İş kazasından dolayı Sigorta Şirketinin Kaza Tarihinden itibaren Değil, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu tutulması gerekir.

YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2016/115 K. 2017/2948

T. 10.4.2017

AVA : Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacı ve davalılardan … Sigorta A.Ş. vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici nedenlere göre, Davacıların ve Davalı A.Ş.’nin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2-) Dava, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahibi yakınları olan eş, anne ve babasının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davacı eş lehine 18.870,33 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın, davacı anne ve baba lehine ise 7.500 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 16.01.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle ve sigorta şirketi yönünden poliçe limitleri ile sınırlı olmak üzere müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, davacı anne ve babanın maddi tazminat talebinin ise reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacıların desteği sigortalı …’ın davalı … Ür. San İhr. A.Ş.’de kamyon şoförü olarak çalışırken, 16.01.2007 tarihinde …’dan yüklediği kumaşları …’a götürdüğü esnada bölünmüş karayolunda hareket halinde iken, sol ön lastiğin patlaması neticesinde meydana gelen tek taraflı trafik kazası neticesinde vefat ettiği, olayın Kurum tarafından iş kazası olarak kabul edildiği, itibar olunan kusur raporuna göre olayın gerçekleşmesinde %100 oranında kaçınılmazlığın etkili olduğu, mahkemece %100 kusur üzerinden ve davacı eş ve anne için bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri davacıların maddi tazminat istemlerinden tenzil edilmek suretiyle yapılan hesabın hükme esas alındığı ve gerekçede işaret olunduğu şekilde tazminat alacaklarından %50 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak maddi tazminatlar hakkında karar verildiği anlaşılmaktadır.

Kaçınılmazlık, hukuksal ve teknik anlamda, fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçları ifade eder.

Bir olayın tamamen kaçınılmazlık sonucu meydana geldiğinin saptanması halinde hakim, işverenin sorumluluğunu, Borçlar Kanunu’nun 43. maddesini gözönünde tutarak hakkaniyet ölçüsünde saptamalıdır. Her iki taraf yönünden % 50’şer sorumluluğun paylaştırılması ilk bakışta uygun görünebilirse de, işçi-işveren arasındaki bu tür davalarda tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının göz önünde bulundurulması halinde; işverene biraz daha fazla sorumluluk verilmesi; sosyal hukuk devleti ilkesi gereği düşünülebilir. Yargıtay’ın yerleşik uygulaması da bu yöndedir. Somut olayda iş kazasının gerçekleşmesinde % 100 oranında kaçınılmazlığın etkili olduğu tesbit edildiğine göre yukarda söz edilen ilkeler göz önünde bulundurularak, özellikle nimet ve külfet dengesinin sağlanması açısından kaçınılmazlığın % 60’ı davalı işverene yüklenmek suretiyle davalı işverenin sorumluluğu belirlenmesi gerekirken, davalının kaçınılmazlığın %50’si oranında sorumluluğunu doğuracak şekilde ve olayda uygulanma ihtimali bulunmayan hakkaniyet indirimine yönelik hukuki düzenlemeye atıfla, davalı işverenin sorumluluğu hafifletilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka dair kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır” Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici işgöremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine dair olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 Sayılı Kanun’un 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.

Bu açıklamalara göre 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunun 55.maddesinde yer alan “kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin zarar veya tazminattan indirilemeyeceği” düzenlemesi dikkate alındığında iş kazasının gerçekleşmesinde %100 oranında kaçınılmazlık faktörünün etkili olması sebebiyle davacı eş ve anneye bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin rücuya kabil olmaması sebebiyle tazminat alacağından indirilmesinin mümkün olmadığı gözetilmeden, bağlanan gelirin tazminat alacağından indirilmek suretiyle karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

3-) Manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, Gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 Sayılı T.B.K’nun 56. maddesi hükmüne göre Hakim, ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilir. Hakimin manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna dair zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 tarihli ve 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de; hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)

Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı eş için takdir edilen 10.000 TL manevi tazminat ile davacı anne ve babanın her biri için takdir edilen 7.500 TL manevi tazminatın az olduğu açıktır.

