VASİYETNAMENİN TENFİZİ

Bu yazının konusu, vasiyetnamenin tenfizi başlığı altında, genel olarak vasiyetname nedir, vasiyetname türleri, vasiyetnamenin hangi hallerde iptal olacağı ve vasiyetnamenin açılarak uygulanması şeklinde belirlenmiştir. İlk olarak vasiyetnamenin tanımı ile başlamak konunun anlaşılması açısından faydalı olacaktır.

Vasiyetname, bir kimsenin ölümüne ilişkin olarak gerçekleşmesini arzu ettiği istek, emir ve kararların tek taraflı irade beyanı ile ilgililere aksetme zorunluğu bulunmadan yaptığı, ölüme bağlı hukuki işlemdir. TMK m.531 “Vasiyet resmi şekilde veya miras bırakanın el yazısı ya da sözlü olarak yapılabilir.”

Vasiyetname yapabilme şartlarına değinilecek olunursa; öncelikle kişinin temyiz kudretine sahip olması koşulu aranır. Bir diğer koşul ise 15 yaşını doldurmuş olmasıdır.

Vasiyetnameler; resmi, el yazılı ve sözlü olmak üzere üç kısma ayrılır. Resmi vasiyetname, iki tanığın katılımıyla memur, sulh hakimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli tarafından düzenlenir. El yazılı vasiyetname, yapıldığı tarih gösterilerek en başından en sonuna kadar miras bırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış olan bir türdür. Sözlü vasiyetname ise miras bırakanın bazı olağanüstü durumlar nedeniyle diğer iki türdeki vasiyetnameyi yapamaması halinde başvurduğu yoldur. Bu türde miras bırakanın son arzusunu iki tanığa iletmesi koşulu vardır.

Vasiyetnamenin açılması hususundan bahsedilmesi gerekirse, vasiyetnamelerin geçerli olup olmamasına bakılmaksızın tesliminden itibaren bir ay içerisinde açılması gerekir. Sulh hukuk hakiminin görevi vasiyetnameyi açmak, okumak ve ilgililere tebliğ etmektir. Vasiyetname sulh hakimi tarafından okunmadığı müddetçe doğrudan Tapu Kadastro Müdürlüğü’ne iletilemez. Görevli mahkeme ise miras bırakanın son yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesidir.

“…Miras bırakanın ölümünden sonra ele geçen vasiyetnamenin geçerli olup olmadığına bakılmaksızın hemen sulh hakimine teslimi zorunludur ve teslimden itibaren bir ay içinde açılır ve ilgililere okunur. Bu şekilde vasiyetnamenin usulünce açılıp okunma kararının kesinleşmesinden sonra vasiyetnamenin iptali için 1 yıllık hak düşürücü süre işlemeye başlar. Vasiyetnamenin iptali davasında öncelikle davaya konu vasiyetnamenin açılıp açılmadığının araştırılması gerekir ve vasiyetnamenin açılmasına dair kararın kesinleşme şerhli kararın da dosyaya konulması gerekir…”

(Yargıtay 3. HD. 2016/647 E-2016/1999 K)                                

 Vasiyetnamenin iptaline sebep olan haller incelediğinde şunları görülmektedir;

TMK m.557’de de belirtildiği üzere,

  1. Tasarruf, miras bırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı sırada yapılmışsa
  2. Tasarruf; yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa
  3. Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlaka aykırı ise
  4. Tasarruf, kanunda ön görülen şekillere uyulmadan yapılmışsa

“…Davada, resmi vasiyetnamenin şekil koşullarını taşımaması nedeniyle iptali, olmadığında tenkisi talep edilmektedir.

TMK`nın 532. maddesine göre, resmi vasiyetname; resmi memur, sulh hakimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli tarafından iki tanığın katılmasıyla düzenlenir. Uygulamada vasiyetnameler genel olarak noter tarafından düzenlenmektedir.

Vasiyetnamenin düzenleme şeklinde yapılması (Noterlik Kanunu md. 89) ve fotoğraflı olması zorunludur.

Kanunda noterden söz edilmesi, noterlik makamının hedef alınmasındandır. Noter yetkisine sahip yeminli başkatibin düzenlediği vasiyetname ile yeminli katibin düzenlediği vasiyetname Yargıtay`ca geçerli kabul edilmektedir. Ancak, vasiyetnamenin baştan sona kadar aynı memur tarafından düzenlenmesi ve onun tarafından gerekli yerlerin imzalanması zorunludur…”

(Yargıtay Hukuk Dairesi E:2013/10121 K:2013/10974 K.T.:25.06.2013)

Vasiyetname, yukarıda değinilmiş olunduğu üzere bir kimsenin ölümünden sonra mirası üzerinde belirttiği düzenlemelere denir. Vasiyetnamenin ilerleyen süreçteki hukuki işlemine ise vasiyetnamenin tenfizi denir. Genel bir tabirle vasiyetin yerine getirilmesi için yapılan işlemlerdir. Vasiyetnamenin tenfizini vasiyet alacaklıları talep edebilir. Vasiyet alacaklısı miras üzerinde pay sahibi olmayan, kendisine sadece herhangi bir mal bırakılan kişidir.

 Vasiyetnamenin tenfizi davasını açabilecek kişi vasiyet alacaklısıdır. Alacaklı bu davayı mirasçılara karşı açar ve vasiyetteki malın kendisine verilmesini talep eder. Bu dava vasiyetnamenin açılmasından itibaren açılabilir. Görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Türk Medeni Kanunu’nun 602.maddesi uyarınca, vasiyet alacaklısının vasiyeti tenfiz davası açma hakkı, lehine belirli bir mal vasiyet edildiğini öğrendiği tarihten ya da vasiyete göre bu mal kendisine daha geç bir tarihte devredilecekse, bu tarihten itibaren 10 yıl içerisinde kullanılmadığı taktirde zamanaşımına uğrar. Bu hususlar aşağıda paylaşılmış olan içtihat ile daha iyi anlaşılacaktır.

