İİK M. 206 KAPSAMINDA SIRA CETVELİNİN İNCELENMESİ VE SIRA CETVELİNE İTİRAZ

Bu yazıda öncelikle ana hatlarıyla iflas anlatılmaya çalışılacak ve akabinde sıra cetveline itiraz ve kayıt kabul davasından söz edilecektir.
Bilindiği üzere iflas, cebri icranın bir kolu olan külli icradır. Bu icra türünde borçlunun karşısında tüm alacaklıları yer alır ve borçlunun tüm malvarlığı paraya çevrilerek alacaklarını talep eden alacaklıların alacakları ödenir. İflas yoluna ancak tacir olan kişiler, tacir olmamalarına rağmen Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince tacirlerle ilgili hükümlere tabi olanlar ve bazı özel kanunlardaki düzenlemeler gereğince iflasa tabi olan kişiler aleyhinde başvurulabilir.
İflasta borçlunun tüm alacaklıları arasında bir eşitlik vardır ve borçlunun mal varlığı, alacaklıların seçmiş oldukları iflas idaresi tarafından paraya çevrilerek alacaklıların alacakları temin edilmektedir. Hemen belirtilmelidir ki borçlunun iflasına karar verecek olan mercii Ticaret Mahkemesidir. Bu iflas kararından sonra, iflas masasının idaresi ve tasfiyesi için gerekli olan kararların belirlenmesi adına, iflas alacaklıları tarafından,iflas daiesinin marifetiyle “birinci alacaklılar toplantısı” yapılmaktadır. Bu ilk toplantının yegane görevi iflas idaresini seçmektir. İflas idaresi, iflas masasının kanuni temsilcisi sıfatındadır ve masanın aktifini koruyarak, paraya çevirme ve artırma yoluyla pasifini tespitle görevlidir. Belirlenen bu iflas idaresi, kendilerine bildirilen alacakları inceleyerek bir sıra cetveli düzenler ve bunu iflas müdürlüğüne verir. Bahsi geçen bu cetvel ilan edilirken aynı zamanda “ikinci alacaklılar toplantısının” nerede ve ne zaman yapılacağına ilişkin bilgilendirmeler de açıklanarak alacaklılar ikinci alacaklılar toplantısına çağırılır.
Genel olarak iflasa kısaca değinildikten sonra sıra cetvelinin ne olduğuna ve bu sıranın nasıl belirlendiğine göz atmakta fayda olacakır. İİK m. 140’a göre sıra cetveli; “Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar. Alacaklılar 206’ncı madde mucibince iflas halinde hangi sıraya girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar.” Söz konusu maddeden hareketle sıra cetvelindeki sıralamaların kriterlerini anlamak için 206’ncı maddeyi bilmek gerekir. İlgili maddeye göre cetveldeki sıra şu şekilde belirlenecektir:
Birinci sıra:
A) İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları,
B) İşverenlerin, işçiler için yardım sandıkları veya sair yardım teşkilatı kurulması veya bunların yaşatılması maksadıyla meydana gelmiş ve tüzel kişilik kazanmış bulunan tesislere veya derneklere olan borçları,
C) İflâsın açılmasından önceki son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan ve nakden ifası gereken aile hukukundan doğan her türlü nafaka alacakları.
İkinci sıra: Velâyet ve vesayet nedeniyle malları borçlunun idaresine bırakılan kimselerin bu ilişki nedeniyle doğmuş olan tüm alacakları; Ancak bu alacaklar, iflâs, vesayet veya velâyetin devam ettiği müddet yahut bunların bitmesini takip eden yıl içinde açılırsa imtiyazlı alacak olarak kabul olunur. Bir davanın veya takibin devam ettiği müddet hesaba katılmaz.
Üçüncü sıra: Özel kanunlarında imtiyazlı olduğu belirtilen alacaklar.
Dördüncü sıra: İmtiyazlı olmayan diğer bütün alacaklar.
Takdir edersiniz ki gerek İş Hukuku gerekse İcra ve İflas Hukuku bakımından cetvelin birinci sırasındaki A bendi ayrı önem arz etmektedir. Zira sadece ilgili bentte aranan özelliklere sahip işçilik alacakları imtiyazlı kabul edilip birinci sıraya yerleştirilecek bunun dışında kalan işçilik alacakları bakımından birinci sıraya yerleşmek mümkün olmayacaktır. Peki bentte geçen “iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatı” ibaresindeki ‘tahakkuk’un mahiyetinde ne anlamalıyız? Bunu bir Yargıtay kararını örnek göstererek Yüksek Mahkemenin bu kelimeden ne anladığını ve tahakkukun gerçekleşmiş olduğunu kabul etmesi için ne gibi bir koşul beklediğini açıklamaya çalışacağız.

