İşletmesel Karar İle Fesihte Dikkat Edilecek Hususlar

Hukuk Dairesi 2017/32847 E. ,  2017/9825 K.

Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, müvekkilinin …Müdürlüğünde güvenlik elemanı olarak çalıştığını, müvekkilinin hiçbir kusuru olmadan iş sözleşmesine son verildiğini, feshin hukuki gerekçeden yoksun olduğunu, bu nedenle davanın kabulü ile feshin geçersizliğine, müvekkilinin işe iadesine, işe başlatmama halinde işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen sürelere ilişkin ücretinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı… vekili; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı …. vekili; diğer davalı… tarafından sözleşme süresinin bitiminden önce feshedilmesi sebebiyle, feshin son çare olması ilkesi de göz önünde bulundurularak davacının iş akdinin haklı ve geçerli sebeple süresinde yazılı fesih bildirimi ile feshedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

İlk Derece Mahkemesi tarafından, davalı alt işverene ait iş yerinde güvenlik görevlisi olarak çalışan davacının iş sözleşmesinin geçerli sebebe dayanılarak feshedildiğinin işveren tarafından ispatlanamamış olduğu kanaatiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

İstinaf Başvurusu:

İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:

Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Temyiz başvurusu:

Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir.

Gerekçe:

Taraflar arasındaki iş sözleşmesinin feshinin geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı uyuşmazlık konusu olup, kanuni dayanak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18 ve devamı maddeleridir.

İşletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebepler; sürüm ve satış imkanlarının azalması, talep ve sipariş azalması, enerji sıkıntısı, ülkede yaşanan ekonomik kriz, piyasada genel durgunluk, dış pazar kaybı, ham madde sıkıntısı gibi işin sürdürülmesini imkansız hale getiren işyeri dışından kaynaklanan sebeplerle yeni çalışma yöntemlerinin uygulanması, işyerinin daraltılması, yeni teknolojinin uygulanması, işyerinin bazı bölümlerinin kapatılması ve bazı iş türlerinin kaldırılması gibi işyeri içi sebeplerdir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinde işletmenin, işyerinin veya işin gerekleri kavramına yer verilmiş, işletmesel karar kavramından söz edilmemiştir. İşveren yönetim hakkı kapsamında amaç ve içeriğini belirlemekte serbest olduğu kararlar alabilir. Geniş anlamda işletmesel karar işçinin iş sözleşmesinin feshi dahil olmak üzere işverenin işletme, işyeri ile ilgili ve işin düzenlenmesi konusunda bu kapsamda aldığı her türlü karardır.

İşletmesel karar söz konusu olduğunda kararın yararlı veya amaca uygun olup olmadığı yönünde bir inceleme yapılamaz. Kısaca işletmesel kararlar yerindelik denetimine tabi tutulamaz. İşverenin serbestçe işletmesel karar alabilmesi ve bunun kural olarak yargı denetimi dışında tutulması şüphesiz bu kararların hukuk düzeni tarafından öngörülen sınırlar içinde kalınarak alınmış olmalarına bağlıdır.

4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 2. fıkrasında feshin geçerli nedenlere dayandığının ispat yükü işverene verilmiştir. İşveren ispat yükünü yerine getirirken feshin biçimsel koşullarına uyduğunu içerik yönünden fesih nedenlerinin geçerli veya haklı nedene dayandığını kanıtlamalıdır. Bu kapsamda işveren fesihle ilgili karar aldığını, bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiğini, tutarlı şekilde uyguladığını ve feshin kaçınılmaz olduğunu ispatlamalıdır.

Feshin işletme, işyeri ve işin gereklerinden kaynaklanan nedenlerle yapıldığı ileri sürüldüğünde bu konuda işverenin işletmesel kararı aranmalı, işgörme ediminde ifayı engelleyen, bir başka anlatımla istihdamı engelleyen durum araştırılmalı, işletmesel karar ile istihdam fazlalığının meydana gelip gelmediği, işverenin bu kararı tutarlı şekilde uygulayıp uygulamadığı (tutarlılık denetimi), işverenin fesihte keyfi davranıp davranmadığı (keyfilik denetimi) ve işletmesel karar sonucu feshin kaçınılmaz olup olmadığı (ölçülülük denetimi-feshin son çare olması ilkesi) açıklığa kavuşturulmalıdır.

Somut olayda, güvenlik görevlisi olarak çalışan davacının iş sözleşmesi, davalılar arasındaki özel güvenlik alımı işine dair sözleşmenin davalı asıl işveren… tarafından feshedilmesi sebebiyle diğer davalı alt işverence feshedilmiştir. Davalılar arasındaki özel güvenlik alımı işine dair sözleşmenin sona erdirilmesine yönelik işveren kararı işletmesel karar niteliğinde olup yukarıdaki açıklamalarda da belirtildiği üzere yerindelik denetimine tabi değildir. Dosya içeriğine göre davalılar arasındaki özel güvenlik alımı işine dair sözleşmenin sona ermesinden sonra aynı işyerinde ihaleyi kazanan firma ile davalı alt işveren arasında herhangi bir organik bağın varlığı iddia ve ispat edilmemiştir. Bu durumda davalılar arasındaki özel güvenlik alımı işine dair sözleşmenin sona erdirilmesi nedeniyle davalı alt işveren şirketinde istihdam fazlalığının ortaya çıkması kaçınılmaz olup yargısal denetimin sadece feshin son çare olması ilkesi kapsamında yapılması gerekmektedir. Bu doğrultuda davalılar arasındaki özel güvenlik alımı işine dair sözleşmenin sona erdiği tarihte davalı alt işverenin başka işyerlerinin olup olmadığı ve davacının bu işyerlerinde değerlendirilme imkanının bulunup bulunmadığının belirlenmesi söz konusu ilkenin uygulanması noktasında önem arzetmektedir. Mahkemece bu yönde gerekli inceleme ve araştırma yapılmaksızın eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olmuştur.

Yapılacak iş, davalı şirketin fesih tarihinde davacıyı çalıştırabileceği başka işyerlerinin olup olmadığı, bu işyerlerine fesih tarihinden kısa bir süre önce ve sonra davacı ile aynı vasıflarda yeni işçi alımı yapılıp yapılmadığı araştırılarak, davacıyı çalıştırabileceği başka işyeri ve yeni işçi alımı yok ise davalılar arasındaki özel güvenlik alımı işine dair sözleşmenin sona ermesine ilişkin bu durumun geçerli fesih sebebi oluşturacağı kabul edilerek davanın reddine, var ise feshin son çare olma ilkesine uyulmadan yapılan feshin geçersizliğine karar vermekten ibarettir.

Sonuç:

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, 27.04.2017 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.

İŞ ŞARTLARINDA ESASLI DEĞİŞİKLİĞİ KABUL ETMEYEN İŞÇİNİN BU İŞTE ÇALIŞTIRILMAYA DEVAM ETMESİ DEĞİŞİKLİĞİ GEÇERLİ KILMAZ

YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ 2008/42886 E. 2008/24409 K.

DAVA: Davacı, iş sözleşmesinin geçerli neden olma-dan feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. erel mahkeme, davayı reddetmiştir.Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi tara-fından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya in-celendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

Davacı vekili, davacı işçinin iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini, fesihten 5 ay önce uzmanlık alanı dışında olan zımpara-bıyık bölümünde istemediği halde görevlendirildiğini, el becerisi ve vasıf-sız bir elemanın yapabileceği, farklı işkolunda çalışma-ya zorlandığını, adapte olmayı beklerken uyarı üzerine uyarı verildiğini, bezdirildiğini belirterek feshin geçer-sizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı işveren vekili, davacının iş sözleşmesinin tüm uyarılara rağmen verilen görevleri hatırlatıldığı halde ısrarla yapmamaktan dolayı haklı olarak feshedildiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece savunmaya ve keşif sonrası alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek işverenin zımpara-bıyık bölümündeki üretimin adet ve kalite kriterleri dikkate alınarak ve bu değerlerin işçi performans değerlendirilmesinde kullanıldığı, davacının 5 ay bu bölümde çalışmayı kabul etmemesine rağmen, fesih tarihine kadar (5 ay) çalıştığı, davacının bu bölümdeki 3 aylık performans düşüklüğünün eğitimsizliğinden ve işlerin zorluğundan değil, şahsi tutumundan kaynaklandığı, feshin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-h maddesi uyarınca haklı nedene dayandığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca işveren iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekilde uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından 6 işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. Bu maddeye dayanılarak yapılacak değişiklik feshinde, değişiklik ve fesih bildirimlerinin yazılı yapılması ve sebeplerinin de yazılı gösterilmesi geçerlilik koşuludur. (Dairemizin 02.06.2008 gün ve 2007/39341 E., 2008/13324 K. sayılı İlamı)

Performans en basit tanımıyla verimliliğin ölçülmesidir. İşçinin iş sürecinde harcadığı ve işin üretimine kattığı emeğin kalitesi ve düzeyi işçinin performansını oluşturur. Birim zamanda işçinin harcadığı emeğin sonucu olan üretimin düzeyi ise işçinin verimliliğini gösterir. İşçinin performans ve verimlilik sonuçlarının geçerli bir nedene dayanak olabilmesi için objektif ölçütlerin belirlenmesi zorunludur. Performans ve verimlilik standartları işyerine özgü olmalıdır. Objektiflik ölçütü o işyerinde aynı işi yapanların aynı kurallara bağlı olması şeklinde uygulanmalıdır. Performans ve verimlilik standartları gerçekçi ve makul olmalıdır. Performans ve verimlilik sonuçlarına dayalı geçerli bir nedenin varlı-ğı için süreklilik gösteren düşük veya düşme eğilimli sonuçlar olmalıdır. Koşullara göre değişen, süreklilik göstermeyen sonuçlar geçerli neden için yeterli kabul edilmeyebilir. Ayrıca performans ve verimliliğin yükseltilmesine dönük hedeflere ulaşılmaması tek başına geçerli neden olmamalıdır. İşçinin kapasitesi yüksek hedefler için yeterli ise ancak işçi bu hedefler için gereken gayreti göstermiyorsa geçerli neden söz konusu olabilir. (08.04.2009 gün ve 2007/27829 Esas, 2008/7831 Karar sayılı ilamımız)

Diğer taraftan performans değerlendirilmesinde objektif olabilmek ve geçerli nedeni kabul edebilmek için performans değerlendirme kriterleri önceden saptan-malı, işçiye tebliğ edilmeli, işin gerektirdiği bilgi, beceri, deneyim gibi yetkinlikler işyerine uygun davranışlar ve çalışandan gerçekleştirilmesi beklenen iş ve kişisel gelişim hedeflerinde bu kriterler esas alınmalıdır.

Dosya içeriğine göre yaklaşık 12 yıldır davalı işyerinde çalışan ve operatör yetkinliğine sahip davacı işçinin fesihten 5 ay önce yıkama bölümünde iken zımpara-bıyık bölümüne nakledildiği, davacının yazılı yapılan görev değişikliğini kabul etmemesine rağmen burada çalışmaya zorlandığı ve günlük üretim ve kalite sonuçlarına göre 02.07-28.07.2007 tarihleri arasında %36.99, 30.07-25.08.2007 tarihleri arasında % 35.24 ve 27.08-29.09.2007 tarihleri arasında %38.24 randımanla çalıştığının belirtilerek ve savunması alınarak iş sözleşmesinin görevleri hatırlatıldığı halde ısrarla yapmama nedeni ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-h maddesi uyarınca feshedildiği anlaşılmaktadır. Operatör olan davacının fesihten 5 ay önce görev yerinin değiştirilerek daha önce çalışmadığı ve eğitimi verilemeyen zımpara-bıyık bölümüne nakledilmesi ve burada günlük üretime göre performansının değerlendirilmesi, iş şartlarında esaslı değişikliklerdir. Davacı bu değişikliği kabul etmemiştir. O halde bu değişiklik 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca davacı işçiyi bağlamaz. Davacının kabul etmemesine rağmen bu işte çalıştırılması, değişikliği geçerli kılmaz. Bu değişiklikten sonra davacının buradaki çalışmasının günlük üretim ve kalite sonuçlarına göre diğer işçilere göre değerlendirilerek verilen görevi eksik yaptığı, randımanın kısaca performansının düşük olduğunun belirtilmesi, davacının yetkinliği ve görev tanımı ile uyumlu olmadığından doğru değildir. Davacının görevleri hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar ettiği kabul edilemez. Somut uyuşmazlıkta haklı ve geçerli fesih nedeni gerçekleşmediğinden, feshin ge-çersizliğine ve davacı işçinin işe iadesine karar verilmesi gerekir. Yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilme-si hatalıdır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.Hüküm: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;

1. Mahkeme kararının bozularak ortadan kaldırılma-sına,

2. Feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine,

3. Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen, davalı işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının kıdemi, fesih nedeni dikkate alınarak takdiren davacının 5 aylık brüt ücreti tutarında belirlenmesine,

4. Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsiline gerektiğine,

5. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

6. Davacının yapmış olduğu 348,12 TL yargılama gi-derinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,

7. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 575 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

8. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, kesin olarak 28.09.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İŞÇİ HASTA OLMADIĞI HALDE SÜREKLİ RAPOR GETİREREK İŞE KASTEN DEVAMSIZLIKTA BULUNMASI İŞVEREN TARAFINDAN GEÇERLİ NEDENLE FESİH SEBEBİDİR.

T.C.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
E. 2018/1756
K. 2018/19995
T. 8.11.2018

DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi’nin red kararına karşı tarafların vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi davacı avukatının istinaf başvurusunu kabul etmiş, davalı avukatının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi’nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A-) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili; müvekkilinin davalı işyerinde 02/04/2012-28/07/2016 tarihleri arasında yükleme işçisi olarak çalıştığını, davacının iş akdinin haksız ve geçersiz olarak hasta olmadığı halde raporlar getirip kasten devamsızlık yaptığı gerekçesiyle İş Kanunu’nun 25/II maddesi gereğince feshedildiğini iddia ederek, feshin geçersizliğinin tespiti ile müvekkilinin işe iadesine karar verilmesini istemiştir.

B-) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili; davacının iş sözleşmesinin 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25/II maddesi uyarınca muhtelif sağlık birimlerinden hasta olmadığı halde rapor getirerek kasten devamsızlıkta bulunması sebebiyle 28/07/2016 tarihinde haklı sebeple feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

C-) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, “…Davacının çoğu zaman işyeri hekimine başvurmadan muhtelif sağlık kuruluşlarından işe başladığı tarihten iş akdinin fesih edildiği tarihe kadar davalı işyerinde güvensizlik oluşturacak davalı işyerindeki çalışma barışının ve huzurunu bozacak nitelik ve miktarda raporlar aldığı bu şekilde davacı ile işveren arasında iş akdinden kaynaklanan sadakat yükümlülüğünü ve karşılıklı güven ilişkisinin zedelendiği, davacı bir hastalığı sebebiyle bu raporları almış olsa dahi işverenden iş akışının bozulacağı sebebiyle bu duruma katlanmasının beklenemeyeceği davacının iş görme borcunu gereğine uygun ifa etmemesi nedeni ile davacının davranışlarından kaynaklanan geçerli sebeple fesih şartlarının oluştuğu…” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Ç) İstinaf başvurusu :

İlk derece mahkemesinin kararına karşı, taraflar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

E-) Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :

Bölge Adliye Mahkemesince özetle; “…İşçinin yeterliliği ve davranışları sebebiyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için sözleşmeyi ihlal eden davranışın bulunması şarttır. Bu nedenler 4857 Sayılı Kanun’un 25.maddesinde belirtilen nedenlerin yanında bu nitelikte olmamakla birlikte iş yerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenler olmalıdır. İş yerinde olumsuzluğa yol açmayan ve belirli bir yoğunluğa ulaşmayan davranışlar geçerli bir fesih nedeni oluşturmaz. Davacının son 1 yıl içerisinde istirahatli olduğu gün sayısı da dikkate alındığında, bu istirahatlerin iş yerinde olumsuzluğa yol açtığını, belirli bir yoğunluğa ulaştığını ve işin görülmesini olumsuz yönde etkilediğini söylemek mümkün değildir. Kaldı ki, fesih nedeni ile bağlı olan işverenliğin , fesih bildiriminde bu hususu ileri sürmediği ve bu hususu ispatlayamadığı da anlaşılmaktadır.

