SATICI, SÖZLEŞME VE EKİ ŞARTNAMEDEN BAŞKA AYRICA İLAN VE REKLAMLARDA, BROŞÜR VE KATALOGLARDA VADETTİĞİ HUSUSLAR YÖNÜNDEN DE ALICI TÜKETİCİYE KARŞI SORUMLUDUR.

Yargıtay 3. HD, E: 2020/11215, K: 2020/6844, T: 23.11.2020

MAHKEMESİ : TÜKETİCİ MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı ile davalı … İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı, davalıların inşaa ettiği … Evleri projesinden, konut satın aldığını ancak satış ofisinde, broşür ve materyallerde tanıtımı yapılan ve sözleşme ve eki mahal listesinde belirtilen taahhütnamelere uygun bir imalat ve teslimatın yapılmadığını, iç ve dış mahallerdeki eksik ve ayıplı işler nedeni ile değer kaybı nedeniyle oluşan zarardan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000TL’nın tahsiline karar verilmesini istemiş, ıslah ile talebini arttırarak toplamda 175.000TL nin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile bilirkişi raporuyla belirlenmiş olan ve davacıya ait bağımsız bölümün bulunduğu yapının önüne yapılmış olan avm inşaatı nedeniyle bağımsız bölümünde oluşan değer kaybı olarak belirlenen 43.750,00 TL nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalılardan …………… İnş. San ve Tic A.Ş. tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 620. maddesinde; “Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tabi adi ortaklık sayılır.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2003 tarih, 2003/12-574-564 sayılı kararında vurgulandığı üzere ortak girişim iki veya daha fazla gerçek veya tüzel kişinin belli bir amaca ulaşmak için katkılarını birleştirdikleri bir ortaklık türü olup, bu ortaklığın tek başına tüzel kişiliği bulunmamaktadır. Adi ortaklığın kendisine ait bir tüzel kişiliği mevcut olmadığından davada taraf olma ehliyeti yoktur. Bir başka ifade ile adi ortaklığın dava ve takip ehliyeti olmadığı gibi, ona karşı da dava açılamaz. Bu bağlamda adi ortaklığa karşı açılacak davalar adi ortaklığın kendisine karşı değil dava konusunun paradan başka bir şey olması halinde ortaklığı oluşturan ortakların tamamına, konusunun para olması halinde ise ortaklar arasında müteselsil sorumluluk esası geçerli olduğundan ortaklardan biri ya da birkaçı aleyhine yöneltilmelidir. Ortakların, aksine bir sözleşmenin varlığı kanıtlanamadığı takdirde ortaklık borçları ile gelirlerinden eşit oranda hak ve sorumluluk sahibi oldukları kabul edilmelidir.

Tüm bu nedenlerle mahkemece hükmedilen bedelin ‘davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesineʼ şeklinde hüküm kurulmak suretiyle, davalılardan …’nın da sorumlu olduğuna dair karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

3- “……. Evleri” adlı proje kapsamında yapılacak konut ve işyeri satışına ilişkin internet ilanlarında, reklam ve tanıtım broşürlerinde 400.000 m2 arazi üzerinde inşa edileceği, 5 etaptan oluştuğu, 5.500 konut yapılacağı, içinde AVM, tam donanımlı hastane, anaokulu, ilköğretim okulu, lise, … , 350.000 m2 peyzaj alanı, … gibi donatıların yapılacağının vaad edildiği anlaşılmaktadır.

Yasal mevzuat gereğince, satıcı, sözleşme ve eki şartnameden başka ayrıca ilan ve reklamlarda, broşür ve katologlarda vaat ettiği hususlar yönünden de alıcı tüketiciye karşı sorumludur. O halde mahkemece, teknik şartnamede belirtilmeyen ancak tanıtım materyallerinde belirtilen tüm hususlar yönünden de tek tek ayıplı ya da hiç yapılmayan imalatlar konusunda inceleme yapılarak varsa değer kaybı belirlenmelidir ancak bu hususa ek olarak, bilirkişi raporunda projenin henüz tamamlanmamış etap etap devam eden bir proje olduğu belirtilmiş olup, taahhüt edilen bu hususlardan bir çoğunun dava ve keşif tarihi itibariyle yerine getirilmediği ya da tamamlanmadığı da dosya kapsamı itibariyle sabittir. Söz konusu sosyal tesislerin ve ortak alanların yapılmamış olması, alıcının satın alma kararını etkileyen, taşınmazın değerini azaltan bir husustur.

Netice itibariyle, Mahkemece, sadece teknik şartnamede belirtilen hususlar yönünden belirleme yapılarak, tanıtım materyellerindeki vaadler konusunda bir değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi ve sosyal tesislerin davalılar tarafından yapılarak ve eksiklikleri giderilerek projenin tamamlanması halinde bu yönden dava konusuz kalacağından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi,yapılmayan ve bundan sonrada yapılmayacağı kesinleşen sosyal tesisler var ise, bunlardan dolayı davacının uğradığı zararın nisbi metoda göre hesaplanarak, ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı hususunda değerlendirme de yapılmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerekir. Bu durumda mahkemece, açıklanan hususların tespiti yönünde mahallinde gerekirse uzman bilirkişi heyeti marifetiyle yeniden keşif yapılarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yazılı gerekçe ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

S O N U Ç

Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. ve 3. bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/11/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

6502 SAYILI TKHK’YA KONU SÖZLEŞMELER VE TÜKETİCİ HUKUKUNDA AYIPLI MAL VEYA HİZMET KARŞISINDA TÜKETİCİNİN SAHİP OLDUĞU SEÇİMLİK HAKLAR

2013 yılında yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) hukukumuzda kendine münhasır yeni bir alanın oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bu yazımızda biz de bu kanunla beraber hayatımıza giren sözleşmelerden ve tüketicinin bu sözleşmelerde taahhüt edilen mal veya hizmetlerin ayıplı ifası karşısında başvurabileceği seçimlik haklardan bahsedeceğiz.

Tüketici sözleşmelerinin tarafları girişimciler ve tüketicilerdir. Girişimciler hizmet sağlayıcılar, tüketiciler ise hizmeti talep ederek bunun karşılığında bir bedel ödemeyi kabul eden kişilerdir.  Buradan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda görevli mahkeme Tüketici Mahkemeleridir.

“6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 3/1-k maddesinde tüketicinin; “ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi” ifade edeceği, 3/1-l maddesinde ise tüketici işleminin; “mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi” ifade edeceği düzenlenmiş, aynı kanunun 73/1 maddesinde de; tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalara bakmaya tüketici mahkemelerinin görevli olduğu hüküm altına alınmıştır.”

         (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E: 2015/14275, K: 2016/27, T:11.01.2016)

Tüketici sözleşmeleri, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un dördüncü kısmında beş ayrı bölüm olarak düzenlenmektedir. İlgili Kanuna göre bu sözleşmeler aşağıda sıralanmaktadır.

  • Taksitle satış sözleşmeleri (TKHK m. 17),
  • Tüketici kredisi sözleşmeleri (TKHK m. 22),
  • Konut finasmanı sözleşmeleri (TKHK m. 32),
  • Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri (TKHK m. 40)
  • TKHK m. 47 vd düzenlenen diğer tüketici sözleşmeleridir.

Bir de ayıplı mal dediğimiz bir kavram vardır ki Roma’dan bu yana hukuk literatürünün içerisindeki aktif kavramlardan bir tanesidir. Sözleşmeye konu olan malın ayıplı olması durumunda satıcının sorumlu tutulması ilk olarak Roma’da “Ius Civile” denen kanununda düzenlenmiştir. Ayıplı malın tanımı TKHK’nın 8. Maddesinde şu şekilde yapılır:

“Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır.

 Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir.”

Nitekim aşağıdaki Yargıtay kararında da söz konusu kavramın tanım ve kapsamı belirtilmiştir.

“Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir.” denilmekte, devam eden fıkralarda ise buna ilişkin biçimsel koşullar sayılmaktadır. Ayıp; yasa ya da sözleşmede öngörülen unsurlardan birinin veya birkaçının eksikliği ya da olmaması gereken vasıfların olmasıdır.”

   (Yargıtay 13. HD E: 2016/28270, K: 2019/11433, T: 25.11.2019)

Ayıplı maldan kimin sorumlu tutulacağı (TKHK-9)’da açıklanmaktadır. İlgili düzenlemeye göre satıcı, malı satış sözleşmesine uygun olarak tüketiciye teslim etmekle yükümlüdür. Teslim tarihinden itibaren altı ay içerisinde ortaya çıkan ayıpların teslim tarihinde de var olduğu kabul edilir. Bu durumda malın ayıplı olmadığının ispatı satıcıya aittir. Ancak tüketici, sözleşmenin kurulduğu tarihte ayıptan haberdar ise veya haberdar olması kendisinden beklenir bir hal söz konusu ise sözleşmeye aykırılıktan bahsedilemez. Bunlar dışındaki ayıplara karşı ise tüketicinin seçimlik hakları kanunda güvence altına alınmıştır.

“Maddeye göre, tüketici kendisine sağlanan mal ve hizmetle ilgili ayıplı olup olmama konusunda gerekli muayeneyi (denetimi) yapacak ve bu muayene sonucu, mal ya da hizmetle ilgili saptadığı ayıpları, mal veya hizmetin sağlanmasından itibaren ihbar süreleri içinde, kendisine mal ya da hizmet sağlayan sözleşmenin tarafına bildirecektir. Bu bildirim (ayıp ihbarı) ödevi ihmal edildiğinde, tüketici, ayıba dayalı yasal haklarını kaybedecektir. 6098 Sayılı TBK.’nun bu konudaki 223. (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 198/2’de) maddesinde ifade edildiği gibi, ayıp ihbarının yapılmaması, tüketicinin ifa konusu mal ya da hizmeti, bulunduğu hal üzere kabul ettiği sonucunu doğuracak ve bu yönde gerçekleşen varsayımın aksi, hiçbir suretle kanıtlanamayacaktır.”

      (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E: 2017/3545, K: 2020/2356, T: 18.02.2020)

Malın ayıplı olduğunun anlaşılması üzerine tüketicinin ilgili sözleşmeden doğan birtakım seçimlik hakları mevcuttur. Bu haklar ilgili kanunun 11. maddesinde şu şekilde sayılmıştır:

“(1) Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici;

a) Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,

b) Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme,

c) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme,

ç) İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme, seçimlik haklarından birini kullanabilir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.”

“6502 sayılı yasanın 11. maddesinde, malın ayıplı olması durumunda tüketicinin seçimlik hakları düzenlenmiştir. Bu seçimlik haklarda tüketici; bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür Açıklandığı şekilde tüketici seçimlik haklarından herhangi birisini kullanabilecektir. Ne var ki tüketici bu hakkını kullanırken objektif iyi niyet kuralları içerisinde hareket etmek zorundadır.” 

    (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E: 2016/31073, K: 2019/6383, T: 21.05.2019)

Kanun veya taraflar arasındaki sözleşmelerde daha uzun bir süre belirlenmedikçe ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren iki yıllık bir zamanaşımına tabidir. Bu zamanaşımı süresinin değişkenlik gösterdiği bazı istisnalar TKHK’nın 12. maddesinde düzenlenmiştir.

“Dava konusu taşınmazın davacıya satışı 6502 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonradır. Aynı kanunun 10. maddesinde ise herhangi bir ihbar yükümlülüğü bulunmamaktadır. Yine aynı Kanunun 12. maddesinde ise zamanaşımına ilişkin olarak “Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda taşınmazın teslim tarihinden itibaren beş yıldır. (2) Bu Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası saklı olmak üzere ikinci el satışlarda satıcının ayıplı maldan sorumluluğu bir yıldan, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda ise üç yıldan az olamaz.(3) Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.” düzenlemesi yer almaktadır. Anılan düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda eldeki dava için zamanaşımı süresi dolmamış olup işin esasına girilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir.”

      (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E: 2019/4333, K: 2020/2928, T: 27.02.2020)

Kanunda düzenlenen bir diğer bölüm ise ‘ayıplı hizmet’ bölümüdür. Genel hükümleri itibariyle “ayıplı mal” konusundaki düzenleme ile benzerlik göstermektedir. Ancak ayıplı bir malın söz konusu olduğu sözleşmeler satış sözleşmesi; ayıplı bir hizmetin söz konusu olduğu sözleşmeler ise hizmet sözleşmesi olarak nitelendirilir. Yani ayıplı mal ve ayıplı hizmeti birbirinden ayıran unsur kaynaklandıkları sözleşmelerin türündeki farklılıktır. Ayıplı hizmetten, TKHK madde 13’te, şu şekilde bahsedilir:

 “Ayıplı hizmet, sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmettir.

Hizmet sağlayıcısı tarafından bildirilen, internet portalında veya reklam ve ilanlarında yer alan özellikleri taşımayan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler ayıplıdır.”

Bu hizmet sözleşmelerinin sağlayıcısı, tıpkı satış sözleşmelerinin satıcı tarafı gibi, hizmeti sözleşmeye uygun olarak ifa ile yükümlüdür.

“Dava, davalının ayıplı hizmet sunduğu iddiası ile uğranılan zararın tazminine ilişkindir. Mahkemece, aktarmalı uçuş yapan davacının aktarma yapılacak ülkelerin vize talepleri bakımından davalı tarafça uyarılmadığı ve bu suretle ayıplı hizmet sunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davalı yanca davacıya gönderilen bilet bilgileri altında “lütfen gideceğiniz ülke için vizenizin ve aktarma yapacağınız ülke için transit vizenizin olduğuna emin olunuz.” ibaresinin yer aldığı, bu haliyle davalı tarafın yeterli uyarı hizmeti ve görevini yerine getirmiş olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin vize hizmetini kapsamadığı, bu durumda ayıplı hizmetten bahsedilemeyeceği anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekirken yukarıda yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.”

   (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E: 2016/10974, K: 2018/3073, T: 25.04.2018)

Ayıplı hizmet karşısında tüketicinin yaptığı sözleşmeden kaynaklı seçimlik hakları mevcuttur. Söz konusu haklar, aşağıda da paylaşılmış olduğu üzere, ilgili kanunun 15. Maddesinde yer bulmuştur.

“Hizmetin ayıplı ifa edildiği durumlarda tüketici, hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından birini sağlayıcıya karşı kullanmakta serbesttir. Sağlayıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Seçimlik hakların kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tüm masraflar sağlayıcı tarafından karşılanır. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir.”

“…yapacak oldukları seyahat nedeniyle, gidiş ve dönüş olmak üzere, toplam 40.000 uçuş mili ve 870,00 TL vergi ücreti karşılığında davalı şirketten bilet satın aldıklarını ancak biletlerin davalı şirketçe, davacılara hiçbir bilgi verilmeden iptal edildiğini, davacıların sahip oldukları uçuş milleriyle ücretsiz olarak seyahat edebilecekken davalı şirketin ihmali sebebiyle toplam 5.715,32 TL ödeyerek yeniden bilet satın almak zorunda kaldıklarını, ayıplı hizmetten kaynaklanan seçimlik hakları doğrultusunda zikredilen bilet bedelinin davacılara iadesi gerektiğini ancak bilet bedelinin iadesi için davalı şirkete başvurmuşsalar da sonuç alamadıklarını ileri sürerek, 5,715,32 TL maddi ve ….000,00 TL manevi tazminatın 07…..2014 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir…Mahkemece iddia, savunma ve bilirkişi raporu doğrultusunda, davalı şirketin edimini ayıplı olarak ifa ettiği ve davacılarca ayıbın yasal süre içerisinde şirkete bildirildiği bu nedenle davacıların ayıplı ifadan kaynaklanan seçimlik hakları doğrultusunda bilet bedellerinin iadesini talep edebilecekleri ancak somut olayda manevi tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilerek 5.715,32 TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan ……..2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizli birlikte davalıdan tahsiline ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.”

    (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E:2016/14617, K: 2018/5796, T: 27.09.2018)

Ayıplı hizmet konusunda zamanaşımı TKHK’nın 16. maddesinde düzenlenmektedir. Söz ettiğimiz maddeye göre kanunlarda veya tarafların yapmış olduğu sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı hizmetten sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, hizmetin ifasından itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Ayrıca ayıp, ağır kusur ya da hileyle gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.

Yukarıda, tüketicinin ayıplı mal veya hizmet karşısında sahip olduğu seçimlik haklardan ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da güvence altına alınan sözleşme türlerinden kısaca bahsetmeye çalıştık. Bu tür davaların uzmanlık gerektiren davalar olması nedeniyle bir avukattan yardım alınması sürecin iyi yönetilmesi açısından gerekli olacaktır.

Stj. Av. Dilara AÇIKEL & Av. Bilge İŞ & Av. Selçuk ENER

ÜNİVERSİTEYE KAYDINI YAPTIRDIKTAN SONRA SİLDİREN DAVACININ ÜCRET İADESİ TALEBİ, ÜCRET ÖDEMENİN KARŞILIĞI OLAN EĞİTİM ÖĞRETİM HİZMETİNDEN HENÜZ YARARLANMAMASI NEDENİYLE HAKLI OLUP, ÜCRETİN İADESİ GEREKİR.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2012/13-1932 E. ,  2013/787 K., 29.05.2013 T.

Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 1.Tüketici Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 08.12.2011 gün ve 480-1250 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesi 27.03.2012 gün ve 1662-8377 sayılı ilamı ile;
(…Davacı, davalı Yaşar Üniversitesine 02.09.2010’da kaydını yaptırdığını, 1 yıllık eğitimin ilk taksidi olan 7.050,00TL yi peşin ödediğini, kendi isteği ile 13.09.2010’da kaydını sildirdiğini, davalı tarafa gönderdiği ihtara rağmen peşin ödenen bu bedelin iade edilmediğini, bu sebeple yürütülen icra takibine davalının itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Somut olayda, mahkemece davalı Üniversitenin eğitim dönemi başlamadan kaydın sildirildiği, bu sebeple kayıt sırasında imzalanan taahhütnamenin ücret iadesine ilişkin hükmünün işlerlik kazanmayacağı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de; 02.09.2010 tarih, 2010/815 karar sayılı 2010-2011 Eğitim-Öğrenim Yılında Yükseköğretim Kurumlarında Cari Hizmet Maliyetlerine Öğrenci Katkısı Olarak Alınacak Katkı Payları ile İkinci Öğrenim Ücretlerinin Tespitine dair Bakanlar Kurulu Kararının 27. maddesinde “Lisans yerleştirme sınavının kazanıldığı yıl kayıt yaptırıp kendi isteği ile kaydını sildiren öğrencileri katkı payı ve öğrenim ücretleri geri ödenemez” hükmü nedeniyle davacının peşin ödediği öğrenim ücretinin kaydın sildirilmesi nedeniyle iadesini isteyemeceği gözetilmeksizin yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…)
gerekçesi ile bozularak , dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN :Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı, davalı Yaşar Üniversitesi’ne 02.09.2010 tarihinde kaydını yaptırdığını, bir yıllık eğitimin ilk taksidi olan 7.050,00 TL’ yi peşin ödediğini, kendi isteği ile 13.09.2010 tarihinde kaydını sildirdiğini, davalı tarafa gönderdiği ihtara rağmen peşin ödenen bu bedelin iade edilmediğini, ayrıca yapılan icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, 02.09.2010 tarih, 27690 sayılı Resmi Gazete’de 2010/815 karar sayısı ile yayımlanan 2010-2011 Eğitim- Öğretim Yılında Yüksek Öğretim Kurumlarından Alınacak Katkı Paylarına İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı’nın 27. maddesi ve kayıt aşamasında davacı tarafından imzalanarak müvekkili kuruma teslim edilmiş olan taahhütnamenin 4. maddesi uyarınca, ücret ödeyip, dönem başladıktan sonra kayıt sildirmek istenmesi halinde, yatırılan ücretin iade edilmeyeceğinin kabul ve taahhüt edildiğini, davacının kaydını, kayıt dönemi sona erdikten sonra kendi isteği ile sildirmiş olduğundan ve davacıya ayrılan kontenjanın boş kaldığını, bir vakıf üniversitesi olan müvekkili kurumun zararına neden olacak sonuçlara katlanmasının beklenemeyeceğini, taahhütname alınmasının nedeninin de zaten bu gibi sonuçları engellemek olduğunu bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; “kayıt sırasında taraflar arasında imzalanan taahhütnamede “Üniversitede okuduğum sürece, ücret ödeyip, dönem başladıktan sonra kayıt sildirmek istemem halinde yatırılan ücretin tarafıma iade edilmeyeceğini” şeklinde açıklamanın bulunduğu, bu maddeden de; ücretin iade edilmemesi koşulunun “dönemin başlamasına” bağlı olduğu, oysa davacının 02/09/2010 tarihinde yaptırdığı kesin kaydı, Üniversite’nin eğitime başladığı 27.09.2010 tarihinden önce, 13/09/2010 tarihinde sildirdiği, bu durumda ödenen ücretin iade edilmeme şartlarının oluşmadığı, kaldı ki kayıt yaptırma süresinin ek kontenjanla uzatıldığı ve Ekim 2010 tarihinde de ek kontenjan kayıtlarının devam ettiğinden, davacının iddiasında haklı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Daire’ce yukarıya metni alınan gerekçe ile bozulmuştur.Yerel Mahkeme önceki kararda direnmiştir.
Direnme kararını temyize davalı vekili getirmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davalı Yaşar Üniversitesi’nde 2010-2011 eğitim- öğretim yılında yerleşen öğrencilerin kayıtlarının 31.08.2010 – 07.09.2010 tarihleri arasında yapıldığı; davacının da …İletişim Tasarım bölümüne 02.09.2010 tarihinde kesin kaydını yaptırdığı, davacının öğrenim ücretinin ilk taksidi olan 7050 TL’ nin yatırıldığı, anılan bölümde kontenjan dolmadığı için 22.09.2010 tarihinde 2.özel yetenek sınavı yapıldığı, bu sınavdan sonra da iki öğrencinin kesin kayıt yaptırdığı, akademik dönem başladıktan sonra da 04.10.2010 tarihinde ek kontenjan sınavı açıldığı, kesin kayıt yaptıran öğrenci bulunmadığı, bölüm kontenjanı dolmadan kayıt döneminin sona erdiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
Davacının kaydını yaptırdığı gün olan 02.09.2010 tarihinde, 27690 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu’nun 2010/815 sayılı kararının 27.maddesinde lisans yerleştirme sınavını kazandığı yıl kayıt yaptırıp kendi isteği ile kaydını sildiren öğrencilerin katkı payı ve öğrenim ücretlerinin geri ödenmeyeceği düzenlemesi getirilmiştir. Öte yandan, davalı Rektörlük tarafından, 02.09.2010 tarihinde okula kayıt sırasında davacıya taahhütname başlıklı belgenin imzalatıldığı ve bu taahhütnamede davacının “Üniversitede okuduğum sürece; ücret ödeyip, dönem başladıktan sonra kayıt sildirmek istemem halinde yatırılan ücretin tarafıma iade edilmeyeceğini…” kabul ve taahhüt ettiği görülmektedir. Davalı Üniversite’de 2010-2011 yılı eğitim-öğretim yılının 27.09.2010 tarihinde başladığı, davacının kaydını dönem başlamadan 13.09.2010 tarihinde sildirerek, taahhütnamede değinilen ücretin iade edilmeme koşulu oluşmadığına; ücret ödemenin karşılığı olan eğitim öğretim hizmetinden davacı tarafından henüz yararlanılmadığı anlaşıldığına göre; davacıya, yatırdığı eğitim- öğretim bedelinin iadesi gerekir.
Açıklanan nedenlerle, usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekir.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 29.05.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

ÖZEL OKULA KAYDI YAPILIP ÇEŞİTLİ SEBEPLERLE OKULA DEVAM ETMEYEN ÖĞRENCİNİN ÖDEDİĞİ ÜCRETİN, MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖZEL EĞİTİM KURUMLARI YÖNETMELİĞİ’NİN 56. MADDESİ GEREĞİ, %10’U KESİLEREK İADE EDİLMESİ GEREKİR.

Yargıtay 13. HD. E: 2017/8224, K:2018/9262, T:10/10/2018

MAHKEMESİ : Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, oğlu ….’ın 2008-2009 eğitim ve öğretim yılında davalı okulun açtığı bursluluk sınavında sınav birincisi olarak %85 oranında burs kazandığını, 6. ve 7. sınıflarda bu bursla okuduğunu, oğlunun yeni öğretim yılında bu okulda eğitimine devam etmesi halinde başarılı olamayacağını, başka okula gitmek istediğini söylemesi üzerine durumu okul yönetimine ilettiklerini, görüşmelerde ilerleme sağlayamayınca psikolojik destek almak için … İlgi Çocuk Sağlığı merkezine başvurduklarını, verilen raporda çocuğun başka okula gönderilmesinin önerildiğini,16.09.2010 tarihinde okula bir dilekçe vererek öğrencinin okuldan ayrılacağını bildirip, okula ödenen ücretin iadesini talep ettiklerini, oğlunun okulda bir gün dahi okumadığı halde alınan ücretin iade edilmediğini, .…… isimli öğrencinin okulda korunup kollandığını, notlarının değiştirilerek 100 yapıldığını, böyle bir öğrenci ile yarışması mümkün olmadığını düşünen oğlunun psikolojisinin bozulduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere sözleşmenin iptaline, haksız olarak tahsil edilen 4.163,00 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile 4.163,00 TL alacağın davanın açıldığı 15.06.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, oğlu ….’ın davalı okuldan kaydını sildirmesi nedeniyle 2010-2011 öğretim yılı için ödediği bedelin tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; davacının oğlunun 2009-2010 yılı öğretim yılında davalı okulda okuduğunu, 2009-2010 öğretim yılı sona erdikten sonra Eylül 2010 tarihinde 2010-2011 öğretim yılı için kayıtların yenilendiğini, kayıtlar yenilendikten sonra davacının 16.09.2010 tarihli dilekçe ile okul müdürlüğüne başvurarak, öğrenci ….’ın ……İlköğretim okuluna naklini istediğini, 2010-2011 öğretim yılında davacının çocuğunun davalı okulda öğretim görmediğini, banka kayıtlarına göre bu dönem için davacının 4.163,00 TL ödeme yaptığını, sözleşmenin 5. maddesine göre, burslu öğrencinin şehir değiştirme nedeni dışında 8. sınıfı bitirmeden bir başka eğitim kurumuna gitmesi durumunda burslu okuduğu yıllara ait eğitim ve öğretim ücretinin ödenmesinin kararlaştırıldığını, şehir dışına gitme halinde eğitim ve öğretim ücretinin ödenmesinin gerekmediğini, ….’nın Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği ve Özel Öğretim Kurumları Öğrenci Ücretleri Tespit ve Tahlil Yönetmeliği hükümlerine göre de öğrencinin il dışında başka bir okula nakledilmesi halinde, ayrılış tarihinden sonraki günlere isabet eden ödenmiş ücretlerin iadesinin öngörüldüğünü, davacının oğlunun ….. …… ilçesinde eğitim veren davalı okuldan, şehir dışında bulunan ……İlköğretim okuluna nakledildiğini, söz konusu hükümler nedeniyle ayrılış tarihinden sonraki günlere isabet eden, 2010-2011 eğitim ve öğretim yılına ait ödenmiş ücretlerin iadesinin talep edilebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliği’nin 56. maddesinde; ‘‘Öğrenim ücretini yıllık olarak belirleyen okul öncesi eğitim kurumu, ilkokul, ortaokul, özel eğitim okulu, ortaöğretim okullarında öğretim yılı başlamadan ayrılanlara yıllık ücretin yüzde onu dışındaki kısmı iade edilir. Öğretim yılı başladıktan sonra ayrılanlara yıllık ücretin yüzde onu ile öğrenim gördüğü günlere göre hesaplanan miktarın dışındaki kısmı iade edilir.’’hükmü bulunmaktadır. O halde, mahkemece… Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliği’nin 56. maddesi hükmü gereği davacının … olduğu ücretin %10’u kesilerek ücretin iadesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 10/10/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

HAVA YOLUYLA SEYAHAT EDEN YOLCULARIN YÖNETMELİKTEN KAYNAKLI TALEBİNİ KARŞILAMAYAN HAVA YOLU İŞLETMESİNE UYGULANACAK YAPTIRIMLAR

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2020 cezalarını açıkladı.

  • Uçuş personelinin uçuş saati ve görev süresini aşması; 10.416 TL
  • Bilet satış ve rezervasyon işlemleriyle bilet ilan ve tanıtımlarında mevzuata aykırı hareket edilmesi; 17.361 TL
  • Yolcu hakları kapsamında hazırlanması gereken istatistiksel verilerin zamanında teslim edilmemesi veya hatalı girişlerin yapılması; 17.361 TL
  • Yolcu hakları kapsamında SHGM’ye eksik, yanlış, geçersiz, gerçeğe aykırı bilgi ve belgelerle açıklama yapılması; 17.361 TL
  • Yolcu hakları ilgili mevzuatı kapsamında Genel Müdürlüğümüzce sonuçlandırılmış başvurularda yolcuya verilmiş hakların zamanında sunulmaması; 17.361 TL
  • Başvurunun ilgili mevzuat kapsamında değerlendirilmemesi, yolcunun Genel Müdürlüğümüze başvuru yapması sonrasında başvurunun olumlu değerlendirilerek mevzuat ihlalinin tespit edilmesi; 17.361 TL

Bir uçuşla ilgili sorun yaşadığınızda, ilgili hava yolu işletmesi eğer talebinize gereken sürede olumlu dönüş yapmazsa, SHGM nezdinde yapacağınız başvuru sonrasında, ilgili hava yolu işletmesi sadece sizin zararınızı tazmin etmeyecek, aynı zamanda önemli cezalarla da karşı karşıya kalacaktır. SHGM’nin yolcu hakları konusunda çok titiz çalıştığını ve denetim görevini layıkıyla yerine getirdiğini söyleyebilirim. O yüzden hakkınızın takipçisi olmanızı tavsiye ederim.

ELEKTRİK KAYIP/KAÇAK BEDELİNİN TÜKETİCİDEN TAHSİL EDİLMESİ HUKUK DEVLETİ VE ADALET DÜŞÜNCESİ İLE BAĞDAŞMAZ

T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2013/7-2454, K: 2014/679
 
DAVA : Taraflar arasındaki “hakem heyeti kararını şikayet” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Silifke 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 11.06.2012 gün ve 2012/383 E., 2012/383 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7.Hukuk Dairesinin 11.07.2013 gün ve 2013/814 E-2013/13167 K. sayılı ilamı ile; (…Dava elektrik abonelerinden tahsil edilen kaçak kayıp bedeli hakkında verilen tüketici sorunları hakem heyeti kararının itirazen kaldırılması istemine ilişkindir. Mahkemece verilen davanın reddine ilişkin kararın davacı tarafça temyizi üzerine, kararın kesin olduğu gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar verilmiş, asıl ve ek karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Hemen belirtmek gerekir ki kayıp kaçak bedelinin başvuru tarihinden sonraki faturaların düzenleme biçimine de etkisi olacağı, bir başka deyişle kararın ileriye yönelik uygulaması bulunduğu ve bu yöndeki talebin de devamlılık arz eden bir isteme ilişkin olduğu, yine Dairemizce de benimsenen Hukuk Genel Kurulu’nun aynı doğrultudaki uygulaması da gözetildiğinde yerel mahkemece verilen kararın kesin olduğundan söz etmek mümkün değildir. Hal böyle olunca mahkemece temyiz isteminin yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi isabetsiz olup, davacı tarafın bu yöne ilişen temyiz itirazının kabulü ile temyiz isteminin reddine ilişkin mahkemece verilen ek kararın KALDIRILMASINA,

2- Davacı tarafın asıl hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; taraflar arasındaki uyuşmazlık, elektrik faturalarına yansıtılan kayıp-kaçak bedelinin tüketiciden alınıp alınamayacağı hususundadır. Kayıp-kaçak miktarı, dağıtım sistemine giren enerji ile dağıtım sisteminde tüketicilere tahakkuk ettirilen enerji miktarı arasındaki farkı göstermektedir. Yani kayıp-kaçak bedeli elektrik sisteminde ortaya çıkan teknik ve teknik olmayan kaybın maliyetinin kayıp-kaçak bedeli oranları ölçüsünde karşılanabilmesi amacıyla belirlenen bir bedeldir. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 4.maddesinin 2.fıkrasında kurumun “Bu kanunda yer alan fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten sorumlu olduğu belirtilmektedir. Buna göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu elektrik faturalarında bulunacak ve ücretlendirilecek tarife unsurlarını belirleme yetkisine sahiptir. Kayıp-kaçak bedeli, Kurumun Kanunun kendisine verdiği yetki çerçevesinde ve Kanunun temel amaçlarına uygun şekilde belirlediği bir bedeldir. Söz konusu bedeli belirlemek üzere alınan kurul kararı kurumun bir düzenleyici işlemi olarak tüm tüzel ve gerçek kişileri bağlayıcı niteliğe haizdir. Tarifelerin uygulanması lisans sahibi şirketler bakımından yasal bir zorunluluktur. Lisans sahibi şirketler, tarifeyi değiştiremeyeceği gibi, tarifede yer almayan bir bedeli de tahsil veya düzenlenen tarifeler kapsamında belirlenmiş bir bedeli de tahsil etmeme gibi bir davranışta bulunamazlar. Bu sebeple, perakende satış lisansı sahibi dağıtım şirketlerinin tarifeleri uygulayıp uygulamama ve kayıp-kaçak bedelini tahsil edip etmeme gibi bir inisiyatifi bulunmamaktadır. Tarifelere uyma yükümlülüğünün bir gereği olarak kayıp-kaçak bedeli perakende satış tarifesinin bir unsuru olarak faturalarda yer almaktadır. Bu nedenle, dağıtım şirketlerinin söz konusu karara aykırılık teşkil edecek bir işlemde bulunmaları mümkün değildir. Açık bir anlatımla az yukarıda belirtilen EPDK kararı idari yargı yerinde iptal edilmedikçe tüm tüketicileri bağlar. Hal böyle olunca; mahkemece davanın (itirazın) kabulü ile tüketici sorunları hakem heyetinin itiraza konu kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir…) gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bozulması ile dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
  KARAR : Dava, elektrik abonelerinden tahsil edilen kaçak kayıp bedeli hakkında verilen tüketici sorunları hakem heyeti kararının itirazen kaldırılması istemine ilişkindir. Davacı, davalı elektrik abonesi tarafından 2011/4-2012/2 arasındaki dönem faturalarında 26,64 TL lik kayıp/kaçak bedelinin tahakkuk ettirildiği gerekçesiyle Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvurulduğunu, hakem heyetince tüketicinin talebinin kabulü ile 26,64 TL nin tüketiciye iadesine karar verildiğini, Tüketici Hakem Heyeti Kararı’nın hukuka aykırı olduğunu belirterek, Silifke Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı’nın 17.04.2012 tarih ve 306 no’lu kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, savunmada bulunmamıştır.