“Alacaklı tarafından, kıdem ve ihbar tazminatı alacağına dayalı olarak borçlu şirket aleyhine 28.01.2015 tarihinde başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde…Bir alacağın işçi alacağı olduğunun kabul edilebilmesi için, ilamla hüküm altına alınmış olması ya da takibin itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olması gerekir. Somut olayda, takibe konu alacak, ilamla hüküm altına alınmamış ise de, 10.02.2015 tarihli icra müdürlüğüne yapılan başvuruda borçlu .. … A.Ş. yönünden borca itiraz edilmeyip, diğer borçlu … A.Ş. yönünden borca itiraz edildiği, yani borçlu … A.Ş. tarafından yapılmış geçerli bir itiraz bulunmadığı anlaşıldığından, anılan alacağın, borçlu … A.Ş.’ye karşı İİK’nun 206. maddesinin birinci sırasındaki işçi alacağı olduğunun kabulü gerekir.”
(Yargıtay 12. HD, E: 2015/32714, K: 2016/8402, T: 22.3.2016)

Görüldüğü gibi mahkemenin artık yerleşmiş anlayışına göre; alacağın işçi alacağı olarak kabul edilebilmesi için söz konusu alacakların iflastan en fazla bir yıl önce elde edilmiş olması değil, iflastan en fazla bir yıl önce ilamla hüküm altına alınmış olması ya da takibin itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olması gerekmektedir. Bu gibi bir yola başvurmamış ve alacağını bahsi geçen bir yıl içerisinde takipsiz bırakan bir işçinin alacağı İİK’nın 206. maddesinin birinci sırasındaki işçi alacağı kapsamına girmeyecek ve sıra cetvelinde birinci sıraya yerleşemeyecektir.

“Alacaklı vekili tarafından kıdem tazminatı ve fer’i alacakların tahsili amacıyla 08/07/2009 tarihinde ilamlı icra yolu ile takibe başlanmıştır…İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacakları ile iflas nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları, İİK’nun 206. maddesinin birinci sırasındaki alacaklardandır…Somut olayda, takibe konu işçi alacağının tahakkuk tarihi 18/12/2008 (alacak ilamının karar tarihi) olup, 11/02/2010 tarihinde 1 yıl süreyle iflasın ertelenmesine karar verildiğine göre, anılan alacak İİK’nun 206.maddesinin birinci sırasındaki alacaklardan olmayıp, İİK’nun 179/b-3. maddesindeki istisna kapsamına girmediğinden mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi isabetsizdir.”
(Yargıtay 12. HD, E: 2010/19645, K: 2011/706, T: 15.2.2011)

Aşağıdaki kararda da belirtildiği üzere Yüksek Mahkeme alacağın tahakkuku için ihtarname ile belirlenmesini yeterli bulmaz ve ilgili alacağı istisna kapsamında değerlendirmeyerek birinci sıradaki imtiyazlı alacaklar ile aynı kefeye koymamaktadır. Bunlar dördüncü sıraya kaydedilecektir.

