İCRA MAHKEMESİ KARARLARININ KESİNLİĞİ VE BU KARARLARA KARŞI MEVCUT KANUN YOLLARI

Bu haftaki yazıda icra mahkemeleri ve icra mahkemesi kararlarının kesin olup olmadığı üzerinde durulacaktır.

Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde bir icra mahkemesi bulunur. İş yükü fazla olan yerlerde Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından icra mahkemesinin birden fazla dairesi kurulabilir. Bu durumda birden fazla icra mahkemeleri arasındaki ilişki “iş dağılımı” ilişkisi olup, Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir. İcra mahkemesi özel görevli, tek hakimli bir ilk derece mahkemesidir. İcra mahkemesinin bulunmadığı yerlerde asliye hukuk mahkemesi, onun görevine giren işlere icra mahkemesi sıfatıyla bakar. İcra mahkemesinde basit yargılama usulü uygulanır. Öte yandan icra mahkemesinin görevine giren işler ivedi işlerden sayılır ve bu nedenle icra mahkemesinde adli tatil hükümleri uygulanmaz. İcra mahkemesi, icra-iflas dairelerini kanunun izin verdiği hallerde denetler ancak icra dairesine yapacağı işlemler için doğrudan talimat veremez ve icra işlemlerini doğrudan icra dairesinin yerine geçerek yapamaz.

İcra mahkemesinin görevleri kısaca şu şekilde sıralanabilir:

  1. İcra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı yapılacak şikayetleri inceler. Ancak aşağıdaki hallerde şikayet icra mahkemesine yapılmaz:
  2. Kambiyo senetlerine mahsus iflas yolunda şikayet; icra dairesine yapılır ve asliye ticaret mahkemesi tarafından incelenip karara bağlanır.
  3. Ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin şikayetler, sulh hukuk mahkemesine yapılır.
  4. İhtiyati tedbir kararının icrası, icra müdürüne bırakılmış olsa bile bunun ifasına ilişkin şikayetler, ihtiyati tedbir kararını vermiş olan mahkemeye yapılır.
  5. Adi konkordatoda, asliye ticaret mahkemesi tarafından atanan konkordato komiserinin konkordatoya ilişkin işlemleri ile ilgili şikayetler, asliye ticaret mahkemesi tarafından kesin olarak karara bağlanır.
  6. Terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesinde şikayet, sulh hukuk mahkemesine yapılır.
  • İtirazın kesin ve geçici kaldırılması taleplerini karara bağlar.
  • Gecikmiş itirazları inceler.
  • Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolunda ödeme emrine yapılan itirazları inceler.
  • İcranın geri bırakılmasına karar verir.
  • İcra takibinin iptal ve talikine karar verir.
  • İflasta mal masadayken hacizde ve açılan istihkak davasına bakar.
  • İhalenin feshini şikayet yoluyla inceler.
  • Hacizde ve iflasta sıra cetveline karşı şikayetleri inceler.
  • İpotek alacaklısının borcu almaktan ve ipoteği çözmekten kaçınması halinde ipotek kaydının silinmesine karar verir.
  • Üçüncü kişideki alacakların haczinde üçüncü kişiye karşı açılan ceza-tazminat davasına bakar.
  • Hakkında aciz belgesi bulunan müflisin yeni mal iktisap edinmediği itirazını inceler.
  • İflas idaresi üyelerini seçer.
  • İstihkak davasına karşı açılan tasarrufun iptali davasına bakar.
  • İcra İflas Kanunu’nda düzenlenen suçların cezasını verir.
  • İcra ve iflas takiplerinde adli yardım taleplerini inceler.

İcra mahkemesi, kural olarak sınırlı inceleme yetkisine sahip olan ve belge üzerinden, şeklen inceleme yapan bir mahkemedir. İcra mahkemesinde kural olarak duruşma yapılamaz; tanık ve yemin delilerine başvurulamaz. Bu nedenle icra mahkemesi kararları kural olarak maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez; bunun sonucu olarak da icra mahkemesi kararlarına karşı kural olarak yargılamanın iadesi(yenilenmesi) yoluna gidilemez. Ancak icra mahkemesinin istihkak davaları ve ihalenin feshi sonucunda verdiği kararlar maddi anlamda kesin hüküm teşkil ettiğinden, bu kararlar için yargılamanın iadesi yoluna başvurulabilir.

İCRA MAHKEMESİ KARARLARINA KARŞI KANUN YOLLARI

Kanun koyucu tarafından İcra-İflas Kanunu’na, icra mahkemesi kararlarına karşı kanun yolları için özel hükümler koyulmuştur.

