Hizmet Tespit Davasında ispat yükümlülüğü

9. Hukuk Dairesi         2017/861 E.  ,  2017/1337 K.

DAVA : Davacı, ücret ile asgari geçim indirimi alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, davacının davalı işyerinde işe girdiği tarih 01/02/2011 olmasna rağmen SGK’na geç bildirim yapıldığını, 2 aylık maaşı ve 6 aylık asgari geçim indirimi alacağının ödenmediğini, maaşının SGK’na eksik bildirildiğini, … Milli Eğitim İlçe Müdürlüğü’nün 09/09/2011 tarihli yazısında 4.,5.,6.,7.,8. aylar için maaş ve avans ödemelerinden bahsedilmiş ise de işçi bir ayı çalıştıktan sonra o ayın maaşını alacağı için, henüz çalışmadığı bir sonraki ayın maaşını ve henüz çalışmadığı daha da sonraki ayın ise avansını aldığının belirtilmesinin, işveren tarafından müfettişlerin yanıltılması olduğunu, amacın ise SGK’na eksik prim ödemek ve maaşın eksik göserilmesi olduğunu, işçinin çalışmadığı ayın maaşını almayacağı, her ay avans almasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, her ay yapılan ödemenin bir önceki ay çalışması için olduğunu ileri sürerek 2011 yılının Haziran ve Temmuz aylarının maaşları ile tüm çalışma dönemine ait asgari geçim indirimi alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti: 
Davalı vekili, davacının stajyer psikolog olduğunu, dostane ilişkilere dayanılarak davacının kendisini geliştirmesi için katıldığı çeşitli seminerlerin ücretlerinin de davalı tarafından ödenmesi nedeni ile tediye makbuzlarında 1350’şer TL.lık ödemeler bulunduğunu, sigorta girişinin iyi niyetli olarak 11/03/2011 tarihinde yapıldığını, çalışma izin onayı ve istifa dilekçesine göre ise işe başlama tarihinin 11/04/2011 olduğunu, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, İl Milli Eğitim Müdürlüğü yazı ve çalışma izin onayları ile davacıya ait SGK hizmet cetveli, davalının kanıt olarak dayandığı ücret bordroları ve İstanbul BÇM yazı ve kayıtları birlikte değerlendirilerek, resmi nitelikteki kayıtlara itibar edilmiş ve davacının talebi ile bağlı kalınarak, davacının 11.03.2010 – 01.08.2011 tarihleri arasında davalı şirkete ait işyerinde çalıştığı kabul edildiği, çeşitli tarihlerdeki tediye makbuzlarında davacıya bir sonraki aya ilişkin maaşı ile birlikte daha sonraki ay maaşına mahsuben avans adı altında her ay 1350,00 TL ödeme yapıldığı, makbuzların ay be ay sıralı olması ve ücret tutarının sabit olması birlikte değerlendirildiğinde davacının aylık ücretinin 1350,00 TL olduğu kanaatine varıldığı, bilirkişi raporunun 1. seçeneğine göre, 04/05/2011 tarihli tediye makbuzunda Haziran ayı maaşı ve Temmuz ayı avans açıklaması ile 10/06/2011 tarihli tediye makbuzunda Temmuz ayı maaşı ve Ağustos ayı avans açıklamasının yer aldığı, tediye makbuzlarında davacı imzasının bulunduğu ve davacı tarafından imza itirazında bulunulmadığı anlaşılmış olmakla, davacının ödenmeyen maaşının bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı, davacının tüm çalışma dönemine karşılık asgari geçim indirimi ücretinin ödendiği davalı tarafından davacı imzasını taşır nitelikte belge veya eşdeğer ödeme makbuzu/dekont bulunmadığından, bilirkişi raporundaki hesaplamaya itibar edildiği gerekçesi ile ücret alacağı talebinin reddine, asgari geçim indirimi alacağı talebinin kabulüne karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Çalışma olgusunu işçi ispatlamak durumundadır.
Somut uyuşmazlıkta, davacının hangi tarihte işe başladığı ihitlaf konusudur.
Davacı 01/02/2011 tarihinde işe başladığını ileri sürmektedir. Davalı ise sigorta girişinin iyi niyetli olarak 11/03/2011 tarihinde yapıldığını, çalışma izin onayı ve istifa dilekçesine göre ise işe başlama tarihinin 11/04/2011 olduğunu savunmuştur.
