ARABULUCULUK NEDİR?

Bu haftaki yazımızda, günümüzde giderek yaygınlaşan ve uyuşmazlık çözümlerinde mahkemelere alternatif oluşturan hatta belirli konulara ilişkin davalarda dava şartı haline gelen arabuluculuk kurumundan detaylı olarak bahsedeceğiz.

Kısaca özetlemek gerekirse; arabuluculuk, tarafların bir veya birden fazla arabulucunun yardımı ile anlaşmaya varmak için ihtilaflı meseleler üzerinde görüşme yaptıkları bir uyuşmazlık çözüm sürecidir. Bu arabulucular, arabuluculuk konusunda uzmanlık eğitim almış uzman kişilerdir.

Arabuluculuğun temel amacı tarafların uyuşmazlığı mahkemeye götürmeden uzlaşmasını sağlamak, taraflar arasındaki iletişimsizliği gidermek, tarafsız bir üçüncü kişi karşısında bir araya gelerek sağlıklı bir şekilde müzakere edilebilmesini sağlamaktır. Bununla birlikte arabuluculuk uygulamasının ikincil amacı ise mahkemelerdeki dosya yoğunluğunu azaltmaktır.

ARABULUCULUĞUN KANUNİ DAYANAĞI

Arabuluculuk, hukuk sistemimizde 2012’den beri uygulama alanı bulan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoludur. Arabuluculuk kurumunun kanuni düzenlemesi de 22.06.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) ile yapılmıştır. Bu kanunda genel olarak ihtiyari arabuluculuk ilkeleri düzenlenmekle birlikte 06.12.2018 tarihinde yapılan değişiklikle birlikte dava şartı olan arabuluculuk da bu kanun kapsamına alınmıştır.

Çeşitli kanunlarda, mahkemeye gitmeden önce başvurulması gereken zorunlu bir yol olarak, yani dava şartı olarak arabuluculuk düzenlenmiştir. Örneğin; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu’nun 73/A maddesi ile Tüketici Mahkemesi’nin görev alanına giren uyuşmazlıklar için dava şartı olarak arabuluculuğa başvurma zorunluluğu getirilmiştir. Aynı şekilde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/a maddesinde, TTK’nın 4. maddesinde belirtilen tüm ticari davalar ile diğer özel kanunlarda yer alan ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurma zorunluluğu getirilmiştir. İş Kanunu m. 20 ve İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. Maddesinde de işçi ve işveren arasındaki yıllık izin ücreti, fazla çalışma (fazla mesai) ücreti, maaş vb. gibi işçilik alacakları ile ihbar tazminatı, kıdem tazminatı vb. uyuşmazlıklar için arabuluculuk şartı getirilmiştir.

HANGİ DAVALARDA ARABULUCUYA BAŞVURULABİLİR?

6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu’nun 1. maddesi 2. fıkrasında “Bu Kanun, yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanır.” şeklinde hangi uyuşmazlıkların arabuluculuğa konu edilebileceği düzenlenmiştir. Örneğin ceza davaları, boşanma davası, soybağı davası, velayete ilişkin davalar gibi kamu hukukuna ilişkin, taraflara irade serbestisi tanınmayan konularda arabuluculuğa gidilmesi mümkün değildir. Fıkranın devamında aile içi şiddet iddiası içeren uyuşmazlıkların da arabuluculuğa elverişli olmadığı ifade edilmiştir.

ARABULUCUNUN GÖREVLERİ

Arabulucular, uyuşmazlığın çözülmesinde tarafların iletişimini kolaylaştıran tarafsız ve bağımsız üçüncü kişilerdir. Bu nedenle uyuşmazlığı çözen bir karar veremeyecekleri gibi, taraflara çözüm seçeneği sunarak onları yönlendiremez. Arabulucunun görevi sadece tarafları uzlaştırmaya çalışmak, anlaşmalarını sağlamaktır. Sürecin sonunda arabulucu tarafından bir karar verilmez.

