NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ DOĞMADAN ÖNCE YAPILAN ÖDEMELER NAFAKADAN MAHSUP EDİLEMEZ.

Yargıtay 12. HD, E: 2018/13177, K: 2019/2880, T: 25.02.2019

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından borçlu hakkında aile mahkemesinin 13.11.2014 tarihli ara kararı ile müşterek çocuk için hükmedilen tedbir nafakası alacağının tahsili amacıyla genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine başlandığı, borçlunun yasal sürede takibe konu borcun tamamının alacaklıya ödendiğini ileri sürerek icra müdürlüğüne borca itirazda bulunduğu, alacaklının itirazın kaldırılması istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemenin itirazın kaldırılmasına dair kararının temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 08.11.2016 tarihli, 2016/5040-23162 sayılı ilamı ile, borçlunun ibraz ettiği ödeme belgelerinin incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulduğu görülmüştür.

Somut olayda; borçlunun itfa itirazına dayanak olarak sunduğu belgelerden bir kısmının ve mahkemece nafaka alacağına mahsuben yapıldığı kabul edilen ödemelerin, takip dayanağı tedbir nafakasına dair 13.11.2014 tarihli ara kararından önce yapılan ödemeler olduğu anlaşılmaktadır. Nafaka yükümlülüğü doğmadan yapılan bu ödemeler nafaka borcundan mahsup edilemez.

O halde, mahkemece nafaka takdirine ilişkin 13.11.2014 tarihli ara kararından önce yapılan ödemelerin takibe konu alacaktan mahsup edilmeksizin hesaplanacak borç miktarı ile ilgili itirazın kaldırılması talebinin kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, istemin tümden reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

S O N U Ç

Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/02/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

MAĞDURUN BORCUNU KASTEN ÖDEMEMESİ, KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN BIRAKMA SUÇU YÖNÜNDEN HAKSIZ TAHRİK OLUŞTURUR.

Yargıtay CGK, E: 2017/656, K: 2017/360, T: 4.7.2017

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar …, …, … ve …’nun 5237 sayılı TCK’nun 109/2, 109/3-a-b, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.09.2012 gün ve 435-334 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 16.02.2016 gün ve 9975-1318 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.12.2016 gün ve 389876 sayı ile;

“İtiraza konu olayda Başsavcılığımız ile Yüksek 14. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık, hükümlüler hakkında haksız tahrik hükümlerinin düzenlendiği TCK’nun 29. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Yargılamaya ve itiraza konu somut olay incelendiğinde;….Ltd. Şti’nin gayriresmî ortağı olan mağdur …’nın, şirket adına Talya Ltd. Şti’nin yetkilisi olan hükümlü … ile yaptığı ticari alışveriş nedeniyle toplam 57.500 Lira borcunun bulunduğu, yine mağdur …’nın….Ltd. Şti. adına yaptırdığı inşaat işi nedeniyle hükümlüler …, … ve …’ya 27.000 Lira borcunun bulunduğu, hükümlülerin alacaklarını….Ltd. Şti’den ve mağdurdan tahsil edemedikleri ve olay günü hükümlülerin mağdur …’yı silah ve bıçak ile tehdit edip zorla araca bindirdikleri, ellerini arkadan bağladıkları ve hükümlü …’ın iş yerine götürdükleri, burada mağdur …’yı dövüp silahla tehdit ederek alacaklısı hükümlü …’ın yetkilisi olduğu Talya boya olan 57.500 Lira bedelli ve alacaklısı Kadir Boya olan 27.000 Lira bedelli iki ayrı senet imzalattırdıkları, daha önce….Ltd. Şti. tarafından hükümlü …’a verilen ve karşılığı bulunmadığı için arkasına yazdırılmış iki adet 15.000, bir adet de 5.000 Lira bedelli çekin ön yüzünü ‘Bu ahv….mdir. …’ ibarelerini yazdırtarak imza attırıldığı, cüzdanındaki 500 Liranın alındığı ve mağduru saat 17.00’a kadar 5.000 Lira daha getirmesi için tehdit ettikleri anlaşılmıştır.

Yapılan açıklamalar ışığında çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, hükümlüler hakkında mağdur …’ya yönelik eylemde haksız tahrik hükmünün düzenlendiği TCK’nun 29. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Somut olayda; her ne kadar mağdur …,….Ltd. Şti’de işçi olarak çalıştığını, şirketin borçlarından kendisinin sorumlu olmadığını beyan etmiş ise de, yargılama aşamasında tanık olarak dinlenen….Ltd. Şti’nin muhasebe müdürlüğünü yapan …. Şahin’in, mağdur …’nın….Ltd. Şti’nin gayriresmî ortağı ve şirket temsilcisi olduğunu, hükümlü …’tan boya aldığını, diğer hükümlülere de şirketin boya işlerini yaptırdığını ve….Ltd. Şti’nin hükümlülere borçlarının bulunduğunu bildirmiş olması, yine yargılama aşamasında dinlenen ve….Ltd. Şti’nin ortaklarından olan …. Yılmaz’ın müşteki …’nın gayriresmî ortağı olduğunu beyan etmiş olması, dosya içerisinde bir sureti bulunan Antalya 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/1663 esas sayılı dosyasında tanık olarak dinlenen ….’ın,….Şirketini …. Şahin ve mağdur …’nın yönettiğini, şirketin ortaklarından aynı zamanda şirketin müdürü olan …’nın ise şirketin çaycısı olduğunu beyan etmesi ve aynı dosyada sanık olarak yargılanan….Ltd. Şti’nin ortaklarından ve aynı zamanada müdürü olan …’nın savunmasında, gerektiği zaman şirkette çay getirip dağıttığını bildirmiş olması, aynı dosyada sanık olarak yargılanan …. Şahin’in ise şirketin müdürünün … olduğunu, …’nın ise şirket ortağı olduğu şeklindeki beyanları,….Ltd. Şti’nin banka işlemleri için yetki verdiği mağdurun 06.11.2007 tarihinde azledilmesine karşın olay tarihinde şirkete ait aracın müşteki tarafından kullanılıyor olması hususları bir arada değerlendirildiğinde, mağdur …’nın….Ltd. Şti’nin gayriresmî ortağı olduğu, şirketi temsilen hükümlülerden aldığı mal ve yaptırdığı iş karşılığı borçlandığı ve borcunu ödemediği nazara alındığında, hükümlülerin mağdur …’ya karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu mağdur …’nın borcunu ödememesinin yarattığı hiddetin etkisiyle gerçekleştirmeleri nedeniyle haklarında TCK’nun 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği gözetilmeden hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır” düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 21.03.2017 gün ve 13035-1455 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Tehdit ve alacağı tahsil amacıyla hırsızlık suçlarından sanıklar …, …, … ve …’nun yapılan yargılamaları sonucunda eylemlerinin bir bütün h….nde alacağını tahsil amacıyla yağma suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK’nun 150/1. maddesi delaletiyle haklarında nitelikli tehdit suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, sanık … hakkında ölüm sebebiyle bozma sonrası verilen düşme kararı temyiz edilmeksizin, sanıklar …, …, … ve … hakkında mağdur …’a karşı işledikleri kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ise temyiz incelemesinde Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanıklar …, …, … ve … hakkında mağdur …’ya karşı işledikleri kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Suç tarihinde mağdur …’ın arkadaşı olan mağdur … ile birlikte kendi kullanımında olan….Ltd Şti’ye ait araca bindikleri sırada, sanıkların başka bir araçla yanlarında durdukları, mağdurları silah zoruyla araçlarına bindirerek sanık …’e ait depoya götürüp darp ettikleri, mağdur …’ı tehdit ederek sahipleri oldukları Kibar Boya lehine 27.000, Talya Boya lehine ise 57.500 Lira tutarında iki adet senet düzenletip,….Ltd Şti’ye ait daha önce keşide edilmiş üç adet çekin üzerine de “Bu çek ahv….mdir” yazdırarak imzalattıkları, sanık …’nin mağdur …’ın cüzdanındaki 500 Lirayı aldığı, sanıkların mağdur …’ı 5.000 Lira daha getirmesi hususunda tehdit ettikten sonra her iki mağduru bıraktıkları, bunun üzerine mağdur …’ın polis merkezine müracaat edip seri numaraları alınmış 5.000 Lirayı sanıklara teslim ettiği, seri numaraları alınmış para ve bahsi geçen senetler ile çeklerin sanıklardan ele geçirildiği,

Antalya Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen raporlara göre; mağdurlar … ve Doğan’ın yaralanmalarının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu,

Aybüke Ltd. Şti’nin ortaklarının Naim Korkmaz, H….l Erdal Demiröz ve …; şirket müdürlerinin ise tanık …. Yılmaz, H….l Erdal Demiröz ve … olduğu,

Özevsan Ltd. Şti’nin ortaklarının … ve Fazlı Kösele, şirket müdürünün ise Fazlı Kösele olduğu, Fazlı Kösele’nin Antalya 14. Noterliğinin 23.10.2007 tarih ve 6012 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile mağdur …’a şirketi temsil yetkisi verdiği,

Tanık …. Yılmaz’ın, Antalya 9. Noterliğinin 06.11.2007 tarih ve 27961 yevmiye nolu azilnamesi ile mağdur …’ı….Ltd. Şti’nin bankalar nezdindeki temsil yetkisinden azlettiği,

Anlaşılmıştır.

