SİGORTALIYA YAPILAN İŞ GÖREMEZLİK ÖDEMELERİ İÇİN ZARARA SEBEP OLAN ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE RÜCU EDİLİR

Yargıtay Kararı – 10. HD., E. 2015/15306 K. 2017/3854 T. 8.5.2017

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Davacı Kurum, itirazın iptali, takibin devamını ve icra inkar tazminatı verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, 12.06.2011 tarihli trafik kazası sonucu yaralanan sigortalıya yapılan geçici iş göremezlik ödemelerinden oluşan sosyal sigorta yardımlarının davalı taraftan tahsili istemiyle başlatılan icra takibine yönelik vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı tarafça, davanın yasal dayanağı olarak 5510 sayılı Yasanın 76. maddesi gösterilmiştir.

Mahkemece, Kurum tarafından sigortalıya yapılan geçici iş göremezlik ödemesinin, 5510 sayılı Yasanın 76. maddesinde düzenlenen sağlık hizmeti/tedavi gideri kapsamında değerlendirilmesinin doğru ve isabetli olmadığı, Kurumun bu düzenlemeye dayalı olarak talepte bulunma hakkının olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Yargılama yapan hakim, taraflarca ileri sürülen hukuki sebeplerle bağlı değildir. Olaya uygulanacak hukuki sebebi tayin ve takdir etmek hakime aittir.

5510 sayılı Yasanın 21/4. maddesinde; ”İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir” hükmü öngörülmüş olup, anılan düzenleme uyarınca hastalık sigorta kolundan ödenen geçici iş göremezlik ödemeleri; 3. kişilere kusurları oranında rücu edilebilmektedir.

Mahkemece, tarafların kusur oranları belirlenerek, 5510 sayılı Yasanın 21/4 maddesi kapsamında irdeleme yapılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 08.05.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İŞVERENİN İŞE BAŞLATMA AMACI OLMADIĞI HALDE İŞE BAŞLATMAMA TAZMİNATI ÖDEMEMEK İÇİN YAPMIŞ OLDUĞU ÇAĞRI, GERÇEK BİR İŞE BAŞLATMA DAVETİ OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ.

T.C.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
E. 2014/33058
K. 2016/9957
T. 19.4.2016



DAVA : Taraflar arasındaki, icra takibine yapılan itirazın iptali, takibin devamı ile %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı sebeplerle reddine dair hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davacı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 19.4.2016 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına vekili ile karşı taraf adına vekili geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : 
A-) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, 5.5.2011-31.12.2011 tarihleri arasında genel muhasebe yöneticisi olarak çalıştığını, ibraname imzalatılarak iş akdine son verildiğini, bunun üzerine feshin geçersizliği ve işe iade talepli açtığı davada, İş Mahkemesi’nin 2012/281 E., 2013/46 K. sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verildiğini ve temyiz edilmediğinden kesinleştiğini, kesinleşmiş mahkeme kararının 6.2.2013 tarihinde tebliğ alınması üzerine kanunî süresi içinden işe başlatılması için ihtarname gönderdiğini, davalının 11.2.2013 tarihli cevabî ihtarnamesinde 18.2.2013 tarihinde 08.30 da işe başlayabileceğini bildirdiğini, belirtilen gün işe gittiğini, insan kaynakları yöneticisinin odasına alındığını ve 2 saate yakın bekletildiğini, yöneticinin işe başlayacağından haberi olmadığını bildirdiğini, daha sonra avukatı ile görüşmelere gittiğini ve yapılan görüşmelerde işe başlayacağından finans müdürünün dahi haberi olmadığının ortaya çıktığını, tutanak düzenlediklerini ve Noterliğin 18.2.2013 tarih 3266 Sayılı ihtarnamesi ile 51.920,00 TL nin ödenmesinin ihtar edildiğini, davalının gönderdiği ihtarnamede ise davacının saat 09.00 civarında işi terk ettiği, tekrar dönmediğinin ileri sürüldüğünü, bunun gerçek olmadığını, hak ve alacaklarının tahsili için başlattığı takibe yapılan itirazın haksız olduğunu iddia ederek; itirazın iptali ile takibin devamına, davalı borçlu aleyhine %40 tan az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

