İş kazasından dolayı Sigorta Şirketinin Kaza Tarihinden itibaren Değil, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu tutulması gerekir.

YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2016/115 K. 2017/2948

T. 10.4.2017

AVA : Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacı ve davalılardan … Sigorta A.Ş. vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici nedenlere göre, Davacıların ve Davalı A.Ş.’nin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2-) Dava, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahibi yakınları olan eş, anne ve babasının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davacı eş lehine 18.870,33 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın, davacı anne ve baba lehine ise 7.500 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 16.01.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle ve sigorta şirketi yönünden poliçe limitleri ile sınırlı olmak üzere müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, davacı anne ve babanın maddi tazminat talebinin ise reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacıların desteği sigortalı …’ın davalı … Ür. San İhr. A.Ş.’de kamyon şoförü olarak çalışırken, 16.01.2007 tarihinde …’dan yüklediği kumaşları …’a götürdüğü esnada bölünmüş karayolunda hareket halinde iken, sol ön lastiğin patlaması neticesinde meydana gelen tek taraflı trafik kazası neticesinde vefat ettiği, olayın Kurum tarafından iş kazası olarak kabul edildiği, itibar olunan kusur raporuna göre olayın gerçekleşmesinde %100 oranında kaçınılmazlığın etkili olduğu, mahkemece %100 kusur üzerinden ve davacı eş ve anne için bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri davacıların maddi tazminat istemlerinden tenzil edilmek suretiyle yapılan hesabın hükme esas alındığı ve gerekçede işaret olunduğu şekilde tazminat alacaklarından %50 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak maddi tazminatlar hakkında karar verildiği anlaşılmaktadır.

Kaçınılmazlık, hukuksal ve teknik anlamda, fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçları ifade eder.

Bir olayın tamamen kaçınılmazlık sonucu meydana geldiğinin saptanması halinde hakim, işverenin sorumluluğunu, Borçlar Kanunu’nun 43. maddesini gözönünde tutarak hakkaniyet ölçüsünde saptamalıdır. Her iki taraf yönünden % 50’şer sorumluluğun paylaştırılması ilk bakışta uygun görünebilirse de, işçi-işveren arasındaki bu tür davalarda tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının göz önünde bulundurulması halinde; işverene biraz daha fazla sorumluluk verilmesi; sosyal hukuk devleti ilkesi gereği düşünülebilir. Yargıtay’ın yerleşik uygulaması da bu yöndedir. Somut olayda iş kazasının gerçekleşmesinde % 100 oranında kaçınılmazlığın etkili olduğu tesbit edildiğine göre yukarda söz edilen ilkeler göz önünde bulundurularak, özellikle nimet ve külfet dengesinin sağlanması açısından kaçınılmazlığın % 60’ı davalı işverene yüklenmek suretiyle davalı işverenin sorumluluğu belirlenmesi gerekirken, davalının kaçınılmazlığın %50’si oranında sorumluluğunu doğuracak şekilde ve olayda uygulanma ihtimali bulunmayan hakkaniyet indirimine yönelik hukuki düzenlemeye atıfla, davalı işverenin sorumluluğu hafifletilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka dair kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır” Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici işgöremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine dair olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 Sayılı Kanun’un 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.

Bu açıklamalara göre 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunun 55.maddesinde yer alan “kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin zarar veya tazminattan indirilemeyeceği” düzenlemesi dikkate alındığında iş kazasının gerçekleşmesinde %100 oranında kaçınılmazlık faktörünün etkili olması sebebiyle davacı eş ve anneye bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin rücuya kabil olmaması sebebiyle tazminat alacağından indirilmesinin mümkün olmadığı gözetilmeden, bağlanan gelirin tazminat alacağından indirilmek suretiyle karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

3-) Manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, Gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 Sayılı T.B.K’nun 56. maddesi hükmüne göre Hakim, ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilir. Hakimin manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna dair zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 tarihli ve 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de; hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)

Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı eş için takdir edilen 10.000 TL manevi tazminat ile davacı anne ve babanın her biri için takdir edilen 7.500 TL manevi tazminatın az olduğu açıktır.

4-)Gerek olay tarihinde yürürlükte bulunan Mülga 818 Sayılı BK’nun 101.maddesinde gerekse karar tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 117.maddesindeki düzenlemeye göre ”Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer” şeklindeki düzenlenme karşısında iş kazası sebebiyle takdir edilen tazminat alacakları için davalı … şirketinin daha önce temerrüde düşürüldüğünün ispat edilememiş olması sebebiyle sigorta şirketinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu tutulması gerekirken; kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu tutulması sonucunu doğuracak şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, Davacıların ve Davalı A.Ş’nin bu yöne dair temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde temyiz eden davacı ve davalı A.Ş’ne iadesine, 10.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YAPILAN HER İKALE SÖZLEŞMESİ KIDEM VE İHBAR TAZMİNATINDAN VAZGEÇMEK ANLAMINA GELMEZ

T.C.
YARGITAY
9. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2016/198
KARAR NO : 2016/20610
Y A R G I T A Y İ L A M I

MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 11. İŞ MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/11/2015
NUMARASI : 2015/22-2015/456
DAVACI : MEHMET İHSAN OKUT ADINA AVUKAT TAŞKIN KUZU
DAVALI : TRAVELEX DÖVİZ TİCARETİ A.Ş. ADINA AVUKAT YUDUM UĞUR

DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

                                              Y A R G I T A Y     K A R A R I 

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin davalı iş yerinde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile davalı işveren bünyesinde gişe görevlisi olarak çalıştığını, firmanın el değiştirdiğini, firma yetkililerinin müvekkilinin işine son vermek istediğini, kendisinin istifa etmesini veya hazırlayacakları ikale sözleşmesini imzalamasını aksi halde çeşitli bahanelerle savunmasının alınıp işine son vereceklerini ve kendisine tazminat ödemeyeceklerini belirttiklerini, müvekkilinin baskılar nedeni ile sözleşmeyi imzalamak zorunda kaldığını, müvekkiline tazminatların ödenebilmesi için bazı belgeler imzalatıldığını, bu baskı altında imzalatılan belgelerin hiç bir surette geçerliliğinin bulunmadığını, iş akdinin haksız nedenlerle feshedildiğini ileri sürerek, müvekkilinin işe iadesini, işe iade yönündeki kararın kesinleşinceye kadar geçecek süre için, 4 aylık ücret ve diğer hakları tutarında ücretinin tahsilini, işe iade kararına uyulmaması halinde davacının 8 aylık ücreti tutarında tazminatın ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; müvekkili şirketin başka bir şirket tarafından satın alındığını, davacının iş sözleşmesinin sonlandırılmadığını, davacı tarafın çalışma süresi boyunca kurallara uymakta isteksiz davrandığını, davacının yapılan uyarılar nedeniyle işten ayrılmak istediğini beyan ettiğini, bu nedenle davacı ile ikale sözleşmesi yapılarak kendisine 1.314,00 TL ek ödeme yapıldığını ve yıllık izinlerine ilişkin ödeme yapıldığını davacının kendi isteği ile istifa ettiğini savunarak,davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda davacının 01.09.2006 ile 24.12.2014 tarihleri arasında davalı işverene ait iş yerinde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile gişe yetkilisi olarak çalıştığı, yazılı fesih bildirimi, davacıya 24.12.2014 tarihinde tebliğ edildiği ve davanın 1 aylık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı,fesih tarihi itibariyle davacı işçinin kıdemi 6 aydan fazla olduğu gibi iş yerinde de 30 işçiden daha fazla işçi çalıştırıldığı,somut olayda 24.12.2014 tarihli ikale sözleşmesi içeriğinde, tarafların yapmış oldukları görüşme sonucunda iş sözleşmesinin sair prim ödemesi ve yıllık izin ücretleri ödenmek suretiyle, sona ermesi hususunda karşılıklı anlaşarak birlikte karar verdikleri, yapılan sözleşmeye göre, davacıya prim ödemesi ve yıllık izin ücretlerinin ödeneceği açıkça hüküm altına alındığı, davacının iş akdinin iş yerinin el değiştirmesinden sonra yaşanan sorunlar ve davacının yeni çalışma düzenine intibak edememiş olması nedeniyle işten çıkarılmadan makul bir ödeme karşılığından iş akdinin karşılıklı mutabakatla sona erdirilmesi niyetiyle ikale sözleşmesi yaptığı, mevcut kanıtlara göre, davacının iş sözleşmesinin ikale ile sona ermesini istemesinde, davacının işten çıkarılması halinde alamayacağı kıdem ihbar tazminatları yerine sair prim ödemesi ve yıllık izin ücreti ödenmesinin davacı yönünden ikale sözleşmesi yapılmasında makul yararı bulunduğu kabul edilerek, iş akdinin ikale yoluyla sonlandırılması nedeniyle davanın reddine karar verilerek hüküm kurulmuştur.
D) Temyiz:
Kararı davacı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Taraflar arasındaki iş ilişkinin “bozma sözleşmesi” yoluyla sona erip ermediği hususu uyuşmazlık konusudur.
Bozma sözleşmesi (ikale) yasalarımızda düzenlenmiş değildir. Sözleşme özgürlüğünün bir sonucu olarak daha önce kabul edilen bir hukuki ilişkinin, sözleşmenin taraflarınca sona erdirilmesi mümkündür. Sözleşmenin, doğal yollar dışında tarafların ortak iradesiyle sona erdirilmesi yönündeki işlem ikale olarak adlandırılır.
İş Kanununda bu fesih türü yer almasa da, taraflardan birinin karşı tarafa ilettiği iş sözleşmesinin karşılıklı feshine dair sözleşme yapılmasını içeren bir açıklama (icap), ardından diğer tarafın da bunu kabulü ile bozma sözleşmesi (ikale) kurulmuş olur.
Bozma sözleşmesinde icapta, iş ilişkisi karşı tarafın uygun irade beyanı ile anlaşmak suretiyle sona erdirmeye yönelmiştir. Bu sebeple, ikale sözleşmesi akdetmeye yönelik icap, fesih olarak değerlendirilip, feshe tahvil edilemez.
Bu anlamda bozma sözleşmesinin şekli, yapılması, kapsam ve geçerliliği Borçlar Kanunu hükümlerine göre saptanacaktır. Buna karşılık iş sözleşmesinin bozma sözleşmesi yoluyla sona erdirilmesi, iş hukukunu yakından ilgilendirdiği için ikalenin yorumunda iş sözleşmesinin yorumunda olduğu gibi, genel hükümlerin yanı sıra iş hukukundaki “işçi yararına yorum” ilkesi de göz önünde bulundurulacaktır.
Borçlar Kanunun 23-31 maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin, bozma sözleşmeleri yönünden titizlikle ele alınması gerekir. Bir işçinin bozma sözleşmesi yapma konusundaki icap veya kabulde bulunmasının ardından işveren feshi haline özgü iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak istemesi ve yasa gereği en çok bir ay içinde işe iade davası açmış olması hayatın olağan akışına uygun düşmez.
İş ilişkisi taraflardan her birinin bozucu yenilik doğuran bir beyanla sona erdirmeleri mümkün olduğu halde, bu yola gitmeyerek karşılıklı anlaşma yoluyla sona erdirmelerinin nedenleri üzerinde de durmak gerekir. Her şeyden önce bozma sözleşmesi yapma konusunda icapta bulunanın makul bir yararının olması gerekir. İş ilişkisinin bozma anlaşması yoluyla sona erdirildiğine dair örnekler 1475 sayılı İş Kanunu ve öncesinde hemen hemen uygulamaya hiç yansımadığı halde, iş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesinin ardından özellikle 4857 sayılı İş Kanunu sonrasında giderek yaygın bir hal almıştır. Bu noktada, işveren feshinin karşılıklı anlaşma yoluyla fesih gibi gösterilmesi suretiyle iş güvencesi hükümlerinin bertaraf edilmesi şüphesi ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla irade fesadı denetimi dışında, tarafların bozma sözleşmesi yapması konusunda makul yararının olup olmadığının da irdelenmesi gerekir. Makul yarar ölçütü, bozma sözleşmesi yapma konusundaki icabın işçiden gelmesi ile işverenden gelmesi ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak ele alınmalıdır. Dairemizin 2008 yılı kararları bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 21.4.2008 gün 2007/31287 E, 2008/9600 K).
Bozma sözleşmesi yoluyla iş sözleşmesi sona eren işçi, iş güvencesinden yoksun kaldığı gibi, kural olarak feshe bağlı haklar olan ihbar ve kıdem tazminatlarına da hak kazanamayacaktır. Yine 4447 sayılı Yasa kapsamında işsizlik sigortasından da yararlanamayacaktır. Bütün bu hususlar, iş hukukunda hâkim olan ibranamenin dar yorumu ilkesi gibi, hatta daha da ötesinde, ikale sözleşmesinin geçerliliği noktasında işçi lehine değerlendirmenin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Tarafların bozma sözleşmesinde ihbar ve kıdem tazminatı ile iş güvencesi tazminatı hatta boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklardan bazılarını ya da tamamını kararlaştırmaları da mümkündür. Bozma sözleşmesinin geçerliliği konusunda bütün bu hususlar dikkate alınarak değerlendirmeye gidilmelidir.
Bozma sözleşmesinde kıdem tazminatının ödenmesi kararlaştırıldığı takdirde, kıdem tazminatı 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesine göre hesaplanmalı ve anılan maddedeki kıdem tazminatı tavanı gözetilmelidir. Belirtmek gerekir ki, sözü edilen Yasada düzenlenen kıdem tazminatı tavanı mutlak emredici niteliktedir.
Dosya içeriğine göre davacı ile davalı arasında 24.12.2014 tarihli ikale sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşme içeriğinde , “24.12.2014 tarihi itibariyle Mehmet İhsan Okut’un iş sözleşmesinin karşılıklı anlaşmayla feshedilmesi neticesinde Mehmet İhsan Okut’a yapılacak ödemeler; 01.09.2006-24.12.2014 tarihleri arasında geçen çalışma süreleri için; 29.696,05 TL tutarında prim ödemesi ve 2.430,00 TL yıllık izin tutarı dışında işçilik alacakları dışında Travelex Döviz Ticaret A.Ş yi iş bu ikale sözleşmesi ile ibra ettiği ” belirtilmiş ise de; davacı tanık beyanlarında davacının çalışmak istediğini ve fazla mesai ücreti istemesi neticesinde davalı işveren tarafından kağıt imzalatılarak işten ayrılma gerçekleştirildiğini beyan etmişlerdir. Davacının 24.12.2014 tarihli ücret bordrosunda matrahın 5.896,80 TL ve prim tutarının 825,55 TL gösterilmesi ve davacının 8 seneyi aşkın kıdemi dikkate alındığında kıdem ve ihbar tazminatından vazgeçmesi hayatın olağan akışına uygun değildir. Fesih konusunda ki icap işverenden gelmiştir. Yıllık izin ve prim alacağının ödenmesi makul yarar anlamında değildir. İş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiği ve feshin geçersiz olduğu anlaşılmaktadır. Davanın kabulü yerine reddi hatalıdır.
4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
F) HÜKÜM: Yukarda açıklanan gerekçe ile;