“… Hukuk Genel Kurulu’nun 13.02.1991 gün, 648-65 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, vasiyetnamenin tenfizi diye adlandırılan davalar, bir ayni hakkın tesisi için değil, yalnızca Sulh Hukuk Mahkemesi’nce açılan vasiyetnamenin, TMK.nun m.595 ve
izleyen maddelerinde (MK.nun 535 ve izleyen maddelerinde) düzenlenen tebliği işlemlerinin tamamlanmasından ve gerekli yasal sürelerin geçmesinden sonra, herhangi bir itiraza uğramadığı ve iptalinin istenmediği bu nedenle de kesinleşmiş olduğunun tesbiti içindir.
Diğer bir anlatımla “Vasiyetnamenin tenfizi, vasiyetnamenin açılıp itiraza uğramadığı veya yapılan itirazların sonuçsuz kaldığının tesbitinden ibarettir. Bu tesbit başlı başına ayni bir hakkın geçirimini sağlamaz. Bilindiği üzere ölüme bağlı tasarrufla;
a- Mirasçılardan biri veya bir kaçı mirasçılıktan çıkarılabilir. ( TMK. m.510 ),
b- Koşullar ve yüklemeler (mükellefiyetler) konulabilir (TMK. m.515, yedek mirasçı atama TMK. m.52 art mirasçı atama TMK. m.521),
c- Mirasçı atanabilir ( TMK.m.516 ),
d-Mirasçılardan birine veya üçüncü bir kişiye belirli mal vasiyeti yapılabilir (TMK.m.517 ),
e- Vakıf kurulması öngörülebilir (…Belirtilen tasarrufların ne şekilde yerine getirileceği yine Medeni Kanunda ayrı ayrı gösterilmiştir. Mahrumiyet ve iskat (yoksunluk ve mirasçılıktan çıkarma) halinin aksi kanıtlanmadıkça, mirasçı seçilen kişi, mirasçılık belgesi almadıkça ( MK. m.598 ) kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimse, bu malı ilgilisinden istemedikçe “yasal mirasçı veya varsa tenfiz memurundan” ve karşı çıkılması halinde onlar aleyhine istihkak davası açıp dava ile haklılığını kanıtlamadıkça, vasiyetname ile yapılan tasarrufun sahibi olamaz…)
Medeni Kanunun 599. maddesi uyarınca, mirasın açılmasıyla terekeye sahip olma hakkı, sadece yasal mirasçılara tanınmıştır. Vasiyetname ile mirasçı seçilenlerin, ( Mirasçı nasb edilenler) hakları, yasal mirasçılar veya öncelikle tasarruf ile yararlarına bağışlama yapılmış olanlar tarafından açıkça itiraza uğramamış ise, bu hususun tebliğinden itibaren bir ay geçtikten sonra bunlar mirasçılık sıfatları hakkında belge verilmesini, Sulh Hakiminden isteyebilirler ( Bununla beraber her nevi istihkak ve iptal davası hakkı saklı olmak üzere ) (MK. m.598 ). Vasiyetname ile verilen hakkın geçirilmesini sağlayacak husus sulh hakiminin vereceği mirasçılık belgesidir.
Kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimsenin, durumu ise daha farklıdır. Medeni Kanunun 600.maddesi gereği, kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimse, bu vasiyeti yerine getirmekle yükümlü olan varsa ona, yoksa yasal veya atanmış mirasçılara karşı açacağı istihkak davası ile malın kendisine teslimini isteyebilir.
Somut olayda; davacının, davaya konu taşınmazları kendisine vasiyet eden muris …’nin yasal mirasçısı olmadığı, ancak davaya konu taşınmazların halen adına kayıtlı olduğu dava dışı muris Haydar’ın yasal mirasçısı olduğu anlaşıldığından; davacının, öncelikle davaya konu taşınmazların maliki Haydar adına olan tapu kayıtlarının mirasçıları adına intikalini sağlaması gerekir. Mahkemece, intikal işlemi gerçekleştikten sonra vasiyetnamenin tenfizi ile ilgili karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ; Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davalılar yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi…”

Yargıtay 3.Hukuk Dairesi E:2017/14847 K:2017/16141

Stj. Av. Eren EKEN & Stj. Av. Dilara AÇIKEL & Av. Bilge İŞ & Av. Selçuk ENER

ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMELERİ

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu’nun 611-619 maddeleri arasında düzenlenmiştir. (TBK-611/1)’da şu şekilde tanımlanmıştır.
“Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir.”
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, tam iki tarafa borç yükleyen, ivazlı, rızai ve sürekli borç doğuran bir sözleşmedir. Edimlerin eşit olması gerekmez. Edimlerin eşit olmadığı takdirde, karma ölünceye kadar bakma sözleşmesi söz konusu olur.


ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİ’NİN ÇEŞİTLERİ
Ölünceye kadar bakma sözleşmesini borçlar hukukuna ve miras hukukuna tabii olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutmak mümkündür.
Bakım alacaklısı, üstlendiği borcun ifasını sağlığında yerine getirmeyi üstlendiği takdirde sözleşme borçlar hukukuna tabii olurken; eğer bakım alacaklısı, bakım borçlusunu mirasçı olarak atar ise artık sözleşme miras hukukuna tabii olacaktır. Bu ayrım gerek şekil gerek maddi hukuk açısından önemli farklılıklar içermektedir.

Borçlar Hukuku Niteliğindeki Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin bu türünde bakım isteyen tarafın edimini ölünce değil yaşamı sırasında yerine getirmesi gerekmektedir. Yani bakım isteyen taraf sözleşmeden doğan borcunu sağlığı sırasında yerine getirir. Sözleşmenin diğer tarafı ise kişinin ölünceye kadar bakımını sağlamakla yükümlü olur.
Bu sözleşme türü haliyle Borçlar Kanunu’na tabiidir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Borçlar Kanunu’nda tanımı, şekli, konusu gibi pek çok husus düzenlenmiştir. Kanuna göre bu türdeki sözleşme miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olamaz.

Nitekim TBK’nın 612.maddesine bakıldığında; “Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, mirasçı atanmasını içermese bile, miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz.” hükmü kurulmuştur. Burada görüldüğü üzere TBK’da düzenlenen şekil şartındaki “miras sözleşmesi şeklinde yapılması zorunluluğu” aynı zamanda Medeni Kanunun miras sözleşmesi hükümlerinin de burada uygulanacağını söyleyebiliriz.
Bunun yanı sıra sözleşmenin bakmayla yükümlü olan tarafı bir bakım kurumu olması durumunda, bu kurumun devletçe tanınması ve kurumun yetkili makamlarca belirlenecek koşullarına uygun olarak oluşturulması halinde sadece yazılı yapılması geçerli olması için yeter olacaktır. Yani bir bakım kurumu tarafından kişinin bakımı sağlanacak ise o halde bakım kurumunun yetkili kişilerince belirlenecek koşullara göre hazırlanan sözleşmenin adi yazılı şekilde olması da geçerliliği bakımından yeterlidir, resmi şekil şartı aranmamaktadır.

Miras Hukuku Niteliğindeki Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri
Bu sözleşme türünde ise bakım isteyen tarafın sözleşmedeki borç edimini, ölmesine bağlı tasarruf ile yerine getirmesidir. Yani kişinin sözleşmeden doğan borcunu sağlığı sırasında değil ölümünden sonra yerine getirildiği sözleşme miras hukuku niteliğini taşır.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, kendisine bakmasını istediği kişi ile miras sözleşmesi yaparak mirasçı olarak ataması halinde yapılabilir. Bu mirasçı ataması miras sözleşmesi ile yapılmadıkça geçerli olamaz.Buradaki ölünceye kadar bakma sözleşmesinde; bakımı sağlayacak kişinin edimine karşılık bakım alacaklısı kişinin edimi ölümüne bağlı tasarruflarında yerine getirilir. Dolayısıyla Miras Hukuku niteliğinde olan ölünceye kadar bakma sözleşmesine Medeni Kanun hükümleri uygulanır. Bu sözleşmenin miras sözleşmesinin şekline uygun yapılması gerektiği daha önce belirtilmişti. Miras sözleşmesi TMK’nın 545. Maddesine göre resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesi zorunludur. Dolayısıyla ölünceye kadar bakma sözleşmesi de resmi vasiyetname şekline göre yapılması gerekir.

