SAHTE EHLİYETLE YAPILAN ARAÇ SATIŞINDA, NOTERİN KUSURSUZ SORUMLULUĞUNUN VARLIĞININ KABULÜ NEDENİYLE, KUSURLU OLDUĞU KABUL EDİLMEKTEDİR.

Yargıtay 3. HD., 2017/959 E., 2018/11473 K., 14/11/2018 T.

ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki araç mülkiyetinin tescili olmazsa alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı; kendisine ait …plakalı aracını dava dışı oğlu …’ın çalıştırmış olduğu araç kiralama şirketi firmasına kiraladığını, …’ın da bu aracı … isimli bir şahsa kiraladığını, daha sonra aracın vergi borcu ile ilgili olarak vergi dairesine gittiğinde aracın el değiştirmiş olduğunu gördüğü, bunun üzerine … C.Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, savcılığın yapmış olduğu araştırmalar sonucunda aracın 27.02.2012 tarihinde … 38. Noterinin 10692 yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile davalılardan …’a sahte kimlik ile satıldığının tespit edildiğini, satışın, başka bir şahsın kendisine ait ehliyetin üzerine fotoğraf yapıştırmak suretiyle yapıldığını, Beyolu 38. Noteri davalı …’nun sahte ehliyet ile araç satışı yaptığı için kusurlu olduğunu ileri sürerek, aracın halihazır yolsuz ruhsat kaydının iptalini ve kendi üzerine geçirilmesini, olmazsa aracın değerinin davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

Davalı …; zarar görenin tam kusuru ve üçüncü şahıs konumundaki davacının oğlu Özgür Utaş ile aracı kiraladığı belirtilen … isimli dava dışı üçüncü şahsın suç teşkil eden eylemi ile açığa çıkan ağır kusurları karşısında illiyet bağının tamamen kesildiği için uyuşmazlığın esasına girilmesine gerek kalmadan ve husumet yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı …; araç almak için internetteki ilanlara baktığı sırada dava konusu aracı gördüğünü ve internet üzerinden verilmiş olan söz konusu ilan üzerinden aracı aldığını, noter kanalı ile araç satış sözleşmesi imzalanarak 36.250,00 TL bedelle aracı aldığını, söz konusu aracın mahkememizce gerçek sahibine teslimine karar verildiği takdirde müvekkilinin aracı teslime hazır bulunacağını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davada, davacının ağır kusuru ile kimlik bilgilerinin, kimliği tespit edilemeyen üçüncü şahsın edinmesine kendisinin neden olduğu, üçüncü şahsın söz konusu kimlik bilgileri ile iğfal kabiliyeti olan sahte evrak düzenlenmesi sonucu, davacı ve üçüncü şahsın olayda illiyet bağının kesilmesine neden olduklarını, bu bağlamda davalı noterin sorumluluğunun olmadığı gerekçesi ile davanın davalı noter yönünden reddine, aracı satın alan davalı …’ın kimliği belirlenemeyen üçüncü kişi ile birlikte hareket ettiğini gösterir her hangi kesin delil olmadığı ve sahte kimlik belgesini anlamasının beklenemeyeceği gerekçesi ile davalı … yönünden de davanın reddine, son olarak Trafik sicili kayıtlarının Tutulması işleminin idari nitelik taşıdığı ve idarenin taraf olmadığı bir davada, adli yargı tarafından idareyi belli biçimde işleme yapmaya zorlayıcı karar verilemeyeceği gerekçesi ile de davacının trafik sicil kayıtlarının iptaline yönelik talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davada uyuşmazlık; Noterlik Kanunu’nun 162. maddesine dayalı noterin kusursuz sorumluluğundan kaynaklanmaktadır.

