APARTMAN BOŞLUĞUNDA İŞLENEN HAKARET SUÇUNDA ALENİYET UNSURUNUN GERÇEKLEŞTİĞİNDEN SÖZ EDİLEMEZ

Yargıtay CGK E:2014/757 K:2017/113 K.T.:28.02.2017

“…Sanığın, eşinin telefonla kendisini arayarak, Belgi inşaat firmasından on kişilik grubun geldiğini ve eve zorla girmek istediklerini, kapıyı kıracaklarını bildirmesi üzerine, aceleyle gelip apartman merdivenlerini çıkarken, kapısının önünde duran kalabalığa hitaben hakarette bulunduğu olayda, ‘sanığın, aksi kanıtlanamayan ve bir kısım tanıklarca da doğrulanan, ‘gelenlerin keşif heyeti olduğunu bilmediği’ yönündeki savunması karşısında, TCK’nın 30/2. maddesi tartışılmadan, eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması,..” isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ise 24.02.2014 gün ve 275706 sayı ile; “…Keşif heyeti başkanı mahkeme hâkimi şikâyetçi Nesrin …. bizzat kendini tanıtarak sanık …’e keşif için gelindiği belirtmesine rağmen sanığın, keşfe müsaade etmeyeceğini belirterek ve mahkeme hâkimi şikâyetçiye yönelik onur ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde ‘bu kadın, kadına bak’ şeklinde hitaplarla alenen hakaret ettiği ve bu sırada sanık …’in eşi olan …’e haber vermesi üzerine olay yerine sanık …’in gelerek, keşif mahallinde keşif heyetine alenen ‘kim benim evime girmek istiyor, hepsinin ecdadını sinkaf ederim’ şeklinde hakaret ettiği eylemde, sanık …’in keşif mahalline gelen heyetin mahkeme hâkimi ve yardımcı personeli olup olmadığını bilmediği, olay mahallinde bulunanların Belgi inşaat firmasından on kişilik grup olduğunu zannettiği ve eve zorla girmek istedikleri düşüncesiyle hareket ederek sanığın atılı suçu işlediğinin kabul edilmesi hayatın olağan akışına aykırı nitelikte bulunmaktadır. Sanık …’in eşine telefon ederek sanığı olay yerine çağırdığı ve sanık …’in olay yerine geldiği sırada gelenlerin kimler olduğunu bilmediğine yönelik savunmasına itibar edilemeyeceği…” düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.

5271 sayılı CMK’ nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 23.10.2014 gün ve 10031-30232 sayı ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık … hakkında kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı inceleme dışı olup, itirazın kapsamına göre sanık … hakkında kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1. Sanık hakkında TCK’nun 30/2. maddesinde düzenlenmiş olan hata halinin uygulanma imkânının bulunup bulunmadığının,

2. Apartman boşluğunda işlenen hakaret suçunda aleniyet unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin,

Belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

06.05.2008 tarihli keşif zaptında; davacı Ş. A.Ş’ nin, davalı Belgi İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti aleyhine kıymet takdirine itiraz davası açtığı ve M. İcra Hukuk Mahkemesince piyasadan temin edilen araçla teknik bilirkişilerle birlikte keşif için dava konusu taşınmaz yerine sehven sanığın ikametgahına gidildiği, sanığın eşi olan inceleme dışı sanık …’ye kıymet takdirine itiraz davası için gelindiği ve dairede inceleme yapmak istendiğinin söylenmesi üzerine Hatice’nin agresif tavırlar takındığı, keşif heyetinin içeri girmesine müsaade etmediği ve mahkeme hâkimine “bu kadın, kadına bak zorla evime girmek istiyor” dediği, daha sonra Hatice’nin, eşi olan sanığı telefonla araması üzerine sanığın gelerek apartmanın merdivenlerden bağırarak çıktığı, ‘Kim benim evime girmek istiyor, hepsinin ecdadını sinkaf ederim lan’ diyerek hakaret ettiği bilgilerine yer verildiği anlaşılmaktadır.

