKLERİ

Son zamanlarda devlet tarafından el konulan şirketlere ilişkin gündemde TMSF adı sık sık duyulmaktadır. Bu durumda TMSF üzerinde özet niteliğinde derli toplu bir bilgilendirme yapmak önem arz etmektedir.

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, tasarruf sahiplerinin haklarını yolsuzluk ve usulsüzlüklerden korumak amacı ile kurulmuş kamu tüzel kişiliğini haiz idari ve mali bağımsızlığı olan bir devlet kurumudur. 

TMSF görevlerini, 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu,OHAL kapsamında KHK ile yapılan bazı düzenlemelerin değiştirilerek kabul edilmesine ilişkin 6758 Sayılı Kanunve ilgili diğer mevzuat ile kendisine verilen yetkiler çerçevesinde yerine getirmekte olup görevleri arasında yer alan OHAL kapsamında yürütülen kayyımlık faaliyetlerikonusu bu yazıda değerlendirilecektir.

5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nda bu durum belirtilmiştir. 

Madde 111 : “Bu Kanun ve ilgili diğer mevzuat ile verilen yetkiler çerçevesinde tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla, mevduatın ve katılım fonlarının sigorta edilmesi, Fon bankalarının yönetilmesi, malî bünyelerinin güçlendirilmesi, yeniden yapılandırılması, devri, birleştirilmesi, satışı, tasfiyesi, Fon alacaklarının takip ve tahsili işlemlerinin yürütülmesi ve sonuçlandırılması, Fon varlık ve kaynaklarının idare edilmesi ve Kanunla verilen diğer görevlerin ifası için kamu tüzel kişiliğini haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kurulmuştur.  

Fon görevini yaparken bağımsızdır. Fonun kararları yerindelik denetimine tâbi tutulamaz. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Fon Kurulunun kararlarını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremez. 

Fon, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulu ile Başkanlıktan oluşur. Fonun merkezi İstanbul’dadır. Fon, görevli ve yetkili olduğu alanın yoğun olduğu illerde olmak ve sayısı üçü geçmemek kaydıyla Cumhurbaşkanı kararıyla yurt içi temsilcilik ve tahsilat birimleri açabilir.

Fon, 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine tâbi değildir.  

Fon, görev ve yetkilerini etkin şekilde yerine getirmek amacıyla, yeterli sayı ve nitelikte personeli istihdam eder. Fonun malları Devlet malı hükmündedir. Fonun mal, hak ve alacakları haczedilemez ve rehnedilemez.” 

TMSF; 5411 sayılı kanunun ilgili maddeleri çerçevesinde yönetim ve denetimi devredilen şirket veya şirketlerin mal ve gayrimenkullerini, hak ve varlıklarını satabilir. Olağanüstü hallerde fon kaynaklarının ihtiyaçları karşılamaması durumunda Merkez Bankası’ndan avans talep edebilir. 

 2 Eylül 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 674 sayılı KHK ile devlet tarafından el konulan şirketlerdeki kayyumların görevleri TMSF’ye devredildi. Buna göre bahse konu şirketlerin satış ve tasfiye işlemleri TMSF tarafından yapılacak. 

Aşağıda 24.11.2016 tarihinde 674 sayılı KHK ile yayımlanan 6758 sayılı kanunun ilgili maddeleri paylaşılacaktır.  

MADDE 19– (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi uyarınca kayyım atanmasına karar verilen şirketlerde görev yapan kayyımların yetkileri, hakim veya mahkeme tarafından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilir ve devirle birlikte kayyımların görevleri sona erer. 

(2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra ve olağanüstü halin devamı süresince terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi uyarınca şirketlere ve bu Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca varlıklara kayyım atanmasına karar verildiği takdirde, kayyım olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu atanır. 

(3) (Değişik: 2/1/2017-KHK-680/81 md.; Değiştirilerek kabul: 1/2/2018-7072/79 md. 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen şirketler hariç olmak üzere; birinci ve ikinci fıkra kapsamındaki şirketler, soruşturma ve kovuşturma sonuna kadar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun gözetiminde, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakanın atadığı yöneticiler tarafından ticari teamüllere uygun olarak ve basiretli tüccar gibi yönetilir. Bu şirketlerin yöneticileri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakan tarafından atanır ve görevden alınır. Bu şirketlerin mali durumu, ortaklık yapısı, piyasa koşulları veya diğer sorunları nedeniyle mevcut halin sürdürülebilir olmadığının tespit edilmesi durumunda, şirketin yahut varlıklarının veya 5271 sayılı Kanunun 128 inci maddesinin onuncu fıkrasında belirtilen malvarlığı değerlerinin satılmasına veya feshi ile tasfiyesine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakan tarafından karar verilebilir. Satış ve tasfiye işlemleri ilgili şirketin yönetim kurulu veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yerine getirilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakan onayıyla belirlenir. 