Mahkemece, abonelerden kayıp/kaçak bedeli adı altında tahsil edilen bedelin, 11.08.2002 gün ve 24843 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Perakende Satış Hizmet Geliri ile Perakende Enerji Satış Fiyatlarının Düzenlenmesi Hakkındaki Tebliğ” gereğince davacı tarafından tahakkuk ve tahsil edildiğini, anılan düzenlemenin 4077 sayılı Kanun’un 6.maddesi gereğince haksız şart niteliği taşıdığını belirterek davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davalı tarafın temyizi üzerine, mahkemece verilen kararın kesin olması nedeniyle temyiz talebinin reddine karar verilmiş, hem asıl kararın hem de ek kararın davacı tarafından temyizi üzerine; Özel Dairece, metni yukarıda aynen yazılı gerekçeler ile karar bozulmuştur. Mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle hem hükmün kesin olduğuna hem de esas yönünden direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını, davacı vekili temyize getirmektedir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı Kurum’un abonelerinden kayıp-kaçak bedeli isteyip isteyemeyeceği; buradan varılacak sonuca göre Tüketici Hakem Heyeti Kararını’nın iptaline karar verilip verilmeyeceği noktalarında toplanmaktadır. İşin esasına geçilmeden önce, mahkemece verilen kararın kesin olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre Özel Daire’nin ve Hukuk Genel Kurulu’nun işin esasını inceleyip inceleyemeyeceği hususu önsorun olarak tartışılmıştır.
  4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkın Kanun (TKHK)’nun, ‘Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ başlıklı 22.maddesinin 5.fıkrasında; “Değeri beşyüz milyon liranın altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici sorunları hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu uyuşmazlıklarda heyetin vereceği kararlar tarafları bağlar. Bu kararlar İcra ve İflas Kanununun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirilir. Taraflar bu kararlara karşı onbeş gün içinde tüketici mahkemesine itiraz edebilirler. İtiraz, tüketici sorunları hakem heyeti kararının icrasını durdurmaz. Ancak, talep edilmesi şartıyla hakim, tüketici sorunları hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir. Tüketici sorunları hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği karar kesindir.” denilmiştir. Aynı maddenin 6.fıkrasında ise; “Değeri beşyüz milyon lira ve üstündeki uyuşmazlıklarda tüketici sorunları hakem heyetlerinin verecekleri kararlar, tüketici mahkemelerinde delil olarak ileri sürülebilir. Kararların bağlayıcı veya delil olacağına ilişkin parasal sınırlar her yılın Ekim ayı sonunda Devlet İstatistik Enstitüsünün Toptan Eşya Fiyatları Endeksinde meydana gelen yıllık ortalama fiyat artışı oranında artar. Bu durum, Bakanlıkça her yıl Aralık ayı içinde Resmi Gazetede ilan edilir.” hükmüne yer verilmiştir. Madde metninden Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerinin ancak değeri “beşyüzmilyon liranın altında” bulunan uyuşmazlıklar için vereceği kararlara karşı onbeş gün içerisinde tüketici mahkemesinde itiraz edilebileceği, bu miktarın daha sonraki yıllarda ise DİE’nin, TEFE’ne göre artırılacağı açıkça anlaşılmaktadır. Bu miktar 2012 yılı için 1.161,67 TL, 2013 yılı için ise 1.272.TL’dir. Bu miktarı aşan uyuşmazlıklarda ise Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerinin vereceği kararların tüketici mahkemelerinde sadece delil olarak ileri sürülebileceği de yine madde de düzenlenmiştir. Somut olayda, davacı vekili, Silifke Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin 17.04.2012 tarih ve 306 sayılı kararının iptalini istemiştir. Sözü edilen kararda, kayıp kaçak adı altında alınan bedelin davalıya iadesine karar verildiği dosyada bulunan karardan açıkça anlaşılmaktadır. Verilen bu karar aynı zamanda tespit hükmü taşıdığından sözleşme ilişkisi nedeniyle ileriki dönemlere de etkili (art etkili) olduğundan kesin olduğundan söz etmek mümkün değildir.
  Bu durumda uyuşmazlık hakkında genel hükümlerdeki sürelere tabi olarak dava açılabileceğinden, anılan Kanun’un 22.maddenin 6.fıkrası gereğince hakem heyeti kararı yargılamada delil niteliğindedir. (Aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.04.2013 gün ve 2012/13-1229 E., 2013/577 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.) İşin esasının incelenmesine gelince; Davacı ile davalı arasında 29.12.2009 tarihinde abonelik sözleşmesi düzenlendiği, dava konusu hakem heyeti kararına konu dönemde davacı tarafından davalıdan kayıp/kaçak bedeli olarak 26,64 TL tahakkuk ettirildiği, Silifke Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin 17.04.2012 gün ve 2012/186-306 nolu kararı ile söz konusu bedelin davalıya iadesine karar verildiği hususlarında tartışma bulunmamaktadır. Kayıp-kaçak miktarı, dağıtım sistemine giren enerji ile dağıtım sisteminde tüketicilere tahakkuk ettirilen enerji miktarı arasındaki farkı göstermektedir. Yani kayıp-kaçak bedeli elektrik sisteminde ortaya çıkan teknik ve teknik olmayan kaybın maliyetinin kayıp-kaçak bedeli oranları ölçüsünde karşılanabilmesi amacıyla belirlenen bir bedeldir. Davacı Kurum tarafından elektrik enerjisinin üretiminden, tüketicilere ulaştırılıncaya kadar oluşan elektrik eksikliği kayıp bedeli olarak; enerji nakil hatlarından çeşitli sebeplerle sayaçtan geçirilmeksizin, herhangi bir bedel ödemeden kullanılan elektrik bedeli de kaçak bedeli olarak diğer kullanıcı abonelere yansıtılmaktadır. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 4.maddesinin 1.fıkrasında, bu Kanun ile verilen görevleri yerine getirmek üzere Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun kurulduğunu belirtmiş, aynı maddenin 2.fıkrasında ise; “Kurum, tüzel kişilerin yetkili oldukları faaliyetleri ve bu faaliyetlerden kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini tanımlayan Kurul onaylı lisansların verilmesinden, işletme hakkı devri kapsamındaki mevcut sözleşmelerin bu Kanun hükümlerine göre düzenlenmesinden, piyasa performansının izlenmesinden, performans standartlarının ve dağıtım ve müşteri hizmetleri yönetmeliklerinin oluşturulmasından, tadilinden ve uygulattırılmasından, denetlenmesinden, bu Kanunda yer alan fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten, piyasa ihtiyaçlarını dikkate alarak serbest olmayan tüketicilere yapılan elektrik satışında uygulanacak fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten ve bu fiyatlarda enflasyon nedeniyle ihtiyaç duyulacak ayarlamalara ilişkin formülleri uygulamaktan ve bunların denetlenmesinden ve piyasada bu Kanuna uygun şekilde davranılmasını sağlamaktan sorumludur…” hükmüne yer verilmiştir. Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na tüketicilere yapılacak elektrik satışlarında uygulanacak fiyatlandırmaya esas unsurları tespit etme görevi verilmiştir. Bu maddede de anlatılmak istenilen hususun 1 kw elektrik enerjisinin tüketicilere ulaşıncaya kadarki maliyet ve kar payı olup, yoksa Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na sınırsız bir fiyatlandırma unsuru belirleme yetkisi ve görevi vermediği açıktır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu bu maddeye dayanarak 11.08.2002 gün ve 24843 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Perakende Satış Hizmet Geliri ile Perakende Enerji Satış Fiyatlarının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ”i yayımlamış ve lisans sahibi şirketlerde bu tebliğe uygun olarak tüketiciden kayıp-kaçak bedeli adı altında bedel tahsil etmişlerdir. Ancak yukarıda açıklandığı üzere tebliğin dayanağı olan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 4.maddesinde, Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu’na sınırsız bir fiyat belirleme hak ve yetkisi verilmemiştir.
  Elektrik enerjisinin nakli esnasında meydana gelen kayıp ile başka kişiler tarafından hırsızlanmak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin, kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmek hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmamaktadır. Hem bu hal, parasını her halükarda tahsil eden davacı Kurum’un çağın teknik gelişmelerine ayak uydurmasına engel olur, yani davacı kendi teknik alt ve üst yapısını yenileme ihtiyacı duymayacağı gibi; elektriği hırsızlamak suretiyle kullanan kişilere karşı önlem alma ve takip etmek için gerekli girişimlerde de bulunmasını engeller. Oysa ki, elektrik kaybını önleme ve hırsızlıkları engelleme veya hırsızı takip edip, bedeli ondan tahsil etme görevi de bizzat enerjinin sahibi bulunan davacıya aittir. Bununla birlikte, tüketici olan vatandaşın faturalara yansıtılan kayıp-kaçak bedelinin hangi miktarda olduğunun apaçık denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne bedel ödediğini bilmesi, yani şeffaflık hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler esnasında bir kısım üyelerce, bozmanın yerinde olduğunu; bazı üyelerce de idarenin kaçak bedelini alamayacağını ancak kayıp bedelini alabileceğini, bu bakımdan kararın belirtilen değişik gerekçe ile bozulması gerektiğini ileri sürmüşler iseler de bu görüşler kurul çoğunluğu tarafından belirtilen nedenlerle kabul edilmemiştir. Tüm bu nedenlerle, yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle direnme kararının onanması gerekir.

S O N U Ç : Açıklanan gerekçeyle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan direnme kararının ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “ Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440.maddesi uyarınca 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.05.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi

AYIPLI MAL VEYA AYIPLI HİZMET KARŞISINDA TÜKETİCİNİN SAHİP OLDUĞU HAKLAR

Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan malı ifade etmektedir.

Satıcı, malı satış sözleşmesine uygun olarak tüketiciye teslim etmekle yükümlüdür. Satıcı, kendisinden kaynaklanmayan reklam yoluyla yapılan açıklamalardan haberdar olmadığını ve haberdar olmasının da kendisinden beklenemeyeceğini veya yapılan açıklamanın içeriğinin satış sözleşmesinin inikadı anında düzeltilmiş olduğunu veya satış sözleşmesi kurulma kararının bu açıklama ile nedensellik bağı içinde olmadığını ispatladığı takdirde açıklamanın içeriği ile bağlı olmaz.

Teslim tarihinden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu kabul edilir. Bu durumda malın ayıplı olmadığının ispatı satıcıya aittir. Tüketicinin, sözleşmenin kurulduğu tarihte ayıptan haberdar olduğu veya haberdar olmasının kendisinden beklendiği hâllerde, sözleşmeye aykırılık söz konusu olmaz.

Satışa sunulacak ayıplı mal üzerine ya da ambalajına, üretici, ithalatçı veya satıcı tarafından tüketicinin kolaylıkla okuyabileceği şekilde malın ayıbına ilişkin açıklayıcı bilgiyi içeren bir etiket konulur.

Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici;

a) Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,

b) Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme,

c) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme,

ç) İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme seçimlik haklarından birini kullanabilir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.

Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi hakları üretici veya ithalatçıya karşı da kullanılabilir. Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması hâlinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir.

Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren 2 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda taşınmazın teslim tarihinden itibaren 5 yıldır. İkinci el satışlarda satıcının ayıplı maldan sorumluluğu 1 yıldan, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda ise 3 yıldan az olamaz. Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.

Ayıplı hizmet ise, sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmettir. Sağlayıcı, hizmeti sözleşmeye uygun olarak ifa etmekle yükümlüdür.

Hizmetin ayıplı ifa edildiği durumlarda tüketici, hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından birini sağlayıcıya karşı kullanmakta serbesttir. Sağlayıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Seçimlik hakların kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tüm masraflar sağlayıcı tarafından karşılanır. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir. Ücretsiz onarım veya hizmetin yeniden görülmesinin sağlayıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması hâlinde tüketici bu hakları kullanamaz.

Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı hizmetten sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, hizmetin ifası tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.

               Av. Mehmet ÇELİK & Av. Selçuk ENER

DAVALI TARAF KAÇAK ELEKTRİK KULLANDIĞI İDDİASINI KABUL ETMİYOR İSE DAVALININ KAÇAK ELEKTRİK KULLANDIĞINI İSPAT YÜKÜ DAVACIDADIR

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2006/1597 E., 2006/1617 K.

“İçtihat Metni”
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraflarca istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hâkiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:

1- Dava, niteliği ve içeriği itibariyle tacir ya da (tacir sayılan) taraflar arasında kaçak elektrik kullanmadan bir başka deyişle haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacağının tahsili için başlatılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, davalı tarafça öne sürülen yetki ve işbölümü itirazı ve zamanaşımı defi konusunda bir karar verilmeksizin, davanın esasına girilerek hüküm kurulmuş ise de; dava dilekçesinin davalı tarafa 13.07.2005 günü tebliğ edildiği, davalı şirket adına vekaletname ibraz eden Av. Necati’nin yasal süresi içinde verdiği 25.07.2005 havale günlü dilekçesi ile davanın esasına cevap verdiği, daha sonra vekaletname ibraz eden Av. Özgen’in ise 14.09.2005 havale günlü dilekçesi ile itiraz ve defi öne sürdüğü dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Yasal (10) günlük cevap süresi içinde, öne sürülmeyen yetki ve işbölümü itirazlarının ve yine savunmanın genişletildiği itirazı ile karşılanması halinde yasal cevap süresi içinde öne sürülmeyen zamanaşımı definin dikkate alınmasına imkân bulunmamaktadır. Davacı vekili davalı tarafından esasa cevap verildikten ve yasal cevap süresi de geçtikten sonra verdiği davalı tarafa ait dilekçenin duruşma sırasında kendisine verilmesi üzerine savunmanın genişletildiği itirazında bulunmuştur. Hal böyle olunca mahkemece davalı tarafından öne sürülen bu savunma nedenleri konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi neticeye etkili görülmemiş, davalının bu konuyu açıkça temyize getirmemesi de dikkate alınarak bu yanılgı bozma sebebi yapılmamıştır.

2- İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliğine ve özellikle iddia ve savunmanın kıymetlendirilmesi yönünden bilgilerine başvurulan ve hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi raporunun niteliği, içeriği ve dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin hükümde gösterilen gerekçelere, 4077 sayılı Kanuna göre Tüketici Mahkemelerinin ancak tüketiciler tarafından açılacak bu kanunda düzenlenen mal ve hizmet alımlarına ilişkin konularda açılacak davalara bakmak üzere kurulmuş bulunmasına, davacı ve davalı tarafın tacir olması nedeniyle görülmekte olan davanın genel mahkemelerin görevine girmesine göre davacı tarafın tüm ve davalı tarafın aşağıdaki bentler dışında kalan yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının (REDDİNE), alınması gereken harç peşin ödendiğinden davacı taraftan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3- Mahkemece, iddia ve savunma, davacı tarafından dosyaya ibraz edilen delil ve belgeler ile özellikle benimsenen uzman bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine uygun düşmediği gibi mahkemece yapılan araştırma ve soruşturma da hüküm vermeye yeterli değildir. Dava haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Davalı tarafın kaçak elektrik kullandığı iddiasını kabul etmemesi karşısında, davalının kaçak elektrik kullandığını ve uğradığı zararı ispat yükü davacı taraf üzerindedir. Davacı tarafından dosyaya ibraz edilen, kaçak elektrik tutanağı, tespit tutanağı, abone dosyası gibi deliller davacının tek taraflı olarak düzenlediği belgeler olup, davalı şirket yetkililerinin imzasını içermediğinden ve davalı tarafça da kabul edilmediğinden bu belge ve deliller davalının kaçak elektrik kullandığını kabule yeterli değildir. Hal böyle olunca, öncelikle ispat yükünün davacı taraf üzerinde olduğu davacı tarafa hatırlatılarak tarafların tüm delillerinin sorulup saptanması, gösterdikleri ve gösterecekleri delillerin eksiksiz toplanması, toplanan ve toplanacak tüm delillere göre davalının kaçak elektrik kullandığı kanısına varıldığı taktirde Enerji Tarifeleri Yönetmeliği ve Elektrik Tarifeleri hükümleri doğrultusunda davalı tarafın sorumlu tutulabileceği kaçak elektrik bedelinin ve takip tarihi itibarıyla işlemiş gecikme faizlerinin hesaplanması için konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan rapor alınması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken henüz taraf teşkili dahi sağlanmadan yaptırılan inceleme sonucunda alınan uzman bilirkişi raporu benimsenerek ve deliller tümü ile toplanmadan eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

4- Kabule göre de; davanın niteliği, dosyanın içeriği, tarafların sıfatı dikkate alındığında davacı tarafın haksız fiilin meydana geldiği günden 01.01.2000 gününe kadar değişken oranlı reeskont faizi, bu tarihten sonra da 3095 sayılı Kanunun 2. maddesi hükmünde yazılı değişken oranlı avans faizi isteme hakkı bulunduğu ancak, icra takibinde değişken oranlı olduğunu dahi açıklamaksızın % 48 oranında reeskont faizi istediği anlaşılmaktadır. HUMK’nın 74. maddesi hükmüne göre talebin (isteğin) aşılamayacağı göz önünde bulundurularak takip tarihinden önceki döneme ait işlemiş faiz hesabının yıllık % 48 oranını aşmayacak biçimde ve reeskont faizine göre yaptırılması, takip tarihinden sonraki dönem için de yine yıllık % 48 oranı ile sınırlı reeskont faizine hükmedilmesi gerekirken istemi aşacak biçimde hesap yapan uzrnan bilirkişinin raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi haksız fiilden kaynaklanan alacakların likid olmadığı, miktarının ancak yargılama sonucunda belirleneceği, likit olmayan alacaklar için başlatılan icra takiplerine itiraz edilmesi halinde açılacak itirazın iptali davalarında icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceği dikkate alınmaksızın davacı tarafın icra inkâr tazminatı isteminin de kabul edilerek hüküm kurulması dahi isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde davalı tarafa iadesine, 17.05.2006 günü oybirliği ile karar verildi.

T.C.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu


Esas No : 2013/7-2454
Karar No : 2014/679
Karar Tarihi : 21.05.2014
Y
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Silifke 1.Asliye Hukuk Mahkemesi (EPDK’ya Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)
TARİHİ : 11/12/2013
NUMARASI : 2013/784 E-2013/1103 K.
DAVACI : T… Elektrik Dağıtım A.Ş. vekili Av. E. T.
DAVALI : H. G.

KAYIP/KAÇAK ELEKTRİK BEDELİ KONUSUNDA YARGITAY HUKUK GENEL KURULU’NUN NİHAİ KARARI (… Elektrik enerjisinin nakli esnasında meydana gelen kayıp ile başka kişiler tarafından hırsızlanmak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin, kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmek hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmamaktadır.) (DOSYA 24.06.2014’de KAPATILMIŞTIR)

ELEKTRİK KAYIP/KAÇAK BEDELİNİN TÜKETİCİDEN TAHSİL EDİLMESİNİN HUKUK DEVLETİ VE ADALET DÜŞÜNCESİ İLE BAĞDAŞMADIĞI ( Kayıp Kaçak Bedelinin Tüketiciden Tahsil Edilemeyeceği – Elektrik Enerjisinin Nakli Esnasında Oluşan Kayıp İle Başka Kişiler Tarafından Hırsızlanmak Suretiyle Kullanılan Elektrik Bedellerinin Kurallara Uyan Abonelerden Tahsil Edilmesinin Hukuk Devleti ve Adalet Düşünceleri İle Bağdaşmayacağı )

KAYIP/KAÇAK BEDELİNİN TÜKETİCİDEN TAHSİLİ ( Hakem Heyeti Kararına İtiraz – EPDK’ya Elektrik Bedeli Fiyatlandırma Unsuru Belirleme Konusunda Sınırsız Yetki ve Görev Verilmediği/Tahakkuk Ettirilen Kayıp Kaçak Bedelinin Tüketiciye İade Edilmesi Gerektiği )

ELEKTRİK PİYASASI DÜZENLEME KURULUNUN GÖREV VE YETKİSİ ( EPDK’ya Elektrik Bedeli Fiyatlandırma Unsuru Belirleme Konusunda Sınırsız Yetki ve Görev Verilmediği – Elektrik Kaybını Önleme Hırsızlıkları Engelleme Hırsızı Takip Edip Bedeli Ondan Tahsil Etme Görevinin Enerjinin Sahibi Bulunan EPDK’ya Ait Olduğu/Tahakkuk Ettirilen Kayıp Kaçak Bedelinin Tüketiciye İade Edileceği )

HAKEM HEYETİ KARARINA İTİRAZ ( Elektrik Kayıp Kaçak Bedelinin Tüketiciden Tahsil Edilemeyeceği – Elektrik Enerjisinin Nakli Esnasında Oluşan Kayıp İle Başka Kişiler Tarafından Hırsızlanmak Suretiyle Kullanılan Elektrik Bedellerinin Kurallara Uyan Abonelerden Tahsil Edilmesinin Hukuk Devleti ve Adalet Düşünceleri İle Bağdaşmayacağı. 
Perakende Satış Hizmet Geliri ile Perakende Enerji Satış Fiyatlarının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ/m. 6

ÖZET : Dava elektrik abonelerinden tahsil edilen kaçak kayıp bedeli hakkında verilen tüketici sorunları hakem heyeti kararının itirazen kaldırılması istemine ilişkindir. Tahakkuk ettirilen kayıp/kaçak bedelinin Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin kararı ile söz konusu bedelin davalıya iadesine karar verilmiştir. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na tüketicilere yapılacak elektrik satışlarında uygulanacak fiyatlandırmaya esas unsurları tespit etme görevi verilmiş olup, sınırsız bir fiyatlandırma unsuru belirleme yetkisi ve görevi verilmemiştir. Elektrik enerjisinin nakli esnasında meydana gelen kayıp ile başka kişiler tarafından hırsızlanmak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin, kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmek hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmamaktadır. Elektrik kaybını önleme ve hırsızlıkları engelleme veya hırsızı takip edip, bedeli ondan tahsil etme görevi de bizzat enerjinin sahibi bulunan davacıya aittir. Tüketici olan vatandaşın faturalara yansıtılan kayıp-kaçak bedelinin hangi miktarda olduğunun apaçık denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne bedel ödediğini bilmesi, yani şeffaflık hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Tüketici Hakem Heyetinin tahakkuk ettirilen kayıp kaçak bedelinin tüketiciye iadesine dair vermiş olduğu kararın itirazen açılan davanın reddi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “hakem heyeti kararını şikayet” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Silifke 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 11.06.2012 gün ve 2012/383 E., 2012/383 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7.Hukuk Dairesinin 11.07.2013 gün ve 2013/814 E-2013/13167 K. sayılı ilamı ile; (…Dava elektrik abonelerinden tahsil edilen kaçak kayıp bedeli hakkında verilen tüketici sorunları hakem heyeti kararının itirazen kaldırılması istemine ilişkindir. Mahkemece verilen davanın reddine ilişkin kararın davacı tarafça temyizi üzerine, kararın kesin olduğu gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar verilmiş, asıl ve ek karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Hemen belirtmek gerekir ki kayıp kaçak bedelinin başvuru tarihinden sonraki faturaların düzenleme biçimine de etkisi olacağı, bir başka deyişle kararın ileriye yönelik uygulaması bulunduğu ve bu yöndeki talebin de devamlılık arz eden bir isteme ilişkin olduğu, yine Dairemizce de benimsenen Hukuk Genel Kurulu’nun aynı doğrultudaki uygulaması da gözetildiğinde yerel mahkemece verilen kararın kesin olduğundan söz etmek mümkün değildir. Hal böyle olunca mahkemece temyiz isteminin yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi isabetsiz olup, davacı tarafın bu yöne ilişen temyiz itirazının kabulü ile temyiz isteminin reddine ilişkin mahkemece verilen ek kararın KALDIRILMASINA,

2- Davacı tarafın asıl hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; taraflar arasındaki uyuşmazlık, elektrik faturalarına yansıtılan kayıp-kaçak bedelinin tüketiciden alınıp alınamayacağı hususundadır. Kayıp-kaçak miktarı, dağıtım sistemine giren enerji ile dağıtım sisteminde tüketicilere tahakkuk ettirilen enerji miktarı arasındaki farkı göstermektedir. Yani kayıp-kaçak bedeli elektrik sisteminde ortaya çıkan teknik ve teknik olmayan kaybın maliyetinin kayıp-kaçak bedeli oranları ölçüsünde karşılanabilmesi amacıyla belirlenen bir bedeldir. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 4.maddesinin 2.fıkrasında kurumun “Bu kanunda yer alan fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten sorumlu olduğu belirtilmektedir.

Buna göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu elektrik faturalarında bulunacak ve ücretlendirilecek tarife unsurlarını belirleme yetkisine sahiptir. Kayıp-kaçak bedeli, Kurumun Kanunun kendisine verdiği yetki çerçevesinde ve Kanunun temel amaçlarına uygun şekilde belirlediği bir bedeldir. Söz konusu bedeli belirlemek üzere alınan kurul kararı kurumun bir düzenleyici işlemi olarak tüm tüzel ve gerçek kişileri bağlayıcı niteliğe haizdir. Tarifelerin uygulanması lisans sahibi şirketler bakımından yasal bir zorunluluktur. Lisans sahibi şirketler, tarifeyi değiştiremeyeceği gibi, tarifede yer almayan bir bedeli de tahsil veya düzenlenen tarifeler kapsamında belirlenmiş bir bedeli de tahsil etmeme gibi bir davranışta bulunamazlar. Bu sebeple, perakende satış lisansı sahibi dağıtım şirketlerinin tarifeleri uygulayıp uygulamama ve kayıp-kaçak bedelini tahsil edip etmeme gibi bir inisiyatifi bulunmamaktadır. Tarifelere uyma yükümlülüğünün bir gereği olarak kayıp-kaçak bedeli perakende satış tarifesinin bir unsuru olarak faturalarda yer almaktadır. Bu nedenle, dağıtım şirketlerinin söz konusu karara aykırılık teşkil edecek bir işlemde bulunmaları mümkün değildir. Açık bir anlatımla az yukarıda belirtilen EPDK kararı idari yargı yerinde iptal edilmedikçe tüm tüketicileri bağlar. Hal böyle olunca; mahkemece davanın (itirazın) kabulü ile tüketici sorunları hakem heyetinin itiraza konu kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir…) gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bozulması ile dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, elektrik abonelerinden tahsil edilen kaçak kayıp bedeli hakkında verilen tüketici sorunları hakem heyeti kararının itirazen kaldırılması istemine ilişkindir. Davacı, davalı elektrik abonesi tarafından 2011/4-2012/2 arasındaki dönem faturalarında 26,64 TL lik kayıp/kaçak bedelinin tahakkuk ettirildiği gerekçesiyle Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvurulduğunu, hakem heyetince tüketicinin talebinin kabulü ile 26,64 TL nin tüketiciye iadesine karar verildiğini, Tüketici Hakem Heyeti Kararı’nın hukuka aykırı olduğunu belirterek, Silifke Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı’nın 17.04.2012 tarih ve 306 no’lu kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, savunmada bulunmamıştır.

Mahkemece, abonelerden kayıp/kaçak bedeli adı altında tahsil edilen bedelin, 11.08.2002 gün ve 24843 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Perakende Satış Hizmet Geliri ile Perakende Enerji Satış Fiyatlarının Düzenlenmesi Hakkındaki Tebliğ” gereğince davacı tarafından tahakkuk ve tahsil edildiğini, anılan düzenlemenin 4077 sayılı Kanun’un 6.maddesi gereğince haksız şart niteliği taşıdığını belirterek davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davalı tarafın temyizi üzerine, mahkemece verilen kararın kesin olması nedeniyle temyiz talebinin reddine karar verilmiş, hem asıl kararın hem de ek kararın davacı tarafından temyizi üzerine; Özel Dairece, metni yukarıda aynen yazılı gerekçeler ile karar bozulmuştur. Mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle hem hükmün kesin olduğuna hem de esas yönünden direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını, davacı vekili temyize getirmektedir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı Kurum’un abonelerinden kayıp-kaçak bedeli isteyip isteyemeyeceği; buradan varılacak sonuca göre Tüketici Hakem Heyeti Kararını’nın iptaline karar verilip verilmeyeceği noktalarında toplanmaktadır. İşin esasına geçilmeden önce, mahkemece verilen kararın kesin olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre Özel Daire’nin ve Hukuk Genel Kurulu’nun işin esasını inceleyip inceleyemeyeceği hususu önsorun olarak tartışılmıştır.

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkın Kanun (TKHK)’nun, ‘Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ başlıklı 22.maddesinin 5.fıkrasında; “Değeri beşyüz milyon liranın altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici sorunları hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu uyuşmazlıklarda heyetin vereceği kararlar tarafları bağlar. Bu kararlar İcra ve İflas Kanununun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirilir. Taraflar bu kararlara karşı onbeş gün içinde tüketici mahkemesine itiraz edebilirler. İtiraz, tüketici sorunları hakem heyeti kararının icrasını durdurmaz. Ancak, talep edilmesi şartıyla hakim, tüketici sorunları hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir. Tüketici sorunları hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği karar kesindir.” denilmiştir. Aynı maddenin 6.fıkrasında ise; “Değeri beşyüz milyon lira ve üstündeki uyuşmazlıklarda tüketici sorunları hakem heyetlerinin verecekleri kararlar, tüketici mahkemelerinde delil olarak ileri sürülebilir. Kararların bağlayıcı veya delil olacağına ilişkin parasal sınırlar her yılın Ekim ayı sonunda Devlet İstatistik Enstitüsünün Toptan Eşya Fiyatları Endeksinde meydana gelen yıllık ortalama fiyat artışı oranında artar. Bu durum, Bakanlıkça her yıl Aralık ayı içinde Resmi Gazetede ilan edilir.” hükmüne yer verilmiştir. Madde metninden Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerinin ancak değeri “beşyüzmilyon liranın altında” bulunan uyuşmazlıklar için vereceği kararlara karşı onbeş gün içerisinde tüketici mahkemesinde itiraz edilebileceği, bu miktarın daha sonraki yıllarda ise DİE’nin, TEFE’ne göre artırılacağı açıkça anlaşılmaktadır. Bu miktar 2012 yılı için 1.161,67 TL, 2013 yılı için ise 1.272.TL’dir. Bu miktarı aşan uyuşmazlıklarda ise Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerinin vereceği kararların tüketici mahkemelerinde sadece delil olarak ileri sürülebileceği de yine madde de düzenlenmiştir. Somut olayda, davacı vekili, Silifke Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin 17.04.2012 tarih ve 306 sayılı kararının iptalini istemiştir. Sözü edilen kararda, kayıp kaçak adı altında alınan bedelin davalıya iadesine karar verildiği dosyada bulunan karardan açıkça anlaşılmaktadır. Verilen bu karar aynı zamanda tespit hükmü taşıdığından sözleşme ilişkisi nedeniyle ileriki dönemlere de etkili (art etkili) olduğundan kesin olduğundan söz etmek mümkün değildir. Bu durumda uyuşmazlık hakkında genel hükümlerdeki sürelere tabi olarak dava açılabileceğinden, anılan Kanun’un 22.maddenin 6.fıkrası gereğince hakem heyeti kararı yargılamada delil niteliğindedir. (Aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.04.2013 gün ve 2012/13-1229 E., 2013/577 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.)

İşin esasının incelenmesine gelince;

Davacı ile davalı arasında 29.12.2009 tarihinde abonelik sözleşmesi düzenlendiği, dava konusu hakem heyeti kararına konu dönemde davacı tarafından davalıdan kayıp/kaçak bedeli olarak 26,64 TL tahakkuk ettirildiği, Silifke Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin 17.04.2012 gün ve 2012/186-306 nolu kararı ile söz konusu bedelin davalıya iadesine karar verildiği hususlarında tartışma bulunmamaktadır. Kayıp-kaçak miktarı, dağıtım sistemine giren enerji ile dağıtım sisteminde tüketicilere tahakkuk ettirilen enerji miktarı arasındaki farkı göstermektedir. Yani kayıp-kaçak bedeli elektrik sisteminde ortaya çıkan teknik ve teknik olmayan kaybın maliyetinin kayıp-kaçak bedeli oranları ölçüsünde karşılanabilmesi amacıyla belirlenen bir bedeldir. Davacı Kurum tarafından elektrik enerjisinin üretiminden, tüketicilere ulaştırılıncaya kadar oluşan elektrik eksikliği kayıp bedeli olarak; enerji nakil hatlarından çeşitli sebeplerle sayaçtan geçirilmeksizin, herhangi bir bedel ödemeden kullanılan elektrik bedeli de kaçak bedeli olarak diğer kullanıcı abonelere yansıtılmaktadır.

