SADECE NAVLUN SÖZLEŞMESİNİN İFASINDA KULLANILAN VE ANILAN SÖZLEŞMENİN İCRASI KENDİSİNE BIRAKILAN ÜST TAŞIYICI, TAŞIYANIN ADAMI DEĞİL, ONUN YARDIMCI ŞAHSIDIR.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 1980/1, K. 1980/133

DAVA : Taraflar arasındaki davadan dolayı ( istanbul Birinci Asliye Ticaret Mahkemesi )’nce verilen 26.9.1979 tarih ve 881/1704 sayılı hükmün temyizen tetkiki davalı avukatı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, vekil edeni şirket tarafından nakliye poliçesiyle sigorta edilen 50 balya kaneviçenin davalı donatana ait Rupsa gemisine yüklendiğini, anılan davalının, Pakistandan yüklediği malı İstanbuldaki alıcı firmaya teslimi gerekirken, İzmir limanında diğer davalı Denizcilik Bankasına ait gemiye aktardığını, sigortalı malların gönderilene 8 balya noksan teslim edildiğini, davalıların ilk ve son taşıyıcı olarak birlikte sorumlu olduklarını, davalı bankanın ayrıca, liman işleticisi ve anbar sahibi sıfatları nedeniyle de sorumlu olduğunu bildirerek, takibe karşın ödenmeyen sigorta tazminatı 17.908.555 liranın tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı banka vekili savunmasında, zamanaşımı itirazıyla birlikte noksanlıktan ilk taşıyan diğer davalının sorumlu olması gerektiğini ve bu nedenle kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini kusurlarının bulunmadığını istenen miktarın yüksek olduğunu, direnim faizi istenemeyeceğini bildirerek davanın reddini istemiştir.

Davalı donatan vekili savunmasında, donatana izafeten acentelerine husumet yöneltilemeyeceğini TTK.nun 1067. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiğini, vekil edeni donatanın malları noksansız biçimde diğer davalının gemisine yüklediğini, bu nedenle sorumlu olamayacaklarını ve husumet yöneltilemeyeceğini, direnim ( temerrüd ) faizi istenemeyeceğini bildirerek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş davacı vekilinin temyizi üzerine, Dairemizin 30.3.1973 gün ve 73/945-1414 sayılı kararı ile hüküm onanmıştır. Ancak davalı donatan vekilinin karar düzeltme istemi üzerine 10.10.1973 gün ve 73/3017-3757 sayılı kararımızla hüküm bozulmuştur.

Mahkemece, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda; uzman bilirkişi raporları ve sunulan belgeler dayanak yapılarak, 8 balya kaneviçenin alıcısına noksan teslim edildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, 17.908.55 liranın % 10 faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.

Hüküm her iki davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava; navlun ( eşya taşıma ) sözleşmesi uyarınca, davalı “Rupsa” gemisi donatınınca taşınması üstlenilen malın, yolculuk sırasında diğer davalıya ait gemiye aktarılıp, varma limanında gönderilene noksan teslim edilmesi sonucu doğan zararın, sigorta sözleşmesi uyarınca ödeme yapan davacı sigorta şirketi yararına, her iki taşıyandan tahsili istemesini içermektedir.

Mahkemece, TTK.nun 787. maddesi dayanak yapılarak, her iki taşıyıcının da zarardan sorumlu olacağı kabul edilmiştir. Her iki davalının temyiz itirazları da, esasla birlikte husumet ve sorumluluğun kime ait olacağı konularına yöneliktir. Bu nedenle, davalının temyiz itirazlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.

1 – Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve konişmento, ordino, kargo raporları ve sunulan diğer belge içerikleriyle, uzman bilirkişilerin olaya ve kanıtlara uygun, yeterli nitelikte görülen raporlarına göre, davalıların, aşağıdaki bendlerde yazılı ve husumet dışında kalan tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2 – Davalı Denizcilik Bankasının husumet ve sorumluluğa ilişkin temyizine gelince: Yukarıda tanımlandığı gibi, dava genel taşıma hükümlerine ( kara taşımacılığı ) değil, ( TTK. 762-815 ) deniz ticaret sözleşmelerinden, navlun sözleşmesine ve bunun kırkambar türüne ( TTK. 1016 vd ) ilişkin hükümlere dayalı olarak açılmıştır. Deniz yoluyla taşınan malın kaybı yüzünden uğranılan zararın halefiyet de gözetilerek, taşıyıcılardan tahsili istemini içermektedir.