  1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
  2. Feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının İŞE İADESİNE,
    3. Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının kıdemi, fesih nedeni dikkate alınarak takdiren davacının 5 aylık brüt ücreti tutarında BELİRLENMESİNE,
    4. Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin GEREKTİĞİNE,
  3. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
    6. Davacının yaptığı 204.50 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
    7. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 1.800,00 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
  4. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine,
    Kesin olarak oy birliği ile karar verildi. 22 /11 /2016

Başkan
M. ÇAMUR
Üye
A. TARTICI ÇEVİKBAŞ
Üye
S. TÜRE
Üye
N. ŞENGÜN
Üye
B. KAR

SL

EVLENEN KADIN İŞÇİNİN KIDEM TAZMİNATI ALMAK İÇİN İŞ SÖZLESMESİNİ FESHETMESİ SONRADAN BAŞKA BİR İŞTE ÇALIŞMASINA ENGEL DEĞİLDİR

MAHKEME : KOCAELİ 1. İŞ MAHKEMESİ
TARİH : 31/01/2012
NUMARA : 2010/445-2012/92

DAVA :Davacı, yıllık izin ücreti ve fark ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I 

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekil dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin iş akdini evlendiği için feshettiğini, yıllık izinlerinin eksik kullandırıldığını, ücretinin 750 TL olduğunu fakat son aya ilişkin ücretinin asgari ücret kadar kısmının ödendiğini iddia ederek kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin, fark ücret alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle davacının istifa ettiğini, istifasında evlilikten bahsetmediğini, ücretlerinin ödendiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davacı yasal süresi içerisinde temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında iş sözleşmesinin bayan işçi tarafından evlilik sebebiyle feshedilip feshedilmediği ve buna göre kıdem tazminatı hakkının doğup doğmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 120 nci maddesi yollamasıyla, halen yürürlükte olan 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında, bayan işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde evlilik sebebiyle kıdem tazminatına hak kazanabilecek şekilde feshedebileceği hükme bağlanmıştır. Kadın işçinin evlilik sebebiyle fesih hakkı, evlilik tarihinden itibaren başlar. Bu hak, sadece bayan eşe tanınmış olup, resmi evlilik işleminin tamamlanmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır.
Kadın işçinin evlilik öncesinde bu hakkını kullanması da olanaksızdır. Yine evlilik öncesi çeşitli işlemlerin yapılmasının işe devamsızlık noktasında geçerli mazereti oluşturup oluşturmayacağı her bir olay yönünden değerlendirilmelidir. 
Kadın işçinin yasanın tanıdığı fesih hakkını kullanması halinde, kıdem tazminatı talep hakkı doğar. Feshin işverence kabul edilmesi gerekmez. Aynı zamanda işçinin işverene ihbar öneli tanıması zorunluluğu da bulunmamaktadır. 
Kadın işçinin, iş sözleşmesini evlilik nedenine dayalı olarak feshine rağmen başka bir işte çalışmaya başlamasının yasal hakkın kötüye kullanımı olup olmadığı her bir somut olay yönünden ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Evliliğin kadına yüklediği toplumsal sorumluluğun bir gereği olarak yasada belirtilen fesih hakkı tanınmıştır. Çalışma hayatının evlilikle birlikte gereği gibi yürütülemeyeceği düşüncesi, aile birliğinin korunması ve kadının aile ile ilgili görevleri, yasakoyucuyu bu doğrultuda bir düzenlemeye yöneltmiştir. Bununla birlikte Anayasal temeli olan çalışma hak ve hürriyetinin ortadan kaldırılması düşünülemez. Kadın işçinin evlilik nedenine bağlı feshinin ardından kısa bir süre sonra yeniden çalışmasının gerekleri ortaya çıkmış olabilir. Hatta kadın işçi evlilik nedenine dayalı feshin ardından ara vermeksizin başka bir işyerinde çalışmaya başlayabilir ve bu durum evliliğin kadına yüklediği görevlerin yerine getirilmesi noktasında daha olumlu sonuçlar doğurabilir. 
Somut olayda; dosyada bulunan evlilik cüzdanı suretinden davacı işçinin 02.08.2008 tarihinde evlendiği, 06.07.2009 tarihli istifa dilekçesine göre sözleşmeli olarak çalıştığı davalı yanında artık çalışmak istemediğini bildirdiği, davacının dava dilekçesinde iş akdini evlenmesi gerekçesi ile feshettiğini beyan ettiği, iş akdinin kanunda öngörülen 1 yıllık süre içerisinde feshedildiği anlaşılmakla davacı işçinin kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 20.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ÜRETİMİN DURDURULMASI FESHE SEBEP DEĞİLDİR.