4-)Gerek olay tarihinde yürürlükte bulunan Mülga 818 Sayılı BK’nun 101.maddesinde gerekse karar tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 117.maddesindeki düzenlemeye göre ”Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer” şeklindeki düzenlenme karşısında iş kazası sebebiyle takdir edilen tazminat alacakları için davalı … şirketinin daha önce temerrüde düşürüldüğünün ispat edilememiş olması sebebiyle sigorta şirketinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu tutulması gerekirken; kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu tutulması sonucunu doğuracak şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, Davacıların ve Davalı A.Ş’nin bu yöne dair temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde temyiz eden davacı ve davalı A.Ş’ne iadesine, 10.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TAŞIYICI, MALIN GÖNDERİLENE TESLİMİNE KADAR MEYDANA GELEN ZARARIN TAMAMINDAN KUSURSUZLUK BEYYİNESİ GETİRMEDİKÇE SORUMLUDUR.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 1997/11-64, K. 1997/278

Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 15.12.1995 gün ve 1994/208-1995/803 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 1.4.1996 gün ve 1996/1857-2221 sayılı ilamı:

( … Davacı vekili, müvekkili şirkete nakliyat sigorta poliçesi ile sigortalı emtianın, davalılarca taşınması sırasında hasara uğradığını, sigortalısına ( 51.927.456 ) TL. tazminat ödendiğini ileri sürerek, davalıların yapılan icra takibine haksız itirazlarının iptali ile inkãr tazminatının faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

Davalılar vekili cevabında, kusur ve hasara itirazla davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; bilirkişi raporu ve toplanan delillere göre, olayda davalı Hacı Bekir Yücel’e ait araç sürücüsü Ahmet Yücel’in %50, kalan %50 sinin de olaya karışan diğer araç sürücüsüne ait olduğu, hasarın ( 51.927.456 ) TL. olarak belirlendiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, itirazın iptaline, inkãr tazminatının reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, taşıma sigorta rücu tazminatı için icra dairesinde yapılan takibe karşı olan itirazın iptali isteminden ibarettir. Diğer bir anlatımla davacı vekili, davalılardan H. Bekir Yücel’e ait, diğer davalının sürücüsü olan aracın, sigortalı malı hasara uğrattığını ve kusurun davalı sürücüde olduğunu ileri sürerek, davalıların itirazının iptalini talep etmiştir.

Davalılar, kusura itiraz etmişlerdir.

Trafik kaza raporunda; davalı sürücü ile birlikte, olaya karışan dava dışı araç sürücüsü Sabri Arslan’ın da eşit kusurlu olduğunun belirlendiği ve bu durum davacı tarafından bilindiği halde, üçüncü kişiden hiç söz edilmeden, sadece davalılar aleyhine icra takibi yapılmış ve itiraz üzerine iş bu dava açılmıştır. Nitekim, uzman bilirkişi raporu ile de dava dışı araç sürüsünün olayda %50 kusurlu bulunduğu saptanmış bulunmaktadır. Böyle bir durumda davalı tarafın kusuru dışında kalan, dava dışı 3 ncü kişinin kusurundan kaynaklanan hasar tazminatının müteselsil sorumluluk esasına göre, sadece davalıdan istenmesi ve dolayısı ile tazminat miktarının tamamı üzerinden davalılar aleyhine icra takibine girişilmesi mümkün değildir.