B-) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davacının açmış olduğu işe iade davasını kazandığını ve işe iade edilmek istendiği ihtarname gönderdiğini, davalının da davacıyı işe başlatmaya hazır olduğunu bildirdiğini, eski işi ve pozisyonda 18.2.2013 tarihinde 08.00 de başlamasının ihtar edildiğini, davacının belirtilen tarih ve saatte şirket merkezinde hazır olduğunu, davacının işçi dosyasının oluşturulması ve …’ya bildirilmesi işlemlerinin yapılması için önce insan kaynaklarına yönlendirildiğini, daha sonra muhasebe departmanında masasının gösterildiğini, iş arkadaşları ile tanıştırıldığını, davacının işten ayrılmadan önceki pozisyonun dolu olduğunu ancak davalının bir pozisyonda birden fazla çalışan istihdam edebileceğini, finans müdürünün davacının işe başlayacağından haberinin olmadığı iddiasının yalan ve tutarsız olduğunu, dava dilekçesinin ekinde bulunan tutanağı 3. bir kişi tarafından imzalı olduğunu ancak davalı şirkete 3. Bir kişinin gelmediğini, davalı şirketin 2 sene önce küçülme politikası uyguladığının doğru olduğunu ancak şimdi politika değiştirdiğini, davacının amacının çalışmak olmadığını beyan ile davanın reddini ve davacının %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.

C-) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak davanın reddine karar vermiştir.

D-) Temyiz:
Kararı davacı temyiz etmiştir.
E-) Gerekçe:
İşe iade davası sonunda işçinin başvurusunda ve işverenin işe davetinde taraflardan hangisinin samimi olup olmadığı hususu uyuşmazlık konusudur.
İşçinin işe iade yönündeki başvurusu samimi olmalıdır. İşçinin gerçekte işe başlamak niyeti olmadığı halde, işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapmış olduğu başvuru geçerli bir işe iade başvurusu olarak değerlendirilemez. İşçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla, işçi işverene hiç başvurmamış gibi sonuca gidilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 Sayılı Kanun’un 21. maddesinin beşinci fıkrasına göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz. Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve koşulları oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir

(Yargıtay 9.HD. 14.10.2008 gün 2008/29383 E, 2008/27243 K.).
İşverenin de işçinin işe başlama isteğinin kabul edildiğini (1) ay içinde işçiye bildirmesi gerekir. Tebligat sorunları sebebiyle bildirimin süresi içinde yapılamaması halinde, bundan işveren sorumlu tutulamaz. İşverence yasal süre içinde gönderilmiş olsa dahi, işçinin bir aylık işe başlatma süresi aşıldıktan sonra eline geçen bildirim üzerine makul bir süre içinde işe başlaması gerekir. Burada makul süre işçinin işe daveti içeren bildirim anında işyerinin bulunduğu yerde ikamet etmesi durumunda en fazla iki günlük süre olarak değerlendirilebilir. İşçinin işe iadeyi içeren tebligatı işyerinden farklı bir yerde alması halinde ise, 4857 Sayılı Kanun’un 56. maddesinin son fıkrasındaki izinler için öngörülen en çok dört güne kadar yol süresi makul süre olarak değerlendirilebilir. Bu durumda işçinin en fazla dört gün içinde işe başlaması beklenmelidir.

İşverenin işe davete dair beyanının da ciddî olması gerekir. İşverenin işe başlatma amacı olmadığı halde işe başlatmama tazminatı ödememek için yapmış olduğu çağrı, gerçek bir işe başlatma daveti olarak değerlendirilemez.
İşçinin işe iade sonrasında başvurusuna rağmen işe başlatılmaması halinde, işe

başlatılmayacağının sözlü ya da eylemli olarak açıklandığı tarihte veya bir aylık başlatma süresinin sonunda iş sözleşmesi işverence feshedilmiş sayılır.

Somut uyuşmazlıkta; dosyadaki bilgi, belge, tanık anlatımları ve özellikle işyeri yöneticilerinden olan davacı tanığı …’nın “ Davacıyı davalı işyerinden tanırım. Davacı genel muhasebi yöneticisi idi. Ben ise organizasyonel kalite sistemleri yöneticisiydim. Şu anda çalışmıyorum. Davalı işyerine karşı herhangi bir davam yoktur. davacı işten ayrıldıktan bir kaç hafta sonra ben insan kaynakları ve kalite sistemleri yöneticisi olarak atandım. 23 ocak 2012 tarihinde bu görevime başladım.