Mağdur …; inşaat işleriyle iştigal eden….Ltd Şti’nde yaklaşık bir yıl süreyle işçi olarak aylık 600 Lira maaşla çalıştığını ve hissesinin bulunmadığını, ancak şirket sahibinin ayağında aksaklık olması sebebiyle para yatırma ve çekme yetkisinin bulunduğunu, bu şirketin yaklaşık 15 gün önce kapandığını, şirketin sanıklara borcu olduğunu, bu borçlardan dolayı sorumluluğunun olmadığını, arkadaşı olan mağdur … ile birlikte….Ltd Şti’ne ait ancak kendi kullandığı araca bindikleri sırada sanıkların araçla yanlarında durduklarını, silah zoruyla kendi araçlarına bindirip sanık …’e ait depoya götürdükten sonra darp ettiklerini, kendisini tehdit ederek 27.000 ve 57.500 Lira tutarında iki adet senet düzenletip, üç çekin üzerine de “Bu çek ahv….mdir” yazdırarak imzalattıklarını, sanık …’nin cüzdanındaki 500 Lirayı aldığını, yine kendisini 5.000 Lira daha getirmesi hususunda tehdit edip bıraktıklarını, bunun üzerine polis merkezine müracaat edip seri numaraları alınmış 5.000 Lira tutarındaki banknotu sanıklara teslim ettiğini, paranın …..’in üzerinden çıktığını, sanıkların şirket yetkililerini bulamadıkları için alacaklarına karşılık kendisinden senet aldıklarını, şikâyetçi olmadığını,

Mağdur …; arkadaşı olan mağdur … ile araca bindikleri sırada sanıkların araçla yanlarında durduklarını, silah zoruyla kendi araçlarına bindirip sanık …’e ait depoya götürdükten sonra darp ettiklerini, mağdur …’a bedelini görmediği senetleri tehdit ederek imzalattıklarını, sanık …’nin mağdur …’ın cüzdanındaki paraları aldıktan sonra cüzdanını iade ettiğini, şikâyetçi olmadığını,

Tanık …. Yılmaz;….Ltd Şti’nin sahibi olduğunu, mağdur …’ın da para katkısı yaparak şirkete ortak olduğunu, ortaklık süresince mağdur … ile boya alım satımı ve inşaat boyası işleri yaptığını, sanıkların mağdur …’tan alacakları olduğunu, ancak senet imzalatılması hususunda bilgisinin olmadığını,

Tanık …. Şahin; mağdur …’ın….Ltd. Şti’nin gayriresmî ortağı ve temsilcisi olduğunu, kendisinin ise şirketin muhasebe işlerini yürüttüğünü, sanıklara iş yaptırdıklarından dolayı borçlu olduklarını,

Tanık …; müteahhitlik yaptığını, daire karşılığı inşaatın boya işini verdiği mağdur … ve tanık ….’ın taşeron olarak sanıklar …., …., ….. ve ….’yi kullandığını, bu kişilerin de kullandıkları boyayı sanık …’in sahibi olduğu boya bayiinden aldıklarını, inşaat işine ilişkin para alışverişinde sanıklar ile muhatap olmadığını, boya malzemelerinin sanık …’in iş yerinden geldiğini, senet imzalatılması konusuna tanık olmadığını, sanık …’in dükkanına çağrıldığını, sorulması üzerine boya işini verdiği firmanın alacak miktarının 8.700 Lira olduğunu söylediğini, kendilerine ödeme yapıp yapmayacağını sorduklarında ise tarafların anlaşması durumunda borcu kendilerine ödeyebileceğini söylediğini, tarafların anlaşması üzerine daha sonra İncesu soy isimli sanıklara 8.700 Lira ödeme yaptığını, bildiği kadarı ile mağdur …’ın firma sahibi olmadığını, ancak vekaletname ile firmanın banka işlerini yürüten kişi olduğunu,

Antalya 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/1663 esas sayılı dosyasında tanık olarak dinlenen ….;….Ltd. Şti’nin mağdur … ve tanık ….’a ait olduğunu, şirketin ortağı ve müdürü görünen …’nın ise şirketin çaycısı olduğunu,

Antalya 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/1663 esas sayılı dosyasında sanık sıfatıyla dinlenen …; gerektiği zaman şirkette çay getirip dağıttığını,

Hüküm sonrası ölen sanık …; sanıklar ….ve ….’ın babası, sanık …’ın amcası olduğunu, daha önce de alacaklarını tahsil etmek için buluştukları mağdur …’ın yaklaşık beş aydır borcunu ödemediğini, olay günü buluştukları mağdur … ile iş yerine gittiklerini, mağdur …’ın borçlusu olan tanık ….’ı çağırıp alacağını kendilerine temlik etmek istediğini, tanık ….’ın ödeme taahhüdünde bulunduğunu, yine mağdur …’ın 5.000 Lira daha vereceğini söyleyip kendilerine ve sanık …’e senet düzenleyip verdiğini,

Beyan etmişlerdir.

Sanık …; Antalya’da bir boya firmasının bölge bayiliğini yaptığını, tanık …. ile birlikte boya satan mağdur …’ı da kendisinden alışveriş yapması sebebiyle tanıdığını, mağdur …’ın tanık …. ve İshak Çiçek isimli kişilerle….Ltd Şti’nin gayriresmî ortağı olduğunu, şirketin sahibi görünen …’nın ise mağdur …’ın amcası olup çaycılık yaptığını, mağdur …’ın kendisinden boya alıp karşılığında….Ltd. Şti’ne ait üç adet 15.000 Lira, bir adet 5.000 Lira bedelli olmak üzere dört adet çek verdiğini, 15.000 Lira bedelli çeklerden ikisinin arkasına “karşılıksızdır” şerhi düşürdüğünü, rica etmeleri üzerine 5000 Lira bedelli çeki bankaya ibraz etmediğini, ayrıca 3.500 Lira nakit borç verdiği mağdur …’ın 4.000 Lira tutarında da açık hesabı olduğunu, bu şekilde toplam 57.500 Lira borcu olan mağdur …’ın borcunu ödemediği gibi telefonlarını da açmadığını, olay tarihinde sanık …’ın arayarak mağdur … ile buluşup alacağını tahsil edeceğini söyleyerek kendisinin de eşlik etmesini istediğini, mağdur … ile buluşup birlikte iş yerine gittiklerini, mağdur …’ın, borçlusu olan tanık …’ı çağırıp alacağını kendilerine temlik etmek istediğini, ayrıca diğer sanıklara 5.000 Lira daha getireceğini söyleyip kalanı için de senet düzenlediğini,….Ltd. Şti’nin kapanması sebebiyle daha önce verilen çeklerin ne olacağını sorduğunda çekler üzerine “bu çek ahv….mdir” yazıp imzaladığını, daha sonra da kendisine borcuna karşılık olmak üzere önce daire vermeyi teklif edip sonrasında senet verdiğini,

Sanık …; boya malzemeleri sattığını, ayrıca amcası …..’in çocukları olan sanıklar …. ve ….ile boyacılık yaptığını, sanık … ile de ticari ilişkisinin bulunduğunu, mağdur …’ın cezaevinde olan ortağı tanık …. ile yönettiği şirketin boya işini aldığı inşaatın taşeronluğunu sanıklar ….ve …. ile birlikte yaptıklarını, mağdur …’ın bu iş sebebiyle kendilerine 27.000 Lira borcu olduğunu, birçok kez alacaklarını istemelerine rağmen ödemediği gibi bugün yarın öderim diyerek kendilerini atlattığını, olay günü ise buluştukları mağdur … ile iş yerine gittiklerini, mağdur …’ın borçlusu olan tanık …’ı çağırıp alacağını kendilerine temlik etmek istediğini, tanık ….’ın ödeme taahhüdünde bulunduğunu, yine mağdur …’ın 5.000 Lira daha vereceğini söyleyerek kendilerine ve sanık …’e senet düzenleyip verdiğini, mağdur …’ın borcunu ödememesi sebebiyle çalıştırdıkları yirmi kadar işçinin maaşını ödemekte zorlandıklarını,

Sanık …; inşaat boyacılığı yaptığını, iş aldığı zaman ayrıca işçi de çalıştırdığını, yaklaşık beş ay önce mağdur …’ın taşeronluğunu yaptığı iki inşaatın boyasını işçileri ile birlikte yaptığını, 19.000 Lirası işçi ücretleri, 8.000 Lirası ise kartonpiyer bedeli olmak üzere mağdurun kendilerine 27.000 Lira borcu olduğunu, işi güvene dayalı yaptıklarından alacaklarını senede bağlamadıklarını, mağdur …’tan işçi ücretlerini ödemek için defalarca alacaklarını istemelerine rağmen ödemeyip kendilerini oyaladığını, mağdur …’ın, birlikte çalıştığı diğer sanık …’ı arayarak borcunu ödeyeceğini söylediğini amcası olan …..’den öğrendiğini, olay günü ise buluştukları mağdur … ile iş yerine gittiklerini, mağdur …’ın borçlusu olan tanık ….’ı çağırıp alacağını kendilerine temlik etmek istediğini, tanık ….’ın ödeme taahhüdünde bulunduğunu, yine mağdur …’ın 5.000 Lira daha vereceğini söyleyerek kendilerine ve sanık …’e senet düzenleyip verdiğini, daha önce elinde mağdur …’ın işlerini yürüttüğü….Ltd Şti’ne ait 6.000 Lira bedelli çek bulunduğunu, şirketin iflas etmesi üzerine mağdur …’ın yeni şirket kurduğunu ve bu şirket üzerinden yeni çek vereceğini söyleyerek kendisini kandırıp çeki aldığını,

Sanık …; sanıklar …. ve ….’ın iş yerinde yevmiyeci olarak çalıştığını, iki ay kadar önce mağdur …’ın işverenliğinde çalışmasından dolayı 1.500 Lira alacağı olduğunu, ancak mağdur …’ın borcunu ödemediğini, mağdur …’ın borcunu ödeyeceğini öğrenmesi üzerine başlarına bir iş gelmesin diye diğer sanıkların yanında olduğunu, buluştukları mağdur … ile iş yerine gittiklerini, mağdur …’ın borçlusu olan tanık ….’ı çağırıp alacağını kendilerine temlik etmek istediğini, tanık ….’ın ödeme taahhüdünde bulunduğunu, yine mağdur …’ın 5.000 Lira daha vereceğini söyleyerek kendilerine ve sanık …’e senet düzenleyip verdiğini, mağdur …’ın cüzdanından para almadığını,

Savunmuşlardır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitap, İkinci Kısımda, “Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” başlıklı İkinci Bölümde yer alan “haksız tahrik” 29. maddede; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır.

Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik; kişinin haksız bir fiilin kendisinde oluşturduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu halde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında meydana getirdiği karışıklığın bir sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan bir nedendir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik h….nde failin iradesi üzerinde bir zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmış bulunmaktadır.

5237 sayılı TCK’nun 29. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gereklidir:

a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,

b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,

c) Failin işlediği suç, bu ruhi durumun tepkisi olmalı,

d) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.

Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için kanunda bir zaman sınırlaması mevcut olmayıp, aradan uzunca bir zaman geçse bile önceki olayın etkisiyle suç işlenmişse tahrik hükümleri uygulanmalıdır.

