İİK M. 206 KAPSAMINDA SIRA CETVELİNİN İNCELENMESİ VE SIRA CETVELİNE İTİRAZ

Bu yazıda öncelikle ana hatlarıyla iflas anlatılmaya çalışılacak ve akabinde sıra cetveline itiraz ve kayıt kabul davasından söz edilecektir.
Bilindiği üzere iflas, cebri icranın bir kolu olan külli icradır. Bu icra türünde borçlunun karşısında tüm alacaklıları yer alır ve borçlunun tüm malvarlığı paraya çevrilerek alacaklarını talep eden alacaklıların alacakları ödenir. İflas yoluna ancak tacir olan kişiler, tacir olmamalarına rağmen Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince tacirlerle ilgili hükümlere tabi olanlar ve bazı özel kanunlardaki düzenlemeler gereğince iflasa tabi olan kişiler aleyhinde başvurulabilir.
İflasta borçlunun tüm alacaklıları arasında bir eşitlik vardır ve borçlunun mal varlığı, alacaklıların seçmiş oldukları iflas idaresi tarafından paraya çevrilerek alacaklıların alacakları temin edilmektedir. Hemen belirtilmelidir ki borçlunun iflasına karar verecek olan mercii Ticaret Mahkemesidir. Bu iflas kararından sonra, iflas masasının idaresi ve tasfiyesi için gerekli olan kararların belirlenmesi adına, iflas alacaklıları tarafından,iflas daiesinin marifetiyle “birinci alacaklılar toplantısı” yapılmaktadır. Bu ilk toplantının yegane görevi iflas idaresini seçmektir. İflas idaresi, iflas masasının kanuni temsilcisi sıfatındadır ve masanın aktifini koruyarak, paraya çevirme ve artırma yoluyla pasifini tespitle görevlidir. Belirlenen bu iflas idaresi, kendilerine bildirilen alacakları inceleyerek bir sıra cetveli düzenler ve bunu iflas müdürlüğüne verir. Bahsi geçen bu cetvel ilan edilirken aynı zamanda “ikinci alacaklılar toplantısının” nerede ve ne zaman yapılacağına ilişkin bilgilendirmeler de açıklanarak alacaklılar ikinci alacaklılar toplantısına çağırılır.
Genel olarak iflasa kısaca değinildikten sonra sıra cetvelinin ne olduğuna ve bu sıranın nasıl belirlendiğine göz atmakta fayda olacakır. İİK m. 140’a göre sıra cetveli; “Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar. Alacaklılar 206’ncı madde mucibince iflas halinde hangi sıraya girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar.” Söz konusu maddeden hareketle sıra cetvelindeki sıralamaların kriterlerini anlamak için 206’ncı maddeyi bilmek gerekir. İlgili maddeye göre cetveldeki sıra şu şekilde belirlenecektir:
Birinci sıra:
A) İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları,
B) İşverenlerin, işçiler için yardım sandıkları veya sair yardım teşkilatı kurulması veya bunların yaşatılması maksadıyla meydana gelmiş ve tüzel kişilik kazanmış bulunan tesislere veya derneklere olan borçları,
C) İflâsın açılmasından önceki son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan ve nakden ifası gereken aile hukukundan doğan her türlü nafaka alacakları.
İkinci sıra: Velâyet ve vesayet nedeniyle malları borçlunun idaresine bırakılan kimselerin bu ilişki nedeniyle doğmuş olan tüm alacakları; Ancak bu alacaklar, iflâs, vesayet veya velâyetin devam ettiği müddet yahut bunların bitmesini takip eden yıl içinde açılırsa imtiyazlı alacak olarak kabul olunur. Bir davanın veya takibin devam ettiği müddet hesaba katılmaz.
Üçüncü sıra: Özel kanunlarında imtiyazlı olduğu belirtilen alacaklar.
Dördüncü sıra: İmtiyazlı olmayan diğer bütün alacaklar.
Takdir edersiniz ki gerek İş Hukuku gerekse İcra ve İflas Hukuku bakımından cetvelin birinci sırasındaki A bendi ayrı önem arz etmektedir. Zira sadece ilgili bentte aranan özelliklere sahip işçilik alacakları imtiyazlı kabul edilip birinci sıraya yerleştirilecek bunun dışında kalan işçilik alacakları bakımından birinci sıraya yerleşmek mümkün olmayacaktır. Peki bentte geçen “iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatı” ibaresindeki ‘tahakkuk’un mahiyetinde ne anlamalıyız? Bunu bir Yargıtay kararını örnek göstererek Yüksek Mahkemenin bu kelimeden ne anladığını ve tahakkukun gerçekleşmiş olduğunu kabul etmesi için ne gibi bir koşul beklediğini açıklamaya çalışacağız.