4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 4.maddesinin 1.fıkrasında, bu Kanun ile verilen görevleri yerine getirmek üzere Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun kurulduğunu belirtmiş, aynı maddenin 2.fıkrasında ise; “Kurum, tüzel kişilerin yetkili oldukları faaliyetleri ve bu faaliyetlerden kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini tanımlayan Kurul onaylı lisansların verilmesinden, işletme hakkı devri kapsamındaki mevcut sözleşmelerin bu Kanun hükümlerine göre düzenlenmesinden, piyasa performansının izlenmesinden, performans standartlarının ve dağıtım ve müşteri hizmetleri yönetmeliklerinin oluşturulmasından, tadilinden ve uygulattırılmasından, denetlenmesinden, bu Kanunda yer alan fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten, piyasa ihtiyaçlarını dikkate alarak serbest olmayan tüketicilere yapılan elektrik satışında uygulanacak fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten ve bu fiyatlarda enflasyon nedeniyle ihtiyaç duyulacak ayarlamalara ilişkin formülleri uygulamaktan ve bunların denetlenmesinden ve piyasada bu Kanuna uygun şekilde davranılmasını sağlamaktan sorumludur…” hükmüne yer verilmiştir. Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na tüketicilere yapılacak elektrik satışlarında uygulanacak fiyatlandırmaya esas unsurları tespit etme görevi verilmiştir. Bu maddede de anlatılmak istenilen hususun 1 kw elektrik enerjisinin tüketicilere ulaşıncaya kadarki maliyet ve kar payı olup, yoksa Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na sınırsız bir fiyatlandırma unsuru belirleme yetkisi ve görevi vermediği açıktır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu bu maddeye dayanarak 11.08.2002 gün ve 24843 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Perakende Satış Hizmet Geliri ile Perakende Enerji Satış Fiyatlarının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ”i yayımlamış ve lisans sahibi şirketlerde bu tebliğe uygun olarak tüketiciden kayıp-kaçak bedeli adı altında bedel tahsil etmişlerdir. Ancak yukarıda açıklandığı üzere tebliğin dayanağı olan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 4.maddesinde, Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu’na sınırsız bir fiyat belirleme hak ve yetkisi verilmemiştir.

Elektrik enerjisinin nakli esnasında meydana gelen kayıp ile başka kişiler tarafından hırsızlanmak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin, kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmek hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmamaktadır. Hem bu hal, parasını her halükarda tahsil eden davacı Kurum’un çağın teknik gelişmelerine ayak uydurmasına engel olur, yani davacı kendi teknik alt ve üst yapısını yenileme ihtiyacı duymayacağı gibi; elektriği hırsızlamak suretiyle kullanan kişilere karşı önlem alma ve takip etmek için gerekli girişimlerde de bulunmasını engeller. Oysa ki, elektrik kaybını önleme ve hırsızlıkları engelleme veya hırsızı takip edip, bedeli ondan tahsil etme görevi de bizzat enerjinin sahibi bulunan davacıya aittir. Bununla birlikte, tüketici olan vatandaşın faturalara yansıtılan kayıp-kaçak bedelinin hangi miktarda olduğunun apaçık denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne bedel ödediğini bilmesi, yani şeffaflık hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler esnasında bir kısım üyelerce, bozmanın yerinde olduğunu; bazı üyelerce de idarenin kaçak bedelini alamayacağını ancak kayıp bedelini alabileceğini, bu bakımdan kararın belirtilen değişik gerekçe ile bozulması gerektiğini ileri sürmüşler iseler de bu görüşler kurul çoğunluğu tarafından belirtilen nedenlerle kabul edilmemiştir.

Tüm bu nedenlerle, yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle direnme kararının onanması gerekir.

S O N U Ç : Açıklanan gerekçeyle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan direnme kararının ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “ Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440.maddesi uyarınca 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.05.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİNİN TARAFLARI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIKLAR TÜKETİCİ MAHKEMESİNDE GÖRÜLÜR

14. Hukuk Dairesi 2016/3653 E. , 2016/9068 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

2004/175 Esas sayılı dosyada 21.12.1995 tarihli ve birleştirilen 2005/556 Esas sayılı dosyada 30.09.2005 tarihli dilekçesiyle tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan muhakeme sonunda; davacıların tapu iptali ve tescile hasrettikleri davalarının asıl dava olan 2004/175 Esas sayılı dosyasında ve birleştirilen 2005/556 Esas sayılı dosyasında tüm davalılar yönünden ayrı ayrı reddine, davanın ve birleştirilen davanın tapu iptali ve tescil talebine hasredilmesi nedeni ile sözleşmenin feshi ve zararın tahsiline yönelik istemler hakkında esas yönünden ayrıca karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 22.06.2015 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 01.11.2016 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden gelmedi. Karşı taraftan davalı asil … geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafın sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KA R A R
Davacılar vekili 21.12.1995 tarihli dilekçesi ile davalı arsa sahipleri ile yüklenici arasındaki 23.07.1990 tarih 42918 yevmiye nolu inşaat sözleşmesine göre yükleniciye bırakılan 4908 sayılı parselde davacı …’in 06.02.1991, davacı …’in 26.03.1992 ve davacı …’ın ise 16.12.1991 tarihli noterce düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri ile dava konusu mesken cinsli bağımsız bölümleri satım ve teslim aldıklarını ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, Dairemizin 03.11.2013 tarihli, 2003/7722 Esas, 2003/7688 Karar sayılı tarihli bozma ilamına uyularak ve davalar birleştirilerek yapılan yargılamada davacıların tapu iptali ve tescile hasrettikleri asıl dava olan 2004/175 Esas sayılı dosyasında ve birleştirilen 2005/556 Esas sayılı dosyasında tüm davalılar yönünden ayrı ayrı davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.
28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsamaktadır.
Anılan kanunun 3. maddesinin (k) bendindeki tanıma göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, (l) bendindeki tanıma göre de tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 73. maddesinin (1) bendi gereğince de bu kanun uygulaması ile ilgili çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılması gerekir.
Somut olaya gelince; Davacılar vekili 21.12.1995 tarihli dilekçesi ile davalı arsa sahipleri ile yüklenici arasındaki 23.07.1990 tarih 42918 yevmiye nolu inşaat sözleşmesine göre yükleniciye bırakılan 4908 sayılı parselde davacı … Şeni’in 06.02.1991, davacı …’in 26.03.1992 ve davacı …’ın ise 16.12.1991 tarihli noterce düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri ile dava konusu mesken cinsli bağımsız bölümleri satım ve teslim aldıklarını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunduğundan o yerde ayrı bir tüketici mahkemesi varsa çekişmenin tüketici mahkemesinde görülmesi aksi halde davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılması yasadan kaynaklanan bir zorunluluktur. Mahkemece kamu düzeninden olan görev hususu resen gözetilerek yukarıda yazılı olduğu şekilde işlem yapılması gerekirken çekişmenin esasının incelenip hükme bağlanması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 01.11.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

İNSAN PSİKOLOJİSİNİ OLUMSUZ ETKİLEDİĞİ İÇİN BAZ İSTASYONU SÖKÜLÜYORSA TÜM RADYOLİNK ANTENLERİNİN DE SÖKÜLMESİ GEREKİR

“…Takip dayanağı .. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/68 Esas-285 Karar sayılı ilamıyla ”baz istasyonlarının para ile ölçülebilen bir zararı kanıtlanamamış ise de, baz istasyonunun zarar verme ihtimali ile birlikte davacıların evine olan mesafesi, kansere yol açtığına ilişkin toplumdaki genel kanı ve psikolojik ortamın davacılarda tedirginlik ve ümitsizlik yarattığı, yaşam hakkı Anayasa’nın güvencesi altında bulunduğundan bahisle önceki kararda direnilerek, 11 ada 69 parsel nolu taşınmaz üzerindeki davalı şirkete ait baz istasyonunun kaldırılmasına karar verildiği, kararın temyiz edilmeden 31.10.2012 tarihinde kesinleştiği, 11.06.2013 havale tarihli bilirkişi raporunda dava konusu baz istasyonu antenlerinin ve kablolarının söküldüğü, kule altında bulunan sistem odası içindeki baz istasyonu ile ilgili diğer elektronik ekipmanın sökülmüş olduğu, kule üzerinde radyolink antenlerinin bulunduğu, radyolinkin iki sistem arasında optik görüş olması ve antenler yönlü olması nedeniyle direkt iki nokta arasında görüş sağlandığı, bu antenlerin noktadan noktaya yayın yaptığı, çevresinde yayın yapmadığı belirtilmiştir.
Takip konusu kararda baz istasyonunun kaldırılma gerekçesi, varlığının kişiler üzerindeki psikolojik etkisi olup, radyolink antenlerinin bulunması mevcut haliyle kişiler üzerinde aynı psikolojik etkiyi yapacağından hükmün infaz edilmediğinin kabulü ile talebin reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle icranın geri bırakılması yönünde hüküm tesisi isabetsizdir….” (YARGITAY 8.HD 2014/25081 E. 2015/4282 K. 17.02.2015 T.)

TÜKETİCİDEN HESAP İŞLETİM ÜCRETİ ALINMASI HUKUKA AYKIRIDIR

Davanın Özeti : 03.10.2014 tarih ve 29138 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasının, 13. maddesinin 1. fıkrasının, Ek-1 listesinde bulunan “1.1 Tahsis Ücreti, 2.1 Hesap İşletim Ücreti, 4.4 Nakit Avans Çekim Ücreti, 5.7 Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan Ödemeler” adı altındaki ücretlerin iptali istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : 6502 sayılı Kanun’un 4/3. maddesinde faiz dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türlerinin belirlenmesi için Kuruma görev verildiği, Yönetmeliğin hazırlanmasında Kurum tarafından kredi kuruluşlarının faiz oranını belirlerken faizin ayrı masrafların ayrı kalemler halinde belirlenmesi yönteminin benimsendiği, Yönetmeliğin iptal edilmesi durumunda bu masrafların faiz oranına yansıtılacağı, bu sebeple faizin masraf kalemlerini içermediği bir sistemin seçildiği, bu sistemin seçilmesinin yargısal denetime konu edilmesinin yerindelik denetimi olacağı, mer’i mevzuatımızda da faiz oranları belirlenirken masrafların buna dahil edilmediği, tüketicinin kafasını karıştırabilecek, işlem anında değişik isimler altında talep edilebilecek ücretler yasaklanarak, tüm bu ücretlerin yerine “tahsis ücreti” gibi tek bir isim altında ve kredi anapara tutarının binde beşi ile sınırlı olacak şekilde tüketicinin lehine bir düzenleme getirildiği; kredi tahsis ücretinin, tüketicinin kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel sürecin yönetilmesi amacıyla alınacağı hüküm altına alınarak, tüketicinin bu ücretin haksız olup olmadığını kontrol etmesine imkân sağlandığı, hesap işletim ücreti ile para transfer işlemlerinin nitelik olarak farklı işlemler olduğu ve farklı maliyetler gerektirdiği, bu sebeple de mükerrer ücretlendirme olmadığı, Yönetmelikle düzenleme yapılmadan önce her hesap için ayrı tahakkuk ettirilen hesap işletim ücretinin hesap sayısından bağımsız şekilde müşteri bazında tahakkuk ettirilebileceğinin hüküm altına alındığı, Yönetmeliğin bilgilendirmeye ilişkin hükümleri çerçevesinde finansal tüketici tarafından öngörülebilir bir hesap işletim ücretinin uygulamaya geçirildiği, nakit avans çekim işleminde kredi kuruluşunun belirli bir miktar parayı, birçok lokasyonda ve para çekme makinelerinde sürekli hazır bulundurması gerektiği için belirli bir maliyeti bulunduğu ve bu maliyet faize dahil olmadığından Yönetmelikte bu masrafa yer verildiği, kamu kurum ve kuruluşlarına yapılan ödemelerin, tüketiciler tarafından net şekilde görülebilmesi için listede yer aldığı, ayrıca tüketiciden ücret talep edilemeyeceği bu sebeple ücret değil ödeme olarak isimlendirildiği, açıklanan sebeplerle dava konusu düzenlemelerin Kanuna, kamu menfaatine, idarenin takdir yetkisi prensibine ve hizmet gereklerine uygun olduğu iddia edilerek davanın reddedilmesi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : Hediye Elçin Tamkan Karakoç

Düşüncesi : Dava konusu Yönetmeliğin dayanak maddesi olan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4/3.maddesinde: “Tüketiciden kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar için ek bir bedel talep edilemez…” denilmekte olup; finansal tüketicilere kullandırılacak kredi için, kredi sözleşmesini düzenleyen bankaların nakdi, gayrinakdi her cins ve surette kredi verme işlemleri yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimlerden olduğu Bankacılık Kanunu’ndan anlaşılmakla ve tüketiciden talep anaparasının en fazla binde beşi oranındaki kredi tahsis ücretinin, sözleşmeyi düzenleyenin yani bankaların “erken ödeme riski” ne karşı korunmalarına yönelik menfaati doğrultusunda -yapmış olduğu masraflar karşılığında olduğu davalı idarenin savunmasında belirtildiğinden, banka ve finansal kuruluşlara 6502 sayılı Kanun’un 37/2. maddesi ile öngörülen erken ödeme tazminatı ile benzer bir güvencenin sağlanmış olduğu, ek bir ücret talep edilemeyeceği halde kredi tahsis ücreti adı altında ücret alınmasına cevaz verildiği, ayrıca davalı idarenin kredi tahsis ücretini belgeleyemediği, Yargıtay’ın zorunlu, makul ve belgelendirilebilen masrafların tüketiciden istenebileceği, aksi halde maktuen belirlenen bir miktarın tüketiciden alınacağına dair hükmün ilgili Yasa ve Yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğunun kabulü gerekeceğine dair yerleşik içtihadı gereği, tüketici ve konut finansmanı kredilerine ilişkin olarak finansal tüketiciden, kredi tahsis ücreti alınmasına imkân tanıyan Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrası ve aynı mahiyetteki, kuruluşlar tarafından ücretlendirilebilecek olan ürün veya hizmetlerin sınıflandırdığı Ek-1’deki “1.1.Tahsis Ücreti” yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı değerlendirildiğinden iptal edilmesi gerektiği, Yönetmeliğin iptali istenilen “Hesap İşletim Ücreti” ne ilişkin 13. maddesinin 1. fıkrası ile , Ek-1 listesinde bulunan “2.1 Hesap İşletim Ücreti” ile ” 4.4 Nakit Avans Çekim Ücreti”nin yukarıda anılan mevzuat kapsamında, dayanağı yasal düzenlemeyi aşar nitelikte olması, davalı idarece söz konusu ücretlerin zorunlu, makul ve belgelendirilebilir olduğu yönünde, bu konuyu kanıtlayıcı hukuken geçerli, somut ve objektif bilgi ve belgeler sunulamaması karşısında, hukuka ve dayanağı yasal düzenlemeye aykırı olduğu değerlendirilen anılan düzenlemelerin iptal edilmesi gerektiği, Ek-1 listesinde bulunan “5.7 Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan Ödemeler” maddesi yönünden ise hukuka ve dayanağı yasal düzenlemeye aykırılık bulunmadığından davanın reddedilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı : Ayşegül Şahin

,, Düşüncesi : 28.11.2013 günlü, 28835 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesinin 3. fıkrasında;” Tüketiciden; kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar için ek bir bedel talep edilemez. Bankalar, tüketici kredisi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşlar tarafından tüketiciye sunulan ürün veya hizmetlerde ise tüketiciden faiz dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türleri ile bunlara ilişkin usul ve esaslar Bakanlığın görüşü alınarak bu Kanunun ruhuna uygun olarak ve tüketiciyi koruyacak şekilde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” kuralı getirilmiştir.

Anılan düzenlemeye dayalı olarak, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından bazı maddeleri bu davaya konu edilen Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul Esaslar Hakkında Yönetmelik çıkarılmış ve 3.10.2014 günlü, 29138 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Yönetmeliğin 1. maddesinde bu Yönetmeliğin amacının, kuruluşlar tarafından finansal tüketicilere sunulan ürün veya hizmetlere ilişkin olarak faiz veya kâr payı dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türleri ile bunlara ilişkin usûl ve esasları belirlemek olduğu vurgulanmış; 4. maddesinde ise, kuruluşların; “Bankalar, tüketici kredisi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşları”; ücretin de; “Finansal tüketiciden faiz, kâr payı, vergi, fon ve benzeri yasal giderler dışında talep edilen ücret, komisyon, masraf ve benzeri adlar altındaki her türlü parasal tutarı” ifade edeceği belirtilmiştir.

Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasında; “Finansal tüketicilere kullandırılacak krediler için kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel süreçlerin Yönetilmesi amacıyla alınan tahsis ücreti dışında … başkaca bir ücret alınamaz” düzenlemesi; 13. Maddesinin 1. fıkrasında; “… Hesap işletim ücreti, finansal tüketicinin hesap sayısına bağlı olmaksızın müşteri bazında ilgili kuruluşun belirlediği dönemlerde tahakkuk ve tahsil edilebilir’ düzenlemesi yer almaktadır.