MAHKEMESİ :… Mahkemesi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin maden işletme ruhsatının … Genel Müdürlüğüne ait olan çeşitli şirketlere ve davalı şirkete ihale ve rödavans sözleşmesi ile işlettirilmek üzere verilen işyerinde kazmacı ustası olarak çalışmakta iken … aktinin haksız ve ihbar önellerine uyulmaksızın fesih edildiğini, müvekkiline kıdem ve ihbar tazminatları, ücretli izin ve ücret alacaklarının ödenmediğini, … Genel Müdürlüğü ile imzalanmış olan rödavans sözleşmesi ile kurulan asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunu, müvekkilinin başlangıçtan beri … Genel Müdürlüğü işçisi olduğuna, feshin geçersizliğine, geçersiz fesih sebebi ile müvekkilinin işe iadesine, işverenin yasal süre içinde müvekkilini işe başlatmaması halinde tazminatın haksız fesih tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiz ve kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmaması halinde çalıştırılmadığı süre için ödenmesi gereken ücret ve diğer sosyal haklarının yine kanuni faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı … vekili cevap dilekçesi ve beyanlarında özetle; … sözleşmesi fesh edilen işçinin fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde dava açılması gerektiğini, davanın bir aylık süre içinde açılmadığını, davanın mükerrer açıldığını, zamanaşımı bulunduğunu, husumetin yanlış tarafa yöneltildiğini, kurum ile…Madencilik arasındaki ilişkinin asıl işveren- alt işveren ilişkisi olduğunu ve bu ilişkinin muvazaalı olduğunu, dava konusu alacağa ilişkin işveren sıfatı olmadığını, ve işyeri anahtar teslimi sayılacak nitelikte davalı şirkete teslim edildiğini, Maden Kanunun ek 7. maddesinde 2010 tarihinde yapılan değişiklik ile … Kanunu … Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili idari mali hukuki sorumlulukları rödavansçıya yüklemesi göz önüne alınarak haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı diğer şirket…Madencilik’e usulüne uygun tebligat çıkarıldığı, davalı şirkete kayyum atandığı, davalı şirket adına davayı takip eden olmadığı ve cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır. 
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince, davalı … şirketinin 674. Sayılı KHK’nın 19. maddesi uyarınca TMSF ye devrediliği, şirketin faaliyetinin tamamen sona ermesi sebebiyle davalı … Madencilik şirketi tarafından davacının … akdinin geçerli nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 

İstinaf:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davalı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesince; davalı … şirketinin 674. Sayılı KHK’nın 19. maddesi uyarınca TMSF ye devrediliği, şirketin faaliyetinin tamamen sona ermesi sebebiyle davalı … Madencilik şirketi tarafından davacının … akdinin geçerli nedenle feshedildiği, … Genel Müdürlüğünün asıl işveren olarak sorumlu tutulmasının söz konusu olamayacağı, … Genel Müdürlüğü yönünden husumet nedeniyle davanın reddi gerektiği gerekçesiyle davacının istinaf taleplerinin reddine karar verilmiştir. 
Temyiz:
Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Gerekçe:
4857 sayılı … Kanunu’nun 19. maddesinin birinci fıkrasına göre işveren fesih bildirimini yazılı yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Fesih bildirimi yazılı yapılmamışsa veya fesih sebebi açık ve kesin bir şekilde belirtilmemişse aynı kanununun 21.maddesi gereğince geçerli sebep gösterilmediği kabul edilir. Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir
Somut olayda davacının 05/08/2008-09/05/2016 tarihleri arasında davalı şirket işçisi olarak belirsiz süreli … sözleşmesi ile çalıştığı, davalı … Şirketinin 674. sayılı KHK’nın 19. maddesi uyarınca TMSF’ye devredildiği, davalı … Şirketine kayyum atandığı, atanan kayyumun üretimi ve faaliyeti tamamen durdurduğu, davalı işyerinin …’ya çıkış bildirgesini vermeden önce davacı dahil tüm işçilerin sözleşmelerini eylemli olarak feshettiği, yazılı fesih bildiriminin bulunmadığı, kayyum ataması sonrasında şirketin tüzel kişiliğinin devam ettiği, rödövans sözleşmesinin feshedildiğine dair bir iddia da olmadığı görülmüştür. Davalı şirkete kayyum atanmış olması ve şirketin tüm işçilerinin fiilen işten çıkartılmış olması tek başına feshi geçerli hale getirmeyecektir. Yazılı bir fesih bildirimi bulunmadığından 4857 sayılı yasanını 19/1.maddesi gereğince davalı işverence gerçekleştirilen fesih geçersizdir. 
Davalılar arasındaki ilişkinin nitelendirilmesine gelince, Bölge Adliye Mahkemesinin davalılar arasındaki ilişkinin geçerli bir rödövans sözleşmesi ilişkisi olduğuna ilişkin kabulü dosya kapsamına göre isabetli görülmüştür. 
Belirlenen sebeplerle 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesinin kararının bozulmak suretiyle ortadan kaldırılmasına, … sözleşmesinin feshin geçersizliği ile davacının davalı şirket … yerindeki işine iadesine, davalı … bakımından ise husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir. 
HÜKÜM: Yukarıda belirtilen nedenlerle; 
1-)Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı yazılı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-)… Genel Müdürlüğü aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddine, 
3-)İşveren…Madencilik Akaryakıt Nakliyat Orman Ürünleri İnş. Tur. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından yapılan FESHİN GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının İŞE İADESİNE,
4-)Davacının yasal sürede işe başvurmasına rağmen, işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının işçinin 5 (BEŞ) aylık ücreti olarak belirlenmesine,
5-Davacının işe iade için işverene süresi içinde başvurması halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar doğmuş bulunan en çok 4 (DÖRT) aylık ücret ve diğer haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin belirlenmesine,
6-Karar tarihi itibariyle alınması gerekli olan 35,90 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 31,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 4,50 TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
7-Davacı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan tarife uyarınca 2.180,00 TL vekalet ücretinin davalı … Madencilik Akaryakıt Nakliyat Orman Ürünleri İnş. Tur. San. Tic. Ltd.Şti’den alınıp davacıya verilmesine,
8-Davalı … Genel Müdürlüğü vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan tarife uyarınca 2.180,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı … Genel Müdürlüğüne verilmesine,
9-Davacı tarafça sarf edilen, 338,40 TL yargılama giderinin davalı … Madencilik Akaryakıt Nakliyat Orman Ürünleri İnş. Tur. San. Tic. Ltd. Şti’den alınıp davacıya verilmesine, davalı şirketin yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
10-Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, karardan bir örneğin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11-Taraflarca yatırılan gider avanslarından varsa kullanılmayan bakiyelerinin ilgili tarafa iadesine, 
12-Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 02.10.2018 gününde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. 

 AYRIMCILIK TAZMİNATINA DAİR BİLİNMEYENLER

 AYRIMCILIK TAZMİNATINA DAİR BİLİNMEYENLER

İş yerinde bana ayrımcılık yapılıyor? Ona zam yapıldı bana neden yapılmıyor? Bu gibi sorulara sıkça muhatap oluyoruz iş hayatında. Tüm bunların temelinde AYRIMCILIK yatıyor olabilir. Ayrımcılık yasağının temeli; yürürlükteki 4857 sayılı İş Kanunumuzun 5. maddesindeki “eşit davranma ilkesi”dir. Bu ilke doğrultusunda işveren, işçileri arasında ayrım gözetmeksizin onlara eşit muamelede bulunma yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülüğün ihlali, ayrımcılık tazminatını doğurur.

 

AYRIMCILIK TAZMİNATININ ÖN ŞARTLARI

            Ayrımcılık tazminatını talep edebilmek için, öncelikle işyerinde çalışan ve “işçi” olarak nitelendirilebilen birden fazla işçi bulunmalıdır. Tabi birden fazla işçi bulunması yetmez. Kıyaslanan davranışlar arasında zaman bütünlüğü olmalıdır. Yıllar önce işverence gerçekleştirilen bir davranışın şimdi gerçekleşmemesini çoğu zaman ayrımcılık olarak nitelendirmek mümkün olamayacaktır.

 

HANGİ DAVRANIŞLAR AYRIMCILIK OLARAK NİTELENDİREBİLİR?

SAĞCI-SOLCU, ALEVİ-SÜNNİ, BEYAZ-ZENCİ VS. AYRIMI

  • İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz. (İşveren, işçilerine karşı İş Kanunumuzun yanında Anayasamızın 10. Maddesince de güvence altına alınan eşitlik ilkesine aykırı davranışlarda bulunursa bu muameleye maruz kalan işçi ayrımcılık tazminatı talep edebilmektedir.)

 

TAM ZAMANLI-PART TIME AYRIMI

  • İşveren, esaslı sebepler olmadıkça tam süreli çalışan işçi karşısında kısmî süreli çalışan işçiye, belirsiz süreli çalışan işçi karşısında belirli süreli çalışan işçiye farklı işlem yapamaz. (Örnek olarak: Farklı yeteneklere sahip işçiler arasında ücretler yönünden, işçilerin nitelikleri göz önünde tutularak ayrım yapılabilir. Yargıtay işyerinde çalışan işçiler için farklı fesih bildirimi süreleri öngören sözleşme hükümlerini (kıdemli işçiler için artırılmış, buna karşılık belirli bir tarihten sonra işe giren daha az kıdeme sahip işçiler için yasal fesih bildirimi sürelerinin uygulanması) eşitlik ilkesine aykırı bulmamıştır.)

 

HAMİLELİK AYRIMCILIK SEBEBİ DEĞİLDİR

  • İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz. (Biyolojik açıdan veya iş koşulları açısından bir sorun olmadığı halde işçinin sadece hamile olması; işe alınmamasına veya işten çıkarılmasına sebep olamaz. Aynı şekilde iş akdi devam ederken hamilelik sebebiyle feshe zorlanması da mobbing olarak nitelendirilecektir. Tabi bu sebeple iş akdini fesheden işçi, ayrımcılık tazminatına da hak kazanacaktır.)

 

KADIN-ERKEK AYRIMI

  • Aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz. (Benzer ya da aynı değerde işlerde çalıştırılacak olan erkek veya kadın işçi arasında cinsiyete bağlı olarak ücret ayrımı yapılamaz.)

 

AYRIMCILIK TAZMİNATI NASIL HESAPLANIR?

İş ilişkisinde veya sona ermesinde yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında işçi, dört aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminattan başka yoksun bırakıldığı haklarını da talep edebilir.” Yani görüleceği üzere işçinin dört aya kadar ücret tutarı bunun yanında varsa yoksun bırakıldığı haklarının toplamı ayrımcılık tazminatının konusun oluşturmaktadır.

 

AYRIMCILIK YAPILDIĞINI İŞÇİ İSPATLAMALIDIR.

İspat yükü ise 20 nci madde hükümleri saklı kalmak üzere işçinin üzerindedir. Ancak, işçi bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü bir biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat etmekle yükümlü olur.

 

AYRIMCILIK TAZMİNATI İŞE İADE İLE BİRLİKTE TALEP EDİLEBİLİR Mİ?

