GEMİ ADAMININ İŞ SÖZLEŞMESİNİN BELİRLİ SÜRELİ OLMASI İÇİN OBJEKTİF NEDEN ŞARTINA GEREK YOKTUR

YARGITAY 9 HD. E:2015/9036 K:2017:8163 T:09.05.2017

DAVA: Davacı cezai şart alacağının davalıdan tahsilini istemiştir. Yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Yerel mahkemenin davanın reddine ilişkin ilk kararı davacı tarafından temyiz edilmiş, Mahkeme kararı, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 05.12.2013 gün ve 2013/14319 E. 2013/21095 K. sayılı ilamı ile bozulmuştur. Yerel mahkeme tarafından bozma kararına direnilmesi ve bu kararın davacı tarafından temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.01.2017 Gün, 2014/7-1671 Esas, 2017/35 Karar kararıyla bozma öncesi kararda taraflar arasındaki sözleşmenin belirsiz süreli iş sözleşmesi olduğu, belirsiz süreli iş sözleşmesinde cezai şart konulamayacağı gibi sadece işveren lehine kararlaştırılan cezai şartın da geçersiz olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiş iken bozma sonrası kararda bu kez davalı işçinin 48 gün gibi kısa bir süre ile yurt dışında eğitim aldığı davacı işverenin kısa süreli eğitim nedeniyle davalı işçiden cezai şart talep edemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verdiği, mahkemenin direnme olarak adlandırdığı bu kararın gerçekte direnme olmadığı davanın reddine ilişkin gerekçenin değiştirilmesi olup, ortada HGK tarafından değerlendirilecek bir direnme kararı olmadığı için yeni hüküm niteliğinde olan hükmün temyiz incelemesinin özel daireye ait olduğu gerekçesiyle dosya temyiz itirazları yönünden inceleme yapılmak üzere dosya Dairemize gönderilmiş olmakla; Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, davalının 22.11.2010 tarihli hizmet sözleşmesiyle davacı şirket nezdinde istifa ettiği 01.03.2012 tarihine kadar mutfak şefi pozisyonunda görev yaptığını, davalıya 48 gün boyunca eğitim verildiğini, tüm masrafların davacı tarafından karşılandığı, davalının haklı bir neden göstermeksizin iş ilişkisini 01.04.2012 tarihinde taahhüt edilen süreden önce sona erdirdiğini, bildirerek 22.000,00 TL tutarındaki tazminatın tahsilini istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davacının dava dilekçesinde belirttiği ve ekinde sunduğu davaya konu iş sözleşmesinin belirsiz süreli iş sözleşmesi olduğunu, belirsiz süreli iş sözleşmelerinde cezai şarta yönelik konulan hükümlerin geçersiz olduğunu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