Tüm bu hususlar ve dosya münderecatı deliller hep birlikte değerlendirildiğinde; davacının iş sözleşmesinin davalı işverenlikçe haklı veya geçerli sebeplerle feshedildiğinin ispatlanamadığı, davalı işverenlikçe yapılan feshin geçersiz bir fesih olduğunun kabulünün gerektiği, ilk derece mahkemesince yanılgılı değerlendirme ile karar verildiği…” gerekçeleriyle davacının istinaf başvurusunun esastan kabulüyle davacının işe iadesine, davalı işverenliğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

F-) Temyiz başvurusu :

Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.

G-) Gerekçe:

4857 Sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinde iş sözleşmesinin işveren tarafından işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanılarak feshedilebileceği düzenlenmiştir. Söz konusu geçerli sebepler İş Kanunu’nun 25. maddesinde belirtilen derhal fesih için öngörülen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işçinin ve işyerinin normal yürüyüşünü olumsuz etkileyen hallerdir.

İşçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanan sebepler ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde fesih için geçerli sebep olabilirler. İş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli sebeplere dayandığı kabul edilmelidir.

İş Kanunu’nun gerekçesinde hangi hallerin işçinin yetersizliği sebebiyle geçerli fesih hakkı bahşedeceği örnek kabilinden sayılmış olup, bunlardan biri de sık sık hastalanarak rapor almadır.

Sık sık rapor alma halinde, işveren aralıklı da olsa işçinin iş görme ediminden faydalanamayacaktır. Sık sık hastalanan ve rapor alan işçinin, bu sebeple devamsızlığının işyerinde olumsuzluklara yol açacağı açık bir olgudur. İş Kanunu’nun gerekçesinde sık sık hastalanmanın yeterlilikten kaynaklanan neden olarak örnek kabilinden sayılması, işyerinde olumsuzluklara yol açtığının kabul edilmesindendir.

Somut uyuşmazlıkta, davacının iş sözleşmesi “…Muhtelif sağlık birimlerinden hasta olmadığınız halde raporlar getirip, işe kasten devamsızlıkta bulunmanız…” gerekçesi ile 4857 Sayılı Kanun’un 25/II. maddesi uyarınca 28/07/2016 tarihinde feshedilmiştir.

Dosya içeriğine göre, davalı işverenlikte yükleme işçisi olarak çalışan davacı işçinin çalışma süresi boyunca sık sık rapor aldığı görülmüştür.

Davacının haklı neden niteliğinde olmayan ancak sık sık rapor alma şeklindeki davranışının iş akışını bozacağı açık olup, işverenin buna katlanması beklenemez. Davacının iş sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayanmadığı, ancak sık sık rahatsızlanarak rapor alan davacının davranışının fesih için geçerli sebep oluşturduğu kabul edilmelidir. Bölge Adliye Mahkemesi’nin temyiz edilen kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve Dairemizce 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca aşağıdaki gibi davanın reddine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Gerekçesi yukarda açıklandığı üzere;

1-)Bölge Adliye Mahkemesi’nin temyiz edilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,

2-)DAVANIN REDDİNE,

3-)Alınması gereken 35,90 TL karar-ilam harcından davacının yatırdığı 29,20 TL’nin peşin mahsubu ile bakiye 6,70 TL karar-ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,

4-)Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,

5-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 2.180,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

SONUÇ : 6-)Peşin alınan temyiz harcının istemi halinde davalıya iadesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, kesin olarak, 08.11.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İŞE İADE DAVASI

T.C.

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/35175

K. 2010/19236

T. 16.6.2010

• İŞE İADE DAVASI ( İşe İade Kararından Sonra İşçinin İşe Başvurusunu Vekil veya Üyesi Olduğu Sendika Aracılığı İle Yapabileceği )

• VEKİL ARACILIĞI İLE İŞE BAŞLAMA BAŞVURUSU YAPILMASI ( Sonra İşçinin İşe Başvurusunu Vekil veya Üyesi Olduğu Sendika Aracılığı İle Yapabileceği )

• ON GÜNLÜK SÜRE ( İşe Başlama Başvurusu – Postadaki Gecikme Nedeniyle İradenin 10 İş Günlük Süreden Sonra İşverene Ulaşmış Olmasının Başvuruyu Geçersiz Kılmayacağı )

• İŞÇİNİN İŞE BAŞLATILMAMASI ( Davacı İşçinin Kesinleşen İşe İade Kararına Rağmen Süresinde İşe Başlatılmadığı – Tazminat ve Alacağın Hesaplanarak Hüküm Altına Alınacağı )

• İŞE BAŞLATMAMA TAZMİNATI ( Davacı İşçinin Kesinleşen İşe İade Kararına Rağmen Süresinde İşe Başlatılmadığı – Tazminat ve Alacağın Hesaplanarak Hüküm Altına Alınacağı )

4857/m.21, 34, 56

ÖZET : İşe iade davası sonunda işçinin başvurusu, işverenin işe başlatmaması ve buna bağlı olarak işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. İşçi, işe başlama başvurusunu bizzat yapabileceği gibi, vekil ya da üyesi olduğu sendika aracılığıyla da yapabilir. Mahkemece vekil aracılığıyla başvuru yapıldığı gerekçesi ile isteğin reddedilmesi isabetsizdir.

Postadaki gecikmeler nedeniyle iradenin 10 iş günlük süreden sonra işverene ulaşmış olması başvurunun süresinde yapılmadığını göstermez.

Önemli olan iradenin 10 iş günlük süre içinde yöneltilmiş olmasıdır. Davacının kesinleşen işe iade kararına rağmen süresinde işe başlatılmadığı anlaşıldığından dava konusu tazminat ve alacağın hesaplanarak hüküm altına alınması gerekir.

DAVA : Davacı,boşta geçen ücret alacağı ile işe başlatmama tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.

Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyasıiçin Tetkik Hakimi S. Göktaş tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedilmesi üzerine açtığı işe iade davasının lehine sonuçlandığını, süresinde müracaatına rağmen davalı işverence işe başlatılmadığını ileri sürerek boşta geçen süre ücreti ile işe başlatmama tazminatının hüküm altına alınması isteğinde bulunmuştur.

Davalı işveren, davacının süresinde başvurmadığını, ayrıca vekil aracılığıyla başvuruda bulunulamayacağını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece işe iade kararından sonra işçinin işe başlatılmak için bizzat başvurması gerektiği, vekil aracılığıyla yapılan başvurunun kanuna uygun olmadığı,süresinde başvuru yapılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı taraf temyiz etmiştir.

İşe iade davası sonunda işçinin başvurusu, işverenin işe başlatmaması ve buna bağlı olarak işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesinin 5. fıkrasına göre, işçi kesinleşen mahkeme kararının kendisine tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. Aksi halde işverence yapılan fesih geçeri bir feshin sonuçlarını doğurur. 4857 sayılı İş Kanunu’nda işçinin şahsen başvurması gerektiğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır, işçi, işe başlatılma konusundaki iradesini bizzat işverene iletebileceği gibi, vekili ya da üyesi olduğu sendika aracılığı ile de ulaştırabilecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun dairemizce de benimsenen görüşü bu yöndedir ( 17.06.2009 gün ve 232-278 sayılı kararı ). Aynı maddenin 1. fıkrasına göre de işveren işe iade için başvuran işçiyi 1 ay içinde işe başlatmak zorundadır. Aksi halde en az 4, en çok 8 aylık ücret tutarında belirlenen iş güvencesi tazminatı ile boşta geçen süreye ait en çok 4 aya kadar ücret ve diğer hakları ödenmelidir.

İşçinin işe iade yönündeki başvurusu samimi olmalıdır, işçinin gerçekte işe başlamak niyeti olmadığı halde, işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapmış olduğu başvuru geçerli bir işe iade başvurusu olarak değerlendirilemez. Başka bir anlatımla, işçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 saydı İş Kanunu’nun 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz. Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve koşulları oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir ( Yargıtay 9. HD. 14.10.2008 gün 2007/29383 E., 2008/27243 K. ).

İşe iade yönündeki başvurunun 10 iş günü içinde işverene bildirmesi gerekmekle birlikte tebligatın postada gecikmesinden işçinin sorumlu olması düşünülemez.

İşverenin de işçinin işe başlama isteğinin kabul edildiğini 1 ay içinde işçiye bildirmesi gerekmekle birlikte, tebligat sorunları sebebiyle bildirimin süresi içinde yapılamaması halinde bundan işveren sorumlu tutulamaz, işverence yasal süre içinde gönderilmiş olsa da, işçinin bir aylık işe başlatma süresi aşıldıktan sonra eline geçen bildirim üzerine makul bir süre içinde işe başlaması gerekir. Burada makul süre işçinin işe daveti içeren bildirim anında işyerinin bulunduğu yerde ikamet etmesi durumunda en fazla 2 günlük süre olarak değerlendirilebilir, işçinin işe iadeyi içeren tebligatı işyerinden farklı bir yerde alması halinde ise, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 56. maddesinin son fıkrasında izinler için öngörülen en çok 4 güne kadar yol süresi makul süre olarak değerlendirilebilir. Bu durumda işçinin en fazla 4 gün içinde işe başlaması beklenmelidir.

İşverenin işe davete dair beyanının da ciddi olması gerekir, işverenin işe başlatma amacı olmadığı halde işe başlatmama tazminatı ödememek için yapmış olduğu çağrı,gerçek bir işe başlatma daveti olarak değerlendirilemez.

İşçinin işe iade sonrasında başvurusuna rağmen işe başlatılmaması halinde, işe başlatılmayacağının sözlü ya da eylemli olarak açıklandığı tarihte veya bir aylık başlatma süresinin sonunda iş sözleşmesi işverence feshedilmiş sayılır. Fesih tarihindeki ücrete göre işe başlatmama tazminatı ödenmelidir.

İşe başlatmama tazminatının da fesih tarihindeki ücrete göre hesaplanması gerekir, işçinin işe başlatılmadığı tarih, işe başlatmama tazminatının muaccel olduğu andır. Bahsi geçen tazminat yönünden faize hak kazanmak için kural olarak işverenin temerrüde düşürülmesi gerekir. Ancak işçinin işe iade başvurusunda işe alınmadığı taktirde işe başlatmama tazminatının ödenmesini talep etmiş olması durumunda işverenin ayrıca temerrüde düşürülmesi gerekmez ve bahsi geçen tazminat muaccel olduğu anda işverence ödenmelidir.

Boşta geçen süreye ait 4 aya kadar ücret ve diğer haklar için ise, feshi izleyen dönem ücretlerine göre hesaplama yapılmalıdır. Sözü edilen alacak işçinin işe iade için başvurduğu anda muaccel olur.

Boşta geçen sürenin en çok 4 aylık kısmı içinde gerçekleşen diğer haklar kavramına, ikramiye, gıda yardımı, yol yardımı, yakacak yardımı ve servis gibi parasal haklar dahil edilmelidir. Söz konusu hesaplamaların işçinin belirtilen dönemde işyerinde çalışıyormuş gibi yapılması ve para ile ölçülebilen tüm değerlerin dikkate alınması gerekir. Bununla birlikte işçinin ancak çalışması ile ortaya çıkabilecek olan arızi fazla çalışma ücreti, hafta tatili ile bayram ve genel tatil günlerinde çalışma karşılığı ücret ile satışa bağlı pirim gibi ödemelerin, en çok 4 ay kadar boşta geçen süre içinde ödenmesi gereken diğer haklar kavramında değerlendirilmesi mümkün olmaz.

Boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar ile işe başlatmama tazminatı brüt olarak hüküm altına alınmalı ve kesintiler infaz sırasında gözetilmelidir.

İşe iade davası ile tespit edilen en çok 4 aya kadar boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar için de 4857 sayılı İş Kanunu’nun 34. maddesinde sözü edilen özel faiz türü uygulanmalıdır. Ancak işe başlatmama tazminatı niteliği itibarıyla tazminat olmakla uygulanması gereken faiz yasal faiz olmalıdır.

Somut olayda Bursa 5. İş Mahkemesi’nin 24.01.2007 gün ve 1551-35 sayılı işe iade kararı dairemizin 18.06.2007 tarih ve 9548-19213 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiş olup, kesinleşen karar davacı vekiline 02.08.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı vekili, aynı günlü noter ihtarnamesi ile müvekkilinin işe başlatılmasını istemiştir, ihtarname 16.08.2007 tarihinde işverene tebliğ edilmiştir.

Yukarıda belirtildiği gibi işçi, başvurusunu bizzat yapabileceği gibi, vekil ya da üyesi olduğu sendika aracılığıyla da yapabilir. Mahkemece vekil aracılığıyla başvuru yapıldığı gerekçesi ile isteğin reddi doğru olmamıştır.

Öte yandan, davacı vekili kesinleşen kararın tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işe başlatılma iradesini noter aracılığı ile yöneltmiş olup, postadaki gecikmeler nedeniyle iradenin 10 iş günlük süreden sonra işverene ulaşmış olması başvurunun süresinde yapılmadığını göstermez. Önemli olan iradenin 10 işgünlük süre içinde yöneltilmiş olmasıdır.

Belirtilen hukuki ve maddi olgulara göre davacının kesinleşen işe iade kararına rağmen süresinde işe başlatılmadığı anlaşıldığından dava konusu tazminat ve alacağın hesaplanarak hüküm altına alınması gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi hatalı olmuştur.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 16.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

İŞ SÖZLEŞMESİNİN FESHİNE KARŞI YAPILAN İTİRAZ DAVA AÇMA SÜRESİNİ DURDURMAZ

T.C.

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/19130

K. 2017/11838

T. 4.7.2017

* FESHİN GEÇERSİZLİĞİ VE İŞE İADE ( Dava Açma Süresinin Eylemli Feshin Yapıldığı Tarihten İtibaren İşleyeceği/Davalı İşveren Tarafından İş Sözleşmesinin Feshinin 02.01.2015 Tarihinde Davacı İşçiye Bildirildiği Bu Tarihin Davacı Tarafından Dava Dilekçesinde Belirtildiği Gibi Mahkemenin de Kabulünde Olduğu Anlaşılmakla Davanın 09.02.2015 Tarihinde ve Bildirim Tarihine Göre Bir Aylık Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Açıldığı – Dava Hak Düşürücü Süre İçinde Açılmadığından Davanın Reddi )

* FESİH BİLDİRİM TARİHİNİN BELİRLENMESİ ( İşveren Fesih Bildiriminde Bulunmuş Ancak Bunu Tebliğ Etmemiş Olmasına Rağmen Örneğin İşçi İşvereni Şikâyet Ederek Fesih Bildiriminin Yapıldığı Tarihi Kesin Olarak Belirleyecek Bir İşlem Yapmışsa Artık Bu Tarihin Esas Alınacağı/Bu Anlamda İşverenin Fesih Bildiriminin Tebliğden İmtina Edildiği Tutanakların Tutulduğu Tarihi Tutanak Düzenleyicilerinin Doğrulaması Halinde Tebliğ Tarihi Sayılacağı )

* EYLEMLİ FESİH HALİNDE DAVA AÇMA SÜRESİ ( Eylemli Feshin Yapıldığı Tarihten İtibaren İşleyeceği/Davalı İşveren Tarafından İş Sözleşmesinin Feshinin 02.01.2015 Tarihinde Davacı İşçiye Bildirildiği Bu Tarihin Davacı Tarafından Dava Dilekçesinde Belirtildiği Gibi Mahkemenin de Kabulünde Olduğu Anlaşılmakla Davanın 09.02.2015 Tarihinde ve Bildirim Tarihine Göre Bir Aylık Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Açıldığı – Dava Hak Düşürücü Süre İçinde Açılmadığından Davanın Reddi )

4857/m.20/3,25/II

ÖZET : Somut uyuşmazlıkta davalı işveren tarafından iş sözleşmesinin feshinin 02.01.2015 tarihinde davacı işçiye bildirildiği, bu tarihin davacı tarafından dava dilekçesinde belirtildiği gibi mahkemenin de kabulünde olduğu anlaşılmaktadır. Dava ise 09.02.2015 tarihinde ve bildirim tarihine göre bir aylık dava açma süresi geçtikten sonra açılmıştır. Dava hak düşürücü süre içinde açılmadığından davanın reddi yerine kabulü hatalıdır.

DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davacının dava dışı şirket … Eğlence Bar Restoran İşletmeciliği ve Yatırım A.Ş. bünyesinde 07/08/2013 tarihinde halkla ilişkiler sorumlusu olarak çalışmaya başladığını, daha sonra tüm haklarının korunması koşulu ile 01/12/2013 tarihinde yapılan İş Sözleşmesi Devir Mutabakatnamesi ile … Gıda ve Turizm Tic. A.Ş.’de halkla ilişkiler sorumlusu olarak çalışmaya devam ettiğini, 01/08/2015 tarihinde yapılan iş sözleşmesinin devri sözleşmesi ile geçmişe dayalı tüm haklarının davalı şirket tarafından kabul edilmesi koşulu ile davalı şirket bünyesindeki … isimli et lokantasında misafir ilişkileri sorumlusu görevi ile çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin 02/01/2015 tarihinde sonlandırıldığını belirterek feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine ve sonuçlarına karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin feshinin bildirimi şirket tarafındn 02/01/2015 tarihinde gerçekleştirildiğini, davacının 19/08/2013 dava dışı şirket … Eğlence Bar Restoran İşletmeciliği ve Yatırım A.Ş.’de çalışmaya başladığını, davalı şirkete 01/12/2013 tarihinde devri gerçekleştiğini, davacının iş sözleşmesinin fesih edildiği 08/01/2015 tarihine kadar misafir ilişkileri sorumlusu sıfatıyla görev yaptığını, davacının iş sözleşmesinin 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25/II maddesi uyarınca haklı sebeple feshedildiğini, fesih bildiriminin müvekkil şirket tarafından davacıya 02/01/2015 tarihinde sözlü olarak yapıldığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının iş sözleşmesinin verilen görevi yerine getirmekten imtina ettiği, hatırlatılmasına rağmen davranışlarına devam ettiği, diğer personel ve misafirlerin önünde işyerinde çalışan başka işçiye sataştığı, argo kelimeler kullandığı, görevini gereği gibi yerine getirmediği, iş disiplinine sahip olmadığı gerekçeleriyle feshedildiği, davacının sözleşmesinin feshine dayanak yapılan eylemlerin davacı tarafından gerçekleştirildiği ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

4857 Sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini ileri süren işçinin, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içerisinde feshin geçersizliği ve işe iade istemi ile dava açması gerekir. Bu süre hak düşürücü süre olup, resen dikkate alınması gerekir.

İşveren fesih bildiriminde bulunmuş, ancak bunu tebliğ etmemiş olmasına rağmen, örneğin, işçi, işvereni şikâyet ederek, fesih bildiriminin yapıldığı tarihi kesin olarak belirleyecek bir işlem yapmışsa, artık bu tarihin esas alınması uygun olacaktır. Bu anlamda işverenin fesih bildiriminin tebliğden imtina edildiği tutanakların tutulduğu tarih, tutanak düzenleyicilerinin doğrulaması halinde tebliğ tarihi sayılacaktır. Eylemli fesih halinde dava açma süresi, eylemli feshin yapıldığı tarihten itibaren işler. Fesih bildirimine karşı idari itiraz yolu öngören personel yönetmeliği ya da sözleşme hükümleri, dava açma süresini kesmeyeceği gibi, işçinin bu süre içinde hastalığı nedeni ile rapor alması da bu süreyi durdurmayacaktır. Dairemizin kararlılık kazanan uygulaması bu yöndedir. (15.09.2008 gün ve 2008/1860 Esas, 2008/23531 Karar sayılı ilamımız).

Somut uyuşmazlıkta davalı işveren tarafından iş sözleşmesinin feshinin 02.01.2015 tarihinde davacı işçiye bildirildiği, bu tarihin davacı tarafından dava dilekçesinde belirtildiği gibi mahkemenin de kabulünde olduğu anlaşılmaktadır. Dava ise 09.02.2015 tarihinde ve bildirim tarihine göre bir aylık dava açma süresi geçtikten sonra açılmıştır. Dava hak düşürücü süre içinde açılmadığından davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır.

4857 Sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

SONUÇ : Yukarda açıklanan gerekçe ile;

1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. Davanın REDDİNE,

3. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

4. Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 80,00 TL. yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, gider avansında arta kalan miktarların istekleri halinde ilgililere iadesine,

5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 1.980,00 TL. ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6. Kullanılmayan gider avanslarının ilgilisine iadesine,

7. Peşin alınan temyiz harcının istemi halinde davalıya iadesine,

Kesin olarak, 04.07.2017 oybirliği ile karar verildi

MOBBING ve İŞ DAVASINDA TESPİT

T.C.

YARGITAY

22. HUKUK DAİRESİ

E. 2014/2157

K. 2014/3434

T. 21.2.2014

• İŞE İADE İSTEMİ ( Davacının İşyerinde Mobbinge Maruz Kaldığı İçin Hastalandığı – Davacının Hastalanmakta ve Rapor Kullanmakta Herhangi Bir Kusurunun Bulunmadığı Nazara Alınarak Feshin Geçersizliğine ve İşçinin İşe İadesine Karar Verilmesi Gerektiği )

• İŞÇİYE MOBBİNG UYGULANMASI ( Sevk Edildiği Hastanede Sağlık Kurulu Raporu İle Anksiyete Bozukluğu Teşhisi Konulduğu ve Dinlenmesi Gerektiği İçin Rapor Verildiği – Davacının Hastalanmakta ve Rapor Kullanmakta Herhangi Bir Kusurunun Bulunmadığı/İşe İadesine Karar Verileceği )

• MOBBİNGİN VARLIĞI ( İçin Şüpheden Uzak Kesin Deliller Aranmayacağı Davacı İşçinin Kendisine İşyerinde Mobbing Uygulandığına Dair Kuşku Uyandıracak Olguları İleri Sürmesinin Yeterli Olduğu – Yüzde Yüzlük Bir İspatın Aranmadığı )

• İŞ HUKUKUNDA İSPAT ( Yüzde Yüzlük Bir İspatın Aranmadığı Şüpheden Uzak Delil Aramanın Ceza Yargılamasına Ait Olduğu ve İş Hukuku Yargılamasında Vicdani Kanaatin Oluşmasına Yetecek Kadar Bir İspatın Yeterli Olduğu )

4857/m.25

ÖZET : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Mobbingin varlığı için şüpheden uzak kesin deliller aranmayacağı, davacı işçinin kendisine işyerinde mobbing uygulandığına dair kuşku uyandıracak olguları ileri sürmesinin yeterli olduğu, yüzde yüzlük bir ispatın aranmadığı, şüpheden uzak delil aramanın ceza yargılamasına ait olduğu, iş hukuku yargılamasında vicdani kanaatin oluşmasına yetecek kadar bir ispatın yeterli olduğu, taraflarca ileri sürülen delillerin sıhhat ve kuvvetinde tereddüt edilmesi halinde işçi lehine yorum ilkesinin uygulanması gerektiği gözetilmelidir.

Davacının işyerinde mobbinge maruz kaldığı için hastalandığı, rahatsızlığı sebebiyle sevk edildiği hastanede Sağlık Kurulu Raporu ile anksiyete bozukluğu teşhisi konulduğu ve dinlenmesi gerektiği için rapor verildiği, davacının hastalanmakta ve rapor kullanmakta herhangi bir kusurunun bulunmadığı nazara alınarak, feshin geçersizliğine, işçinin işe iadesine karar verilmelidir.

DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.

Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin 22 yılı aşkın süre davalı bankada çalıştığını, bu sürenin son 10 yılını anılan bankanın B… şubesinde geçirdiğini, şubede uygulanan 360 derece anket tekniği sonrasında şube müdürü tarafından davacıya hakaret ve tehditte bulunulduğunu, davacının diğer çalışanlar önünde aşağılandığını, küçük düşürüldüğünü, hiçbir şey bilmemekle ve beceriksizlikle itham edildiğini, bu şekilde kendisine mobbing uygulandığını, sözkonusu davranışların uzun süre devam etmesi üzerine davacının bu durumu bir ihtarname ile yönetime bildirdiğini ancak hiçbir şeyin değişmediğini ve yönetimce bir önlem alınmadığını, yaşanan mobbing sebebiyle davacının psikolojik travma geçirdiğini, Ege Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında anksiyete bozukluğu teşhisi konulduğu ve bu hastaneden rapor aldığını, raporlu sürelerde işe gelemediğini bu sebeple iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız sebeple feshedildiğini ve işverenin işçiyi gözetme borcunun ihlal edildiğini beyanla işe iadesine, davanın kesinleşmesine kadar boşta geçen dört aylık ücret ile davalı tarafça işe başlatılmama halinde sekiz aya kadar iş güvencesi tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının, 05.01.1990-25.06.2013 tarihleri arasında müvekkili olan bankanın çeşitli şubelerinde çalıştığını, 07.03.2013 tarihinde iş sözleşmesinin feshi tarihine kadar almış olduğu sağlık raporları sebebiyle görevine devam ettiğini, müvekkili bankanın davacı yanın iş sözleşmesini 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/1. maddesi uyarınca haklı sebeplerle feshettiğini, hastalık nedeniyle rapor alan işçinin iş sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun’un 25. maddesinin 1-b. alt bendi uyarınca haklı sebeple derhal feshedilmesi için işçinin raporlu süresinin hizmet süresine göre ihbar süreli +6 hafta süreyi aşması gerektiğini, davacı tarafın 07.03.2013 tarihinden iş sözleşmesinin fesih tarihine kadar olan dönemde sağlık sorunları sebebiyle toplam 110 gün görevine devam etmediğini, davacı tarafın ihbar süreli ( 8 hafta ) +6 haftalık süreyi aşan raporluluk süresi sebebiyle müvekkili bankanın haklı olarak iş sözleşmesini feshettiğini belirterek haksız olarak açılmış olan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece davacının, davalı işyerinde işveren tarafından sürekli ve sistematik bir biçimde aşağılandığı, kişiliği ile saygınlığının zedelendiği ve kötü muameleye maruz kaldığı hususunu şüpheden uzak bir şekilde ispat edemediği, bu sebeple davacıya mobbing uygulandığına dair kanaate varılmadığı, davacının iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından 4857 sayılı Kanun’un 25-1. maddesinde belirtilen sağlık sebepleri uyarınca haklı sebeple feshedildiği sonucuna varılarak davacı tarafından açılan işe iade davasının reddine karar verilmiştir.

Davalı bankanın B… şubesinde çalışan davacının, şubede bir başka firma tarafından uygulanan ve gizli kalması gereken 360 derece performans değerleme sistemi sonrasında şube müdürünün kötü muamelesine, aşağılayıcı, küçük düşürücü ve kişiliğine yönelik rencide edici davranışlarına maruz kaldığı, mesleki bilgisinin hedef alınarak bilgisizlik ve beceriksizlikle itham edildiği; şube müdürünün, gizli kalması gereken anket sonuçlarını öğrenerek kendisi hakkında iyi şeyler söylemediğini düşündüğü, davacıya sürekli ve sistematik şekilde kötü davrandığı, şube müdürünün anket sonrası yaptığı toplantıda anket sonuçlarıyla ilgili kanaatini ve memnuniyetsizliğini şube çalışanlarına söylediği, tehditkâr tavırla iki üç istifa dilekçesi beklediğini beyan ettiği, bu andan itibaren davacı başta olmak üzere aleyhine kanaatte bulunduğunu düşündüğü çalışanlara karşı baskıcı ve sorgulayıcı şekilde davrandığı, davacının şube müdürü ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra ağlama krizine girdiği, bir banka çalışanı tarafından hastaneye kaldırıldığı, yaşanan bu tür olaylar sonrasında davacının mobbinge son verilmesi konusunda davalıya ihtarname gönderdiği, sözkonusu ihtarnamede mobbinge maruz kaldığını beyanla soruşturma açılmasını talep ettiği, şikâyetinin sonuçsuz kalması ve şube müdürünün devam eden olumsuz davranışları üzerine sağlığının bozulduğu, davacının alınan doktor raporlarında; çarpıntı, uykusuzluk ( insomnia ), tedirginlik, iştahsızlık, kilo kaybı, halsizlik, yorgunluk, kırgınlık ve sıkıntı hissi bulguları üzerine anksiyete teşhisi konulduğu, davacının bu rahatsızlığını tetikleyen veya ona katkı eden işyeri dışında ailevi, ekonomik, çevresel veya sosyal başkaca bir sebep olduğuna dair hiçbir delil ileri sürülmediği, Bornova Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Poliklinik Hasta Değerlendirme Formunda hastanın işyerinde yaşadığı değersizleştirmeler sonrası başlayan ve üç hafta yoğun olarak seyreden, anksiyete, çarpıntı, titreme, mide krampları, ağlama krizi ve çenede kasılma görüldüğü; bir kimsenin genel ve yaygın olarak işten ayrılması veya işyerini değiştirmesi amacıyla hedef alınıp bilinçli, sistematik ve sürekli şekilde kötü muameleye maruz bırakılması, ağır biçimde eleştirme, küçümseme, beceriksizlik ya da yetersizlikle itham edilme ve diğer çalışanlar önünde azarlanma şeklinde kişiliğinin ve onurunun rencide edilmesi, itibarına saldırılması, yönetim hakkının kötüye kullanılması, eşit muamele yükümlülüğüne aykırı şekilde davranılması, hedef alınan kişinin değersizleştirilmesi ya da ona kasten bu hissin verilmesi gibi eylemlerin mobbing olgusunu meydana getirdiği, somut olayda mobbingin unsurları itibarıyla gerçekleştiği şahit anlatımları, doktor raporları ve tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.

Davacının iş sözleşmesi davalı işveren tarafından 4857 sayılı Kanun’un 25/1. maddesi uyarınca haklı sebeple feshedilmiş ve bu fesih mahkemece yerinde görülüp davacının işe iade talebi reddedilmiş ise de, anılan Kanun hükmü; işçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa yakalanması veya engelli hâle gelmesi durumunda, bu sebeple doğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi ya da işçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğunun ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulunca saptanması durumunda iş sözleşmesinin bildirimsiz feshedileceğine ilişkindir. Somut olayda davacının işyerinde mobbinge maruz kaldığı için hastalandığı, rahatsızlığı sebebiyle sevk edildiği hastanede davacıya Sağlık Kurulu Raporu ile anksiyete bozukluğu teşhisi konulduğu ve dinlenmesi gerektiği için rapor verildiği, davacının hastalanmakta ve rapor kullanmakta herhangi bir kusurunun bulunmadığı, dolayısıyla anılan madde hükmü gereğince işverenin iş sözleşmesini haklı sebeple feshetmesinin hukuka uygun olarak değerlendirilemeyeceği açıktır.

Mahkemece, davacının, davalı işyerinde, işveren tarafından sürekli ve sistematik bir biçimde aşağılandığı, kişiliğinin ve saygınlığının zedelendiği, kötü muameleye maruz kaldığı ve mobbinge uğradığı şüpheden uzak bir şekilde ispat edilemediği gerekçesiyle hüküm kurulmuş ise de iddia, birbirini doğrulayan ve tamamlayan davacı ve davalı şahit anlatımları, davacının aynı mahiyette olan ve aynı bulgulara işaret eden birbiriyle ve anlatılanlarla uyumlu birden fazla doktor raporu gözönüne alındığında, mobbing olgusunun açık bir şekilde ispat edildiği; kaldı ki, hukuk yargılamasında ve özellikle de mobbinge dayanan iddialarda yüzde yüzlük bir ispatın aranmadığı, şüpheden uzak delil aramanın ceza yargılamasına ait olduğu, özel hukuk ve iş hukuku yargılamasında vicdani kanaatin oluşmasına yetecek kadar bir ispatın yeterli olduğu, taraflarca ileri sürülen delillerin sıhhat ve kuvvetinde tereddüt edilmesi halinde işçi lehine yorum ilkesinin uygulanması gerektiği, mobbing gibi diğer dava türlerine göre ispatı nispeten daha zor olan bir konuda kesin ve mutlak bir ispatın aranmayacağı, bu konuda işçi lehine ispat kolaylığı göstermenin hakkaniyet ve adalete daha uygun olacağı kanaat ve sonucuna varılmıştır.

Yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı işveren tarafından 4857 sayılı Kanun’un 25/1. maddesine dayanılarak yapılan feshin geçersizliğine ve davacı işçinin talebinin kabulü ile işe iadesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.

Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan gerekçe ile;

1- Mahkeme kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,

2- İşverence yapılan FESHİN GEÇERSİZLİĞİNE,

3- Davacının kanuni sürede işe başvurmasına rağmen, işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının işçinin altı aylık ücreti olarak belirlenmesine,

4- Davacının işe iade için işverene süresi içinde başvurması halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar doğmuş bulunan en çok dört aylık ücret ve diğer haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin belirlenmesine,

5- Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

6- Davacı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre 1.500,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,

7- Davacı tarafından yapılan 311,35 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,

8- Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, kesin olarak 21.02.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

İŞÇİ YAZILI ONAY VERMEDİKÇE ÇALIŞMA KOŞULLARINDA ESASLI DEĞİŞİKLİK YAPILMIŞ SAYILMAZ

T.C.
Yargıtay
9. Hukuk Dairesi


Esas No:2016/9695
Karar No:2017/6343
K. Tarihi: 

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA :Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. 
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I 

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı firmada 17/06/2013 ila 15/05/2015 tarihleri arasında Montaj elemanı olarak çalıştığını, iş akdinin davalı tarafça yazılı bir fesih bildirimi yapılmaksızın, sözlü şekilde sonlandırıldığını, gerekçe olarak ise “görev değişikliğini kabul etmemek” olarak gösterildiğini, konuyu düzenleyen 4857 sayılı Kanunun 19. Maddesinde işten çıkartılma nedeninin işçiye yazılı, açık ve kesin bir biçimde bildirilmesi gerektiğinin belirtildiğini, buna uyulmadığını, öncesinde çalıştığı montaj bölümünden dikiş bölümüne geçmesinin söylendiğini, bunu kabul etmediğini, bu nedenle işten çıkartıldığını, teklif edilen bölümün davacı açısından daha ağır koşullar taşıdığını, buna göre feshin haklı ve geçerli olmadığını belirterek, feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. 
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının çocuk sahibi olmak amacıyla tedavi görmeye başladığını, bu nedenle devamsızlık yapma durumunun olduğunu, montaj hakkında devamsızlığın idare edilmesinin mümkün olmadığını, davacıya kolaylık sağlamak, devamsızlığını tölere edilmesini temin edebilmek amacıyla davacının manuel dikiş bölümünde çalışmasının uygun görüldüğünü, davacının AMG altı üretim operatörü olup, montaj hattı yanında sonradan görevlendirildiği dikiş hattının da görevi kapsamında olduğunu, davacının 10/05/2015 tarihinde dikiş hattında çalışmaya başladığını, 6 adet ürün diktiğini, ertesi gün ise o bölümde çalışmayacağını belirterek üretim alanını terk ettiğini, yapılan tüm uyarılara rağmen çalışmamak ve verilen görevi yapmamakta direndiğini, savunmasının istenildiği halde savunma vermediğini, disiplin kurulu kararı ile davacının işinin sonlandırıldığını, davacıya fesih bildiriminin tebliğ edilmek istendiğini, ancak davacının bundan imtina ettiğini, davanın yersiz olduğunu, reddi gerektiğini savunmuştur. 
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacıya ilişkin olarak iş akdinin sonlandırılması öncesinde tanzim edilen çok sayıda tutanak, buna göre olayın meydana geliş şekli, bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde iş akdinin sonlandırılmasının haklı nedene dayanmasa da, geçerli sebeple yapıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. 
D) Temyiz:
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir. 
E) Gerekçe:
4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/2 maddesi uyarınca “feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir”. İşveren ispat yükünü yerine getirirken, öncelikle feshin biçimsel koşullarına uyduğunu, daha sonra, içerik yönünden fesih nedenlerinin geçerli (veya haklı) olduğunu kanıtlayacaktır. Dairemizin kararlılık kazanan uygulaması bu yöndedir. (04.04.2008 gün ve 2007/29752 Esas, 2008/7448 Karar sayılı ilamımız).
4857 sayılı İş Kanununun 22 nci maddesindeki, “işveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda 17 ila 21 inci madde hükümlerine göre dava açabilir” şeklindeki düzenleme, çalışma koşullarındaki değişikliğin normatif dayanağını oluşturur. Getirilen bu düzenleme ile işçinin iş şartlarında esaslı değişikliği kabul etmemesi halinde işveren ya bu değişikliği yapmamak ya da iş akdini feshetmek zorunda kalmaktadır. Böylece işçi sadece kıdem tazminatı değil, sözleşmenin işveren feshine bağlanan bütün haklarını isteyebilmekte, iş güvencesi hükümlerinden yararlanma koşulları varsa feshin geçersizliğini ve işyerine iadeyi talep edebilme olanağını elde etmektedir. İşverenin iş akdinde esaslı bir değişiklik yapmak istediği durumlarda işçinin feshe zorlanması yerine sözleşmeyi fesih riski işverene yüklenmektedir. Kısaca işçinin iş şartlarında esaslı değişikliği kabul etmemesi, görevlendirilen işyerine gitmemesi, işçinin feshi olarak değerlendirilemeyeceği gibi verilen görevleri hatırlatıldığı halde ısrarla yapmama haklı nedeni de oluşturmayacaktır. Görevlendirme ve gitmeme üzerine tutulan tutanakların sonuca etkisi de bulunmamaktadır. 
Değişiklik feshinde de işveren, 22. Maddedeki yazılı yapılma, değişikliğin nedenini veya başka bir nedenin olduğunu nedenini belirtme koşulunu uymak zorundadır. 
Dosya içeriğine göre davacı Montaj bölümünde çalışmakta ve aynı zamanda çocuk sahibi olmak üzere tedavi görmektedir. Davacının isteği olmadığı halde kolaylık sağlama, devamsızlığını tolere etme gerekçesi ile davalı işveren dikiş hattında çalışması için görev yeri değişikliğine gitmiştir. Davacı iş şartlarına esaslı değişiklik gerekçesi ile bu görevlendirmeyi kabul etmemiştir. Davacının tedavisi nedeni ile yeni görev yerinin sağlığı açısından iş şartlarında esaslı değişiklik olduğu dosyada alınan bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır. Davalı işverenin kabul etmeme üzerine tuttuğu tutanakların sonuca etkisi yoktur. İşveren davacının montaj bölümünde çalışmasının işyerinde olumsuzluklara yol açtığını kanıtlayamamıştır. Fesih geçerli nedene dayanmadığından davanın kabulü yerine reddi hatalıdır. 
4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarda açıklanan gerekçe ile;
1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 
2. Feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının İŞE İADESİNE, 
3. Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının kıdemi, fesih nedeni dikkate alınarak takdiren davacının 4 aylık brüt ücreti tutarında BELİRLENMESİNE, 
4. Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin GEREKTİĞİNE, 
5. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
6. Davacının yaptığı 233.50 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 
7. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 1.980,00 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 
8. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, 11/04/2017 tarihinde Kesin olarak oybirliği ile karar verildi.

 İŞ SÖZLEŞMESİNİN İŞVEREN TARAFINDAN FESHEDİLMESİ VE İŞE İADE HAKKI

 İŞ SÖZLEŞMESİNİN İŞVEREN TARAFINDAN FESHEDİLMESİ VE İŞE İADE HAKKI

İşçi ve işveren arasındaki iş ilişkisi, taraflardan birinin isteği ile sona erebilir. Kimse çalışmaya zorlanamayacağı gibi, çalıştırmaya da zorlanamaz. Ancak iş ilişkisinin sona erme nedeni ve sona erme biçimine göre, işçinin ya da işverenin sahip olduğu bazı haklar bulunmaktadır. Fesih ya işçi tarafından ya da işveren tarafından yapılır. İşveren feshinde, fesih eğer haklı nedene dayanıyorsa, İş Kanunu m.25 uygulama alanı bulacaktır. Ancak bugünkü yazımızın konusunu, 25. Madde kapsamına girmeyen haller yani geçerli sebeple(haklı değil fakat geçerli) fesih oluşturmaktadır.

İşverenin İş Kanunu m.25’te düzenlenmiş haklı nedenlerden biri dışında bir sebeple veya sebep dahi göstermeden işçinin iş sözleşmesini sona erdirmesi, İş Kanunu’nda “süreli fesih” başlığı altında düzenlenmiştir. İşverenin işçinin iş sözleşmesini süreli fesih bildirimiyle sona erdirmek istemesi halinde işçinin iş güvencesine sahip olup olmamasına göre farklı sonuçlara ulaşılacaktır. Bu nedenle, süreli fesih bildirimiyle iş sözleşmesinin sona erdirilmesini, işçinin iş güvencesine sahip olup olmamasına göre ikiye ayırarak incelemek gerekir.

İş Kanunu m.18 de dikkate alındığında, işçinin iş güvencesine sahip olması için beş şartı taşıması gerekir:

1-  4857 sayılı İş Kanunu ve 5953 sayılı Basın İş Kanunu’na tabi olup İş Kanunu m.4 ve Basın İş Kanunu m.2 ‘deki istisnaların kapsamına girmemek. İş Kanunu’na tabi işçiler için öngörülen 18.,19., 20. Ve 21. Maddeler, Basın İş Kanunu’nun 6/son fıkrası uyarınca, Basın İş Kanunu’na tabi çalışan işçiler için de geçerlidir.

2- Belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışıyor olmak. Bu şartın tek istisnası, TBK 430/3 hükmüdür. Hükme göre, eğer belirli süreli iş sözleşmesi, on yılı aşkın bir süredir devam ediyorsa, bu kez 6 aylık fesih bildirim süresine uymak gerekecektir ve fesih, bu süreyi izleyen aybaşında hüküm ifade edecektir.

3- İşyerinde 30 veya daha fazla sayıda işçinin çalışıyor olması gerekir. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyeri varsa bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısı dikkate alınır. İşverenin işyerleri farklı iş kollarının kapsamındaysa her işyerindeki işçi sayısı ayrı olarak dikkate alınır. Son olarak belirtelim ki, taşeron işçiler maalesef bu sayının hesabında dikkate alınmamaktadır.

4- İşçinin en az 6 aylık kıdeminin bulunması gerekir. Kanunda bu sürenin kesintisiz olarak geçmesi gerektiğine ilişkin bir hüküm bulunmadığından işçinin aynı işyerinde farklı zamanlarda çalışması veya aynı işverene ait değişik işyerlerinde (işkollarının farklı olması problem oluşturmaz) çalışması durumunda buralardaki toplam süreler dikkate alınır. Ayrıca, İş Kanunu m.66’da belirtilen “çalışma süresinden sayılan haller” de kıdem hesabında dikkate alınır. Yer altı işlerinde çalışan işçilerde ise kıdem şartı aranmaz.

5- İş Kanunu m.18/son’a göre işçinin, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili/yardımcısı veya işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda olmaması gerekir.

İşçi, yukarıda saydığımız bu beş şartı taşıyorsa iş güvencesine sahiptir. İş güvencesine sahip olan işçinin iş sözleşmesinin süreli fesih yoluyla sona erdirilmesi için işverenin bazı şartları yerine getirmesi gerekir. İlk olarak, işveren, iş güvencesine sahip olan işçinin iş sözleşmesini ancak geçerli bir sebeple sona erdirebilir. İş Kanunu m.18’de geçerli sebebin; işçinin yeterliliğinden, işçinin davranışlarından veya işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanması gerektiği belirtilmiştir.

İş Kanunu m.18 gerekçesi dikkate alındığında işçinin yetersizliğinden kaynaklanan sebeplere örnek olarak; ortalama olarak benzer işi görenlerden daha az verimli çalışma, gösterdiği niteliklerden beklenenden daha düşük performansa sahip olma, işe yoğunlaşmasının giderek azalması, işe yatkın olmama, uyum yetersizliği … gibi sebepler öngörülmüştür. Yargıtay’ın da bu konuyla ilgili çeşitli kararları mevcuttur.

Yargıtay 9.HD’nin 2014/30616 E. 2015/503 K. ve 14.01.2015 tarihli kararı, bu duruma örnek olarak verilebilir.

“…Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının 21/01/2013 tarihinden başlayan ve değişik süreler içeren toplam 71 gün rapor aldığı, işyerinde ürün müdürü olarak çalışan davacının kimi peş peşe olan raporlu hali nedeniyle iş akışının bozulduğu, ve bu halin işyerinde olumsuzluklara yol açtığı ve fesih geçerli nedene dayandığı anlaşıldığından davacının işe iade talebinin reddi gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…”

İşçinin davranışlarından kaynaklanan sebeplerde dikkat edilmesi gereken, bu davranışın İş Kanunu m.25’teki haklı sebeplerden birini oluşturmamasıdır. Aksi halde İş Kanunu m.25 uyarınca haklı sebeple derhal fesih yapılır. İş Kanunu m.25’in kapsamına girmemek kaydıyla İş Kanunu m.18 gerekçesinde işçinin davranışlarından kaynaklanan sebeplere örnek olarak; işverene zarar vermek ya da zararın tekrarı tedirginliği yaratmak, işyerinde rahatsızlık yaratacak şekilde çalışma arkadaşlarından borç para istemek, arkadaşlarını işverene karşı kışkırtmak, sık sık işe geç gelmek, amirleri veya iş arkadaşları ile ciddi geçimsizlik göstermek … gibi sebepler öngörülmüştür.

“… Somut olayda, tıbbi tanıtım sorumlusu olarak davalı işverene hizmet veren ve davalının tahsis ettiği aracı, iş görme edimini yerine getirme sırasında kullanan davacı, amiri konumundaki işçi ile birlikte, tanıtım yapılan doktorlarla yemek yediği, bu yemek sırasında alkol alan davacının, trafiğe alkollü şekilde çıktığı, alkol kontrolü sonrası güvenlik kuvvetlerince hakkında tutanak tutulduğu ve ehliyetine 6 ay süre ile el konduğu, davacının bu olay nedeni ile savunmasının alındığı ve iş sözleşmesinin bu nedenlerle feshedildiği anlaşılmaktadır. Esasen bu konu mahkemenin de kabulündedir. Davacıya tahsis edilen araç, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/3 maddesi uyarınca işyeri kavramı içerisindedir. Davacı işçi davranışı ile, işverence tahsis edilen aracı alkollü kullanmış ve ehliyetine 6 ay süre ile el konulması nedeni ile araç kullanarak yerine getirdiği tanıtım görevini de aksatmış bulunmaktadır. Davacı işçinin davranışından kaynaklanan bu neden işyerinde olumsuzluklara yol açmıştır. Fesih geçerli nedene dayanmaktadır…” (Yargıtay 9.HD’nin 2006/18364 E. 2006/26051 K. ve 9.10.2006 T.)

İşletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan (işletmesel) sebepler ise İş Kanunu m.18 gerekçesinde işyeri dışından ve işyeri içinden kaynaklanan sebepler olarak ikiye ayrılmış; işyeri dışından kaynaklanan sebeplere; sürüm ve satış olanaklarının azalması, enerji sıkıntısı, ülkede yaşanan ekonomik kriz…; işyeri içinden kaynaklanan sebeplere ise örnek olarak; yeni çalışma yöntemlerinin uygulanması, işyerinin daraltılması, yeni teknolojinin uygulanması… gösterilmiştir. İşletmesel sebeplerde özellikle dikkat edilmesi gereken husus, işverenin bu sebebi bir bahane olarak kullanamamasıdır. Bu nedenle, bu sebebe dayanarak yapılacak fesihte dürüstlük kuralına uygunluk büyük önem taşımaktadır. Yargıtay da bu konuyla ilgili kararlarında hem feshin işletmesel sebebe dayanıp dayanmadığını hem de dayanılan sebebin dürüstlüğe uygun olup olmadığını incelemektedir. Nitekim, bu konuyla ilgili Yargıtay 22.HD 2014/22981 E. 2014/26721 K. ve 1.10.2014 tarihli kararı  “…Somut olayda, dosyadaki deliller kapsamından, davalı şirketin 22.01.2013 tarihinde dava dışı E.. Tim Sağlık Ltd. Şti. ile yapmış olduğu iş sağlığı ve iş güvenliği sözleşmesi ile E.. Tim Sağlık Ltd. Şti.’nin işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı hizmetleri için görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Davalı şirket dava dışı firma ile anlaştıktan sonra 01.02.2013 tarihli fesih bildirimi ile davacının iş sözleşmesini 6331 sayılı Kanun uyarınca davacının yaptığı işi Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri aracılığı ile yaptıracak olması nedeniyle 01.03.2013 tarihi itibariyle sona erdirmiştir.. Bu anlamda davalı şirketin 6331 sayılı Kanun uyarınca ve dava dışı şirket ile yapılan sözleşme doğrultusunda davacının iş sözleşmesinin feshine yönelik kararın tutarlı, keyfilikten uzak ve ölçülülük kriterlerine uygun biçimde uygulandığı anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar gözetilerek feshin geçerli sebebe dayandığının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulü hatalıdır…” şeklindedir.

Yukarıda ayrıntılı bir şekilde incelendiği üzere, iş güvencesine sahip işçinin iş sözleşmesi, ancak geçerli bir sebeple feshedilebilir. Ayrıca fesihten önce durumun işveren tarafından işçiye bildirilmesi gerekir ki buna fesih bildirim süresi denmektedir. İş Kanunu m.17’ye göre işçinin kıdemine göre bu süreler değişmektedir. Buna göre işi 6 aydan az sürmüş işçi için bu süre iki hafta; 6 aydan 1,5 yıla kadar sürmüş işçi için dört hafta; 1,5 yıldan 3 yıla kadar sürmüş işçi için altı hafta; 3 yıldan fazla sürmüş işçi için ise bu süre sekiz haftadır. Bu sürelerin anlamı şudur: İşveren fesih bildirimini işçiye bildirdiği zaman işçi bu bildirimden itibaren kıdemine göre 2-4-6-8 hafta daha çalışmaya devam eder. 2-4-6-8 haftalık süre sona erdiğinde ise işçinin de iş sözleşmesi sona ermiş olur. 2-4-6-8 haftalık sürelerde işçi, çalışmaya devam ettiği için bu sürelerdeki işçilik alacaklarının da işveren tarafından ödenmesi gerekir. Ayrıca işverenin, İş Kanunu m.27 uyarınca ücret kesintisi yapmadan ve günde iki saatten az olmamak üzere bu sürelerde işçiye yeni bir iş bulması için iş arama izni vermesi gerekir. İş Kanunu m.17’ye göre 2-4-6-8 haftalık bu süreler asgari nitelikte olup iş sözleşmesiyle artırılması da mümkündür. Ancak, sözleşmeyle işçi ve işveren için farklı fesih bildirim süresi öngörülmüşse TBK 432/5 ‘e göre her iki tarafa da uzun olan fesih bildirim süresi uygulanır.

Ayrıca belirtelim ki, Yargıtay’a göre taraflar bu sürelerin bitmesini beklemeden karşılıklı anlaşmak suretiyle de iş sözleşmesini sona erdirebilirler.

Eğer bildirim şartına yani yukarıdaki sürelere uyulmazsa bildirim süresine (2-4-6-8 hafta) ilişkin ücret, tazminat olarak ödenir ki uygulamada buna “ihbar tazminatı” denmektedir. İhbar tazminatı, bildirim süresine uyulmaması durumunda bir yaptırım olarak karşımıza çıkabileceği gibi İş Kanunu m.17/5’e göre işverenin bu süreyi beklemek istememesi durumunda işçiye bildirim süresine ilişkin ücreti peşin vermek suretiyle takdiri olarak da karşımıza çıkabilir. İş hayatında daha çok karşılaşılan mesele, işverenin fesih bildiriminde bulunup iş sözleşmesini derhal sona erdirmesi halidir. İşçilerin özellikle bilmesi gerekir ki, eğer işveren böyle bir yola başvuruyorsa, işçi kıdemine göre 2-4-6-8 haftalık ücreti tutarında ihbar tazminatına hak kazanır ve işverenin bunu ödemesi gerekir. Bu konuyla ilgili son olarak da şunu belirtelim ki, Yargıtay’ın da genel olarak kabul ettiği üzere, ihbar tazminatının hesabında çıplak ücret değil giydirilmiş ücret dikkate alınır. Bunun anlamı, bildirim sürelerine ilişkin yalnız ücret değil prim, ikramiye vb. ek kalemler de dikkate alınır.

Ayrıca, iş güvencesine sahip işçinin iş sözleşmesi geçerli sebebe dayanılarak feshediliyorsa İş Kanunu m.19 uyarınca işverenin fesih bildirimini işçiye yazılı olarak yapması ve bu bildirimde fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmesi, ayrıca yetersizliğinden ya da davranışlarından kaynaklanan bir sebeple fesih yapılıyorsa işçinin savunmasının alınması gerekir. Eğer bu şartlar sağlanmamışsa işçi, fesih bildirimine itiraz edebilir. İş Kanunu m.20’ye göre fesih bildiriminde sebep gösterilmemişse veya işçi, gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiasında ise fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde arabulucuya başvurmalıdır. Arabulucuda anlaşılamazsa son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde işe iade davası açılabilir. Bu davada feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükü işverene; feshin gösterilen sebepten başka bir sebebe dayandığını ispat yükü ise işçiye aittir.

Davayı işçi kazanırsa işçi, kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur.  İşçi başvurursa bu kez işverenin işçiyi bir ay içinde işe başlatması gerekir. Aksi halde, işçiye en az 4, en çok 8 aylık ücreti tutarında tazminat ödemek zorundadır. Bu tazminatın miktarını dava esnasında bu durumun da olabileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak mahkeme belirler. Bunların dışında işçiye çalışamadığı dönem için en çok 4 aya kadarki ücreti ve diğer hakları da ödenir. Eğer işçiye kıdem ve/veya ihbar tazminatı ödenmiş ise mahsup yapılır.

Eğer arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflar, işçinin işe başlatılması konusunda anlaşırsa bu kez; işe başlatma tarihini, işçinin çalışamadığı dönem için ödenecek ücret ve diğer hakları ve işçinin işe başlatılmaması durumunda ödenecek tazminat miktarını da belirlemeleri gerekir. Aksi halde taraflar işçinin işe başlaması konusunda anlaşmış olsalar bile anlaşma sağlanamamış sayılır ve son tutanak buna göre düzenlenir. İşçinin kararlaştırılan tarihte işe başlamaması hâlinde ise fesih geçerli hâle gelir ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur.

İş güvencesine sahip işçilerin iş sözleşmesinin feshinde, yukarıda anlatılan hususlar uygulama alanı bulur. Her olayda yukarıdaki şartların sağlanıp sağlanmadığı ve belirtilen prosedürlere uyulup uyulmadığı büyük bir titizlikle incelenmelidir. Yargıtay’ın fesih usulüne ilişkin verdiği karar da konuya ışık tutmaktadır.

…Belirtilen bu maddi olgulara göre, davacının iş sözleşmesi 08.03.2006 tarihinde feshedilmiş olup, davacıya ibraname ve çalışma belgesi verildiği ve tebliğ edildiği tarihte, bir başka anlatımla iş sözleşmesinin feshi anında yazılı fesih bildirimi yapılmamıştır. Davalı işveren 4857 sayılı İş Kanunun 19. maddesindeki koşula uymamıştır. Fesih işleminden sonra noter kanalı ile gönderilen yazılı fesih bildirimi sonradan tanzim edildiğinden sonuca etkili değildir. Davanın reddi hatalıdır… (YARGITAY 9.HD. E.2006/23730 K.2006/31649 T. 04.12.2006)”

Yukarıda anlatılanlar ışığında şunları söyleyebiliriz: İş güvencesine sahip olan işçilerin iş sözleşmeleri ancak geçerli bir sebeple ve fesih bildirim sürelerine uyularak feshedilebilir.  Ayrıca sebebin işçiye yazılı şekilde bildirilmesi, bu bildirimde sebebin açık ve kesin bir şekilde belirtilmesi, işçiden kaynaklanan bir sebep varsa işçinin savunmasının alınması gerekir. Bu şartlar sağlanmamışsa, işçinin yapılan feshe itiraz ve dava açma hakkı bulunmaktadır. İşçinin böyle bir durumla karşılaşması halinde haklarını kullanması, gerekirse bu konuda uzman bir iş hukukçusuyla irtibata geçmesi gerekecektir.

 

                                                                          ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

YARGITAY HİZMET(ÜCRET) TESPİTİ DAVALARINDA SONUNDA ÇARK ETTİ

 

 YARGITAY HİZMET(ÜCRET) TESPİTİ DAVALARINDA

SONUNDA ÇARK ETTİ

Büyük kurumsal şirketler haricinde, sigorta primlerinin gerçek maaşlar üzerinden ödendiğine pek şahit olmayız. Öyle alışmışız ki asgari ücret üzerinden sigorta primi ödenmesine, yadırgamayız bile. 5510 sayılı yasada sigorta primine esas kazançların neler olduğu kalem kalem sayılmış. Bırakın para ile ölçülebilen menfaatleri, çıplak ücret üzerinden bile yatırılmıyor sgk primleri. Ama bu alışılagelmiş uygulamanın temelinde Yargıtay’ın uzun yıllardır süregelen içtihatlarının yattığını da atlamamak lazım.

Sigorta primlerinin usulüne uygun yatırılması gerektiğinde hemfikiriz. Onu bir kenara koyalım. Ancak ülke gerçeği haline gelen eksik sigorta bildirimi sebebiyle açılan davalarda; davanın kabulü halinde, geriye dönük işverenin eksik bildirdiği beher ay başına 2 asgari ücret tutarında idari para cezasından başka bir de eksik primleri ödemek zorunda kalması, işverenin ekonomik olarak mahvına sebep olabilir. İşçi ise davayı kazandığını ancak emekli olduğunda anlar. Bu sebeple menfaat dengesinde işveren ağır bastı bu zamana kadar. İşçi alacakları davasında, emsal ücret araştırması, tanık anlatımları derken her türlü delille gerçek maaşın tespitini kabul ederken, hizmet tespiti davalarında yazılı delili şart koştu Yargıtay. Ta ki 2017’nn sonlarına kadar…

Hizmet tespiti davalarında; süre tespitini her türlü delille ispatlayabilirsin diyen Yargıtay, ücret tespiti yönünden yazılı delil şartını aramaktaydı. Tabi senetle ispat sınırının üzerindeki ücret tespiti taleplerinde. Zaten kayıt dışı bir ödemeden bahsediyoruz. Neyin ispatını yazılı delille yapacağız? Hangi işveren “senin maaşın aslında bu” diyerek yazılı belge verir işçiye. Hayatın olağan akışına aykırı bu durumu görmezden gelen Yargıtay, kanaatini değiştireceğinin sinyallerini aslında yakın zamanda işçilik alacaklarına ilişkin bir kararında göstermişti. “Vasıflı bir işçi asgari ücretle çalışmaz” dedi. Doğru da dedi. “Ne var canım bunda, sözleşme serbestisi diye bir şey var. Alan razı veren razı”ya artık itibar etmiyorum dedi.

Asıl bir devri bitiren kararını yakın zamanda şahsen takip ettiğim bir hizmet tespiti davasında verdi.

“…davacının mağaza müdürü olup mağaza müdürünün asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu nazara alınmaksızın davacının prime esas kazancının reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…” (Yrg. 21. HD. 2016/6299 E. 2017/7954 K. 17.10.2017)

Nihayet! dedirtti dedirtmesine ama yine de helal olsun demekten kendimi alıkoyamadım. İşverenlerin yüksek maliyetlerinin denge tankı değildir işçinin sigorta primleri. Artık göze alıyorum dedi Yargıtay.. Göz göre göre hukuka aykırı kararları onamaktan belli ki o da bıktı bizim gibi…

Av. Selçuk ENER

İŞVEREN VEKİLLERİNİN İŞ GÜVENCESİ SORUNU

İŞVEREN VEKİLLERİNİN İŞ GÜVENCESİ SORUNU

İş Kanunumuzda tanımlanan işveren vekili ve yardımcıları, kendisine sağlanan haklar ve işverene yakın konumda bulunması bakımından, iş güvencesinden yararlanamamaktadır. Peki kimdir bu işveren vekilleri? Her halükarda iş güvencesinden yani işe iade davası açma hakkından mahrum mudur? Tabii ki hayır ancak iş güvencesinden yararlanmak için bazı şartların oluşması gerekir. Neler mi?

İş Kanunumuzun 2. Maddesinde işveren vekili şu şekilde tanımlanmıştır: “İşveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir.” Bu tanımdan yola çıkarak değerlendirmemiz gereken iki kavram göze çarpmaktadır. Kanun koyucu tarafından çoğu zaman birbiri yerine kullanılan ve toplumda çokça karıştırılan bu iki kavram; işyeri ve işletmedir.

Yine 4857 sayılı İş Kanunumuzun 2. maddesinde işyeri “işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birim” olarak tanımlanmıştır. Maddenin devamında, işverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler(işyerine bağlı yerler) ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçların da işyeri kapsamında değerlendirileceği belirtilmiştir.

İşletme ise kanunumuzda tanımlanmamakla birlikte her şeyden önce iktisadi bir kavram olarak kendisini göstermektedir. İşletme, işyerinden daha geniş ve işyerlerini kapsayan bir kavramdır. Bazı hallerde işletme tek işyerinden oluşabileceği gibi işletme başlığı altında birden fazla işyeri bulunabilir. Örneğin, bir işverenin tek fabrikası varsa bu fabrika hem işyeri hem de işletme durumundadır. Bu hususlar göz önünde bulundurularak işletme, “iktisadi bir amacın gerçekleştirilmesi için işverene ait bir veya birden fazla işyerinin bağlı olduğu organize edilmiş bir bütün” olarak tanımlanmaktadır.

İşveren vekili ile işyeri-işletme ayrımı arasındaki ilişkiye gelecek olursak; İş Kanunumuzun 18. Maddesi feshin geçerli sebebe dayandırılması başlığı altında şu ifadeler yer vermiştir:

İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri hakkında bu madde, 19 ve 21 inci maddeler ile 25 inci maddenin son fıkrası uygulanmaz.”

Burada dikkat etmemiz gereken husus; kanun koyucunun işyerindeki ve işletmedeki işveren vekilleri ile yardımcılarını yetki kapsamına göre ayırmış olmasıdır. Şöyle ki kanun koyucu işletme açısından o işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekillerinin 19 ve 21. maddeleri ile 25. maddesinin son fıkrasından yararlanamayacağını belirtirken; işyeri kapsamında yukarıda saydığımız şarta ek, işçi alma ve çıkarma yetkisine sahip olan işveren vekilleri ile yardımcılarının sayılan maddelerden yararlanamayacağını belirtmiştir.