Noterlik Kanunu’nun 1.maddesi gereğince; noterliğin bir kamu hizmeti niteliğinde bulunduğu, hukukî güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendiren bir kurum olduğu belirtilmiştir. Görevi belge ve işlemlere resmîyet kazandırmak olan noterlerin yaptıkları işlemler dolayısıyla meydana gelecek zararlardan ötürü sorumlu tutulması bir zorunluluk olarak kendini göstermektedir. Noterlerin yaptıkları hizmet dolayısıyla sorumlulukları, hâlen yürürlükte bulunan 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre:

”Stajyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterler, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumludurlar.

Noter, birinci fıkra gereğince ödediği miktar için, işin yapılmaması, hatalı yahut eksik yapılmasına sebep olan stajyer veya noterlik personeline rücu edebilir.”

Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde kusurdan söz edilmemiştir. Bu sebeple noterlerin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. (Nart Serdar, Noterlerin Hukukî Sorumluluğu, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt.11 Özel s. 2009, s.425-452, Düzgün Aslan Ülgen, Noterlerin Meslekî Sorumluluk Sigortası s. 492, 494- Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C.XVII, Y. 2013, s. 1-2)

Buradaki sorumluluğun 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 66. (818 sayılı Borçlar Kanunu 55) maddesindeki sorumluluğun ağırlaştırılmış şekli olduğu sonucuna varılmaktadır.

Noterlik Kanunu’nun 162.maddesinde noterin kendi yaptığı işten ve çalışanının yaptığı işten dolayı sorumluluğu düzenlenmiş ve aynı hukukî rejime tabi kılınmıştır. Bu sorumluluk adam çalıştıranın sorumluluğuna benzemez. Zira adam çalıştıranın sorumluluğunda kurtuluş kanıtı getirme imkânı sağlanmış iken, bu sorumlulukta kurtuluş kanıtı getirme imkânı tanınmamıştır. Bu yönü itibariyle ağırlaştırılmış özen yükümlülüğünün

ihlâlinden kaynaklanan sorumluluk olduğu sonucuna varılmaktadır. Noter özene ilişkin genel kurtuluş kanıtı getirebilir. Noterlik Kanunu’nun 162.maddesinde kurtuluş kanıtı getirme imkânı tanınmamıştır. Noter gerekli özeni gösterdiğini iddia ederek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Ancak gerekli özeni göstermiş olsa bile, zararın doğmasına engel olamayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Bu husus nedensellik bağının kesilmesidir. Bunun ispatı da davalı notere aittir.

Uygulamada; noterler aleyhine, en çok otomobil ve taşınmaz alım satımlarında meydana gelen zararlar bakımından dava açılmaktadır. Bu davalarda; aracın haksız zilyetleri tarafından kullanılan sahte kimlik, vekâletname veya araç trafik tescil belgelerinin sahteliğinin noterlerce ve çalışanları tarafından belirlenip belirlenmediği hususları araştırma konusu olabilmektedir. Tüm bu durumlarda noterin veya çalışanının kimlik veya belge üzerinde yeterli incelemeyi yapıp yapmadığı, dolayısıyla özen yükümlülüğüne uygun davranıp davranmadığı araştırılmaktadır. Noterin ilgililerin hukukî menfaatlerini korumak için araştırma ve aydınlatma görevi vardır.

Noterlik Kanunu’nun 72. maddesine göre; noter, iş yaptıracak kimselerin kimlik, adres ve yeteneğini ve gerçek isteklerinin tamamını öğrenmekle yükümlüdür. Bu cümleden hareketle noterin veya çalışanının her zaman belgenin sahte olup olmadığını anlamasını ve tetkik etmesini yani grafolojik bir inceleme yapması beklenemez. Ancak; belgenin veya kimliğin ilk bakışta sahte olup olmadığı veya kimlikte şekli anlamda var olması gereken bir bilginin olmaması yahut olmaması gereken bir ibarenin bulunması noter veya çalışan tarafından dikkat edilmesi gereken hususlardandır. Bu gibi hâllerde noterin veya çalışanının gerekli özeni göstermesi beklenir. Aksine davranış özen yükümlülüğünün ihlâlidir.

