T.C YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2010/9799 Karar No. 2012/3613 Tarihi: 01.03.2012

Dava, geç ödenen yaşlılık aylıklarının ödenmesi gereken tarihlerden itibaren işleyen faizleri ile ödenmesi gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Alparslan Koçak tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 506 sayılı Kanun kapsamında (5510 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının ‘a’ bendi) sigortalı olan davacının, 25.05.2006 tarihli tahsis talebinin reddi üzerine açtığı dava sonunda, İzmir 7. İş Mahkemesi’nin 21.01.2008 tarih ve 1509/16 sayılı ilamı ile sigorta başlangıç tarihinin 01.04.1980 olduğunun tespitine karar verildiği ve Dairemizce onanarak kesinleştiği, anılan ilam nazara alınarak davalı Kurum tarafından davacıya 01.06.2006 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlandığı, 24.09.2009 tarihine kadar ki yaşlılık aylıkları asıllarının 25.09.2009 tarihinde ihtirazı kayıt ileri süren davacıya ödendiği anlaşılmaktadır. Davacı müddeabih belirtilmeksizin açtığı işbu dava ile; geç ödenen “…yaşlılık aylıklarına hak kazandığı tarihlerden ödeme tarihine kadar yasal faiz uygulanmasına” karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, “…davacının 01.06.2006 – 24.09.2009 dönemi için tahakkuk edip, 25.09.2009 tarihinde ödenmiş olan aylıklarına, her bir aylık için hak ediş tarihinden itibaren yasal faiz ödenmesi gerektiğinin tespitine” karar verilmiştir. Kural olarak tespit davaları bir hak ya da hukuki ilişkinin mevcudiyeti ve içeriğinin belirlenmesi, eda davaları ise; “…davalının bir şeyi yapmaya, bir şeyi vermeye veya bir şeyi yapmamaya mahkûm edilmesinin istendiği…” dava türü olarak tanımlanmakta olup, eda davaları davaya konu hakkın varlığına ilişkin bir tespiti ve buna bağlı edimin ifası hükümlerini içerir. Bu nedenle tespit davasının eda davasının öncüsü olduğu kabul edilir ve kural olarak tespit davası açılabilmesi için hukuki yarar bulunmalıdır. Zira karar tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uyarınca; Kanundaki ayrık haller dışında ancak henüz şartları tamam olmadığı için açılamayan eda davası için ilerde hukuki ilişiğinin belli edilmesi bakımından kesin delil olarak kullanılmak üzere ve bu hukuki çıkarla tespit davası açılabilir. Davacının açacağı faiz alacağı davasına temel olmak üzere bu davayı açtığı dilekçe muhteviyatından anlaşılmaktadır. Davacı eda davası açmış olsa idi; eda davası(alacak) sonucunda verilecek hükmün tespite ilişkin bölümü ile bu dava sonunda verilecek tespit hükmünün aynı olacağı, kesin hüküm etkisi bakımından da hiçbir fark bulunmayacağı muhakkaktır. Yani tespit davası ile istenen hukuki korunma, eda davası ile tamamen elde edilebilecektir. Öyle ise bu davanın açılmasında hukuki yarar yoktur. Öte yandan; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tespit Davası” başlıklı 106’ncı maddesiyle; “(1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.” hükmü getirilmiştir. Söz konusu hüküm uyarınca tespit davası açmak isteyen davacı yönünden eda davasından farklı olarak korunmaya değer hukuki yarar bulunduğunun ispatı şartı korunmuştur. Belirtilmelidir ki; hukuki ilişkinin henüz şartlarının tam olarak oluşmaması nedeniyle eda davasının açılamaması ya da davalının varlığını iddia ettiği hukuki ilişki nedeniyle tehdit ve tehlike altında olması gibi durumlarda açılacak tespit davası ile hukuki korunma sağlanabiliyorsa hukuki yararın varlığı kabul edilebilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Belirsiz alacak ve tespit davası başlıklı” 107’inci maddesinde; (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” hükmü öngörülmüştür. Belirsiz alacak davası nitelik itibariyle bir tespit davasından çok eda davasına yakındır. Zira talep bir alacağın ödenmesine ilişkindir. Ancak imkânsızlık nedeniyle veya objektif kriterlere göre alacak miktarı dava tarihi itibariyle tam ve kesin olarak belirlenemediğinden, dava dilekçesinde hukuki ilişki veya tespit edilebildiği ölçüde alacağın asgari miktarı gösterilerek, bu husus mahkemeden istenmektedir. Belirsiz tespit davasında da benzer şekilde dava konusu objektif kriterlere göre tam olarak belirlenememekte, bu husus yine mahkemeden istenmektedir. Yargılamanın devamı sırasında alacak miktarı ya da değeri belirlendiğinde de davacı, iddianın genişletilmesi yasağından etkilenmeksizin talebini artırabilecektir. Ne var ki; anılan Kanun’un “Kısmi dava” başlıklı 109’uncu maddesindeki, (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz. (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” hükümleri nazara alınarak baştan tespit edilmesi yine objektif olarak tespiti mümkün hallerde bu yola başvurulamayacak, yani belirsiz alacak ya da tespit davası açılamayacaktır. Zira alacağın miktarının açıkça belirli olduğu, taraflarca kolayca belirlenebilir olduğu durumda ne kısmi dava ne de belirsiz alacak veya tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunduğundan bahsedilemez. Somut olayda; davaya konu geç ödenen yaşlılık aylığı miktarının, aylıkların ödenmesi gereken tarihlerin, fiili ödemenin yapıldığı tarihin, yani faiz başlangıç ve bitiş tarihlerinin ve nihayet yasal faiz oranlarının bilindiği tartışmasızdır. Yasal faiz oranlarının uygulanmasından ibaret faiz alacağı tam ve kesin olarak tespit edilebilir olduğundan ne tespit, ne belirsiz alacak ve tespit ne de kısmi dava açılması şartları bulunmadığı anlaşıldığından, 6100 sayılı Kanun sistematiği açısından da hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. Kabule göre; Mahkemece sadece davacının faiz alacağı bulunduğuna hükmedilmiş olup, alacak miktarına ilişkin bir belirleme yapılmadığından, hükmün infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bu durumda yeniden yargılama gideri ve vekâlet ücreti takdirine neden olacak şekilde taraflarca yeni bir alacak davası açılması gerekeceğinden, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 01.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