İcra mahkemesinin hukuk işlerine ilişkin kararlarına karşı kanun yolları

İstinaf kanun yoluna başvurma ve incelenmesi:

İcra mahkemesi tarafından verilen bazı kararlar verildiği anda kesin olup, bunlar aleyhine istinaf yolu kapalıdır. Kanunda tek tek sayılmış olan, istinaf yolunun kapalı olduğu kararlar şunlardır:

  • İcra mahkemesince 85. Maddenin uygulanma biçimine ilişkin şikayet(Haczin ne şekilde uygulandığına, ölçülülük ilkesine uygun davranılmadığına, alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesinin gözetilmediğine ilişkin olarak icra mahkemesine şikayet yoluyla başvurulmasıdır.).
  • İcra dairesi tarafından hesaplanan vekalet ücreti,
  • 103. maddenin uygulanma biçimi ve bu maddede düzenlenen davetiyenin içeriği,
  • İcra dairesinin yediemin ücreti, yediemin değiştirilmesi hakkında kararlarına ilişkin şikayet,
  • Kıymet takdirine ilişkin şikayet,
  • İcra dairesinin ihaleye katılabilmek için teminat yatırılması ve teminatın miktarı, satışın durdurulması, satış ilanının iptali, süresinde satış istenmemesi nedeniyle satışın düşürülmesi hakkındaki kararları aleyhine şikayet,
  • 263. maddenin uygulanma biçimi hakkındaki şikayet(icra dairesi tarafından ihtiyaten haczedilen bir taşınırın borçluya bırakılması hakkında karar verilmesidir.),
  • İcra mahkemesinin iflas idaresinin oluşturulmasına ilişkin kararlarına karşı,
  • İcra mahkemesinin iflas idaresinin işlemleri hakkında şikayet üzerine verdiği kararlara karşı,
  • İflas idare memurunun ücret ve masrafları hakkındaki hesap pusulasına ilişkin şikayet,
  • 36. maddeye göre icranın geri bırakılmasına ilişkin kararları.

Yukarıda sayılanların dışındaki icra mahkemesi kararlarına karşı, ait olduğu alacak, hak veya malın değer veya miktarının ancak 10.280 TL’yi geçmesi şartıyla istinaf yoluna başvurulabilir. (m. 363/1) (2019 yılı itibariyle)

İstinaf yoluna başvuru süresi icra mahkemesinin kararlarının tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren 10 gündür. (m. 363/1).

İcra mahkemesi kararları aleyhine işlemleri uzatmak gibi kötü niyetle istinaf yoluna başvurulduğu anlaşılırsa (HMK-329/2) uygulanır(m. 363/2). Kesin bir karara karşı kötü niyetle istinaf yoluna başvuranlar hakkında da HMK’nın bu hükmü uygulanır.(363/3)

İstinaf yoluna başvuru satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. İcranın devamı için gereken evrak alıkonularak bunların birer örneği bölge adliye mahkemesine gönderilecek dosyaya konulur.

Temyiz yoluna başvurma ve incelenmesi:

Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen ve miktar veya değeri 40.000 TL’yi geçen nihai kararlara karşı, bölge adliye mahkemesinin hukuk dairesinin kararının tebliğinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir. Yukarıda belirtilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılır. Bu durumda da 363. Maddenin 2. Ve 3. Fıkra hükümleri uygulanır. Temyiz yoluna başvuru da satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. 

Borçlu aleyhine verilen karara karşı, istinaf ve temyiz yoluna başvurulmuşsa, bu durum, alacaklının haciz talep etmesine ve borçlunun mallarının haczine engel değildir. Kanun yolu denetimi sırasında alacaklı satış da talep edebilir ancak malların satışı gerçekleştirilemeyecektir.

Yargıtay’ın icra ve iflas işlerine bakan hukuk dairesinin kararlarına karşı genel hükümlere göre direnme kararı verilebilir. Direnme kararları hukuk genel kurulunda acele işlerden sayılır. Yargıtay’ın bozma kararı veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma, düzelterek veya yeniden esas hakkında vereceği kararları üzerine icra ve iflas işlerinde 40. Madde hükmü kıyas yoluyla uygulanır.

