AİLE KONUTU KENTSEL DÖNÜŞÜME GİRDİĞİ İÇİN YIKILSA BİLE AİLE KONUTU ŞERHİ KALDIRILMAZ

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2015/4664
KARAR NO: 2015/5506
KARAR TARİHİ 24.3.2015

Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; onanmasına dair Dairemizin 23.12.2014 gün ve 18104-26453 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü;

KARAR : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bu Kanuna 6217 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin (1.) bendinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir.

Davacı, kendisine ait “mesken” niteliğindeki taşınmazın tapu kütüğüne, davalı eşinin talebiyle konulan “aile konutu” şerhinin kaldırılmasını istemiş; mahkemece; “dava konusu taşınmazın yıkıldığı, bağımsız bölümün yok olduğu ve aile konutu vasfını kaybettiği” gerekçesiyle istek kabul edilmiş, şerhin terkinine karar verilmiş; davalının temyizi üzerine hüküm Dairemizce 23.12.2014 tarihinde onanmıştır. Davalı (koca) karar düzeltme talebinde bulunmuştur.

Dava konusu bağımsız bölümün bulunduğu ana binanın, “riskli yapı” kabul edilerek, 6306 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” hükümlerine göre yıktırıldığı, taşınmazın kat mülkiyeti kütüğünden terkin edilerek vasfının “arsa”ya dönüştüğü, davacıya ait bağımsız bölüme ilişkin 18/289 arsa payının, davacı adına tescil edildiği, “arsa” vasfını alan taşınmazın bu şekilde paylı mülkiyete tabi olduğu, dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. 6306 sayılı Kanun, üzerindeki bina yıkılarak arsa haline gelen taşınmazlarda, daha önce kurulmuş olan kat irtifakı veya kat mülkiyetinin ilgililerin muvafakatları aranmaksızın Bakanlığın talebi üzerine ilgili tapu müdürlüğünce re’sen terkin edilerek, önceki vasfı ile değerlemede bulunularak veya malik ile yapılan anlaşmanın şartları tapu kütüğünde belirtilerek malikleri adına payları oranında tescil edileceğini,

bu taşınmazların sicilinde bulunan, taşınmazın niteliği, ayni ve şahsi haklar ile temlik hakkını kısıtlayan veya yasaklayan her türlü şerhin, hisseler üzerinde devam edeceğini hükme bağlamıştır (m. 6/1). Buna göre, üzerindeki bina yıkılarak arsa haline gelen taşınmazların sicilinde bulunan taşınmazın niteliği, ayni ve şahsi haklar ile temlik hakkını kısıtlayan veya yasaklayan her türlü şerh, kanun gereği kendiliğinden hisseler üzerinde hukuki varlıklarını sürdürür. Taşınmazın tapu kütüğüne konulan “aile konutu” şerhi, taşınmaz malikinin temlik hakkını kısıtlayan bir şerhniteliğindedir (Tapu Sicil Tüzüğü m. 49/1-c). O halde, 6306 sayılı Kanunun yukarıda değinilen açık hükmü karşısında, salt binanın yıkılmış olması, aile konutu şerhinin kaldırılması gerektiren diğer koşullar bulunmadıkça şerhin kaldırılmasını gerektirmez. Dosyada, binanın yıkılmış olması dışında şerhin kaldırılmasını gerektiren başkaca bir sebep iddia ve ispat edilmediğine göre, şerhin kaldırılması isabetli olmayıp hükmün bozulmasını gerektirir. Ne var ki, ilk incelemede bu hususlar gözetilmeden hüküm onanmış olmakla, davalının bu yönlere temas eden karar düzeltme talebi haklı ve yerinde olup, kabulüne, onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının, yukarıda açıklanan çerçevede davanın reddine karar verilmek üzere bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda gösterilen sebeple, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440/1-4. maddesi gereğince davalının karar düzeltme talebinin KABULÜNE, Dairemiz 23.12.2014 tarihli 2014/18104-26453 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, yerel mahkeme kararının yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, istek halinde karar düzeltme harcının yatırana geri verilmesine oy birliğiyle karar verildi. 24.03.2015

GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR

 

 

 

GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR

İKİNCİ BÖLÜM

 

Geçen hafta geçici hukuki korumalar konu başlığı altında İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz konularından bahsetmiştik. Bu hafta;

 

-Delil Tespiti

-Özel Hükümlerle Öngörülen Geçici Hukuki Korumalar

-Aile Hukukuna Özgü Düzenlemeler konularına değineceğiz.

 

3-DELİL TESPİTİ

İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir gibi uyuşmazlık konusuna ilişkin tedbirlerden farklı olarak delil tespiti ispata ilişkin bir geçici hukuki korumadır. Delil tespitinde amaç iddiaları ispata yarayabilecek delillerin muhafaza edilmesidir. Koruma talep edilebilmesi için gerekli şartlar sağlanmış olmalıdır. HMK m.400’e göre;

 

“(1) Taraflardan her biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi yaptırılması ya da tanık ifadelerinin alınması gibi işlemlerin yapılmasını talep edebilir.

(2) Delil tespiti istenebilmesi için hukuki yararın varlığı gerekir. Kanunda açıkça öngörülen hâller dışında, delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı yahut ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dâhilinde bulunuyorsa hukuki yarar var sayılır.