“…Hamilelik nedeniyle yapılan fesih işlemi, işe iade davasında İş Kanunu’nun 18/3-d maddesi uyarınca geçersiz sayılıp, işçinin işe iadesi ile işe başlatılmaması halinde 21. madde uyarınca iş güvencesi tazminatına hükmedilmiştir. İşverenin yaptığı fesih işlemi, ayrıca ayrımcılık yasağını ihlal etse bile, yine de sonuç değişmeyecek ve feshin geçersizliği ile işçinin işe iadesine karar verilecektir. Yasa’nın 21. maddesindeki özel düzenleme nedeniyle işe iade davasına bakan mahkeme, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iade ile işe başlatmama tazminatına hükmedecek, işe başlatmama tazminatı yanında ayrıca ayrımcılık tazminatına hükmedemeyecektir. Üstelik 21. maddedeki tazminat en az dört aya kadarki ücret tutarında, 5. maddedeki tazminat ise en çok 4 aya kadarki ücret tutarında olup 21. madde işçi lehinedir. Aksinin kabulü halinde, ayrımcılık yasağının gündeme geldiği her işe iade davasında, davayı kabul eden mahkeme, hem iş güvencesi tazminatına hem de ayrımcılık tazminatına hükmetmek zorunda kalacaktır…” (Yargıtay 9. HD:, E. 2010/13065 K. 2012/23353)

                                                                                                                                             

 

BAZI İŞÇİLERE ZAM YAPILMAMASI AYRIMCILIK OLUŞTURUR MU?

“…ücret artışı yapılan ve yapılmayan sürücü olarak çalışan işçilerin performansları karşılaştırılarak bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve performanslar belirlenerek gerçekten ücret artışı yapılan sürücü olarak çalışan işçilerin performanslarının davacıdan ve ücret artışı yapılmayan diğer sürücü işçilerden daha yüksek olduğunun anlaşılması halinde fark alacak talepleri ile şimdiki gibi ayrımcılık tazminatı isteminin reddine karar vermektir. Ancak ücret artışlarının performansa dayalı yapılmadığı anlaşılır ise ayrımcılık tazminatı talebi ile şimdiki gibi fark alacak taleplerinin kabulüne karar vermek gerekmektedir. Yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…”(Yargıtay 7. HD. 2014/12859 E. 2014/19854 K.)

                                                                                                                                             

 

EŞİTLİĞİN, AYNI STATÜDEKİ İŞÇİLER ARASINDA GÖZETİLMESİ GEREKİR.

 “…Somut uyuşmazlıkta davalı işveren emsal gösterilen iki işçi dışında tüm işçilere % 9 oranında, emsal gösterilen iki işçiye ise % 25 oranında zam uygulamıştır. Davacı ile % 25 zam uygulanan işçiler dosya içeriğine göre aynı konumda ve eşil değildirler. İki işçi dışında davacı dahil diğer işçilere bir hak sınırlandırılması getirilmemiştir. % 25 zam uygulanan işçiler farklı konumda olup, bu uygulama işverenin yönetim hakkı kapsamında kaldığından, davalının eşit işlem borcuna aykırı davrandığından söz edilemez. Mahkemece davanın reddi yerine hangi haklı ya da yasal gerekçe ile % 9 zam uygulandığı olgusunun açıklanamadığı ve objektif bir nedenin varlığı ispatlanamadığı gerekçesi ile kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” (Yargıtay 9.HD. 2012/22794 E. 2014/22459 K.)

                                                                                                                                             

Ayrımcılık tazminatı, iş hukukunun önemli konularından biridir. Ancak tespiti ve hukuki nitelendirmesi uzmanlık gerektirir. Benzer bir durumla karşılaşmanız halinde, bu konuda uzman hukukçulara danışmanız haklarınızın zayi olmaması açısından önemlidir.

 

                                                                                              ENER AVUKATLIK BÜROSU

İŞÇİNİN İKİNCİ BİR İŞTE ÇALIŞMASI, İŞVERENE HAKLI FESİH İMKANI TANIR MI?

 İŞÇİNİN İKİNCİ BİR İŞTE ÇALIŞMASI, İŞVERENE HAKLI FESİH İMKANI TANIR MI?

Günümüzde ekonomik şartların ağırlaşmasından dolayı kişilerin ek işe yöneldiği, mevcut işinden farklı olarak ikinci bir işte de çalıştığı görülmektedir. Peki ek iş yapan veya ikinci bir işte çalışmak isteyen işçinin işine işveren son verebilir mi?

Öncelikle bu hususa girmeden önce bakmamız gereken nokta; işçi işveren ilişkisinin düzenlendiği 4857 Sayılı İş Kanunumuzdur. İş Kanunu’muzun 25. Maddesi işverene haklı nedenle fesih hakkı tanınan halleri belirtmiştir. İşveren, işçiden kaynaklı sağlık sebepleri, işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan halleri, zorlayıcı sebepler ve işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın 17. maddedeki bildirim süresini aşması durumlarında iş akdini haklı nedenle feshedebilmektedir. Burada bir diğer önemli nokta ise; iş akdi, işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymadığı haller hariç diğer haklı nedenle fesih sebeplerinden biri ile feshedilirse, işçi kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanabilmektedir. İşveren, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan bir sebepten dolayı haklı nedenle fesih yoluna gider ise işçi herhangi bir tazminata hak kazanamayacaktır.

İŞÇİNİN İKİNCİ BİR İŞTE ÇALIŞTIĞINI ÖĞRENEN İŞVEREN FESİH HAKKINI HANGİ SÜREDE KULLANMAZSA FESİH HAKKI ORTADAN KALKAR?

Bu husus da İş Kanunu’muzun 26. maddesinde düzenlenmiştir: “24 ve 25 inci maddelerde gösterilen ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallere dayanarak işçi veya işveren için tanınmış olan sözleşmeyi fesih yetkisi, iki taraftan birinin bu çeşit davranışlarda bulunduğunu diğer tarafın öğrendiği günden başlayarak altı iş günü geçtikten ve her halde fiilin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl sonra kullanılamaz. Ancak işçinin olayda maddi çıkar sağlaması halinde bir yıllık süre uygulanmaz.

 

Yukarıdaki maddede de görüleceği üzere işveren haklı nedenle fesih sebebini öğrendikten 6 gün içinde sözleşmeyi haklı nedenle derhal feshedebilmektedir. Söz konusu madde bunun dışında genel bir süre de belirtmiştir: her halde fiilin gerçekleşmesinden itibaren 1 yıl. Bu süreler hak düşürücü süre niteliğinde olduğundan sürelerin geçmesi ile haklı nedenle derhal fesih hakkının kullanılması imkansız hale gelecektir. Ancak işçi olayda maddi çıkar sağlamış ise üst sınır olan bir yıllık süre uygulanmayacaktır. Aynı şekilde süreklilik arz eden eylemlerde süreler her seferinde yeniden başlayacaktır. Bu şekilde hak kayıplarının önüne geçilmeye çalışılmaktadır.

 

Şimdi gelelim asıl sorumuza: İşçi mevcut işinin yanında ikinci bir işte çalışır ise işveren buna dayanarak iş akdini haklı olarak feshedebilecek midir? Yukarıda belirttiğimiz üzere İş Kanunu’muzun 25. maddesinde böyle bir kısıtlayıcı hüküm bulunmamaktadır. Ancak yerleşik uygulama, Yargıtay kararları ve doktrinsel tartışmalara bakacak olursak bu hususta bazı sınırlandırmalar olduğu görülecektir. Öncelikle taraflar iş akdinde bu hususa dair bir düzenleme yapabilirler. Buradan anlıyoruz ki, işçi ile işveren aralarında anlaşır ise işçi mevcut işinin yanında ikinci bir işte çalışabilecektir.

PEKİ YA SÖZLEŞMEDE İKİNCİ İŞTE ÇALIŞILAMAYACAĞINA DAİR BİR DÜZENLEME YOK İSE?

Bu ihtimalde, her olay kendi özelinde değerlendirilecek ve somut olayın özelliklerine göre bir sonuca gidilecektir. Sözleşmede ikinci işte çalışılamayacağına dair bir yasak olmasa dahi işçi, ilk işindeki performansının düşmesine sebebiyet verecek şekilde ikinci bir işte çalışamayacaktır.

İşçinin ikinci bir işte çalışmasının yasak olduğu hallere örnek olarak;

  1. İşçinin ilk işi ile doğrudan rekabet halinde olan bir işte çalışması
  2. İşçinin ilk işi için kullandığı yıllık izninde ikinci işte çalışması (Çünkü İş Kanunumuzda da belirtildiği üzere işçi yıllık iznini dinlenme amaçlı olarak kullanmaktadır. Ücretli olarak ikinci bir işte çalışırsa dinlenme hakkını ihlal etmiş olacaktır. Bu nedenle işveren haklı nedenle fesih yoluna gidebilecektir.)
  3. Bunun yanında işçi, hafta tatilinde de ikinci işi için çalışmaya devam ediyorsa, bu durumda da işveren haklı olarak iş akdini feshedebilecektir. Nitekim hafta tatili ücreti ilk işveren tarafından zaten işçiye ödenmektedir. Bunun ihlali yıllık izinde çalışma ile eşdeğerde olacaktır.
  4. İşçinin ikinci işteki çalışma süresiyle birlikte günlük çalışma süresinin 11 saati aşması veyahut işçinin bir yıllık fazla çalışma süresinin toplamda 270 saati aşması doğal olarak performansında olumsuz şekilde etkili olacağından işverence haklı nedenle fesih sebebi yapılabilecektir. Tabi azami çalışma saatlerinin aşılması her koşulda haklı fesih nedeni olmaz Önemli olan fazla çalışmanın ilk işe olumsuz etkide bulunmasıdır. Bu bağlamda aşırı sürelerle çalışma, performans düşüklüğü için ancak bir emare olabilir.

 

Sonuç olarak; iş sözleşmesinde buna dair bir yasak yok ise işçi ikinci bir işte de çalışabilir. Ancak bunu yaparken ilk işin olumsuz etkilenmemesine ve İş Kanununda belirtilmiş bazı hususları ihlal etmemeye özen gösterecektir.

                                                                                                ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

 İŞ KANUNU’NA TABİ OLMAYAN İŞÇİLERİN HAKLARI NELER?

 İŞ KANUNU’NA TABİ OLMAYAN İŞÇİLERİN HAKLARI NELER?

İş Kanunu’na tabi olmadığı için hiçbir hakkı olmadığını düşünen birçok insan olduğunu gördük. O yüzden tamamen yanlış bu düşünceyi ortadan kaldırmak ve işçilerin ne haklarını olduğunu göstermek için yasayı ele aldık. Önce kimdir bu İş Kanunu’na tabi olmayanlar, oradan başlayalım…

 

İŞ KANUNA TABİ OLMAYAN İŞÇİLER KİMLERDİR?