“Alacaklı tarafından borçluya karşı bir kısım işçilik  alacakları için yapılan ilamsız takipte…borçlu hakkında 08.03.2012 tarihinde Antalya 1.noterliğinin 29.02.2012 tarihli  03991   yevmiye numaralı ihtarnamesine dayanılarak  bir kısım işçilik alacaklarının tahsili için  ilamsız  haciz yolu ile  takip yapıldığı anlaşılmıştır. İİK’nun 206/1. sırasında yazılı alacaklar için erteleme müddetinde takip yapılması mümkündür. Ancak somut olayda kesinleşmiş bir takip bulunmadığı, takibe konu edilen alacağın İİK’nun 206/a maddesinde sayılan 1. sıra alacaklardan olduğu hususunun    kesinleşmediği, takibin  ilama dayalı olmadığı  ve takibin  ihtarnameye dayalı  işçi   alacağı olduğu  anlaşılmıştır…iflas ertelemesi davasında verilen tedbir kararından sonra  borçlu hakkında yapılan takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.”
(Yargıtay 12. HD, E: 2013/11247, K: 2013/21741, T: 10.6.2013)

Sıra cetveli açıklandıktan sonra bir itiraz hakkı doğmaktadır. Alacaklarının ilan edilen sıraya kaydedilmesinin uygun görmeyen ve yanlış olduğunu düşünen alacaklılar ‘kayıt kabul davası’ da denilen “sıra cetveline itiraz davası” açabilmektedir. Bu dava, alacaklılara tebliğ yapılıp yapılmamasına göre ufak bir değişikliğe uğrayabilme ihtimaliyle beraber, kural olarak 15 gün içerisinde açılmalıdır. Kanunda belirtilen bu 15 günlük süre bir hak düşürücü süredir ve dolayısıyla alacaklı bu süre içerinde kayıt kabul davası açmazsa artık sıra cetveline itiraz hakkını kaybeder. Bu durumda ilan edilen sıra cetveli bu alacaklı açısından kesinleşmiş olur.

“Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; ilk iflas kararının tenfizi üzerine hazırlanan sıra cetveline karşı açılan davanın İİK’nın 235. maddesi hükmünde öngörülen ve hak düşürücü nitelikteki 15 günlük süresi içinde açılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.”
(Yargıtay 23. HD, E: 2016/1578, K: 2016/4820, T: 31.10.2016)

Belirtmek gerekir ki kayıt kabul davalarında görevli mahkeme, iflasa karar veren Asliye Ticaret Mahkemesinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir. Burada alacağın niteliğinin ne olduğu bir önem taşımamaktadır. Kaldı ki eğer bir yerde birden çok ticaret mahkemesi veya davaya ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacak Asliye Hukuk Mahkemesi varsa kayıt kabul davası bunlardan herhangi birinde de görülebilecektir. Yetkili mahkeme ise, müflisin iflasına karar veren yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir.
Burada bir parantez açarak kayıt kabul davasını sıra cetveline şikayet ile karıştırmamak açısından ikisinin arasındaki belli başlı farklılıklara değinmekte yarar vardır. Öncelikle kayıt kabul davası sıra cetveline şikayetin aksine ticaret mahkemesinde açılan başlı başına bir dava sıfatını haizdir. Yine daha önce de belirtilmiş olunduğu üzere kayıt kabul, sıra cetvelinin ilanından başlayarak on beş gün içerisinde açılırken sıra cetveline şikayette bu süre yedi gündür. Kayıt kabul davasından çıkacak karardan yalnızca davayı açan alacaklı etkilenirken sıra cetveline şikayet halinde, sıra cetvelinin düzeltilmesine karar verilirse, sıra cetveli tekrar hazırlanacağından tüm alacaklılar bu sonuçtan etkilenecektir.

“Bir sıra cetveli için muhtelif alacaklılar tarafından farklı tarihlerde şikayette bulunulmuş olsa dahi, tüm şikayetlerin birlikte incelenerek varılacak uygun sonuç çerçevesinde tek bir kararla sonuçlandırılması, birbiriyle çelişik hükümlerin engellenmesi, bir dosyada verilen kararın diğer dosyanın sonucunu etkileme olasılığından ve sıra cetveline ilişkin özel usul hükümlerinden kaynaklanan bir zorunluluktur. Aynı sıra cetveline yönelik farklı şikayetler hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması, kararların infazında da şüphe ve tereddütlere neden olabileceğinden, uyuşmazlıkların uzun süre devam etmesine yol açabilir. Bu durumda, mahkemece, HMK’nın 166/4. maddesi uyarınca, her iki şikayetin birbiriyle bağlantılı olduğunun kabulü ile birleştirme kararı verilmesi gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir.”
(Yargıtay 23. HD, E: 2015/3489, K: 2015/5364, T: 09.07.2015)