Diğer taraftan, Yönetmeliğin dava konusu edilmeyen 6. maddesinde, bu yönetmelik ve ekinde yer alanların dışında herhangi bir ürün ve hizmet için ücret alınamayacağı vurgulanmış- Ek-1 de alınabilecek Ücretler arasında “1.1. Tahsis Ücreti” ne, “2.1. Hesap İşletim Ücreti’ ne, “4 4′ Nakit Avans Çekim Ücretine” ve “5.7. Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan Ödemelere yer verilmiş; böylece, kredi verilen kuruluşların sayılan ücretleri almalarına olanak sağlanmıştır.

Her biri özel hukuk tüzel kişisi olan kredi veren kuruluşlar ile kredi alan gerçek ve tüzel kişiler arasında serbest iradeleriyle gerçekleştirilen kredi sözleşmelerinin özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olduğu tartışmasızdır. Bu çerçevede, taraflar sözleşmede öngörülmek suretiyle, sözleşme hukukunun genel çerçevesi içerisinde ilişki kurabilirler. Dolayısıyla, tarafların sözleşme özgürlüğüne müdahale niteliğindeki idari düzenlemeler hukuka aykırı olur.

Diğer taraftan kâr amacıyla kurulmuş birer özel hukuk tüzel kişisi olan kredi veren kuruluşlar, kredi verdikleri müşterilerinden kredi faizi tahsil ederlerken, bu faaliyet için, yani kredi işlemini gerçekleştirirken genel olarak bir külfete katlanmaktadırlar. Buna göre, kredi veren kuruluşların genel olarak katlanmış oldukları bu külfet ve masrafların da tüketiciye yansıtılması doğaldır.

Ancak, Yargıtay’ın tüketici hukukunu da dikkate alarak kredi sözleşmeleriyle ilgili verdiği; kredi veren kuruluşun, tüketicilerden sadece zorunlu, makul ve belgelendirilebilen masrafları isteyebileceğine ilişkin kararlar, yerleşik içtihat haline gelmiştir. Kaldı ki, kredi veren kuruluşların kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar için ek bir talepte bulunamayacağı Yasada da açıkça vurgulanmıştır.

Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere ilişkin Usul Esaslar Hakkında Yönetmelikte, dava konusu edilen maddelerinde yer alan ödeme ve ücretlerin hangi durumlarda, ne ölçüde alınabileceği, niteliği, açıkça sebebi ve kapsamının ne olduğu düzenlenmemiştir. „

Buna göre, davaya konu düzenlemeler, Yönetmeliğin dayanağı olan 6502 sayılı Yasa’nın 4, maddesinin 3. fıkrasına, ayrıca bu konuda yerleşik Yargıtay içtihatlarına aykırılık teşkil etmektedir.

Açıklanan nedenlerle, davanın kabulü ile davaya konu yönetmelik maddelerinin iptali gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesince tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, 03.10.2014 tarih ve 29138 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasının “Finansal tüketicilere kullandırılacak krediler için kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesi amacıyla alınan tahsis ücreti dışında, istihbarat ücreti, kredi işlem fişi ücreti, ödeme planı değiştirme ücreti, değişken taksitli ödeme planı ücreti gibi her ne ad altında olursa olsun başkaca bir ücret alınamaz. Kredi tahsis ücreti, kullandırılan kredi anaparasının binde beşini geçemez. Kurul, gerekli gördüğü hallerde bu sınırı artırmaya ve azaltmaya yetkilidir.”, 13. maddesinin 1. fıkrasının “Hesap işletim ücreti, finansal tüketicinin hesap sayısına bağlı olmaksızın müşteri bazında ilgili kuruluşun belirlediği dönemlerde tahakkuk ve tahsil edilebilir. Hesabın yıl içerisinde kapatılması hâlinde, hesabın açık olduğu döneme tekabül eden ücret alınabilir. Hesap açma ve kapama işlemleri ile hesap cüzdanı yazdırma işlemlerinden herhangi bir ücret alınamaz.” hükümleri ile anılan Yönetmeliğin Ek-1 listesinde bulunan “1.1 Tahsis Ücreti, 2.1 Hesap İşletim Ücreti, 4.4 Nakit Avans Çekim Ücreti, 5.7 Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan ödemeler” adı altındaki ücretlerin iptali istemiyle açılmıştır.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesi “Bu Kanun’un amacı; kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicileri kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ye bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususlar, düzenlemektir.” hükmünü, “Temel İlkeler” başlıklı 4. maddesinin 3 fıkrası ise- tüketiciden, kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar İçin ek bir bedel talep edilemez. Bankalar, tüketici kredisi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşlar tarafından tüketiciye sunulan ürün veya hizmetlerde ise tüketiciden faiz dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türleri ile bunlara ilişkin usul ve esaslar Bakanlığın görüşü alınarak bu Kanunun ruhuna uygun olarak ve tüketiciyi koruyacak şekilde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” hükmünü içermektedir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından hazırlanan ve 03.10.2014 tarih ve 29138 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’te kuruluşlar tarafından finansal tüketicilere sunulan ürün veya hizmetlere ilişkin olarak faiz veya kâr payı dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türleri ile bunlar ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir. Sözkonusu Yönetmelik ile bankalar, tüketici kredisi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşlar tarafından ücretlendirilebilecek olan ürün ve hizmetler Ek-1’de belirlendikten sonra, anılan Yönetmeliğin 6. maddesinde, bu Yönetmelik ve Ek’inde yer alanlar dışında herhangi bir ürün veya hizmet için ücret talep edilemeyeceği düzenlemesine yer verilmiştir.

6502 sayılı Kanun’da yapılan düzenlemede tüketiciden alınabilecek ücret, masraf ve komisyonlar tespit edilirken BDDK tarafından belirlenen bu masrafların; Kanun’un ruhuna ve tüketicinin korunması amacına uygun olup olmadığının denetlenmesi bakımından Yargıtay içtihatları ile yerleşik hale gelen haklı, makul ve belgeli olma kriterlerini sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi önem arz etmektedir.

Uyuşmazlığın, Yönetmeliğin dava konusu olan 10. maddesinin birinci fıkrası ve buna bağlı olan Ek-1’de yer alan “1.1 Tahsis Ücreti” ile “4.4 Nakit Avans Çekim Ücreti” ve “5.7 Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan Ödemeler” e ilişkin kısmı incelendiğinde;

Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasında; “Finansal tüketicilere kullandırılacak krediler için kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesi amacıyla alınan tahsis ücreti dışında … başkaca bir ücret alınamaz. Kredi tahsis ücreti, kullandırılan kredi anaparasının binde beşini geçemez. Kurul, gerekli gördüğü hallerde bu sınırı artırmaya ve azaltmaya yetkilidir.” düzenlemesi yer almaktadır.

Türk Ticaret Kanunu’nun 116. maddesi anlamında tacir sayılan bankalar ve finans kuruluşlarının yaptıkları işlemlerden veya verdikleri hizmetlerden dolayı Türk Ticaret Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca müşterilerinden ve tüketicilerden ücret talep etmek hakkına sahip oldukları açıktır. Bakanlar Kurulu’nun verdiği yetki uyarınca, 15.11.2014 tarih ve 29176 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2014/6 sayılı Tebliğ ile güncellenen Merkez Bankası’nın 2006/1 sayılı Mevduat ve Kredi Faiz Oranlan ve Katılma Hesaplan Kâr ve Zarara Katılma Oranları ile Kredi İşlemlerinde Faiz Dışında Sağlanacak Diğer Menfaatler Hakkında Tebliğ’in 4. maddesi de “(1) Bankalarca, reeskont kaynaklı krediler dışındaki kredilere uygulanacak faiz oranlan ile faiz dışında sağlanacak diğer menfaatlerin ve tahsil olunacak masrafların nitelikleri ve sınırları serbestçe belirlenir. (2) Tüketici kredilerinde faiz dışında sağlanacak diğer menfaatler ve tahsil olunacak masraflar açısından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından yürürlüğe konulan ve 3/10/2014 tarihli ve 29138 sayıl. Resmî Gazete’de yayımlanan Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usûl ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri saklıdır.-(3) Kredili mevduat hesaplarında uygulanacak azami akdi ve gecikme faiz oranları 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 26 ncı maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenen azami oranları geçemez.” Düzenlemesine yer vererek banka ve finans kuruluşlarının müşterilerinden ve tüketicilerinden faiz dışında menfaat ve ücret talep etmesine imkân tanımaktadır.

Günümüz modern toplum yaşamında ve ekonomik hayatta önemli bir yere sahip olan bankalar ve finans kuruluşlarının ekonomik büyümeyi finanse ettikleri ve sürdürülebilir sağlıklı ekonomilerin temelini oluşturdukları yadsınamaz bir gerçektir. Bu nedenle kamusal gözetim ve denetim altında bulunan bankalar ve finans kuruluşlarının tüketici kredilerinden kaynaklanan birtakım masraflarını, sadece faiz kalemi içerisinde yansıtmasının beklenemeyeceği, Yönetmelik’te belirlenen sınırlar içerisinde makul, haklı ve belgeli olmak koşullarını sağlamak şartıyla bir takım masraf ve ücretleri tüketicilerden talep edebilecekleri mevzuatça uygun görülmektedir. Bu nedenle kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesi amacıyla “1.1 Tahsis Ücreti”nin tüketicilerden talep edilebilecek ücretler arasında belirlenmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.

Banka ve finans kuruluşlarının mevcut yapılanmaları dahilinde, otomatik nakit çekmeye olanak sağlayan makineler aracılığıyla tüketiciye farklı yerlerde haftanın her günü ve 24 saat çeşitli bankacılık vs nakit kredi kullanım hizmeti sunması nedeniyle finansman maliyeti haricinde kira, teknik servis ve bakım, vb. masraflara katlanmak durumunda olduklarından, bu maliyetlerin karşılığı olarak “4.4. Nakit Avans Çekim Ücreti”nin finansal kuruluşlar tarafından ücretlendirilebilecek kalemler arasında belirlenmesinde yukarıda anılan mevzuat hükümlerine aykırı bir durum tespit edilmemiştir.

Banka ve finans kuruluşlarınca yapılan zorunlu giderlerin kanundan ve diğer mevzuattan kaynaklanması durumunda tüketici bu giderleri ödemek durumundadır. Zira, banka tarafından tahsil edilen bu giderler, banka tarafından ilgili kamu kurum veya kuruluşuna ödenmekte olup, bankaların bu durumdan herhangi bir kazancı bulunmamaktadır, (örneğin; Banka Sigorta Muameleleri Vergisi-BSMV%5, Doğal Afet Sigortası-DASK). Bu nedenle “5.7. Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan Ödemeler” in tüketicilerden talep edilebilecek ücretler arasında belirlenmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.

Uyuşmazlığın, Yönetmeliğin dava konusu olan 13. maddesinin 1. fıkrası ve buna bağlı olan Ek-1’de yer alan “2.1 Hesap İşletim Ücreti” ne ilişkin kısmı incelendiğinde;

Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasında; “… Hesap işletim ücreti, Finansal tüketicinin hesap sayısına bağlı olmaksızın müşteri bazında ilgili kuruluşun belirlediği dönemlerde tahakkuk ve tahsil edilebilir… ” düzenlemesi yer almaktadır.

Dava konusu Yönetmelik’te hesap işletim ücretinin açık bir tanımı yapılmamakla birlikte, davalı idare savunma dilekçesinde hesap işletim ücretini, “… Adından da anlaşılacağı üzere hesabın işletilmesinden kaynaklanan bir ücret olarak, hesaba ilişkin muhasebe kayıtlarının yapılması, kontrolü ve sürdürülmesinden kaynaklanan masraflar.” olarak tanımlamıştır.

Diğer taraftan, Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasında ise, hesap işletim ücretinin, finansal tüketicinin “hesap sayısına bağlı olmaksızın müşteri bazında” tahakkuk ve tahsil edileceği vurgulanmıştır. O halde, hesap işletim ücreti, hesap sayısı, hesabın tutarı, hesaptaki işlem sayısı vb. gibi hususlar dikkate alınmaksızın sadece müşteri bazında alındığına göre, davalı idarenin savunmasında belirtilen hususlar hesap işletim ücretinin dayanağı olarak kabul edilemez.

Buna göre, davaya konu olan düzenlemede açıkça sebebi gösterilip, niteliği ortaya konulamayan “hesap işletim ücreti” alınmasını öngören düzenleme, Yönetmeliğin dayanağı olan 6502 sayılı Kanun’un 4/3. maddesi ile bu konuda yerleşik yargı kararlan çerçevesinde ücret, komisyon ve masrafların haklı, makul ve belgeli olması gerektiği kriterlerine aykırılık teşkil etmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere ilişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 13, maddesinin 1. fıkrası ve Ek-1 listesinde bulunan “2.1 Hesap İşletim Ücreti” ne yönelik kısmının İPTALİNE oybirliği ile, davanın Yönetmeliğin 10. maddesinin birinci fıkrası ve Ek-1 listesinde bulunan “1.1 Tahsis Ücreti, 4.4 Nakit Avans Çekim Ücreti, 5.7 Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan Ödemeler” e yönelik kısmının ise REDDİNE “tahsis ücreti” bakımından oyçokluğu, diğer kısımları bakımından oybirliği ile, dava kısmen iptal, kısmen ret şeklinde sonuçlandığından aşağıda dökümü yapılan 360,60-TL yargılama giderlerinin yarısının davacı üzerinde bırakılmasına, geriye kalan yarısının davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.980-TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 1.980-TL avukatlık ücretinin de davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yoluna başvurulabileceğinin taraflara bildirilmesine, 06.02.2018 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY :

Dava; 03.10.2014 tarih ve 29138 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasının, 13. maddesinin 1. fıkrasının, Ek-1 listesinde bulunan “1.1 Tahsis Ücreti, 2.1 Hesap İşletim Ücreti, 4,4 Nakit Avans Çekim Ücreti, 5.7 Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Yapılan ödemeler” adı altındaki ücretlerin iptali İstemiyle açılmıştır.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesinin 3. fıkrasında;” Tüketiciden; kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar için ek bir bedel talep edilemez. Bankalar, tüketici kredisi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşlar tarafından tüketiciye sunulan ürün veya hizmetlerde ise tüketiciden faiz dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türleri ile bunlara ilişkin usu! ve esaslar Bakanlığın görüşü alınarak bu Kanunun ruhuna uygun olarak ve tüketiciyi koruyacak şekilde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” kuralı getirilmiştir.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da yer alan bu düzenlemeden açıkça anlaşıldığı üzere BDDK tarafından çıkarılan Yönetmelikte, tüketicilerden alınabilecek masraf, komisyon ve diğer ücretler belirlenirken, Kanun’da öngörülen koşullara uygun bir düzenleme yapılması zorunluluktur. Buna göre BDDK tarafından tüketiciden alınabilecek masraflar belirlenirken, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un ruhuna uygun ve tüketiciyi koruyacak şekilde düzenleme yapılması gerekmektedir. Tüketiciden talep edilen masraflar yönünden BDDK’nın belirlediği listenin kanunun ruhuna ve tüketicinin korunması ilkesine uygun olabilmesi için, bu masraf ve ücretlerin, tüketicinin kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masrafların karşılığı olmaması ve yerleşik Yargıtay içtihatları çerçevesinde, aynı zamanda haklı., makul ve belgeli olması zorunludur.

Yönetmelikte tahsis ücretinin açık bir tanımı yapılmamakla birlikte, her ne kadar Yönetmeliğin Dava konusu 10/1 maddesinde “… Kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesi amacıyla…” tahsis ücreti alındığı ifade edilmekte ise de, davalı idareci dosyaya sunulan savunma dilekçesinde, “tahsis ücreti”nin bankalar ve finans kuruluşlarının aktif ve pasif varlıkları arasındaki vade dengesizliğinden kaynaklanan ve literatürde “erken ödeme riski” olarak adlandırılan riskten korunma sağlamaya yönelik bir araç olarak kullanıldığı belirtilmektedir. 6502 sayılı Kanun’un “Erken Ödeme” başlıklı 37. Maddesinin 2. fıkrasının “Faiz oranının sabit olarak belirlenmesi hâlinde, sözleşmede yer verilmek suretiyle, bir ya da birden fazla ödemenin vadesinden önce yapılması durumunda, konut finansmanı kuruluşu tarafından tüketiciden erken ödeme tazminat, talep edilebilir. Erken ödeme tazminatı gerekli faiz indirimi yapılarak hesaplanan ve tüketici tarafından konut finansmanı Kuruluşuna erken ödenen tutarın kalan vadesi otuz altı ayı aşmayan kredilerde yüzde birini, kalan vadesi otuz altı ayı aşan kredilerde ise yüzde ikisini geçemez. Oranların değişken olarak belirlenmesi halinde tüketiciden erken ödeme tazminatı talep edilemez.” hükmü ile bankalar ve finans kuruluşlarının anılan erken ödeme riskine karşı korunduğu dikkate alındığında, “tahsis ücreti uygulaması ile banka ve finans kuruluşlarının katlanmak durumunda oldukları risklere karşı ikinci bir güvence sağlanmaya çalışılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde kredi veren kuruluşların tüketicilerden aldığı tahsis ücretinin gerek niteliği, gerek unsurları, gerekse haklı, makul ve belgelendirilebilen bir ücret olduğu ortaya konulamamıştır.