İcra mahkemesinin icra suç ve cezalarına ilişkin verdiği kararlara karşı kanun yolları:

İcra mahkemesinin ceza işlerine ilişkin kararlarından, tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlarına karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde, kararı veren icra mahkemesine itiraz edebilir. Mahkeme dosyayı incelemesi için dosyayı o yerde icra mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması halinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için 1. Daireye, o yerde icra mahkemesinin tek dairesi bulunması halinde asliye ceza mahkemesine, icra mahkemesi hakimi ile asliye ceza mahkemesi hakiminin aynı hakim olması halinde ise en yakın asliye ceza mahkemesine gönderir. İtiraz incelemesi neticesinde verilen karar kesindir.

Av. bilge İŞ Av. Selçuk ENER

KARAR DÜZELTME MAHİYET BAKIMINDAN ÜST YARGI ORGANLARININ HATALARINDAN DÖNMELERİNİ SAĞLAYAN BİR RÜCU YOLUDUR

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2010/12-385 E., 2010/381 K.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; Ankara 13.İcra Hukuk Mahkemesinden verilen 19.08.2009 gün ve 2009/1101 E. 2009/1269 K.sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’ndan çıkan 25.11.2009 gün, 2009/12-504 Esas, 2009/548 Karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi karşı taraf/alacaklı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş; Hukuk Genel Kurulu’nun 03.03.2010 gün ve 2010/12-124 Esas-2010/110 Karar sayılı ilamıyla bu istem kabul edilmekle ilk karardan dönülmüş ve bozma kararı kaldırılarak direnme kararının onanmasına karar verilmiştir. Borçlu T.C. Milli Savunma Bakanlığı vekili bu karara karşı karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 

Hukuk Genel Kurulu’nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstek, icra Müdürlüğü işlemini şikayete ilişkindir. 

Mahkemece; işin ticari olduğu saptanarak ticari reeskont (temerrüt) faizi uygulanmak sureti ile hesap yapan bilirkişi raporu esas alınarak şikayetin kısmen kabulüne karar verilmiştir. 

Şikayetçi/borçlu vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece “..Alacağa 23.06.2006 tarihi itibarı ile faize hükmedildiğinden ve bu tarih itibarı ile 3095 Sayılı Kanunun 5335 Sayılı Kanun ile değişik 1.maddesi yürürlükte bulunduğundan bu madde hükümlerinin tatbiki ile faiz oranlarının hesaplanması gerekir iken, bilirkişice işin ticari olduğu saptanarak ticari reeskont (temerrüt) faizi uygulanmak sureti ile sonuca gidilmesinin yerinde olmadığı” gerekçesiyle karar bozulmuş; Karşı taraf/alacaklı vekilinin karar düzeltme istemi de oyçokluğuyla reddedilmiş; mahkemenin önceki kararda direnmesi üzerine hükmü şikayetçi/borçlu vekili hükmü temyiz etmiştir. 

Hukuk Genel Kurulu’nca, özel daire kararında yer alan gerekçelerle, direnme kararı oyçokluğu ile bozulmuş; karşı taraf/alacaklı vekili karar düzeltme isteminde bulunarak, direnme kararının onanmasını istemiştir. 

Karar düzeltme istemi Hukuk Genel Kurulunca incelenerek sonuçta bozma kararının kaldırılmasına ve direnme kararının onanmasına karar verilmiştir. 

Borçlu Bakanlık vekili bu kez Hukuk Genel Kurulu’nun bu kararına karşı karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 

Borçlu vekili tarafından ileri sürülen karar düzeltme isteminin sonuca bağlanabilmesi; bu istemin, aynı ilâm hakkında birden fazla karar düzeltme istemi niteliğinde ve buna göre de 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 442/1. maddesi hükmünde yer alan yasaklama kapsamında olup olmadığının tespitine bağlıdır. 

Öncelikle belirtilmelidir ki, usul hukukumuzda karar düzeltme, olağan kanun yollarından olup; kanunda gösterilen sınırlı haller için düzenlenmiş; koşulları açıklanmıştır.

Karar düzeltmeye ilişkin hükümler, 07/10/2004 tarih ve 25606 S.R.G. de yayımlanan 26/09/2004 kabul tarihli ve 5236 S.K.nun 20.maddesi ile yürürlükten kaldırılmışsa da, bunlar istinaf mahkemeleri faaliyete geçene kadar yürürlüktedir. 

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 440.maddesinde hangi kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilebileceği; hangilerine karşı gidilemeyeceği, gösterilmiştir. 