ARABULUCULUĞA BAŞVURU ŞEKLİ

Dava Şartı Arabuluculuğa Başvuru Şekli

Öncelikle dava konusu bakımından yetkili mahkemenin ve dolayısıyla yetkili adliyenin tespitinin yapılması gerekir. Arabuluculuk başvurusunun yetkili adliyenin yetki çevresindeki arabuluculuk merkezine yapılması gerekmektedir. Aksi halde yetki itirazı ile karşılaşılabilir. Başvuru UYAP üzerinden yapılabileceği gibi adliyede arabuluculuk bürosu varsa oraya, yoksa bu konuda görevlendirilen mahkemenin yazı işleri müdürlüğüne başvuru dilekçesinin verilmesi ile yapılabilir. Arabuluculuk sürecinin taraflarının listede yer alan bir arabulucu üzerinde anlaşmaları halinde tarafların iradeleri doğrultusunda seçilen arabulucunun görevlendirilmesi mümkündür. Tarafların bu yolu tercih etmemesi durumunda arabulucu, sistem üzerinden atanmaktadır.

İhtiyari Arabuluculuğa Başvuru Şekli

Taraflar arabulucuya gitme konusunda anlaştığı müddetçe uyuşmazlığın her aşamasında yani dava açılmadan önce veya açıldıktan sonra da arabulucuya başvurabilirler. Taraflardan biri diğer tarafa arabulucuya başvurma konusunda teklifte bulunabilir. Karşı tarafa iletilen bu teklif 30 gün içerisinde olumlu cevaplanmaz ise reddedilmiş sayılır. Dava açıldıktan sonra tarafların birlikte arabulucuya başvuracaklarını beyan etmeleri durumunda yargılama, mahkemece üç ayı geçmemek üzere ertelenir. Bu süre, tarafların birlikte mahkemeye başvurusu üzerine üç aya kadar uzatılabilir. Tarafların mutabık kaldığı bir arabulucu yok ise arabuluculuk bürosuna veya sulh hukuk mahkemesi kalemine yapılacak başvuru ile arabulucu atanması talep edilebilir.

ARABULUCULUK SÜRECİ VE ANLAŞMA BELGESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ

Arabuluculuk görüşmeleri sırasında tarafların sunmuş oldukları bilgi ve belgeler ile sürece yönelik çözüm önerilerinin gizli tutulması gerekmektedir. Taraflar aksini kararlaştırmadıkça gizliliğin ihlal edilmesi halinde HUAK 33. madde 1. fıkrasında 6 aya kadar hapis cezası öngörülmüştür. İhtiyari arabuluculuk söz konusu olduğunda taraflar arabulucuya başvurma konusunda irade serbestisine sahip oldukları gibi bu süreci devam ettirmek, sonlandırmak veya vazgeçmek hususlarında da serbesttirler. Arabuluculuk sürecinde taraflar eşit haklara sahiptir.

Arabuluculuk sürecinin sonunda tarafların anlaşması ihtimalinde anlaşma belgesi hazırlanırken, anlaşamamaları durumunda anlaşamama belgesi düzenlenir. Bu belgenin kimler tarafından imzalanacağı konusu, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 17. maddesi 2. fıkrasında “Arabulucu tarafından düzenlenecek bu belge, arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanır. Belge taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle sadece arabulucu tarafından imzalanır.” şeklinde ifade bulmuştur.

Tarafların arabuluculuk süreci sonunda bir anlaşmaya varmaları halinde bu anlaşmanın içeriği ve kapsamı taraflarca belirlenir. Anlaşmaları üzerine düzenlenen belge HUAK 18. maddesinde ele alınmaktadır. Taraflar, bu anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesini talep edebilirler. Dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuşsa bu şerh arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden talep edilebilir. Davanın görülmesi sırasında arabuluculuğa başvurulması durumunda ise davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir. Bu şerhi içeren anlaşma ilam niteliğinde belge sayılmaktadır. Bununla birlikte taraflar, avukatları ve arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın da ilam niteliğinde belge sayılmaktadır.

