SAYAÇTAN GEÇİRMEK SURETİYLE KAÇAK ELEKTRİK KULLANIMI SUÇUNDA KARŞILIKSIZ YARARLANMA KASTININ BULUNMASI GEREKİR

    YARGITAY CEZA GENEL KURULU

E:2006/7-160, K:2006/161, T:13.06.2006

            Sanığın, TCY’nın 491/ilk, 522 ve 39. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, hırsızlık suçunun unsurlarının oluşmaması gerekçesiyle  beraatına ilişkin  …Sulh Ceza Mahkemesince verilen  27.11.2002 gün ve 857/640 sayılı hüküm, katılan vekilinin temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 30.03.2006 gün ve 22900-2943 sayı ile; daire üyelerinden M.Tatar ve O. Koçak’ın “uzun bir süre abonesiz sayaçtan geçirmek suretiyle kaçak elektrik kullanan sanığın, bu eyleminden çıkarılan hırsızlık kastı açık olduğu ve mahkûmiyetine karar verilmesi, gerekmesi kanısıyla bozma kararı verilmesi yerine beraat kararının onanması şeklinde oluşan çoğunluk kararına katılmıyoruz.” yönündeki karşı oylarıyla oyçokluğuyla onanmıştır.

Yargıtay C.Başsavcılığınca 23.05.2006 gün ve 42466 sayı ile;

Her ne kadar Yüksek Ceza Genel Kurulunca 03.06.1997 tarih ve 11-129/140 sayılı oy çokluğu ile verilen kararda; idarenin tespitine engel olmayacak şekilde sayaçtan geçirilerek elektrik kullanmanın hukuki nitelikte olduğu, suçun manevi unsurunun oluşmadığı belirtilmiş ise de; bu değerlendirme genel anlamda yorumlanmamalı, olayın özelliği de dikkate alınmalıdır.

Abonelik başvurusunda bulunulduğu halde işlemlerin kısa sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle sayaçtan geçirilmek ve tüketilen miktarda doğru kaydedilmek koşuluyla elektrik tüketilmesinde suçun manevi unsurunun oluşmadığı kabul edilebilirse de, bir engel bulunmamasına rağmen uzunca bir süre abonelik işlemi yaptırılmayarak idarenin denetim olanağının engellenmesi halinde suç kastının bulunmadığı söylenemez.

Kaldı ki;

Sanığın; birkaç yıldan bu yana kaçak elektrik tüketmesine rağmen, tespit tarihinden kısa bir süre önce sayaç taktırması mümkün olduğu gibi sayacı değiştirmesi de olanaklıdır.

Sanığın suç işlemek kastı ile hareket edip etmediğinin belirlenebilmesi için, hangi tarihten itibaren tespite konu evde ikamet ettiğinin, evdeki kurulu güç ile abone olunmadan takılan sayacın gösterdiği tüketim miktarı arasında orantısızlık bulunup bulunmadığının saptanması gerekir,”gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Daire onama kararının kaldırılıp, Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanığın, sayaçtan geçirmek suretiyle abonesiz elektrik kullanmak suçundan beraatına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığın kastının belirlenmesi bakımından soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunup, bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.06.1997 gün ve 129/140 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere, karşılıksız yararlanma kastı bulunmaksızın, idarenin tespitine engel olmayacak şekilde, sayaçtan geçirilmek suretiyle elektrik kullanma eylemi, hukuki nitelikte olup, hırsızlık suçunu oluşturmaz.

Kararda da vurgulandığı üzere, eylemin hırsızlık suçunu oluşturup oluşturmadığının saptanması için üç koşulun bir arada bulunması gerekmekte olup, bunlar;

1-İdarenin tespitine engel olmayacak şekilde elektrik kullanımı,

            2-Bu kullanımın müdahale edilmemiş ve gerçek kullanımı gösteren sayaçtan geçirilmek suretiyle gerçekleştirilmesi,

            3-Failin karşılıksız yararlanma maksadıyla hareket etmemesi,

            Gerekir,

            Bu koşulların bulunup bulunmadığı her somut olayda araştırılmak ve failin amacı hiçbir şekilde kuşkuya yer bırakmayacak şekilde saptandıktan sonra sanığın hukuki durumu belirlenmelidir. Bu da ancak, failin somut olaydaki davranış biçimi ve olayın gercekleşme koşullarının saptanması ile mümkündür.

İnceleme konusu somut olayda;

10.02.2001 tarihinde yapılan tespitte, sanık … meskeninde 109922 nolu sayaçtan geçirilmek suretiyle abonesiz elektrik kullandığı saptanarak, hakkında kaçak ceryan tespit tutanağı düzenlenmiş,

Sanık savunmalarında, müracaatta bulunduğunu, ancak evinin ruhsatının olmaması nedeniyle abone yaptıramadığını, sayacının çalışır durumda bulunduğunu söylemiştir.