Diğer taraftan, aynı Kanunun 442. maddesinde de; 

“Aynı ilam aleyhine bir defadan ziyade tashihi karar talebi mesmu olmadığı gibi tashihi karar arzuhalinin reddine veya kabuliyle kararı sabıkın tadiline dair sudur eden hükümlere karşı dahi tashihi karar caiz değildir.

Şu kadar ki iki taraftan biri tashihi karar ettiği halde arzuhal suretinin tebliği tarihinden itibaren on beş gün içinde diğer taraf gerek mahsusen ita edeceği arzuhalde ve gerek asıl arzuhale cevaben vereceği layihada itirazatını beyan ile tashihi karar talep edilir.

Tashihi karar talebi esbabı mezkureye mutabık görülmezse arzuhalin reddine ve mustedii tashihten yüz liraya kadar cezayı nakdi alınmasına ve muvafık ise kabulüne karar verilir. Tashihi karar arzuhalinin kabulü, tashihi talep edilen karar hilafında karar verilmesini mucip addolunamaz. Tashihi karar icrayı tehir etmez.” hükmü yer almaktadır. 

Buna hükme göre ; aynı ilâm aleyhine bir defadan fazla karar düzeltme isteği mesmu olmadığı gibi karar düzeltme dilekçesinin reddine veya kabulü ile eski kararının değiştirilmesine dair verilen hükümlere karşı karar düzeltme isteği de caiz değildir. 

Önemle vurgulamakta yarar vardır ki, HUMK.’nun 442.maddesi, bir davada birden fazla karar düzeltme isteminin değil, aynı ilâm (Yargıtay ilamı) hakkında birden fazla karar düzeltilmesi isteminin kabulünü yasaklamıştır.

Eş söyleyişle, bir davada verilen hüküm birden fazla defa bozulursa, bozmaya uyularak verilen her yeni hükme karşı temyiz yoluna ve Yargıtay’ın temyiz incelemesi sonucunda verdiği karara karşı da karar düzeltme yoluna başvurulabilir. HUMK’ nun 442/1.maddesi ile yasaklanan husus ise, bir hükmün temyizen incelenmesi üzerine verilen aynı (Yargıtay) kararına karşı bir defadan fazla karar düzeltme yoluna başvurulmasıdır. Maddede, açıklanan bu hususun düzenlenmesi yanında, karar düzeltme dilekçesinin reddine veya kabulü ile önceki kararın değiştirilmesine dair verilen hükümlere karşı dahi karar düzeltme isteminin dinlenemeyeceği açıkça düzenlenmiştir. 

Bu şekliyle maddedeki düzenleme üç hale ilişkin olup, şöyle sıralanabilir: 

Bunlardan ilki “aynı ilâm aleyhine bir defadan fazla…” sözlerinde ifade olunduğu üzere ilamın, karar düzeltme isteminin esastan incelenerek yerinde görülmemesi nedeni ile reddine ilişkin olması; ikincisi, karar düzeltme dilekçesinin reddine örneğin istemin esası incelenmeden dilekçenin süre yönünden reddine ilişkin bulunması; üçüncüsü ise karar düzeltme isteminin kabulü ile önceki kararın değiştirilmesi yönünde olmasıdır. 

Bu üç hali ortaya koyan ilamlara karşı yeniden karar düzeltme isteminde bulunulamaz.

Ancak maddi hataların her zaman düzeltilebileceğine ilişkin hukukun genel prensibinin saklı olduğu da unutulmamalıdır. Örn. süresinde yapıldığı halde istemin süresinde olmadığından reddedilmesi halinde açık bir maddi hatanın varlığı nedeniyle süre yönünden red kararından dönülerek işin esasının incelenmesi olanaklıdır. 

HUMK nun 442.maddesinde mutlak olarak ilamdan söz edilmiş olup, muhtevasına herhangi bir atıf yapılmamıştır. Onun için, Yargıtay kararı ister uyuşmazlığın esasına, isterse yetki, görev gibi konulara ilişkin olsun, her halde Yargıtay ilamı hakkında sadece bir defa karar düzeltme talebinde bulunulabilir (YHGK 19.11.1976 gün, 1/1919-2945).

Bu durum, çeşitli ihtimallere göre incelenmelidir:

Yargıtay Dairesi veya Hukuk Genel Kurulu, temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu karara (ilama) karşı yapılan karar düzeltme talebini esastan reddetmiş ise, artık taraflar bu ret kararına karşı yeniden karar düzeltme yoluna gidemezler. 

Daha önce karar düzeltme yoluna başvurmamış olan taraf da, temyiz incelemesi sonucunda verilmiş karara karşı yapılan karar düzeltme incelemesinde verilen karara karşı karar düzeltme yoluna gidemez.