BELİRSİZ ALACAK DAVASI HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

Bazı durumlarda davacı davasını açacağı sırada dava değerini tam olarak belirleyemeyebilir. Bu gibi hallerde davacının, davasını açarken izleyeceği yol 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzda gösterilmiştir.

            Öncelikle Kanunumuzun 107. “Belirsiz Alacak Ve Tespit Davası” başlıklı maddesine bakacak olursak:

“Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.”

            Madde metninden görüleceği üzere; eğer davacı, alacağının miktarını belirleyemiyor, belirmesi kendisinden beklenemiyor veyahut alacak miktarının belirlenmesi imkânsız ise dava dilekçesinde asgari bir miktar gösterilerek dava açabilir. Burada önemli husus; alacak baştan belirlenebilir ise belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar olmadığıdır. Nitekim bu durumda davanın usulden reddi gerekecektir.

“…eldeki davaya konu somut olayın özellikleri dikkate alınarak belirsiz alacak davası yönünden yapılan değerlendirmede; Asıl davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı şüphesizdir. Uyuşmazlık konusu, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti alacağı bakımından; talep içeriğinden de açıkça anlaşıldığı üzere, davacı çalışma süresini, en son ödenen ücreti ve kullanmadığı yıllık izin süresini belirleyebilecek durumdadır. Bu halde, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti alacağı belirsiz alacak değildir. Dava konusu edilen alacakların belirlenebilir olmaları ve belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri anlaşılmakla, asıl davanın bu alacaklar yönünden hukuki yarar yokluğundan usulden reddi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi hatalıdır…” (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi E. 2016/6543 E., 2016/12675 K.)