Davacının işe iade davasından sonra ihtarname ile tekrar işe başlamak için müracaatta bulunup bulunmadığını bilemiyorum. Bu tür müracaatlar öncelikle hukuk servisine gelir. Davacının hangi tarihte işe başlayacağına dair hukuk servisinden bize bir bilgi gelmedi. Davacı net tarihini hatırlamayadığım bir tarihte tekrar işe başlamak için işyerine geldi. Davacı mesai başlangıcında işyerine girdi. Odama gelerek işe başlayacağını söyledi. Ben şaşırdım. İşe başlaması ile ilgili bilgim olmadığını söyledim. Odadan çıkarak hukuk servisini aradım. İnsan kaynakları elamanı arkadaşım … hanıma sorduğumda onunda bilgisi olmadığını öğrendim. Hukuk servisini aradığımızda davacıyı biraz bekletmemizi avukatların olmadığını söyledi.

Şu anda huzurda bulunan davalı vekili iken diğer avukat yoktu. Yaklaşık yarım saat sonra kendisini bir toplantı odasına alarak beklemesini istedim. Ardından davacının avukatı gelerek davacıyı alıp işyerinden çıktılar. Daha doğrusu bulunduğumuz ikinci kattan ayrıldılar sonra ne yaptıklarını bilemiyorum. bize davacını nişe başlayacağı söylenmediği için kendisinden bazı evraklar istenmediği gibi çalışacağı arkadaşlarla tanıştırmadık. Davacının işe tekrar müracaat için geldiği dönemde benim bizzat yapmış olduğum disiplin soruşturması vardı. Bu soruşturma ile ilgili olarak neden sorgulama yaptığım hususunda tarafımında disiplin soruşturması vardı.” şeklindeki beyanından, davalı işverenin işe davetinin samimi olmadığı anlaşılmakla, davanın bilirkişi raporu bir değerlendirmeye tabi tutularak kabulü yerine yazılı şekilde reddi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 1.350.00 TL.duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 19.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

MEMURUN GÖREVİNİ İFA EDERKEN KURUMU ZARARA UĞRATMASI HALİNDE DAVA GENEL MAHKEMELERDE GÖRÜLÜR

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi

Esas No:2014/23278 Karar No:2014/26073

Dava, hak sahiplerini görmeksizin reçete düzenleyerek haksız sağlık harcamalarına neden olduğu iddiasıyla davalı hakkında kurum alacağının tahsili için yapılan icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi N.E.tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 
Sağlık Ocağında doktor olarak görev yapan davalı tarafından, bir kısım sigortalı veya hak sahipleri adına rapor edilen ilaçların, sigortalıların bilgisi dışında tanzim edildiği ve bu nedenle uğranılan Kurum zararının tahsiline ilişkin takibe, davalı tarafça yapılan itirazın iptaline ilişkin olan davada, Mahkemece red kararı verilmiştir.
Dava, görevli memurun görevini ifa sırasında kusurlu eylemi nedeniyle uğranılan Kurum zararının tahsiline ilişkin olup, bu konuda, gerek 506 sayılı Yasada, gerekse 5510 sayılı Yasada bir hüküm bulunmamaktadır.
Görev konusu, kamu düzeni ile ilgili olup, Mahkemelerce yargılamanın her aşamasında re’sen ele alınması gereken bir husustur.
İş Mahkemeleri, 5521 sayılı Kanun ile kurulmuş istisnai nitelikte özel mahkemeler olup, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 106’ncı maddesi ile, mülga 506 sayılı Kanunun 134’üncü maddesinde, bu Kanun uygulamasından doğan uyuşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde görüleceği, 5510 sayılı Kanun’un 101’inci maddesinde de, aksine hüküm bulunmayan hallerde, 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği düzenlenmiştir. Taraflar arasındaki görevin ifası sırasında kusurlu eylemden kaynaklanan bu davanın yasal dayanağı Borçlar Kanununun 49 ve devamı maddeleri olduğundan davanın iş mahkemelerinde değil genel mahkemelerde görülmesi gerekir.
Açıklanan sebeplerle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. 
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDA DAVA AÇMA SÜRESİ İTİRAZIN ALACAKLIYA TEBLİĞ TARİHİNDEN İTİBAREN BAŞLAR

T.C. Yargıtay 11. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/4511 K. 2005/1138T. 14.2.2005

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Bursa 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06.11.2003 tarih ve 2000/1163-2003/1621 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı sigorta vekilinin, TTK’nun 1301 nci madde hükmüne dayalı olarak davalı aleyhine açtığı itirazın iptali davası sonunda, mahkemece davanın süre bakımından reddine dair verilen kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava,TTK.nun 1301 nci madde hükmüne dayalı itirazın iptali istemine ilişindir.