Bundan başka taraflar, Yargıtay’ın karar düzeltme talebinin reddine ilişkin (ikinci) kararına karşı da karar düzeltme yoluna gidemezler.

Yargıtay Dairesi veya Hukuk Genel Kurulu temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu karara karşı yapılan karar düzeltme talebini mesmu olmadığından dolayı (usulden) reddetmiş ise, bu halde de taraflar, kural olarak Yargıtay’ın karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararına karşı karar düzeltme yoluna gidemezler. Ancak, Yargıtay’ın karar düzeltme talebini usulden reddetmesi maddi hata nedeniyle olmuş ise, karar düzeltme talebinde bulunan tarafın başvurusu üzerine Yargıtay bu maddi hatayı düzelterek karar düzeltme talebinin esası hakkında inceleme yapar.

Yargıtay Dairesi veya Hukuk Genel Kurulu esas hakkında yaptığı temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bir karara karşı yapılan karar düzeltme talebini yerinde gördüğü için kabul etmiş ve kararını düzeltmiş ise; taraflar, Yargıtay’ın karar düzeltme talebi kabul ederek verdiği bu yeni karara karşı karar düzeltme yoluna gidemezler.

Yargıtay Dairesi veya Hukuk Genel Kurulu temyiz talebini mesmu olmadığından dolayı (usulden) reddetmiş, bu ret kararına karşı başvurulan karar düzeltme talebini de reddetmiş ise; taraflar, kural olarak Yargıtay’ın karar düzeltme talebinin reddine ilişkin bu kararına karşı tekrar karar düzeltme yoluna gidemezler.

Yargıtay dairesi veya Hukuk Genel Kurulu temyiz talebini mesmu olmadığından dolayı (usulden) reddetmiş, bu ret kararına karşı başvurulan karar düzeltme talebini kabul etmiş ise; bunun üzerine Yargıtay dairesi temyiz ve karar düzeltme talebinde bulunanın talebini ilk defa esastan inceler. Ancak esas hakkındaki bu inceleme ilk defa yapıldığından, karar düzeltme talebi üzerine yapılmasına rağmen temyiz incelemesi niteliğindedir. Bu nedenle taraflar, Yargıtay’ın bu inceleme sonucunda verdiği karara karşı karar düzeltme yoluna gidebilirler. 

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere karar düzeltme mahiyet bakımından üst yargı organlarının hatalarından dönmelerini sağlayan bir rücu yoludur; burada bir üst merci tarafından verilen hükmün tekrar aynı merci tarafından bozulup düzeltilmesi söz konusudur. Yâni ilk karardan dönülmekte; varlığı kabul edilen hata düzeltilmektedir. 

442.maddenin 1.fıkrasına göre, aynı ilâm aleyhine bir defadan fazla karar düzeltme istenemeyeceği gibi, karar düzeltme dilekçesinin reddine veya kabulü ile eski kararın tadiline dair Yargıtay kararlarına karşı da bu yola gidilemez (md. 442 f. I).

Açıklanan nedenlerle; somut olayda dairenin esasa ilişkin kararına direnilmiş; Hukuk Genel Kurulunca da bu bozma ilamı benimsenerek mahkeme kararı bozulmuştur. Bu karara karşı karar düzeltme talebinde bulunulması üzerine Hukuk Genel Kurulu bu kez daire kararını değil, mahkeme kararını yerinde bulmuş ve karar düzeltme isteminin kabulü ile kararı onamıştır.

Borçlu vekili karar düzeltme yoluyla düzeltilmiş aynı karara karşı ikinci kez karar düzeltme başvurusunda bulunmuş olmakla; HUMK.nun 442/1’nci maddesine göre aynı ilam aleyhine bir defadan fazla karar düzeltme istemi dinlenemeyeceğinden borçlu Bakanlık vekilinin karar düzeltme dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.

S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenle borçlu vekilinin karar düzeltme dilekçesinin REDDİNE, HUMK.nun 442/3.madde hükmü uyarınca takdiren 172.00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen borçludan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 14.07.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

YAZIYI OKUMADAN İŞ DAVASI AÇMAYIN!!

 İŞ MAHKEMELERİ KANUNU DEĞİŞTİ. YAZIYI OKUMADAN İŞ DAVASI AÇMAYIN!!

İş mahkemelerinin görev, yetki ve yargılama usulüne ilişkin değişiklikler yapan, arabuluculuğu dava şartı haline getiren yeni Kanun 25.10.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Yasada önemli değişiklikler göze çarpıyor.