Son olarak değinilmesi elzem olan konu; eğer işçinin, işçi alacaklarına dair iflastan önce iş mahkemesinde açılmış bir alacak davası varsa işverenin iflası halinde akıbetin ne olacağı hususudur. Bu da yine aşağıda paylaşılacak olan bir içtihatla desteklenecektir.

“Bu durum karşısında iş mahkemesinde görülmekte olan, işçi alacaklarına yönelik dava sırasında, işverenin iflası halinde, İİK’nun 194. maddesi uyarınca, davaya iş mahkemesinde devam edileceği, işçi alacaklarına ilişkin dava açılmadan önce işverenin iflası halinde ise, yukarıda belirtilen şekilde hareket ile alacağın iflas masasına kaydedilmemesi halinde, Asliye Ticaret Mahkemesinde sıra cetveline itiraz davası (kayıt kabul davası) açılması gerekir.”
(Yargıtay 9. HD, E: 2010/41382, K: 2011/901, T: 25.01.2011)

Buradan da anlaşılacağı üzere eğer yukarıda bahsedildiği gibi bir durum söz konusu ise işçinin alacaklarına yönelik iş mahkemesinde açılan dava kayıt kabul davasına dönüşecektir. Fakat işçi alacaklarına yönelik dava açılmadan önce işveren iflas etmiş olursa, bu durumda dönüşecek bir alacak davası bulunmayacak ve dolayısıyla sıra cetveline ilişkin olası bir yanlışlık olması halinde Asliye Ticaret Mahkemesinde kayıt kabul davası açılacaktır.
Yukarıda Yargıtay kararları ışığında iflas ve sıra cetveline ilişkin bazı soru işaretleri giderilmeye çalışılmıştır. Konunun kritikliği ve açılacak davaların niteliği gereği iflas kurumu oldukça hassas bir kurum olduğundan ilgili tüm durumlarda bir uzmana danışılarak hareket edilmesi tavsiyelerimiz dahilindedir.

Stj. Av. Dilara AÇIKEL & Av. Bilge İŞ & Av. Selçuk ENER

SIRA CETVELİNE İTİRAZ DAVALARINDA İSPAT YÜKÜ DAVALI ALACAKLIDADIR

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2003/3924 K. 2003/10379
DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, borçluya ait aracın satışından sonra düzenlenen 27.9.2001 tarihli sıra cetvelinin yasaya aykırı bulunduğunu, sıra cetvelinde pay ayrılan 2000/859 sayılı dosyadaki alacağın muvazaalı olduğunu, ihalenin kesinleşmediğini, bu nedenle sıra cetveli düzenlenemeyeceğini, müvekkili şirketin ihtiyati haczinin İİK.nun 268. maddesi uyarınca ilk hacze iştirak ettirilmesi gerektiğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, ihalenin feshinin süresinde istenmemesi nedeniyle ihalenin kesinleştiğini, İİK.nun 268. maddesine göre iştirakin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre davacının ihtiyati haczinden önce davalının haciz uygulaması nedeniyle iştirakin mümkün olmadığı, ihalenin kesinleştiği davalının takibinin bonoya dayandığı, takibin ve alacağın muvazaalı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı sıra cetvelinde pay ayrılan davalının alacağının muvazaalı olduğunu, bu nedenle pay ayrılmaması gerektiğini, davacıya verilen sıranın İİK.nun 268. maddesine uygun olmadığını ileri sürerek sıra cetveline itiraz etmiştir.
Sıra cetveline itiraz davalarında ispat yükü davalı alacaklıdadır. Davalı alacaklının takip borçlusundan alacaklı olduğunu usulüne uygun delillerle kanıtlaması gerekir. Bono başka delillerle doğrulanmadığı sürece alacağın varlığı için tek başına yeterli bir delil niteliğinde değildir. Taraflardan bu yönde delilleri sorulup, toplanan deliller değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu yönlerin gözetilmemesi isabetsiz olup, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün ( BOZULMASINA ), peşin harcın istek halinde iadesine 23.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

SATIŞ TALEBİNİN REDDEDİLMİŞ OLMASI MEVCUT HACZİN DÜŞMESİNE NEDEN OLMAZ

T.C. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi Esas No:2015/5672 Karar No:2016/4837

Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayetçi ve şikayet olunan vergi daireleri vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. 