TTK.nun 764. maddesinin açık hükmü uyarınca, taşımaya ilişkin genel hükümlere ( TTK. 762-815 ) kara yoluyla eşya taşımasına ait hükümlerin ( TTK.768-797 ) deniz taşımasına yönelik işlerde uygulanmaları olanağı yoktur. Olayda başvurulması gereken hükümler, anılan Yasanın 4. kitabında düzenlenmiş bulunan, deniz ticaretine ilişkin hükümlerdir. Daha açık bir anlatımla, uyuşmazlığın, navlun ( eşya taşıma ) sözleşmesine ilişkin özel hükümler ( TTK.1016 vd. özellikle 1096 yoluyla 1061, 1062 ) gözetilerek çözümlenmesi yasal zorunluktur. Bu nedenle mahkemece davalıların ilk ve son taşıyıcı olarak nitelendirilip, anılan yasanın, olayda uygulama olanağı bulunmayan 787. maddesi uyarınca birlikte sorumlu olduklarının kabulü yasaya aykırıdır. Aslında, söz konusu hüküm dayanak yapılarak, ilk ve son taşıyıcının her ikisine birden dava açma olanağı da yoktur.

Taşıma sözleşmesi ve konişmento içeriğine göre, davalı “Rupsa” gemisi donatanı, taşıyıcı sıfatını taşımaktadır. Malların ziya ve hasarı halinde, taşıyanın sorumluluğu Ticaret Yasamızın 1061 vd. maddeleri hükümleriyle, özel biçimde düzenlenmiştir.

Anılan Yasanın 1061. maddesi hükmü uyarınca, taşıma sözleşmesiyle, malların teslimi yerine kadar naklini üstlenen taşıyıcı, teslim aldığı andan, teslim edeceği ana kadar, tüm taşıma işlerinde tedbirli bir taşıyanın ( TTK.nun 20/2 ) göstereceği özeni göstermek durumundadır. Kusurlu davranış sonucu oluşan zarardan sorumludur. Bundan başka, taşıma sözleşmesinin tarafı olarak, kendi adamlarının ve gemi adamlarının kusurları nedeniyle, malların kaybı ya da hasarı yüzünden doğacak zarardan da, kendi kusuru gibi sorumludur ( TTK. 1062 ). Olayımızda, zararın, geminin sevkine ya da başkaca teknik idaresine ait bir eylem yahut yangın sonucu doğması da söz konusu olmadığına göre, kişisel kusursuzluk dayanak yapılarak, sorumluluktan kurtulması da düşünülemez.

Taşıyanın sorumluluğuna ilişkin bu yasal ilkenin, olayımızda somutlaştırılması yönünden, yolculuk sırasında, malların, donatanı bulunduğu gemiye aktarılmasını kabul eden ve taşıma işini varış limanına kadar yürüten, ayrıca kayba neden olan, davalı Denizcilik Bankasının sıfatının belirlenmesinde zorunluk vardır. Yukarıda değinildiği gibi, olayımızda, kara taşımacılığına ilişkin genel hükümlerin uygulanması dayanağı bulunmadığına göre, anılan davalının, sorumluluğun saptanması açısından yasaca öngörülen son taşıyıcı sıfatını taşıdığını kabul olanağı yoktur.

Sadece, navlun sözleşmesinin ifasında kullanılan ve anılan sözleşmenin icrası kendisine bırakılan üst taşıyıcı, taşıyanın adamı değil, onun yardımcı şahsıdır. Bilimsel öğretideki baskın olan görüş de bu doğrultudadır. ( Bkz. Sami Akıncı, “Deniz Hukuku, Navlun Mukaveleleri İst. 1968 s. 300-305, 310, Adil İzveren, “Deniz Ticaret Hukuku” Ankara 1966, s. 166 – İsmail Doğanay, “Türk Ticaret Kanunu Şerhi”, Ankara 1979, C. 3, s. 343 ve dip not 384, 385 ). Böylece, yolculuk sırasında aktarma yoluyla malları taşıyan ve varış limanında onları gönderilene noksan teslim eden davalı Denizcilik Bankası, üst taşıyan olarak, diğer davalı asıl taşıyanın ( alt taşıyıcı ), yardımcı şahsı durumundadır. Davalı bankanın, bu sıfatla ve kendisine tevdi edilen, taşıma sözleşmesi ya da konişmentoya dayalı edimin yerine getirilmesinde kusurlu davranarak neden olduğu zarara, asıl taşıyıcı sıfatını taşıyan diğer davalının katlanması yasa gereğidir. ( BK. 100, TTK. 1062 ).

Böylece, navlun sözleşmesinin ifasında kullanılan ve taşıyanın, adamı ya da gemi adamı grubuna girmeyen davalı üst taşıyıcı bankanın, kendisine verilen işin yerine getirilmesinde, kusuruyla zarara neden olması karşısında TTK.nun 1. maddesi yollamasıyla BK.nın 100. maddesinde öngörülen tüm koşulların gerçekleştiğinin kabulüyle, sonuçtan asıl taşıyıcının sorumlu tutulması zorunludur.