C) Yargılama süreci ve Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Davacı cezai şart alacağının davalıdan tahsilini istemiştir. Yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Yerel mahkemenin davanın reddine ilişkin ilk kararı davacı tarafından temyiz edilmiş, Mahkeme kararı, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 05.12.2013 gün ve 2013/14319 E. 2013/21095 K. sayılı ilamı ile özet olarak; ” Taraflar arasında düzenlenen garanti süreli (asgari süreli) belirsiz süreli iş sözleşmesinde eğitim yaptırılması karşılığı asgari süre çalışma, bu süreye riayet edilmediği takdirde de 8 aylık brüt ücret tutarında cezai şart kararlaştırılmıştır. Davalıya eğitim yaptırıldığı ve davalının da asgari süreye riayet etmeden iş sözleşmesini haklı bir neden olmadan asgari süreden önce sonlandırdığı sabittir. Böyle olunca sözleşmede düzenlenen cezai şarta davacının hak kazanacağı açıktır. Sözleşmede düzenlenen cezai şartın çalışılmayan ve çalışılan süreye orantılanarak kabulüne karar verilmesi gerekirken reddedilmesi hatalıdır.” gerekçesi ile bozulmuştur. Yerel mahkeme tarafından bozmaya karşı ” Mahkemece, işçinin haklı bir neden olmaksızın sözleşmeyi sona erdirmesi halinde ödemek zorunda kalacağı cezai şartın karşılığının işverenin kendisi için yaptığı eğitim harcamalarının oluşturduğu bununla beraber işçi aleyhine cezai şartın geçerli olabilmesi için işverenin sağladığı eğitim sonucunda işçinin mesleki vasıfları ile kazanımlarının gerçekten artması gerektiği kısa süreli verilen bir eğitimin bu niteliği taşımayacağı dava dosyamıza konu olayda davacının 48 gün gibi kısa bir süre ile yurt dışında eğitim aldığı davacı işverenin kısa süreli eğitim nedeniyle davalıdan cezai şart talep edemeyeceği ” gerekçesiyle direnilerek, davanın reddine karar verilmiştir. Yerel mahkeme tarafından bozma kararına direnilmesi ve bu kararın davacı tarafından temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.01.2017 Gün, 2014/7-1671 Esas, 2017/35 Karar kararıyla bozma öncesi kararda taraflar arasındaki sözleşmenin belirsiz süreli iş sözleşmesi olduğu, belirsiz süreli iş sözleşmesinde cezai şart konulamayacağı gibi sadece işveren lehine kararlaştırılan cezai şartın da geçersiz olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiş iken bozma sonrası kararda bu kez davalı işçinin 48 gün gibi kısa bir süre ile yurt dışında eğitim aldığı davacı işverenin kısa süreli eğitim nedeniyle davalı işçiden cezai şart talep edemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verdiği, mahkemenin direnme olarak adlandırdığı bu kararın gerçekte direnme olmadığı davanın reddine ilişkin gerekçenin değiştirilmesi olup, ortada HGK tarafından değerlendirilecek bir direnme kararı olmadığı için yeni hüküm niteliğinde olan hükmün temyiz incelemesinin özel daireye ait olduğu gerekçesiyle dosya temyiz itirazları yönünden inceleme yapılmak üzere dosya Dairemize gönderilmiştir.

D) Temyiz: Mahkemenin “direnme” Yüksek HGK. nun “yeni hüküm” olarak nitelendirdiği kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