(4) (Ek: 17/4/2017-KHK-690/73 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7077/63 md.Üçüncü fıkra kapsamında gerçekleştirilen varlık ve malvarlığı değeri satışlarına bağlı olarak elde edilen gelirden borçlar ödendikten sonra kalan tutar, şirket işlerinde kullanılabilir. Üçüncü fıkra kapsamında gerçekleştirilen fesih ve tasfiye işlemleri sonunda borçlar ödendikten sonra kalan tutar, yargılamanın kesin hükümle sonuçlandırılmasına kadar bir kamu bankasında açılan hesapta nemalandırılır. 

(5) (Ek: 17/4/2017-KHK-690/73 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7077/63 md.Üçüncü fıkra kapsamında gerçekleştirilen satış ve tasfiye işlemlerinde azınlık hisselerinin sahiplerinin rızası aranmaz. 

(6) (Ek: 17/4/2017-KHK-690/73 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7077/63 md.Kayyımlık görevi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yürütülen şirketler, açtıkları davalarda harçtan muaftır. 

(7) Birinci ve ikinci fıkralar uyarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atanmasına karar verilen şirket, taşınmaz, hak, varlık ve alacaklar hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesi uyarınca verilen el koyma ve tedbir kararları, kayyım yetkisinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devriyle birlikte kendiliğinden kalkar. 

(8) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/180 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/174 md.Kayyımların yetkileri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atandığı şirketlerde, şirketin ortaklarının şirkette sahip olduğu pay oranında yeni kurulacak şirketlerde pay sahibi olmaları koşuluyla şirket yönetim organının önerisi ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakanın onayıyla yeni şirket kurulmasına karar verilebilir. Bu halde şirket ortaklarının yeni şirket kurulmasına ilişkin izin ve muvafakati aranmaz. Kurulacak şirketin sermayesi kayyımların yetkileri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atandığı şirket tarafından ayni veya nakdi olarak karşılanır. Yeni şirket kuruluşuna ilişkin hususlar şirketlerin yönetim organlarınca hazırlanır ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakanın onayına sunulur. Bakanın onayıyla kuruluş gerçekleşir ve tescile tabi tüm hususlar her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olmak üzere ilgili ticaret sicilinde resen tescil ve ilan olunur. Bu fıkra uyarınca gerçekleştirilecek kuruluş işlemleri ilgili mevzuata tabi olmaksızın uygulanır. Yeni kurulan şirkette kayyımlık yetkisi bir mahkeme veya hakim kararına gerek olmaksızın Fona devredilmiş sayılır. 

(9) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/180 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/174 md.Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyımlık görevini yürüttüğü şirketlerin genel kurullarının yetkileri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olunmaksızın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakan tarafından kullanılabilir. 

(10) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/180 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/174 md.Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakan, bu madde kapsamındaki yetkilerini kısmen veya tamamen Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanına veya Fon Kuruluna devredebilir.  

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun satış ve tasfiyeye ilişkin yetkileri 

MADDE 20- (1) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından devralınan şirketler ve bunların varlıkları ile ilgili olarak Fona verilen yetkiler, bu Kanun ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna verilen kayyımlık görevi ile satış veya tasfiye işlemlerinde, bu şirketlerin yahut bunların sahiplerinin Fona borçlu olup olmadığına ve varlıkları üzerinde Fon haczi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kıyasen uygulanır. (Değişik ikinci cümle: 5/6/2017-KHK-691/11 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7076/11 md.)  Kayyımlık yetkisi Fona devredilen veya Fonun kayyım olarak atandığı şirketleri ve ortaklık paylarını soruşturma ve kovuşturma süresince yönetmek ve temsil etmek üzere atananlar veya görevlendirilenler ile 5271 sayılı Kanunun 128 inci maddesinin onuncu fıkrasına göre malvarlığı değerlerinin yönetimi amacıyla atananlar ve bu kapsamda icra edilen iş ve işlemler hakkında 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 37 nci ve 38 inci maddeleri uygulanır. Şirketlerin tasfiye işlemlerini yürütmek üzere Fon Kurulu tarafından görevlendirilen tasfiye komisyonu, adli işlemler veya davalar bakımından taraf ehliyetine sahiptir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atandığı şirketlerin ya da bunların varlıklarının bu madde kapsamında satışından elde edilecek tutarlar yargılamanın kesin hükümle sonuçlandırılmasına kadar bir hesapta nemalandırılır. 