İstifa dilekçesinde işe başlama tarihi 11/04/2011 olarak ifade edilmiş ise de T.C. Milli Eğitim Bakanlığı belgesinde dahi tarih 06/04/2011 şeklinde yazılı olup, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı … Bölge Müdürlüğü İnceleme Görevlileri tarafından tutulan tutanaktaki davacının işe 11/03/2011 tarihinde başladığı ifadesi altında davalı işverenin /vekilinin imzası bulunmaktadır. Davacı çalışma izin tarihi olarak T.C. Milli Eğitim Bakanlığı belgelerinin birinde 06/04/2011 tarihi belirtilmiş olmakla birlikte diğer bir T.C. Milli Eğitim Bakanlığından gelen belgede davacıya 08/03/2011 tarihinden itibaren geçici göreve başlama olurunun 06/04/2011 tarihi itibari ile verildiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamındaki diğer deliller, tanık ifadeleri, hizmet döküm cetveli ve yukarda bahsedilen hususlar karşısında davacının Nisan ayında çalışmaya başladığını kabule imkan yoktur.
Davacının T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü’ne verdiği şikayet dilekçesinde işe başlama tarihi olarak 05/02/2011 tarihini belirttiği, hizmet döküm cetvelinde 11/03/2011 tarihinde davalı işverenlikte girişi görünmektedir.
Davacı tanıklarının, davacı tarafından iddia edilen Şubat ayında çalışmamaları, bu şahitlerden birinin davalı ile husumetli olması gibi nedenler ile beyanları tek başına hükme esas alınabilecek nitelikte değildir.
İş aktinde göreve başlama tarihi 08/03/2011, sözleşme düzenleme tarihi 14/02/2011′ dir.
Davalının çalışma ruhsatında kurum açma tarihi 08/03/2011 olarak görünmektedir.
T.C. Milli Eğitim Bakanlığı’nın çalışma izin belgesinde davacıya 08/03/2011 itibari ile geçici göreve başlama oluru verilmiştir.
Dosya içerisindeki tediye makbuzları fotokopi olduğundan Dairemizin geri çevirme kararı ile asılları getirtilmiş, fotokopiler ile karşılaştırılmasında, hangi aya ait ödeme olduğuna dair makbuzlar üzerine yazılı açıklamaların fotokopilerde bulunmadığı, dava dilekçesi ekindeki tediye makbuzları fotokopi dahi olsa, matbaa basımı tediye makbuzu olduğu, boşluk doldurulacak yerlerin küçük noktalardan oluşan çizgiler halinde olduğu fotokopiler üzerindeki bu noktacıklarda bir nizamsızlık bulunmadığı, bu nedenle geri çevirme üzerine gelen tediye makbuzu asılları ya da dip koçan suretleri üzerinde hangi aya ait olduğu ve avans olduğu yönündeki açıklamaların sonradan eklendiği izlenimi oluştuğu anlaşılmıştır.
Geri çevirme üzerine gelen tediye makbuzu asılları ya da dip koçan suretleri açısından, örneğin 08/03/2011 düzenleme tarihli tediye makbuzunda “Nisan maaşı ve Mayıs ayına mahsuben avans” açıklaması ile 1350 TL. ödendiği kayıtlıdır. Sonraki aylarda da bu yönde açıklamaları olan 1350’şer TL.lik tediye makbuzları bulunmaktadır. Davacı vekili, “işçiye çalışmadığı ücretin maaşının ve 2 ay sonrasının maaşından avansın verilmeyeceği, aslında her tediye makbuzunun düzenleme tarihinden önceki çalıştığı ayın maaşı olduğunu ama ücreti düşük göstermek ve maaşını tam vermemek gayesi ile davalı tarafından tediye makbuzlarının bu şekilde doldurulduğu” yönünde savunma mevcuttur. Davalı, davacıya borç verdiği, seminer parası verdiği gibi savunmalarını da ispatlayamamıştır.
Tüm bu hususlar, davacının Şubat ayında işe başladığı yönünde çok kuvvetli kabul edilmesi gereken delillerdir.
Bununla birlikte, davacının hizmet döküm cetvelinde Şubat /2011-10/3/2011 tarihleri arasında 1020017 sicilli işyerinden bildirilen hizmetleri görünmektedir. Öncelikle bu işyerinin SGK kayıtları getirtilmeli bu işyeri taraflardan sorulmalı, davacı asıl bizzat dinlenmeli, davalı işverenlikte Şubat 2011 tarihinden itibaren çalıştığını ileri sürmesine rağmen neden hizmet döküm cetvelinde Şubat 2011 ayından 10/03/2011 tarihine kadarki çalışmasının bu işyerinden bildirildiği davacı asilden sorulmalıdır. Bilahare gerekli ise davacının 1020017 sicil numaralı işyerinden Şubat 2011 ayından 10/03/2011 tarihine kadar geçen dönemde fiilen çalışıp çalışmadığı, çalıştı ise ne şekilde çalıştığı, hizmet döküm cetvelinde kendi işyerlerinde neden kaydının göründüğü hususu sorulmalı, anılan bu işyerinden davacının işyeri özlük dosyası celbedilmelidir.