E) Gerekçe: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı işverenin davalıdan cezai şart alacağı bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Cezai şart öğretide, mevcut borcun ifa edilmemesi veya eksik ifası halinde ödenmesi gereken mali değeri haiz ayrı bir edim olarak tanımlanmıştır (Tunçomağ, Kenan: Türk Hukukunda Cezai Şart, İstanbul 1963). Cezai şart Mülga 808 sayılı Borçlar Kanunun 158 – 161 inci maddeleri arasında düzenlenmiş olup, İş Kanunlarında konuya dair bir hükme yer verilmemiştir. İş hukuku açısından Borçlar Kanunun sözü edilen hükümlerini uygulamakla birlikte, Dairemizce bazı yönlerden İş hukukuna özgü çözümler üretilmiştir. İş hukukunda “İşçi Yararına Yorum İlkesi”nin bir sonucu olarak sadece işçi aleyhine yükümlülük öngören cezai şart hükümleri geçersiz sayılmış ve bu yönde yerleşmiş içtihatlar öğretide de benimsenmiştir. Hizmet sözleşmeleri açısından cezai şartla ilgili olarak 818 sayılı Yasada açık bir hüküm bulunmaz iken, Dairemizin uygulamasına paralel olarak; 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 420 nci maddesi “Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.” hükmünü getirmiştir. Bu itibarla hizmet sözleşmelerine işçi aleyhine konulan cezai şartlar geçersiz, işçi lehine konulan cezai şartlar ise geçerli kabul edilmelidir. Cezai şartın işçi ve işveren hakkında ve iki taraflı olarak düzenlenmesi gereği, işçi aleyhine kararlaştırılan cezai şartın işveren aleyhine kararlaştırılandan daha fazla olmaması sonucunu da ortaya koymaktadır. Başka bir anlatımla işçi aleyhine olarak belirlenen cezai şartın, koşulları ve ceza miktarı bakımından işverenin sorumluluğunu aşması düşünülemez. İki taraflı cezai şartta işçi aleyhine bir eşitsizlik durumunda, cezai şart hükmü tümden geçersiz olmamakla birlikte, işçinin yükümlülüğü işverenin sorumlu olduğu miktarı ve halleri aşamaz. İşçiye verilen eğitim karşılığı belli bir süre çalışması koşuluna bağlı olarak kararlaştırılan cezai şart tek taraflı olarak değerlendirilemez. İşçiye verilen eğitim bedeli kadar cezai şartın karşılığı bulunmakla eğitim karşılığı cezai şart hükmü belirtilen ölçüler içinde geçerlidir. Gerek belirli gerekse belirsiz iş sözleşmelerinde, cezai şart içeren hükümler, karşılıklılık prensibinin bulunması halinde kural olarak geçerlidir. Ancak, sözleşmenin süresinden önce feshi koşuluna bağlı cezai şartın geçerli olabilmesi için, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli olması zorunludur. Asgari süreli iş sözleşmelerine de aynı şekilde hükümler konulması mümkündür. 4857 sayılı İş Kanununun 21 inci maddesinde, kesinleşen işe iade kararı üzerine işçinin başvurusuna rağmen bir ay içinde işe başlatılmaması durumunda, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödeneceği öngörülmüştür. Aynı maddenin son fıkrasında ise, sözü edilen düzenlemenin mutlak emredici olduğu ve sözleşmelerle hiçbir şekilde değiştirilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu itibarla iş güvencesine tabi işçiler yönünden toplu iş sözleşmesinin iş güvencesi sağlayan hükümlerinin, Yasanın bu düzenlemesi karşılığında bir değeri kalmamıştır. Borçlar Kanununun 161 inci maddesine göre, taraflar cezanın miktarını seçmekte serbesttirler. Buna göre belirli süreli iş sözleşmesinin kalan süresine ait ücretlerinin ya da bunun katlarının ödenmesi gerektiği yönünde ceza miktarı belirlenmesi mümkündür. Böyle bir cezai şart hükmü, Borçlar Kanunun 325 inci maddesine göre talep konusu yapılabilecek olan sözleşmenin kalan süresine ait ücret isteğinden farklıdır. Bu durum, konuya dair yasal düzenlemenin tekrarı mahiyetinde de değildir. Gerçekten tarafların iradesi özel biçimde cezai şart düzenlemesi yönünde ortaya çıkmış olmakla, iradeye değer verilmeli ve cezai şart hükümlerine göre çözüme gidilmelidir. İşçinin bakiye süre ücreti ölçüt alınarak kararlaştırılmış olan cezai şarttan başka, sözleşmenin kalan süresine ait ücretlerin de Borçlar Kanununun 325 inci maddesine göre talep edilip edilemeyeceği sorununa değinmek gerekir ki, koşulların varlığı halinde sözleşmenin kalan süresine ait ücretlerin ayrıca talep edilebileceği kabul edilmelidir. Gerçekten, Borçlar Kanununun 158/II maddesine göre, borcun belli zaman ve yerde ifa edilmemesi hali için cezai şart kararlaştırılmışsa, alacaklı hem ifa hem de cezai şartı talep edebilecektir. Borçlar Kanunun 161/son maddesinde ise, fahiş cezai şartın hâkim tarafından tenkis edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. İş hukuku uygulamasında işçi aleyhine cezai şart düzenlemeleri bakımından konunun önemi bir kat daha artmaktadır. Şart ve ceza arasındaki ilişki gözetilerek, işçinin iktisadi açıdan mahvına neden olmayacak çözümlere gidilmelidir. İşçinin belli bir süre çalışması şartına bağlanan cezalardan, sözleşme kapsamında çalışılan ve çalışması gereken sürelere göre oran kurularak indirime gidilmelidir. Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında düzenlenen iş sözleşmesinin 7-a maddesinde eğitim yaptırılması karşılığı asgari süre çalışma ve bu süreye riayet edilmediği takdirde işverenin kendisi için harcadığı tüm eğitim masraflarını işverene ödemekle yükümlü olacağı işverenin zararının rakamsal belirlenememesi halinde 8 aylık brüt ücreti tutarında tazminat ödeyeceği kararlaştırılmıştır. Mahkemece her ne kadar davacının çok kısa bir süre ile yurt dışında eğitim aldığı davacı işverenin kısa süreli eğitim nedeniyle davalıdan cezai şart isteyemeyeceği kanaatine varılmışsa da, davalının gördüğü eğitimin süresinin davacının cezai şart alacağına hak kazanıp kazanmamasında bir önemi bulunmaktadır. Ancak davacı sözleşmedeki hüküm uyarınca zararın rakamsal belirlenemediğini belirterek doğrudan davacının 8 aylık brüt ücreti tutarında tazminatın ödenmesini talep etmiştir. Davacı davalı için ne kadar eğitim masrafı yaptığını ortaya koymadan doğrudan 8 aylık brüt ücret tutarında tazminatı talep edemez. Mahkemece yapılacak iş, öncelikle davacı işverenin davalı için ne kadar eğitim masrafı yaptığı tespit ettirilerek, tespit edilen rakamın davacının çalıştığı ve çalışılmayan süreye oranlanarak davacının cezai şart alacağı bulunarak sonucuna göre karar verilmektir.