(2) Şirket varlıklarının ticari iktisadi bütünlük yoluyla satışına karar verilmesi halinde Fon Kurulu, geçmiş dönem borçlarını, bu borçların FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla ihale bedelinden ödemeye veya ihale alıcısına ödettirmeye yetkilidir. 

(3) Bu madde hükümleri, kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının veya bunların bağlı olduğu şirketlerin Hazine tarafından devralınan varlıklarının satış ve tasfiyesini teminen Maliye Bakanlığınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilmesi durumunda da uygulanır. Devredilen varlıkların satışından elde edilen tutarlar Maliye Bakanlığına aktarılır. 

Yukarıda belirtilmiş olduğu üzere 674 sayılı KHK yürürlüğe girmeden önce şirkete atanmış olan veyahut anılan KHK’nın yürürlük tarihinden sonra CMK madde 133 gereğince mahkeme tarafından kayyum atanmasına karar verilecek şirketlere ilişkin olarak, yönetim yetkilerinin TMSF’ye devredilerek şirketin varlığının TMSF kontrolünde devam edeceği belirtilmiştir. 

Ayrıca belirtilmesi gerekir ki; 22.11.2016 tarihli 678 sayılı KHK’nın 37. Maddesinde TMSF’nin kayyum olarak atandığı şirketlerin mevcut borçlarının ödenebilmesi için yine TMSF’ye verilen yetki düzenlenmiştir.  

“Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atandığı şirketlerde, şirketin doğrudan veya dolaylı borçlarının ödenmesi için öncelikle şirket lehine kefil olan ortak, yönetici veya bunlarla bağlantılı üçüncü gerçek veya tüzel kişilerin malvarlığına müracaat edilir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, bu kapsamda şirket borçlarının ödenmesi ya da şirket sermaye ihtiyacının karşılanmasını teminen, kefillerin varlıklarının doğrudan veya ticari ve iktisadi bütünlük yoluyla satılması konusunda yetkilidir.” 

Yukarıda paylaşılan maddede belirtilmiş olduğu üzere şirketin borçlarının ödenebilmesi adına TMSF’nin gerekli işlemleri yine şirket adına yapabilme yetkisinin mevcut olduğu belirtilmiştir. 

“Borçlu şirketin tüm varlıkları TMSF tarafından 2004 ve 6183 sayılı kanunlarda öngörülen süreçlerin dışında 4389 ve 5411 sayılı kanunlarla TMSF’nin hem alacaklı hem de icra ve iflas dairesi yetkilerine sahip olduğu ve tüm koşulları belirlediği süreçte başvurucu sürece dahil edilmeden satılmıştır. Satıştan elde edilen gelirin tamamı 5411 sayılı kanunun verdiği geçmiş dönem mal ve hizmet alacaklarının ödettirilmesi yetkisine rağmen bu yetki kullanılmaksızın diğer kamu alacakları ile TMSF’nin el konulan banka kaynaklı alacaklarına karşılık olarak ayrılmıştır. 

Bu süreçte iyi niyetli üçüncü kişi olduğu anlaşılan başvurucunun hakları gözetilmeyerek alacağını tahsil etme imkanı ortadan kaldırılmış ve devletin denetim ve gözetiminden sorumlu olduğu batan banka nedeniyle oluşan banka zararı dolaylı olarak ve kısmen başvurucuya yüklenmiştir. Belirtilen nedenlerle birlikte başvurucu aleyhine meydana getirilen hukuki belirsizlik göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında gözetilmesi gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu kanaatine ulaşılmıştır.” 

Yukarıda 01/7/2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 2013/865 Başvuru numaralı ve 01/6/2016 Tarihli “Tasfiye Halinde Cemtur Seyahat Turizm Limited Şirketi” tarafından yapılan başvuru paylaşılmıştır. Bu AYM kararından da anlaşılmış olduğu üzere TMSF’nin basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü olup kendisine, yukarıda paylaşılan kanun ve Kanun Hükmünde Kararnameler ile yüklenen sorumluluklara aykırı davranmamakla yükümlüdür. Aksi halde yukarıda emsal nitelikteki AYM kararında da belirtilmiş olduğu üzere mülkiyet hakkının ihlali gerçekleşmiş olacaktır.  