“Alacaklı tarafından, kıdem ve ihbar tazminatı alacağına dayalı olarak borçlu şirket aleyhine 28.01.2015 tarihinde başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde…Bir alacağın işçi alacağı olduğunun kabul edilebilmesi için, ilamla hüküm altına alınmış olması ya da takibin itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olması gerekir. Somut olayda, takibe konu alacak, ilamla hüküm altına alınmamış ise de, 10.02.2015 tarihli icra müdürlüğüne yapılan başvuruda borçlu .. … A.Ş. yönünden borca itiraz edilmeyip, diğer borçlu … A.Ş. yönünden borca itiraz edildiği, yani borçlu … A.Ş. tarafından yapılmış geçerli bir itiraz bulunmadığı anlaşıldığından, anılan alacağın, borçlu … A.Ş.’ye karşı İİK’nun 206. maddesinin birinci sırasındaki işçi alacağı olduğunun kabulü gerekir.”
(Yargıtay 12. HD, E: 2015/32714, K: 2016/8402, T: 22.3.2016)

Görüldüğü gibi mahkemenin artık yerleşmiş anlayışına göre; alacağın işçi alacağı olarak kabul edilebilmesi için söz konusu alacakların iflastan en fazla bir yıl önce elde edilmiş olması değil, iflastan en fazla bir yıl önce ilamla hüküm altına alınmış olması ya da takibin itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olması gerekmektedir. Bu gibi bir yola başvurmamış ve alacağını bahsi geçen bir yıl içerisinde takipsiz bırakan bir işçinin alacağı İİK’nın 206. maddesinin birinci sırasındaki işçi alacağı kapsamına girmeyecek ve sıra cetvelinde birinci sıraya yerleşemeyecektir.

“Alacaklı vekili tarafından kıdem tazminatı ve fer’i alacakların tahsili amacıyla 08/07/2009 tarihinde ilamlı icra yolu ile takibe başlanmıştır…İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacakları ile iflas nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları, İİK’nun 206. maddesinin birinci sırasındaki alacaklardandır…Somut olayda, takibe konu işçi alacağının tahakkuk tarihi 18/12/2008 (alacak ilamının karar tarihi) olup, 11/02/2010 tarihinde 1 yıl süreyle iflasın ertelenmesine karar verildiğine göre, anılan alacak İİK’nun 206.maddesinin birinci sırasındaki alacaklardan olmayıp, İİK’nun 179/b-3. maddesindeki istisna kapsamına girmediğinden mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi isabetsizdir.”
(Yargıtay 12. HD, E: 2010/19645, K: 2011/706, T: 15.2.2011)

Aşağıdaki kararda da belirtildiği üzere Yüksek Mahkeme alacağın tahakkuku için ihtarname ile belirlenmesini yeterli bulmaz ve ilgili alacağı istisna kapsamında değerlendirmeyerek birinci sıradaki imtiyazlı alacaklar ile aynı kefeye koymamaktadır. Bunlar dördüncü sıraya kaydedilecektir.

“Alacaklı tarafından borçluya karşı bir kısım işçilik  alacakları için yapılan ilamsız takipte…borçlu hakkında 08.03.2012 tarihinde Antalya 1.noterliğinin 29.02.2012 tarihli  03991   yevmiye numaralı ihtarnamesine dayanılarak  bir kısım işçilik alacaklarının tahsili için  ilamsız  haciz yolu ile  takip yapıldığı anlaşılmıştır. İİK’nun 206/1. sırasında yazılı alacaklar için erteleme müddetinde takip yapılması mümkündür. Ancak somut olayda kesinleşmiş bir takip bulunmadığı, takibe konu edilen alacağın İİK’nun 206/a maddesinde sayılan 1. sıra alacaklardan olduğu hususunun    kesinleşmediği, takibin  ilama dayalı olmadığı  ve takibin  ihtarnameye dayalı  işçi   alacağı olduğu  anlaşılmıştır…iflas ertelemesi davasında verilen tedbir kararından sonra  borçlu hakkında yapılan takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.”
(Yargıtay 12. HD, E: 2013/11247, K: 2013/21741, T: 10.6.2013)