F)SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

SÖZLEŞMELERDE CEZAİ ŞART VE TÜRLERİ

 SÖZLEŞMELERDE CEZAİ ŞART VE TÜRLERİ

Hepimiz mutlaka bir sözleşmenin alacaklısı ya da borçlusu olmuşuzdur. Bu sözleşmelerde yer alan hükümler dikkatlice incelendiğinde, borcun hiç ya da sözleşmede belirtilen şartlarda ödenmemesi durumu için belli bir yaptırım hükmünün de yer alması ihtimali hiç de küçük değildir. Bu gibi durumlarda sözleşmede yer alan bu yaptırım hükümlerine genel olarak “ceza koşulu (cezai şart)” denmektedir. Bugünkü yazımızın konusunu da bu bahsettiğimiz ceza koşulu oluşturacaktır.

Ceza koşulu, borçlunun borcunu ihlal etmesi durumunda alacaklıya ödemeyi kabul ettiği bir cezadır. Gündelik hayatta akdedilen sözleşmelerde ceza koşulu çoğunlukla para olarak kararlaştırılmaktadır. Fakat para dışındaki bir şeyin de, örneğin bir taşınırın, bir aracın, başka bir alacağın, belirli bazı hakların vs. ceza koşulu olarak alacaklıya verilmesinin kararlaştırılması mümkündür. Hatta belli bir davranışın, belli bir işin yapılması veya yapılmaması dahi ceza koşulu olarak kararlaştırılabilir. Bu konuda takdir yetkisi – emredici hükümlere, kamu düzenine, ahlaka, kişilik haklarına aykırı olmamak kaydıyla- tamamen sözleşmenin taraflarına aittir. Cezanın miktarını yine yukarıda saydıklarımıza aykırı olmaması şartıyla taraflar serbestçe kararlaştırabilir.

Ceza koşulunun her türlü borç için kararlaştırılması mümkündür. Hatta borcun zamanaşımına uğraması ihtimali için dahi borçlunun ceza koşulu ödeyeceği kararlaştırılabilir. Ancak, ceza koşulu kararlaştırılmış borcun zamanaşımına uğraması durumunda bu borç için ceza koşulunun istenmesi mümkün değildir. Bu iki durumun ayrımına dikkat etmek gerekir.

Hakkında ceza koşulu kararlaştırılan sözleşme bir geçerlilik şekline tabi ise, ceza koşulunun da aynı şekilde düzenlenmesi gerekir. Bu durumda ceza koşulu ister asıl sözleşmenin bir hükmü olarak ister asıl sözleşmeyle aynı şekilde ayrı olarak düzenlenebilir. Örneğin araç satışına ilişkin olarak noterde düzenleme şeklinde yapılan bir sözleşmede borç( aracın teslimi ya da araç karşılığındaki paranın ödenmesi borcu fark etmez) ceza koşuluna bağlanacaksa bu ceza koşulunun da araç satışına ilişkin noterce düzenlenen sözleşmede yer alması ya da noterlikçe ceza koşulu için ayrı bir sözleşme düzenlenmesi gerekir.