Yani işletmenin tümünü sevk ve idare eden işveren vekilleri ve yardımcıları sebep gösterilmeden işten çıkarılabileceği gibi işe iade davası da açamayacaktır. İşletme açısından ise işyerinin tümünü sevk ve idare eden AYRICA işçi alma ve çıkarma yetkisine de sahip olan işveren vekilleri ile yardımcıları sebep gösterilmeden işten çıkarılabileceği gibi bu iki yetkiye de sahip ise işe iade davası açamayacaktır. Yerleşik uygulama ve Yargıtay kararları da işyeri açısından iki yetkiyi birlikte aramakta, eğer işveren vekili veya yardımcısı konumunda olan kişi, işyerinin tümünü sevk ve idare edebiliyorken tek başına işçi alımı ya da çıkarımı yapamıyor ise işveren vekili veya yardımcısı olarak kabul edilemeyecek buna binaen de iş akdi sebepsiz yere feshedilemeyeceği gibi işe iade davası açma hakkını da elinde bulundurmaya devam edecektir:

“…İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillerinin ikinci grubunu, işletmenin değil de işyerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleridir. Buna göre, işletmenin bütününü sevk ve idare edenler, başka bir şart aranmaksızın işveren vekili sayılırken; işletmenin değil de işyerinin bütününü sevk ve idare edenlerin 18. madde anlamında işveren vekili sayılabilmesi için ilave olarak, işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisini haiz olması şartı aranır. İşyerinin sevk ve idare ile işçiyi alma ve işten çıkarma yetkisi katlanmış olarak, birlikte aranır. Dolayısıyla bir banka şubesi müdürü ile fabrika müdürü, işyerini sevk ve idare etmekle beraber, özgür iradesi ile işçi alma ve işten çıkarma yetkisi yoksa İş Kanunu’nun 18. maddesi anlamında işveren vekili sayılmaz…” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 10.11.2008 tarih 2008/5920 E. 2008/30467 K.)

Sonuç olarak belirtmek isteriz ki; bir çalışanın ünvanının müdür, genel müdür, icra kurulu üyesi olması iş güvenesinden yararlanamaması için tek başına yeterli değildir. Kişinin işyerindeki ya da işletmedeki pozisyonuna, yetkilerine, tek başına karar alıp alamadığına bakmak gerekir. Yine de şüpheden arınamıyor iseniz, tercihinizi dava açmaktan yana kullanmanızı tavsiye ederiz. Nitekim işe iade davasının maktu harca tabi olması sebebiyle davanın reddi ihtimalinde dahi kişiye külfeti 3-5 bin TL’den fazla olmayacaktır. Ancak davanın kabulü ve işe başlatmama halinde en az 4+4=8 maaş tutarında tazminat alabileceğinizi unutmayın.

 

                                                                             ENER AVUKATLIK BÜROSU

ARABULUCULUK GELDİ DE NE DEĞİŞTİ PEKİ?

ARABULUCULUK GELDİ DE NE DEĞİŞTİ PEKİ?

Hali hazırda çiçeği burnunda uzman bir arabulucuyum ben. Aktif olarak arabuluculuk yapmadım henüz ama taraf olarak 2-3 dosyada arabuluculuk görüşmelerini sürdürüyorum. Farklı bir müessese tabi. Amaç yabancı değil ama süreç biraz garip geliyor şimdilik. Arabuluculuk eğitimi almışsınız ama aynı zamanda avukatlık kimliğiniz de var. Bir yandan arabulucuyu test ediyorsunuz işini nasıl yapıyor diye, bir yandan habire araya girme isteği 😊

Dosyalarımda uzlaşmaya olan merakım zaten yıllar içerisinde beni arabulma konusunda uzmanlaştırdı. Kişisel gelişime olan ilgimi ve bu yönde okuduğum kitaplardan edindiğim bilgileri de harmanlayınca ben zaten eğitimden önce de arabulmada uzman olmuştum. 😊

Müessesenin amacı, ihtilafı çözme sürecinin kısalığı, taraflara taviz vermeyi öğretmesi ve her iki tarafın da tatmin olmuş şekilde ayrılması takdire şayan. Her şeyde olduğu gibi belki de; arabuluculuğu da işler kılacak şey bizim isteğimiz ve sürece olan inancımız olacak..

Zor olan anlaşamamak değil aslında. Karşındakini anlamak zor. Çünkü anlamak için dinlemek gerekir. Ama konuşmak ve haklı olduğun yönleri gündemde tutmak varken, dinleyip de çıkmaza girmek pek tercih edilen bir davranış değil maalesef. Dalailama ne güzel demiş: “Konuşursan sadece bildiklerini tekrar edersin, ama dinlersen yeni şeyler öğrenebilirsin…” Dinlemeyi öğretmediler bize.. Ya hep konuşturdular ya da hep susturdular ama bugüne dek kimse dinle demedi… En fazla “dinleyeceksin” dedi.

Empatiyi bir kez daha öğrettiler eğitimlerde. Hatta sempatiyi de.. Aslında her uzlaşmanın temeli değil midir empati? Onun gibi düşünmek, onun yerinde olduğunu hayal etmek anlamak için yeterlidir. Ön yargılardan sıyrılmak gerek. Kendi doğrularından taviz vermek, doğru bildiğin yanlışlarda diretmemek gerek.

Tabii ki eleştirilerim var sisteme karşı. Edim serbestliğine karşı. Uzlaşmak olsun amaç evet ama taraflara yüklenen edimler çiçek sulamak gibi, çocuğun eğitim masrafların karşılanması gibi ucu açık, vadeli ve soyut yükümlülükler olmasın. İcra kabiliyeti olan edimlerle sınırlamak gerekirdi bence. En azından başlangıç için. İşçi alacakları için uzlaşırken; istenen ve verilen sadece para ya da eş değerinde kıymetli evrak olsaydı. Devrim değil de evrimle otursaydı bazı şeyler. Taraflar isterse, bir tarafın diğerinin çiçeklerini bile sulayabileceğini kararlaştırabilir dediler arabuluculuk anlaşmasında. 2+1 sıkışık bir apartman dairesinde oturan işçinin çiçeklerini hangi işveren sulasın Allah aşkına? Avrupalı bahçeli, möbleli triplekste oturuyor. Adamın bahçe, peysaj gibi derdi var. Aylık maliyetlerinin içinde bahçıvan gideri var. Bizde bahçıvan mı kaldı?

Tabii ki eleştireceğiz ama daha iyisini bulabilmek adına ve yapıcı olarak.. Yoksa hayır demek, tutmaz bu iş demek kaçış olur.. Hayır demek bir bilinçaltı davranışıdır. İnsanı yeni olan bir şeye karşı savunma amacıyla bilinçaltı hayır dedirtir. Çünkü bilinmeyen korkulandır. Ancak bilinci devreye sokarsak, yani kafayı çalıştırırsak ölçüp tartarak bir şeyin faydalı olup olmayacağını anlayabiliriz.

Herkese bilinçaltının esiri olmaktan kurtulduğu, konuşmayı değil dinlemeyi tercih ettiği günler ve esenlikler dilerim..

Av. Selçuk ENER

 AYRIMCILIK TAZMİNATINA DAİR BİLİNMEYENLER

 AYRIMCILIK TAZMİNATINA DAİR BİLİNMEYENLER

İş yerinde bana ayrımcılık yapılıyor? Ona zam yapıldı bana neden yapılmıyor? Bu gibi sorulara sıkça muhatap oluyoruz iş hayatında. Tüm bunların temelinde AYRIMCILIK yatıyor olabilir. Ayrımcılık yasağının temeli; yürürlükteki 4857 sayılı İş Kanunumuzun 5. maddesindeki “eşit davranma ilkesi”dir. Bu ilke doğrultusunda işveren, işçileri arasında ayrım gözetmeksizin onlara eşit muamelede bulunma yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülüğün ihlali, ayrımcılık tazminatını doğurur.

 

AYRIMCILIK TAZMİNATININ ÖN ŞARTLARI

            Ayrımcılık tazminatını talep edebilmek için, öncelikle işyerinde çalışan ve “işçi” olarak nitelendirilebilen birden fazla işçi bulunmalıdır. Tabi birden fazla işçi bulunması yetmez. Kıyaslanan davranışlar arasında zaman bütünlüğü olmalıdır. Yıllar önce işverence gerçekleştirilen bir davranışın şimdi gerçekleşmemesini çoğu zaman ayrımcılık olarak nitelendirmek mümkün olamayacaktır.

 

HANGİ DAVRANIŞLAR AYRIMCILIK OLARAK NİTELENDİREBİLİR?

SAĞCI-SOLCU, ALEVİ-SÜNNİ, BEYAZ-ZENCİ VS. AYRIMI

  • İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz. (İşveren, işçilerine karşı İş Kanunumuzun yanında Anayasamızın 10. Maddesince de güvence altına alınan eşitlik ilkesine aykırı davranışlarda bulunursa bu muameleye maruz kalan işçi ayrımcılık tazminatı talep edebilmektedir.)

 

TAM ZAMANLI-PART TIME AYRIMI

  • İşveren, esaslı sebepler olmadıkça tam süreli çalışan işçi karşısında kısmî süreli çalışan işçiye, belirsiz süreli çalışan işçi karşısında belirli süreli çalışan işçiye farklı işlem yapamaz. (Örnek olarak: Farklı yeteneklere sahip işçiler arasında ücretler yönünden, işçilerin nitelikleri göz önünde tutularak ayrım yapılabilir. Yargıtay işyerinde çalışan işçiler için farklı fesih bildirimi süreleri öngören sözleşme hükümlerini (kıdemli işçiler için artırılmış, buna karşılık belirli bir tarihten sonra işe giren daha az kıdeme sahip işçiler için yasal fesih bildirimi sürelerinin uygulanması) eşitlik ilkesine aykırı bulmamıştır.)

 

HAMİLELİK AYRIMCILIK SEBEBİ DEĞİLDİR

  • İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz. (Biyolojik açıdan veya iş koşulları açısından bir sorun olmadığı halde işçinin sadece hamile olması; işe alınmamasına veya işten çıkarılmasına sebep olamaz. Aynı şekilde iş akdi devam ederken hamilelik sebebiyle feshe zorlanması da mobbing olarak nitelendirilecektir. Tabi bu sebeple iş akdini fesheden işçi, ayrımcılık tazminatına da hak kazanacaktır.)

 

KADIN-ERKEK AYRIMI

  • Aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz. (Benzer ya da aynı değerde işlerde çalıştırılacak olan erkek veya kadın işçi arasında cinsiyete bağlı olarak ücret ayrımı yapılamaz.)

 

AYRIMCILIK TAZMİNATI NASIL HESAPLANIR?

İş ilişkisinde veya sona ermesinde yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında işçi, dört aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminattan başka yoksun bırakıldığı haklarını da talep edebilir.” Yani görüleceği üzere işçinin dört aya kadar ücret tutarı bunun yanında varsa yoksun bırakıldığı haklarının toplamı ayrımcılık tazminatının konusun oluşturmaktadır.

 

AYRIMCILIK YAPILDIĞINI İŞÇİ İSPATLAMALIDIR.

İspat yükü ise 20 nci madde hükümleri saklı kalmak üzere işçinin üzerindedir. Ancak, işçi bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü bir biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat etmekle yükümlü olur.

 

AYRIMCILIK TAZMİNATI İŞE İADE İLE BİRLİKTE TALEP EDİLEBİLİR Mİ?

“…Hamilelik nedeniyle yapılan fesih işlemi, işe iade davasında İş Kanunu’nun 18/3-d maddesi uyarınca geçersiz sayılıp, işçinin işe iadesi ile işe başlatılmaması halinde 21. madde uyarınca iş güvencesi tazminatına hükmedilmiştir. İşverenin yaptığı fesih işlemi, ayrıca ayrımcılık yasağını ihlal etse bile, yine de sonuç değişmeyecek ve feshin geçersizliği ile işçinin işe iadesine karar verilecektir. Yasa’nın 21. maddesindeki özel düzenleme nedeniyle işe iade davasına bakan mahkeme, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iade ile işe başlatmama tazminatına hükmedecek, işe başlatmama tazminatı yanında ayrıca ayrımcılık tazminatına hükmedemeyecektir. Üstelik 21. maddedeki tazminat en az dört aya kadarki ücret tutarında, 5. maddedeki tazminat ise en çok 4 aya kadarki ücret tutarında olup 21. madde işçi lehinedir. Aksinin kabulü halinde, ayrımcılık yasağının gündeme geldiği her işe iade davasında, davayı kabul eden mahkeme, hem iş güvencesi tazminatına hem de ayrımcılık tazminatına hükmetmek zorunda kalacaktır…” (Yargıtay 9. HD:, E. 2010/13065 K. 2012/23353)

                                                                                                                                             

 

BAZI İŞÇİLERE ZAM YAPILMAMASI AYRIMCILIK OLUŞTURUR MU?

“…ücret artışı yapılan ve yapılmayan sürücü olarak çalışan işçilerin performansları karşılaştırılarak bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve performanslar belirlenerek gerçekten ücret artışı yapılan sürücü olarak çalışan işçilerin performanslarının davacıdan ve ücret artışı yapılmayan diğer sürücü işçilerden daha yüksek olduğunun anlaşılması halinde fark alacak talepleri ile şimdiki gibi ayrımcılık tazminatı isteminin reddine karar vermektir. Ancak ücret artışlarının performansa dayalı yapılmadığı anlaşılır ise ayrımcılık tazminatı talebi ile şimdiki gibi fark alacak taleplerinin kabulüne karar vermek gerekmektedir. Yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…”(Yargıtay 7. HD. 2014/12859 E. 2014/19854 K.)

                                                                                                                                             

 

EŞİTLİĞİN, AYNI STATÜDEKİ İŞÇİLER ARASINDA GÖZETİLMESİ GEREKİR.

 “…Somut uyuşmazlıkta davalı işveren emsal gösterilen iki işçi dışında tüm işçilere % 9 oranında, emsal gösterilen iki işçiye ise % 25 oranında zam uygulamıştır. Davacı ile % 25 zam uygulanan işçiler dosya içeriğine göre aynı konumda ve eşil değildirler. İki işçi dışında davacı dahil diğer işçilere bir hak sınırlandırılması getirilmemiştir. % 25 zam uygulanan işçiler farklı konumda olup, bu uygulama işverenin yönetim hakkı kapsamında kaldığından, davalının eşit işlem borcuna aykırı davrandığından söz edilemez. Mahkemece davanın reddi yerine hangi haklı ya da yasal gerekçe ile % 9 zam uygulandığı olgusunun açıklanamadığı ve objektif bir nedenin varlığı ispatlanamadığı gerekçesi ile kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” (Yargıtay 9.HD. 2012/22794 E. 2014/22459 K.)

                                                                                                                                             

Ayrımcılık tazminatı, iş hukukunun önemli konularından biridir. Ancak tespiti ve hukuki nitelendirmesi uzmanlık gerektirir. Benzer bir durumla karşılaşmanız halinde, bu konuda uzman hukukçulara danışmanız haklarınızın zayi olmaması açısından önemlidir.

 

                                                                                              ENER AVUKATLIK BÜROSU

YAZIYI OKUMADAN İŞ DAVASI AÇMAYIN!!

 İŞ MAHKEMELERİ KANUNU DEĞİŞTİ. YAZIYI OKUMADAN İŞ DAVASI AÇMAYIN!!

İş mahkemelerinin görev, yetki ve yargılama usulüne ilişkin değişiklikler yapan, arabuluculuğu dava şartı haline getiren yeni Kanun 25.10.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Yasada önemli değişiklikler göze çarpıyor.

  • ARABULUCU:

İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri hariç işçi ve işveren alacaklarından doğan davalarda ve işe iade davalarında arabulucuya başvuru dava şartı haline getirildi. Arabulucuya başvurulmadan açılan davaların usulden reddedileceği, bu red kararının tebliğinden sonra da arabulucuya başvurma imkanının olacağı değişikliklerden birisi.

  • GÖREV:

İş Mahkemeleri’nin görevi genişletildi. İş akdine bağlı olarak çalışılması şartıyla 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasındaki her türlü hukuk uyuşmazlıkları da iş Mahkemesi’nin görev kapsamına dahil edildi. Buna göre; Borçlar Kanunu’na tabi olarak çalışan işçilerin davaları da, artık Asliye Hukuk Mahkemesi’nde değil, İş Mahkemesi’nde görülecek.