HUAK 18. maddesi 5. fıkrasında “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” düzenlemesi mevcuttur. Taraflar arabuluculuk faaliyeti sonucunda üzerinde anlaşmış oldukları hususları tekrar mahkeme önüne taşıyamayacaklardır.

ARABULUCULUĞUN FAYDALARI

Aylarca ve hatta yıllarca sürebilen dava yoluna kıyasla arabuluculuk, uyuşmazlığın çözümünde çok daha kısa süren bir alternatif çözüm yoludur. Aynı zamanda uyuşmazlığın daha az masrafla çözülmesine imkan tanır. Burada tarafların uyuşmazlık çözümüne doğrudan katılımları, sürecin tamamen tarafların istekleri doğrultusunda ilerlemesi ve uzlaşma hususunda da tarafların iradelerinin egemen olması yine arabuluculuğun tercih edilmesine sebep oluşturmaktadır. Süreç boyunca taraflar, yaşanan anlaşmazlıkları tartışma imkanı bulabildiği için aralarında zedelenmiş olan güven ve iş ilişkisini yeniden kurma ya da uyuşmazlıkları çözmüş olarak devam edebilme imkanı bulmaktadırlar. Umuyoruz ki bu yazımızda ele aldığımız arabuluculuk, tüm artılarıyla birlikte değerlendirildiğinde sizlerin de yöneleceği bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olur.

Stj. Av. Zeynep YANIK & Stj. Av. Melike KUZUCUOĞLU & Av. Selçuk ENER

MENFİ TESPİT DAVALARINDA DAVA AÇILMADAN ÖNCE ARABULUCUYA BAŞVURU DAVA ŞARTI OLARAK KABUL EDİLEMEZ

Yargıtay 15. HD,E: 2020/3044, K: 2021/996, T: 18.03.2021

Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü.


K A R A R


Uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın usulden reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nce istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, verilen karar davacı vekilince süresinde temyiz edilmiştir.


Davacı iş sahibi, davalı yüklenici ile aralarında 25.05.2018 tarihli eser sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme gereği yüklenici tarafından yapılacak elektrik işlerine karşılık davalıya 9 adet çek verildiğini, davalının işi yapmadığını belirterek çekler nedeni ile borçlu olmadıklarının tespitini ve çeklerin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.


İlk derece mahkemesi 6102 sayılı TTK’nın 5/A. maddesi ile 6325 sayılı Yasa’nın 18/A maddesinin 2. fıkrası hükümleri gereğince menfi tesbit davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurmanın dava şartı olduğu gerekçesiyle HMK 115/2 maddesi gereğince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.


Karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuş … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 7155 sayılı Yasa’nın 20. maddesi ile TTK 5. maddesine eklenen 5/A maddesi gereğince menfi tesbit davalarında arabulucuya başvurmasının dava şartı olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.


Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.


Dava; taraf olunmayan eser sözleşmesinin feshinden dolayı borçlu olunmadığının tesbitine ilişkindir.


Mahkemeye yöneltilmiş hukuki himaye talebi dava olarak nitelendirilir.
Menfi tesbit davası 6100 sayılı HMK’nın 106. maddesinde ifade edilmiştir. Bunun yanında İİK 72. maddesinde icra hukuku açısından özel bir menfi tesbit davası türü düzenlenmektedir.


HMK 106. maddesi tesbit davası yoluyla mahkemeden bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilebilir.


2004 sayılı TTK’nun 72. maddesi “ Borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.”
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında … Kanunu’nun 18/A maddesi “(1) ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise … süresine aşağıdaki hükümler uygulanır.”