Mağdur …; mübaşir olduğunu, mağdur … ….’in sanık …’ye kendisinin hâkim olduğunu ve keşif için geldiklerini söylediğini, sanık …’nin içeri girmelerini istememesi üzerine hâkimin talimatı ile polis çağırmaya gittiğini, şikâyetçi olmadığını ifade etmiş,

Mağdurlar …, … ve …; hâkimin sanık …’ye mahkemeden keşif için geldiklerini söylediğini ve sonrasında olay yerine gelen sanık …’ın sinkaflı bir şekilde hakaret ettiğini, şikâyetçi olmadıklarını beyan etmişler,

Hâkim olan mağdur … …. de soruşturma evresinde diğer mağdurlarla benzer beyanda bulunarak şikâyetçi olduğunu ifade etmiş, kovuşturma evresinde ise duruşmaya katılmamış,

Mağdur …; mahkeme kâtibi olduğunu, keşif zaptı tutarken sanık …’ın geldiğini ve sinkaflı olarak hakaret ettiğini, sonrasında ise hâkimden özür dilediğini ve şikâyetçi olmadığını söylemiş,

Tanık …; Belgi Konut Kooperatifi Başkanı olduğunu, daha önce bilirkişileri tanıdığından gelenlerin keşif heyeti olduğunu anladığını, keşif heyetinin dava konusu taşınmaz yerine sehven sanıkların evine geldiğini, bir süre sonrada sanık …’ın geldiğini ve eşinin yarı baygın vaziyette olduğunu görünce “benim evime kim zorla girmek istedi, benim kapımı kim açmak için zorladı” dediğini, sanığın gelen kişilerin keşif heyeti olduğunu bilmediğini anlatmış,

Tanık … savcılıkta; apartman yöneticisi olduğunu, sanığın kendisini telefonla aradığını ve eşinin Belgi İnşaatın işçilerinin zorla evlerine girmek istediğini söylediğini beyan ettiğini, kendisininde sanığa “öyle bir şey yok” dediğini, bir süre sonra sanığın gelerek “benim evime kim girmek istiyor” dediğini belirtmiş,

Mahkemede; sanık apartmana geldiğinde kendisine mahkeme heyetinin geldiği söylenmesine rağmen sanığın hakaret ettiğini ve duruşmadaki beyanının doğru olduğunu, sanıklar komşusu olduğu için daha önce o şekilde ifade verdiğini söylemiş,

İnceleme dışı sanık … aşamalarda; olay günü gelen kişilerin keşif heyeti olduğunu bilmediğini, gelenleri oturdukları evi yapan inşaat firmasının elemanları sandığını ve içeri girmelerine müsaade etmediğini, telefonla eşi olan sanık …’ı arayarak inşaat firmasından gelindiğini söylediğini, sonrasında eşinin geldiğini ve hakaret etmediklerini ifade etmiş,

Sanık … ise aşamalarda; evlerinin herhangi bir dava konusu olmadığını, eşinin kendisini telefonla arayıp inşaat firmasından geldiklerini ve eve girmek istediklerini söylemesi üzerine hızla olay yerine gittiğini ve kalabalığın mahkeme heyeti olduğunu bilmediğini, onları görünce bağırdığını, hakaret etmediğini, sonrasında yanlışlıkla kendilerinin evine gelindiğinin keşif heyeti tarafından da anlaşıldığını savunmuştur.

Uyuşmazlık konularının sırayla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.

1- Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 30/2. maddesinde düzenlenmiş olan hata halinin uygulanma imkânının bulunup bulunmadığı;

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun “Hata” başlıklı 30. maddesi üç fıkra halinde;

“Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.” şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarih ve 25869 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 4. maddesi ile eklenen; “İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz” biçimindeki dördüncü fıkra ile son halini almıştır.

Uyuşmazlığın sağlıklı olarak çözümlenmesi için maddenin ikinci fıkrasının daha ayrıntılı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.

TCK’nun 30. maddesinin 2. fıkrasında; “Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır” hükmü yer almaktadır. Suçun temel şekline göre cezayı artıran veya azaltan nedenler, nitelikli hallerdir. Nitelikli hallerde hata durumunda fail, suçun temel şekliyle ilgili unsurlarda hataya düşmemiştir. Suçun temel şekli tüm unsurları itibarıyla gerçekleşmiş, ancak fail nitelikli hallerin gerçekleştiği konusunda hata ile hareket etmiştir.

Kanunda nitelikli hale ilişkin hatanın hukuki sonucu açıklanmamış, yalnızca failin bu hatasından yararlanacağı ifade edilmiş, bu hatanın ne birinci fıkrada olduğu gibi kastı kaldıracağından, ne de üçüncü fıkrada olduğu gibi kaçınılmaz olması gerektiğinden bahsedilmemiştir. Bununla birlikte ikinci fıkra uyarınca suçun nitelikli haline ilişkin kanuni unsurlarını bilmeden hareket eden failin nitelikli hal bakımından kasten hareket etmediği kabul edilmeli ve suçun temel şeklinden cezalandırılmalıdır. Buna göre kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmektedir.