Bu durumda, yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında, Yönetmeliğin “tahsis ücreti” alınmasına ilişkin 13. maddesinin 1. fıkrası ile Ek-1 Listede yer alan “tahsis ücreti” ne ilişkin kısmında hukuka ve dayanağı Yasal düzenlemeye uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasının ve Ek-1 listesinde bulunan “1.1 Tahsis ücreti” düzenlemesinin iptal edilmesi gerektiği düşünüldüğünden, çoğunluğun kararına katılmıyoruz.

DANIŞTAY HESAP İŞLETİM ÜCRETİNİ İPTAL ETTİ

Danıştay, uzun süren yargılama sonunda, yürütmesini durdurduğu hesap işletim ücretine ilişkin yönetmelik hükmünün iptaline karar verdi. Geriye dönük 10 yıllık kesilen ücretler iade alınabilecek.

Danıştay kararına ulaşmak için;

DANIŞTAY-HESAP-İŞLETİM-ÜCRETİ-KARARI

Eğer geriye dönük hesap işletim ücretlerinizi almak istiyorsanız, sürecin nasıl işlediğine, neler yapmanız gerektiğine, örnek dilekçeye ve kafanıza takılan tüm soruların cevaplarına ulaşmak için; www.selcukener.av.tr adresindeki ödeme yap butonundan kredi kartınızla veya havale ile 100 TL danışmanlık ücretini gönderdikten sonra mail ile bilgilerinizi tarafımıza ulaştırabilir, tüm süreci ve ihtiyaç duyacağımız dilekçe örneklerini mail ile bizden temin edebilirsiniz.

EL KONULAN ARAÇLARI NASIL GERİ ALACAKSINIZ?

 EL KONULAN ARAÇLARI NASIL GERİ ALACAKSINIZ?

İthal araçlarla ilgili iyi niyetli araç sahiplerine araçlarının iadesi ve el koyma kararının kaldırılması ile ilgili yürütülen çalışmalar sonucu ilgili yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlandı. İlk maddesinde yönetmeliğin kapsamı belirtilmiştir: “..el konularak mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararı verilmiş ve henüz tasfiyesi tamamlanmamış olan araçları kapsar.”

Bu yönetmelikten yararlanmak isteyen kişilerin nasıl başvuruda bulunacağı ve süresinin ne kadar olduğu konusuna açıklık getirmek gerekirse; ilgili yönetmeliğin 4. Maddesi; …31/7/2017 tarihi mesai saati bitimine kadar mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararını veren gümrük idaresine EK-1’de yer alan dilekçe ile başvuruda bulunmaları şarttır.

(2) Başvuru dilekçesinde, aracın tescil belgesi bilgilerine, başvuru yapan kişinin açık adres ve iletişim bilgilerine, ilk iktisapla ilgili işlemleri gerçekleştiren vergi dairesi bilgisine, varsa mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararı örneğine, araca el konulmasına ilişkin evrak suretine yer verilir.

(3) İlk iktisabın gerçekleştiği yer vergi dairesi bilgisi, motorlu taşıtlar vergisi ile görevli herhangi bir vergi dairesinden aracın tescil belgesi ibraz edilmek suretiyle öğrenilir…” şeklindedir. Buradan da anlaşılacağı üzere aracın maliki, 31.07.2017 tarihine kadar maddede sayılan evrakları başvuru dilekçesine ekleyerek hangi gümrük idaresi kamuya geçirme kararını vermiş ise oraya başvurması gerekir.

 

Başvuruyu alan gümrük idaresi, ilk olarak başvurunun gerekli şartları taşıyıp taşımadığını inceleyecektir. Eğer eksiklik yoksa veya eksikler 31.07.2017 tarihine kadar giderilmiş ise başvuru kabul edilir. Eğer tasfiye devam ediyor ise işlemler yönetmeliğinin yürürlüğe girdiği tarihten 31.07.2017 tarihine kadar durdurulur. Başvurunun değerlendirilme aşamasından sonra ne olacağı ise ilgili yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenmiştir: “İlk iktisabın serbest dolaşıma girişten sonra gerçekleştiğinin anlaşılması halinde, gümrük idaresince üç gün içinde, başvuru sahibi tarafından bildirilen aracın ilk iktisabı ile ilgili işlemleri gerçekleştiren vergi dairesinden, aracın ilk iktisabında ödenen özel tüketim vergisinin bildirilmesi istenir.”

 

Bu madde uyarınca istenen özel tüketim vergisi tutarı, ilgili vergi dairelerince üç gün içinde gümrük idaresine bildirilir. Bu hususta devam eden işlemler, söz konusu araçların ilk iktisabında ödenen vergilerde bir eksiklik tespit edilmesi halinde, gerekli vergi tarhiyatının yapılmasına ve ceza uygulamasına engel teşkil etmez.

 

Yönetmeliğin 7. maddesinde ödenecek tutarın tespiti ve ödemenin nasıl yapılacağı düzenlenmiştir: (1) İlk iktisabın, serbest dolaşıma girişte gerçekleşmesi halinde aracın ithalatında ödenen özel tüketim vergisi tutarı, serbest dolaşıma girişten sonra gerçekleşmesi halinde ise ilgili vergi dairesi tarafından bildirilen ödenen özel tüketim vergisi tutarı esas alınarak hesaplanan %25’lik tutar, başvuru sahibine ilgili gümrük idaresince posta, elektronik posta, faks ve benzeri iletişim yolları ile bildirilir.

(2) Ödeme, başvuru tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili gümrük idaresine yapılır…”

 

 Gümrük idaresince yapılan bu ödemeyi müteakip idarece gerekli işlemler yapılarak araç, sahibine iade edilir. Aracın muhafaza altında tutulması nedeniyle ortaya çıkan masraflar başvuru sahibinden yıllık olarak 250 TL şeklinde tahsil edilir. Muhafaza altında kaldığı sürenin tam yıl olmaması halinde belirtilen miktar üzerinden aylık olarak hesaplama yapılır. Bir aydan az süreler bir ay olarak kabul edilir.

 

27.01.2017 tarihinden önce serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutularak ilk iktisabı gerçekleşmiş olan araçlarla ilgili olarak yönetmeliğin 9. maddesinde özel bir düzenleme getirilmiştir: (1) 27/1/2017 tarihinden önce serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutularak ilk iktisabı gerçekleşmiş araçlarla ilgili olarak, Kanunun 235 inci maddesi kapsamında el konularak mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararı verilmesi gereken fiilin gümrük idaresince tespit edilmesinden önce ve dördüncü maddede belirtilen süre içinde gümrük idarelerine kendiliğinden bildirilmesi durumunda 7 nci maddede belirlenen oran %15 olarak uygulanır. Ödeme süresi içinde araca el konulmaz ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilmez....” Maddeden de anlaşılacağı üzere sayılan şartların mevcut olduğu durumlarda %25’lik oran yerine %15’lik oran uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Ödeme süresi sona erene kadar da araca el konulamaz ve mülkiyeti tapuya geçirilemez.

 

Sonuç olarak; aslında sıfır gibi ithal edilerek burada satılan lüks araçların, ilk olarak menşei ülkede bir gerçek kişi veya tüzel kişi adına tescil edilmiş olması sebebiyle Türkiye’de yapılan tescilin ikinci tescili oluşturduğu Gümrükçe kabul ediliyor ve bu araçların mülkiyeti kamuya geçirilerek el koyma kararı veriliyordu. Aracın hiç yürümemesi sebebiyle Aslında sıfır olduğunun kabul edilmesi gerektiği şeklindeki hukuki tartışmaya girmeksizin, çıkarılan bu yönetmeliğin her iki tarafı da kısmen tatmin ettiği söylenebilir. ÖTV’nin sadece %25’ini (hatta 27.01.2017 öncesi için %15) ödeyerek iyi niyetli malikler, araçlarını geri alabilecekler. Uyuşmazlığın idari tarafı da, az da olsa bu araçlardan ÖTV almış olacak.

 

Yönetmeliğin ana fikri; ne şiş yansın ne kebap…

 

                                                            ENER AVUKATLIK BÜROSU

2007-2011 ARASI KREDİ KULLANANLARA KARTEL TAZMİNATI İMKANI

2007-2011 ARASI KREDİ KULLANANLARA KARTEL TAZMİNATI İMKANI

Son zamanlarda, bazı bankaların aralarında anlaşarak faiz oranlarını yukarıya çekmek suretiyle vatandaşlardan haksız kazanç elde ettiği şeklinde sıkça çıkan haberler karşısında, kartel tazminatı denen bu konuyu kaleme almak kaçınılmaz oldu. Peki nedir bu “KARTEL TAZMİNATI?” Vatandaşların bu durumdan zararı ne? Hangi yılları kapsıyor ve en önemlisi hangi bankalar kartel oluşturdu? İşte cevabı;

Rekabet Kurulu 08.03.2013 tarihinde 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı konularında birlikte fiyat tespit etmek amacıyla “kartel oluşturduğu” nu tespit etti. Bu tespitin sonucunda Kurul, 12 bankaya farklı miktarlarda olmak üzere toplam 1,116,957,468 TL (Bir milyar yüzonaltı milyon dokuzyüzelliyedi bin dörtyüzaltmışsekiz Türk Lirası) idari para cezası kesti.

Ankara 2. İdare Mahkemesi’nin red kararının temyizi üzerine, Danıştay 13. Dairesi’nce 16.12.2015 tarihinde Kurul kararı hukuka uygun bulunarak, Ankara 2. İdare Mahkemesinin verdiği karar onanmış oldu.

 

KARTEL OLUŞTURULAN TARİH ARALIĞI (21.08.2007 – 22.09.2011)

Rekabet Kurulu kararına göre, 12 banka, 21.08.2007 ve 22.09.2011 tarihleri arasında kartel (uyumlu eylem/uzlaşma) oluşturulduğu anlaşılmıştır. Bu tarih aralığında kredi kullananların, 3 kat tazminat davası açma hakkı vardır.

 

PEKİ NEDİR BU 3 KAT TAZMİNAT DAVASI?

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 57. maddesine göre,

“Her kim bu Kanuna aykırı olan eylem, karar, sözleşme veya anlaşma ile rekabeti engeller, bozar ya da kısıtlarsa yahut belirli bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu kötüye kullanırsa, bundan zarar görenlerin her türlü zararını tazmine mecburdur.”

Kanunun 58. Maddesinde ise;

“Rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenler, ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilir.” Denmektedir.

Ayrıca 3 kat tazminat ifadesi yine 58. maddenin son fıkrasında şöyle geçmektedir:

“Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hâkim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan kârların üç katı oranında tazminata hükmedebilir.”

 

KARTEL OLUŞTURAN BANKALAR

Yukarıda belirtilen tarih aralığında aralarında kartel oluşturarak faiz oranları ile oynayan bankalar;

*Akbank T.A.Ş. (AKBANK),

*Denizbank A.Ş. (DENİZBANK),

*Finans Bank A.Ş. (FİNANSBANK),

*HSBC Bank A.Ş. (HSBC),

*ING Bank A.Ş.(ING),

*Türk Ekonomi Bankası A.Ş. (TEB),

*Türkiye Garanti Bankası A.Ş. (GARANTİ), (Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş.(GÖSAŞ) ve Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş. (GKFD) )

*Türkiye Halk Bankası A.Ş. (HALKBANK),

*Türkiye İş Bankası A.Ş. (İŞ BANKASI),

*Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. (VAKIFBANK),

*Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. (YKB)

*T.C. Ziraat Bankası A.Ş.(ZİRAAT)

 

3 KAT TAZMİNAT DAVASINI KİMLER AÇABİLİR?

3 kat tazminat davasını, 21.08.2007 ile 22.09.2011 tarihleri arasında mevduat, kredi ve kartı hizmetlerinden faydalanan Tüketiciler, Tacirler ve Kamu Kurumları (özellikle kamu mevduatları bakımından) açabileceklerdir.

 

3 KAT TAZMİNAT DAVASI KİMLERE KARŞI AÇILACAKTIR?

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 57. Maddesinde; “Zararın oluşması birden fazla kişinin davranışları sonucu ortaya çıkmış ise bunlar zarardan müteselsilen sorumludur.” Denmek suretiyle, 3 kat tazminat davasının, mevduat, kredi veya kredi kartı hizmetlerinden faydalanılan bankaya karşı açılabileceği gibi, 12 bankadan herhangi birine veya hepsine birden açılabilir.

 

3 KAT TAZMİNAT DAVASI NASIL VE NEREDE AÇILIR?

3 kat tazminat davası, zararın miktarı davanın başında tam olarak hesaplanamayacağı ve bu zararın ancak uzman bilirkişilerce yapılacak kabuller neticesinde belirlenebilmesi sebebiyle “belirsiz alacak davası” olarak açmakta fayda var.

Dava dilekçesinde muhakkak “4054 sayılı Kanun’un 58. maddesi gereğince zararın 3 katı kadar tazminat” talebi olmalıdır. Mahkeme dilekçede belirtilen taleplerle bağlı olduğundan dolayı, bu talebin yer almadığı dilekçelerde sadece zarar miktarına hükmedilecek, zararın 3 katı hesaplanmayacaktır.

Davanın açılacağı yer de, açacak olan kişi veya kuruluşa göre değişmektedir:

*Tüketiciler tarafından açılacak davalar, Tüketici Mahkemelerinde,

*Tacirler tarafından açılacak davalar, Ticaret Mahkemelerinde,

*Kamu Kurumları tarafından açılacak davalar, Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılmalıdır.

 

3 KAT TAZMİNAT DAVASINDA ZAMANAŞIMI SÜRESİ?

Banka müşterileri ile bankalar arasında mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri bakımından sözleşme ilişkisi olduğundan dolayı bu davalar için zamanaşımı süresi, 10 yıldır. Bu 10 yıllık süre, sözleşmenin imzalandığı tarihten başlayacaktır. Her ne kadar bankalar bu konuda, 2 yıllık (haksız fiil) ve 5 yıllık (dönemsel edimler) zamanaşımı sürelerinin geçerli olduğuna yönelik karşıt görüşler mevcut ise de, 10 yıllık zamanaşımı süresinin ilişkinin tabiyetine daha uygun düştüğü aşikardır.

 

KARTEL SONUCU FAİZ ORANLARINDAKİ ARTIŞ MİKTARI

Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararının Belge-6 değerlendirilmesi bölümünde geçen Tablo 16’da yaptığı tespite göre;

Konut kredilerinde 15 baz puanlık (0,15)

İhtiyaç kredilerinde 10 baz puanlık (0,10)

Taşıt kredilerinde 5-20 baz puan arasında (0,5-0,20)

Mevduat ve kredi kartları ile diğer kredilerin faizlerinde ise net bir tespit yoktur.

 

Eğer siz de, 2007-2011 yılları arasında bu 12 bankanın birinden kredi kullanmış iseniz, kartel mağduru olabilirsiniz. Alacağınız zamanaşımına uğramadan dava yoluna gitmenizde fayda olduğunu hatırlatmak isteriz.

 

                                                                              ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

JATOMİ MAĞDURLARI! ALACAĞINIZI TAHSİL ETMEK İÇİN…

JATOMİ MAĞDURLARI! ALACAĞINIZI TAHSİL ETMEK İÇİN…

Bilindiği üzere, ünlü spor salonu zinciri yakın zamanda iflasını açıklamıştı. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen iflas kararı ile binlerce üyesi de mağdur oldu ve alacağını tahsil etme yolları aramaya başladı. Önceki yazımızda tüketicilerin iflas karşısında ne gibi haklarını olduğunu belirtmiştik. Bu yazımızda ise, 3 aylık, 6 aylık veya yıllık üyelik yaptıranların, kapanma tarihi itibariyle alamamış oldukları hizmete ilişkin ödediği paraları nasıl geri alabileceğini anlatacağız.

İflasın açılması ile birlikte, şirketi temsil ve ilzam yetkisi iflas idaresine geçmektedir. İflas eden şirketten alacaklı tüm özel şahıs ve kurumlar gibi üyeler de alacağını iflas masasına kaydettirecek ve iflas süreci sonunda alacaklarına kavuşabileceklerdir. Tabi burada iflas eden şirketten olan bazı alacakların (işçi alacakları, vergi gibi ) öncelikli olduğunu, bu alacaklardan sonra sıra cetveline göre alacakların ödeneceğini hatırlatmakta fayda var.

Jatomi’nin iflas etmesi sebebiyle üyeler alacaklarını tahsil etmek için aşağıda yer alan dilekçe örneğinden faydalanabilirler.

                                                                                                                                                 

                                                                                            T.C.