Uyuşmazlık konusu bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;

Mağdur … aşamalarda, bir dönem işçi olarak çalıştığı….Ltd. Şti’nin sanıklara borcu olduğunu, ancak bu borçlardan dolayı şahsi sorumluluğunun bulunmadığını beyan etmiş ise de, tanıklar …. ve ….’ın mağdur …’ın gayriresmi ortak olarak….Ltd. Şti. adına yürüttüğü ticari işlerden dolayı sanıklara borçlu olduğunu, tanık ….’ın ise inşaatın boya işini verdiği mağdur …’ın sanıklar …., ….ve ….’ı taşeron olarak çalıştırıp inşaatta kullanılan boyaların sanık …’ten tedarik edildiğini ifade etmeleri, tanık ….’ın taraflar arasında yapılan anlaşma uyarınca mağdur …’a olan borcunu sanıklara ödediğini belirtmesi, Antalya 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/1663 esas sayılı dosyasında tanık olarak dinlenen Yasin’in, mağdur …’ın….Ltd. Şti’nin ortağı, bu şirketin ortağı görünen …’nın ise şirket çaycısı olduğunu beyan etmesi, bu beyanın aynı dosyada sanık olarak dinlenen … tarafından da doğrulanması ve….Ltd. Şti’ne ait aracın mağdur …’ın kullanımında olması nazara alındığında; sanıklara borçlu olduğu anlaşılan mağdur …’ın, alacaklarını tahsil etmek isteyen sanıkları borcunu daha sonra ödeyeceğini söyleyerek sürekli oyalayıp telefonlarını açmaması, ticari işlerinde….Ltd Şti’ni paravan olarak kullanarak sorumluluktan kurtulma çabası içinde olması, suç tarihinden önce yine amcası olan …’nın ortağı olduğu Özevsan Ltd. Şti’nde ticari fa….yete başlayarak sanıklara olan borcunu kasti şekilde ödememe iradesini ortaya koyması sanıklar lehine haksız tahrik hükmünün uygulanmasını gerektiren haksız bir davranış olup, alacağın tahsil edilememesi sebebiyle işçi ücretlerini ödeyemeyen ve ticari fa….yetlerini yürütmekte zora düşen sanıkların, mağdurdan kaynaklanan bu haksız fiillerin oluşturduğu hiddetin etkisi altında hareket ederek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işledikleri kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının mağdur …’a yönelik eylem yönünden kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanıklar …, …, … ve …’ın, mağdur …’a karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu haksız tahrik altında işlediklerinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek, Özel Daire onama kararının kaldırılıp yerel mahkeme hükmünün bozulmuş olması nedeniyle, sanıkların cezalarının infazının durdurulmasına ve tahliyelerine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 16.02.2016 gün ve 9975-1318 sayılı onama kararının mağdur …’a yönelik eylem yönünden KALDIRILMASINA,

3- Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.09.2012 gün ve 435-334 sayılı mahkûmiyet hükmünün, sanıklar …, …, … ve …’ın mağdur …’a karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu haksız tahrik altında işlediklerinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek, Özel Daire onama kararının mağdur …’a yönelik eylem yönünden kaldırılıp yerel mahkeme hükmünün bozulmuş olması nedeniyle, sanıklar …, …, … ve …’ın cezalarının İNFAZININ DURDURULMASINA ve TAHLİYELERİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmeleri için YAZI YAZILMASINA,

5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.07.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

ŞİRKET YETKİLİSİ TARAFINDAN DA OLSA, ŞİRKET KAŞESİ OLMADAN SENEDE ATILAN İMZADA İMZA SAHİBİ BORÇTAN ŞAHSEN SORUMLUDUR.

Yargıtay HGK, E: 2017/ 812, K: 2018/756, T: 4.4.2018

MAHKEMESİ : Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 03.07.2013 gün ve 2013/36 E., 2013/327 K. sayılı karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 21.01.2014 gün ve 2013/16983 E., 2014/1581 K. sayılı kararı ile,

“…Davacı vekili, davalının müvekkili aleyhine Ankara 7. İcra Müdürlüğü’ nün 2012/19836 sayılı dosyasından bonoya dayalı olarak icra takibi başlattığını, takibe konu edilen senette dava dışı …İnş.San.ve Tic.A.Ş.’ ye ait iki adet kaşenin üzerinde şirket yetkilisi olan müvekkiline ait iki adet imzanın bulunduğunu, davalı yanın kötü niyetli olarak, müvekkilinin açığa attığı bir imza söz konusu değilken şahsen borçlandırmak amacıyla müvekkiline de ödeme emri gönderdiğini beyanla, söz konusu takip dosyasından dolayı müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine ve davalı aleyhine %40 kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, icra takibine konu edilen senet üzerinde iki adet kaşe ve üzerinde 2 adet imzanın olduğunu, ayrıca en üstte açık ve net olarak davacının isminin yanında kendi el yazısıyla T.C. kimlik numarasının yazılı olduğunu, ismin altına adres olarak şirket kaşesinin basıldığını, en alttaki imzanın açığa atılı olduğunu, davacının mal alırken de bu borcun borçlusunun kendisi olduğunu ve ödeyeceğini beyan ettiğini beyanla, davanın reddine ve davacı aleyhine %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, senette dava dışı …Tic. A.Ş. kaşesi üzerine atılmış imza bulunduğu, iki ayrı kaşe üzerine atılmış iki ayrı imza olmakla birlikte hiçbir imzanın kaşe dışına açığa atılı olmadığı, kambiyo evrakında şirket temsilcisinin borçlu olarak sorumlu tutulabilmesi için şirket kaşesinden ayrı açığa atılı imzası bulunması gerektiği belirtilerek, davanın kabulü ile, davacının Ankara 7. İcra Müdürlüğü’nün 2012/19836 sayılı takip dosyası ile dayanağı bonodan dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalı, davacı hakkında takibe geçmekte haksız ise de, ayrıca kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davacının tazminat isteminin reddine karar verilmiş hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, senetteki düzenleme tarihinin altında bulunan şirket kaşesi üzerine yetkili sıfatıyla imza atmıştır. Aynı kişinin bir de kendi isim, soy isim ve TC kimlik numarasını yazmak suretiyle attığı 2. imzanın aval veren sıfatıyla atıldığının kabulü gerekir. Davacının kaşeyi adres kısmına basmış olması, sadece adres bilgilerinin açıklaması mahiyetinde olup, mahkemece bu hususlar gözardı edilerek, her iki imzanın da şirket yetkilisi sıfatıyla atıldığının ve dolayısıyla davacının kişisel sorumluluğunun bulunmadığının kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava menfi tespit istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkili hakkında icra takibi başlatıldığını, takibe konu 35.000,00 TL bedelli senette, dava dışı …İnş. San. ve Tic. A.Ş.’ ye ait iki adet kaşenin üzerinde şirket yetkilisi olan müvekkiline ait iki adet imzanın bulunduğunu, davalının kötü niyetli olarak müvekkilinin açığa attığı bir imza olmadığı hâlde müvekkilini de borçlandırmak amacıyla icra takibinde müvekkilinin de borçlu olarak gösterilerek ödeme emri gönderildiğini, her iki imzanın da keşideci sıfatı ile şirket kaşesi üzerine atıldığını, atılan ikinci imzanın aval niteliğinde olmadığını ileri sürerek müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, icra takibine konu edilen senet üzerinde iki adet şirket kaşesi ve iki adet imzanın bulunduğunu, ayrıca senette davacının isminin yanında kendi el yazısıyla T.C. kimlik numarasının da yazılı olup, davacının isminin altına adres olarak şirket kaşesinin basıldığını, en alttaki imzanın açığa atılı olduğunu, davacının malın teslim edilmediği yönünde iddiasının da bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece takip dayanağı senet aslı incelendiğinde, senette …İnşaat ve San. Tic. A.Ş. kaşesi üzerine atılmış imza bulunduğu, iki ayrı kaşe üzerine atılmış iki ayrı imza olmakla birlikte hiçbir imzanın kaşe dışına atılmadığı, bu duruma göre kambiyo evrakında şirket temsilcisinin borçlu olarak sorumlu tutulabilmesi için şirket kaşesinden ayrı açığa atılı imzasının bulunması gerektiği, davacının ise açığa atılı imzasının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, davaya konu senet üzerinde şirket kaşesi dışına atılmış imza bulunmadığı, bozma kararında işaret edilen isim ve T.C. kimlik numarasının da ödeyecek kısmında yer almakta olup aval niteliğinde olmadığı, şirket yetkilisinin isminin yazılması ve T.C. kimlik numarasına yer verilmesinin, açığa atılmış imzası bulunmadıkça keşideci şirket adına imzalayan yetkilinin açıklanmasından başka bir anlam taşımayacağı, davaya konu senette keşideci şirketin kaşesi dışına atılmış aval niteliğini taşıyan ikinci bir imza bulunmadığı gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde, senet üzerindeki imzalardan birinin senedin düzenleme tarihinin altında bulunan kaşenin üzerine, diğerinin ise senet metninde kefil yazısının karşısındaki açık bölüme atıldığını, ikinci imzanın ise şirket kaşesi üzerine olmayıp, şirket kaşesi dışına açığa atılmış olduğunu, senet üzerindeki “… 43183953084” yazısının bizzat davacı borçlu tarafından kendi el yazısı ile yazıldığını, sadece şirket adına imza attığını iddia eden davacının, senet üzerine kendi el yazısı ile ismini ve T.C. kimlik numarası yazmasının ayrıca açığa imza atmasının akla, mantığa, hayatın olağan akışına uygun olmadığını, senette davacının isminin altına adresin belirtilmesi amacıyla kaşenin basıldığının açıkça anlaşıldığını belirterek direnme kararının bozulması isteminde bulunmuştur.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda icra takibine konu senetten kaynaklanan borç nedeniyle davacının aval veren sıfatı ile sorumlu olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle, aval kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır.

Aval, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 700. maddesine göre poliçede yazılı bulunan borcun kısmen veya tamamen teminat altına alınmasını sağlayan bir nevi kefalettir. Bu kefaleti veren şahsa, aval veren denir (Bozer A. / Göle C.: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2017, s. 161).

Avalin ne şekilde verileceği TTK’nın 701/1 maddesinde açıklanmıştır. Buna göre aval şerhi, ancak poliçe veya alonj üzerine yazılmasıyla mümkün olur. Aval “aval içindir” veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edilir ve aval veren kişi tarafından imzalanır (TTK. m. 701/2). Kambiyo senedinden doğan sorumluluğun temini amacıyla, doğal olarak bu teminatın esas alacakla birlikte devredilmesini gerektirir; kambiyo senedini ciro yoluyla devralacak kimsenin de bunu görebilmesi lazımdır (Sengir, T.: Aval Hukuku, Ankara 1967, s.10). Kambiyo senedi dışında verilmiş bir teminatın, aval olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
TTK’nın 700/2. maddesine göre aval, üçüncü bir kişi veya poliçede imzası bulunan başka bir kişi tarafından da verilebilir. Bu şekilde poliçe borçlularından biri lehine aval verilmek suretiyle poliçenin ödenmesi güvence altına alınacağından o poliçenin tedavülü kolaylaştırılmış olur ( Bozer A. / Göle C., s. 161 ).

TTK’nın 701/4 maddesine göre, avalin kimin için verildiği belirtilmemişse, keşideci için verildiğinin kabulü gerekir.