Sıra cetveli açıklandıktan sonra bir itiraz hakkı doğmaktadır. Alacaklarının ilan edilen sıraya kaydedilmesinin uygun görmeyen ve yanlış olduğunu düşünen alacaklılar ‘kayıt kabul davası’ da denilen “sıra cetveline itiraz davası” açabilmektedir. Bu dava, alacaklılara tebliğ yapılıp yapılmamasına göre ufak bir değişikliğe uğrayabilme ihtimaliyle beraber, kural olarak 15 gün içerisinde açılmalıdır. Kanunda belirtilen bu 15 günlük süre bir hak düşürücü süredir ve dolayısıyla alacaklı bu süre içerinde kayıt kabul davası açmazsa artık sıra cetveline itiraz hakkını kaybeder. Bu durumda ilan edilen sıra cetveli bu alacaklı açısından kesinleşmiş olur.

“Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; ilk iflas kararının tenfizi üzerine hazırlanan sıra cetveline karşı açılan davanın İİK’nın 235. maddesi hükmünde öngörülen ve hak düşürücü nitelikteki 15 günlük süresi içinde açılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.”
(Yargıtay 23. HD, E: 2016/1578, K: 2016/4820, T: 31.10.2016)

Belirtmek gerekir ki kayıt kabul davalarında görevli mahkeme, iflasa karar veren Asliye Ticaret Mahkemesinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir. Burada alacağın niteliğinin ne olduğu bir önem taşımamaktadır. Kaldı ki eğer bir yerde birden çok ticaret mahkemesi veya davaya ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacak Asliye Hukuk Mahkemesi varsa kayıt kabul davası bunlardan herhangi birinde de görülebilecektir. Yetkili mahkeme ise, müflisin iflasına karar veren yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir.
Burada bir parantez açarak kayıt kabul davasını sıra cetveline şikayet ile karıştırmamak açısından ikisinin arasındaki belli başlı farklılıklara değinmekte yarar vardır. Öncelikle kayıt kabul davası sıra cetveline şikayetin aksine ticaret mahkemesinde açılan başlı başına bir dava sıfatını haizdir. Yine daha önce de belirtilmiş olunduğu üzere kayıt kabul, sıra cetvelinin ilanından başlayarak on beş gün içerisinde açılırken sıra cetveline şikayette bu süre yedi gündür. Kayıt kabul davasından çıkacak karardan yalnızca davayı açan alacaklı etkilenirken sıra cetveline şikayet halinde, sıra cetvelinin düzeltilmesine karar verilirse, sıra cetveli tekrar hazırlanacağından tüm alacaklılar bu sonuçtan etkilenecektir.

“Bir sıra cetveli için muhtelif alacaklılar tarafından farklı tarihlerde şikayette bulunulmuş olsa dahi, tüm şikayetlerin birlikte incelenerek varılacak uygun sonuç çerçevesinde tek bir kararla sonuçlandırılması, birbiriyle çelişik hükümlerin engellenmesi, bir dosyada verilen kararın diğer dosyanın sonucunu etkileme olasılığından ve sıra cetveline ilişkin özel usul hükümlerinden kaynaklanan bir zorunluluktur. Aynı sıra cetveline yönelik farklı şikayetler hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması, kararların infazında da şüphe ve tereddütlere neden olabileceğinden, uyuşmazlıkların uzun süre devam etmesine yol açabilir. Bu durumda, mahkemece, HMK’nın 166/4. maddesi uyarınca, her iki şikayetin birbiriyle bağlantılı olduğunun kabulü ile birleştirme kararı verilmesi gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir.”
(Yargıtay 23. HD, E: 2015/3489, K: 2015/5364, T: 09.07.2015)

Son olarak değinilmesi elzem olan konu; eğer işçinin, işçi alacaklarına dair iflastan önce iş mahkemesinde açılmış bir alacak davası varsa işverenin iflası halinde akıbetin ne olacağı hususudur. Bu da yine aşağıda paylaşılacak olan bir içtihatla desteklenecektir.