Dosya içeriği ve toplanan kanıtlara göre, dava konusu malların, aktarmadan sonra ve yardımcı şahıs durumundaki, davalı bankanın üst taşıması sırasında kaybolduğu anlaşılmaktadır. Böylece, yardımcı şahsın, borçlu taşıyana ait edimi ifada kusurlu olduğu açıktır. Yargılamada belirlenen bu durum bir yana, BK.nun 100. maddesi uyarınca, aynı Yasanın 55/2. maddesi hükmünün tersine, yardımcı şahıs kullanan borçlunun, adam çalıştıranlar hakkında öngörülen “kurtuluş beyyinesinden” yararlanması olanağı yoktur. Ayrıca, yardımcı şahsın, işi yaparken alacaklıya verdiği zararda, kusurlu olması da koşul değildir. Yardımcı şahsın, kayba yol açan ve diğer davalı asıl taşıyanın sorumluluktan kurtulması düşünülemez.

Aslında, BK.nun 100. maddesi hükmü uyarınca, yardımcı şahıs sıfatı taşıyan davalı bankanın kusursuzluğu saptansa bile, borçlu ( asıl taşıyan ) işi yardımcı şahıslara bırakmayarak, bizzat yapmış olsaydı, anılan zarardan kendisi kusurlu sayılabilecek durumdaysa, zarardan, borçlunun sorumlu tutulması zorunludur. Bilimsel öğretide çoğunluk görüşü de bu yoldadır ( Bkz. Necmeddin F. Feyzioğlu, “Borçlar Hukuku Genel Hükümler” İst. 1977, C. 2, s. 203 ve dipnot 246’daki yazarlar ). Navlun sözleşmesi uyarınca teslim aldığı malı, gönderilene teslim edilene kadar, noksansız ve hasarsız biçimde taşıma yükümü bulunan taşıyıcının, taşıma sırasında olduğu saptanan kayıp nedeniyle kusurlu ve sorumlu olacağını, kabul doğaldır. Bu yaklaşımla da, navlun sözleşmesinin tarafı olan asıl taşıyıcının sorumluluğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Davalı asıl taşıyıcının, BK.nun 100/2. maddesinde öngörülen biçimde ( sorumluluk sözleşmesi ) bulunduğu yolunda herhangi bir savunması da yoktur. Her ne kadar, konişmentoda, taşıyana yoluculuk sırasında, malı başka bir gemiye aktarma yetkisi, tanınmışsa da, bunun sorumsuzluk sözleşmesi olarak yorumlanması olanağı yoktur. Konişmentonun anılan bölümde sorumsuzluğa ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Söz konusu kayıt TTK.nun 1028. maddesinde öngörülen ve aktarma nedeniyle izinsiz yüklemeden doğacak sorumluluğu önler niteliktedir.

Belirlenen bu durum karşısında, dava konusu zarardan, navlun sözleşmesinin tarafı olan, davalı “Rupsa” gemisi donatanı taşıyıcının sorumlu olacağının kabulü zorunludur. Zarar, sözleşmeye aykırı davranıştan doğmuştur. Ortada, haksız eyleme ilişkin bir durum bulunmadığına göre, alacaklıya halef olan davacı sigortanın, zararın giderilmesini, yalnız ve doğrudan doğruya, sözleşmede taraf olan borçlu taşıyıcıdan istiyebilmesi gerekir. Yardımcı şahıs, borca aykırı davranışında kusurlu olsa bile, alacaklı, borçluyu bir tarafa bırakarak ya da olayımızda olduğu gibi, borçluya birlikte yardımcı şahsa başvuramaz. Zarardan sorumlu olan taşıyıcının, yardımcısıyla arasındaki sözleşme ilişkisini dayanak yaparak, koşulları varsa yardımcı şahsa dönebilmesi ( rücu etmesi ) olanaklıdır.

Tüm bu nedenlerle, üst taşıyıcı ve yardımcı şahıs durumundaki, davalı Denizcilik Bankası hakkındaki davanın reddine karar vermek gerekirken, anılan davalının da sorumlu olduğu yolunda hüküm kurulması doğru görülmemiş ve banka vekilinin husumete yönelik temyiz itirazının kabulü gerekmiştir.

3 – Yukarıda iki no.lu bentte açıklanan nedenlerle, dava konusu zarardan navlun sözleşmesinin tarafı ve taşıyıcı sıfatıyle, davalı Rupsa gemisi donatanı firmanın sorumlu olduğunun kabulünde yasal zorunluk vardır. Bu yüzden anılan davalı vekilinin sorumlu bulunmadıklarına ilişkin temyiz itirazının da reddiyle, adı geçen davalı hakkında sonucu itibariyle doğru olan hükmün onanması yoluna gidilmiştir.

SONUÇ : Yukarıda bir nolu bentte yazılı nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının reddiyle, iki no.lu bentte yazılı nedenlerle hükmün davalı Denizcilik Bankası T.A.Ş. yararına bozulmasına, üç nolu bentte yazılı nedenlerle de hükmün, diğer davalı “Rupsa” gemisi donatanı firma yönünden ONANMASINA, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde Denizcilik Bankası T.A.Ş.’ne iadesine ve aşağıda yazılı bakiye 379 lira temyzi ilam harcının, temyiz eden “Rupsa” gemisi donatanı firmadan alınmasına 17.1.1980 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.