Poliçenin yüzüne, muhatabın veya keşidecinin imzaları hariç olmak üzere atılan her imza da aval hükmündedir (TTK m. 701/3). Buna göre bononun geçerli olması için tek imza yeterlidir ve senet ön yüzüne atılan ikinci imza aval şerhi sayılır. Ne var ki, poliçenin ön yüzüne keşideci tarafından iki imza atılmış olsa dahi, bu imzalar TTK’nın 700. maddesine göre aval olarak kabul edilemez. Ancak, keşideciden başka bir kişi tarafından aval veya benzeri sözler kullanılarak imzalanmışsa aval olarak sayılır.

Keşidecinin el yazısıyla atılmış imzasının senedin ön yüzünde ve senet metninin altında bulunması gereklidir. Kanunen keşidecinin imzası yeterli olmakla birlikte keşidecinin kim olduğunun tespiti ve özellikle keşidecinin tüzel kişi olması durumunda keşideci unvanının poliçede yer alması, poliçenin kim tarafından verildiğinin tespiti bakımından önemlidir. Zira, poliçede imzası bulunanın borçlu olarak mı yoksa bir başka kişi adına temsilen veya vekaleten mi poliçeyi imzalamış olup olmadığının tespiti ancak ad ve soyadı veya unvan ile sıfatın belirtilmiş olması ile mümkündür.
Poliçe borçlusunun tüzel kişi olması hâlinde, yetki belgesinde şirketi temsile yetkili şahısların poliçeyi imzalamış olmasına ve usulünce kaşe basılmış olmasına dikkat edilmelidir. Bu durumda, poliçeden doğan sorumluluk doğrudan doğruya temsil edilen tüzel kişiye aittir.

Hemen vurgulanmalıdır ki, şirket yetkilisi tarafından da olsa senede atılan ikinci imza, şirket kaşesi olmadan atılmış ise, burada keşideci sıfatı söz konusu olmayacağından, bu imza aval olarak kabul edilir ve bu imza sahibi borçtan şahsen sorumlu olur.

Açıklanan bu maddi hukuk kuralları, somut olay ortaya konularak değerlendirildiğinde;

Davacı, 11.07.2012 düzenleme tarihli ve 35.000,00 TL bedelli senedin, düzenleme tarihinin altında bulunan şirket kaşesi üzerine şirket yetkilisi sıfatıyla imza atmış ayrıca kendi isim, soy isim ve T.C. kimlik numarasını yazmak suretiyle senedin kefil kısmını da ikinci kez imzalamıştır. Davacının kaşeyi ikinci kez adres kısmına basması sadece adres bilgilerinin açıklaması niteliğindedir. Açıklanan nedenlerle davacının senetteki ikinci imzasının aval veren sıfatıyla atıldığının kabulü gerekir.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, davacının senet üzerinde kaşe dışına açığa atılmış imzasının bulunmadığı, atılan ikinci imzanın aval niteliğinde olmadığı, bu nedenlerle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.04.2018 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

SGK PRİM BORÇLARI VE BU BORÇLARDA ZAMANAŞIMI

Bu haftaki yazımızda değineceğimiz konu; SGK prim borçlarından anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin, limited şirketlerde ise müdürün sorumluluğu ve bu prim borçlarında işleyen zamanaşımı süreleri olacaktır. Prime ilişkin bir tanımlama yaparak başlamak konunun daha iyi anlaşılması açısından faydalı olacaktır. İşveren tarafından işçiye ödenen çalışma ücretleri kapsamının dışında kalan ek paraya prim denmektedir. Unutulmamalıdır ki sigortalı işçiler emekli olabilmek için istenilen prim gününü çalışarak doldurmalıdırlar. En önemlisi ise SGK alacaklarının, genel olarak prim vb. gelirlerden oluşmaları nedeniyle, kamu (amme) alacağı olarak kabul edildikleri hususudur.

1-) ANONİM ŞİRKETLERDE KANUNİ TEMSİLCİ KAVRAMI VE BU TEMSİLCİLERİN SGK PRİM BORÇLARINDAN SORUMLULUĞU

Temsil; bir kimsenin bir hukuki işlemi başka birinin adına ve hesabına yapması ve böylece söz konusu işlemin hukuki sonuçlarının bu kişi üzerinde doğması olarak açıklanabilir. Temsil yetkisinin doğrudan doğruya bir kanundan doğması kanuni temsil, bu kanuni temsil yetkisine sahip kişiler de kanuni temsilci olarak karşımıza çıkmaktadır. Ticaret Kanunu’nda anonim şirketlerdeki idare ve temsil yetkisini, kural olarak, şirketin yönetim kurulu üyelerinin haiz olduğu hükme bağlanmıştır. Yine aynı kanunun 359. maddesinde ise yönetim kurulunun kimlerden oluşacağı hususuna açıklık getirilmiştir: “Anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur.”

Burada küçük bir parantez açmakta yarar vardır: Anonim şirketlerde şirketin yönetimi kısmen veya tamamen bir ya da birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişilere devredilebilir. Bu işlem esas sözleşmeye konulacak hükümle ve düzenlenecek şirket iç yönergesi ile yönetim kuruluna söz konusu yetkiyi vermek suretiyle yapılmaktadır. Verilen bu yetki sayesinde yönetimin devredilmesi halinde artık kanuni temsilci sıfatına sahip olan kişiler, yönetimin kendilerine devredildiği bir ya da birkaç yönetim kurulu üyesi veya üçüncü kişilerdir.

Konuyla ilgili 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunu’nun mükerrer 35. maddesine göre; şirketin zamanında ödenmeyen kamu borçlarından şirketin idare ve temsil işlerini yürütmekle görevli yönetim kurulu üyeleri ve müdürleri yani kanuni temsilcileri sorumludur. Yine aynı maddeden anlaşıldığı üzere bu şirketin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları kanuni temsilcilerin şahsi malvarlıklarından tahsil edilmektedir.

AATUHK’den daha özel niteliğe sahip olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 88/20’de ise; Sosyal Güvenlik Kurumu alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın ödenmemesi durumunda, bu alacakların tahsilinden, işverenlerle birlikte işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri, üst düzey yöneticileri ve yetkilileriyle birlikte kanuni temsilcilerinin müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları hükmüne yer verilmiştir.

Bu iki kanun maddesi birlikte değerlendirildiğinde; anonim şirketlerin yöneticisi konumundaki yönetim kurulu üyelerinin, murahhas üye ve müdürleri ile tasfiye memurlarının şirketin haklı bir neden olmaksızın ödenmemiş olan prim borçlarından, kusur sorumluluğu bakımından, sorumlu tutuldukları sonucuna ulaşmaktayız. Ayrıca şu belirtilmelidir ki her ne kadar AATUHK’de şirketlerin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları kanuni temsilcilere başvurulabileceği düzenlense de bu hükme kıyasla daha özel hükme sahip 5510 sayılı kanundan anladığımız üzere, sosyal güvenlik prim ve alacaklarına yönelik kanuni temsilciye başvurulacak olunduğunda öncelikle borcun şirketten tahsil edilme yolunun denenmesi bir zorunluluk teşkil eder. Konumuzla bağlantılı olarak Anayasa Mahkemesi, 30.05.2019 tarihli ve 30836 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2015/11192 numaralı kararında konuyla alakalı önemli bir karara imza atmıştır. Karara göre başvurucu; kendisinin henüz yönetim kurulu üyeliğini haiz olmadığı ve temsil yetkisinin bulunmadığı yıllarda anonim şirketin tarafından ödenmeyen SGK prim borçlarından şirket tüzel kişiliği ile birlikte müşterek ve müteselsilen sorumlu tutulmuştur.

“Sonuç olarak başvurucunun Yönetim Kurulu üyesi sıfatıyla şirketin kanuni temsilcisi bulunduğu dönemde şirkete ait sosyal sigorta prim borçları ile gecikme zamlarının ödenmemiş olması nedeniyle doğan kamu alacağından sorumlu olmasının başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği ve bu suretle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozmadığı kanaatine varılmıştır.”

    (Anayasa Mahkemesinin 30.5.2015 tarihli ve 2015/11192 başvuru numaralı kararı)

Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu hususunda yer vermeden geçemeyeceğimiz bir diğer kaynak ise Yüksek Mahkeme’nin konuya ilişkin görüşleridir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2014/21-2323 E., 2017/152 K. Ve, 25.1.2007 tarihli kararına göre:

“5510 sayılı yasanın 88. Maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten sonra oluşan prim borçları yönünden, işveren ile birlikte müteselsilen sorumluluk koşullarının oluşması için, tüzel kişiliği haiz işyerlerinde yönetim kurulu üyesi olması yeterli olup ayrıca yetkili üst düzey yönetici, yönetim kurul başkanı veya başkan yardımcısı gibi unvan taşımasına veya temsil ve ilzam yetkisine sahip olmasına gerek yoktur.”

2-) LİMİTED ŞİRKETLERDE KANUNİ TEMSİLCİ KAVRAMI VE BU TEMSİLCİLERİN SGK PRİM BORÇLARINDAN SORUMLULUĞU

Türk Ticaret Kanunu’nda, şirketlerin yönetim ve temsilinin şirket sözleşmesi ile düzenlenmesi gerektiği öngörülmektedir. Bu kapsamda limited şirketlerde temsil ve yönetim yetkisinin kimde bulunduğu TTK 623/1’de şu şekilde açıklanmıştır: “…Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketin yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.” Gördüğümüz üzere limited şirketlerde bu yetkilerin verildiği kişiler müdürlerdir ve bu nedenledir ki bu şirketlerin kanuni temsilcileri sıfatını taşıyanlar şirket müdürleridir. Ayrıca belirtmek gerekirse, şayet şirket sözleşmesinde yönetim ve temsil hususunda herhangi bir hüküm bulunmazsa şirketin yönetim ve temsilinin tüm ortaklara ait olduğu kabul edilir.

Limited şirketlerin kamu alacaklarının sorumlulukları kısmında da dayanak noktalarımız anonim şirketlerinkiyle aynıdır. Yine AATUHK’nin mükerrer 35. maddesine göre söylemeliyiz ki; şirket ortakları ile müdür veya müdürler şirketin ödenmeyen kamu borçlarının bütününden müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulur. (Bu sorumluluk ortaklar açısından hisseleri oranında söz konusu olacaktır.) Fakat burada dikkat edilmesi gereken belki de en önemli nokta, müdür sıfatına sahip olmayan ortaklar için bu kanunun 35. maddesinin uygulanamayacağı noktasıdır. O yüzden bu konuyu üç kısım şeklinde ayrıştırarak irdelemek daha yerinde ve açıklayıcı olacaktır.