4587 Sayılı İş Kanunumuzun 4. maddesi iş kanunu kapsamına girmeyen işleri saymaktadır: “-Aşağıda belirtilen işlerde ve iş ilişkilerinde bu Kanun hükümleri uygulanmaz;

  1. a) Deniz ve hava taşıma işlerinde,
  2. b) 50’den az işçi çalıştırılan (50 dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde,
  3. c) Aile ekonomisi sınırları içinde kalan tarımla ilgili her çeşit yapı işleri,
  4. d) Bir ailenin üyeleri ve 3 üncü dereceye kadar (3 üncü derece dahil) hısımları arasında dışardan başka biri katılmayarak evlerde ve el sanatlarının yapıldığı işlerde,
  5. e) Ev hizmetlerinde,
  6. f) (…) (1) çıraklar hakkında,
  7. g) Sporcular hakkında,
  8. h) Rehabilite edilenler hakkında,

ı) 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanununun 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde.”

 

Aslında İş Kanunu’na tabi olmayan birden fazla kesim olsa da, günlük hayatta karşımıza sıklıkla çıkan grup uçucu personellerdir. Havayolu şirketlerinin taşıma işlerinde çalışan host, hostes, kabin amiri, pilot ve yardımcı pilotlar maalesef İş Kanunu kapsamında değildir. Toplu İş Sözleşmesi sebebiyle THY personelinin İş Kanunu’na tabi olduğunu da belirtmekte fayda var tabi.

Peki zor şartlarda çalışmasına rağmen kıdem tazminatına dahi hak kazanamayan ve iş güvencesi olmayan bu kişilerin hakları nelerdir?

 

BELİRLİ SÜRELİ SÖZLEŞME BELİRSİZ SÜRELİ SÖZLEŞMEYE NASIL DÖNÜŞÜR?

Birbiri ardına yapılan belirli sözleşmelerle, işçiler her an işsiz kalma korkusuyla karşı karşıya bırakılmaktadır. Ancak Borçlar Kanunu bu konuya sınırlama getirerek, belirli sözleşmelerin arka arkaya yapılmasını ancak esaslı bir sebebe dayanması halinde geçerli kabul etmiştir.

Borçlar Kanunumuzun 430. maddesinde belirli süreli iş sözleşmelerini tanımlanmış; “Belirli süreli hizmet sözleşmesi, aksi kararlaştırılmadıkça, fesih bildiriminde bulunulmasına gerek olmaksızın, sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer.

Belirli süreli sözleşme, süresinin bitiminden sonra örtülü olarak sürdürülüyorsa, belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür.

Ancak, esaslı bir sebebin varlığı hâlinde, üst üste belirli süreli hizmet sözleşmesi kurulabilir.”

İş Kanunu’na paralel düzenleme içeren bu maddeye göre belirli süreli sözleşme sürenin dolmasıyla sona erer, esaslı neden olmadıkça yapılamaz veya yenilenemez. Eğer belirli süreli sözleşme esaslı neden yok iken yapılırsa veya sözleşme örtülü olarak devam ettirilirse belirsiz süreliye dönüşür.

Laf karmaşasına girmeden ve hukuki terimlerden sıyrılarak ifade etmek istiyorum ki; Borçlar Kanunu’ na tabi olarak havayollarında birbiri ardına yapılan belirli süreli sözleşmelerle çalışan uçucu personellerin sözleşmeleri aslında belirsiz sürelidir. Peki sözleşmenin belirsiz süreli olmasının işçiye ne faydası olacaktır?

 

BELİRLİ SÜRELİ SÖZLEŞME İLE BELİRSİZ SÜRELİ SÖZLEŞME ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Belirli süreli sözleşme, sürenin sonunda kendiliğinden sona eren, işçiye sürenin sonunda kıdem tazminatı, ihbar tazminatı gibi haklar vermeyen, işe iade imkanı tanımayan sözleşme tipidir. Her ne kadar, uçucu personel İş Kanunu’na tabi olmadığı için işe iade imkanından yararlanamaz ise de, belirsiz süreli sözleşme ile çalışmakta iken işveren tarafından işten çıkarılmak istenirse, ihbar sürelerine uyulması gerekecektir. Yani “ha diyince” işten çıkarılamayacaktır. Olur da çıkarılır ise, çalışma süresine göre belirlenecek ihbar süresine ilişkin tazminatını işverenden talep edebilecektir.

 

UÇUCU PERSONELİN DE İHBAR TAZMİNATI HAKKI VAR MI?

Borçlar Kanunu’na göre, belirsiz süreli iş akdine bağlı olarak çalışan işçilerin ihbar önelleri vardır. Hizmet sözleşmesi; bildirimin diğer tarafa ulaşmasından başlayarak, hizmet süresi bir yıla kadar sürmüş olan işçi için iki hafta sonra; bir yıldan beş yıla kadar sürmüş işçi için dört hafta ve beş yıldan fazla sürmüş işçi için altı hafta sonra sona erer.” Yani fesihten önce karşı tarafa bir bildirim yapılmalıdır. Hizmet sürelerine göre bildirimden itibaren hizmet akdinin devam edeceği süre 1 yıla kadar sürmüş hizmetler için 2 hafta, 1 yıldan 5 yıla kadar sürmüş hizmetlerde 4 hafta, 5 yıldan fazla süren hizmetler için ise 6 haftadır. Bu süreler sonunda sözleşme sona ermiş olacaktır.

Daha basit ifadeyle, işveren 3 yıllık kıdemi olan işçiyi işten çıkarmak isterse, bunu en erken 4 hafta sona yapabilecektir. Hiç ihbar süresi tanımadan işten çıkarmak isterse, 1 yıllık kıdemi olana 2 haftalık ücretini, 1-5 yıl arası kıdemi olana 4 haftalık ücretini, 5 yıldan fazla kıdemi olana da 6 haftalık ücretini ödemek zorundadır. Görüldüğü üzere, İş Kanunu’nda yer alan ihbar tazminatı düzenlemesi, Borçlar Kanunu’nda da mevcuttur ve süreye uyulmadan yapılan işten çıkarımlarda, işçiler ihbar tazminatını işverenden talep edebilirler.

 

İŞVEREN İŞÇİYİ HAKSIZ İŞTEN ATARSA, İŞÇİNİN TAZMİNAT HAKKI VAR MI?

İşçi İş kanunda olduğu gibi her zaman işverene ve kendine karşı koruma altındadır. Nitekim hizmet sözleşmesinin fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işveren, işçiye fesih bildirim süresine ait ücretin üç katı tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür.

            Görüldüğü gibi, işveren kötü niyetle işçiyi işten çıkarırsa, ihbar süresinin 3 katı tutarında tazminatı ödemek zorundadır. İş Kanunu’ndaki kıdem tazminatının farklı bir görünüş şeklidir bu esasen. Nasıl ki; İş Kanunu’nda işveren işçiyi haksız yere işten çıkarırsa kıdem tazminatı ödemek zrounda ise, Borçlar Kanunu’nda da haklı sebep olmaksızın işçiyi işten çıakran işveren, fesihte kötü niyetli ise ihbar sürtesinin 3 katı tutarında tazminatı ödemekle yükümlü kılınmıştır.

            Tüm bunlardan başka, 438/3. Fıkrada; işverence haksız yere işçi işten çıkarılırsa, hakim 6 aylık maaşı geçmeyecek bir tazminatın işçiye ödenmesine karar verebilir demektedir.

Sonuç olarak; İş Kanunu’na tabi olmayan işçilerin de tazminat hakları vardır. İsmi kıdem tazminatı olmasa da, miktar olarak ona yakın ve hatta bazen fazla tazminat hakkı da doğmaktadır. Bu yazıda değinemediğimiz daha birçok hususa da, yeri geldikçe değinmeye çalışacağız. Tavsiyemiz, İş Kanunu’na tabi olmadığınız için hiçbir hakkınız olmadığını düşünmemeniz. Mutlak iş Hukuku’nda uzman bir hukukçuya danışarak haklarınızı öğrenin.

 

                                                                                                   ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İŞVERENLERİN YENİ OYUNU

İŞVERENLERİN YENİ OYUNU

Son zamanlarda işçi-işveren ilişkisine dair kulağıma ilginç duyumlar gelmeye başladı. Hem de birkaç yerden… Konu ise ilginç..

İşçi işten çıkarken ne tür bir belge imzalarsa imzalasın, mahkemeler genelde işçi aleyhine olan bu belgeleri geçerli saymıyor ve ekseriyetle işçi lehine yorumlamayı tercih ediyor. 4857 sayılı yasanın işçiyi koruyan yapısı, işverene karşı güçsüz konumda işçinin korunması gerektiği gibi sebepler de esasen bunu gerektiriyor. Tabi bu durum, gayet işçiden gelen talep üzerine işverenin iyi niyetle yaptığı ikale (yani işçi ile işverenin anlaşarak iş akdinin sona erdirilmesi) anlaşmaları açısından da işvereni zor duruma sokuyor. Zira, işçinin durduk yere işi bırakmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dolayısıyla bu ikalenin, aslında işveren feshi olduğu, haliyle kıdem ve ihbar tazminatının işçiye ödenmesi gerektiği gibi kararlara konu olabiliyor.

Her çalışanın eğitim düzeyi ve iş hukukuna hakimiyeti aynı değil malumunuz. İşten çıkması veya çıkarılması durumunda hangi haklara sahip olduğunu çoğu kimse hala bilmiyor. Bu yönde insanları bilgilendirmeye yönelik ne kadar yazı yazarsak yazalım, interneti bu yönde ve aktif olarak kullanmayan kesim için, bu yazıların da çok bir anlamı yok maalesef.

İş hukukuna dair haklarını bilmeyen işçilerin işten ayrılmaları durumunda, konuya daha hakim olan işveren süreci yönlendiriyor. Tabi böyle bir anlaşma sürecinde de kazanan daima işveren oluyor. Çünkü işçi, hak ettiğinin çok altında bir tazminatla yollarını ayırıyor. Bazıları ise, az da olsa tazminatını aldıktan sonra, dava yoluna gidiyor ve hakkını arıyor ise de, bu sayı 3ü 5i geçmiyor maalesef. Anlaşma yapmasına rağmen yine de işçinin dava yoluna gitmesi ve işverenin davayı kaybetmesi, işverenleri başkaca çareler aramaya itmiş.