“Bu durum karşısında iş mahkemesinde görülmekte olan, işçi alacaklarına yönelik dava sırasında, işverenin iflası halinde, İİK’nun 194. maddesi uyarınca, davaya iş mahkemesinde devam edileceği, işçi alacaklarına ilişkin dava açılmadan önce işverenin iflası halinde ise, yukarıda belirtilen şekilde hareket ile alacağın iflas masasına kaydedilmemesi halinde, Asliye Ticaret Mahkemesinde sıra cetveline itiraz davası (kayıt kabul davası) açılması gerekir.”
(Yargıtay 9. HD, E: 2010/41382, K: 2011/901, T: 25.01.2011)

Buradan da anlaşılacağı üzere eğer yukarıda bahsedildiği gibi bir durum söz konusu ise işçinin alacaklarına yönelik iş mahkemesinde açılan dava kayıt kabul davasına dönüşecektir. Fakat işçi alacaklarına yönelik dava açılmadan önce işveren iflas etmiş olursa, bu durumda dönüşecek bir alacak davası bulunmayacak ve dolayısıyla sıra cetveline ilişkin olası bir yanlışlık olması halinde Asliye Ticaret Mahkemesinde kayıt kabul davası açılacaktır.
Yukarıda Yargıtay kararları ışığında iflas ve sıra cetveline ilişkin bazı soru işaretleri giderilmeye çalışılmıştır. Konunun kritikliği ve açılacak davaların niteliği gereği iflas kurumu oldukça hassas bir kurum olduğundan ilgili tüm durumlarda bir uzmana danışılarak hareket edilmesi tavsiyelerimiz dahilindedir.

Stj. Av. Dilara AÇIKEL & Av. Bilge İŞ & Av. Selçuk ENER

GİZLİ AYIBIN VARLIĞININ FARKINA VARILDIĞI ANDA, HER SOMUT OLAYA GÖRE AYRI AYRI DEĞERLENDİRİLMEK ÜZERE, AYIBIN DERHAL KARŞI TARAFA BİLDİRİLMEMESİ AYIPLI MALIN ALICI TARAFINDAN KABULÜ ANLAMINA GELİR.

13. Hukuk Dairesi         2020/800 E.  ,  2020/4175 K.

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar; Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, … A.Ş. Ümraniye Sanayi Şubesi, … ve … İnş. ve Yapı Malz. San. ve Tic. Ltd. Şti. avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalılar ile ‘’… Konakları’’ projesi B9 Blok 3 numaralı daireye ilişkin olarak gayrimenkul satış vaadi ve borçlanma sözleşmesi düzenlediklerini, taşınmazı …’nden kredi kullanmak sureti ile 295.685,14 TL’ye satın aldığını, dairenin teslim tarihinin 31.12.2007 olarak belirlendiğini ve yüklenicinin bu tarihi 6 ay daha uzatabileceğinin kararlaştırıldığını, teslim tarihinin üzerine 6 aylık ek sürenin geçmesine rağmen taşınmazın daha da geç bir tarih olan 02.08.2008 tarihinde teslim edildiğini, 1 ay 2 günlük bir gecikme olduğunu, 6 aylık uzatmaya ilişkin hükmün haksız şart niteliğinde olduğunu ve gecikmeden kaynaklı cezai şartın 31.12.2007 tarihinden itibaren hesaplanması gerektiğini, taşınmaz geç teslim edildiği gibi taşınmazda ve ortak alanlarda eksikler ve kusurlar mevcut olup, ayıpların davalılarca gizlendiğini beyan ederek; taşınmazın geç teslimi nedeni ile sözleşme çerçevesinde hesaplanacak cezai şart tazminatının teslim tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte şimdilik 1.000,00 TL’nin ödenmesine, ayıpların davalılar tarafından giderilmesine, ortak alanların kullanılamamasından kaynaklanan zararın teslim tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte şimdilik 9.000,00 TL’nin ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar, davacıya tam ve eksiksiz olarak dairesinin teslim edildiğini, ayıp ve eksik bulunmadığını, kaldı ki, ayıp ihbar mükellefiyetinin de süresinde yerine getirilmediğini savunarak davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, bozmaya uyularak; davacının geç teslime ilişkin cezai şart davasının kısmen kabulü ile, 591,22 TL gecikme tazminatının 19/05/2007 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar … İnş. ve Yapı Malz. San. Tic. Ltd. Şti., davalı …, davalı …. Emlak Gıda paz. Ltd. Şti, TOKİ ve … Ümraniye Sanayi Sitesi Şubesi’nden (…’ın sorumluluğu %73 oranında müteselsilen olmak üzere) müteselsilen alınarak davacıya iadesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının ayıplı ifadan dolayı meydana gelen değer kaybı davasının kabulü ile, 9.000,00 TL’nin 19/05/2007 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar … İnş. Ve Yapı Malz. San. Tic. Ltd. Şti., davalı …, davalı …. Emlak Gıda paz. Ltd. Şti, TOKİ ve … Ümraniye Sanayi Sitesi Şubesi’nden(…’ın sorumluluğu %73 oranında müteselsilen olmak üzere) müteselsilen alınarak davacıya iadesine, davalı … İnş. İnş. Yapı Tic. Ltd. Şti. hakkında açılan davanın açılmamış sayılmasına, karar verilmiş; hüküm, davalılar Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, … A.Ş. Ümraniye Sanayi Şubesi, … ve … İnş. ve Yapı Malz. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava, satış esnasında sunulan projede ve tanıtımlarda belirtilen ancak bunlara uygun olarak yapılmayan veya eksik yapılan işler nedeni ile davacının satın aldığı konutta oluşan değer kaybının ödetilmesi talebine ilişkindir.