  • Anonim şirketlerde değindiğimiz düzenlemenin aynısı limited şirketlerin müdür veya müdürleri içinde geçerlidir. Şöyle ki; limited şirketlerin şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu borçlarından şirket müdür veya müdürleri malvarlıklarıyla sorumludur. Fakat söz konusu alacakların doğduğu andaki şirket müdür veya müdürleri ile bu alacakların ödenmesi gerektiği andaki şirket müdür veya müdürleri farklı ise, bahsedilen her iki zamandaki farklı müdür veya müdürler söz konusu alacaklardan müteselsilen sorumludurlar.
  • Aynı şekilde limited şirketlerde şirket ortakları da şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu borçlarından sermaye hisseleri oranında ve doğrudan doğruya sorumlu olacaklardır. Ortaklardan birinin şirketteki sermaye payını devrettiği durumlarda, devredilen payı devralan ve devreden, devirden önceki döneme ait ödenmemiş kamu borçlarından müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır. (Özellikle belirtilmelidir ki şirkette temsil yetkisine sahip olmayan ya da müdür olmayan ortaklar da Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçlardan yine payları oranında bir sorumluluğa tabidirler.)
  • TTK 371/1’e göre; temsile yetkili olanlar, şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilir. Aynı kanunun bir başka maddesinde de bahsedildiği gibi bu şirketlerde temsil yetkisi merkez veya bir şube özelinde sınırlandırılabilir. Yerleşmiş içtihatlardan yola çıkılarak şube yetkilileri için şunlar söylenebilir: Bir şube yetkilisinin ödenmeyen SGK prim borçlarından sorumlu tutulabilmesi onun, idari ve mali konular dahil olmak üzere harcama ve temsil yetkisini haiz olmasına, buna ek olarak söz konusu borcun şube yetkilisinin yetkili olduğu şubeye ait bulunmasına bağlıdır.

.                                                                                                                                           

“…Limited şirketin borcu nedeniyle ortak veya temsilcinin şahsi varlığının haczedilebilmesi, yasal yönteme uygun biçimde düzenlenerek tebliğ edilmiş ödeme emrinin varlığı ve bu ödeme emrinin kesinleşmiş olması koşullarına bağlıdır…”

             (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E: 2005/6455, K: 2005/8231, T: 14.07.2005)

“…Davacı Limited Şirket Ortaklarının hisseleri oranında sigorta borçlarından sorumlu olacaklarını, dolayısıyla da 1/94 hissenin dışındaki borçtan sorumlu olmadığını belirterek…Gerçekten davacının, 28.2.2001 tarihinde yaptığı hisse devrine kadar borçlu U Ahşap Sanayii Limited Şirketinin ortağı olduğu Kurum’un bu şirket hakkında yaptığı prim borçlarının tahsiline ilişkin takipte de şirkette bulunan sermaye hissesi oranında 6183 sayılı Yasa’nın 35. maddesi gereğince sorumlu olduğu uyuşmazlık konusu değildir…”

                 (Yargıtay 21. HD Başkanlığı, E: 2003/8391, K: 2003/9892, T: 4.12.2003)

3-) SGK PRİM ALACAKLARINDA ZAMANAŞIMI

Hukuk düzenimizde şüphesiz ki diğer tüm alacaklar gibi belli bir zaman geçmesiyle birlikte SGK prim alacakları da zamanaşımına uğrayacaktır. Bu konu da 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda oldukça farklı ve özel olarak düzenlenerek bahsettiğimiz zamanaşımının, alacağın muaccel (talep edilebilir) olduğu tarihten değil de prim alacağının mevcudiyetinin öğrenildiği bazı özel tespit anlarından başlatılması öngörülmüştür.

Konuyla alakalı 5510 sayılı kanundan önceki kanunlardan başlayarak günümüze kadar birçok değişiklik yaşanmıştır. Önceleri bu alacaklar yönünden 506 sayılı kanunda özel bir zamanaşımı belirtilmemiş ve dolayısıyla 818 sayılı Borçlar Kanunundaki 10 yıllık zamanaşımı benimsenmişken daha sonra kanun maddesinde bir değişiklik yapılarak (bu yeni madde de özel bir düzenleme yerine başka bir kanun maddesine atıfta bulunur) söz konusu alacaklarda 5 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağına hükmedilmiştir. Ancak bu düzenleme de çok uzun ömürlü olmamış ve bunu takip eden süreçte söz konusu madde, kanunda prim alacaklarının zamanaşımını düzenleyen hiçbir madde bulunmaması nedeniyle, kanundan kaldırılarak tekrar BK’deki 10 yıllık genel zamanaşımı süresine dönüş yapılmıştır.

Ancak bizi şu an ilgilendiren düzenlemeler, pek çok maddesi 2008 yılında yürürlüğe giren 5510 sayılı kanundaki düzenlemelerdir. İlgili kanunun 93. Maddesinin ikinci fıkrasına göre:

“Kurumun prim ve diğer alacakları ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak on yıllık zamanaşımına tâbidir. Kurumun prim ve diğer alacakları; mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı on yıl olarak uygulanır…” (Kuşkusuz maddede ve kanunun genelinde yer alan ‘Kurum’dan kasıt Sosyal Güvenlik Kurumudur.)

İlgili Kanunun alıntılanan maddesi incelendiğinde zamanaşımı sürecinin başlangıcı ile ilgili şu çıkarımlarda bunulunulabilir: Kural olarak zamanaşımın başlangıcı, Kurum alacağının ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başıdır. Bu özel hükümle birlikte bu tür alacaklar için öngörülen zamanaşımı süresi başlangıcı, Borçlar Kanunumuzda belirlenen ‘alacağın muaccel olduğu tarih’ ibaresinden tamamen ayrılmıştır. Ancak, her ne kadar bu noktada Borçlar Kanunundaki genel hükümlerden ayrılmış olunsa da, zamanaşımının durması ya da kesilmesi konularında kanunda özel bir düzenlemeye gidilmediğinden, bu hususlarda ister istemez BK’daki genel hükümler esas alınacaktır.  

Eklemek gerekir ki 93. maddenin ikinci fıkrasında zamanaşımı başlangıcına ilişkin genel kurala istisna teşkil eden bir kısım vardır: Yer verdiğimiz maddenin ikinci cümlesinden itibaren sayılmaya başlanılan hallerde zamanaşımı başlangıcı, kanun koyucu tarafından, alacağın doğduğu tarihi takip eden yılbaşı olarak değil de alacağın varlığının Kurumca öğrenildiği tarih olarak hüküm altına alınmıştır. Bu husus doktrinde, en başta hukuki güvenlik ilkesi açısından olmak üzere, birçok yönden tartışma konusu olmuş durumdadır.

“…davaya ve kabule konu prim alacağının, eksik işçilik kapsamında davalı Kurumun denetim görevlilerinin raporu ile tahakkuk ettiği 06.04.2009 tarihinde yürürlükte olduğundan anılan düzenlemenin uygulanması gerekip, buna göre, dava tarihi itibariyle davaya ve kabule konu prim alacaklarına ilişkin olarak 10 yıllık zamanaşımın geçmediğinin belirgin olduğu gözetilmeksizin, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.”

      (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E: 2011/11447, K: 2012/22892, T: 22.11.2012)

Yukarıda, bir amme (kamu) alacağı olarak kabul edilen Sosyal Güvenlik Kurumu prim borçlarından doğan sorumluluğun kanuni temsilciler açısından değerlendirmesi yapılmış ve bu borçlarda değişkenlik gösteren zamanaşımı kavramı açıklanmaya çalışılmıştır. Geçmişten bu yana pek çok kanun değişikliğiyle düzenlenen konu hakkında, bilgi kirliliği ve kafa karışıklığının önüne geçmek amacıyla, bir uzmana danışılarak hareket edilmesi tavsiyelerimiz dahilindedir.

Stj. Av. Dilara AÇIKEL & Av. Bilge İŞ & Av. Selçuk ENER

MAĞDURUN BORCUNU KASTEN ÖDEMEMESİ, KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN BIRAKMA SUÇU YÖNÜNDEN HAKSIZ TAHRİK OLUŞTURUR.

Yargıtay CGK, E: 2017/656, K: 2017/360, T: 4.7.2017

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar …, …, … ve …’nun 5237 sayılı TCK’nun 109/2, 109/3-a-b, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.09.2012 gün ve 435-334 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 16.02.2016 gün ve 9975-1318 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.12.2016 gün ve 389876 sayı ile;

“İtiraza konu olayda Başsavcılığımız ile Yüksek 14. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık, hükümlüler hakkında haksız tahrik hükümlerinin düzenlendiği TCK’nun 29. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Yargılamaya ve itiraza konu somut olay incelendiğinde;….Ltd. Şti’nin gayriresmî ortağı olan mağdur …’nın, şirket adına Talya Ltd. Şti’nin yetkilisi olan hükümlü … ile yaptığı ticari alışveriş nedeniyle toplam 57.500 Lira borcunun bulunduğu, yine mağdur …’nın….Ltd. Şti. adına yaptırdığı inşaat işi nedeniyle hükümlüler …, … ve …’ya 27.000 Lira borcunun bulunduğu, hükümlülerin alacaklarını….Ltd. Şti’den ve mağdurdan tahsil edemedikleri ve olay günü hükümlülerin mağdur …’yı silah ve bıçak ile tehdit edip zorla araca bindirdikleri, ellerini arkadan bağladıkları ve hükümlü …’ın iş yerine götürdükleri, burada mağdur …’yı dövüp silahla tehdit ederek alacaklısı hükümlü …’ın yetkilisi olduğu Talya boya olan 57.500 Lira bedelli ve alacaklısı Kadir Boya olan 27.000 Lira bedelli iki ayrı senet imzalattırdıkları, daha önce….Ltd. Şti. tarafından hükümlü …’a verilen ve karşılığı bulunmadığı için arkasına yazdırılmış iki adet 15.000, bir adet de 5.000 Lira bedelli çekin ön yüzünü ‘Bu ahv….mdir. …’ ibarelerini yazdırtarak imza attırıldığı, cüzdanındaki 500 Liranın alındığı ve mağduru saat 17.00’a kadar 5.000 Lira daha getirmesi için tehdit ettikleri anlaşılmıştır.