Sözleşmenin unsurları:
● Bakıp gözetme unsuru
● Bir malvarlığı veya malvarlığı değerini devretme unsuru
● Süreklilik unsuru
● Talih ve tesadüfe bağlılık unsuru
● Anlaşma unsuru
ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİNİN KURULMASI
A) MADDİ ŞARTLAR
Bakım alacaklısı gerçek kişi olmalıdır.
Bakım alacaklısı küçük ya da kısıtlı ise yasal temsilcilerinin sulh ve asliye mahkemelerinden izin alması gerekir. Aksi halde sözleşme sonuç doğurmaz. Bu kural borçlar hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesi için geçerlidir. Miras hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım alacaklısı ergin olmalıdır (TMK m.503). Yasal temsilcileri bakım alacaklıları adına bu sözleşmeyi akdedemezler.
Akrabalar arasında yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde, sözleşme yükümlülükleriyle Aile Hukukundan doğan yükümlülükler arasında çelişki oluşmuş ise akrabalık göz önünde bulundurulmalıdır.
Bakım alacaklısı evli ise eşi ve bakım borçlusu kişinin bir arada oturması gerekir.
Bakım borçlusu gerçek ya da tüzel kişi olabilir.
Bakım borçlusu küçük ya da kısıtlı ise vesayet makamı olan sulh mahkemesinden ve denetim makamı olan asliye mahkemesinden izin alınmalıdır.
Bakım borçlusu evli ise bakım alacaklısı ve eşi bakım borçlusuyla bir arada oturmalıdır. Evli olan bakım borçlusunun ölünceye kadar bakma sözleşmesi yaparken eşinin rızasını almasına hukuken gerek yoktur. Ancak karşılaşılabilecek sorunların önlenmesi adına bakım borçlusu sıfatıyla ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapacak olan evli kimse eşinin rızasını fiilen almalı ve bakım alacaklısını aile topluluğu içinde bir aile bireyi olarak yaşatamayacağını öngören bakım borçlusu dürüstlük kuralı gereğince sözleşme ilişkisine hiç girmemelidir. Bakım borçlusu sonradan evlenmişse bakım alacaklısı sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir.
B) ŞEKLİ ŞARTLAR
Ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin geçerliliği Türk Borçlar Kanunu’nun 612. maddesinde kural olarak resmi şekle tâbi kılınmıştır. Türk Borçlar Kanunu’nun 612. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, mirasçı atanmasını içermese bile, miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz.” Hangi tür ölünceye kadar bakma sözleşmesi olursa olsun öngörülen resmi şekle uyulması sözleşmenin geçerliliği için zorunludur. Aynı maddenin ikinci fıkrasında resmi şekil kuralına bir istisna getirilmiş ve bu istisnai halde âdi yazılı şekil yeterli görülmüştür. Söz konusu hükme göre, “Sözleşme, Devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa, geçerliliği için yazılı şekil yeterlidir.” Bu istisna yalnızca Borçlar Hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmeleri için geçerlidir. Bakım borçlusu devlet tarafından tanınmış bir bakım kurumu olsa bile miras hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin miras sözleşmesi şeklinde yapılması gerekmektedir. Ayrıca Borçlar Hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde bakım alacaklısının edimi bakım kurumuna bir taşınmaz devretmekse, bu durumda da sözleşmenin resmî şekilde yapılması zorunludur.
Aşağıdaki Yargıtay kararında, şekil şartına aykırı olan sözleşme hükümlerinin uzun süredir yerine getirilmesi halinde hem mirasçılar hem de bakım alacaklısı için şekil şartına aykırılığın ileri sürülmesini dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirildiği görülecektir.

“..sözleşmenin tarafları, geçersiz sözleşmenin öngördüğü yükümlülükleri, ortada geçerli bir sözleşme varmış gibi eksiksiz yerine getirmişlerdir. Bakım alacaklısı sağlığında bu duruma itiraz etmemiştir. Bakım alacaklısının itiraz etmemesi karşısında mirasçılar artık sözleşmenin geçersizliği savunmasına dayanamazlar..” 
(Yargıtay 16.Hukuk Dairesi’nin E. 1991/7828, K. 1991/6695, T. 11/05/1992 )

Türk Borçlar Kanunu’nun 612. maddesine göre ölünceye kadar bakma sözleşmesinin miras sözleşmesi şeklinde yapılması gerekir. Miras sözleşmesinin ise Türk Medeni Kanunu’nun 545. maddesinin birinci fıkrasına göre resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir. Türk Medeni Kanunu’nun 532. maddesinin birinci fıkrasında resmî vasiyetnamenin iki tanığın katılmasıyla resmî memur tarafından düzenleneceği, ikinci fıkrasında ise resmî memurun sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli olabileceği belirtilmiştir. O halde ölünceye kadar bakma sözleşmesini sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine yetki verilmiş diğer görevliler düzenleyebilecektir. Bu madde kapsamında sayılan kişiler resmi vasiyetname, dolayısıyla miras sözleşmesi ve miras sözleşmesi şeklinde düzenlenmesi gereken ölünceye kadar bakma sözleşmesinin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamazlar. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin resmî vasiyetname şeklinde yapılmaması halinde sözleşme geçersizdir.

NASIL YAPILIR?

Ölünceye kadar bakma akdi Tapu Müdürlüğü’nde resmi senet düzenlenerek yapılır. Bunun yanında noterde ve Sulh Hukuk Mahkemesi huzurunda da yapılabilir. Noter veya Sulh Hukuk Mahkemesi huzurunda yapılmış ise Tapu Müdürlüğü’nde tekrar resmi senet düzenlemeye gerek yoktur.
Akitsiz işlemler bölümünde izah edildiği üzere tescil istem belgesi düzenlenir. Bakım borçlusu veya alacaklısının birden çok kişi olması mümkündür. Ölünceye kadar bakma akdinde taşınmaz malını temlik edenin kanuni ipotek tesis etme hakkı vardır. Bu kanuni ipotek resmi senedinin içerisinde yazılabileceği gibi işlem tarihinden itibaren üç ay içinde tesis edilebilir. Kanuni ipotek karşı tarafın kabul edeceği değer üzerinden, kabul etmezse mahkemece tayin edilecek bedel üzerinden tesis edilebilir. Ancak bakım alacaklısı resmi senette yazılı taşınmazın harca esas değeri üzerinden kanuni ipotek tesisini isterse karşı tarafın iznine veya mahkeme kararına gerek yoktur. Ölünceye kadar bakma akdine istinaden edinilen taşınmaz malın başkalarına devrinde de bir sakınca yoktur.
Tapu Müdürlüğü’nde ‘Ölünceye Kadar Bakma’ işlemini yapmak için;
1) İşleme konu taşınmaz mala ait, tapu senedi, yoksa taşınmaz malın ada ve parsel numarasını belirtir belge veya malikin sözlü beyanı,
2) Tarafların fotoğraflı nüfus cüzdanı

BAKIM ALACAKLISININ GÜVENCE SAĞLAMAYA YÖNELİK HAKLARI
A. Yasal İpotek Hakkı
Kanuni ipotek karşı tarafın kabul edeceği değer üzerinden, kabul etmezse mahkemece tayin edilecek bedel üzerinden tesis edilebilir. Ancak bakım alacaklısı resmi senette yazılı taşınmazın harca esas değeri üzerinden kanuni ipotek tesisini isterse karşı tarafın iznine veya mahkeme kararına gerek yoktur.

Bakım alacaklısının haklarını güvence altına almak için tapuda bakım borçlusuna yapılan temlik tarihinden itibaren 3 aylık süre içerisinde kanuni ipotek hakkını tescil ettirmesi gerekir. Bakım alacaklısı, bakım borçlusuna taşınmazı temlik tarihinden itibaren 3 ay içinde kanuni ipotek hakkını tescil ettirmiş ise, sözleşme uyarınca bedel olarak verdiği taşınmazı üzerinde ipotek hakkını muhafaza eder.