Davalılar, ayıp ve eksik bulunmadığını, ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını bildirerek, davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.

Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4077 sayılı TKHK.’nun 4. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre; tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde açık ayıpları satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.

Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da gizli ayıpların ne kadar sürede satıcıya ihbar edileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Öyle olunca, 4077 sayılı TKHK’nun 30. maddesi gereğince, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, genel hükümlere göre uyuşmazlığın çözümü gerekli olduğundan, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı TBK.’nun bu konudaki 223. maddeye göre, (818 sayılı BK’nun 198.maddesi), alıcı, teslim aldığı malı işlerin olağan akışına göre, imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp gördüğü zaman bunu satıcıya uygun süre içinde ihbar etmekle yükümlüdür. Bunu ihmal ettiği takdirde, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirme ile meydana çıkarılamayacak bir ayıp bulunması halinde, bu ayıp sonradan meydana çıkarsa, bu durumu da hemen satıcıya bildirmediği takdirde yine satılanı bu ayıp ile birlikte kabul etmiş sayılır. O halde, gizli ayıpların, dava zamanaşımı süresi içinde ve ayıp ortaya çıktıktan sonra hemen (dürüstlük kuralına uygun olan en kısa sürede), ihbar edilmesi; ayıbın açık mı, yoksa gizli mi olduğunun tayininde ise, ortalama (vasat) bir tüketicinin bilgisinin dikkate alınması, gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacının 19.5.2007 tarihinde satın aldığı bağımsız bölümün davacıya 02.08.2008 tarihinde teslim edildiği ve 28.10.2009 tarihinde de eldeki bu davanın açıldığı dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır.

Hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporunda ve mahkemece “gizli ayıp”lı olarak belirtilen imalatlar ile ilgili olarak; “gizli ayıp” olarak nitelendirilen (taşınmazın ortak alanlarının farklı noktalarında görülen su sızıntıları, tavan ve duvarlarda rutubet ve kabarmalar, bina yürüyüş yolları ve yeşil alanlarda görülen çökmeler ve diğer gizli ayıplı olduğu belirtilen hususlar..) ayıplar yönünden kullanım ve mevsimlerdeki …, kar, güneş ve ısı durumları dikkate alınarak ne zaman oluştuğu ya da oluşacağı ve bunu normal vasıflardaki tüketicinin ne zaman farkedebileceği ile bağımsız bölümün teslim tarihi de göz önünde bulundurularak yasal süresi içinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı hususlarına yeterince yer verilmediği anlaşılmaktadır. Yine TBK’nun 223 (BK’nun 198. maddesi) hükmü ile gizli ayıplar yönünden kendisine yüklenen “hemen ihbar” mükellefiyetini yerine getirip getirmediğini ispat yükü davacıdadır. Hal böyle olunca mahkemece, hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişi heyetinden “gizli ayıp” olarak nitelendirilen imalatlara ilişkin ayıpların tek tek neler olduğunun belirlenerek, ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı hususunda ayıpların niteliği ve ortaya çıktıkları (kullanım ve mevsimlerdeki …, kar, güneş ve ısı durumları dikkate alınarak bu ayıpların ne zaman oluştuğu ya da oluşacağı ve bunu normal vasıflardaki bir tüketicinin ne zaman farkedebileceği) zaman dilimi ve tarafların delilleri dikkate alınarak taraf ve yargı denetimine esas gerekçeli ek rapor tanzimi sağlanarak ve yine bilirkişi tarafından ”açık ayıp”olarak nitelendirilecek hususlarda da teslimden sonra 30 gün içerisinde davacı tarafça ayıp ihbarı yapılıp yapılmadığı araştırılarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken bu konuda gerekli inceleme ve araştırma yapılmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2-Bozma nedenine göre davalıların, (kararı temyiz eden davalılar Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, … A.Ş. Ümraniye Sanayi Şubesi, … ve … İnş. ve Yapı Malz. San. ve Tic. Ltd. Şti.) sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