– K A R A R –

Şikayetçi vekili, müvekkilinin işçilik alacağı için …n 2005/1577 esas dosyası ile dava açıldığını, dava dosyasından 10.05.2006 tarihinde ihtiyati tedbir karar verildiğini,… 18.03.2008 tarih, 2015/1577 esas ve 2008/43 karar sayılı ilamına dayanılarak….esas sayılı takip dosyası ile icra takibine geçildiğini, 23.10.2009 tarihinde takibin kesinleşmesi ile borçlu adına kayıtlı taşınmaz üzerine haciz konulduğunu, hacizli taşınmazın 10.04.2012 tarihinde 67.500,00 TL ye satıldığını, … tarafından sıra cetveli yapıldığını ve yapılan sıra cetvelinin taraflarına 01.10.2012 tarihinde tebliğ edildiğini, müvekkil şikayetçinin işçilik alacağının sıra cetveline alınmamasının İİK 100. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptali ile şikayetçinin işçilik alacağının 1. sıraya alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Şikayet olunan vergi daireleri vekili, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;… sayılı dosyasından konulan haczin satış istenmemesi nedeniyle düştüğü, yeniden sıra cetveli yapılması gerektiği gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
Karar, şikayetçi vekili ve şikayet olunan vergi daireleri vekili temyiz etmiştir.
1)Mahkemece sıra cetveli düzenlenen icra dosyası alacaklısı …nin haczinin düştüğünden bahisle icra dairesinin sıra cetveli yapmaya yetkili olmadığından sıra cetveli iptal edilmiş ise de; varılan sonuç dosya ile uyumlu değildir. Alacaklı şirketin bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine 12.12.2005’te haciz işlemi uyguladığı, süresinde 04.12.2007 tarihinde satış talebinde bulunarak satış avansını da yatırdığı sabittir. İcra memuru ise taşınmazın satılması için kıymet taktiri işleminin tamamlanmadığından bahisle satış talebini reddetmiştir. Bu ret kararı sadece taşınmazın o an için satılmasına engel halinin bulunduğunu tespit mahiyetindedir, bu alacaklının haczinin düşmesine sebep teşkil etmez. Yani hakkın kaybına neden olacak bir karar değildir. Alacaklı … satış talep ederek, satış avansını yatırmıştır. Kanunda alacaklıya yüklenen bu hususlar yerine getirildiği için şikayetçinin haczinin ayakta olduğunun kabulü gerekir. İİK’nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olup, satış talebinin herhangi bir sebeple reddi haczi düşürmez Dairemizin son uygulaması bu yöndedir. (Dairemizin 26.03.2012 tarih ve …sayılı ilamları) Bu durumda mahkemece şikayetçinin diğer şikayetleri değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2)Bozma nedenine göre, şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayet olunan Vergi Daireleri vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayetçinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, şikayetçiden alınan peşin harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.11.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. 

SATIŞ TALEBİNİN REDDEDİLMİŞ OLMASI MEVCUT HACZİN DÜŞMESİNE NEDEN OLMAZ


T.C. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi Esas No:2015/5672 Karar No:2016/4837

Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayetçi ve şikayet olunan vergi daireleri vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. 