Cezayı artıran nitelikli halin kişiye değil de fiile ilişkin olduğu durumlarda, bu nitelikli hal sanığa uygulanmalı, sanık suçun nitelikli hali ile cezalandırılmalıdır. Başka bir deyişle kişiye bağlı nitelikli hallerde sanık hatasından yararlanabilmeli ve eylemin basit halinden cezalandırılmalı, fiile bağlı nitelikli hallerde ise hata halinde dahi sanık nitelikli halden cezalandırılmalıdır. Örneğin, üçüncü bir kişiyi öldürmek isteyen sanığın hata ile üçüncü kişi yerine babasını öldürmesi durumunda, üstsoyu öldürme kişiye bağlı nitelikli hal olduğu için sanık hatasından yararlanacak ve öldürme suçunun basit haliyle cezalandırılması gerekecek, fakat, bir kişiyi yakarak öldürmeyi planlayan sanığın hata ile bir başkasını yakarak öldürmesi durumunda, yakarak öldürme fiile ilişkin bir nitelikli hal olduğu için, burada hata ile kastetdiğinden bir başkasını da öldürse sanığın nitelikli halden cezalandırılması gerekecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Hakaret” başlıklı 125. maddesi;

“1- Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

2- Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

3- Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.

5237 sayılı TCK’nun “Soruşturma ve kovuşturma koşulu” başlıklı 131. maddesinin birinci fıkrasında ise; “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikâyetine bağlıdır” hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre, TCK’nun 125. maddesinin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekline, üçüncü ve dördüncü fıkralarında nitelikli hallerine, beşinci fıkrasında ise suçların içtimasına ilişkin özel bir düzenlemeye yer verilmiş, aynı Kanunun 131/1. maddesinde kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret dışında kalan hakaret suçlarının şikâyete tâbi olduğu açıkça ifade edilmiştir.

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.

Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçuna ilişkin; 5237 sayılı TCK’ndaki düzenleme, 765 sayılı TCK’ndan farklı olup, 765 sayılı Kanun uygulamasında “memur” kavramına yer verilerek, memura görev sırasında herhangi bir nedenle hakaret edilmesi hali dahi nitelikli hal olarak düzenlenmiş iken, 5237 sayılı Kanunda memur kavramını da içerecek şekilde “kamu görevlisi” kavramına yer verilerek, yalnızca kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret edilmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. “Kamu görevlisi” kavramı 5237 sayılı TCK’nun 6/1-c maddesinde “Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi… anlaşılır” şeklinde tanımlanmıştır.

Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde ise suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacaktır.

Görev sırasında ancak görevinden dolayı olmayan hakaretler ise, 125. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen basit hakaret olarak kabul edilerek, soruşturulması ve kovuşturulması da mağdurun şikâyetine bağlı tutulmuştur.

“Görevinden dolayı” hakaretin kabulü için; yapılan kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Hâkim her somut olayda nedensellik bağının bulunup bulunmadığını araştırarak, sonucuna göre, eylemin, suçun basit haline mi yoksa nitelikli haline mi uyduğunu saptayacaktır. Bu saptama yapılırken, hakaret eylemlerine muhatap olan kamu görevlisinin faile karşı doğrudan veya dolaylı görev yapması koşulu aranmayacaktır. Zira, hakaret doğrudan görevle ilgili olabileceği gibi, görevin yerine getiriliş yöntemi ya da sonuçları ile ilgili de olabilir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Manavgat İcra Hukuk Mahkemesince görülmekte olan kıymet takdirine itiraz davası kapsamında, mahkeme heyeti tarafından yanlışlıkla söz konusu davanın tarafı olmayan sanığın evine keşif yapılmak için gidildiği, sanığın eşi olan Hatice’ye keşfe gelindiğinin söylendiği ve Hatice’nin heyetin içeri girmesine müsaade etmediği, Hatice’nin telefonla eşi olan sanığı arayarak bilgi vermesi üzerine, sanığın apartmana gelip “kim benim evime girmek istiyor, hepsinin ecdadını sinkaf ederim” diyerek hakaret ettiği anlaşılmakla; sanık, eşi Hatice’nin kendisini telefonla arayıp inşaat firmasından gelen kişilerin evlerine girmek istediklerini söylemesi üzerine hızla olay yerine gittiğini ve kalabalığın mahkeme heyeti olduğunu bilmediğini savunmuş, sanığın eşi Hatice de sanıkla aynı doğrultuda beyanlarda bulunmuş ise de, apartman yöneticisi olan tanık …’ın mahkemedeki, sanık apartmana geldiğinde kendisine mahkeme heyetinin geldiği söylenmesine rağmen sanığın mahkeme heyetine hakaret ettiği yönündeki beyanları karşısında, sanığın “gelenlerin keşif heyeti olduğunu bilmediği” yönündeki savunmasına itibar edilemeyeceği, bu durumda 5237 sayılı TCK’nun 30/2. maddesinde düzenlenmiş hata halinin uygulanma şartları mevcut olmadığından, sanık hakkında hata hükmünün uygulanmaması yönünden yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, bu uyuşmazlık yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Bu uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak çoğunluk görüşüne katılmayan on bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; “Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 30. maddesinde düzenlenmiş olan hata halinin uygulanma imkanının bulunup bulunmadığına ilişkin eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğundan itirazın reddi gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