Av. Bilge İŞ & Av. Selçuk ENER

BATIK ŞİRKET ALACAKLILARINA İKİ ÇIKIŞ YOLU: “ORGANİK BAĞ” VE “TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN ARALANMASI”

BATIK ŞİRKET ALACAKLILARINA İKİ ÇIKIŞ YOLU: “ORGANİK BAĞ” VE “TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN ARALANMASI”

Medeni Kanunumuzun “tüzel kişiler” başlığı altında düzenlenen 47. Maddesinde; tüzel kişilik “Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları” şeklinde tanımlanmıştır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, tüzel kişilik kendisini meydana getiren kişi veya mal topluluklarından bağımsız olarak faaliyet göstermektedir.

 

Bağımsızlığın sonucu olarak da gerçekleştirilen faaliyetlerden tüzel kişiliğin kendisi bizzat sorumludur. Ortaklarının ise kanuni istisnalar hariç sınırlı sorumluluğu bulunur. Böylelikle tüzel kişilik kapsamında gerçekleştirilecek büyük faaliyetlere karşı ortaklar bir nevi koruma altına alınmıştır. Nitekim Medeni Kanunumuzun 50. maddesi bu hususu düzenlemekte;

(1) Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır.

   (2) Organlar, hukuki işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar.”

Tüzel kişiliğin, faaliyetlerini organları vasıtasıyla gerçekleştirmesinin sonucu olarak gerçekleştirilen hukuki işlem ve diğer bütün faaliyetler, tüzel kişilik üzerine borç yükler. Bunun neticesinde meydana gelen her türlü borçtan, yükümlülükten veya sorumluluktan tüzel kişilik bizzat sorumlu olur. Ancak; “ortaklar tarafından tüzel kişiliğin içinin boşaltılması” ya da “tüzel kişiliğin danışıklı olarak satılması” gibi kulağa aşina gelen durumlarda, hak sahibi kişilerin mağduriyete uğradığına zaman zaman şahit oluruz. Peki bu ve benzeri durumlarda, hak sahibi mağdurlar, tüzel kişilikten haklarını nasıl elde edebilecektir?

Tüzel kişiliğin sorumluluğunun tam, ortaklarının sorumluluğun ise sınırlı olması; bazen kendisini oluşturan kişilerce yükümlülüklerinden, borçlarından ve sorumluluklarından kurtulmak için kötü niyetli olarak kullanılmaktadır. Bu kişiler tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanarak tüzel kişiliği bir araç olarak kullanmaktadır. Bunun neticesinde ise çoğu kişi zarara uğramakta ve karşılarında zararlarını tam anlamıyla tazmin edebilecek bir muhatap bulamamaktadır.

Hal böyle olunca; Medeni Kanunumuzun 2. maddesinde belirtilen dürüstlük kuralına aykırı bir durum ortaya çıkmakta ve hukuk normlarımız bu nedenle kötü niyeti korumamaktadır. Kaynağını bu maddeden alarak ortaya çıkan “tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi”, tüzel kişiliği kötü niyetli olarak kullanan kişilere karşı ileri sürülebilecek, onların tüzel kişiliğin arkasına saklanarak yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmalarının önüne geçilmiş olacaktır. Tabi istisnai bu durumun oluştuğu iddiası hemen her olayda ileri sürülememekte, bazı koşulların varlığı aranmaktadır. Bununla birlikte Yargıtay, tüzel kişilik perdesinin aralanması için aranan şartlar gerçekleşmemiş olsa dahi bu kez benzer bir teoriye “organik bağ” teorisine atıf yaparak kötü niyeti bertaraf etme çabasındadır. Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine göre daha rahat uygulama alnı bulan organik bağ teorisinin de temeli dürüstlük kuralıdır. Aralarındaki temel fark; perdenin kaldırılması teorisi, çoğunlukla borçlu tüzel kişiliğin kötü niyetli ortaklarının sorumluluğuna gidilebilmesi için kullanılmaktadır. Organik bağ ilişkisindeki amaç ise; tüzel kişiliği meydana getiren ortakların, temsilde farklı kişiliklere yer vererek ortaklar dışındaki kişilerin, tüzel kişiliğe karşı sahip olduğu haklarını elde etmesini engellenmesinin önüne geçilmeye çalışılmasıdır.