Öncelikle kanunda uyuşmazlığa taraf olan herkesin delil tespitini talep edebileceği ifade edilmiştir. Talep edecek olanın bu işlemde hukuki yararının bulunması şarttır. Ancak delil tespiti derhal yapılmaz ise;

 

-Delilin kaybolacağı

-Delilin ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimallerinden herhangi biri söz konusu olursa kanunun açıkça belirlediği haller dışında hukuki yarar vardır. Talepte bulunan bu durumlardan birinin varlığı halinde hukuki yarar koşulunu sağlamış olacaktır.

Delil tespiti talebi bir dilekçeyle yapılmalıdır. Dilekçede delil tespiti sebepleri, tespit edilmesi istenen delile ilişkin bilgiler, varsa tanıklara sorulacak sorular, bilirkişi görevlendirilmesi isteniyorsa bilirkişiye sorulacak sorular, biliniyorsa aleyhine delil tespiti istenen kişinin kimliği ve adresi gibi konulara yer verilmelidir.

Delil tespiti halihazırda devam eden bir davada ileri sürülebileceği gibi henüz bir dava açılmadan önce de talep edilebilir. Dava açılmadan önce talep edilecek ise;

 

-Esas hakkında davaya bakacak olan mahkemeye,

-Bir yerde veya bir eşya üzerinde keşif veya bilirkişi incelemesi yapılacak ise oradaki sulh mahkemesine,

-Tanık dinlenecek ise dinlenecek kişinin oturduğu yerdeki sulh mahkemesine dilekçeyle başvurularak işlem yapılmalıdır.

Devam etmekte olan bir dava ile ilgili delil tespiti henüz inceleme sırası gelmemiş deliller için söz konusu olur. İncelemesi tamamlanan delillerde bu tedbire başvurulamayacaktır. Mevcut davada delil tespiti talebi sadece davanın görüldüğü mahkemeden istenebilir.

Talep dilekçesi üzerine işlem yapılabilmesi için mahkemece belirlenen giderler avans olarak ödenmelidir.

Mahkeme, delil tespiti için aranan şartların bulunup bulunmadığını inceler. Talep şartları sağlıyorsa karşı tarafa tebligat yapılarak varsa itirazlarını tebliğden itibaren 1 hafta içinde bildirmesi istenir. Mahkeme gerekli görürse karşı tarafı dinlemeden de delil tespitine karar verebilir. Bu durumda da karşı tarafa itirazlarını bildirmesi için tebliğden itibaren 1 haftalık süre tanınır.

Delil tespiti kararına karşı kanun yoluna başvuru imkanı tanınmamıştır.

 

4-ÖZEL HÜKÜMLERLE ÖNGÖRÜLEN GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR

İhtiyati tedbir, delil tespiti gibi geçici hukuki korumaların yanında HMK m.406’da mahkemece mal veya hakkın korunması adına defter tutulması ya da mühürleme işlemi yapılması düzenlenmiştir. Gerekli hallerde mahkeme bu tedbirlerin uygulanmasına karar verebilir.

 

Maddenin devamında geçici hukuki korumalara ilişkin diğer kanunlarda yer alan özel düzenlemelerin saklı olduğu ifade edilmiştir. Türk Ticaret Kanunu, İcra-İflas Kanunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gibi birçok kanunda bu tip düzenlemeler bulunmaktadır.

 

-Türk Ticaret Kanunu’nda tasfiye halinde bulunan şirketlerde tasfiye memurları eliyle yapılan geçici ödemeler,

-İcra İflas Kanunu’nda müflisin defterinin tutulması ve iflas halinde uygulanan muhafaza tedbirler, Konkordato sürecinde uygulanan tedbirler

-Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda fikir ve sanat eserlerinin korunması adına bir işin yapılmasının yasaklanması, işyerinin kapatılması ve sahte nüshaların toplatılması tedbirleri, HMK dışındaki kanunlarda öngörülen tedbirlere örnek olarak verilebilir.

 

5-AİLE HUKUKUNA ÖZGÜ DÜZENLEMELER

Toplumun temel yapıtaşı olan ailenin korunması ve aile içinde yaşanan şiddet vb. durumların en kısa süre içerisinde önüne geçilmesi amacıyla Türk Medeni Kanunu ile Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun bünyesinde önemli tedbirlere yer verilmiştir.

 

-TMK 169. Maddeye göre;

Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.”

  1. Maddede ise;

“Nafaka davası açılınca hâkim, davacının istemi üzerine dava süresince gerekli olan önlemleri alır. Soybağı tespit edilirse, davalının uygun nafaka miktarını depo etmesine veya geçici olarak ödemesine karar verilebilir.”

Düzenlemeleri ile çeşitli koruma tedbirlerine yer verilmiştir.

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da hakim tarafından;

-Korunan kişilerin işyerinin değiştirilmesine

-Kişilerin evli olması halinde müşterek yerleşimden ayrı bir yerleşim yeri belirlenmesine

-Şartların varlığı ve talep halinde TMK hükümlerine göre tapu kütüğüne “Aile Konutu” şerhi konulmasına karar verilebileceği düzenlenmiştir.

Geçen haftaki yazımızla birlikte geçici hukuki korumaları tamamlamış olduk. Hukukta kişinin hakkına kavuşması için dava açması yetmez. Davanın sonunda hakkına ulaşması da gerekir. Bu amaca ulaşabilmek için daha davanın başında başvurmak gereken geçici hukuki çareleri bilmek bunları hayata geçirmek gerekir. Yoksa açtığınız davanın hakka ulaşmayı sağlamayacağını hatırlatmak isteriz.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.