Bu durum karşısında mahkemece; davalıların %50 kusur oranına isabet eden miktarda tazminata vaki itirazın iptaline hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde zararın tamamından davalıların sorumlu tutulması doğru görülmemiş ve kararın bu yönden bozulması gerekmiştir … ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonucunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI :

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, davalı tarafın kusuru dışında kalan dava dışı 3 kişinin kusurundan kaynaklanan hasar tazminatının, müteselsil sorumluluk esasına göre sadece davalılardan istenebilip – istenilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Davacı vekili, dava dilekçesinde; göndericiye ödediği sigorta tazminatın asıl alacaklıya halef olarak rücuen tahsilini talep etmiştir. O nedenle, asıl alacaklı ne gibi haklara sahip ise sigortacının da aynı haklara sahip olacağı açıktır. Asıl alacaklı, taşıyıcı ile aralarında düzenledikleri 1.2.1993 tarihli taşıma sözleşmesinde, taşıyıcı açıkça, cins ve miktarı yazılı mallara götürmek üzere sağlam ve tamam teslim aldığını, yolda olacak bütün hasar ve ziyandan sorumlu olduğunu kabul etmiştir. Öte yandan TTK.nun 781. maddesine göre de taşıyıcı malın gönderilene teslimine kadar meydana gelen zararın tamamından-kusursuzluk beyginesi getirmedikçe-sorumludur. Hemen belirtelim ki davacı haksız fiile dayanmamıştır. Emtianın nakliye rizikolarına karşı sigortalandığı dolayısıyla riziko gerçekleşince bu sözleşme gereği ödediği sigorta tazminatını talep etmiştir. Bu durumda yerel mahkemece davacının haksız fiile dayandığı kabul edilerek BK.50.142. ve 2918 sayılı Kanunun 85. maddesi gereğince zararın tamamını davalılardan talep edilebileceğinin kabul edilmesi doğru değildir. Gerçektende davacı, taşıma sözleşmesine dayanarak asıl alacaklıya halef olarak TTK.1301 maddesi gereğince giderinin rücuan tahsilini talep etmiştir. Hal böyle olunca, TTK.781 maddesi gereğince davalı taşıyıcı zararın tamamından sorumlu olduğundan, davacının zararının tamamını davalılardan isteyebileceğinde kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Açıklanan nedenlerle sonucu bakımından doğru olan yerel mahkeme kararı onanmalıdır.

SONUÇ : Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda gösterilen sebeplerle ( ONANMASINA ), oybirliği ile karar verildi.

DENİZ TAŞIMACILIĞINDAN KAYNAKLANAN RÜCU DAVASINDA DAVALININ AĞIR KUSURLU OLMASI HALİNDE ZAMANAŞIMI 10 YILDIR

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ

E. 2001/9163 K. 2002/1142 T. 12.2.2002

DAVA : Davacı vekili, müvekkili sigorta şirketine sigortalı vinç emtiasının taşıma sırasında tamamen zayi olduğunu, hasar bedelinin sigortalıya ödenerek haklarına halef olunduğunu, ayrıca yük ilgililerinin alacağı müvekkile temlik ettiklerini, davalının ise müvekkilinin selefi ile taşıma sözleşmesi yaptığını, taşıma konusu olan vinç ve akşamının karayolu ile taşınması mümkün olmadığından denizyolu ile taşındığını ancak sigortalının izni olmadan güverteye yüklendiğini, taşıma sırasında vincin denize düşerek tam zıyaa uğradığını, zarar bedeli olan ( 2.117.986.- ) Avusturya Şilini’nin tahsili için girişilen icra takibinin davalının itirazı ile durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını, zayi olan vincin güvertede taşınmasının olağan olduğunu, survey raporuna göre gemiden düşen parçanın 50.000 USD değerinde olduğunun belirtildiğini, istemin fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, davacının sigorta eden olarak sigortalısına ödediği bedel nedeni ile sigortalısının halefi olup, ayrıca sigortalının davalıya karşı olan tüm haklarını davacıya temlik ettiğinden davacının aktifi dava ehliyeti bulunduğu, davalının yükü taşımak için gemi temin ettiğinden taşıyıcı sayılacağı, gemi sahibinin sorumlu tutulmamasının taşıyıcının sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı, sigortalının muvafakatı olmadan vincin güverteye yüklenmesinin bir istif hatası olup, ticari bir kusur olarak taşıyanın sorumluluğunu doğuracağı, ayrıca davalı, yükün özenli neta edildiğini de, kanıtlayamadığından emtianın kaybından sorumlu olduğu, davalının sigortalının izni olmadan yükü güvertede taşıtmasının ağır kusur olup, zamanaşımının 10 yıla uzadığı, bu nedenle, bu yöndeki savunmanın reddi gerektiği, zarar miktarının ( 2.100.000 ) Avusturya Şilini olarak belirlendiği gerekçesiyle, ( 2.100.000 ) Avusturya Şilini üzerinden itirazın iptaline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