Yukarıdaki araştırma neticesine göre, davacının Şubat 2011 tarihinden itibaren davalı yanında çalışıp çalışmadığı, hangi tarihte çalışmaya başladığı belirlenerek ücret ve asgari geçim indirimi talepleri buna göre karara bağlanmalıdır. Eksik araştırma ile karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 09/02/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

FAZLA ÇALIŞMA ÜCRETİ ALACAĞINDA İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ

T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2009/35292 Karar No. 2012/189 Tarihi: 16.01.2012

Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma, yıllık izin ücreti, hafta tatili, milli bayram ve genel tatil alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi İ.Tav tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, iş sözleşmesinin haksız ve ihbarsız olarak işverence feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, yıllık izin ücreti, hafta ve genel tatil ücret alacaklarını istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, bir kısım alacakların zaman aşımına uğradığını, davacının iş akdinin şirket menfaatlerini gözetme sorumluluğunu yerine getirmediği, personel yönetmeliğine, kanun, yönetmelik ve genel müdürlük talimatlarına aykırı davranarak basiretsiz ve tedbirsiz davranarak önemli ölçüde şirket alacağının tahsil kabiliyetini kaybetmesine neden olması ve şirketi zarara uğratması nedeniyle haklı olarak feshedildiğini, davacıya nadiren yapmış olduğu fazla mesai ücretlerinin ödendiğini, genel tatillerde çalışılmadığını, çalışılmış ise ücretinin ödendiğini, kaldı ki davacının yönetici olup mesailerini düzenleme yetkisine sahip olduğunu, yıllık izinlerini kullandığını savunarak, davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır. İşyerinde üst düzey yönetici konumda çalışan işçi, görev ve sorumluluklarının gerektirdiği ücretinin ödenmesi durumunda, ayrıca fazla çalışma ücretine hak kazanamaz. Bununla birlikte üst düzey yönetici konumunda olan işçiye aynı yerde görev ve talimat veren bir başka yönetici ya da şirket ortağı bulunması halinde, işçinin çalışma gün ve saatlerini kendisinin belirlediğinden söz edilemeyeceğinden, yasal sınırlamaları aşan çalışmalar için fazla çalışma ücreti talep hakkı doğar. O halde üst düzey yönetici bakımından şirketin yöneticisi veya yönetim kurulu üyesi tarafından fazla çalışma yapması yönünde bir talimatın verilip verilmediğinin de araştırılması gerekir. İşyerinde yüksek ücret alarak görev yapan üst düzey yöneticiye işveren tarafından fazla çalışma yapması yönünde açık bir talimat verilmemişse, görevinin gereği gibi yerine getirilmesi noktasında kendisinin belirlediği çalışma saatleri sebebiyle fazla çalışma ücreti talep edemeyeceği kabul edilmelidir. Satış temsilcilerinin fazla çalışma yapıp yapmadıkları hususu, günlük faaliyet planları ile iş çizelgeleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Genelde belli hedeflerin gerçekleşmesine bağlı olarak prim karşılığı çalışan bu işçiler yönünden prim ödemelerinin fazla çalışmayı karşılayıp karşılamadığı araştırılmalıdır. İşçiye ödenen   satış priminin fazla çalışmaların karşılığında ödenmesi gereken ücretleri tam olarak karşılamaması halinde aradaki farkın işçiye ödenmesi gerekir. İş sözleşmelerinde fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dahil olduğu yönünde kurallara sınırlı olarak değer verilmelidir. Dairemiz, yıllık ikiyüzyetmiş saatle sınırlı olarak söz konusu hükümlerin geçerli olduğunu kabul etmektedir. Günlük çalışma süresinin onbir saati aşamayacağı Kanunda emredici şekilde düzenlendiğine göre, bu süreyi aşan çalışmaların denkleştirmeye tabi tutulamayacağı, zamlı ücret ödemesi veya serbest zaman kullanımının söz konusu olacağı kabul edilmelidir. Yine işçilerin gece çalışmaları günde yedibuçuk saati geçemez (İş Kanunu, Md. 69/3). Bu durum günlük çalışmanın, dolayısıyla fazla çalışmanın sınırını oluşturur. Gece çalışmaları yönünden, haftalık kırkbeş saat olan yasal çalışma sınırı aşılmamış olsa da günde yedibuçuk saati aşan çalışmalar için fazla çalışma ücreti ödenmelidir. Dairemizin kararları da bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 23.6.2009 gün 2007/40862 E, 2009/17766 K). Sağlık Kuralları Bakımından Günde Ancak Yedibuçuk Saat veya Daha Az Çalışılması Gereken İşler