– K A R A R –

Şikayetçi vekili, müvekkilinin işçilik alacağı için …n 2005/1577 esas dosyası ile dava açıldığını, dava dosyasından 10.05.2006 tarihinde ihtiyati tedbir karar verildiğini,… 18.03.2008 tarih, 2015/1577 esas ve 2008/43 karar sayılı ilamına dayanılarak….esas sayılı takip dosyası ile icra takibine geçildiğini, 23.10.2009 tarihinde takibin kesinleşmesi ile borçlu adına kayıtlı taşınmaz üzerine haciz konulduğunu, hacizli taşınmazın 10.04.2012 tarihinde 67.500,00 TL ye satıldığını, … tarafından sıra cetveli yapıldığını ve yapılan sıra cetvelinin taraflarına 01.10.2012 tarihinde tebliğ edildiğini, müvekkil şikayetçinin işçilik alacağının sıra cetveline alınmamasının İİK 100. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptali ile şikayetçinin işçilik alacağının 1. sıraya alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Şikayet olunan vergi daireleri vekili, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;… sayılı dosyasından konulan haczin satış istenmemesi nedeniyle düştüğü, yeniden sıra cetveli yapılması gerektiği gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
Karar, şikayetçi vekili ve şikayet olunan vergi daireleri vekili temyiz etmiştir.
1)Mahkemece sıra cetveli düzenlenen icra dosyası alacaklısı …nin haczinin düştüğünden bahisle icra dairesinin sıra cetveli yapmaya yetkili olmadığından sıra cetveli iptal edilmiş ise de; varılan sonuç dosya ile uyumlu değildir. Alacaklı şirketin bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine 12.12.2005’te haciz işlemi uyguladığı, süresinde 04.12.2007 tarihinde satış talebinde bulunarak satış avansını da yatırdığı sabittir. İcra memuru ise taşınmazın satılması için kıymet taktiri işleminin tamamlanmadığından bahisle satış talebini reddetmiştir. Bu ret kararı sadece taşınmazın o an için satılmasına engel halinin bulunduğunu tespit mahiyetindedir, bu alacaklının haczinin düşmesine sebep teşkil etmez. Yani hakkın kaybına neden olacak bir karar değildir. Alacaklı … satış talep ederek, satış avansını yatırmıştır. Kanunda alacaklıya yüklenen bu hususlar yerine getirildiği için şikayetçinin haczinin ayakta olduğunun kabulü gerekir. İİK’nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olup, satış talebinin herhangi bir sebeple reddi haczi düşürmez Dairemizin son uygulaması bu yöndedir. (Dairemizin 26.03.2012 tarih ve …sayılı ilamları) Bu durumda mahkemece şikayetçinin diğer şikayetleri değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2)Bozma nedenine göre, şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayet olunan Vergi Daireleri vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayetçinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, şikayetçiden alınan peşin harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.11.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. 

HACZE İŞTİRAK PROSEDÜRÜ VE ŞARTLARI

 

HACZE İŞTİRAK PROSEDÜRÜ VE ŞARTLARI

 

Alacaklısı olduğunuz bir borçluya karşı sizden önce bir başkası haciz yoluyla takip yapmışsa, belirli şartların varlığı halinde, siz de ayrıca fiili haciz ve masraf yapmadan bu hacze katılabilirsiniz. Nasıl mı?

Konuyla ilgili yasal düzenlemeler 2004 sayılı İcra İflas Kanunu 100 ve 101. Madde ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 21 ve 69. Maddelerinde bulunmaktadır.

 

Uygulanacak kanunu belirlemek açısından önemli olan, önce haciz konulan alacağın kamu alacağı mı yoksa özel alacak mı olduğudur. Çünkü ilk haciz eğer kamu alacağına ilişkin ise, iştirak söz konusu olmayacak ve 6183 sayılı kanun uygulama alanı bulacaktır. M. 69/2’ye göre;

“…Hacze iştirak halinde, hacizli malın bedelinden ilk önce haczi yapan dairenin alacağı tahsil olunur. Artanı hacze iştirak tarihi sırası ile alacaklarına mahsup edilmek üzere, hacze iştirak eden dairelere ödenir.”

Yani önce idare tarafından kamu alacağı için haciz konulmuş ise kamu alacağının tamamı karşılanmalı, ardından bir para artarsa bu durumda özel alacaklıların alacağı için işlem yapılmalıdır.