3-Davacı tarafça, cezai şart tazminatının ve ayıplar sebebiyle ortak alanların kullanılamamasından doğan zararların ”teslim” tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte iadesine karar verilmesi talep edilmesine rağmen mahkemece davacının talebi aşılarak sözleşme tarihi olan 19/05/2007 tarihinden itibaren faize hükmedilerek talepten fazlasına karar verilmiş olması eleştiri sebebi olup, karar diğer yönlerden bozulduğundan bozma nedeni yapılmamıştır.

SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davalılar Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, … A.Ş. Ümraniye Sanayi Şubesi, … ve … İnş. ve Yapı Malz. San. ve Tic. Ltd. Şti. yararına BOZULMASINA, 2.bentte açıklanan nedenlerle davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 164,00 TL harcın davalı-Toki’ye, 119,57 TL harcın davalı-…’a, 163,80 TL harcın davalı-… İnş. ve Yapı Malz. San. ve Tic. Ltd. Şti’ne, 134,60 TL harcın davalı-…’e iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 03/06/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

TACİR YARDIMCILARI VE ARALARINDAKİ FARKLAR

Ticari işletmenin faaliyet alanı ve iş hacmi tacirin işlerinde başka kişilerden yardım almasını gerektirebilir. Tacirin ticari işletmesi ile ilgili yardım aldığı bu kimselere tacir yardımcıları adını veriyoruz. Çalışma esaslarına göre tacir yardımcıları bağımlı tacir yardımcıları ve bağımsız tacir yardımcıları olarak ikiye ayrılır.

Bağımlı tacir yardımcıları; ticari temsilci, ticari vekil ve pazarlamacıdır.

Bağımsız tacir yardımcıları; acente, simsar ve komisyoncudur.

BAĞIMLI TACİR YARDIMCILARI

Bağımlı tacir yardımcıları, tacirin emir ve talimatları doğrultusunda işlerini yürütürler, çalışma saat ve usulleri tacir tarafından belirlenir ve sadece gerçek kişiler bağımlı tacir yardımcısı olabilir.

A-TİCARİ TEMSİLCİ

Ticari temsilci, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547-550 maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Ticari temsilci

I. Tanımı ve yetki verilmesi

MADDE 547- Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.

İşletme sahibi, ticari temsilcilik yetkisi verildiğini ticaret siciline tescil ettirmek zorundadır; ancak ticari işletme sahibinin ticari temsilcinin fiillerinden sorumluluğu, tescilin yapılmış olmasına bağlı değildir.

Ticari temsilci ataması tek taraflı irade beyanıyla olur. Kanun irade beyanını herhangi bir şekle tabii kılmamıştır. TBK’nın 547/2’ye göre temsilcilik yetkisini ticaret siciline tescil etmek zorunludur. Ticari temsilcinin atanmasından itibaren 15 gün içinde tescil yapılması gerekir. Ticari temsilcilik sıfatı tescil ile kazanılmaz yani tescil kurucu nitelikte değildir. Tescil 3. Kişileri durumdan haberdar etme amacı taşır.

II. Temsil yetkisinin kapsamı

MADDE 548- Ticari temsilci, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili sayılır.

Ticari temsilci, açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz.