Borçlar Hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım alacaklısı malvarlığı değerini devretme borcunu sözleşme kurulduktan sonra yerine getirdiğinde, ifa konusu malların mülkiyeti bakım borçlusuna geçmektedir. Bakım alacaklısı bunun karşılığında bakım borçlusuna karşı sadece kendisine hayatı boyunca bakılmasını isteme şeklinde kişisel bir hak kazanmaktadır. Ancak bakım borçlusunun bakım alacaklısına hayatı boyunca bakma borcunu zaman içinde sözleşmeye uygun biçimde yerine getirmeme riski mevcuttur. Böyle bir durumda bakım alacaklısı bakım borçlusuna devrettiği malvarlığı değeri üzerindeki haklarını kaybetmiş olması neticesinde hukuken zayıf bir duruma düşecektir. Görüldüğü üzere bakım alacaklısının borcunu ifa etmesinden sonraki hukuki durumu bakım borçlusu ile karşılaştırıldığında oldukça zayıftır. İşte tarafların hukuki durumları arasındaki bu dengesizliği gidermek için kanun koyucu bakım alacaklısına devrettiği taşınmazlar üzerinde kanuni ipotek hakkı tanımıştır. Bu husus Türk Borçlar Kanunu’nun 613. maddesinde, 

“Bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım alacaklısı, haklarını güvence altına almak üzere, bu taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir.” 
şeklinde ifade edilmiştir.

Yargıtay 1. HD.’nin 24.6.2008 tarihli ve 2008/2122 E., 2008/7908 K. sayılı kararına göre, 

“Bilindiği üzere ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi ile bakım borçlusuna devir ve temlik edilen taşınmazın başkasına devredilmesini önleyen bir yasa hükmü yoktur. “Esasen bu husus mülkiyet hakkının bir sonucudur.” Ne var ki ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi ile bakım alacaklısı hayatı boyuncu bakılıp gözetilmeyi isteme gibi daha az teminatlı bir kişisel hak karşılığında taşınmazının mülkiyetini devretmektedir. İşte yasa koyucu sözleşmenin yanları arasındaki bu dengesizliği gidermek amacıyla bakım alacaklısı yararına devrettiği taşınmaz üzerinde Medeni Kanunun 807 ve 808. maddeleri yanında Borçlar Kanununun 513. maddesi ile de yasal bir ipotek hakkı bahsetmiştir. Ancak, bakım alacaklısı yasalarla kendisine tanınan bu ipotek hakkını temlik tarihinden itibaren üç aylık süre içerisinde herkese karşı ileri sürebilirse de, söz konusu hak düşürücü süre geçtikten sonra üçüncü kişilere karşı ipotek hakkını kullanabilmesi tapu siciline tescil ettirmesine bağlıdır. Başka bir anlatımla; bakım alacaklısının, değinilen hak düşürücü süre içerisinde tapuyu tescil ettirmediği takdirde yasal ipotek hakkını, muvazaalı temlikler dışında üçüncü kişilere karşı kullanmasında yasal bir olanak yoktur. …”. 

Yine Yargıtay 1. HD.’nin 5.5.2005 tarihli ve 2005/4672 E., 2005/5674 K. sayılı kararına göre; 

“…ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi ile bakım borçlusuna devir ve temlik edilen taşınmazın başkasına devredilmesini önleyen bir düzenleme olmamakla birlikte, ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi ile bakım alacaklısı hayatı boyunca bakılıp gözetilmeyi isteme gibi daha az teminatlı bir kişisel hak karşılığında taşınmazının mülkiyetini devrettiğinden sözleşmenin yanları arasındaki bu dengesizliği gidermek amacıyla bakım alacaklısı yararına devrettiği taşınmaz üzerinde kanuni ipotek hakkı tanınmıştır. Bakım alacaklısı bu ipotek hakkını temlik tarihinden itibaren üç aylık süre içerisinde herkese karşı ileri sürebilirse de, hak düşürücü süre geçtikten sonra üçüncü kişilere karşı ipotek hakkını kullanabilmesi için hakkın tapu siciline tescil ettirilmesi gerekir. Başka bir anlatımla; bakım alacaklısının, değinilen hak düşürücü süre içerisinde tapuya tescil ettirmediği takdirde yasal ipotek hakkını, muvazaalı temlikler dışında üçüncü kişilere karşı kullanmasında yasal olanak yoktur. …” suna devrinden itibaren başlayan üç aylık süre içinde taşınmazın her malikinden talepte bulunabileceği kabul edilmelidir. Burada Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi uygulanmamalıdır.

  1. İpoteğin Kurulması
    Türk Borçlar Kanunu’nun 613. maddesinde bakım alacaklısına tanınan kanuni ipotek hakkı, tescile tabi bir kanuni ipotek hakkıdır. Zira, Türk Medeni Kanunu’nun 893. maddesinde tescile tabi kanuni ipotek halleri öngörülmüştür. Türk Medeni Kanunu’nun 893. maddesinde “Aşağıdaki alacaklılar, kanunî ipotek hakkının tescilini isteyebilirler: …” denilmektedir. Bakım alacaklısı karşı edim olarak devrettiği taşınmaz üzerinde satıcı gibi kanuni ipotek hakkına sahip olduğuna göre, Türk Medeni Kanunu’nun 893. maddesinin uygulanması sonucunda sahip olduğu kanuni ipotek hakkı tescile tabi kanuni ipotek haklarından birini oluşturmaktadır. Böylelikle bakım alacaklısı da satıcı gibi hakkını tescille elde edecektir. Kanundaki şartlar gerçekleştiğinde, yani bakım alacaklısı bakım borçlusuna söz konusu taşınmazı devrettikten sonra, bakım alacaklısının kanuni ipotek hakkının tescilini talep yetkisi doğar. Hak sahibi bakım alacaklısının ipoteğin tescilini talep yetkisi kanun hükmü gereğince doğduğundan, (Türk Medeni Kanunu’nun 1013. maddesinin ikinci fıkrası gereğince) tescili bizzat kendisi tek taraflı olarak tapu memurundan yazılı olarak talep eder, malik bakım borçlusunun tescile muvafakati gerekmez. Talebe tescili sağlayacak alacağın varlığını gösterir belgeler eklenir. Tescil için teminat altına alınmak istenen alacağın doğduğunu gösteren belgelerin tapu memuruna ibrazı gerekir. Bu bağlamda bakım alacaklısının kanuni ipoteğin tescili için tapu memuruna teminat altına almak istediği alacağın doğduğunu gösteren belgeleri ibraz etmesi gerekir. Bakım alacaklısının güvence altına almak istediği bakım alacağının sermaye değerini de belgelemesi gerekmektedir. Zira, bakım alacaklısının bakım alacağını teminat altına almak için kurulacak ipoteğin miktarı, bakım alacağının sermaye değeri miktarında olacaktır ve bu değer belirlenmediği sürece ipoteğin kurulması mümkün değildir. Bakım alacağının sermaye değerini taraflar üç şekilde tespit edilebilirler: Bunlardan ilki, tarafların bakım alacağının sermaye değerini ölünceye kadar bakma sözleşmesinde belirlemeleridir. Bu durumda bakım alacaklısı ölünceye kadar bakma sözleşmesini tapu memuruna ibraz etmek suretiyle sözleşmede belirtilen miktar üzerinden ipoteğin tescil edilmesini talep edebilecektir. İkincisi, tarafların ölünceye kadar bakma sözleşmesi kurulurken bakım alacağının sermaye miktarını tespit etmeyip, daha sonradan yaptıkları bir anlaşmayla bunu belirlemeleridir. Elbette bu anlaşmanın kanuni ipotek hakkını tescil için Türk Medeni Kanunu’nun 894. maddesinde öngörülen üç aylık hak düşürücü süre içinde yapılması gerekmektedir, zira aksi halde bakım alacaklısı kanuni ipoteğin tescili imkanını kaybedecektir. Bakım alacaklısı söz konusu anlaşmayı tapu memuruna ibraz ederek kanuni ipoteğin tescilini talep edebilecektir. Üçüncüsü ise, tarafların bakım alacağının sermaye değerinin belirlenmesinde anlaşamamaları sonucunda, sermaye değerini mahkemenin tespit etmesidir. Bu durumda bakım alacaklısı mahkeme kararını ibraz ederek tapu memurundan kanuni ipoteğin kurulmasını talep edebilecektir. Ayrıca, tarafların sermaye değerinin tespitinde anlaşamamaları ve tespit için mahkemeye başvurmaları halinde, kanuni ipotek hakkının tescilini talep için kanunda öngörülmüş olan üç aylık hak düşürücü sürenin geçirilmesi ihtimaline karşı bu durumu önlemek için bakım alacaklısı Türk Medeni Kanunu’nun 1011. maddesi uyarınca ipoteğin geçici tescilinin şerh verilmesini talep edebilir.