Mahkemece, davacı alacaklının davalının ödeme emrine vaki itirazını dava dışı diğer borçlu için haciz ve muhafaza talebinde bulunurken, dosyaya yaptığı başvurular sırasında haricen öğrendiği, öğrenme tarihi ile dava tarihi arasında İİK.nun 67 nci maddesinde öngörülen dava açma süresinin geçirildiği sonucuna varılarak,davanın reddine karar verilmiştir.

Oysa, İİK.nun 67/1 nci madde ve fıkra hükmünde, açıkça dava açma süresinin ödeme emrine vaki itirazın alacaklıya tebliği tarihinden itibaren başlayacağı belirtilmiş, bunun dışında bir yol ( harici öğrenme v.s ) öngörülmemiştir. Nitekim, aynı Kanun’un 62/2 nci madde ve fıkra hükmünde de,itirazın alacaklıya tebliği zorunluluğu getirilmiştir.Somut olayda,İcra Müdürlüğünce,itirazın alacaklı vekiline dosyaya başvurusunda, tefhimine karar verilmiş ise de,ne tutanağa geçmiş bir tefhim,ne de tebliğ suretiyle alacaklı vekili itirazdan haberdar edilmemiştir.

Bu durumda mahkemece,tebliğ gerçekleşmediğine göre, açılan davanın süresinde olduğu dikkate alınarak, işin esasına girilip, hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış,kararın açıklanan nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın, davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.02.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İTİRAZIN İPTALİ DAVASININ KABULÜ HALİNDE MEVCUT İCRA TAKİBİNE DEVAM EDİLİR, YENİ VE AYRI İCRA TAKİBİ YAPILMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR

Somut olayda, …İcra Müdürlüğü’nün 2008/193 Esas sayılı dosyasında yapılan ilamsız takibe itiraz edilmiş, itirazın iptali istemi üzerine… Asliye Hukuk Mahkemesi’nce itirazın iptaline, takibin devamına karar verilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin bu kararında eda hükmünü içeren asıl alacak inkar tazminatı yargılama gideri avukatlık ücreti alacağı… İcra Müdürlüğü’nün 2014/899 Esas sayılı dosyası ile ilamlı takibe konu edilmiştir. Alacaklının itirazın iptali ilamını ibraz etmek sureti ile ilk takip dosyası olan ilamsız takip dosyası üzerinden icra emri göndererek ilamdan kaynaklanan tüm alacaklarına kavuşma imkânı bulunmaktadır. Buna rağmen yeni bir takip açılması yukarıda yer verilen yasal düzenlemeye bağlanmış usul ekonomisi ilkesine aykırıdır. Mahkemece şikâyetin kabulüne, takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi doğru değildir. (YARGITAY 8. HD. E: 2017/17518 K: 2017/15287 T: 15.11.2017)

İCRA TAKİBİNE İTİRAZ EDERKEN BİR DAHA DÜŞÜNÜN!!

 İCRA İNKAR TAZMİNATI VE ŞARTLARI

 

İcra takipleri ilamlı ve ilamsız olarak ikiye ayrılır. İlamlı icra takiplerinde, borçlunun takibe itiraz etme hakkı yok iken, ilamsız icra takiplerinde durum farklı olup ilamsız icra takibi borçlunun 7 gün içerisinde icra dairesine yapacağı itiraz ile durur. Yeri gelmişken ve karışıklığa meydan vermemek adına; kambiyo senetlerine dayanan ilamsız icra takibinin itiraz usulünün farklı olduğunu da belirtmekte fayda var. İlamsız icra takibinin ilamlı takipler gibi ilama veya belgeye dayanma zarureti de yoktur. Bu sebeple borçlunun korunması gerektiğinden bahisle; İİK 66. Maddesinde; “Müddeti içinde yapılan itiraz takibi durdurur. İtiraz müddetinde değilse alacaklının talebi üzerine icra memuru takip muamelelerine alacağın tamamı için devam eder. Borçlu, borcun yalnız bir kısmına itirazda bulunmuşsa takibe, kabul ettiği miktar için devam olunur.” Denmekle, ilamsız icra takiplerine karşı borçlu tarafın yaptığı itirazın takibi durduracağı hükme bağlamıştır.