TTK’nIn 5/A maddesi “Bu kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.” Hükümlerini içermektedir.
Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü … Daire Başkanlığı tarafından yayınlanan “Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı …” isimli kitapta menfi tesbit ve istirdat davalarında arabuluculuğun dava şartı olduğu görüşüne yer verilmiştir.


Menfi tesbit davası HMK 106. ve İİK 72. maddesinde düzenlenmiş özel bir tesbit davası türüdür. Bu davalarda bir miktar paradan borçlu olunmadığının tesbiti talep edilmekte davalar sonucunda da borçlu olunmayan kısımla ilgili olumsuz hüküm kurulmaktadır. Bu hüküm taraflar arasında kesin hüküm teşkil etse de ifa imkanı tanımayan bir tesbit hükmü niteliğindedir. TTK’nın 5/A maddesi bir miktar paranın ödenmesi, alacak ve tazminat taleplerinin dava açılmadan önce arabulucuya tabi olduğuna amirdir. Gerek HMK 106 ve gerekse İİK 72. maddesinde belirlenen menfi tesbit davaları yukarıda belitildiği gibi ifa hükmü içermeyen olumsuz tesbite yönelik davalardır. Bu itibarla kanun koyucunun TTK’nın 5/A maddesinda amaçladığı “alacağa bir an önce kavuşma” gerekçesi menfi tesbit davaları için gerekçe olamaz. Nitekim doktrinde menfi tesbit davalarının arabuluculuğa tabi olmadığı, menfi tesbit davalarında borçluyu arabulucuya müracaata zorlatmanın, arabulucuya müracaatın cebri icrayı durdurmayacağından onu takipten önce menfi tesbit davası açma hakkından mahrum burakmak anlamına geleceği ve %15 teminat yatırarak takibi tedbiren durduramayacağı bununda hak arama özgürlüğüne aykırı olduğu görüşlerine yer verilmektedir. (…:Prof. Dr…., Prof Dr. …, Prof.Dr. …, Prof. Dr. …Hukuk Uyuşmazlıklarında … 2. Baskı Sh.189-191) (Prof Dr. … Dava Şartı … üzerine bazı düşünceler Türkiye Barolar Birliği … Mart- Nisan 2020 Sh.111 -141)
Bunun yanında İİK 89 . maddesi ve HMK 211 vd. maddelerine istinaden açılan menfi tesbit davalarında arabulucuya gitme imkanının bulunmadığı da izahtan varestedir.


TTK 5/A maddesi uyarınca arabuluculuğun dava şartı olabilmesi için (1) davanın konusunun bir miktar pararın ödenmesi olmalı (2) bu talebin bir davada alacak ve tazminat olarak ileri sürülmesi gerekir. Yukarıda açıklandığı üzere menfi tesbit davalarında kanunda belirlenen şartların bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kanun koyucu menfi tesbit davalarını zorunlu aracbuluculuğa tabi tutmak isteseydi bunu açık şekilde ifade ederdi. Yukarıda açıklandığı üzere yorum yoluyla menfi tesbit davalarını İİK 5/A maddesi kapsamına almak mümkün bulunmamaktadır.
Tüm bu gerekçeler ışığında menfi tesbit davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurmanın dava şartı olmadığının sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda davacı tarafı olmadığı bir sözleşmenin feshi nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tesbitini talep etmiş yani menfi tesbit davası açmıştır. İlk derece mahkemesi menfi tesbit davalarında arabulucuya başvurunun dava şartı olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermiş, kararın istinaf edilmesi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesine başvuruyu esastan reddetmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere menfi tesbit davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvuru dava şartı olarak kabul edilmeyeceğinden kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.


SONUÇ:

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz isteminin kabulü ile … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının BOZULMASINA, karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin … Bölge Adiye 6. Hukuk Dairesi kararının kaldırılmasına, HMK 373/1 maddesi uyarınca davanın esası hakkında inceleme yapmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesin gönderilmesine, peşin alınan harcın talep halinde temyiz eden davacıya iadesine, 18.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

ARABULUCULUK MU PARABULUCULUK MU?