Bakım alacaklısının ölümü ölünceye kadar bakma sözleşmesini ve dolayısıyla bakım alacağını sona erdirdiğinden, kanuni ipotek de hukuki değerini kaybeder. Bakım alacaklısının ölümü ile hukuki değerini kaybeden kanuni ipoteğin sona erdirilmesi sicilden terkin edilmesiyle gerçekleştirilecektir. Nitekim, Türk Medeni Kanunu’nun 1026. maddesinin birinci fıkrasında, “Bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukukî değerini kaybettiği takdirde, yüklü taşınmaz maliki, terkini isteyebilir.” denilmiştir. O halde, bakım alacaklısı lehine tescil edilmiş olan kanuni ipotek onun ölümü ile bakım borçlusunun talebi üzerine sicilden terkin edilecektir. Terkin için bakım alacaklısının mirasçılarının muvafakatine gerek bulunmamaktadır. Yalnız bakım borçlusu tarafından yapılacak olan terkin talebinin tapu memuru tarafından yerine getirilebilmesi için bakım alacaklısının öldüğünün hiçbir tereddüte yer vermeyecek şekilde ispat edilmiş olması gerekmektedir. Bakım borçlusu bakım alacaklısının öldüğünü ispatlayamazsa, tapu memuru Türk Medeni Kanunu’nun 1026. maddesinin üçüncü fıkrasının kendisine verdiği yetkiye dayanarak re’sen hakime başvurarak ayni hakkın sona erdiğinin belirlenmesine ilişkin karar verilmesini isteyecek ve hakimin vereceği karara dayanarak terkin işlemini gerçekleştirecektir. Zira, Türk Medeni Kanunu’nun 1026. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, “Tapu memuru, re’sen hâkime başvurarak aynî hakkın sona erdiğinin belirlenmesine ilişkin karar verilmesini istemeye ve hâkimin vereceği karara dayanarak terkin işlemini yapmaya yetkilidir.” Bakım alacaklısının ölümünün yanı sıra, hakkında ölüm karinesinin uygulanması veya gaiplik kararı verilmesi de, ölüm ile aynı sonucu doğurur ve ölünceye kadar bakma sözleşmesini sona erdirir. Gaiplik durumunda bakım borçlusu mahkemeye başvurarak bakım alacaklısı hakkında gaiplik kararı verilmesini isteyebilir. Zira, Türk Medeni Kanunu’nun 32. Maddesinin birinci fıkrasında gaiplik kararı verilmesini isteyebilecek olanlar hakları ölüme bağlı olanlar olarak belirtilmiştir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ister borçlar hukuku ister miras hukuku nitelikli olsun, bakım borçlusu bakım alacaklısı hakkında gaiplik kararı verilmesini isteyebilir. Miras hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım borçlusu bakım alacaklısının atanmış mirasçısı veya lehine maddi anlamda ölüme bağlı tasarrufta bulunulan kimse olduğundan, hakları ölüme bağlı olan kişilerden biridir. Borçlar Hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesinde de ipoteğin terkinini isteyen bakım borçlusu hakkı ölüme bağlı olan kimse kapsamındadır. Zira taşınmazı üzerindeki hükmünü yitirmiş olan bakım alacaklısının ayni hakkını sona erdirmek istemektedir. Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 34. maddesi uyarınca, gaiplik kararı mahkemece nüfus müdürlüğüne bildirilir ve nüfus memurlarınca aile kütüğüne tescil edilir. Ölüm karinesinde ise Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 32. maddesinin birinci fıkrasına göre, ölüm karinesi uygulanan bakım alacaklısı hakkında mülki idare amirinin emri ile ölüm tutanağı düzenlenerek sicile ölü kaydı düşülür. Yalnız bunun için Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 32. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, ölüm karinesi bulunan kişinin alt veya üst soyundan bir kişinin ya da kardeşlerinin, bunlar yoksa mirasçılarının dilekçe ile başvurarak olayı belgelendirmeleri ya da yetkili makamların durumu resmî bir yazı ile nüfus müdürlüğüne bildirmeleri gereklidir. Lafzi yorum yapılacak olursa bu düzenlemede sayılan kişilerden biri olmadığı takdirde bakım borçlusunun bizzat kendisinin bakım alacaklısı hakkında ölüm karinesinin uygulanarak sicile ölü kaydının düşülmesini sağlaması mümkün değildir. Bu sonuç her iki tür ölünceye kadar bakma sözleşmesi için geçerlidir.

SONA ERMESİ:

  1. Fesih bildirimi
  2. Fesih(dönme)
  3. Ölüm
    • FESİH BİLDİRİMİ: TBK. m. 616 f. 1’e göre “Tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık bulunur ve fazla alan taraf kendisine bağışta bulunulma amacı güdüldüğünü ispat edemezse diğer taraf, altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Bu oransızlığın tespitinde, ilgili sosyal güvenlik kurumunca, bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır.”
    İlgili kanun hükmüne göre fesih bildirimi şartları:
  4. Edimler arasında önemli ölçüde oransızlık bulunmalıdır. Aşırı oransızlık sözleşmenin yapıldığı zamandaki koşullara göre belirlenir.
  5. Edimi yüksek olan tarafta bağışlama amacı bulunmamalıdır. TBK. m. 616’dan anlaşıldığı üzere bağışlama amacı olduğunu iddia edenin bunu ispatlaması gerekir. Kanun bu amacın olmadığını karine olarak kabul eder.
  6. Fesih ihbarı hükümleri bu beyanın karşı tarafa varmasından itibaren 6 ay geçtikten sonra yürümeye başlar. Fesih bildirimi, yöneltilmesi gerekli tek taraflı hukuki işlemlerdendir. Sözleşmenin tarafları edimler arasındaki farkı ne zaman öğrenirse öğrensin her zaman fesih iradesini açıklayabilir. Burada sözleşmenin sona ermesi, TBK. m. 125’te olduğu gibi geçmişe etkili olarak gerçekleşecektir. Böyle bir durumda TBK. m. 616 f. 2’ye göre taraflar arasında akdedilmiş olan sözleşme konusu mal sözleşmeden önceki malik olan bakım alacaklısına iade edilir; bunların anapara ve faizleri değerlerinde aralarında denkleştirme yapılır. Fesih bildirimi yenilik doğuran bir hakkın kullanılmasıdır. Ayrıca TBK. m. 616’ya göre fesih halinde tazminat istenemez.
    Aşağıdaki Yargıtay kararında da ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaalı olup olmadığının incelemesinde dikkat edilecek hususlar belirtilmiştir.