İLK HACİZ ÖZEL ALACAĞA İLİŞKİN İSE;

Bizim için önemli olan ve uygulamada sıkça karşılaşacağımız diğer ihtimal ise, ilk haczin özel alacağa ilişkin olması halidir. Bu durumda İcra İflas Kanunu uygulanacaktır. Kanunda 100 ve 101. Maddelerde hacze iştirak için iki farklı yol öngörülmüştür. 100. maddede “Adi iştirak” olarak kabul edilen icra takibi yapmak suretiyle gerçekleştirilmesi gereken yol düzenlenmişken, 101. Maddede “İmtiyazlı iştirak” olarak ifade edilen ve belirli kişilere icra takibi yapmaksızın durumu icra dairesine bildirerek hacze katılma imkânı sağlayan düzenleme bulunmaktadır. Uygulamada daha çok görülen adi iştirak kanunda şöyle ifade edilmektedir;

Madde 100– İlk haciz üzerine satılan malın tutarı vezneye girinceye kadar aynı derecede hacze iştirak edebilecek alacaklılar:

İlk haciz ilamsız takibe müstenitse takip talebinden ve ilama istinat ediyorsa dava ikamesinden mukaddem yapılmış̧ bir takip üzerine alınan aciz vesikasına,

Yukarıdaki fıkrada yazılı tarihlerden önce açılmış̧ bir dava üzerine alınan ilama,

Aynı tarihlerden mukaddem tarihli resmi veya tarih ve imzası tasdikli bir senede,

Aynı tarihlerden mukaddem tarihli resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri- dahilinde ve usulüne göre verdikleri makbuz veya vesikaya istinat eden alacaklılardır.

Bu suretle iştirak halinde icra dairesi müracaat üzerine aynı derecedeki alacaklıların bütün alacaklarına yetecek nispette ilave suretiyle hacizler yapar.

Bunların haricindeki alacaklılar ancak, evvelki dereceden artacak bedeller için hacze iştirak edebilirler.

 

Kanunda açıklanan şartları daha iyi anlama açısından gruplandırarak inceleyebiliriz. Hacze katılabilmek için Takip şartı, Öncelik şartı, Belgelendirme şartı ve Süre şartı olarak belirtebileceğimiz koşulların yerine getirilmesi gerekir.

1-İcra Takibi Yapılmış Olmalıdır

Hacze katılmak isteyen alacaklı, borçluya karşı icra takibinde bulunmuş olmalı ve bu takibinin kesinleşmesi sebebiyle kendisine haciz istemek yetkisi (İİK m. 78/1) tanınmış olmalıdır.

2-Alacaklının Alacağı İlk Haczi Başlatan Alacaklıdan Önce Doğmuş Olmalıdır

Hacze katılmak isteyen alacaklının alacağı ilk haczi koydurmuş̧ olan alacaklıdan önce doğm̧ olmalıdır. Bunun için de hacze katılmak isteyen alacaklının alacağı;

  1. İlk haciz ilamsız bir takibe dayanıyorsa; takip talebinden önce,
  2. İlk haciz ilamlı bir takibe dayanıyorsa; bu ilâmın verildiği davanın açıldığı tarihten önce doğmuş̧ olmalıdır.

Kanunda belirtilen “İlk haciz” ile ifade edilmek istenen Kesin hacizdir. Ne “ihtiyati haciz” ne de “geçici haciz” ilk haciz olamaz. Çünkü, İİK m. 100/1’ de “satılan malın tutarı vezneye girinceye kadar…” denilmiştir. Bu tür hacizlerde ise alacaklının satış isteminde bulunma hakkı yoktur.

Yine ilk haciz ifadesi “ilk uygulanan haciz” olarak anlaşılmalıdır. Yargıtay dairelerinin çeşitli içtihatlarında da haczin “talep tarihi” değil uygulanma tarihinin esas alınacağı belirtilmiştir. Keza ilk haczin, kanun hükümlerine uygun olarak konulmuş̧ bir haciz olması gerekir. Gerçekten, haciz İİK m. 78 gereğince; ödeme (icra) emrindeki süre geçtikten ve ilamsız takibe karşı borçlu itirazda bulunmuşsa, bu itiraz kaldırıldıktan sonra alacaklının istemi üzerine konulabilir. Kanunun öngördüğü bu koşullar gerçekleşmeden konulan haciz hükümsüzdür.