Yapılan açıklamalar ışığında çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, hükümlüler hakkında mağdur …’ya yönelik eylemde haksız tahrik hükmünün düzenlendiği TCK’nun 29. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Somut olayda; her ne kadar mağdur …,….Ltd. Şti’de işçi olarak çalıştığını, şirketin borçlarından kendisinin sorumlu olmadığını beyan etmiş ise de, yargılama aşamasında tanık olarak dinlenen….Ltd. Şti’nin muhasebe müdürlüğünü yapan …. Şahin’in, mağdur …’nın….Ltd. Şti’nin gayriresmî ortağı ve şirket temsilcisi olduğunu, hükümlü …’tan boya aldığını, diğer hükümlülere de şirketin boya işlerini yaptırdığını ve….Ltd. Şti’nin hükümlülere borçlarının bulunduğunu bildirmiş olması, yine yargılama aşamasında dinlenen ve….Ltd. Şti’nin ortaklarından olan …. Yılmaz’ın müşteki …’nın gayriresmî ortağı olduğunu beyan etmiş olması, dosya içerisinde bir sureti bulunan Antalya 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/1663 esas sayılı dosyasında tanık olarak dinlenen ….’ın,….Şirketini …. Şahin ve mağdur …’nın yönettiğini, şirketin ortaklarından aynı zamanda şirketin müdürü olan …’nın ise şirketin çaycısı olduğunu beyan etmesi ve aynı dosyada sanık olarak yargılanan….Ltd. Şti’nin ortaklarından ve aynı zamanada müdürü olan …’nın savunmasında, gerektiği zaman şirkette çay getirip dağıttığını bildirmiş olması, aynı dosyada sanık olarak yargılanan …. Şahin’in ise şirketin müdürünün … olduğunu, …’nın ise şirket ortağı olduğu şeklindeki beyanları,….Ltd. Şti’nin banka işlemleri için yetki verdiği mağdurun 06.11.2007 tarihinde azledilmesine karşın olay tarihinde şirkete ait aracın müşteki tarafından kullanılıyor olması hususları bir arada değerlendirildiğinde, mağdur …’nın….Ltd. Şti’nin gayriresmî ortağı olduğu, şirketi temsilen hükümlülerden aldığı mal ve yaptırdığı iş karşılığı borçlandığı ve borcunu ödemediği nazara alındığında, hükümlülerin mağdur …’ya karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu mağdur …’nın borcunu ödememesinin yarattığı hiddetin etkisiyle gerçekleştirmeleri nedeniyle haklarında TCK’nun 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği gözetilmeden hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır” düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 21.03.2017 gün ve 13035-1455 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Tehdit ve alacağı tahsil amacıyla hırsızlık suçlarından sanıklar …, …, … ve …’nun yapılan yargılamaları sonucunda eylemlerinin bir bütün h….nde alacağını tahsil amacıyla yağma suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK’nun 150/1. maddesi delaletiyle haklarında nitelikli tehdit suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, sanık … hakkında ölüm sebebiyle bozma sonrası verilen düşme kararı temyiz edilmeksizin, sanıklar …, …, … ve … hakkında mağdur …’a karşı işledikleri kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ise temyiz incelemesinde Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanıklar …, …, … ve … hakkında mağdur …’ya karşı işledikleri kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Suç tarihinde mağdur …’ın arkadaşı olan mağdur … ile birlikte kendi kullanımında olan….Ltd Şti’ye ait araca bindikleri sırada, sanıkların başka bir araçla yanlarında durdukları, mağdurları silah zoruyla araçlarına bindirerek sanık …’e ait depoya götürüp darp ettikleri, mağdur …’ı tehdit ederek sahipleri oldukları Kibar Boya lehine 27.000, Talya Boya lehine ise 57.500 Lira tutarında iki adet senet düzenletip,….Ltd Şti’ye ait daha önce keşide edilmiş üç adet çekin üzerine de “Bu çek ahv….mdir” yazdırarak imzalattıkları, sanık …’nin mağdur …’ın cüzdanındaki 500 Lirayı aldığı, sanıkların mağdur …’ı 5.000 Lira daha getirmesi hususunda tehdit ettikten sonra her iki mağduru bıraktıkları, bunun üzerine mağdur …’ın polis merkezine müracaat edip seri numaraları alınmış 5.000 Lirayı sanıklara teslim ettiği, seri numaraları alınmış para ve bahsi geçen senetler ile çeklerin sanıklardan ele geçirildiği,

Antalya Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen raporlara göre; mağdurlar … ve Doğan’ın yaralanmalarının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu,

Aybüke Ltd. Şti’nin ortaklarının Naim Korkmaz, H….l Erdal Demiröz ve …; şirket müdürlerinin ise tanık …. Yılmaz, H….l Erdal Demiröz ve … olduğu,

Özevsan Ltd. Şti’nin ortaklarının … ve Fazlı Kösele, şirket müdürünün ise Fazlı Kösele olduğu, Fazlı Kösele’nin Antalya 14. Noterliğinin 23.10.2007 tarih ve 6012 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile mağdur …’a şirketi temsil yetkisi verdiği,

Tanık …. Yılmaz’ın, Antalya 9. Noterliğinin 06.11.2007 tarih ve 27961 yevmiye nolu azilnamesi ile mağdur …’ı….Ltd. Şti’nin bankalar nezdindeki temsil yetkisinden azlettiği,

Anlaşılmıştır.

Mağdur …; inşaat işleriyle iştigal eden….Ltd Şti’nde yaklaşık bir yıl süreyle işçi olarak aylık 600 Lira maaşla çalıştığını ve hissesinin bulunmadığını, ancak şirket sahibinin ayağında aksaklık olması sebebiyle para yatırma ve çekme yetkisinin bulunduğunu, bu şirketin yaklaşık 15 gün önce kapandığını, şirketin sanıklara borcu olduğunu, bu borçlardan dolayı sorumluluğunun olmadığını, arkadaşı olan mağdur … ile birlikte….Ltd Şti’ne ait ancak kendi kullandığı araca bindikleri sırada sanıkların araçla yanlarında durduklarını, silah zoruyla kendi araçlarına bindirip sanık …’e ait depoya götürdükten sonra darp ettiklerini, kendisini tehdit ederek 27.000 ve 57.500 Lira tutarında iki adet senet düzenletip, üç çekin üzerine de “Bu çek ahv….mdir” yazdırarak imzalattıklarını, sanık …’nin cüzdanındaki 500 Lirayı aldığını, yine kendisini 5.000 Lira daha getirmesi hususunda tehdit edip bıraktıklarını, bunun üzerine polis merkezine müracaat edip seri numaraları alınmış 5.000 Lira tutarındaki banknotu sanıklara teslim ettiğini, paranın …..’in üzerinden çıktığını, sanıkların şirket yetkililerini bulamadıkları için alacaklarına karşılık kendisinden senet aldıklarını, şikâyetçi olmadığını,

Mağdur …; arkadaşı olan mağdur … ile araca bindikleri sırada sanıkların araçla yanlarında durduklarını, silah zoruyla kendi araçlarına bindirip sanık …’e ait depoya götürdükten sonra darp ettiklerini, mağdur …’a bedelini görmediği senetleri tehdit ederek imzalattıklarını, sanık …’nin mağdur …’ın cüzdanındaki paraları aldıktan sonra cüzdanını iade ettiğini, şikâyetçi olmadığını,

Tanık …. Yılmaz;….Ltd Şti’nin sahibi olduğunu, mağdur …’ın da para katkısı yaparak şirkete ortak olduğunu, ortaklık süresince mağdur … ile boya alım satımı ve inşaat boyası işleri yaptığını, sanıkların mağdur …’tan alacakları olduğunu, ancak senet imzalatılması hususunda bilgisinin olmadığını,

Tanık …. Şahin; mağdur …’ın….Ltd. Şti’nin gayriresmî ortağı ve temsilcisi olduğunu, kendisinin ise şirketin muhasebe işlerini yürüttüğünü, sanıklara iş yaptırdıklarından dolayı borçlu olduklarını,

Tanık …; müteahhitlik yaptığını, daire karşılığı inşaatın boya işini verdiği mağdur … ve tanık ….’ın taşeron olarak sanıklar …., …., ….. ve ….’yi kullandığını, bu kişilerin de kullandıkları boyayı sanık …’in sahibi olduğu boya bayiinden aldıklarını, inşaat işine ilişkin para alışverişinde sanıklar ile muhatap olmadığını, boya malzemelerinin sanık …’in iş yerinden geldiğini, senet imzalatılması konusuna tanık olmadığını, sanık …’in dükkanına çağrıldığını, sorulması üzerine boya işini verdiği firmanın alacak miktarının 8.700 Lira olduğunu söylediğini, kendilerine ödeme yapıp yapmayacağını sorduklarında ise tarafların anlaşması durumunda borcu kendilerine ödeyebileceğini söylediğini, tarafların anlaşması üzerine daha sonra İncesu soy isimli sanıklara 8.700 Lira ödeme yaptığını, bildiği kadarı ile mağdur …’ın firma sahibi olmadığını, ancak vekaletname ile firmanın banka işlerini yürüten kişi olduğunu,

Antalya 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/1663 esas sayılı dosyasında tanık olarak dinlenen ….;….Ltd. Şti’nin mağdur … ve tanık ….’a ait olduğunu, şirketin ortağı ve müdürü görünen …’nın ise şirketin çaycısı olduğunu,

Antalya 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/1663 esas sayılı dosyasında sanık sıfatıyla dinlenen …; gerektiği zaman şirkette çay getirip dağıttığını,

Hüküm sonrası ölen sanık …; sanıklar ….ve ….’ın babası, sanık …’ın amcası olduğunu, daha önce de alacaklarını tahsil etmek için buluştukları mağdur …’ın yaklaşık beş aydır borcunu ödemediğini, olay günü buluştukları mağdur … ile iş yerine gittiklerini, mağdur …’ın borçlusu olan tanık ….’ı çağırıp alacağını kendilerine temlik etmek istediğini, tanık ….’ın ödeme taahhüdünde bulunduğunu, yine mağdur …’ın 5.000 Lira daha vereceğini söyleyip kendilerine ve sanık …’e senet düzenleyip verdiğini,

Beyan etmişlerdir.