Ceza koşulu hakkındaki temel yasal düzenlemeler Türk Borçlar Kanunu (TBK) 179-182. Maddeleri arasında ye almaktadır. İlgili yasal düzenlemeleri incelemeye başladığımızda ilk olarak TBK 179’un ilk iki fıkrasında ceza koşulunun iki çeşidinin ( 3.fıkradaki hususa az sonra değinceğiz) yer aldığını görüyoruz:

“Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir.(f.1)

Ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.(f.2)

Öncelikle, iki fıkradaki durumları açıklamak gerekecektir:

İlk fıkradaki borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hususunu, ikinci fıkradaki borcun belirlenen yerde veya zamanda ifa edilmemesi durumu ile karıştırmamak gerekir. Borcun belirlenen yerde veya zamanda ifa edilmemesi durumunda borçlu borcunu ifa etmiştir ancak sözleşmede kararlaştırılan yerden başka bir yerde ya da sözleşmede kararlaştırılan tarihten başka bir tarihte ifa etmiştir. Borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumunda ise; borçlu borcunu hiç ifa etmemiştir ya da belirlenen yerde ve zamanda ifa etmekle beraber ifası başka açıdan sözleşmeye aykırıdır –örneğin 10 ton portakal teslim etmesi gerekirken 5 ton teslim etmiştir ya da portakal yerine elma teslim etmiştir-. Özellikle borcun gereği gibi ifa edilmemesinin borcun belirlenen yerde veya zamanda ifa edilmemesi dışındaki tüm aykırılıklar olarak düzenlendiğine dikkat etmek gerekir.

İlk fıkrada borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumunda alacaklının ya borcun ifasını ya da kararlaştırılan cezayı isteyebileceği düzenlenmiştir. Bu durumda alacaklı, borçlunun borcunu belirlenen yerde veya zamanda ifa etmemesi hallerinin dışındaki tüm durumlarda ya ifayı ya da cezayı isteyebilecektir. Alacaklı, bu ikisinden birini seçtiği takdirde sonradan kararını değiştiremez. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklının cezayı istemesi için TBK 125’te düzenlenen seçimlik haklardan “ifadan vazgeçip olumlu zararın tazminini isteme hakkı”nı kullanması gerekir.

İkinci fıkrada, borçlunun belirlenen yerde veya zamanda borcu ifa etmemesi durumu düzenlenmiştir. Bu durumda esasen borç ifa edilmiştir ancak yer ve/veya zaman bakımından sözleşmeye uyulmadığı için alacaklının –borç ifa edilmiş olmasına rağmen- ayrıca cezayı da talep etme hakkı vardır. Ancak hükme göre alacaklı, eğer bu hakkından açıkça feragat etmişse veya borçlunun yer ve/veya zaman bakımından sözleşmeye aykırı olan ifasını aykırılığı ileri sürmeden yani çekincesiz olarak kabul etmişse artık cezayı isteyemez. Bu durumdaki alacaklıların cezayı da talep etmek için bu hususlara dikkat etmeleri gerekir.

TBK 179/3’te düzenlenen “Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır.”  Hükmü aslında bir ceza koşulu değildir. Burada, bir dönme cezası düzenlenmiştir. Borçlunun bir sözleşmeyle bağlı olmak istememesi durumunda sözleşmede belirtilen cezayı ödemek suretiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını düzenlemektedir.

Ceza koşulunun ifası bakımından herhangi bir zarar şartı aranmamaktadır. Dolayısıyla borçlu, alacaklının zarara uğramadığını ileri sürerek cezayı ödemekten kurtulamaz. Şunu da belirtelim ki, alacaklının cezayı talep etmesi için borçlunun kusurunu ispat etmesine gerek yoktur, çünkü Kanun, karine olarak borçluyu sözleşmeye aykırı davrandığı için kusurlu kabul etmiştir. Ancak alacaklının zararı, ceza koşulundan fazlaysa bu kez alacaklı, borçlunun kusurunu ispat etmek şartıyla cezayı aşan kısmı isteyebilir. Borçlu ise eğer kusursuzluğunu ispat ederse bu kez gerek cezayı gerek de cezayı aşan kısmı ödemekten kurtulur.

Ceza koşulu, fer’i bir nitelik taşır. Dolayısıyla TBK 182/2’de düzenlendiği üzere asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkansız hale gelmişse, cezanın ifası da istenemez. Ancak tersi durumda yani cezanın geçersiz olması veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkansız hale gelmesi durumunda asıl borç sona ermez, talep edilebilir.