Dairemiz bazı kararlarında; nüfus cüzdanındaki seri ve T.C kimlik numarasının bulunmaması, numaranın on bir haneli olmaması, eksik veya fazla olması, doğum yerinin ilçe veya merkez ilçe olarak yazılmaması, soğuk damganın veya motorlu araç tescil belgesinde mühür bulunmaması, tescil belgesindeki bilgilerin kullanılan kimlik ile veya motor sicil numarası veya şasi numarasının birbirine uymaması gibi hâllerini “somut sorumluluk nedenleri” olarak kabul edilmiş, noterlerin ve çalışanlarının yapmış oldukları işlemlerde, sorumluluk sebeplerini, her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirmiştir.

Somut olayda; davacının, dava dışı …’ın çalıştırdığı araç kiralama şirketine aracını kiraya verilmek üzere bıraktığı, daha sonra … tarafından aracın, kendini … olarak tanıtan dava dışı şahsa kiralandığı, …’nın isteği üzerine davacı tarafından sürücü belgesinin fotokopisinin kendisine fakslandığı, bu şahsın da davacının kimlik bilgilerini kullanarak ve kendi fotoğrafını yapıştırarak hazırladığı sahte sürücü belgesi ile davaya konu aracı davalılardan Beyolu 38. Noteri davalı … vasıtası ile diğer davalı …’a sattığı anlaşılmaktadır. Buna göre; dava dışı 3. şahsın davacıya ait kimlik bilgileri olan, fakat kendisine ait fotoğrafın olduğu sürücü belgesini kullanarak diğer davalı noterde araç satış işlemi yaptırdığı sabit olup, davalı noterin kendisine ibraz edilen sürücü belgesini yeterince kontrol etmeden, ibraz edilen sürücü belgesine göre satış sözleşmesi düzenleyerek gerekli dikkat ve özeni göstermediği kabul edilmelidir. Davacının bu nedenle zarara uğradığı sabit olduğuna göre, nedensellik bağının kesildiğinin ispatı davalı notere düşmekte olup, noter tarafından bunun aksi ispat edilememiştir.

Her ne kadar; davacının kendisine ait sürücü belgesinin fotokopisini dava dışı 3. şahsa fakslaması nedeni ile kusurlu olduğu kabul edilebilir ise de bu kusur, zarar ile davalı noterin fiili arasındaki illiyet bağını kesecek derecede olmadığı olsa olsa hükmedilecek tazminatın miktarında bir miktar indirim sağlayabileceği düşünülse de hükmün davalı noter tarafından temyiz edilmediği göz önünde bulundurularak, davacı yararına oluşan usuli müktesep hakka halel gelmemesi bakımından bu husus bozma kapsamı dışında bırakılmıştır.

O halde mahkemece; uğranılan zarardan davalı noterin sorumlu olduğu göz önünde bulundurularak zararın kapsamı belirlendikten sonra varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve yukarıdaki gerekçeyle davalı noter yönünden istemin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

S O N U Ç

Yukarıda 1. Bendde açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bendde açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/11/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

ARACIN PİYASA DEĞERİNDEN DÜŞÜK FİYATA SATIN ALINMASI AYIBIN BİLİNDİĞİNE KARİNE TEŞKİL ETMEZ

Yargıtay 13. HD 2016/22567 E., 2019/4145 K., 28/03/2019 T.

Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı; davalıdan 11.03.2015 tarihinde bir araç satın aldığını, aracın sigorta ve kasko işlemlerini yaptırmak için başvurduğu sırada pert kayıtlı olduğunu öğrendiğini, davalının satış öncesinde bu konuda kendisine bilgi vermediğini, aracın pert kayıtlı olmasının gizli ayıp olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek, gizli ayıplı aracın iadesine ve 14.900,00 TL satış bedeli ile araç için yapmış olduğu 327.07 TL masraf dahil olmak üzere toplam ….227,07 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı ile davalı arasında 11.03.2015 tarihli Altındağ 1. Noterliği’nde yapılan satış sözleşmesi ile araç, davacının beyanından anlaşıldığı üzere 14.900,00 TL karşılığında davacıya satılmış ve aynı tarihte teslim edilmiştir. Davacı aracın pert kayıtlı olduğunun kendisinden gizlendiğini ileri sürerek aracın davalıya iadesi ile satış bedeli ve araç için yaptığı masrafların davalıdan tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, davacının aracı rayiç değerinin yaklaşık 6.000,00 TL altında satın aldığı, aradaki bu farkın aracın ağır hasara uğramasından kaynaklanan değer kaybından kaynaklandığı ve davacının araçtaki ağır hasar durumunu bildiği veya bilebilecek durumda olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dava konusu araç için 10.06.2000 tarihinde ağır hasara uğraması nedeniyle pert işlemi yapılmıştır. Davacı, davalıdan satın aldığı aracın daha önceden kaza yapmış pert araçlardan olduğunu, diğer bir anlatımla ayıplı olduğunu sigorta şirketine başvurduğunda öğrenmiştir. Borçlar Kanununun 223. maddesi hükmüne göre, alıcı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirim yapmayı ihmal ederse satılanı kabul etmiş sayılır. Adi bir muayene ile meydana çıkarılamayacak bir ayıp sonradan çıkarsa bunu da derhal satıcıya haber vermelidir. Aksi takdirde satılanı bu ayıplı hali ile kabul etmiş sayılır. Davacı öğrendiği gizli ayıbı 12.03.2015 tarihli noterden düzenlenen ihtarname ile davalıya bildirmiştir. Davacı gizli ayıp nedeniyle derhal satıcılara ihbarda bulunmakla satılanı, yukarıda açıklanan kanun hükmü gereğince ayıplı haliyle kabul etmemiştir.

Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda aracın piyasa değerinden düşük satın alınması nedeniyle davacının ayıbı bildiğine kanaat getirilmiş ise de aracın piyasa değerinden düşük satın alınması davacının ayıbı bildiğine karine teşkil etmez. Dava konusu araçta bulanan ayıbın davacıdan gizlenmediğinin ispat yükü davalı taraftadır. Hal böyle olunca; mahkemece, açıklanan hususlar göz önünde tutularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 28/03/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