                                                            İSTANBUL …….. İFLAS MÜDÜRLÜĞÜ’NE

 

Dosya No : 2016/……. İFLAS

KAYIT TALEBİNDE BULUNAN

ALACAKLI               : (Ad-soyad) (T.C. No)

(Adres)

BORÇLU-MÜFLİS : PURE FITNESS SPORTİF TESİS İŞLETMECEİLİĞİ LTD ŞTİ
KONU                       : Müflis şirketten iflasın açıldığı tarih olan …… tarihi itibariyle alacaklı olduğum ……….TL alacağımın, fazlaya ilişkin her türlü hak ve alacaklarımı talep ve kayıt hakkım saklı kalmak kaydıyla iflas masasına kaydı talebidir.

                                                                                   AÇIKLAMALAR

Müflis şirkete, …./…./….. tarihinde yaptırmış olduğum spor üyeliğim sebebiyle ……… TL ödeme yaptım. Ancak daha üyeliğim devam ederken müflis şirketin iflas etmesi sebebiyle …./…./2016 tarihinden itibaren hizmet alamadım. Bu sebeple ekteki ödeme belgelerinden de görüleceği üzere, müflis şirkete yaptığım ….. TL ‘nin tamamını/…….. TL’sinin iadesi amacıyla iflas masasına başvuru zarureti hasıl olmuştur.
Ayrıca iflasın açılmasıyla birlikte işleyecek faizleri de İİK 196. maddesi gereğince talep etmekteyim.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda izah edildiği üzere ek alacak kaydına, fazlaya, faize ve olası hesap hatalarına ilişkin haklarım saklı kalmak kaydıyla,

1. Müflis Pure Fıtness Sportif Tesis İşletmeceiliği Ltd Şti’den iflas tarihi olan …… tarihi itibariyle ……..TL. alacağımın iflas masasına kaydının yapılması;

2. Dilekçem ekindeki …….TL’nin masraf avansı kullanılmak suretiyle İİK 223/3 gereğince iflas idaresi tarafından alınacak olan kararların tarafıma “ ………………….. “ adresine tebliğini saygılarımla talep ve istirham ederim. (Tarih)
Alacaklı,

(Ad-soyad)

(İmza)

 

 

EKLERİ :
1.
 Vekaletname(Vekil aracılığıyla başvurulacaksa)
2. Üyelik sözleşmesi, ödeme dekontu gibi alacağı ispata yarayan bilgi ve belgeler
3.Hesap dökümü (Toplam borcu gösterir)

                                                                                                                                          

Alacağınızın iflas masasına kaydettirilmesinden dilekçenizin hazırlanmasına kadar hukuki danışmanlık ve destek alabileceğinizi unutmayın. Sitemizde yer alan iletişim formundan ne tür bir hukuki destek istediğinizi ve ücret konusundaki sorularınızı bize iletebilirsiniz.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

JATOMİ MAĞDURLARI ZARARINI NASIL GİDERECEK

JATOMİ MAĞDURLARI ZARARINI NASIL GİDERECEK?

Ticari hayatın olağan akışı içerisinde zaman zaman tarafların hak ve yükümlülükleri konusunda bazı aksaklıklar meydana gelebiliyor. Şirketlerin iflas etmesi de bunlardan biri. İflas eden şirketten olan alacağı temin etmek haliyle zorlaşıyor.

Ülkemiz ’de faaliyet gösteren Jatomi spor salonu 1.06.2016 tarihinde iflasını çalışanlarına duyurarak bir saat içinde tüm salonlarını kapadı. Jatomi Spor Salonun ani iflası çalışanlarına ve üyelerine de şok etkisi yarattı. İflas kararının ardından herkesin merak ettiği konu; üyelerin ödediği bedelleri geri alıp alamayacağı oldu doğal olarak.  6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un “Abonelik sözleşmeleri – Madde 52 “ ve “Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği “ tüketicinin yapmış olduğu abonelik/üyelik sözleşmeleri feshetme hakkı tanıyor.

Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği;

Teslim veya ifa yükümlülüğü

MADDE 8  (1) Satıcı veya sağlayıcı, abonelik sözleşmesine konu mal veya hizmeti sözleşmeye uygun olarak teslim veya ifa etmekle yükümlüdür.

(2) Hizmete ilişkin ücretlendirme, hizmetin tüketiciye fiilen sunulmasıyla başlar. Sağlayıcı sunmadığı hizmetin bedelini tüketiciden talep edemez. Ancak, ön ödemeli hizmetlerde bu fıkra hükmü uygulanmaz.

Madde 8’de görüldüğü gibi Abonelik/üyelik sözleşmesine konu olan edimi satıcı ifa etmekle yükümlüdür ve yine aynı madde kapsamında satıcı sunmadığı hizmetin ücretini talep edemez. (Peşin verilen spor salonu üyelik ücreti ve kullanılamayan spor salonu)

Sözleşmenin feshi

MADDE 22

(1) Tüketici, belirsiz süreli veya süresi bir yıl ve daha uzun olan belirli süreli abonelik sözleşmesini herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin istediği zaman feshetme hakkına sahiptir.

(2) Süresi bir yıldan az olan belirli süreli abonelik sözleşmesinde satıcı veya sağlayıcı tarafından sözleşme koşullarında değişiklik yapılması halinde veya tüketicinin hizmetten yararlanmasına engel olabilecek geçerli bir sebebin varlığı halinde tüketici sözleşmeyi feshedebilir.

(3) Tüketicinin taahhütlü aboneliğini süresinden önce feshetmesi halinde, 16 ncı madde hükmü uygulanır.

(4) Satıcı veya sağlayıcı, abonelik sözleşmesinin feshedilmesi ile ilgili bildirim ve taleplere ilişkin işlemleri yerine getirmek üzere gerekli tedbirleri almak ve gerektiğinde uygun bir sistem kurup bu sistemi kesintisiz olarak açık tutmakla yükümlüdür.

Bu madde kapsamında Tüketicinin /Mağdurun sözleşmelerini tek taraflı feshetme yönetmelikle korunmuş oluyor.

Kanunun açıkça belirttiği haller dışında taraflardan birinin iflas etmesi ile sözleşmeler son bulmaz, bu durumda da iflas etmemiş taraf sözleşmenin ifasını isteyebilir.  Eğer bu borç para ise alacağın ifasını isteyen taraf alacağını iflas alacağı olarak masaya yazdırır.

Jatomi’nin iflasını açıklamış ve salonlarını kapatmış olması sebebiyle iki tür mağduriyet karşımıza çıkıyor. Bunlardan birincisi; taahhüt verilmeksizin kurulmuş üyelikler, ikincisi de, taahhüt verilerek kurulmuş üyelikler.

Taahhüt verilmeden kurulmuş üyeliklerde; salonun kapatıldığı tarih itibariyle artık hizmet alınamayacağından; iflas masasına göndereceğiniz bir ihtarname ile üyeliğinizin haklı sebeple sonlandığını ve içinde bulunulan ay içinde kaç gün hizmetten yararlanamadıysanız, o kadar güne tekabül eden ücretin tarafınıza iadesini iflas masasından talep etmeniz.

Taahhüt verilerek kurulmuş üyeliklerde ise durum biraz daha farklıdır. Yönetmeliğin kapsam bölümünde; elektrik, su, doğalgaz ve elektronik haberleşme abonelikleri dışında kalan abonelik sözleşmelerinde yönetmeliğin sadece 5 inci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 13 üncü, 22 nci, 23 üncü, 24 üncü ve 25 inci maddelerinin uygulanacağı belirtilmiştir. O halde, taahhütlü üyeliklerde sözleşmenin süresinden önce sonlandırılması halinde uygulanacak hükümleri içeren 16. Maddenin spor salonu üyeliği açısından uygulama alanı bulunmamaktadır. Bu durumda da yapılması gereken, iflas masasına çekilecek ihtarname ile tüketicinin hizmetten yararlanamamasında satıcı/sağlayıcının kusurlu olduğu, dolayısıyla taahhüt bitiş tarihine kadar olan bedelin sözleşmenin feshi ile birlikte tarafınıza iadesinin istenmesidir.

Her iki durumda da iflas masasına gönderilecek ihtarname örneğini; büromuzla iletişim geçerek veya iletişim formundan talepte bulunarak edinebilirsiniz.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

UÇUŞ İPTALİ, TAZMİNAT HAKKI VE SHGM (PART 3)

Uçuşların iptali ve tazminat hakkının hangi hallerde doğduğuna, önceki yazılarda değinmiş idik. Tabi, yolcuların yönetmelikte belirtilen haklar konusunda ne kadar bilgi sahibi olduğu tam bir muamma. Yolcuların bu bilgisizliği, çoğu zaman, pass-bilet ile geçiştirilebilmekte. Yönetmeliğin dilinin biraz karmaşık oluşu, konunun her iki muhattabını da zorlayabilmekte.

YOLCULAR TAZMİNAT HAKKINDAN HABERDAR DEĞİL
Yolcu haklarına dair broşürlerin, hava limanlarında yolcuların görebileceği yerlerde bulundurulması zorunluluk. SHGM de, bu yükümlülüğün sıkı takipçisi ancak yolcuların büyük çoğunluğu hala tazminat ve diğer haklarından bihaber. Burada da sorumluluk, tüketici derneklerine ve sivil toplum kuruluşlarına düşüyor.

YOLCULAR, UÇUŞLARI İPTAL EDİLDİĞİNDE, UÇAĞA KABUL EDİLMEDİKLERİNDE VEYA GECİKME HALLERİNDE NE GİBİ HAKLARA SAHİPLER?

UÇUŞ İPTALLERİNDE
1) Havayolu, yolcuya geri ödeme ve güzergah değişikliği teklifinde bulunur. Buna göre;
a) Bilet bedelinin en geç 7 gün içerisinde iadesi ile yolcunun seyahat başlangıç noktasına götürülmesi,
b) Aynı taşıma şartlarında güzergah değişikliğinin sağlanması,
c) Yolcunun uygun göreceği İleri bir tarihte, güzergah değişikliği yapılması olanaklarını teklif eder.
d) Aynı şehirde birden fazla havalimanı var ve havayolu başka bir havalimanına iniş teklif ederse, yolcunun inmesi gereken havalimanına gitmesi için gerekli masrafları havayolu karşılar.
2) Havayolu iptal sebebiyle güzergah değişikliği sağlaması halinde, gecikmeye bağlı olarak;
a) 2-3 saat arası gecikmelerde sıcak ve soğuk içecek,
b) 3-5 saat arası gecikmelerde sıcak ve soğuk içecek ile yemek,
c) 5 saat üzeri gecikmelerde sıcak ve soğuk içecek ile yemeğe ilave olarak hafif ara yemeği vermek zorundadır.
d) Ayrıca, yolculara süre kısıtlaması olmaksızın iki telefon görüşmesi, faks veya e-posta hizmetini de teklif etmelidir.
e) Güzergah değişikliği sebebiyle, varış sonraki gün veya günlere kalacaksa aynı zamanda konaklama ve transfer hizmetini de vermelidir.
Görülüyor ki; yukarıdaki hizmetler yolcunun uçuş amacıyla havaalanına geldikten sonraki iptallerde verilmesi gerekli hizmetlerdir. Uçuş gününden önceki iptallerde yolcunun tazminat hakkında ilişkin;
1) Uçuş zamanından en az 2 hafta önce havayolu şirketi iptalden yolcuyu haberdar eder ise tazminat yükümlülüğü doğmaz. Ancak bu hallerde havayolu şirketi, yolcuya olası alternatif ulaşım yolları hakkında da bilgi vermek zorundadır.
2) Eğer 7-14 gün arasında havayolu yolcuyu iptalden haberdar ederse, tazminat yükümlülüğünden kurtulması için yolcuya aynı zamanda planlanan kalkış saatinden 2 saate kadar kalkıp planlanan varış saatinden 4 saate kadar varış sağlayan güzergah değişikliği teklif etmesi gerekir.
3) Eğer 0-7 gün arasında havayolu yolcuyu iptalden haberdar ederse, havayolu aynı zamanda yolcuya planlanan kalkış saatinden 1 saate kadar kalkıp planlanan varış saatinden 2 saate kadar varış sağlayan güzergah değişikliği teklif etmesi lazım. Yoksa yolcunun yine tazminat hakkı doğar.
Tazminat hakkının doğmaması için havayolunun alternatif güzergah değişikliği sağlaması şartının, yolcunun planlanan uçuş zamanının yaklaşması ile planında değişiklik yapabilme ihtimalinin azalması sebebiyle getirilmiş olduğu görülmektedir.
Tazminatın miktarı konusunda yönetmelik; iç hat uçuşları için 100 Euronun TL karşılığı olarak belirleme yapmıştır. Dış hat uçuşlarında da mesafe ayrımı gözeterek;
a) 1500 km ve daha kısa uçuşlara 250 Euro,
b) 1500-3500 km arası uçuşlar için 400 Euro ve
c) 3500 km den fazla uçuşlar için ise 600 Euronun TL karşılığı tazminat öngörmüştür. Euronun kurunun ise, biletin satın alındığı tarihe göre belirlenmesi gerekmektedir.
İptal durumlarında sağlanan bu tazminat hakkı, uçuşa kabul edilmeme hallerinde de geçerlidir. Havayollarının rezevasyonların iptal edilmesi ihtimaline karşılık mevcut koltuk sayısından fazla satış yaptığı malumdur. Ön rezervasyonların kesin rezervasyonlara dönüşmesi durumunda, yolcu fazlalığı olmakta ve bu da sona kalan bazı yolcuların uçağa kabul edilmemelerinde neden olmaktadır. Bu ve bunun gibi durumlarda da, yolcuya iptal halinde sağlanan hakların verilmesinin yanında tazminat da ödenmesi gerektiği kaçınılmazdır.
Eğer havayolu şirketi, iptal veya uçuşa kabul edilmeyen yolcuya, varış zamanından;
a) 1500 kilometre (1500 km dahil) veya daha kısa uçuşlar için iki saat,
b) 1500 ile 3500 (3500 km dahil) kilometre arası uçuşlar için üç saat,
c) 3500 kilometreden daha uzun uçuşlar için dört saat,
aşmayan alternatif bir uçuş ile son varış yerlerine güzergah değişikliği teklif ederse, havayolu şirketi, tazminatı % 50 oranında düşürebilir.
GECİKME HALLERİNDE
Havayolu şirketi; 1500 km ye kadar uçuşlar için 2 saat, 
1500-3500 km ye kadar uçuşlar için 3 saat ve 3500-…… km ye kadar uçuşlar için 4 saat veya daha fazla gecikmeler için;
a) 2-3 saat arası gecikmelerde sıcak ve soğuk içecek,
b) 3-5 saat arası gecikmelerde sıcak ve soğuk içecek ile yemek,
c) 5 saat üzeri gecikmelerde sıcak ve soğuk içecek ile yemeğe ilave olarak hafif ara yemeği vermek zorundadır.
d) Ayrıca, yolculara süre kısıtlaması olmaksızın iki telefon görüşmesi, faks veya e-posta hizmetini de teklif etmelidir.
Eğer uçuş gününden başka güne ertelenmiş ise, ilave olarak;
a) Bir veya daha fazla gece konaklamanın gerekli hale geldiği durumlarda veya yolcu için ilave bir konaklamanın gerekli hale geldiği durumlarda, otelde veya uygun bir konaklama tesisinde konaklama.
b) Havaalanı ve konaklama yeri (otel veya benzeri) arasındaki ulaşım imkanlarını da sağlar. Havayolu şirketi, gecikme en az 5 saat olduğunda; seyahatin yolcu için bir anlamı kalmamış ise, bilet bedelinin en geç 7 gün içerisinde iadesi ile yolcunun seyahat başlangıç noktasına götürülmesi imkanını da sunmalıdır.
Tazminat konusunda yolcunun haberdar edildiğini ispat yükü havayolu şirketindedir. Ancak yolcunun verdiği iletişim bilgilerinden yolcuya ulaşılamamış ve bu durum ispat edilmişse, havayolu şirketinin tazminat yükümü doğmaz.
Alt Sınıfa Veya Üst Sınıfa Yerleştirme
Havayolu şirketi, yolcuyu biletin alındığı hizmet sınıfından üst sınıfa yerleştirirse, yolcudan herhangi bir ücret isteyemez.
Tam aksi durumda ise, yolcuya sınıf farkını iade etmekle birlikte mesafeye göre;
a) 1500 kilometre (1500 km dahil) veya daha kısa uçuşlar için bilet ücretinin % 30’u,
b) 1500 ile 3500 (3500 km dahil) kilometre arası uçuşlar için bilet ücretinin % 50’si,
c) 3500 kilometreden daha uzun uçuşlar için bilet ücretinin % 75’i, yedi gün içerisinde ödeme şekline göre iade edilir. Biletin satın alındığı tarihteki fiyatlar baz alınır.

Günlerce sürecek bir tartışmanın fitilidir aslında bu yazı. Sektörün ve tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılar bir düzenleme ve sıkı denetim şart.

Hava yollarını ve acenteleri ilgilendiren en önemli konulardan biri, “HAVA YOLLARININ UYGULADIĞI SC POLİTİKASIDIR.” Her iki sektörün de görüşlerine yer vereceğimiz yazı dizisi, çok önemli bir tartışmayı da su yüzüne çıkaracaktır. Çok yakında…

Read more

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.