KARAR : 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve asıl taşıtan V… Ltd.Şti.nin dava konusu alacağı 14.01.1993 tarihindeki davacıya temlik işleminin anılan şirket vekilinin 04.03.1998 tarihinde verdiği “Temlik Beyanı” ile tamamlanmış bulunmasına göre, davalı vekilinin aktif husumete ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Ancak, davalı vekili karar tarihinden itibaren dava zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmuştur. Davacının halefi olan V… Ltd.Şti. ile davalı taşımacı arasında 13.01.1991 tarihinde imzalanan taşıma sözleşmesinde dava konusu yükün ne tür bir araçla diğer bir deyişle hangi yolla taşınacağı belirlenmiş değildir. Aksine, taşıma şeklini ( yolunu ) belirleme hakkı davalı taşımacıya tanınmıştır. Taşınan emtianın özelliği gereği davalı deniz yolunu seçmiştir. Dava konusu emtia deniz yolu ile taşındığına göre, uyuşmazlığın deniz taşıma hukuku hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu bağlamda, davalının zamanaşımı savunmasının da, deniz yolu ile taşıma hükümleri ( TTK.nun 1016 vd.maddeleri ) gereğince irdelenip çözümlenmesi gerekirken, uyuşmazlığa uygulama olanağı bulunmayan TTK.nun 767/1-son maddesi hükümlerinin uygulanması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.

3-Bozma neden ve kapsamına göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine, şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte yazılı nedenlerle, davalı vekilinin aktif husumete ilişen temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) nolu bentte yazılı nedenlerle, kararın davalı yararına BOZULMASINA, ( 3 ) nolu bentte yazılı nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 250.000.000.-TL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.02.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

SİGORTA HUKUKU GENEL BİLGİLER

 

SİGORTA HUKUKU GENEL BİLGİLER

İnsanlar günlük yaşamda bir sürü risk ile karşı karşıyadır. Büyük küçük fark etmeksizin her birey bir risk taşıyıcısı konumundadır. Bu nedenle kişiler can ve mal güvenliğine gelebilecek zararlara karşı sigorta şirketleriyle sigorta sözleşmesi akdetmekte ve gerçekleşen riskler sonucunda kendilerini bu risklere karşı güvence altına almaktadır. Böylece sigorta ettirenin sigorta primi ödemesi karşılığında sigorta şirketleri bu risklerin sonucunu üstlenmektedir. Bu nedenle sigorta sözleşmeleri iki tarafa da borç yükleyen sözleşmelerdir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 1401. maddesinde sigorta sözleşmesinin tanımı yapılmakta ve bazı unsurları belirtilmektedir : “Sigorta sözleşmesi, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir.” Bu tanımdan da görüleceği üzere; sigorta sözleşmeleri zarar sigortalarıyla(Mal sigortaları, Sorumluluk sigortaları) ilgili olabileceği gibi can sigortalarıyla(Hayat sigortaları, Sağlık sigortaları, Kaza sigortaları) da ilgili olabilir.

 

Öncelikle sözleşmenin tarafları; sigortacı ve sigorta ettirendir. Sigorta sözleşmelerinin konusu para ile ölçülebilir bir değer olması gerekir. Sigorta ettirenin prim ödeme borcu bulunmaktadır. Meydana gelmiş bir tehlike, riziko veya olay bulunmalıdır. Bunların neticesinde ise sigorta şirketi, aralarındaki sözleşme uyarınca bu riskin sonucunu üstlenecektir.