3-Alacak Kanunda Sayılan Belgelerden Birine Dayanmalıdır

Hacze katılmak isteyen alacaklının alacağı 100. Maddenin 1-4. bentlerinde sayılan belgelere dayanmalıdır. Bu belgeler şunlardır:

a) İlk haciz ilamsız takibe dayanıyorsa, takip talebinden, ilâma dayanıyorsa, dâva açılmasından önce yapılan takip üzerine alınan (kesin) aciz belgesi

Burada aciz belgesinin de takip veya dâva tarihinden önce alınmış̧ olması gerekli değildir. Sadece, o aciz belgesinin alınmış̧ olduğu icra takibinin, ilk haciz sahibi alacaklının takip veya dâva tarihinden önce yapılmış̧ olması gerekli ve yeterlidir. Kesin aciz belgesinden farklı olarak “geçici aciz belgesi” (İİK m. 105/II), hacze katılma olanağı sağlamaz. Çünkü, İİK m. 105/2’de bu belgenin sadece “alacaklıya İİK m. 277’ye göre tasarrufun iptali davası açma hakkını vereceği” öngörülmüştür.

b) Aynı tarihlerden (takip talebi veya dava açılması) önce açılmış̧ bir dava üzerine alınmış̧ ilâm

İlamın verildiği davanın, ilk haczi koyduran alacaklının takip veya dava tarihinden önce açılmış̧ olması yeterlidir, ayrıca ilamın da ilk haczi koyduran alacaklının takip veya dava tarihinde önce alınmış̧ olması gerekli değildir.

c) Aynı tarihlerden (takip talebi veya dâva açılması) önceki tarihli resmî veya tarih ve imzası tasdikli bir senet

“Resmi senetler” ile ifade edilen, tapu memurları tarafından düzenlenen tapu ve ipotek senetleri ile noterler tarafından re’sen düzenlenen borç ikrarını içeren senetlerdir.

“Tarih ve imzası tasdikli senetler” ise ilgililerce dışarıda hazırlanıp notere imza ve tarihinin onaylanması için sunulan senetlerdir.

d) Aynı tarihlerden (takip talebi veya dâva açılması) önceki tarihli resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belge

Bu belgeler, resmi daireler veya yetkili makamlar tarafından verilmiş̧ olduklarından, bunlarda alacaklı ve borçlunun imzası bulunmaz. Rehin açığı belgesi Bu belgelere örnek olarak gösterilebilir.

4-Haciz Üzerine Satılan Malın Bedeli Vezneye Girmeden Önce Hacze Katılmak İçin Başvurulmalıdır

Haczedilen para veya ilk haciz üzerine satılan malın tutarı vezneye girdikten sonra ileri sürülen katılma istemleri –süre bakımından– kabul edilemeyecektir.

Maddede sayılan ve buraya kadar açıklanan dört koşulu sağlayan alacaklılar, konulan ilk hacze aynı derecede katılırlar. Koşulları sağlayamayan alacaklılar ise ilk haczi koyduran alacaklının derecesinde, onunla birlikte hacze katılamazlar. Bu alacaklılar ancak önceki dereceden artacak bedeller için hacze katılabilirler. Yani hacze katılmada ikinci dereceyi teşkil ederler (m. 100/son).

Haczedilen şeyin kıymeti hacze katılan bütün alacaklıların alacaklarına yetmezse, icra memuru alacaklıların istemi üzerine, “ilave hacizler” yapar (m. 100/II).

“İlave haciz”, bağımsız bir haciz olmayıp asıl hacze bağlıdır ve onun akıbetine tâbidir. Asıl haciz düşerse, ilave haciz de düşecektir. Eğer satış bedeli hacze katılmış bütün alacakları ödemeye yetmezse, bu durumda sıra cetveli düzenlenmesi gerekecektir.

 

ENER AVUKATLIK BÜROSU

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.