İşte bunlardan sonuncusu da; İŞÇİYE ÖNCE DAVA AÇTIRIP BİR GÜN SONRA DAVADAN FERAGAT ETTİRMEK…

İlk duyduğunuzda pek bir anlam vermediğiniz bu yol, işverene kesin sonuç sağlıyor. Nasıl mı?

İşçi ile yazılı hangi belgeyi imzalarsanız imzalayın, işçinin gerçek iradesini yansıtmadığı için geçerli sayılmayabiliyor. Anlaşma tutanağına, change.org ile 100.000 imza da bulsanız, sonuç değişmiyor. Haliyle işveren de, uyuşmazlığı kesin olarak çözmeyen bu ikalenin yerine daha garanti bir çözüm arıyor. İşçinin Mahkeme önünde gösterdiği iradesi gerçek iradedir ve fesada uğradığı söylenemez. Çünkü feragat Mahkeme kaleminde ve Yazı İşleri Müdürü’nün huzurunda yapılıyor. Baskı, tehdit gibi iradeyi sakatlayan hallerin burada var olduğu pek söylenemez. Çünkü, hukuk feragate önemli sonuçlar yüklemiş. Bunu öğrenen işveren, işçiyle ödeyeceği tazminat konusunda anlaştıktan sonra, bir çalışanı ile işçiyi adliyeye göndererek dava açtırıyor. Ertesi gün işçi giderek davadan feragat ediyor ve anlaştığı miktarı işverenden alıyor. Bu aşamadan sonra işçinin artık dava açma hakkı YOK!!!

Peki nedir bu? Kanunu ve işçinin hukuki bilgisizliğini kullanarak işçinin hakkını gasp etmek değil midir?

Diğer yandan, iyi niyetli işverenin kendini korumak için başvurduğu masumane bir yol olarak düşünenleriniz olabilir. Ancak usulüne ve olayın özelliklerine uygun bir ikale sözleşmesi ile de aynı sonuca gidilebileceği düşünüldüğünde, masumane lafı çok iyimser kalıyor. İşverenin yaptığı, KOLAYCILIK oluyor.

TAVSİYEMİZ….

Benzer bir teklifle karşı karşıya kalırsanız, mutlaka bir hukukçuya DANIŞIN!! UNUTMAYIN Kİ ORTADA BİR DAVA VARSA, MUTLAKA BİR AVUKAT DA OLMALI!!

                                                                                                  Av. Selçuk ENER

                                                          

KÖTÜ NİYET TAZMİNATI NEDİR?

KÖTÜ NİYET TAZMİNATI NEDİR?

İş hukukumuzda çalışan kişilerin işten ayrıldıktan sonra mağduriyetini gidermek adına 3 farklı tazminat sistemi düzenlenmiştir. Bunlar; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve kötü niyet tazminatıdır.

*Kıdem tazminatı; belirli şartları sağlayan kişilere verilen, çalışılan süre ile brüt ücretin çarpılması sonucu elde edilen tutardır.

*İhbar tazminatı; İş Kanunumuzun 17. maddesinde belirtilen ihbar sürelerine uyulmaması nedeniyle(haklı fesih halleri müstesna), uymayan tarafın karşı tarafa ödemek zorunda olduğu tutardır.

 

İŞE İADE DAVASI AÇMA HAKKI BULUNMAYANLAR İÇİN KÖTÜ NİYET TAZMİNATI HAKKI

*Kötü niyet tazminatı ise; iş güvencesinden yararlanamayan (30 veya daha az işçi çalıştırılan işyerlerinde 6 aydan az kıdemi olan) işçiler açısından, belirsiz süreli iş akdinin işveren tarafından kötü niyetli olarak feshedilmesi sonucunda gündeme gelmektedir. İşçi, iş akdinin kötü niyetli olarak feshedildiğini ispatla mükelleftir. İş Kanunumuzun 17. maddesinin 6. fıkrasında, kötü niyet tazminatının tanımını yapılarak bu kötü niyetli fesih karşılığında işçiye ne kadar tazminat ödeneceği hükme bağlanmıştır:

İşverenin bildirim şartına uymaması veya bildirim süresine ait ücreti peşin ödeyerek sözleşmeyi feshetmesi, bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddesi hükümlerinin uygulanmasına engel olmaz. 18 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir.

            Ayrıca 854 sayılı Deniz İş Kanununun 16. maddesinde de;  “Gemi adamının sendikaya üye olması, şikayete başvurması gibi sebeplerle işinden çıkarılması hallerinde ve genel olarak hizmet akdini bozma hakkının kötüye kullanıldığını gösteren diğer durumlarda “B” bendinde yazılı önellere ait ücretlerin üç katı tutarı tazminat olarak ödenir” ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 434. Maddesinde de; “Hizmet sözleşmesinin fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işveren, işçiye fesih bildirim süresine ait ücretin üç katı tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür” şeklinde kötü niyet tazminatı düzenlenmiştir. Ancak 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun(Basın İş Kanunu) kötü niyet tazminatına yer vermemiştir.

 

KÖTÜ NİYET TAZMİNATI DAVASI- İŞE İADE DAVASI FARKLARI

  • İşe iade davasında feshin geçerli sebebe dayandığı hususunda ispat yükü işverende iken, kötü niyet tazminatı davasında, ispat yükü işçidedir.
  • İşe iadeye karar verildiği hallerde işe başlatmama halinde öngörülen işe başlatmama tazminatı 4-8 maaş tutarında iken, kötü niyet tazminatı, ihbar süresinin üç katı tutarındadır.
  • İşe iade davasında boşta geçen süre ücretine hükmedilirken, kötü niyet tazminatında böyle bir düzenleme yoktur.

Sonuç olarak; işyerinde çalışan işçi sayısı 30un altında ise veya en az 6 aylık kıdeminiz yok ise, işe iade davası açmanız mümkün değildir. Ancak böyle bir durumla karşılaştığınızda, kötü niyet tazminatı için dava açabileceğinizi unutmayın. İş Hukuku alanında uzman bir hukukçudan destek almanın da, bir o kadar önemli olduğunu hatırlatmak isteriz.

ENER AVUKATLIK BÜROSU

İŞ DAVALARINDA DEVRİM NİTELİĞİNDE TEFRİK(AYIRMA) KARARI

 İŞ DAVALARINDA DEVRİM NİTELİĞİNDE TEFRİK(AYIRMA) KARARI

İşçi tarafından açılan işçi alacakları davası, netice-i taleplerin fazlalığı açısından objektif dava yığılmasının(birleşmesinin) en sık görülen türüdür. Çünkü işçi, hem kıdem ve ihbar tazminatını, hem fazla mesai ücretlerini, hem genel tatil ücretlerini, hem kullanmadığı yıllık izinlerine ait ücretlerini tek bir dava ile talep eder.

HUMK’da açıkça yer almamasına karşın uygulamada var olan dava yığılması, 6100 sayılı HMK’da açıkça düzenlenmiştir. Birden fazla talebin aynı davalıya karşı tek bir dava ile ileri sürülmesi yani kümülatif dava yığılması hususunda, geçtiğimiz hafta devrim niteliğinde bir tefrik(ayırma) kararı aldık. Usul açısından zaten mümkün olmasına karşın, iş davalarında, taleplerin tefriki ile pek karşılaşılmamaktadır. Esasen kararı değerli kılan da budur.

 

CEZA YARGILAMASI 4-5 YIL SÜREBİLMEKTEDİR

Feshin kim tarafından yapıldığı ve/veya haklı olup olmadığı, kıdem ve ihbar tazminatı davaları açısından yargılamanın temelini teşkil etmektedir. Tabi kimi zaman, fesih ile birlikte işveren aynı zamanda suç duyurusunda da bulunduğundan, tazminat davası, ceza yargılamasının neticelenmesini beklemek zorunda kalır. Mahkemelerin iş yoğunluğunun üzerine bir de istinaf ve temyiz incelemesi eklenince, bir ceza yargılaması 4-5 sene sürebilmektedir. Kıdem ve ihbar tazminatına kavuşmak isteyen işçi ise, ceza yargılaması neticelenmeden bu hakkında kavuşamamaktadır.

Kimi zaman işveren, sırf tazminat ödememek veya geç ödemek adına işten çıkan işçisi hakkında suç duyurusunda da bulunur ki, titiz bir soruşturma olmaz ise, işçi yok yere ceza kovuşturması geçirir ve aynı zamanda tazminat alacaklarına yıllar sonra kavuşur. Tabi bu durum hem adaletin geç tecelli etmesine hem de işverenin ortadan kaybolması ile işçinin hakkını alamamasına sebep olabilmektedir.

 

FAZLA ÇALIŞMA, İZİN, AGİ, VS. İÇİN BEKLEMEYE GEREK YOK

Feshin şekline ve kim tarafından yapıldığına bağlı olmayan alacaklar açısında ise durum daha vahimdir. Fazla çalışma alacağı, yıllık izin alacağı, genel tatil ve milli bayram ücreti alacakları gibi çalışmakla veya fesihle hak kazanılan alacaklar için, feshin haklı-haksız olmasının bir önemi yoktur. İşçi fazla çalışma yapmakla zaten ücrete hak kazanmıştır. İşçi işveren karşı suç işlemiş olsa da, sonuç değişmez.

İşçi alacakları davasında, tüm alacak talepleri tek davada ileri sürülmekte ise de, olası bir ceza yargılaması halinde tüm talepler için bekletici mesele yapılmasına lüzum yoktur. Mahkemece tefrik kararı verilerek kıdem ve ihbar tazminatı dışındaki alacaklar için yargılamaya devam olunarak karar vermek için hukuki hiçbir engel bulunmamaktadır. Ancak maalesef uygulamada tefrik kararı kolay kolay verilmemektedir.

 

KARAR EMSAL OLACAK NİTELİKTE

Geçtiğimiz hafta benzer bir davada, ceza davasının kıdem ve ihbar dışındaki alacaklar için bekletici mesele yapılamayacağını ve bu alacaklar yönünden dosyanın tefrik edilerek yargılamaya devam edilebileceğini talep ettiğimiz duruşmada, hakim gayet yerinde bir kararla tefrik talebimizin kabulüne karar verdi. Bu sayede, işçiye kıdem ve ihbar tazminatı dışındaki alacaklarına daha erken kavuşma imkanı sağlanmış oldu.