Sigortacı ve sigorta ettiren yanında sigortalı ve lehtar terimleriyle de karşılaşılmaktadır. Sigortalı; lehine sigorta yapılan kişidir. Sözleşmenin tarafı her ne kadar sigorta ettirenle sigorta şirketi olsa da sözleşme 3. Bir kişi lehine yapılmış olabilir. Lehtar ise; tehlike, risk veya olay meydana geldiğinde sigortacıdan sigorta bedelini talep etme hakkına sahip olan kişiyi ifade etmektedir.

Sigorta sözleşmesinin kurulması TTK’ nın 1405. maddesinde açıklanmıştır: “Sigortacı ile sigorta sözleşmesi yapmak isteyen kişinin, sözleşmenin yapılması için verdiği teklifname, teklifname tarihinden itibaren otuz gün içinde reddedilmemişse sigorta sözleşmesi kurulmuş sayılır.Sigorta sözleşmesi yapmak isteyen kişi, teklifnameyi sunduktan sonra sigorta şirketinden kabul cevabı alabilir, ret cevabı alabilir veya sigorta şirketi herhangi bir cevap vermeyebilir. Bu durumda 30 günlük süre içinde herhangi bir cevap gelmez ise sözleşme kurulmuş sayılmaktadır.

Sigorta şirketi sözleşmenin kurulmasının ardından sigorta ettirene poliçe verme yükümlülüğü altındadır. Poliçede, tarafların haklarını, temerrüde ilişkin hükümler ile genel ve varsa özel şartları içerir, rahat ve kolay okunacak biçimde düzenlenir. Bu yükümlülüğün süresi 1424. Maddede belirtilmiştir: “Sigortacı; sigorta sözleşmesi kendisi veya acentesi tarafından yapılmışsa, sözleşmenin yapılmasından itibaren yirmi dört saat, diğer hâllerde onbeş gün içinde, yetkililerce imzalanmış bir poliçeyi sigorta ettirene vermekle yükümlüdür. Sigortacı, poliçenin geç verilmesinden doğan zarardan sorumludur.

 

Sigortanın süresi ise sözleşmede taraflarca kararlaştırılabilir. Eğer taraflar böyle bir süre kararlaştırmamış ise taraf iradeleri, yerel teamül ile hal ve şartlar göz önünde bulundurularak, mahkemece belirlenir. Sigorta dönemi prim daha kısa zaman dilimlerine göre hesaplanmamış ise bu kanuna göre bir yıldır. Sözleşmeye bağlı istemlerde zamanaşımı 1411. maddede düzenlenmiştir: “Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482. madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her halde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” 1482. madde ise şu şekildedir: “Sigortacıya yöneltilecek tazminat istemleri, sigorta konusu olaydan itibaren on yılda zamanaşımına uğrar.

 

Sigorta sözleşmesi kanuna, emredici hükümlere veya ahlaka aykırısı ise geçersiz sayılamaktadır. Aynı şekilde sigortalanan menfaat, sigorta sözleşmesinin kurulması anında mevcut değil ise sözleşme geçersiz olmaktadır. Ancak başta var olan menfaat sonradan ortadan kalkarsa sözleşme o andan itibaren geçersiz olacaktır.

 

Tarafların borç ve yükümlülüklerine bakacak olursak:

Sigorta ettirenin borç ve yükümlülükleri;

 

* Pirim ödeme borcu TTK 1430 (Sigorta ettiren, sözleşmeyle kararlaştırılan primi ödemekle yükümlüdür. Aksine sözleşme yoksa sigorta primi peşin ödenir. Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.),

* Beyan yükümlülüğü TTK 1435 (Sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır),

 

* Bildirim Yükümlülüğü TTK 1446 ((1) Sigorta ettiren rizikonun gerçekleştiğini öğrenir öğrenmez sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Riziko gerçekleşmesinin ihbarı, sigortacının hasarı tespit ile gereğinde zararın azaltılması veya artmasına engel olacak tedbirleri almasını sağlamaya ilişkindir.