2018 yılının başıyla birlikte Arabuluculuk dava şatı haline geldi malum.. Ama sadece işçi-işveren ilişkisinden kaynaklı ihtilaflarda.. Sonrasında ticari uyuşmazlıklar da kapsama alındı ve devamının gelmesi bekleniyor. Arabuluculuk müessesesi dava şartı haline geleceği zaman, sadece zaman kaybı, prosedürden ibaret, yargıya bir katkısı olmayacak diyenlerin sayısı epey fazla idi.. Hatta kursuna gidip sınavına girmeye bile tenezzül etmedi çoğu meslektaş.. Ama gelinen noktada, arabulucu başına ayda düşen dosya sayısını görünce iştah kabardı ve “neden sınav açılmıyor” nidaları yükselmeye başladı bir anda.. 😊

Aslında mesleğe bakış açısının göstergesiydi şimdi sınava hücum eden kimi kesimin bu tavrı.. Olaya arabulmak, toplumsal barışa katkı sağlamak, yargının iş yükünü azaltmak, kişisel gelişime önem verip insanların anlaşma iradelerini kuvvetlendirmek veya bu iradeyi kazandırmak gibi gailesi olmayan kişilerin sektöre girmesine de karşıyım baştan belirteyim.. Üstüne alınmayan herkesi tebrik eder, meslekteki başarılarının devamını dilerim..

Anlaşma oranının düşük olması, arabuluculuğun başarılı olmadığı anlamına gelmez. 1.000 dosyadan 1 dosya bile anlaşma ile sonuçlansa, bu 1 uyuşmazlığın yargıya taşınmaması, en az 2 kişinin el sıkışması, bir küslüğün son bulması, bir düşmanlığın daha başlamadan bitmesi anlamına gelir..

Hiç yoksa; bir sıfırdan büyüktür.

Gelelim arabuluculukta anlaşma oranının nasıl artacağına..

Eğitim boyunca sistematik teknikler kullanarak tarafların çözüm bulmasına yardımcı olunması, sürecin tıkandığı yerde ikili görüşmeler ve açık uçlu sorularla anlaşma zeminin aranması ve son çare olarak arabulucunun bir çözüm önerisini taraflara sunması gerektiğini öğrendik.. Peki doğru mu? Kesinlikle… Yeterli mi? Hayır..

Kişisel Gelişim Bilmeden Bir Arpa Boyu Yol Alamayız..

Kişisel gelişim ve insan etkileme sanatına hayatına adamış biri olarak söylemeliyim ki; kişisel gelişim tekniklerini bilmeden, insan düşünce ve davranışlarının nasıl şekillendiğini anlamadan, bilinçaltına inerek subliminal mesajlar ile 3-5 cümle sonrasının zeminini hazırlamadan süreci akışına bırakarak başarı bekleyemeyiz.. Unutmayın ki, anlaşmaya değil, “şeytan görsün yüzünü” demeye gelen iki kişinin arasındaki buz dağını eritmeye çalışıyorsunuz. Taraflardan empati yapmasını istemeyin, empati yapması gerektiği mesajını bilinçaltına verin. Unutmayın ki, insan dayatılan her şeye düşünmeden “hayır” cevabını verir. Çünkü bilinçaltı düşünmez ve hayır cevabını veren odur. Bilincin devreye girmesini sağlarsanız kişinin düşünmesini de sağlarsınız. Ve insan düşünerek mantığını devreye sokmuş olur. Mantık; saçma hareketlere karşıdır. Gereksiz kavga, tartışmak, kötü geçmişi tekrarlamak, ihtilafı uzatmak, davaya gitmek, mantığın değil, olumsuz duyguların esir aldığı bir beynin istekleridir ve pişmanlığa meyillidir..

Arabuluculuk sürecinde taraflar gerildiğinde veya sesler yükseldiğinde ne yaparsınız?