Peki, davanın açılması esnasında belir olmayan bu alacak miktarı, yargılama esnasında elde edilen bilgi ve belgelerle belirlenebilir hale geldiğinde ne olacaktır? Bu halde davacı herhangi bir yasağa tabi olmaksızın dava dilekçesinde belirtmiş olduğu talebini artırabilecek ve yargılamaya bu miktar üzerinden devam olunacaktır. Yani belirsiz alacak davasının söz konusu olduğu hallerde hâkim davacının talebi ile bağlı olmamaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus; artırım ifadesinin ıslah müessesinden farklı olduğudur. Nitekim işbu maddede geçen artırım ifadesinden kasıt; başta belirsiz olan dava değerinin artık belirlenebilir olduğundan bahisle bu miktar üzerinden yargılamaya devam olunmasının sağlanması iken, ıslah müessesinin amacı; ıslahı yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması ve söz konusu işlemlerin tekrarlanmasıdır.

“…Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK’nın 107. maddesine göre belirsiz alacak davasında dava değerinin ıslaha gerek olmaksızın artırılabilecek olmasına ve arttırılan kısım yönünden zamanaşımı def’inin ileri sürülemeyecek olmasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir…” (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2017/2457 E., 2017/4734 K.)

            Zamanaşımı hususu açısından ise durum şöyledir: Zamanaşımı, belirsiz alacak davasının açılması ile birlikte davaya konu alacağın belirlenemeyen kısmı da dâhil olmak üzere tüm alacak açısından kesilmiş olacaktır. Hal böyle olunca alacağın belirlenemeyen kısmının zamanaşımına uğraması gibi bir durum da söz konusu olmayacaktır.

            Belirsiz alacak davasının yanında kısmi dava kavramına da kısaca değinmek gerekirse; kısmi dava aynı kanunun 109. maddesinde düzenlenmiştir:

“Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.

Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.”

            Kısmi dava ve belirsiz alacak davası arasındaki en önemli fark; kısmi alacak davasının açıldığı esnada dava değeri belirli iken belirsiz alacak davasının açıldığı esnada dava değeri belirli veya belirlenebilir değildir. Belirsiz alacak davasında dava değeri belirlenebilir olduktan sonra davacı talebini herhangi bir yasağa bağlı kalmaksızın artırabilirken kısmi davada, davacı saklı tutmuş olduğu kısmı alacağa eklemek ister ise ıslah yoluna başvurması gerekecektir.

            Bir diğer fark ise zamanaşımı hususundadır. Kısmi davanın açıldığı esnada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması saklı tutulan kısım için zamanaşımı kesmemektedir. Zamanaşımı yalnızca dava dilekçesinde belirtilen kısım açısından kesilmektedir. Ancak yukarıda da belirttiğimiz üzere belirsiz alacak davasında durum daha farklıdır.

“…Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı sebeplerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zaman aşımını kesmez, zaman aşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir…” (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2016/31213 E. , 2017/2289 K.)

Bunlara ek olarak söylemek isteriz ki; davacı, davasını belirsiz alacak davası olarak açmak istiyor ise, dava dilekçesinde netice-i talep kısmında açıkça “belirsiz alacak davası” ibaresini belirtmesi gerekmektedir. Nitekim Yargıtay kararlarında da özellikle bu hususa vurgu yapılmaktadır.

“…Dava dilekçesi nazara alındığında; Mahkeme gerekçesinin aksine davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığına dair bir ibare yer almadığı gibi HMK.’nun 107 nci maddeye de açık bir atıf yapılmadığı, fazlaya dair haklar saklı tutularak talepte bulunulduğu bu haliyle davacı vekilince HMK.’nun 109 uncu maddesine göre kısmi dava açıldığı TESPİT EDİLMİŞTİR…” (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2014/14115 E. , 2014/17571 K.)

Sonuç olarak; kısmi dava ile belirsiz alacak davasının birbirine benzeyen çok yönü bulunmakla birlikte önemli farklı da barındırmaktadır. Zamanaşımı, faiz başlangıç tarihi gibi hususlar yönünden belirsiz alacak davası, kısmi davaya göre avantajlıdır. Bununla birlikte her dava açısından uygun olmaması sebebiyle, uygun olmayan bir davanın belirsiz alacak davası olarak açılması halinde davanın usulden reddi de gündeme gelebilmektedir. Dava konusunun iyi irdelenmesi ve ona göre dava türünün belirlenmesi, hak kaybı yaşanmasının önüne geçebilecektir.

                                                                 Av. Mehmet ÇELİK & Av. Selçuk ENER

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.