(2) Riziko gerçekleştiğinde ihbar görevinin ihlali için kusur şartı aranmıştır. Rizikonun gerçekleştiğinin ihbar edilmemesinde bildirimin yapılmaması veya geç yapılması ödenecek tazminatta veya bedelde artışa sebep olmuş ise, kusurun ağırlığına göre sigortacının ödemekle mükellef bulunduğu tazminattan indirilir.)

* Bilgi verme ve araştırma yapılmasına izin verme yükümlülüğü TTK 1447 ((1) Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sözleşme uyarınca veya sigortacının istemi üzerine, rizikonun veya tazminatın kapsamının belirlenmesinde gerekli ve sigorta ettirenden beklenebilecek olan her türlü bilgi ile belgeyi sigortacıya makul bir süre içinde sağlamak zorundadır. Ayrıca, sigorta ettiren, aldığı bilgi ve belgenin niteliğine göre, rizikonun gerçekleştiği veya diğer ilgili yerlerde sigortacının inceleme yapmasına izin vermekle ve kendisinden beklenen uygun önlemleri almakla yükümlüdür.

 (2) Bu yükümlülüğün ihlal edilmesi sebebiyle ödenecek tutar artarsa, kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılır.),

 

* Zararı önleme, azaltma rizikoyu ağırlaştırmama ve sigortacının rücu haklarını koruma yükümlülüğü TTK 1444 (Sigorta ettiren veya onun izniyle başkası, rizikonun gerçekleşme ihtimalini artırıcı veya mevcut durumu ağırlaştırıcı işlemlerde bulunursa yahut sözleşme yapılırken açıkça riziko ağırlaşması olarak kabul edilmiş bulunan hususlardan biri gerçekleşirse derhâl; bu işlemler bilgisi dışında yapılmışsa, bu hususu öğrendiği tarihten itibaren en geç on gün içinde durumu sigortacıya bildirir.)  TTK 1448 ((1) Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda, zararın önlenmesi, azaltılması, artmasına engel olunması veya sigortacının üçüncü kişilere olan rücu haklarının korunabilmesi için, imkânlar ölçüsünde önlemler almakla yükümlüdür. Sigorta ettiren, sigortacının bu konudaki talimatlarına olabildiğince uymak zorundadır. Birden çok sigortacının varlığı ve bunların birbirlerine aykırı talimatlar vermeleri hâlinde, sigorta ettiren, bu talimatlardan zararın azaltılması ve rücu haklarının korunması bakımından en uygun olanını dikkate alır.

(2) Bu yükümlülüğe aykırılık sigortacı aleyhine bir durum yaratmışsa, kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılır.).

Sigortacının borç ve yükümlülükleri;

* Rizikoyu taşıma yükümlülüğü TTK 1421 (Aksine sözleşme yoksa, sigortacının sorumluluğu primin veya ilk taksidinin ödenmesi ile başlar; kara ve denizde eşya taşıma işlerine ilişkin sigortalarda, sigortacı, sözleşmenin yapılmasıyla sorumlu olur.),

* Aydınlatma yükümlülüğü TTK 1423 ((1)Sigortacı ve acentesi, sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce, gerekli inceleme süresi de tanınmak şartıyla kurulacak sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerini sigorta ettirene yazılı olarak bildirir. Ayrıca, poliçeden bağımsız olarak sözleşme süresince sigorta ilişkisi bakımından önemli sayılabilecek olayları ve gelişmeleri sigortalıya yazılı olarak açıklar.