Son olarak belirtelim ki, taraflar gerek cezanın türü gerek miktarı gerek de edimi bakımından serbestliğe sahip iseler de TBK 182/3’e göre “Hakim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.” Hakimin bu yetkisini kullanabilmesi için önce asıl borcun borçlu tarafından ihlal edilmesi gerekir. Henüz bir ihlal yokken hakim doğrudan bu yetkisini kullanamaz. Ayrıca borçlu fahiş de olsa bu cezayı sağlıklı bir iradeyle alacaklıya ödemişse artık hakimin cezayı indirmesi doktrindeki baskın görüşe göre mümkün değildir.

Ceza koşulu, oldukça sık rastlanılan ve kullanılan bir müessese olduğu için bu konuyla ilgili çok fazla uyuşmazlık çıkmakta ve mahkemelerin önüne gelmektedir. Konuya ilişkin bir Yargıtay kararı; “Somut olayda hem zarar hem de cezai şart birlikte istenmiş olup, mahkemece, BK.nun 159/2(Yeni TBK 180/2). maddesi hükmü gereğince davalının cezai şart ile birlikte zararın da tazmininin istenemeyeceğine ilişkin savunması değerlendirilmemiştir. O halde mahkemece davalının bu savunması üzerinde durulup sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.” (YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E:2003/8790, K:2004/3622, T:06.04.2004) şeklindedir.

Ceza koşulu günlük hayattaki sözleşmelerde oldukça sık karşılaşılan bir müessese olduğu için gerek alacaklıların gerek borçluların bu müessese ile ilgili hususlara dikkat etmeleri gerektiğinde bu konuda uzman bir büroyla irtibata geçmeleri sonradan hak kaybı yaşamamaları adına elzem olacaktır.

 

                                                                          ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

EVİNİ SATACAKLAR DİKKAT!

EMLAK ŞİRKETİ İLE YAPTIĞINIZ SÖZLEŞME CANINIZI YAKABİLİR.

Gayrimenkul sektörünün son yıllardaki hızlı yükselişi ve ev satışlarındaki artış, emlakçılık sektörünü gözde meslek haline getirdi. İnternet üzerinden direk ev satışları mümkün ise de, çoğu kimse emlakçılar vasıtasıyla satmaya yöneliyor. Başta mantıklı ve hızlı bir çözüm olarak gözükse de, emlakçı ile yaptığınız sözleşmeyi iyi incelemenizde fayda var.

Ev sahibi ile emlak şirketi arasındaki sözleşmelerde yer alan cezai şart, belinizi bükebilir. Mal sahibinin evi satmaktan vazgeçmesi halinde, emlak şirketi lehine sözleşmede cezai şart öngörülmüş ise, evi satmamanıza rağmen yükse miktarlarda tazminat ödemek zorunda kalabilirsiniz.

Emsal bir olayda mal sahibi benzer bir durumla karşılaşmış ve hatta bu konu mahkemeye taşınmıştır.  Cezai şartın ödenmesine karar veren mahkeme kararının temyizi üzerine Yargıtay, cezai şartın ödenmesinin yerinde olduğuna fakat cezai şartta indirime gidilmesi gerektiğine hükmedilmiştir. Belirtilen karada şu ifadeler yer verilmiştir:

Dava, tellallık sözleşmesinden doğan cezai şartın tahsili isteğine ilişkindir. Davacı, sözleşme gereğince davalının süresinden evvel satıştan vazgeçmesi nedeni ile ceza-i şart alacağına karşılık 15.576 TL alacağın tahsilini istemiş, mahkemece davanın kabulüne, davalının icra takibine yaptığı itirazın iptaline karar verilmiştir. İcra takibine konu alacak taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklanan ceza-i şart niteliğindedir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 182. Maddesi hükmünce hakim fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükelleftir. Bu hükmü hakimin resmen gözetmesi gerekir. Ceza koşulunun fahiş olup olmadığı tarafların ekonomik durumu, özel olarak borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü olarak alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınacak ceza miktarı hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olarak tespit edilmelidir. Mahkemece bu yönler, gözetilmeden yazılı şekilde şartın tamamı üzerinden hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Sözleşmeler konusunda uzman büromuzdan ücretsiz hukuki danışmanlık hizmeti alabileceğinizi unutmayın.

                                                                                                                                          Ener Avukatlık Bürosu

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.