“..Bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan malvarlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir… Somut olaya gelince, çekişmeli 1217 parsel sayılı taşınmazın ölünceye kadar bakma akdi ile davalıya temlik edildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, miras bırakanın gerçek amacının ölünceye kadar bakım karşılığı ile temlik etmek mi yoksa muvazaalı mal kaçırmak mı olduğu yönünde yeterli delil toplanmış değildir. Hal böyle olunca, öncelikle miras bırakanın başka taşınmazı bulunup bulunmadığı hususunun ilgili mercilerden sorulması, veraset ilamının alınması, taraf tanıklarının dinlenmesi ve yukarıdaki ilkeler çerçevesinde bir araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir…” 
(Yargıtay HGK, E. 2003/1-2, K. 2003/2, T. 22/01/2003 )

• FESİH (DÖNME) TBK. m. 617 f. 1’e göre “Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelir veya başkaca önemli sebepler sözleşmenin devamını imkânsız hâle getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa, bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur.” Bu hükme göre fesih için gerekli durumlar:

  1. Taraflardan birinin sözleşmeyle üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmemesi dolayısıyla, sözleşmenin devamı diğer taraf için çekilmez hale gelmesi
  2. Bazı haklı nedenlerin sözleşmenin devamını olanaksız hale gelmesi
  3. Bazı haklı nedenlerin sözleşmenin devamını aşırı biçimde külfetli duruma sokması İki taraftan her biri, sözleşmeyi tek taraflı sona erdirebilir. Bu düzenleme ölünceye kadar bakma sözleşmesinin haklı sebeple fakat geçmişe etkili olarak sona ermesini mümkün kılmaktadır. Bunun için ilk olarak sözleşmeden doğan yükümlülüklerin ifa edilmemesi veya başka haklı nedenlerin ortaya çıkması gerekir. Kanun koyucu sözleşmeye aykırılık niteliğinde olmayan bazı haklı nedenlerde sözleşmeden dönme imkânını vermektedir. Burada söz konusu aykırılıklara, yan edim yükümlerine veya davranış yükümüne aykırılık denebilir. Fakat bu haklı nedenler Türk Borçlar Kanunu’nda gösterilmemiştir. Burada hizmet sözleşmesindeki benzer durumlara bir yollama düşünülmelidir. TBK. m. 435 f. 2 hükmü ölünceye kadar bakma ve hizmet sözleşmesinin benzerliğinden dolayı yararlanmayı gerektirir.
    Hâkim haklı nedenlere göre hüküm verirken hukuka ve hakkaniyete göre karar vermelidir. Haklı nedene kötü davranışlar, tehditler, yeterli olmayan gıda, sağlığa aykırı konut, sürekli kabalıklar, bakım borçlusunun başka yere gitmesi ya da mallarını üçüncü kişiye geçirmesi örnek oluşturabilir. Haklı nedenin sözleşme yapıldıktan sonra meydana gelmesi gerekli değildir. Haklı neden sözleşmenin kurulmasından önce sözleşme üzerinde aynı etkileri yapması veya dönmeyi ileri sürenin sonradan haberi olması yeterli nedeni oluşturur. Ayrıca haklı nedenle fesihte kusurun varlığı şart değildir. Sözleşmeye her aykırılık veya her haklı neden sözleşmeden dönme için yeterli değildir. Ayrıca sözleşmeye devamın imkânsızlaşması veya çekilmez hale gelmesi gerekir. TBK. m. 617 f. 2’ye göre “Hâkim, sözleşmenin önel verilmeksizin feshini yerinde bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir.” Hâkim ömür boyu gelire karar verirken tarafların özellikle bakım alacaklısının çıkarlarına ve sözleşmenin kurulmasından sonra meydana gelen olaylara ve ortaya çıkan engelin niteliğine dikkat etmelidir.
    • ÖLÜM
    1- Bakım Alacaklısının Ölümü:
    Bakım alacaklısının ölümü ile Borçlar Hukuku’na tabi ölünceye kadar bakma sözleşmesi ortadan kalkar. Kendisine bakılacak kişi ölmekte ve borcun konusu kalmamaktadır. Miras Hukuku’na tabi ölünceye kadar bakma sözleşmesinde ise bakım alacaklısının ölümünden sonra Miras Hukuku sonuçları ortaya çıkar.
    2- Bakım Borçlusunun Ölümü:
    TBK. m. 618’e göre “Bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı, bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir.” Bu hükümden çıkan sonuca göre bakım borçlusunun ölümü, sözleşmeyi kendiliğinden sona erdirmeye yetmez. Bakım alacaklısı bu konuda bir irade açıklamasında bulunmamışsa, sözleşme bakım alacaklısı ve bakım borçlusunun mirasçıları arasında devam eder. Bakım borçlusunun ölümü nedeniyle bakım alacaklısının sözleşmeyi fesih yetkisinin koşulları:
  4. Bakım borçlusu ölmüş olmalı.
  5. Ölümden itibaren 1 yıllık süre geçmemiş olmalı. Bakım alacaklısı 1 yıllık süreyi geçirirse sözleşmeyi fesih yetkisini kaybeder. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Bakım alacaklısının fesih beyanı herhangi bir şekle tabi değildir. Bakım alacaklısının fesih beyanını mirasçıların hepsine yöneltmesi gerekir. Fesih beyanının etkileri ileriye dönük sonuçlar doğurur. Bakım alacaklısı sözleşmeyi feshettiğinde geri isteme hakkı TBK. m. 618 c. 2’ye göre “Bu durumda bakım alacaklısı, bakım borçlusunun iflası hâlinde, iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın kendisine ödenmesini, bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir.” Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre “Ölünceye kadar bakma akitlerinde, borçlunun ölümü üzerine, BK. m. 518 (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 618) gereğince, alacaklı tarafından bir sene zarfında akdin feshinin talep edilmesi halinde alacaklı, borçlunun mirasçılarından akdin inikadı sırasında borçluya verdiği malı isteyemeyecek, sadece borçlunun iflası halinde iflas masasından isteyebileceği miktara müsavi bir paranın kendisine verilmesini talep edebilecektir.” Bakım alacaklısının 1 yıl içinde sözleşmeyi fesih hakkını kullanmaması durumunda, sözleşme tüm hükümleriyle geçerliliğini korur ve bakım borçlusunun bakım borcundan mirasçıları müteselsilen sorumlu olurlar. (TMK. m. 599/II). Bakım alacaklısına sözleşmeyi fesih hakkı tanınmışken bakım borçlusunun mirasçılarına bu hak tanınmamıştır. Ancak onlar da TBK. m. 616 ve 617’ye dayanarak sözleşmeyi feshedebilirler. Miras Hukukuna tabi ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım borçlusunun ölümü halinde bir ayrım yapılmaktadır. Bakım alacaklısı, kendisine ölüme bağlı kazandırma yaptığı bakım borçlusuna, söz konusu malvarlığı değerlerini sağlığında devretmişse TBK. m. 618 hükmünün uygulanması; buna karşılık, malvarlığının devredilmemiş olması durumunda ise, TMK. m. 548 hükmü uygulanarak ölünceye kadar bakma sözleşmesinin kendiliğinden ortadan kalktığı kabul edilmektedir.

Yukarıda ölünceye kadar bakma sözleşmeleri hakkında anlaşılır düzeyde gerek içtihatlar gerekse de normatif dayanaklar çerçevesinde kısaca bilgi verilmeye çalışılmıştır. Her ne kadar bu bilgiler, ilgili sözleşmeler hakkında giriş mahiyetinde bilgilendirme amacı taşıyor olsa da yine bu sözleşmeler ile ilgili bir uyuşmazlık ile karşılaşılacak olması halinde herhangi bir hak kaybına uğranılmaması açısından bir uzmandan destek alınması gerekli olacaktır.