  • KANU YOLU:

Bu kanuna tabi davalarda kanun yoluna başvurma süresi, kararın TEBLİĞİNDEN başlayacak. İşe iade davalarında verilen kararlara BAM kararları kesin nitelikte olacak ve temyiz edilemeyecek. Aynı şekilde 6356 sayılı yasadan kaynaklı bazı davalarda da BAM’ın kararı kesin nitelikte olacak.

  • ZAMANAŞIMI:

En önemli değişikliklerden birisi de, zamanaşımı sürelerinin kısaltılmış olması. Kıdem ve ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve eşit davranmama tazminatında zamanaşımı 5 yıl olarak belirlendi. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra sona eren sözleşmeler için yeni zamanaşımı geçerli olacak. Kanunun yürürlüğe girmesinden önce sona ermiş sözleşmelerden dolayı işlemeye başlayan zamanaşımı süreleri, bu yasayla öngörülenden fazla ise, bu kanundaki ile sınırlı olacağı düzenlenmiş. Bu maddeye çok dikkat etmek gerektiği, Kanunun yürürlüğe girmesinden önce sona eren sözleşmeler için açılacak davalarda zamanaşımı hususunun iyi tespit edilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü bu madde bugün itibariyle yürürlükte.

 

Yeni yasa ile ilgili tespit ettiğim önemli değişiklikler şimdilik bunlar.. Faydalı olması temennisi ile…

 

            Av. Selçuk ENER

TOPLU İŞTEN ÇIKARMA NEDENİYLE İŞSİZ KALAN İŞÇİLERİN HAKLARI NELERDİR?

 

TOPLU İŞTEN ÇIKARMA NEDENİYLE İŞSİZ KALAN İŞÇİLERİN HAKLARI NELERDİR?

Toplu işçi çıkarılması, işten çıkarılan işçilerin haklarını alamayacağı anlamına gelmez. İşveren bu şekilde bir toplu işten çıkarma gerçekleştiriyor ise, çıkarılan işçiye ihbar öneli vermek veya ihbar tazminatı ödemek ayrıca kıdem tazminatını da vermek zorundadır.  Verilmemesi durumunda işçi hukuki yollarla da bu haklarına kavuşabilecektir. İşçinin kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için en az 1 yıllık kıdemi bulunmalı, iş sözleşmesi belirsiz süreli olmalı ve iş akdinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranış dışındaki bir sebeple feshedilmiş olmalıdır. İhbar tazminatına ise; kanunda öngörülen, çalışma sürelerine göre belirlenmiş ihbar sürelerine uyulmaması sonucu hak kazanılır. İşçi, işveren nezdinde çalışarak bu ödemelere hak kazanmış olmaktadır. Bu nedenle toplu işten çıkarma yapılmış olsa bile bu kişiler işveren emrinde çalışarak zaten kanunen bu hakları kazanmışlardır ve zamanaşımı süresi içerisinde bu haklarını talep edebileceklerdir.

Kıdem ve ihbar tazminatının yanında işçi diğer hak kazanmış olduğu işçilik alacaklarını da zamanaşımı süresi içerisinde işverenden isteyebilecektir.

Toplu çıkarım sebebiyle işten atılan işçinin sahip olduğu diğer bir imkan ise, eğer koşulları varsa işe iade davası açmaktır. İşçi feshin geçersiz sebebe dayandığını belirterek veya işverenin kanunda sayılan şartlara uymadan toplu işçi çıkarma gerçekleştirdiğini belirterek fesih bildirimin kendisine tebliğinden itibaren 1 ay içerisinde bu davayı açabilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken husus; dava açma süresinin, fesih bildiriminin işçiye tebliğ edildiği tarihte başlayacağıdır. Örneğin; 30.05.2017 itibariyle iş akdinin sona ereceğine yönelik fesih bildirimi işçiye 10.05.2017 tarihinde tebliğ edilmiş olsun. İşe iade davası açma süresi olan 1 ay; 10.05.2017 tarihinde başlayacak ve 10.06.2017 tarihinde sona erecektir. Ayrıca işe iade davasının açılabilmesi için işyerinde en az 30 kişinin çalışıyor olması, çıkarılan işçinin işveren nezdinde en az 6 aylık kıdeminin bulunması ve bu işçinin işveren vekili olmaması gerekmektedir.

Eğer işçi açtığı işe iade davasını kazanır ise, 10 gün içinde işverene başvurmalı ve işverenin başvuran işçiyi 1 ay içerisinde eski işinde veya aynı nitelikte başka bir işte çalıştırmaya başlaması gerekmektedir. İşveren, 4 aya kadar boşta geçen süre ücretinin yanında, işçinin başvurusu üzerine 1 ay süre içerisinde sessiz kalırsa yahut bu başvuruyu kabul etmez ise en az 4 aylık, en fazla 8 aylık ücret tutarında iş güvencesi tazminatı ödemek durumunda kalacaktır. Sendikal nedenlerle fesih hallerinde ise, işe başlatmama tazminatı 12 aylık ücret olarak belirlenmektedir.

 

TOPLU İŞTEN ÇIKARMA ŞİRKETİN KÜÇÜLMEYE GİTMESİ SEBEBİYLE YAPILMIŞ İSE NE OLACAKTIR?

Şirketin küçülmeye gitmiş olması ekonomik açıdan sorunlar yaşadığının bir göstergesi olabilmektedir. Ancak bu küçülmenin sözde kalmaması gerekir. Dayanılan ispat vasıtaları ile ekonomik nedenler ispat edilebiliyor ise, toplu işçi çıkarmanın ekonomik sebebe dayanması şartı gerçekleşmiş olacaktır. Bu durumda diğer şartların sağlanması halinde geçerli bir toplu işten çıkarma yapılabilir. Eğer bu şartlara uyulmamış ise bu nedenden dolayı işe iade davası açılabilecektir.

Bir diğer ihtimal ise ekonomik sebeplerle küçülme nedeniyle feshin aslında göstermelik olduğu arkasında başka bir sebebin bulunduğudur. Bu durumda gösterilen ekonomik neden geçersiz olacak ve toplu işten çıkarmanın ilk şartı gerçekleşmediğinden fesih bildiriminde öne sürülen fesih sebebi geçersiz olacaktır. Bu da feshin geçersizliğine yol açacağından, işçi feshin geçersizliğine dayanarak işe iade davası açabilecektir.

Feshin işletmesel sebeplere dayandığı hallerde, feshe son çare olarak bakılıp bakılmadığı, işe iade davalarının kazanılıp kaybedilmesinde büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda, işçiye ücrette indirim, ücretsiz izin, kısmi süreli çalışma veya başka görevlerde çalışma gibi ihtimallerin değerlendirildiği fakat sonuçsuz kaldığı da işverence belgelendirilmelidir. Aksi halde, feshe son çare olarak bakılmamış olacak ve işe iadenin koşulları gerçekleşmiş olacaktır.

 

                                                                                             ENER AVUKATLIK BÜROSU

TOPLU İŞÇİ ÇIKARIMI VE İŞÇİ HAKLARINA DAİR MERAK EDİLENLER

TOPLU İŞÇİ ÇIKARIMI VE İŞÇİ HAKLARINA DAİR MERAK EDİLENLER

4857 sayılı kanunun 29. maddesinde düzenlenen toplu işten çıkarma, işyerindeki işçi sayısına, çıkarmanın zaman aralığına ve çıkarılan işçi sayılarına göre tanımlanmıştır.

İşveren; ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletme, işyeri veya işin gerekleri sonucu toplu işçi çıkarmak istediğinde, bunu en az otuz gün önceden bir yazı ile, işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirir.

İşyerinde çalışan işçi sayısı:

  1. a) 20 ile 100 işçi arasında ise, en az 10 işçinin,
  2. b) 101 ile 300 işçi arasında ise, en az yüzde on oranında işçinin,
  3. c) 301 ve daha fazla ise, en az 30 işçinin,

işine 17. madde uyarınca ve bir aylık süre içinde aynı tarihte veya farklı tarihlerde son verilmesi toplu işçi çıkarma sayılır.”

Öncelikle bu sayılar hesaplanırken aynı işverene ait bütün işyerlerindeki toplam sayı değil, çıkarmanın olduğu işyerindeki sayı dikkate alınır. Bir işyerinde yapılan işten çıkarmaların toplu işçi çıkarma sayılabilmesi için en az 20 kişinin orada çalışıyor olması gerekmektedir. Ayrıca işten çıkarılan işçilerin sözleşmeleri ekonomik bir nedenden dolayı feshedilmelidir.

İşveren şartları uygun bir toplu işçi çıkarma durumunda istediği işçiyi işten çıkarabilmektedir. Ancak uygulamada son giren önce çıkar ilkesi gereğince kıdemi daha az olanlara öncelik verilmektedir. Aynı şekilde emeklilik yaşı yaklaşmış olanlar da öncelikli olmaktadır.

Maddede belirtildiği üzere işveren böyle bir işten çıkarma yapacağı zaman durumu varsa sendika temsilcisine, ilgili bölge müdürlüğüne ve İŞKUR il müdürlüğüne 30 gün önceden yazılı olarak bildirmelidir. Aksi takdirde işveren idari para cezası ile cezalandırılacaktır. Bildirimden sonra işyeri sendika temsilcileri ile işveren arasında yapılacak görüşmelerde, fesih yerine daha uygun çözümlerin olup olmadığı, çıkarılacak işçi sayısının azaltılması, yine de fesih gerçekleşecekse en az mağdur olunacak şekilde yapılması konuları tartışılır. İşyerinin faaliyetlerine tamamen son verilecekse sendika temsilcilerine bildirimde bulunulmaz.

Fesih bildirimleri, işverenin toplu işçi çıkarma isteğini işyerinin bağlı olduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bölge müdürlüğüne bildirmesinden otuz gün sonra hüküm doğurur.  İşveren toplu işçi çıkarma yaptıktan sonra altı ay içinde aynı nitelikteki bir iş için yeniden işçi almak istediğinde işten çıkarılan ve o iş için nitelikleri uygun olan işçileri tercihen işe çağırmakla yükümlüdür.

Yarınki yazımızda, toplu işçi çıkarımı halinde işçilerin haklarının neler olduğu, hangi sebebe dayanarak ve hangi sürede hangi hukuki yollara başvurabileceklerini bulabilirsiniz.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

KÖTÜ NİYET TAZMİNATI NEDİR?

KÖTÜ NİYET TAZMİNATI NEDİR?

İş hukukumuzda çalışan kişilerin işten ayrıldıktan sonra mağduriyetini gidermek adına 3 farklı tazminat sistemi düzenlenmiştir. Bunlar; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve kötü niyet tazminatıdır.

*Kıdem tazminatı; belirli şartları sağlayan kişilere verilen, çalışılan süre ile brüt ücretin çarpılması sonucu elde edilen tutardır.

*İhbar tazminatı; İş Kanunumuzun 17. maddesinde belirtilen ihbar sürelerine uyulmaması nedeniyle(haklı fesih halleri müstesna), uymayan tarafın karşı tarafa ödemek zorunda olduğu tutardır.

 

İŞE İADE DAVASI AÇMA HAKKI BULUNMAYANLAR İÇİN KÖTÜ NİYET TAZMİNATI HAKKI

*Kötü niyet tazminatı ise; iş güvencesinden yararlanamayan (30 veya daha az işçi çalıştırılan işyerlerinde 6 aydan az kıdemi olan) işçiler açısından, belirsiz süreli iş akdinin işveren tarafından kötü niyetli olarak feshedilmesi sonucunda gündeme gelmektedir. İşçi, iş akdinin kötü niyetli olarak feshedildiğini ispatla mükelleftir. İş Kanunumuzun 17. maddesinin 6. fıkrasında, kötü niyet tazminatının tanımını yapılarak bu kötü niyetli fesih karşılığında işçiye ne kadar tazminat ödeneceği hükme bağlanmıştır:

İşverenin bildirim şartına uymaması veya bildirim süresine ait ücreti peşin ödeyerek sözleşmeyi feshetmesi, bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddesi hükümlerinin uygulanmasına engel olmaz. 18 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir.

            Ayrıca 854 sayılı Deniz İş Kanununun 16. maddesinde de;  “Gemi adamının sendikaya üye olması, şikayete başvurması gibi sebeplerle işinden çıkarılması hallerinde ve genel olarak hizmet akdini bozma hakkının kötüye kullanıldığını gösteren diğer durumlarda “B” bendinde yazılı önellere ait ücretlerin üç katı tutarı tazminat olarak ödenir” ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 434. Maddesinde de; “Hizmet sözleşmesinin fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işveren, işçiye fesih bildirim süresine ait ücretin üç katı tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür” şeklinde kötü niyet tazminatı düzenlenmiştir. Ancak 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun(Basın İş Kanunu) kötü niyet tazminatına yer vermemiştir.

 

KÖTÜ NİYET TAZMİNATI DAVASI- İŞE İADE DAVASI FARKLARI

  • İşe iade davasında feshin geçerli sebebe dayandığı hususunda ispat yükü işverende iken, kötü niyet tazminatı davasında, ispat yükü işçidedir.
  • İşe iadeye karar verildiği hallerde işe başlatmama halinde öngörülen işe başlatmama tazminatı 4-8 maaş tutarında iken, kötü niyet tazminatı, ihbar süresinin üç katı tutarındadır.
  • İşe iade davasında boşta geçen süre ücretine hükmedilirken, kötü niyet tazminatında böyle bir düzenleme yoktur.

Sonuç olarak; işyerinde çalışan işçi sayısı 30un altında ise veya en az 6 aylık kıdeminiz yok ise, işe iade davası açmanız mümkün değildir. Ancak böyle bir durumla karşılaştığınızda, kötü niyet tazminatı için dava açabileceğinizi unutmayın. İş Hukuku alanında uzman bir hukukçudan destek almanın da, bir o kadar önemli olduğunu hatırlatmak isteriz.

ENER AVUKATLIK BÜROSU

İŞE İADEDE TARTIŞMALI HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE KARARI

İŞE İADEDE TARTIŞMALI HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE KARARI

İş sözleşmesi, işçi ve işveren arasındaki özel hukuk ilişkisini düzenler. Taraflar bağlı oldukları sözleşmeyi karşı tarafa bir irade beyanı yönelterek geçersiz hale getirebilirler. Bu amaçla karşı tarafa yöneltilen irade beyanına fesih ismi verilmektedir. Ancak her istenildiğinde taraflar fesih hakkını kullanamamaktadır. Buna kanunda bazı sınırlamalar getirilmiştir. İşveren bu sınırlamalara uyarak fesih bildiriminde bulunabileceği gibi işçi de kanunda sayılan şekilde ihbar sürelerine uymak kaydıyla fesih bildiriminde bulunabilecektir.

 

Fesih bildirimi yazılı olarak yapılmalıdır. İşçi, işveren tarafından yapılan feshin geçersiz olduğunu düşünüyorsa ve kanundaki şartları taşıyorsa işe iade davası açabilecektir. Bu davanın fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 ay içinde açılması gerekmektedir. Aksi halde hak düşürücü süre olan bu 1 aylık süre geçirilmiş olacak ve işçi dava açma hakkını kaybedecektir. Nitekim İş Kanunu’nun 20. Maddesinde bu süre “İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir.” şeklinde açıklanmıştır.

 

Fesih bildiriminde sözleşmenin ileri bir tarihte feshedileceği belirtilmiş ve işçi bu fesih tarihinden itibaren 1 aylık sürenin başladığını düşünerek süresi içinde dava açmıştır. Ancak davalı taraf olan işveren ise hak düşürücü  sürenin fesih bildiriminin tebliği tarihinde başlayacağını ve bundan dolayı da bu sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddini istemiştir. Ortaya çıkan uyuşmazlık Yargıtay’a intikal etmiş ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, işvereni haklı bularak sürenin fesih bildirimi tarihinden itibaren hesaplanacağını söylemiş ve davanın reddinin gerektiğini belirtmiştir.