Sanık …; Antalya’da bir boya firmasının bölge bayiliğini yaptığını, tanık …. ile birlikte boya satan mağdur …’ı da kendisinden alışveriş yapması sebebiyle tanıdığını, mağdur …’ın tanık …. ve İshak Çiçek isimli kişilerle….Ltd Şti’nin gayriresmî ortağı olduğunu, şirketin sahibi görünen …’nın ise mağdur …’ın amcası olup çaycılık yaptığını, mağdur …’ın kendisinden boya alıp karşılığında….Ltd. Şti’ne ait üç adet 15.000 Lira, bir adet 5.000 Lira bedelli olmak üzere dört adet çek verdiğini, 15.000 Lira bedelli çeklerden ikisinin arkasına “karşılıksızdır” şerhi düşürdüğünü, rica etmeleri üzerine 5000 Lira bedelli çeki bankaya ibraz etmediğini, ayrıca 3.500 Lira nakit borç verdiği mağdur …’ın 4.000 Lira tutarında da açık hesabı olduğunu, bu şekilde toplam 57.500 Lira borcu olan mağdur …’ın borcunu ödemediği gibi telefonlarını da açmadığını, olay tarihinde sanık …’ın arayarak mağdur … ile buluşup alacağını tahsil edeceğini söyleyerek kendisinin de eşlik etmesini istediğini, mağdur … ile buluşup birlikte iş yerine gittiklerini, mağdur …’ın, borçlusu olan tanık …’ı çağırıp alacağını kendilerine temlik etmek istediğini, ayrıca diğer sanıklara 5.000 Lira daha getireceğini söyleyip kalanı için de senet düzenlediğini,….Ltd. Şti’nin kapanması sebebiyle daha önce verilen çeklerin ne olacağını sorduğunda çekler üzerine “bu çek ahv….mdir” yazıp imzaladığını, daha sonra da kendisine borcuna karşılık olmak üzere önce daire vermeyi teklif edip sonrasında senet verdiğini,

Sanık …; boya malzemeleri sattığını, ayrıca amcası …..’in çocukları olan sanıklar …. ve ….ile boyacılık yaptığını, sanık … ile de ticari ilişkisinin bulunduğunu, mağdur …’ın cezaevinde olan ortağı tanık …. ile yönettiği şirketin boya işini aldığı inşaatın taşeronluğunu sanıklar ….ve …. ile birlikte yaptıklarını, mağdur …’ın bu iş sebebiyle kendilerine 27.000 Lira borcu olduğunu, birçok kez alacaklarını istemelerine rağmen ödemediği gibi bugün yarın öderim diyerek kendilerini atlattığını, olay günü ise buluştukları mağdur … ile iş yerine gittiklerini, mağdur …’ın borçlusu olan tanık …’ı çağırıp alacağını kendilerine temlik etmek istediğini, tanık ….’ın ödeme taahhüdünde bulunduğunu, yine mağdur …’ın 5.000 Lira daha vereceğini söyleyerek kendilerine ve sanık …’e senet düzenleyip verdiğini, mağdur …’ın borcunu ödememesi sebebiyle çalıştırdıkları yirmi kadar işçinin maaşını ödemekte zorlandıklarını,

Sanık …; inşaat boyacılığı yaptığını, iş aldığı zaman ayrıca işçi de çalıştırdığını, yaklaşık beş ay önce mağdur …’ın taşeronluğunu yaptığı iki inşaatın boyasını işçileri ile birlikte yaptığını, 19.000 Lirası işçi ücretleri, 8.000 Lirası ise kartonpiyer bedeli olmak üzere mağdurun kendilerine 27.000 Lira borcu olduğunu, işi güvene dayalı yaptıklarından alacaklarını senede bağlamadıklarını, mağdur …’tan işçi ücretlerini ödemek için defalarca alacaklarını istemelerine rağmen ödemeyip kendilerini oyaladığını, mağdur …’ın, birlikte çalıştığı diğer sanık …’ı arayarak borcunu ödeyeceğini söylediğini amcası olan …..’den öğrendiğini, olay günü ise buluştukları mağdur … ile iş yerine gittiklerini, mağdur …’ın borçlusu olan tanık ….’ı çağırıp alacağını kendilerine temlik etmek istediğini, tanık ….’ın ödeme taahhüdünde bulunduğunu, yine mağdur …’ın 5.000 Lira daha vereceğini söyleyerek kendilerine ve sanık …’e senet düzenleyip verdiğini, daha önce elinde mağdur …’ın işlerini yürüttüğü….Ltd Şti’ne ait 6.000 Lira bedelli çek bulunduğunu, şirketin iflas etmesi üzerine mağdur …’ın yeni şirket kurduğunu ve bu şirket üzerinden yeni çek vereceğini söyleyerek kendisini kandırıp çeki aldığını,

Sanık …; sanıklar …. ve ….’ın iş yerinde yevmiyeci olarak çalıştığını, iki ay kadar önce mağdur …’ın işverenliğinde çalışmasından dolayı 1.500 Lira alacağı olduğunu, ancak mağdur …’ın borcunu ödemediğini, mağdur …’ın borcunu ödeyeceğini öğrenmesi üzerine başlarına bir iş gelmesin diye diğer sanıkların yanında olduğunu, buluştukları mağdur … ile iş yerine gittiklerini, mağdur …’ın borçlusu olan tanık ….’ı çağırıp alacağını kendilerine temlik etmek istediğini, tanık ….’ın ödeme taahhüdünde bulunduğunu, yine mağdur …’ın 5.000 Lira daha vereceğini söyleyerek kendilerine ve sanık …’e senet düzenleyip verdiğini, mağdur …’ın cüzdanından para almadığını,

Savunmuşlardır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitap, İkinci Kısımda, “Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” başlıklı İkinci Bölümde yer alan “haksız tahrik” 29. maddede; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır.

Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik; kişinin haksız bir fiilin kendisinde oluşturduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu halde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında meydana getirdiği karışıklığın bir sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan bir nedendir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik h….nde failin iradesi üzerinde bir zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmış bulunmaktadır.

5237 sayılı TCK’nun 29. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gereklidir:

a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,

b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,

c) Failin işlediği suç, bu ruhi durumun tepkisi olmalı,

d) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.

Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için kanunda bir zaman sınırlaması mevcut olmayıp, aradan uzunca bir zaman geçse bile önceki olayın etkisiyle suç işlenmişse tahrik hükümleri uygulanmalıdır.

Uyuşmazlık konusu bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;

Mağdur … aşamalarda, bir dönem işçi olarak çalıştığı….Ltd. Şti’nin sanıklara borcu olduğunu, ancak bu borçlardan dolayı şahsi sorumluluğunun bulunmadığını beyan etmiş ise de, tanıklar …. ve ….’ın mağdur …’ın gayriresmi ortak olarak….Ltd. Şti. adına yürüttüğü ticari işlerden dolayı sanıklara borçlu olduğunu, tanık ….’ın ise inşaatın boya işini verdiği mağdur …’ın sanıklar …., ….ve ….’ı taşeron olarak çalıştırıp inşaatta kullanılan boyaların sanık …’ten tedarik edildiğini ifade etmeleri, tanık ….’ın taraflar arasında yapılan anlaşma uyarınca mağdur …’a olan borcunu sanıklara ödediğini belirtmesi, Antalya 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/1663 esas sayılı dosyasında tanık olarak dinlenen Yasin’in, mağdur …’ın….Ltd. Şti’nin ortağı, bu şirketin ortağı görünen …’nın ise şirket çaycısı olduğunu beyan etmesi, bu beyanın aynı dosyada sanık olarak dinlenen … tarafından da doğrulanması ve….Ltd. Şti’ne ait aracın mağdur …’ın kullanımında olması nazara alındığında; sanıklara borçlu olduğu anlaşılan mağdur …’ın, alacaklarını tahsil etmek isteyen sanıkları borcunu daha sonra ödeyeceğini söyleyerek sürekli oyalayıp telefonlarını açmaması, ticari işlerinde….Ltd Şti’ni paravan olarak kullanarak sorumluluktan kurtulma çabası içinde olması, suç tarihinden önce yine amcası olan …’nın ortağı olduğu Özevsan Ltd. Şti’nde ticari fa….yete başlayarak sanıklara olan borcunu kasti şekilde ödememe iradesini ortaya koyması sanıklar lehine haksız tahrik hükmünün uygulanmasını gerektiren haksız bir davranış olup, alacağın tahsil edilememesi sebebiyle işçi ücretlerini ödeyemeyen ve ticari fa….yetlerini yürütmekte zora düşen sanıkların, mağdurdan kaynaklanan bu haksız fiillerin oluşturduğu hiddetin etkisi altında hareket ederek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işledikleri kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının mağdur …’a yönelik eylem yönünden kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanıklar …, …, … ve …’ın, mağdur …’a karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu haksız tahrik altında işlediklerinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek, Özel Daire onama kararının kaldırılıp yerel mahkeme hükmünün bozulmuş olması nedeniyle, sanıkların cezalarının infazının durdurulmasına ve tahliyelerine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 16.02.2016 gün ve 9975-1318 sayılı onama kararının mağdur …’a yönelik eylem yönünden KALDIRILMASINA,

3- Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.09.2012 gün ve 435-334 sayılı mahkûmiyet hükmünün, sanıklar …, …, … ve …’ın mağdur …’a karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu haksız tahrik altında işlediklerinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek, Özel Daire onama kararının mağdur …’a yönelik eylem yönünden kaldırılıp yerel mahkeme hükmünün bozulmuş olması nedeniyle, sanıklar …, …, … ve …’ın cezalarının İNFAZININ DURDURULMASINA ve TAHLİYELERİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmeleri için YAZI YAZILMASINA,

5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.07.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

TAŞINMAZ SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMELERİ VE BU SÖZLEŞMELERDEN DOĞAN İHTİLAFLARIN ÇÖZÜMÜ

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, doktrinde çoğunluğun görüşüne göre nitelik olarak bir ön sözleşme olup bu özelliğinin bir sonucu olarak da nispi hak doğurur.  Sözleşmenin kurulması ile sözleşmeye konu olan taşınmazın mülkiyeti el değiştirmediği için ve el değiştirmesi için de tarafların rızasının ya da ilgili mahkemeden alınacak bir tescil kararının gerekmesi nedeniyle satış vaadi sözleşmesinden doğan hak ayni değil kişisel haktır. Kişisel haklar da bu hakkı doğuran sözleşme taraflarına veya bunların haleflerine karşı ileri sürülebilirler. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin noterde düzenlenme şeklinde yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde bu sözleşme şekil şartına uymadığı gerekçesiyle geçersiz olacaktır. Zira noterde düzenlenme şekli bu sözleşme için geçerlilik şartıdır.

“Tapu kütüğüne şerh edilmemişse, satış vaadinden doğan hakkın iflas masasına karşı ileri sürülmesi de mümkün değildir. Böyle bir durumda, satış vaadi alacaklısı masadan ancak taşınmazın iflas anında saptanacak değerini para alacağı olarak talep edebilir.’’

(Yargıtay 14. HD. T. 28. 09. 2007, E. 2007/ 9734, K. 2007/ 10978)

Her ne kadar taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan hak kişisel hak olup herkese karşı ileri sürülemeyen bir nispi hak ise de bu hak etkisi güçlendirilebilen bir kişisel hak olup tapu siciline şerh edilmesi halinde yine herkese karşı ileri sürülemese de söz konusu sözleşmenin konusu olan taşınmaz ile ilgili olan kişilere karşı ileri sürülebilecektir.