Stj. Av. Dilara AÇIKEL & Av. Bilge İŞ & Av. Selçuk ENER

ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİNİN PAYLI MÜLKİYETE DÖNÜŞTÜRÜLMEDEN VERİLECEK TENFİZ KARARININ İNFAZ EDİLEMEYECEK OLMASI NEDENİYLE MAHKEMECE DAVACIYA ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİNİN PAYLI MÜLKİYETE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ İÇİN SÜRE VERİLMELİDİR

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi

Esas No:2015/1587/, Karar No:2015/20903 K. Tarihi:23.12.2015

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 30/09/2014
NUMARASI : 2013/104-2014/391

Taraflar arasındaki vasiyetnamenin tenfizi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dava dilekçesinde; müteveffa R… S…’in 22/07/1998 tarihli el yazısı vasiyetname ile üzerine kayıtlı tüm menkul ve gayrimenkulleri Darülaceze Müessese Müdürlüğüne vasiyet ettiğini, murise ait İstanbul Bağlarbaşı Mahallesi Bağlarbaşı Mevkii 9…. parselde kayıtlı 2../2… arsa paylı zemin 1 nolu dükkanın 1/4 hissesi bulunduğunu, vasiyetçi R… S…’e ait vasiyetin Kartal 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/1269 Esas, 2011/1507 Karar sayılı ilamı ile açılıp okunduğunu ve kesinleştiğini, İstanbul 5.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/401 Esas ve 2009/1435 Karar sayılı veraset ilamı gereğince R…. S….’in tek mirasçısının Hazine olduğunu ileri sürerek Recep Sönmez’e ait vasiyetnamenin tenfizine, vasiyet konusu gayrimenkulün davacı kurum adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, Davanın kabulü ile,dava konusu İstanbul İli Maltepe İlçesi Bağlarbaşı Mahallesi 30/1 pafta 269 ada 945 parsel sayılı 469,00 m² alanlı arsa üzerinde bulunan, 24/240 arsa paylı 1 nolu dükkan’ın 1/2 payının, 24/240 arsa paylı 2 nolu dükkan’ın 1/2 payının, 36/240 arsa paylı 7 nolu dairenin 1/2 payının, 36/240 arsa paylı 8 nolu dairenin 1/2 payının tapusunun iptali ile, davacı kurum adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Vasiyetnamenin tenfizi (yerine getirilmesi) davaları, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.02.1991 gün, 648-65 sayılı kararında açıklandığı gibi, bir ayni hakkın tesisi için değil, yalnızca Sulh Hukuk Mahkemesince açılıp okunan vasiyetnamenin TMK.nun 595 vd. (MK.nun 535. vd.) maddelerinde düzenlenen tebliğ işlemlerinin tamamlanmasından ve gerekli yasal sürelerin geçmesinden sonra, herhangi bir itiraza uğramadığı ve iptalinin istenmediği (istenmiş ise reddedildiği) bu nedenle de kesinleşmiş olduğunun tespiti içindir.
Diğer bir anlatımla, vasiyetnamenin tenfizi, vasiyetnamenin açılıp itiraza uğramadığı veya yapılan itirazların sonuçsuz kaldığının tespitinden ibarettir. Bu tespit başlı başına ayni bir hakkın geçirimini sağlamaz.
Kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kişi, TMK.nun 600.maddesi gereğince, vasiyeti yerine getirmekle yükümlü olan varsa ona, yoksa yasal ve seçilmiş mirasçılara karşı açacağı istihkak davası ile malın kendisine teslimini isteyebilir.
TMK.nun 514.(MK.nun 461.) maddesine göre, mirasbırakan tasarruf özgürlüğü sınırları içinde malvarlığının tamamında veya bir kısmında vasiyetname ile tasarrufta bulunabilir.
Vasiyet genellikle ivasız bir tasarruftur.Vasiyet alacaklısı, miras bırakanın külli halefi olmayıp, cüz’i halefi olduğu için vasiyet olunan mal üzerinde doğrudan hak kazanması mümkün değildir. Vasiyet alacaklısının alacak hakkının hukuki sebebi olan vasiyet her ne kadar mirasbırakanın sağlığında yapılıyorsa da, bu bir ölüme bağlı tasarruf olduğundan, vasiyet alacağı ancak mirasbırakanın ölümü ile doğar. Vasiyet alacaklısı, kendisine vasiyet edilen şey üzerindeki mülkiyet hakkını ancak bu malın vasiyetin yerine getirilmesi (tenfizi) yoluyla kendisi adına tescili sonucunda kazanır.
Vasiyetnamenin tenfizi davasında davanın kabulüne karar verilebilmesi için vasiyetname konusunun terekeye dahil olduğunun belirlenmesi gerekir ve dava sonucunda verilecek hüküm infazda karışıklık yaratmayacak açıklıkta olmalıdır. Elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülmeden verilecek tenfiz kararının infazı mümkün bulunmamaktadır. Bu halde, davacıya elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürmesi için yetki ve süre verilmeli ve oluşacak sonuç dairesinde karar verilmelidir.
Somut olayda, mahkemece davacı adına tapuya tesciline karar verilen taşınmazların tapu kayıtları incelendiğinde, 28.08.1996 tarih 3512 sayılı işlem ile 1/2 payın verasette iştirak olarak muris Recep Sönmez’in de dahil olduğu mirasçılar adına kayıtlı olduğu görülmüştür.
Buna göre, vasiyetnameye konu taşınmazlarda muris R… (vasiyetçi) elbirliği mülkiyeti ile malik olup; elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülmeden verilecek kararın infazı da mümkün bulunmamaktadır.
Davacıların yapması gereken Verasette iştirak olarak tapuda kayıtlı olan davaya konu tüm taşınmazların öncelikle, muris Recep hisesi yönünden elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini sağlamak, ondan sonra da vasiyetname gereğince kendi adlarına tescilini talep etmektir.
Öyle ise, mahkemece; vasiyetnameye konu taşınmazların Verasette iştirak halinde olan tapu kayıtlarının, muris Recep ‘ın hisesi yönünden elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi için dava açmak üzere davacılara süre verilmesi ve açılacak davanın sonucunun beklenip, bundan sonra uyuşmazlığın esası hakkında varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken; verasette iştirak halinde olan 1/2 payın tamamının murise ait olmadığı halde eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bozma nedenine göre, diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir .
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 23.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

SÜREKLİ BAKIMA MUHTAÇ DEĞİLSE 22 YAŞINI GEÇEN KADIN VEYA KIZ ÇOCUĞU DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI ALAMAZ