Gerilime ortak olup “nerede olduğunuzu unutmayın, anlaşmıyorsanız anlaşmayın canım, böyle bağıramazsınız” diye tepki mi verirdiniz otoriteyi sağlamak için?

Ateşi söndürmek için su mu tercih edersiniz, yoksa kolonya mı? Kolonya da serinletir evet ama yanarken değil.. Bağırmak ve gerilmek, zaten gergin taraflarda işe yaramaz. Ama taraflar sakinken onları mantıklı düşünmeye davet etmek için, anlaşmanın en makul yol ve amaç olabileceğini anlatmak için, aksinin hiç kimseye faydası olmayacağını göstermek için yüksek perdede (aman yüksek sesle karıştırmayın lütfen) gezinebilirsiniz. Hatta geçmiş tecrübelerinizden bahsedip anlaşmadığı için sonra defalarca pişman olan hayali müvekkillerinizden de bahsedebilirsiniz.

Kevin Hogan’ı ve Joseph Murphy’yi atlamayın..

Kevin HOGAN’ın “İstediğiniz kişiye 8 dakikada nasıl evet dedirtirsiniz?” kitabını herkese şiddetle tavsiye ediyorum. İnsan satın alma kararını nasıl verir? İnsanı, satış danışmanının sadece ona bir şeyler satmaya uğraşan kişi olduğunu düşünmekten nasıl vazgeçirebilirsiniz? Bilinçaltı bilinmeyene ve yeniliğe karşıdır. Bu yüzden hemen hemen her yeni teklife kapalıdır. Geçmiş tecrübelerinden harmanladığı bir fikir vardır ve bu ekseriyetle “hayır”dır. Aynı şey arabuluculuğun tarafları için de geçerlidir. Daha önce zaten isteyip de alamadığı alacaklarını alamayan işçinin, yine işverenden istediğini alamayacağını düşünmesi, onu anlaşmamaya ve “hayır” demeye itecektir. Öyle ki, zaten anlaşamayacağı için, talebinde de hakkaniyetli olmayacaktır. Aynı şey işveren için de geçerlidir. Maaşı ödeyerek tüm sorumluluğunu yerine getirdiğini düşünen işveren, işçinin daha fazlasını istemesinde yatan sebebin aç gözlülük olduğunu düşündüğü için zaten çoğu zaman anlaşmamak için gelir. Ama siz, tecrübesizliğin ya da bilinçaltının esir aldığı beyinleri temizleyemezseniz, bilinci devreye sokup düşünmesini sağlayamazsanız, empati yapmalarını sağlayamazsanız, geriye yapılacak tek bir şey kalır.

Anlaşmama tutanağının hazırlanması!

Arabuluculuk sürecinde her şey sizde başlıyor ve sizde bitiyor.. İki taraf da hazır olunca hemen toplantıya başlayıp açılış konuşması mı yapıyorsunuz, yapmayın.. Başvurucu ne istiyor? isterseniz hemen ondan başlayalım diyerek karşı tarafı bir talebin altında mı bırakıyorsunuz, yapmayın.. Zorunlu arabuluculuk, katılım mecburi gibi lafları mümkünse hiç kullanmayın.. Her dayatma bir duvar örecektir çünkü taraflarda..  Özellikle de talebin muhatabı karşı tarafta.. Ne mi yapacağız peki? Anlatayım..

Cem Yılmaz’ın gösterilerini izlediyseniz, gösteriye başladığından hiç bahsetmez. Hadi başlayalım demez. Hatta tam tersine, henüz başlamadık, birazdan başlarız diyerek beklenti içine sokmaz seyirciyi ama bir yandan ince ince işlemeye ve güldürmeye başlar. Bir süre sonra ne onun başlayıp başlamadığının bir önemi kalır ne de beklentinin.. Seyirci zaten gülmeye başlamıştır..