Suça konu evde, 09.01.2002 tarihinde yapılan keşifte; sanığın elektrik abonesinin bulunmadığı, sayacın mevcut olup, seri numarasının 109922, endeksin 7340 kw. saati gösterdiğini, sayacın normal ve çalışır durumda olduğu, sayaca herhangi bir müdahalenin yapılmadığı saptanmış,

Bilirkişi tarafından düzenlenen 09.01.2002 tarihli raporda, aynı saptamalara yer verilip, sayaçtaki miktarın ortalama 49 aylık bir tüketim miktarı olduğunu, mesken sahibinin 65.610.000 liralık kaçak elektrik kullanmış olduğu belirtilmiştir.

İdarece gönderilen17.04.2002 günlü yazıda, sanığın abone kaydının bulunmadığı ve tutanakta belirtilen idare cezasının ödenmediği,

26.11.2002 tarihli yazıda ise, sanığın abone yapmak için herhangi bir müracaatının olmadığı,

Bildirilmiştir.

Somut olayda, gerek yapılan ilk tespitte, gerekse bilirkişi incelemesinde, abonesiz olan sayaca herhangi bir müdahale yapılmadığı ve ortalama 49 aylık bir tüketimi gösteren sayaç miktarının normal kullanımı gösterdiği, sanık tarafından da elektrik bedelinin ödenmediği dosyadaki bilgilerden anlaşılmakta ise de, sanığın hangi tarihten itibaren suça konu evde oturduğu konusunda bir saptama yapılmamıştır. Bu nedenle öncelikle, sanığın hangi tarihten beri suça konu evde oturduğu, evde kurulu güç ile sayaç miktarının orantılı olup olmadığı, abonelik başvurusunda bulunup bulunmadığı, bu konuda idarece müracaatının olmadığı bildirilmiş ise de, neden abone yaptırmadığının hiç bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanması, ayrıca elektrik bedelini ödeyip, ödemediği, bu konuda bir girişiminin olup olmadığı belirlenmeli, bu saptamalar doğrultusunda, failin karşılıksız yararlanma kastıyla hareket edip etmediği saptanmalıdır.

Bu nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire onama kararının kaldırılmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi kurul üyesi, toplanan kanıtlarla sanığın karşılıksız yararlanma kastının hiçbir kuşkuya yer vermeksizin saptandığı gerekçesiyle itirazın kabulü yönünde,

Kurul üyelerinden A.Suat Ertosun ve bu görüşe iştirak eden iki kurul üyesi ise;

“Abonelik kaydı bulunmayan sanık, katılan …….Müdürlüğünün tespitine engel olmayacak şekilde sayaçtan geçirerek elektrik kullanmıştır.

Sanığın tükettiği elektrik miktarı ile evindeki kurulu gücün uyumlu olduğu keşifte belirlenmiştir.

 Davacı katılan Kurumun tespitini engelleyen bir durum söz konusu değildir.

Sanık, sayaca bir müdahalede bulunmamıştır.

Sayacın değiştirilmiş olabileceğine ilişkin görüşler varsayımlara dayanmaktadır.

Ceza adaletinde, olasılıklara ve varsayımlara göre karar verilemez. Aksine düşünceler, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının  36. maddelerinde yazılı adil yargılama ilkelerine aykırıdır.

Olayda sanığın, karşılıksız yararlanma kastı ile hareket ettiğine ilişkin kanıt yoktur. Bu durumda sanık ile katılan Kurum arasındaki uyuşmazlık cezaî olmayıp, hukukî nitelikte bulunduğundan, dolayısıyla suçun manevî unsuru gerçekleşmediği”

Görüşüyle itirazın reddi yönünde oy kullanmışlardır.

SONUÇ     : Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 30.03.2006 gün ve 22900-2943 sayılı ONAMA KARARININ KALDIRILMASINA,

3- …Sulh Ceza Mahkemesinin 27.11.2002 gün ve 857-640 sayılı kararının BOZULMASINA,

4- Dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere, Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 13.06.2006 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

DAVALI TARAF KAÇAK ELEKTRİK KULLANDIĞI İDDİASINI KABUL ETMİYOR İSE DAVALININ KAÇAK ELEKTRİK KULLANDIĞINI İSPAT YÜKÜ DAVACIDADIR

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2006/1597 E., 2006/1617 K.

“İçtihat Metni”
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraflarca istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hâkiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:

1- Dava, niteliği ve içeriği itibariyle tacir ya da (tacir sayılan) taraflar arasında kaçak elektrik kullanmadan bir başka deyişle haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacağının tahsili için başlatılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, davalı tarafça öne sürülen yetki ve işbölümü itirazı ve zamanaşımı defi konusunda bir karar verilmeksizin, davanın esasına girilerek hüküm kurulmuş ise de; dava dilekçesinin davalı tarafa 13.07.2005 günü tebliğ edildiği, davalı şirket adına vekaletname ibraz eden Av. Necati’nin yasal süresi içinde verdiği 25.07.2005 havale günlü dilekçesi ile davanın esasına cevap verdiği, daha sonra vekaletname ibraz eden Av. Özgen’in ise 14.09.2005 havale günlü dilekçesi ile itiraz ve defi öne sürdüğü dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Yasal (10) günlük cevap süresi içinde, öne sürülmeyen yetki ve işbölümü itirazlarının ve yine savunmanın genişletildiği itirazı ile karşılanması halinde yasal cevap süresi içinde öne sürülmeyen zamanaşımı definin dikkate alınmasına imkân bulunmamaktadır. Davacı vekili davalı tarafından esasa cevap verildikten ve yasal cevap süresi de geçtikten sonra verdiği davalı tarafa ait dilekçenin duruşma sırasında kendisine verilmesi üzerine savunmanın genişletildiği itirazında bulunmuştur. Hal böyle olunca mahkemece davalı tarafından öne sürülen bu savunma nedenleri konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi neticeye etkili görülmemiş, davalının bu konuyu açıkça temyize getirmemesi de dikkate alınarak bu yanılgı bozma sebebi yapılmamıştır.

2- İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliğine ve özellikle iddia ve savunmanın kıymetlendirilmesi yönünden bilgilerine başvurulan ve hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi raporunun niteliği, içeriği ve dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin hükümde gösterilen gerekçelere, 4077 sayılı Kanuna göre Tüketici Mahkemelerinin ancak tüketiciler tarafından açılacak bu kanunda düzenlenen mal ve hizmet alımlarına ilişkin konularda açılacak davalara bakmak üzere kurulmuş bulunmasına, davacı ve davalı tarafın tacir olması nedeniyle görülmekte olan davanın genel mahkemelerin görevine girmesine göre davacı tarafın tüm ve davalı tarafın aşağıdaki bentler dışında kalan yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının (REDDİNE), alınması gereken harç peşin ödendiğinden davacı taraftan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3- Mahkemece, iddia ve savunma, davacı tarafından dosyaya ibraz edilen delil ve belgeler ile özellikle benimsenen uzman bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine uygun düşmediği gibi mahkemece yapılan araştırma ve soruşturma da hüküm vermeye yeterli değildir. Dava haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Davalı tarafın kaçak elektrik kullandığı iddiasını kabul etmemesi karşısında, davalının kaçak elektrik kullandığını ve uğradığı zararı ispat yükü davacı taraf üzerindedir. Davacı tarafından dosyaya ibraz edilen, kaçak elektrik tutanağı, tespit tutanağı, abone dosyası gibi deliller davacının tek taraflı olarak düzenlediği belgeler olup, davalı şirket yetkililerinin imzasını içermediğinden ve davalı tarafça da kabul edilmediğinden bu belge ve deliller davalının kaçak elektrik kullandığını kabule yeterli değildir. Hal böyle olunca, öncelikle ispat yükünün davacı taraf üzerinde olduğu davacı tarafa hatırlatılarak tarafların tüm delillerinin sorulup saptanması, gösterdikleri ve gösterecekleri delillerin eksiksiz toplanması, toplanan ve toplanacak tüm delillere göre davalının kaçak elektrik kullandığı kanısına varıldığı taktirde Enerji Tarifeleri Yönetmeliği ve Elektrik Tarifeleri hükümleri doğrultusunda davalı tarafın sorumlu tutulabileceği kaçak elektrik bedelinin ve takip tarihi itibarıyla işlemiş gecikme faizlerinin hesaplanması için konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan rapor alınması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken henüz taraf teşkili dahi sağlanmadan yaptırılan inceleme sonucunda alınan uzman bilirkişi raporu benimsenerek ve deliller tümü ile toplanmadan eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

4- Kabule göre de; davanın niteliği, dosyanın içeriği, tarafların sıfatı dikkate alındığında davacı tarafın haksız fiilin meydana geldiği günden 01.01.2000 gününe kadar değişken oranlı reeskont faizi, bu tarihten sonra da 3095 sayılı Kanunun 2. maddesi hükmünde yazılı değişken oranlı avans faizi isteme hakkı bulunduğu ancak, icra takibinde değişken oranlı olduğunu dahi açıklamaksızın % 48 oranında reeskont faizi istediği anlaşılmaktadır. HUMK’nın 74. maddesi hükmüne göre talebin (isteğin) aşılamayacağı göz önünde bulundurularak takip tarihinden önceki döneme ait işlemiş faiz hesabının yıllık % 48 oranını aşmayacak biçimde ve reeskont faizine göre yaptırılması, takip tarihinden sonraki dönem için de yine yıllık % 48 oranı ile sınırlı reeskont faizine hükmedilmesi gerekirken istemi aşacak biçimde hesap yapan uzrnan bilirkişinin raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi haksız fiilden kaynaklanan alacakların likid olmadığı, miktarının ancak yargılama sonucunda belirleneceği, likit olmayan alacaklar için başlatılan icra takiplerine itiraz edilmesi halinde açılacak itirazın iptali davalarında icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceği dikkate alınmaksızın davacı tarafın icra inkâr tazminatı isteminin de kabul edilerek hüküm kurulması dahi isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde davalı tarafa iadesine, 17.05.2006 günü oybirliği ile karar verildi.

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.