(2) Aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatı sigortacıya aittir),

* Sigorta poliçesi verme yükümlülüğü TTK 1424 (Sigortacı; sigorta sözleşmesi kendisi veya acentesi tarafından yapılmışsa, sözleşmenin yapılmasından itibaren yirmi dört saat, diğer hâllerde on beş gün içinde, yetkililerce imzalanmış bir poliçeyi sigorta ettirene vermekle yükümlüdür. Sigortacı poliçenin geç verilmesinden doğan zarardan sorumludur.),

* Giderleri ödeme borcu TTK 1426 (Sigortacı, sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar tarafından, rizikonun, tazminatın veya bedel ödeme borcunun kapsamının belirlenmesi amacıyla yapılan makul giderleri, bunlar faydasız kalmış olsalar bile, ödemek zorundadır.),

 

* Tazminat ödeme borcu TTK 1429 (Sigortacı, aksine sözleşme yoksa, sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlüdür. Sigorta ettiren, sigortalı ve tazminat ödenmesini sağlamak amacıyla bunların hukuken fiillerinden sorumlu oldukları kişiler, rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep oldukları takdirde, sigortacı tazminat borcundan kurtulur ve aldığı primleri geri vermez.).

TTK kapsamında sigorta sözleşmeleri 2’ ye ayrılmaktadır:

SİGORTA SÖZLEŞMELERİ

                 ZARAR SİGORTALARI                                                                   CAN SİGORTALARI

-Mal Sigortaları                                                                                       -Hayat Sigortaları

-Sorumluluk Sigortaları                                                                        -Sağlık Sigortaları

-Kaza Sigortaları


Zarar sigortaları sigorta sözleşmesinde güvence altına alınan rizikonun meydana getirdiği zararın tazmin amaçlamaktadır.
Zarar sigortaları içinde yer alan mal sigortaları, maddî nitelik taşıyan her türlü malvarlığı değeri üzerindeki menfaatleri konu alır. Bu nedenle, yangın, kasko, tarım, inşaat, ve hırsızlık gibi sigorta branşları mal sigortası başlığı altında toplanır. Deprem, sel ve su baskını, grev-lokavt, terör, araç çarpması, duman gibi rizikolar mal varlığına karşı gerçekleşen rizikolar olduğu için mal sigortaları kapsamı içindedir. Sorumluluk sigortaları ise sigortacının, sigortalının sözleşmede öngörülen ve zarar daha sonra doğsa bile, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle zarar görene, sigorta sözleşmesinde öngörülen miktara kadar tazminat ödemesini üstlendiği sözleşmelerdir.


Can sigortaları; insan hayatı ile ilgili olayların sigortasıdır
. Bir kişinin ölümü, kazaya uğraması, yaralanması, sakatlanması nedeniyle meslekte çalışamaz hâle gelmesi, yaşlanması gibi olaylardır. Can sigortaları içinde yer alan hayat sigortaları ölüm, çalışma gücünün kaybı veya belirlenen süre sonunda hayatta kalması gibi rizikolara karşı yapılan sigortalardır. Can sigortalarının ikinci türü olan sağlık sigortaları, hastalık hâlinin ortaya çıkması hâlinde poliçede gösterilen bedelin ödeneceği öngörülmüşse söz konusu olmaktadır. Can sigortalarının son türü ise kaza sigortalarıdır. Kaza sigortaları, sigortalının uğrayacağı kaza sonucu ölüm, sakatlık ya da iş göremezlik hâlleri için güvence sağlamaktadır.

Sigorta hukukuna ilişkin yukarıda mümkün olduğunca bazı özet ve genel bilgilere yer verilmiştir. Umarız gerek meslektaşlara iş hayatlarında, gerek de okurlara günlük hayatlarında faydalı olur. Devam eden yazılarımızda sırasıyla zarar sigortaları ve türlerini, kasko ve trafik sigortalarını, işyeri, yangın, hırsızlık sigortaları gibi sıkça karşılaşılan sigortalarla ilgili sorunlara ve günlük hayatta karşılaştığımız sigorta ile ilgili sorunlarla nasıl başa çıkabileceğimize dair bilgilere yer vereceğiz. Lütfen takipte kalın.

                                                                   ENER AVUKATLIK BÜROSU

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.