Görüldüğü üzere; tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi daha çok borçlu şirket nezdindedeki kötü niyetli ortaklara karşı uygulama alanı bulurken; organik bağ teorisi ise farklı şirketler veya temsilciler arkasına gizlenerek faaliyetlerini yürütüp borçlarını ve yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınan kişilere karşı uygulama alanı bulur. Bu hususlara yönelik Yargıtay 9. Hukuk Dairesince verilmiş 2015/9375 Esas, 2015/13938 Karar No’ lu ilamda;
 

“…Bu anlamda; tüzel kişilik hakkının kötüye kullanılması, kanuna karşı hile, işçiye zarar verme(haklarının alınmasını engelleme), tarafta muvazaa(hizmeti kendisine verdiği halde başka bir kişiyi kayıtta işveren olarak gösterme) ve namı müstear yaklaşımı nedeni ile dolaylı temsil söz konusudur. Bu durumların söz konusu olduğu halde tüzel kişilik perdesinin aralanması sureti ile gerçek işveren veya organik bağ içinde olan tüm işverenler sorumlu tutulmaktadır. Organik bağ ise şirketlerin adresleri, faaliyet alanları, ortakları ve temsilcilerinin aynı olmasından, aralarındaki hukuki ilişkilerin tespitinden anlaşılır…”

SONUÇ OLARAK;

Birden fazla tüzel kişiliğin hisselerini elinde bulunduran kişi veya kişi gruplarının, şirket alacaklılarını zarara uğratma kastıyla hareket edememeleri için geliştirilmiş ve uygulamada yerini sıkça bulan kavramlardır “organik bağ” ve “tüzel kişilik perdesinin aralanması” Şirket ortaklarının aynı kişiler olması, şirketi temsile yetkili kişilerin aynı kişiler olması, şirket adreslerinin aynı veya çok yakın olması, aynı faaliyet alanında birden fazla şirket kurulması gibi olguların, organik bağın varlığına delalet ettiğini kabul edilmiştir.

 

                                                                                              ENER AVUKATLIK BÜROSU

ANONİM ŞİRKETLER İÇİN TEHLİKE ÇANLARI!

AVUKAT BULUNDURMAMANIN BİR YILLIK KARŞILIĞI 42.660 TL

Esas sermaye miktarı 250.000 TL’nin üzerinde olan anonim şirketler ve üye sayısı yüz ve üzerinde olan kooperatifler için Sözleşmeli Avukat bulundurmak yasal zorunluluktur.

 

Avukatlık Kanununun 35. maddesine göre;

“…..

Dava açmaya yeteneği olan herkes kendi davasına ait evrakı düzenleyebilir, davasını bizzat açabilir ve işini takip edebilir. Ancak, Türk Ticaret Kanunu’nun 272 nci maddesinde ön görülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye sayısı yüz veya daha fazla olan yapı kooperatifleri sözleşmeli bir avukat bulundurmak zorundadır. Bu fıkra hükmüne aykırı davranan kuruluşlara Cumhuriyet savcısı tarafından sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için, sanayi sektöründe çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde yürürlükte bulunan, asgarî ücretin iki aylık brüt tutarı kadar idarî para cezası verilir.”

 

Anılan hüküm gereği, bu yükümlülüğe uymayan şirketlerin, her ay başına 2(iki) brüt asgari ücret tutarında idari para cezası ile cezalandırılacağı da öngörülmüştür. 2017 yılı için brüt asgari ücretin; 1.777.50 TL olduğu düşünülürse, avukat bulundurmayan her bir anonim şirket bir yıl için; 42.660 TL idari para cezası ödeyecek. Geriye dönük tespit ile bu rakam, işverenler için önemli bir zarar kalemi demek.

 

Son günlerde medyada görüldüğü üzere, Barolar ve Cumhuriyet Başsavcılıkları bu yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediği hususunda sıkı denetim içerisindedirler. Benzer durumla karşı karşıya kalmamak adına, en azından ileriye dönük olarak sözleşmeli avukat bulundurarak bu yaptırımlara maruz kalmanın önüne geçilebilir. İdari para cezası olarak paraların, sözleşmeli avukat bulundurmak için harcanması neticesinde, elde edilecek menfaat ödenen meblağın çok üzerinde olacaktır.

 

Yasanın öngördüğü anonim şirketlerin ve kooperatiflerin bu konuya hassasiyet göstermesi kaçınılmaz. Cezadan kaçınmak adına değil, basiretli ve öngörülü bir tacir gibi davranmak bunu gerektirecektir. Nitekim hukukçular ve mali müşavirler kurumsal ve profesyonel bir tacirin vazgeçilmez yardımcısı olduğu kadar olası mali ve hukuki tehlikeleri önleyici bir sigorta görevi görürler.

 

Siz de, özellikle ticaret hukuku, borçlar hukuku, iş hukuku ve sözleşmeler hukuku alanında uzman bürolardan danışmanlık hizmeti alabilir, yasanın öngördüğü yükümlülüğü yerine getirebilirsiniz.

 

Unutmayın ki, sözleşme ile ödediğiniz bedelin karşılığında hizmet alırsınız, ancak ödediğiniz cezanın size geri dönüşü olmayacaktır.

                                ENER AVUKATLIK BÜROSU

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.