2- Apartman boşluğunda işlenen hakaret suçunda aleniyet unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği;

5237 sayılı TCK’nun 125. maddesinin dördüncü fıkrasında hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun nitelikli bir şekli olarak kabul edilmiştir. Bu fıkraya ilişkin madde gerekçesinde, aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olması şeklinde belirtilmiştir.

Hakaret suçunun, belirsiz sayıdaki kişiler tarafından işitilebilecek, görülebilecek ve algılanabilecek bir ortamda veya çok sayıda kişinin öğrenmesini sağlayacak herhangi bir araçla işlenmesi halinde, aleniyet vardır. Aleniyetin varlığı için, çok sayıda insanın hakareti öğrenmesinin olanaklı olması yeterlidir; söylenenlerin fiilen duyulması şart değildir. Aleniyet halinde, mağdur, hakaretin az sayıda kişi önünde gerçekleşmesine oranla, daha fazla rencide olacağı için, bu nitelikli hâl kabul edilmiştir. (Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yayınevi, 3. Baskı, 2016, s. 235). Suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde de alenen işlendiği kabul edilmelidir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın hakaret fiilini apartman boşluğunda gerçekleştirdiği olayda; apartman boşluğunun herkese açık bir yer olmayıp, apartman sakinlerinin kullanımına mahsus olması ve apartman boşluğunda söylenen sözlerin herkes tarafından duyulma imkânının bulunmaması karşısında, aleniyet unsuru oluşmadığı halde hakaret suçunun alenen işlendiği kabul edilerek sanığın cezasında artırım yapılması yasaya aykırıdır.

Belirtilen nedenlerle, hakaret suçunun işlendiği apartman boşluğunun aleni yer olmadığı gözetilmeden, sanığın cezasında TCK’nun 125. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca artırım yapılması yasaya aykırı olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu yönünden değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.

Öte yandan, TCK’nun 53. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendindeki “Velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoy haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden “altsoy ayrımı yapılmaksızın” diğer kişiler açısından da koşullu salıverme tarihine kadar sürmesine karar verilmesi kanuna aykırı olup, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı uyarınca, yerel mahkemece sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında da zorunluluk bulunmaktadır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;

a) Sanık hakkında TCK’nun 30. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiş olan hata halinin uygulanma koşulları bulunmadığından, bu yönden KABULÜNE,

b) Apartman boşluğunda işlenen hakaret suçunda aleniyet unsuru gerçekleşmediğinden, bu yönden değişik gerekçeyle KABULÜNE,

2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin sanık … hakkındaki 21.01.2014 gün ve 36850-1464 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Manavgat 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 30.07.2009 gün ve 576-674 sayılı sanık … hakkında kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün;

a) Hakaret suçunun işlendiği apartman boşluğunun aleni yer olmadığı gözetilmeden, sanığın cezasında TCK’nun 125. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca artırım yapılması suretiyle fazla ceza tayini,

b) TCK’nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “Velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoy haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden “altsoy ayrımı yapılmaksızın” diğer kişiler açısından da koşullu salıverme tarihine kadar sürmesine karar verilmesi kanuna aykırı olup, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı uyarınca, yerel mahkemece sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında da zorunluluk bulunması,

Nedenlerinden BOZULMASINA,

3- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, bir numaralı uyuşmazlık yönünden 14.02.2017 tarihinde yapılan ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 28.02.2017 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla, iki numaralı uyuşmazlık yönünden ise 14.02.2017 tarihinde yapılan ilk müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.