  • ARABULUCU:

İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri hariç işçi ve işveren alacaklarından doğan davalarda ve işe iade davalarında arabulucuya başvuru dava şartı haline getirildi. Arabulucuya başvurulmadan açılan davaların usulden reddedileceği, bu red kararının tebliğinden sonra da arabulucuya başvurma imkanının olacağı değişikliklerden birisi.

  • GÖREV:

İş Mahkemeleri’nin görevi genişletildi. İş akdine bağlı olarak çalışılması şartıyla 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasındaki her türlü hukuk uyuşmazlıkları da iş Mahkemesi’nin görev kapsamına dahil edildi. Buna göre; Borçlar Kanunu’na tabi olarak çalışan işçilerin davaları da, artık Asliye Hukuk Mahkemesi’nde değil, İş Mahkemesi’nde görülecek.

  • KANU YOLU:

Bu kanuna tabi davalarda kanun yoluna başvurma süresi, kararın TEBLİĞİNDEN başlayacak. İşe iade davalarında verilen kararlara BAM kararları kesin nitelikte olacak ve temyiz edilemeyecek. Aynı şekilde 6356 sayılı yasadan kaynaklı bazı davalarda da BAM’ın kararı kesin nitelikte olacak.

  • ZAMANAŞIMI:

En önemli değişikliklerden birisi de, zamanaşımı sürelerinin kısaltılmış olması. Kıdem ve ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve eşit davranmama tazminatında zamanaşımı 5 yıl olarak belirlendi. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra sona eren sözleşmeler için yeni zamanaşımı geçerli olacak. Kanunun yürürlüğe girmesinden önce sona ermiş sözleşmelerden dolayı işlemeye başlayan zamanaşımı süreleri, bu yasayla öngörülenden fazla ise, bu kanundaki ile sınırlı olacağı düzenlenmiş. Bu maddeye çok dikkat etmek gerektiği, Kanunun yürürlüğe girmesinden önce sona eren sözleşmeler için açılacak davalarda zamanaşımı hususunun iyi tespit edilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü bu madde bugün itibariyle yürürlükte.

 

Yeni yasa ile ilgili tespit ettiğim önemli değişiklikler şimdilik bunlar.. Faydalı olması temennisi ile…

 

            Av. Selçuk ENER

ŞARTA BAĞLI HAKARET OLMAZ

 ŞARTA BAĞLI HAKARET OLMAZ

Hakaret ancak kasten işlenebilen bir suçtur. Bundan dolayı kişinin bu fiili işlerken suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve sonucunu isteyerek hareket etmesi gerekir. Hakaret edilen kişinin ismi açıkça söylenmemiş olsa dahi anlaşılması konusunda herhangi bir tereddüte yer vermiyorsa yine suç işlenmiş sayılır. Ancak şarta bağlı hakaret olmaz. Hani tartışma sırasında, “Bak görürsün gideceğim…” diyen birine, karşındakinin; “…gitmezsen şerefsizsin!!..” derse, suç oluşur mu? Yargıtay oluşmaz diyor. İşte o karar;

                                                                                                                                             

T.C.

YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ 2015/11227 K. 2016/14515 T. 19.9.2016

ÖZET : Katılanın sanığa göndermiş olduğu mesajda hakkını helal etmeyeceğine yönelik ifadesine sanığın “…bende hakkın varsa Allah rızası için etme, edersen şerefsizsin…” diyerek karşılık verdiğinin anlaşılması karşısında, isnadın şarta bağlı veya bir olasılık halinde dile getirildiği, hakaret etme kastıyla hareket edilmediği gözetilmeden sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi hatalıdır.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, yapılan incelemede;
Katılanın sanığa göndermiş olduğu mesajda hakkını helal etmeyeceğine yönelik ifadesine sanığın “…bende hakkın varsa Allah rızası için etme, edersen şerefsizsin…” diyerek karşılık verdiğinin anlaşılması karşısında, isnadın şarta bağlı veya bir olasılık halinde dile getirildiği, hakaret etme kastıyla hareket edilmediği gözetilmeden sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı ve sanık S. E.’ın ve katılan H. H. O. vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki isteme uygun olarak, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 19.09.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

                                                                                                                                             

Peki ya birisi; “Allah belanı versin, gün yüzü görme inşallah!!!” derse, durum değişir mi?

                                                                                                  ENER AVUKATLIK BÜROSU

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.