İşte o karar;

“GECİKMİŞ ADALET ADALET DEĞİLDİR.”

İşe iade sürecini 2+2=4 ay olarak düzenleyen bir kanundan bahsediyoruz. Kanun koyucu, iş davalarının süratle sonuçlanmasının öneminin farkında. Uygulayıcılar ve biz avukatlar da bu doğrultuda hareket edersek, hak kayıplarının önüne geçmek ve adaletin zamanında tecelli etmesini sağlamak hiç de zor olmayacaktır.

 

                                                                                                    ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

 

İŞÇİYE ZAM YAPILMAMASI AYRIMCILIK OLUŞTURUR MU?

AYRIMCILIK TAZMİNATI NEDİR?

Ayrımcılık tazminatı İş Kanunu’nun 5. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre;

İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz.

İşveren, esaslı sebepler olmadıkça tam süreli çalışan işçi karşısında kısmî süreli çalışan işçiye, belirsiz süreli çalışan işçi karşısında belirli süreli çalışan işçiye farklı işlem yapamaz.

İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz.

Aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz.

İşçinin cinsiyeti nedeniyle özel koruyucu hükümlerin uygulanması, daha düşük bir ücretin uygulanmasını haklı kılmaz.

İş ilişkisinde veya sona ermesinde yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında işçi, dört aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminattan başka yoksun bırakıldığı haklarını da talep edebilir. 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 31 inci maddesi hükümleri saklıdır.

20 nci madde hükümleri saklı kalmak üzere işverenin yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davrandığını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak, işçi bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü bir biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat etmekle yükümlü olur.

 

ZAM YAPILMAMASI AYRIMCILIK OLUŞTURMAZ

Günlük hayatta, işçiler çoğu zaman işyerinde ayrımcılık yapıldığını ve kendini bu konuda haklı görerek iş akdini feshetmesi halinde kıdem tazminatına hak kazanabileceğini düşünmektedir. Ancak yukarıda hangi hallerin ayrımcılık oluşturduğu sayılmıştır. Bunlar dışındaki davranışlar veya durumlar ayrımcılık olarak nitelendirilmeyecektir.

İşçiler açısından ayrımcılık olarak nitelendirilen konuların en başında ZAM gelmektedir. İşyerindeki zam politikası, işçinin kıdemi, bilgi ve tecrübesi gibi hususlar işçinin maaşını ve zam oranını belirleyebilir. Kimi işyerlerinde ise, hiç hak etmediği halde yüksek maaş alan çalışanların olduğu da malumdur. Diğer işçiler açısından her ne kadar kabullenilemez olsa da bu durum, haklı fesih sebebi teşkil etmeyecektir. Hatta işyerindeki tüm işçilere zam yapılırken yalnız bir işçiye zam yapılmaması dahi, o işçi için haklı sebep teşkil etmeyecektir. Önemli olan, işçi ile işveren arasındaki sözleşmede zam yapılacağına dair hüküm bulunmasıdır. İşçi ile işveren arasında zam yapılacağı kararlaştırılmamışsa, işveren zam yapmak zorunda değildir.

Bu hususta Yargıtay 2016 tarihli kararında;

“…Mahkemece davacıya zam yapılmaması sebebiyle iş akdini haklı sebeple feshettiği gerekçesiyle ayrımcılık ve kıdem tazminatlarına hükmedilmiş ise de; bu sonuç dosya kapsamına uygun değildir. Şöyle ki; davacı diğer çalışanlara zam yapıldığı halde kendisine yapılmaması sebebiyle iş akdini haklı olarak feshettiğini iddia etse de; dosyada zam yapılması konusunda davacı işçi ile işveren arasında yazılı bir sözleşme yoktur. Davacı işçiye zam yapılmamasının işçiye haklı fesih olanağı tanımadığı ve iş akdinin feshinin haklı nedene dayanmadığı anlaşılmakla, ayrımcılık tazminatı ve buna bağlı olarak kıdem tazminatı taleplerinin reddi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir…”

(Yargıtay 9. HD. 2014/27211 E., 2016/619 K. Ve 13.1.2016 Tarih)

Şeklinde içtihatta bulunmuştur.

Görülen o ki, işveren eğer sözleşmede hüküm yok ise, işçiye zam yapmakla yükümlü değildir. Aynı şekilde, diğer çalışanlara zam yapılmış olsa dahi, zam yapılmayan işçi bu sebebe dayanarak iş akdini haklı fesih yoluna gidemeyecektir.

Tabi, bu durumda olan işçiler için başkaca haklı fesih sebepleri de bulunabilir. Durumunuzu ve işyerindeki şartları uzman bir hukukçuya anlatarak sizi iyi analiz etmesini ve sahip olduğunuz hakları tespit etmesini saplayabilirsiniz.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

YURT DIŞINDAKİ İNŞAAT İŞLERİ BELİRSİZ SÜRELİ KABUL EDİLDİĞİNDEN TAZMİNAT TALEP EDEBİLİRSİNİZ

 YURT DIŞINDAKİ İNŞAAT İŞLERİ BELİRSİZ SÜRELİ KABUL EDİLDİĞİNDEN TAZMİNAT TALEP EDEBİLİRSİNİZ

Özellikle Türk işçilerin yurt dışı çalışmaları sebebiyle işverenlerle sıkça karşı karşıya geldiği görülmektedir. Yaşanan problemlerin başında, işçinin tazminatsız işten çıkarılması, işe amade olmasına karşın iş verilmeyerek ücretinin ödenmemesi, sosyal haklarının kullandırılmaması gelmektedir.

İş sözleşmelerinin belirli süreli olduğu öne sürülerek süre bitince ya da proje sonuçlanınca kıdem ve ihbar tazminatı ödenmeden Türkiye’ye geri gönderilmektedir.

Unutulmamalıdır ki, yurtdışı müteahhitlik işlerinin, belirli süreli yapılamayacağı Yargıtay tarafından kesin kabul edilmiş ve bu konuda içtihat birliği sağlanmıştır. Aşağıda benzer olayda Yargıtay’ın verdiği karar yer almaktadır:

                                                                                                         

“…Davacı, davalı işyerinde kalıpçı ustası olarak 23.8.2002-19.11.2002 tarihleri arasında çalışmıştır. İş Kanunu uyarınca asıl olan taraflar arasında yapılan iş sözleşmesinin belirsiz süreli oluşudur. Hangi durumlarda belirli süreli iş sözleşmesi yapılacağı yukarda açıklanmıştır. Son zamanlarda Dairemizin genel görüşü yurtdışı müteahhitlik işlerinde işçiyle işveren arasında yapılan iş sözleşmelerinin belirsiz süreli olduğu kabul edilmiştir(Dairemizin 29.1.2013 gün 2011/42481 E. 2013/3360 K., 28.5.2013 gün ve 2011/45659 E. 2013/16114 K. sayılı karaları)…”

(YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 2013/6178 K. 2013/17934 T. 11.6.2013)

                                                                                                         

 

Buna göre, bir Türk firmasının yurtdışındaki bir inşaat işinde çalışan işçilerin, sözleşmeleri belirli süreli de olsa, kıdem tazminatına hak kazanacaktır.

Burada önemli olan iki kıstas vardır:

  1. İşçi ve işveren Türk olacak
  2. İşçinin en az 1 yıllık çalışması olacak

Bu şartları taşıyan işçiler işveren tarafından işten çıkarıldıkları takdirde, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacaktır. Yasadan kaynaklanan işveren için haklı fesih halleri saklıdır.

Diğer yandan, haklı sebebi bulunan işçiler de, iş sözleşmesinin HAKLI SEBEPLE FESHEDEREK kıdem ve ihbar tazminatını talep edebileceklerdir.

 

YURT DIŞI ÇALIŞMALARINDA HANGİ ÜLKE HUKUKU UYGULANIR?

Açılan davalarda, işverenler her ne kadar iş ilişkisinin yabancılık unsuru taşıdığını iddia ederek yabancı hukukun uygulanmasını talep etseler de, Kanunun emredici hükmü ve yerleşik içtihatlar, Türk Hukukunun uygulanacağını göstermektedir. Benzer bir olayda verilen karar aşağıda alıntılanmıştır:

                                                                                                                     

“…Davacı Türk uyruklu ve davalı da Türk Ticaret Sicilinde kayıtlı işveren olup, millilik ve iş hukukunun emredicilik ilkesi gereğince kıdem ve ihbar tazminatı hükümlerinde olduğu gibi yıllık ücretli iznin de Türk Hukuk Mevzuatı uygulanarak belirlenmesi gerekir…”

                                                                                                                

Yurt dışında aynı şirkette birden fazla çalışmanız var ve her biri benzer sebeplerle sona ermiş fakat tazminatınız ödenmemişse, tüm bu çalışmalarınız toplanarak toplam süre üzerinden kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanırsınız. Yeter ki, her çalışmışlık arasında 10 yıldan fazla zaman olmasın.

İş Hukuku ve özellikle yurtdışında yapılan çalışmalara ilişkin davalar, uzmanlık gerektiren alanlardandır. Bu sebeple, benzer bir durumla karşı karşıya kalırsanız, mutlaka BU ALANDA UZMANLAŞMIŞ bir avukatlık bürosundan hukuki destek almanız yararınıza olacaktır.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

İHBAR TAZMİNATINA DAİR BİLİNMESİ GEREKENLER

 

İHBAR TAZMİNATINA DAİR BİLİNMESİ GEREKENLER

İş akdinin sona ermesine bağlı bir alacak olan ihbar tazminatına dair çoğu kimse doğru bilgiye sahip değildir. Bu yazımızda ihbar tazminatına dair bilinmeyenleri, merak edilenleri kaleme aldık. Eğer siz de bir şirkette sigortalı olarak alışmakta iseniz, bir gün mutlaka işten çıkmak durumunda kalabileceğinizi unutmadan yazıya bir göz atmanızda fayda var.

İşçi ve işveren arasında akdedilen iş sözleşmesi, taraflar arasında sürekli bir ilişki kurmaktadır. Ancak, sözleşmenin sürekli nitelikte olması, tarafların bunu belirli nedenlerle sona erdirmesine engel teşkil etmemektedir. Aksi durumun kabulü halinde, tarafların sözleşme ile sınırsız bir süre bağlı olması söz konusu olacak; bu da kişi özgürlüğü ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Bu durumun önlenmek istenmesi, tarafların sözleşmeyi sona erdirmelerine imkan sağlayan fesih kurumunu gündeme getirmektedir.