Siz de böyle yapın.. Taraflar hazır olduğunda başlayın ama arabuluculuğa değil sohbete… Çünkü önce taraflarda almanız gereken bir gerginlik olduğunu unutmayın.. Teknikleriniz size kalmış. . Devamına dair ben ne yapıyorum söylemeyeceğim ama bu zamana kadar kimse nabzı yüksek ayrılmadı ofisten.. Sağlık olsun, kısmet değilmiş dediğimiz çok oldu ama kimse mutsuz ayrılmadı.. Herkesi anlaştırdık mı hayır ama herkese arabuluculuğun faydalı bir şey olduğunu öğrettik Allaha şükür..

Sadece şunu tavsiye ediyorum arabulucu meslektaşlara. Mış gibi yapmayın.. Hatta hayatta hiçbir şeyi mış gibi yapmayın.. Tercihlerinizi belirleyen “para” olmasın mümkünse. Çünkü merkeze neyi alırsanız, onun peşinden gidiyorsunuz. Avukatlığı ya da arabuluculuğu layıkıyla yaptığınızı hissettiğinizde, önce vicdanınızı doyuruyorsunuz. Lazım olan diğer şeyler peşinizden geliyor zaten..

Av. Arb. Selçuk ENER

YAZIYI OKUMADAN İŞ DAVASI AÇMAYIN!!

 İŞ MAHKEMELERİ KANUNU DEĞİŞTİ. YAZIYI OKUMADAN İŞ DAVASI AÇMAYIN!!

İş mahkemelerinin görev, yetki ve yargılama usulüne ilişkin değişiklikler yapan, arabuluculuğu dava şartı haline getiren yeni Kanun 25.10.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Yasada önemli değişiklikler göze çarpıyor.

  • ARABULUCU:

İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri hariç işçi ve işveren alacaklarından doğan davalarda ve işe iade davalarında arabulucuya başvuru dava şartı haline getirildi. Arabulucuya başvurulmadan açılan davaların usulden reddedileceği, bu red kararının tebliğinden sonra da arabulucuya başvurma imkanının olacağı değişikliklerden birisi.

  • GÖREV:

İş Mahkemeleri’nin görevi genişletildi. İş akdine bağlı olarak çalışılması şartıyla 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasındaki her türlü hukuk uyuşmazlıkları da iş Mahkemesi’nin görev kapsamına dahil edildi. Buna göre; Borçlar Kanunu’na tabi olarak çalışan işçilerin davaları da, artık Asliye Hukuk Mahkemesi’nde değil, İş Mahkemesi’nde görülecek.

  • KANU YOLU:

Bu kanuna tabi davalarda kanun yoluna başvurma süresi, kararın TEBLİĞİNDEN başlayacak. İşe iade davalarında verilen kararlara BAM kararları kesin nitelikte olacak ve temyiz edilemeyecek. Aynı şekilde 6356 sayılı yasadan kaynaklı bazı davalarda da BAM’ın kararı kesin nitelikte olacak.

  • ZAMANAŞIMI:

En önemli değişikliklerden birisi de, zamanaşımı sürelerinin kısaltılmış olması. Kıdem ve ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve eşit davranmama tazminatında zamanaşımı 5 yıl olarak belirlendi. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra sona eren sözleşmeler için yeni zamanaşımı geçerli olacak. Kanunun yürürlüğe girmesinden önce sona ermiş sözleşmelerden dolayı işlemeye başlayan zamanaşımı süreleri, bu yasayla öngörülenden fazla ise, bu kanundaki ile sınırlı olacağı düzenlenmiş. Bu maddeye çok dikkat etmek gerektiği, Kanunun yürürlüğe girmesinden önce sona eren sözleşmeler için açılacak davalarda zamanaşımı hususunun iyi tespit edilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü bu madde bugün itibariyle yürürlükte.

 

Yeni yasa ile ilgili tespit ettiğim önemli değişiklikler şimdilik bunlar.. Faydalı olması temennisi ile…

 

            Av. Selçuk ENER

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.