SİTEDE TOPLU YAPI YÖNETİMİ YOKSA KAT MÜLKİYETİ HÜKÜMLERİ UYGULANMAZ

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E: 2016/9819 K: 2016/10385

Dava; ortak gider alacağının tahsili istemine ilişkindir. 
… 4. Sulh Hukuk Mahkemesince, söz konusu sitede henüz toplu yapı yönetimine geçilmediğinden uyuşmazlığa kat mülkiyeti hükümleri yerine genel hükümlerin uygulanması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
… 2. Asliye Hukuk Mahkemesi ise dava konusu yönetim planının 2010 yılında düzenlendiği, mevcut kanuna göre söz konusu yönetimde toplu yapı yönetimi olduğu, toplu yapının bütün bölüm maliklerince kabul edildiği yönetim planından anlaşıldığından toplu yapı şerhinin sadece bildirici mahiyette olup, şerhin inşai nitelikte olmadığı, şerhin bulunmamasından kat maliklerince kabul edilen toplu yapı yönetimini ortadan kaldırmayacağı tüm bu sebeplerle Kat Mülkiyeti Kanunu hükümleri uygulanması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur.
HMK’nın 2/1. maddesinde “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.” hükmü yer almaktadır.
Diğer taraftan, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun Ek 1. maddesinde ise bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlığa sulh mahkemelerinde bakılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili, davalının … … Konut İmar Turizm Ulaşım San. ve Tic. A.Ş. tarafından yapılmış olan İkitelli …4. Etap Sitesinden ilgili daireyi satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığı, söz konusu sitenin … 4. Etap Site Yönetimi adıyla tüzel kişiliğe sahip olduğu ve dört farklı bölgeye ayrıldığı, dava konusu sitenin; kapıcılık, temizlik, çevre düzenleme ve bakımı, peyzaj, güvenlik, kapıcı gibi tüm hizmetler mevcut site yönetimi tarafından verildiği, davalı satış vaadi sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak ödenmesi gereken aidat ortak gider avanslarını ödemediğinden hakkında icra takibi başlatıldığı, başlatılan bu icra takiplerine davalının itiraz ettiğini ileri sürerek ödenmeyen aidat ortak gider avansı ve gecikme cezaları ile toplam borcun şimdilik 100,00.-TL asıl alacak ve temerrüt tarihinden itibaren % 10 gecikme tazminatı olmak üzere işlemiş ve işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilmesini talep etmiştir.
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre; davaya konu sitenin birden fazla parsel üzerinde kurulu olduğu ve 5711 sayılı Kanunun 22. maddesi ile Kat Mülkiyeti Kanununa eklenen 66. ve 
devamı maddelerinde düzenlenen Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümlere göre sitede henüz toplu yapı yönetimine geçilmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, uyuşmazlıkta Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinin değil, genel hükümlerin uygulanması gerektiğinden görev hususu da genel hükümler çerçevesinde belirlenmelidir. Bu nedenle davanın 10/07/2015 tarihinde açıldığı da göz önünde tutularak uyuşmazlığın, asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 10/11/2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.

TİCARİ KREDİ UYUŞMAZLIKLARI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNDE GÖRÜLÜR

T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi

Esas No:2017/9458
Karar No:2017/12669

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi(Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı bankanın … şubesinden 27.01.2016 tarihinde kredi kullandığını, kredinin kullanımı sırasında kendisinden 11.812,50 TL tahsis ücreti adı altında kesinti yapıldığını ileri sürerek, bunun tahsiline karar verilmesini istemiştir. 
Davalı, kredinin ticari nitelikte olduğunu savunmuş ve davanın reddini dilemiştir. 
Mahkemece, dosyaya kazandırılan bilirkişi raporuna uyularak, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı banka vekilince temyiz edilmiştir.

1-Dava, kredinin kullanımı sırasında haksız kesildiği iddia olunan tahsis ücretinin iadesi istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, kullananı dava dışı …. olan 19.02.2015 tarihli Genel Kredi Sözleşmesine, davacının müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imza koyduğu, 27.01.2016 tarihli Proje Geri Ödeme … başlıklı belgeye göre, davacının 1.500.000 TL tutarlı kredi kullandığı, bu kredi nedeniyle de kendisinden 11.812,50 TL tahsis ücreti kesildiği anlaşılmaktadır. Davalı taraf, kredinin ticari olduğunu savunmuştur. Gerçekten de, dosya arasına alınan ve yukarıda bahsedilen belgelerden kulanılan kredinin türü belirlenememektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda da bu husus yeterince ele alınmamış, tereddüt giderilememiştir. Bilindiği üzere, görev hususu kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese de mahkemece resen dikkate alınması gerekir. Hal böyle olunca mahkemece, dava dosyası konusunun uzmanı bilirkişiye verilip, kredi türünün duraksamaya yer verilmeyecek şekilde belirlenmesi, ticari kredi olduğunun anlaşılması halinde, müstakil Asliye Ticaret Mahkemesi var ise davaya bakmakla Asliye Ticaret Mahkemeleri görevli olduğundan görevsizlik kararı verilmesi, müstakil Asliye Ticaret Mahkemesi yok ise ara kararı ile uyuşmazlığa Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatı ile bakılmasına karar verilmek suretiyle inceleme yapılarak esas hakkında hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 
2-Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; temyiz olunan kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bent uyarınca davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 18/12/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.