           

Hakkında başlatılmış ilamsız icra takibine itiraz etmek isteyen borçlunun, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine itirazını bildirmesi gerekir. Böylece hakkında başlatılan takip durmuş olacaktır. Takibin durmasını müteakip alacaklı, takip İİK. 68. Maddesindeki belgelere dayanıyor ise, icra mahkemesinde itirazın kaldırılması davasını açabileceği gibi; isterse genel mahkemede itirazın iptali davasını da açabilecektir. Burada şu farka dikkat etmek gerekmektedir: İtirazın iptali genel hükümlere göre görülen bir dava iken, itirazın kaldırılması İİK 68. maddesinde belirtilen belgeleri takibe dayanak yapan alacaklının başvurabileceği ve daha yüzeysel incelemenin yapıldığı bir davadır. Bu nedenle kanunda belirtilen belgelere sahip olmayan alacaklıların gidebileceği tek yol genel mahkemelerde görülmekte olan itirazın iptali davasıdır.

 

İcra İflas Kanunu borçluya itiraz hakkı vermiş ise de, bu hak kimi zaman hukuki süreci uzatmak, mal kaçırmak gibi amaçlarla kötü niyetli olarak kullanılabilmektedir. Hal böyle olunca alacaklı zor duruma düşmekte, alacağın tahsili güçleşmekte hatta imkansızlaşmaktadır. Bu noktada da İcra İflas Kanunumuz itirazın iptali davasında alacaklıyı koruyan düzenlemeyi 67. maddesinde düzenlemiştir.

                                                                                                                                             

Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.

Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. Görüldüğü üzere borçlunun itirazında haksız ve kötü niyetli olması durumunda ve alacaklının talebi doğrultusunda mahkeme icra inkar tazminatına hükmedecektir.

                                                                                                                                             

Borçlunun itirazını bertaraf edebilmek amacıyla alacaklıya tanınan bir diğer hak olan itirazın kaldırılması davasında da haksız itiraz eden borçluya veya haksız yere itirazın kaldırılması davasını açan alacaklıya karşı İİK 68. maddesinde tazminat yaptırımı öngörülmüştür:

 

                                                                                                                                             

İtirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde borçlu, talebin aynı nedenlerle reddi hâlinde ise alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilir. Borçlu, menfi tespit ve istirdat davası açarsa, yahut alacaklı genel mahkemede dava açarsa, hükmolunan tazminatın tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve dava lehine sonuçlanan taraf için, daha önce hükmedilmiş olan tazminat kalkar.Maddede dikkatimizi çekmesi gereken husus, borçlunun ya da alacaklının; mahkemenin borçlunun yapmış olduğu itiraz hakkındaki kabul veya ret kararına göre icra inkar tazminatına mahkum edilebileceğidir.

 

Peki icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için bu şartlardan farklı olarak başkaca aranan şartlar var mıdır? Gözden kaçırılmaması gereken bir diğer şart ise icra inkar tazminatı talebinde bulunabilmek için alacağın likit ve belirlenebilir olması gerekmektedir. Borçlu ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğu kabul edilmektedir. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.

                                                                                                                                             

İcra inkar tazminatı ve şartları hakkında Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2017 tarihli bir kararında;

 “…Davacının icra inkar tazminatına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra – inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötü niyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir…” (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Esas No: 2016/6822 Karar No: 2017/8367)

 

Demekle esasen icra inkar tazminatına hangi şartla hükmedileceğini açıklamıştır.

 

Sonuç olarak; icra takibine itiraz borçluya tanınmış bir hak olup, haksız yere kullanılması da tazminatla cezalandırılmıştır. Her itirazda icra inkar tazminatına hükmedileceği düşünülemez. Buradaki kriter, itirazın haksız alacağın da borçlu tarafından belirlenebilir olmasıdır. Bu şartları taşıyan itirazların, alacağın %20 si kadar tazminatla ve alacağın %10 u kadar para cezası ile yaptırıma bağlandığını unutmamak gerekir.

 

Av. Selçuk ENER

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.