“…satış vaadi sözleşmesinden doğan hak, kişisel bir hak olduğu için, vaat alan alıcının bu hakkını, sözleşmenin tarafı olmayan başka kişilere dava yoluyla ileri süremeyeceği, taşınmazın mal sahibi tarafından başka kişilere satılması halinde, yeni malike karşı herhangi bir hak iddia edemeyeceği, taşınmaz satış vaadinin bu akdin dışında bulunan kişileri bağlamayacağı, bu akitten doğan hakkın onlara karşı ileri sürülemeyeceği ve taşınmaz satış vaadinin tapu siciline de şerh edilmediği anlaşıldığından şahsi hak doğuran satış vaadi sözleşmesinin 3. kişi durumunda bulunan ve tapuda satım akdi ile ayni hak kazanmış olan davalı …’a karşı husumet yöneltilmesi mümkün değildir…”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2014/1153 E., 2016/910 K.)

Yukarıda paylaşılan Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere tapuya şerh edilmeyen taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh edilmesi gerekmektedir.

Peki taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin taraflarından birinin yüklenici diğerinin de taşınmaz arsanın maliki olması ve bu yüklenicinin kendi alacağı olan payı 3. Kişiye devretmek üzere taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapması halinde 3. Kişinin hakları nelerdir?

Bu soru akla direkt alacağın temlikini getirmektedir. Zira burada yüklenici arsanın maliki tarafından kendisine vaat edilmiş bir alacağı arsayı üçüncü bir kişiye devrederek aslında malikten alacağını başkasına devretmiş ve bu de alacağın temliki sonucunu doğurmuştur.

 “…Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri şahsi hak doğrudan sözleşmelerdendir. Böyle bir sözleşme ile alacaklı durumuna gelen kimse, sözleşmeden doğan bu şahsi hakkını, devir yasağı söz konusu olmadığı sürece borçlunun rızasını aramaksızın üçüncü bir kişiye yine taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile devir ve temlik edebilir. Bu durumda, alacağı temellük eden kimse, temlik edenin yerine geçerek onun haklarını kullanabilir…”

(Yargıtay 14. HD. T. 30.03.2010, E. 2010/1003, K. 2010/3455)

“…Bu tür davalarda mahkemece öncelikle yüklenicinin edimini (eseri meydana getirme ve teslim borcunu) yerine getirip getirmediğinin, ardından sözleşme hükümlerindeki iskân koşulu (oturma izni) gibi diğer borçlarını ifa edip etmediğinin açıklığa kavuşturulması zorunludur. Bunun için de davaya konu temlik işleminin geçerli olup olmadığı, arsa maliki ile yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yüklenicinin borçlarının neler olduğunun sözleşme hükümleri çerçevesinde incelenip değerlendirilmesi gerekmektedir.

Davacının arsa sahibi ile yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye bırakılması kararlaştırılan bağımsız bölümü yükleniciden temlik alması halinde arsa sahibini ifaya zorlayabilmesi için bazı koşulların varlığı gerekir. Türk Borçlar Kanunu’nun 188. maddesine göre; “Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir.” Buna göre temliki öğrenen arsa sahibi, temlik olmasaydı önceki alacaklıya (yükleniciye) karşı ne tür defiler ileri sürebilecekse, aynı defileri yeni alacaklıya (temlik alan davacıya) karşı da ileri sürebilir. Temlikin konusu, yüklenicinin arsa sahibi ile yaptığı sözleşme uyarınca hak kazandığı gerçek alacak ne ise o olacağından, temlik eden yüklenicinin arsa sahibinden kazanmadığı hakkı üçüncü kişiye temlik etmesinin arsa sahibi bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Diğer taraftan, yüklenici arsa sahibine karşı edimini tamamen veya kısmen yerine getirmeden kazanacağı şahsi hakkı üçüncü kişiye (davacıya) temlik etmişse, üçüncü kişi (davacı) Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesi hükmünden yararlanma hakkı bulunan arsa sahibini ifaya zorlayamaz…”

(Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2019/1767 E., 2020/2489 K.)

YETKİLİ MAHKEME

Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde yetkili mahkemenin belirlenmesinde dikkate alınacak olan kıstas taşınmaz satış vaadinin tapu sicilinde değişikliğe yol açıp açmayacağıdır.  Eğer taşınmaz ile ilgili olan uyuşmazlık tapu sicilinde değişikliğe neden olması halinde HMK- 12 gereği taşınmazın olduğu yer mahkemesinde açılır.

(HMK-12): “Taşınmaz üzerindeki aynî hakka veya aynî hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine veya alıkoyma hakkına ilişkin davalar, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır.”

Fakat eğer tapu sicilinde değişikliğe yol açmayacak bir uyuşmazlık söz konusuysa o zaman HMK genel hükümlere göre, sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, yetkili olan mahkeme yetkilidir. Bu duruma örnek olarak, tapuya şerh verilmeden yapılan taşınmaz satış vaadi sözleşmesi üzerine satıcının üçüncü kişiye taşınmazı satması, verilebilir.

GÖREVLİ MAHKEME

Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde görevli mahkeme alıcının tüketici olması halinde ve bu sözleşmenin ticari amaç taşımaması hainde görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi olacak iken; ticari bir amaç taşıması veya taraflardan birinin tüketici mahkemesi olması halinde görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olacaktır.

Konu genel hatlarıyla derli toplu bir şekilde hukuki terimlere vakıf olunmaması halinde bile anlaşılacak bir şekilde anlatılmıştır. Yazıya konu uyuşmazlıklarla karşılaşılması halinde, uzmanlık ve hukuki bilgi ve tecrübe gerektiren davalar olması nedeniyle bu alanda uzman bir avukattan yardım alınması tavsiyelerimizdendir.

                                                                        Av. Arb. Selçuk ENER & Av. Bilge İŞ

BORÇ VERENLER DİKKAT!

BORÇ PARANIN BANKADAN AÇIKLAMASIZ GÖNDERİLMESİ HALİNDE İSPAT SORUNU

Yeni Borçlar Kanunumuzda ödünç sözleşmeleri başlığı altında düzenlenen ariyet(Kullanım Ödüncü) ve karz(Tüketim Ödüncü)  akdi günlük yaşamda karşımıza sıkça çıkmaktadır. Ariyet sözleşmeleri TBK 379. maddesinde tanımlanmıştır: “Ödünç sözleşmesi, ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı ve ödünç alanın da o şeyi kullandıktan sonra geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir.” Kullanma sözleşmeleri rızai bir sözleşme olup ödünç verilen şeyin herhangi bir ücret alınmadan kullanımının esas olduğu sözleşmelerdir.

Bir diğer ödünç sözleşmesi olan karz sözleşmeleri ise TBK’ nın 386. maddesinde tanımlanmıştır: “Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir.” Madde metninden anlaşılacağı üzere karz akdi sözleşmelerinin temelini ödünç verilen para veya tüketilebilen bir şey oluşturmaktadır. Ayrıca ticari olmayan bir karz akdinde taraflar kararlaştırmamış ise faiz istenemeyecektir. Eğer faiz kararlaştırılmış ise ancak taraflar faizin oranını belirlememiş ise kural olarak ödünç alma zamanında ve yerinde bu tür ödünçlerde geçerli olan faiz oranı uygulanacaktır. Söz konusu faiz yıllık olarak ödenir.

Her iki sözleşme de karşılıksız olarak yapılmaktadır. Bu nedenle eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olarak nitelendirilmektedir. Şekil serbestisi ilkesinin geçerli olduğu ödünç sözleşmelerinin ispat kolaylığı açısından yazılı şekilde yapılması faydalı olacaktır. Ödünç verilen şeyin geri istenilmesi için taraflar arasında belirli bir ödeme günü, ihbar süresi veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmış ise borç o günden itibaren muaccel olur; eğer taraflar böyle bir gün kararlaştırmamış ise, ödünce konu şeyin, ilk istemden başlayarak altı hafta içinde geri verilmesi gerekir. Yani borç altı hafta sonra muaccel olacaktır. Ödünç sözleşmelerinde istem hakkı diğer tarafın bu konuda temerrüde düşmesinden başlayarak altı ayın geçmesiyle zamanaşımına uğramaktadır.

Karz akitleri açısından önemli olan bir diğer husus da; ödünç olarak verilecek paranın karşı tarafa havale yoluyla gönderilmesi sırasında, açıklama kısmına açıkça BORÇ olarak verildiğinin belirtilmesi gerektiğidir. Aksi halde, dekontta herhangi bir açıklama bulunmazsa, hukuk sistemimizde kabul gören “havale bir ödeme vasıtasıdır” karinesi uygulama alanı  bulacaktır. Böylelikle gönderilen para borç ödemesi olarak kabul edilecek ve daha sonradan ödünç veren parasını geri istediğinde verilen para Hukuk Muhakemeleri Kanunu 200. Maddesinde belirtilen 2.500 TL’lik sınırı aşıyor ise; ödünç verenin elinde madde metninde belirtilen uyuşmazlığın konusunu gösterir yazılı bir belge bulunmayacaktır. Hal böyle olunca ödünç veren kişi parayı vermiş olduğunu ispat etse bile asıl önemli olan hususu yani aradaki ilişkiyi ispat edemeyecektir  ve vermiş olduğu parayı geri isterken ispat sorunuyla karşılaşacaktır. Bu nedenle bu şekilde havale yoluyla ödünç para göndermek isteyen kişilerin açıklama kısmına ödünç alan ile aralarındaki mevcut ilişkiyi belirtmeleri her zaman kendi yararlarına olacaktır.

Yargıtay da bu hususa ilişkin;

                                                                                                                                             

“…Dava, karz akdine dayalı Olarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali isteğine ilişkindir. Davacı, iki adet banka dekontu ile davalıya toplam 9.700TL borç para gönderdiğini, davalının geri ödemediğini, başlattığı icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, icra takibine vaki itirazın iptalini istemiştir. Davacının 18.11.2008 tarihli dekontla 5.000TL,24.10.2008 tarihli dekontla 4.700TL olmak üzere toplam 9.700TL parayı davalının banka hesabına havale yaptığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalı, bu paranın kendi alacağının ödenmesine ilişkin bir ödeme olduğunu savunmuştur. Davalının bu savunması gerekçeli inkardır. Havale, kural olarak bir borç ödeme vasıtasıdır. Dekontlarda başka amaçla havale yapıldığına ilişkin bir açıklama da bulunmadığına göre ispat külfeti davacıdadır. Davacı, dosya kapsamındaki delillerle iddiasını ispatlayamamıştır. Öyle olunca mahkemece, varsa davacıya yemin delili hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile ispat külfeti ters çevrilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…” (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2013/11284, K. 2013/24182)

                                                                                                                                             

Demekle açıklamanın ispat gücüne vurgu yapmıştır.

 

Sonuç olarak; borç para verirken dikkat etmediğiniz çok küçük bir ayrıntı, ileride borcun tahsilatını güçleştirebilmekte hatta imkansız hale getirebilmektedir. Siz siz olun, parayı bankadan gönderin ve açıklamasına mutlaka borç için verildiğini yazın.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.