Fesih, iş sözleşmesini sona erdiren tek taraflı bir irade bildirimidir. Feshin tek taraflı irade beyanıyla yapılabilmesi, karşı tarafın bildirimi kabul etmesinin aranmadığı anlamına gelmektedir. Feshin yenilik doğurucu niteliği nedeniyle de, bildirim karşı tarafa ulaştığı anda sonuç doğurur ve iş ilişkisi ortadan kalkmış olur.

 

İHBAR SÜRESİ NEDİR?

İhbar süresi, belirsiz süreli iş akdi çerçevesinde çalışan işçinin iş akdinin, fesih iradesinin karşı tarafa ulaşmasından itibaren belirli bir süre daha devam etmesidir. Bir başka deyişle, haklı sebeple derhal fesih hali saklı kalmak kaydıyla, işçinin iş sözleşmesinin kıdemine oranla bir süre daha devam etmek zorunda olmasıdır.

Süreli fesih; sözleşmenin fesih tarihinde değil,  kanun tarafından belirlenen ve ‘bildirim süresi’ olarak adlandırılan belirli sürelerin geçmesinden sonra sona erdiği fesih türüdür. Derhal fesihte ise sözleşme, bildirimin karşı tarafa ulaştığı anda sona ermektedir.

 

İHBAR SÜRELERİ

4857 sayılı İş Kanununda, işçinin kıdeminin dikkate alınması suretiyle belirlenen ve sözleşmenin sona ermesi için geçmesi gereken bildirim sürelerine yer verilmiştir.

Buna göre, iş sözleşmesi;

  • Çalışması altı aydan az sürmüş işçi için, iki hafta sonra,
  • Çalışması altı aydan bir buçuk yıla kadar sürmüş işçi için, dört hafta sonra,
  • Çalışması bir buçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş işçi için, altı hafta sonra,
  • Çalışması üç yıldan fazla sürmüş işçi için, sekiz hafta sonra feshedilmiş sayılır.

Görüldüğü üzere kanun koyucu bildirim sürelerini, kıdeme göre kademelerle artan şekilde belirlemiştir. Fesih, hükümlerini bildirimin karşı tarafa ulaşmasından sonra bu sürelerin geçmesiyle doğuracaktır.

 

İHBAR TAZMİNATI NEDİR?

İhbar tazminatı, iş sözleşmesinin yukarıda belirtilen bildirim sürelerine uyulmaksızın feshedilmesi halinde fesheden tarafın diğer tarafa ödemekle yükümlü olduğu tazminat türüdür. Yani iş sözleşmesinin ihbar yapılmaksızın feshedilmesinin yaptırımıdır. Tazminat ödeme yükümlülüğü, sözleşmeyi belirlenen sürelere uymadan fesheden taraftadır. İş sözleşmesini kendisi fesheden tarafın, ihbar tazminatı isteme hakkı yoktur. (Yargıtay 9. H.D., 21.12.2006 T., 2006/1449 E., 2006/33643 K.)

 

İHBAR TAZMİNATI NASIL HESAPLANIR?

İhbar tazminatının hesaplanmasında net ücrete ek olarak, işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün, iş sözleşmesinden veya toplu iş sözleşmesinden yahut kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur.

Yapılan hesaplamada günlük ücreti bulmak için işçinin bir aylık ücreti otuza bölünür. Bulunan rakam toplam bekleme süresindeki gün sayısıyla çarpılır ve çıkan sonuçtan gelir ve damga vergisi düşürülerek ödenmesi gereken tazminat miktarı hesaplanır. İhbar tazminatı için faiz temerrüt tarihinden itibaren yürütülür.

 

İHBAR TAZMİNATINA HAK KAZANMA KOŞULLARI

İhbar tazminatına hak kazanmak için aranan şartlar:

  • Belirsiz süreli iş sözleşmesine istinaden çalışmanın varlığı,
  • İş sözleşmesinin süreklilik niteliği bulunan bir işe istinaden yapılmış olması,
  • İş sözleşmesinin ihbar bildirim sürelerine uyulmadan ve peşin ödeme yapılmaksızın sona erdirilmiş olması, ihbar tazminatına hak kazanılması için aranan şartlardır.

İhbar tazminatına hak kazanılması için aranan şartlar arasında, ‘zarara uğramış olma’ koşuluna yer verilmediğine dikkat etmek gerekir. Bu nedenle, bildirim sürelerine uyulmadan yapılan fesihlerde, karşı taraf herhangi bir zarara uğramamış olsa bile ihbar tazminatına hak kazanacaktır. Yani, işçi, iş sözleşmesi feshedilir edilmez yeni bir işte çalışmaya başlamış ve herhangi bir gelir kaybına uğramamış olsa dahi, ihbar tazminatı söz konusu olacaktır.

İş Hukuku’na dair bir müessese olan ihbar tazminatına dair daha detaylı bilgiye büromuzdan ulaşabilir bu konuda hukuki destek de alabilirsiniz.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

 

 

YURTDIŞINDA ÇALIŞANLAR DA KIDEM TAZMİNATI ALABİLİR

YURT DIŞINDA ÇALIŞANLAR DA KIDEM TAZMİNATI ALABİLİR

Birçok Türk firması yurt dışında özellikle inşaat alanında faaliyet göstermekte ve yurt dışı projelerinde çalışmak üzere Türk işçileri başka ülkelere götürmektedir. Bu projeler genellikle büyük inşaatların (toplu konut, stadyum inşaatı, baraj, vs.) tamamlanması olarak karşımıza çıkmaktadır. Tabi projenin tamamlanması ile işçilerin işine son verilmekte ve ücreti dışında başkaca bir ödeme yapılmamaktadır. Belirli süreli iş akdi yapılmak suretiyle kıdem ve ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğünden kurtulmak isteyen işverenler, projenin bitmesini sebep göstererek işçileri hiçbir tazminat ödemesi yapmadan Türkiye’ye geri göndermektedirler. Ancak yaygın yanlış inanışın aksine bu şekilde çalışan birçok işçinin kıdem ve ihbar tazminatı hakkı vardır.

 

PROJENİN TAMAMLANMASI, KIDEM TAZMİNATINA ENGEL DEĞİLDİR

Belirli süreli iş sözleşmeleri, bir süre için veya bir projenin tamamlanması için yapılabilir. Sebebin esaslı, işin de belirli süreli sözleşme yapmaya elverişli olması şarttır. Aslolan belirsiz süreli sözleşmelerdir. Belirli süreli iş sözleşmesini yapmayı haklı kılacak sebepler yok iken yapılan belirli süreli sözleşmeler, belirsiz süreli olarak kabul edilir. Dolayısıyla işveren tarafından sözleşmesi feshedilerek gönderilen işçilerin de kıdem ve ihbar tazminatı hakkı doğmaktadır.

 

KIDEM TAZMİNATINI TALEP ETME SÜRESİ 10 YILDIR

Bilinmesi gereken en önemli konuların başında, kıdem tazminatının 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu gelmektedir. Genel yanlış kanıya göre, kıdem tazminatının 1 ya da 5 yıl içinde talep edilmemesi halinde bu hakkın düşeceği sanılmaktadır. İşinizin sona erdiği tarihten başlayarak 10 yıl içinde açacağınız dava ile kıdem tazminatınızı talep edebilirsiniz.

 

AYNI ZAMANDA İHBAR TAZMİNATI HAKKI DA DOĞAR

İhbar süresi, belirsiz süreli iş sözleşmelerine özgü durumdur. Amaç, iş akdini haklı bir sebep olmaksızın sona erdirecek tarafın, karşı tarafı mağdur etmemek adına, işten çıkma iradesini karşı tarafa yönelttikten sonra belli bir süre daha çalışmak veya çalıştırmak zorunda olmasıdır. Yurt dışı çalışmalarında sözleşme, işveren tarafından belirli süreli yapıldığından ihbar süresince çalıştırma ya da bu süreye ilişkin ihbar tazminatını ödeme durumu söz konusu olmamaktadır. Ancak yukarıda da bahsettiğimiz gibi, yurt dışı çalışmalarının çoğu belirsiz süreli olarak kabul edildiğinden, ihbar tazminatı da talep edilebilecek alacaklar arasında yer almaktadır. 6 aya kadar çalışmalar için 2 hafta, 6 ay-1,5 yıl arası çalışmalar için 4 hafta, 1,5 – 3 yıl arası çalışmalar için 6 hafta ve 3 yıldan fazla çalışmalar için 8 haftalık ücreti tutarında ihbar tazminatının da işçiye ödenmesi gerekmektedir.

 

ÇALIŞMALARIN ARALIKLI OLMASI TAZMİNAT HAKKINIZI ORTADAN KALDIRMAZ

Yurt dışı çalışması olan işçiler için akla gelen sorulardan birisi de, çalışmaların aralıklı olması ve her bir çalışmanın 1 yılın altında kalması sebebiyle kıdem tazminatı hakkı doğup doğmadığıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında açıkça belirtildiği üzere, her bir çalışma arasında 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığı ve dava son çalışmanın sona erdiği tarihten itibaren 10 yıl içinde açıldığı takdirde, aynı işverende yapılan aralıklı çalışmalar toplanarak toplam süre, kıdem tazminatına esas süre olarak dikkate alınmaktadır. Buna göre, bir işverenin yurt dışı işinde 6 ay çalıştıktan sonra işten çıkıp 3 sene sonra aynı işverende 9 ay daha çalışan ve proje sona erdi diye işten çıkarılan bir işçinin kıdemi, 15 ay olup diğer şartlar da mevcut olduğu takdirde kıdem tazminatına hak kazanmış olacaktır.

 

İŞ HUKUKUNDA UZMAN HUKUKÇULARDAN DESTEK ALIN

İş davaları, işin ve işçinin farklı özelliklere sahip olması açısından önemli davalardır. Ayrı bir uzmanlık gerektirir. İş kanunlarının işçiyi koruyan yönü, davayı kazanmak adına asla yeterli değildir. Hele ki, yazımızda belirttiğimiz gibi uluslararası boyuttaki bir iş ilişkisinin sona ermesi sebebiyle işçilerin sahip oldukları haklara ilişkin açılacak davaların ayrı uzmanlık gerektirdiği unutulmamalıdır. Siz de yurt dışı çalışmalarınız için talep edebileceğiniz haklarınız olup olmadığını iş hukukunda uzman bir bürodan sorabilir, bu konuda büromuza da danışabilirsiniz.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.