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi

Esas No:2015/6443 Karar No:2017/10930
K

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili; davacının desteği …’un sürücüsü olduğu davalı … şirketince … ile sigortalı olan… plakalı araçla Temmuz 2010 tarihinde …-… ilçesinde meydana gelen trafik kazasında vefat ettiğini; davacının annesi olan …’un ölümü ile desteğinden mahrum kaldığını, bu desteğin mirascılarının davacı ile davacının oğlu … olduğunu, davacı …’nın kaza tarihinde eşinden boşanmış ve bir çocuğu ile annesinin evine sığınmış durumda olduğu için vefat eden …’un davacının desteği olduğunu, zira tüm masraflarının annesi tarafından karşılandığını, … teminat limitinin 2010 yılı için 175.000,00 TL olduğunu, davalı … şirketine 20/01/2011 tarihinde ihbarda bulunduklarını ödeme de yapılmadığı için davalının 04/02/2011 tarihinde temerrüte düştüğünü ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla … …’dan şimdilik 2.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihi olan 04/02/2011 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 11/08/2014 tarihli dilekçesi ile birlikte raporda belirtilen 135.733,71 TL’yi kabul ederek bu miktarı tamamlayacak şekilde davasını ıslah etmiş ve ıslah harcını da aynı tarihte yatırdığı anlaşılmıştır.
Davalı özetle kazanın davacının desteğinin kusurundan kaynaklandığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre davanın kabulü ile; 135.733,71 TL destekten yoksun kalma tazminatının 04/02/2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine
(davalı … şirketinin poliçe teminat limitiyle sınırlı olmak kaydıyla) karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 
Davanın konusu trafik kazasından kaynaklı meydana gelen davacının desteğinin vefatı nedeni ile davacının destekten yoksun kalma talebine ilişkin maddi tazminat talebidir.
1-)Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-)Dava, destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre; çocuklar için destekten yoksun kalacakları sürenin belirlenmesinde yaşları, okuldaki eğitim durumları, içinde yaşadıkları sosyal ve ekonomik koşulların ayrı ayrı değerlendirilmesi, … öğrenim yapacaklar ise, 25 yaşının doldurulmasına kadar; … öğrenim yapmamakta ise yerleşik ve kabul gören uygulamaya göre, erkek çocukları için 18 yaşın, kız çocukları için 22 yaşın desteğin sona ereceği yaş olarak kabul edilerek hesaplama yapılması gerekmektedir.
Somut olayda; hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirtildiği üzere davacı kaza tarihinde 29 yaşındadır. Davacı eşinden boşanmış ve bir çocuğu ile birlikte kaza tarihinde desteği olan vefat eden annesi ile birlikte yaşamaktadır. Bilirkişi raporunda takdir mahkemeye bırakılmak ile; eşinden ayrılıp çocuğu ile ailesinin yanına yerleşen bir kadının annesinin vefatı nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceği sosyal hayatta da buna benzer pek çok vakıa da dul kadının ve çocuğunun ihtiyaçlarının ailesi tarafından karşılandığı gerekçesi ile destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanmıştır. Dosya kapsamında davacının, desteği olan ve kazada vefat eden davacının annesinin sürekli bakımına muhtaç olduğuna dair(engelli vs olduğunu gösteren) bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bu durumda desteğin kızı olan davacının desteğinden alacağı destek 22 yaşında sona ereceğinden davacı yönünden destekten yoksun kalma zararına ilişkin maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
3-)Kabule göre de; davacının desteğinin sürücüsü olduğu araç hususi araç olup yasal faize hükmedilmesi gerekir iken ticari faize hükmedilmesi de hatalı olmuştur.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 23.11.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi. 

VASİYETİN EHLİYETSİZLİK SEBEBİYLE İPTALİ DAVASINDA ADLİ TIP KURUMUNDAN RAPOR ALINARAK SONUCA GİDİLMELİDİR.

T.C. Yargıtay 2.Hukuk Dairesi
Esas: 2005/17880 Karar: 2006/2684


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. 

Dava vasiyetnamenin ehliyetsizlik sebebiyle iptali olmadığı takdirde tenkise ilişkindir. Miras bırakan vasiyetnameyi düzenlediği tarihte 81 yaşındadır. Dosya tümüyle Adli Tıp Kurumuna gönderilerek miras bırakanın bu tarihte fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesinin düşünülmemesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 02.03.2006(¤¤)

TEREKEYE TEMSİLCİ TAYİNİNDEN SONRA TEREKE ORTAKLARININ DAVAYI TAKİP YETKİSİ ORTADAN KALKAR

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2014/13769, K: 2017/1847

KARAR

Dava, ehliyetsizlik ve vekalet yetkisinin kötüye kullanılması nedenlerine dayalı tapu iptali-tescil; olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir. Davacılar, muris …’in torunu davalı …’ın muristen aldığı vekaletname ile 9 parsel sayılı taşınmazını davalı …’ye, 19 parsel sayılı taşınmazını da dava dışı Ziraat Odasına temlik edildiğini; o dönemde murisin sağlık sorunları ve hafıza zayıflığı yaşadığını, vekalet yetkisinin de kötüye kullanıldığını ileri sürerek, 9 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile muris adına tesciline, aksi takdirde bedelinin miras payları oranında tahsiline; 19 sayılı parsel sayılı taşınmazın bedelinin miras payları oranında davalı …’dan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir. Davalı …, satış işlemlerinin geçerli olduğunu belirtip davanın reddini savunmuş; diğer davalı …, davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, vekalet yetkisinin davalı … tarafından kötüye kullanıldığı ancak diğer davalı …’nın iyiniyetli olduğu gerekçesiyle, her iki parsel bakımından da davacıların miras payları karşılığı tazminatın davalı …’dan tahsiline karar verilmiş; 9 sayılı parsele yönelik tapu iptali-tescil isteği reddedilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki, davadaki isteğin murisin terekesi adına ve O’na teb’an ileri sürüldüğü ve davanın elbirliği halinde mülkiyet hükümlerine tâbi bulunduğu açıktır. Nitekim, muris Mümtaz’ın dava dışı mirasçısının bulunması nedeniyle yargılama aşamasında terekesine Sulh Hukuk Mahkemesinin 01.12.2010 tarihli kararı ile temsilci olarak yazı işleri müdürü … atanmış; ancak, 12.04.2012 günlü duruşmada kendisine usulünce tebligat çıkarılmasına karar verilip, çıkarılan tebligat 17.04.2012’de usulünce tebliğ edilmişse de, tereke temsilcisi, kendisine tebligatla bildirilen 28.06.2012 günlü duruşmaya ve sonraki duruşmalara katılmamış, davalı taraf da yargılamanın tereke temsilcisinin yokluğunda sürdürülmesi yönünde herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Bilindiği üzere, davanın görülebilirlik koşulu olan terekeye temsilci tayininden sonra tereke ortağının veya ortaklarının davayı takip yetkisinin ortadan kalkacağı ve davanın tereke temsilcisinin huzuruyla yürütülmesi gerekeceği tartışmasızdır. Hal böyle olunca, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 150/2. maddesi uyarınca dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yargılamaya devam edilerek işin esası hakkında hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.480.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

MİRASA TEMSİLCİ ATANMASINA YARGITAY FRENİ

Miras ortaklığına temsilci atanması; ortada birden fazla mirasçı olması durumunda terekedeki malların paylaşması yapılıncaya kadar, terekedeki tüm hak ve borçları kapsayan ortaklığın yönetimi için temsilci atanması şeklinde gerçekleşmektedir.

Temsilcinin atanma prosedürü, TMK’nın 640. maddesinin 3. Fıkrasında düzenlenmiştir.

Anılan madde;

“Mirasçılardan birisinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir.”  Şeklindedir.

Kanuni düzenlemeden de anlaşılacağı üzere; temsilci atanması tarafların istemiyle gerçekleşmektedir ve atanan bu temsilci tüm mirasçıların adına hareket etmektedir. Dolayısıyla miras ortaklığına temsilci atanmasına ilişkin karar tüm mirasçıları etkileyecektir.

Tek bir mirasçının, temsilci atanması talebiyle ikame ettiği davada, Mahkemenin öncelikle tüm mirasçıları davaya dahil etmesi ve taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılamaya devam etmesi gerekir. Aksi uygulama hukuka aykırı olacaktır.

Davaya tüm mirasçılar katılmadan devam olunması halinde ne olacağı ise Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin aşağıdaki kararıyla açıklığa kavuşturulmuştur.

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.