 

“…Somut uyuşmazlıkta davacı işçiye, 02.12.2014 tarihli fesih bildirimi ile “Askeri hastane ile yapılan sözleşme 31.12.2014 tarihinde sona ereceğinden dolayı sizinle yapılan iş sözleşmesi gereği iş akdiniz de 31.12.2014 tarihinde sona erecektir.” şeklinde bildirimde bulunulduğu ve davacının da bu bildirimi itirazsız imzaladığı görülmüştür.

 Davalı gerek cevap dilekçesinde ve gerekse diğer aşamalarda verdiği yazılı beyanlarında davanın yasal süresi içinde açılmadığı yönündeki itirazlarına davacı tarafından karşı beyanda bulunulmadığı gibi fesih bildiriminin yapıldığı tarihe ve imzaya yönelik açık bir itirazı da davacı ileri sürmemiştir.

 Dolayısıyla davalı işveren tarafından 02.12.2014 tarihinde yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı iş akdinin 31.12.2014 tarihi itibariyle feshedileceğinin bildirildiği, dava açma süresinin fesih tarihinden değil fesih bildiriminin tebliği tarihinden başlayacağı, davanın ise 1 aylık yasal süre aşılarak 08.01.2015 tarihinde açıldığı görülmekle yasal süresi içinde açılmayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile sonuca gidip davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır…” (YARGITAY 7. HD. E. 2016/24042 K. 2016/18961)

 

Yukarıdaki karar, ihbar süresi içerisindeki çalışmanın, fesih sonrası bir çalışma imiş gibi değerlendirilmesine sebebiyet vermektedir. Her ne kadar, yasadaki, “fesih bildirimin tebliği” ibaresi kararda dayanak yapılmış ise de, halihazırda işverene bağımlı olarak çalışan bir işçinin işveren ile davalı olarak aynı çatı altında bulunması, işleyiş ve tarafların birbirine tavrı açısından olumsuzluklara sebep olabilecektir.

 

Bu sebeple kanaatimiz, ihbar öneline uyularak yapılan fesihlerde, işe iade davası açma süresinin, fesih bildiriminden değil, ihbar süresinin bitiminden başlaması gerektiğidir. Bu şekilde, işçi ile işveren arasında ihbar süresi boyunca gereksiz olumsuzluklara meydan verilmemiş olacaktır. Diğer yandan, hak düşürücü süre açısından da işçi korunmuş olacaktır.

ENER AVUKATLIK BÜROSU

 

 

 

 

HAKSIZ İŞTEN ÇIKARIMLARDA İŞÇİ HAKLARI

HAKSIZ İŞTEN ÇIKARIMLARDA İŞÇİ HAKLARI

Gayesi karlılık olan özel sektör işletmeleri için sektördeki yeni oluşumlar, teknolojik değişimler gibi etkenler, şirket içi dengeleri ve yapılanmayı değiştirebilmektedir. Şirket yönetiminin tamamen kendi iradesiyle attığı bu ticari adımlardan da, en başta işçiler zarar görmekte, işsiz kalmaktadırlar. İşte bu noktada, feshin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı önemlidir. Çünkü 4857 sayılı İş Kanunumuzun 18. Maddesi işçileri feshe karşı korumakta, geçerli bir neden olmaksızın iş sözleşmelerinin feshedilemeyeceğini belirtmektedir. İşe iade davası olarak karşımıza çıkan bu korumadan nasıl faydalanacağınıza ilişkin aşağıda bazı önemli bilgiler yer almaktadır.

 

İŞ GÜVENCESİ HÜKÜMLERİ SİZİN İÇİN GEÇERLİ Mİ?

4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. Maddesinde hangi işçilerin iş güvencesi hükümlerinden yararlanabileceği belirtilmiştir. Buna göre; işyerinde en az 30 işçinin çalışıyor olması ve işçinin en az 6 aylık kıdeminin bulunması gerekli ve yeterlidir. Hemen burada belirtmekte fayda vardır ki; işçinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında belirsiz süreli çalışan bir işçi olması gerektiği de unutulmamalıdır. Borçlar Kanunu’na tabi çalışan bir uçuş mürettebatının, iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağını hatırlatmak isteriz.

 

İŞÇİNİN SÖZLEŞMESİ SEBEPSİZ FESHEDİLEMEZ

En az 6 aylık kıdemi olan bir işçinin, iş sözleşmesi geçerli neden olmaksızın feshedilemez. Geçerli nedenden kasıt da, fesih sebebinin; ya işçinin davranışlarından ya da işin, işletmenin veya işyerinin gereklerinden kaynaklanması gerektiğidir.

 

FESİH SEBEBİNİN GEÇERLİ OLMASI GEREKİR

Feshe dayanak yapılan sebebin, geçerli bir neden mi yoksa sadece mazeret mi olduğu önemlidir. Zira geçerli bir nedene dayanmadan yapılan fesih, işe iade sonucunu doğuracaktır. Bu hususta Yargıtay kararları yol göstericidir. Örneğin;

İşçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanan sebepler ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde, fesih için geçerli sebep olabilirler. (Yargıtay 9. HD., 2004/31588, 2005/641 K.)

Denmek suretiyle, her sebebin değil, işçinin, işin işleyişini olumsuz etkileyen olumsuz davranışlarının süreklilik kazanması ve işverence yapılan uyarıya rağmen devam etmesi halinde bu sebep ancak geçerli sayılabilecektir.

 

FESHİN YAZILI OLMASI GEREKİR

İş sözleşmesinin işveren tarafından geçerli olarak feshedilmiş sayılabilmesi için feshin işçiye YAZILI olarak bildirilmesi zorunludur. Yazılı yapılmayan fesih bildirimi, geçerli bir fesih olmayacak ve işçinin işe iadesi gerekecektir.

“Dosya içeriğine göre davalı işverenin davacı işçinin iş sözleşmesini 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca Yönetim Kurulu kararı ile feshedilmiştir. Fesih bildirimine yönetim kurulu kararı eklenmediği gibi yönetim kurulunun kararının ne olduğu açıkça yazılmamış, fesih bildirimi yazılı yapılmasına rağmen fesih sebebi açık kesin olarak belirtmemiştir. Fesih sebebinin açık ve kesin olarak belirtilememesi, yapılan fesih işlemini geçersiz kılar. Davanın kabulü yerine yazılı şekilde reddi hatalıdır.”

Yukarıdaki kararda görüldüğü üzere, feshin yazılı yapılması zorunlu olduğu gibi, fesih sebebinin de açık ve net anlaşılır olması gereklidir. Aksi halde, işverenin feshe sonradan sebep göstermesi mümkün değildir.

 

İŞ VE İŞLETMEDEN KAYNAKLANAN SEBEPLER

Kanunun gerekçesine göre işletmenin, işyerinin ve işin gerekleri nedeniyle fesih sebepleri; işyeri içi ve işyeri dışı sebepler olarak ikiye ayrılmaktadır. Gerekçede, işyeri içi sebepler olarak yeni çalışma yöntemlerinin uygulanması, işyerinin daraltılması, yeni teknolojinin uygulanması, işyerlerinin bazı bölümlerinin iptal edilmesi ve bazı iş türlerinin kaldırılması sebepleri örnek olarak gösterilmiştir. İşyeri dışından kaynaklanan sebepler ise ürün ve satış olanaklarının azalması, talep ve sipariş azalması, enerji sıkıntısı, ülkede yaşanan ekonomik kriz, piyasada genel durgunluk, dış pazar kaybı, ham madde sıkıntısı gibi sebeplerle işyerinde işin sürdürülmesinin olanaksız hale gelmesi olarak belirtilmektedir.

 

KÜÇÜLMEYE GİDİLMESİ GEÇERLİ SEBEP MİDİR?

Ekonomik değişiklikler ve şirketin karlılığı, şirketin devamlılığını ve büyümesini etkilemektedir. Bu bağlamda şirketin karlılığının azalması veya zarar etmesi, küçülmeye gitmesi sonucunu doğurabilir. Tabi bu küçülme kararı beraberinde işten çıkarımları da getirmektedir. Ancak küçülme kararı, feshi geçerli hale getiren bir kalkan olarak görülmemelidir. Birçok davada, küçülme kararına dayanılarak yapılan fesihler, geçersiz olarak kabul edilmekte ve davalar işe iadeyle sonuçlanmaktadır.

“Yargıtay’a göre; Mahkemece aralarında insan kaynakları ile işletme ekonomisi alanlarında uzman olan bilirkişilerin de bulunduğu bilirkişi heyetiyle birlikte davalı işyerinde keşif yapılıp konuyla ilgili bütün kayıt ile belgeler incelenmeli ve işletmesel karar uyarınca istihdam fazlalığının ortaya çıkıp çıkmadığı, işverenin işletmesel kararı tutarlı uygulayıp uygulamadığı, feshin keyfi olup olmadığı ve feshin kaçınılmaz olup olmadığı ile feshe son çare olarak başvurulup başvurulmadığı hususlarında denetime elverişli açık ve ayrıntılı rapor alınmalıdır. İşe alınan işçilerin durumları açıklığa kavuşturularak oluşacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.”

Şirket içinde küçülme kararının keyfi alınması ve uygulanması, işten çıkarımlarda başkaca amaçların bulunmasına rağmen küçülmeye gitmenin sebep olarak gösterilmesinin de feshi geçersiz kılacağı unutulmamalıdır.

 

FESHİN SON ÇARE OLMASI İLKESİ

İşçinin işten çıkarılmasının yani feshin son çare olması ilkesi, hem Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) kabul ettiği hem de Yargıtay kararlarında süreklilik kazanan ilkedir. Buna göre, işçinin işten çıkarılması son çaredir. Fesihten önce, işçinin başka pozisyonlarda değerlendirilmesi, gerekirse ücrette indirime gidilmesinin teklif edilmesi, ekonomik kriz hali mevcut ise, ücretsiz izin teklifinde bulunulması gibi birçok alternatif denenmeden işçinin işten çıkarılması mümkün değildir. Bu çarelere başvurulmadan fesih yoluna gidilmesi halinde, işçi işe iade talebinde bulunabilecektir.

 

GEÇERSİZ FESİH KAŞRISINDA İŞÇİNİN HAKLARI

4857 sayılı Kanunun 18. Maddesine aykırı olarak işten çıkarılan işçi, 19. Vd. maddeleri uyarınca işe iadesini talep edebilir. Fesih bildirimin ardından 30 gün içerisinde açacağı işe iade davası ile fesih sebebinin geçerli olmadığını ve işe iadesini mahkemeden isteyebilir. Mahkeme işçinin başvurusunu değerlendirerek delilleri inceler, gerekirse bilirkişi incelemesi yaparak feshin geçerli olup olmadığını denetler. İşçinin haklı bulunması durumunda, işe iadesine karar verir.

İşçinin işe iade başvurusu üzerine işverenin işçiyi işe başlatmaması ihtimaline karşılık mahkeme, en az 4, en çok 8 maaş tutarında işe başlatma tazminatının ödenmesine ve işçinin boşta geçen sürelerdeki kaybına istinaden de 4 maaş tutarında boşta geçen süre ücreti ödenmesine hükmeder. Böylece geçerli neden olmadan işten çıkarılan işçi, diğer haklarının yanında en az 8 en çok da 12 maaş tutarında bir tazminatı daha almaya hak kazanacaktır.

 

KIDEM VE İHBAR TAZMİNATI

Geçerli nedenle iş akdi feshedilen işçiye kıdem tazminatı ödenmelidir. Feshin geçerli neden dayanmadığı iddiasıyla açılan davanın kabul edilmesi halinde, ödenmemiş ise, işçinin kıdem tazminatı da talep edilebilecektir.

İhbar süresi, iş sözleşmesini fesheden tarafın karşı tarafa tanımak zorunda olduğu bir süredir. İşçinin kıdemine göre ihbar süresi de değişmektedir. Eğer işveren geçerli nedene dayanarak sözleşmeyi fesih yoluna gider ise, işçiye ya ihbar süresince çalışma imkanı tanımalı ya da bu süreye ilişkin ücretini peşin olarak ödemelidir. İşverenin ihbar süresi tanımadığı veya ihbar tazminatını ödemediği durumlarda, işe iade davasının kazanılması sonucu bu tazminat da talep konusu yapılabilecektir.

 

GEÇERLİ FESİHLERDE YENİ TREND “DARBE ETKİSİ”

Son olarak değinmek istediğimiz konu da, yakın zamanda yaşanan terör eylemlerinin birçok işveren tarafından feshe dayanak gösterilmeye çalışılmasıdır. Ülkedeki siyasi veya ekonomik krizlerin, işletmeleri etkilediği ve batmasına dahi yol açtığı gözlemlenmektedir. Fakat bu durum fırsat bilerek işçi çıkarımları yapan işverenler de azınlıkta değildir. Temmuz ayında yaşanan malum talihsiz olayların, hakkın kötüye kullanımı sonucunu doğuracak şekilde feshe dayanak yapılması hukuken geçerli değildir. Bu şekilde iş akdi feshedilen kişilerin de yasal süresi içerisinde gecikmeden işe iade davası açarak haklarını aramaları, aksi halde hak düşürücü süre geçtikten sonra bu haklarından mahrum kalacaklarını hatırlatmakta fayda vardır.

İş davaları, niteliği itibariyle özel ihtisas ve tecrübe gerektiren davalardır. Sebebi ne olursa olsun, işten çıkarılmanız halinde mutlaka iş davalarında uzman bir hukukçuya danışmanız gerektiğini unutmayın. Hele ki işe iade davasının 30 gün gibi kısa bir hak düşürücü süreye tabi olduğu düşünülürse, gecikmemenizin sizin yararınıza olacağı da unutulmamalıdır.

ENER AVUKATLIK BÜROSU

TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ = 8 MAAŞ

TK UÇUŞ EKİBİNİN AYRICALIĞI

TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ = 8 MAAŞ

Uçucu personelin iş kanununa bağlı olmayışı ve hava iş kanunu tasarısının da yılan hikayesine dönmesi, sektörün en büyük sorunlarından biridir. İşveren ile uçucu personel arasındaki ihtilaflar, Borçlar Kanunu hükümlerine göre ve genel mahkemelerde çözümlenmekte, tabi bu durum da İş Kanunu’nun işçi lehine düzenlemelerinden işçinin mahrum kalması sonucunu doğurmaktadır.

Bir devlet kurumu olarak faaliyete başlayan ve kısmen özelleşmesine rağmen “resmi” yönetim ruhundan pek kurtulamayan THY’da ise durum biraz daha farklıdır. Toplu İş Sözleşmesi, TK personeli için yadsınamayacak öneme sahiptir. Özellikle uçucu personel için. Özellikle diyorum, çünkü bu sayede, uçucu personel iş güvencesi hükümlerinden faydalanabilmektedir. Performans yetersizliği gibi soyut bir sebebe dayanarak yapılan keyfi işten çıkarmalarda, işçi işe iade davası açarak işine dönebilmektedir. Tabi işverenin amacı personelin şirketten kati olarak ihracı olduğundan, işçi davayı kazanmasına rağmen işine dönememektedir. Ancak bu sayede en az sekiz maaş tutarında tazminat alabilmektedir.

Sektörün lokomotifi THY’da, 40’lı yaşlarının henüz başlarında olan birçok personelin, emeklilik sebebiyle işten çıkarıldığı bilinen bir gerçektir. Günümüz koşullarında 40’lı yaşlarda emeklilik artık pek cazip değildir. Bu yaşa dek uçucu personel olarak görev yapmış birisinin, bu yaştan sonra başka sektörlere yelken açmasını beklemek de hayalcilik olacaktır. İşin bu yönüyle işe iade davasının getirisi değerlendirildiğinde, aslında bir kabin memuru için öyle aman aman bir güvence de teşkil etmemektedir.

Çok bilinmeyen ancak uçucu personel için dava ve tazminat hakkı doğuran birçok sebep ve olaya ilerleyen yazılarda yer vermeye çalışacağız.

İş Hukuku’nda uzman büromuzla irtibata geçebilir, ücretsiz danışmanlık hizmeti alabilirsiniz.

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.