Hakkında Yönetmeliğin 4 üncü maddesine göre, günde yedibuçuk saat çalışılması gereken işlerde çalışan işçinin, yedibuçuk saati aşan çalışma süreleri ile yedibuçuk saatten az çalışılması gereken işler bakımından Yönetmeliğin 5 inci maddesinde sözü edilen günlük çalışma sürelerini aşan çalışmalar, doğrudan fazla çalışma niteliğindedir. Sözü edilen çalışmalarda haftalık kırkbeş saat olan yasal sürenin aşılmamış olmasının önemi yoktur. Fazla çalışma yönünden diğer bir yasal sınırlama da, İş Kanununun 41 inci maddesindeki, fazla çalışma süresinin toplamının bir yılda ikiyüzyetmiş saatten fazla olamayacağı şeklindeki hükümdür. Ancak bu sınırlamaya rağmen işçinin daha fazla çalıştırılması halinde, bu çalışmalarının karşılığı olan fazla mesai ücretinin de ödenmesi gerektiği açıktır. Yasadaki sınırlama esasen işçiyi korumaya yöneliktir (Yargıtay 9.HD. 18.11.2008 gün 2007/32717 E, 2008/31210 K.). Fazla çalışmanın belirlenmesinde, 4857 sayılı Yasanın 68 inci maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin de dikkate alınması gerekir. Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır (Yargıtay 9.HD. 11.2.2010 gün 2008/17722 E, 2010/3192 K; Yargıtay, 9.HD. 18.7.2008 gün 2007/25857 E, 2008/20636 K.). Ancak fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir. Dairemizin önceki kararlarında; fazla çalışma ücretlerinden yapılan indirim, kabul edilen fazla çalışma süresinden indirim olmakla, davalı tarafın kendisini avukatla temsil ettirmesi durumunda reddedilen kısım için davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmekteydi (Yargıtay 9.HD. 11.02.2010   2008/17722 E, 2010/3192 K.). Ancak, işçinin davasını açtığı veya ıslah yoluyla dava konusunu arttırdığı aşamada, mahkemece ne miktarda indirim yapılacağı işçi tarafından bilenemeyeceğinden, Dairemizce 2011 yılı itibarıyla maktu ve nispi vekâlet ücretlerinin yüksek oluşu da dikkate alınarak konunun yeniden ve etraflıca değerlendirilmesine gidilmiş, bu tür indirimden kaynaklanan ret sebebiyle davalı yararına avukatlık ücretine karar verilmesinin adaletsizliğe yol açtığı sonucuna varılmıştır. Özellikle seri davalarda indirim sebebiyle kısmen reddine karar verilen az bir miktar için dahi her bir dosyada zaman zaman işçinin alacak miktarını da aşan maktu avukatlık ücretleri ödetilmesi durumu ortaya çıkmaktadır. Yine daha önceki kararlarımızda, yukarıda değinildiği üzere fazla çalışma alacağından yapılan indirim sebebiyle ret vekâlet ücretine hükmedilmekle birlikte, Borçlar Kanununun 161/son, 325/son, 43 ve 44 üncü maddelerine göre, yine 5953 sayılı Yasada öngörülen yüzde beş fazla ödemelerden yapılan indirim sebebiyle reddine karar verilen miktar için avukatlık ücretine hükmedilmemekteydi. Bu durum uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlara neden olduğundan ve konuyla ilgili olarak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde de herhangi bir kurala yer verilmediğinden, Dairemizce eski görüşümüzden dönülmüş ve fazla çalışma alacağından yapılan indirim nedeniyle reddine karar verilen miktar bakımından, kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilemeyeceği kabul edilmiştir. Somut olayda davacı davalı şirketin Kayseri Bölge Müdürü olarak çalışmaktadır. Davalı, davacının üst düzey yönetici olup fazla mesai ve genel tatil ücreti alamayacağını savunmuş ve dosyaya emsal mahkeme kararları ibraz etmiştir. Dosya içinde bulunan emsal kararların incelenmesine; bölge müdürü olarak çalışan başka bir işçi tarafından davalı şirket aleyhine fazla mesai ve genel tatil ücreti taleplerini de içeren bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesi için dava açılmıştır. Mahkemece, davacının üst düzey yönetici olması nedeniyle mesailerini kendisinin belirlediği, dolayısıyla fazla mesai ve genel tatil çalışma ücretinin bulunmadığı gerekçesiyle bu taleplerin reddine karar verilmiştir. Karar dairemizce onanmıştır. Mahkemece davaya konu olayda davalı savunması üzerinde durulmamıştır. Davacının davalı şirkette üst düzey yönetici olup olmadığı araştırılarak yukarıda yazılı ilke kararı ve emsal kararlar hep birlikte değerlendirmeye tabi tutulup davacının fazla mesai ve genel tatil ücret alacakları konusunda bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, 16.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.