TBK’nın 548/1 fıkrasında ticari temsilci işletmenin gayesine uygun her türlü işlemleri yapmaya yetkilidir. Kambiyo taahhüdünde bulunabilir, taşınmaz satın alabilir, ticari vekil atayabilir. TBK’nın 548/2 fıkrasında ise ticari temsilci özel olarak açıkça yetkili kılınmadıkça işletmeye ait taşınmazları devredemez ve bir hak ile sınırlayamaz.

III. Temsil yetkisinin sınırlandırılması

MADDE 549- Temsil yetkisi, bir şubenin işleriyle sınırlandırılabilir.

Temsil yetkisi, birden çok kişinin birlikte imza atmaları koşuluyla da sınırlandırılabilir. Bu durumda, diğerlerinin katılımı olmaksızın temsilcilerden birinin imza atmış olması, işletme sahibini bağlamaz.

Temsil yetkisine ilişkin yukarıdaki sınırlamalar, ticaret siciline tescil edilmedikçe, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm doğurmaz.

Temsil yetkisine ilişkin diğer sınırlamalar, tescil edilmiş olsalar bile, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez

Ticari temsilcinin yetkileri 549. Maddeye göre bir şubenin işleriyle veya birlikte temsil şeklinde sınırlamak mümkündür. Ticari temsilciye ilişkin sınırlamaların tescil edilmesi gerekir. Tescil edilmemesi durumunda iyiniyetli 3. Kişilere karşı temsil yetkisinin sınırlanması hüküm doğurmaz.

IV. Temsil yetkisinin sona ermesi

MADDE 550- Temsil yetkisinin verildiği ticaret siciline tescil edilmemiş olsa bile, sona erdiği tescil edilir.

Temsil yetkisinin sona erdiği ticaret siciline tescil ve ilan edilmediği sürece, bu yetki iyiniyetli üçüncü kişiler için geçerliliğini korur.

Temsil yetkisi azil, istifa, tacirin iflası veya ticari temsilcinin ölümü gibi hallerde sona erer. Temsil yetkisinin tescili zorunlu olduğu için temsil yetkisinin sona ermesi durumunda ticaret sicilindeki tescilin silinmesi gerekir.

B-TİCARİ VEKİL

Ticari vekil 6098 sayılı kanunun 551. Maddesinde düzenlenmiştir.

B. Ticari vekil

MADDE 551- Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir.

Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez.

  • Ticari vekil, kendisine ticari mümessil sıfatına sahip olmaksızın bir ticari işletmenin mutat bütün işlerini veya belirli işlerini yönetmek üzere atanan tacir yardımcısıdır.
  • Ticari vekil, işletme sahibi tarafından ya da ticari temsilci tarafından atanabilir.
  • Ticari vekillerin ticaret siciline tescil ve ilan edilmezler.
  • Ticari vekilin yetkisi işletmenin olağan işleriyle sınırlıdır.
  • Ticari vekil özel yetkiyle; ödünç ve kredi alabilir, kambiyo taahhüdünde bulunabilir, dava açabilir, açılmış davayı takip edebilir.

C-PAZARLAMACI

Pazarlamacılık sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 448-460 maddeleri arasında düzenlenmiştir.

MADDE 448- Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.

  • Pazarlamacı ticaret merkezi dışında tacir adına işlem yapmak üzere görevlendirilir.
  • Tacire hizmet sözleşmesiyle bağlı olup, ticari işletme ürün ve hizmetlerinin pazarlamasına yardımcı olur.
  • Aksine yazılı anlaşma olmadıkça pazarlamacı, sadece işlemlere aracılık etmeye yetkilidir.
  • Pazarlamacıya 3. Kişilerle işlem yapmak için yetki belgesi verilir.
  • Pazarlamacı tacir adına 3. Kişilerle sözleşme yapma ve bu sözleşmelerle ilgili ücret tahsil etme yetkisi sahiptir. Tacir pazarlamacının temsil yetkisini sona erdirirse durumu ticaret siciline tescil ve ilan edilemeyeceğinden mektup, sirküler göndermek suretiyle 3. Kişilere bildirmesi gerekir. 
  • Ayrıca pazarlamacıya verilen yetki belgesi de geri alınmalıdır. Aksi takdirde bu işlemlerden tacir sorumlu olur.

BAĞIMSIZ TACİR YARDIMCILARI

Bağımsız tacir yardımcıları tacirden emir ve talimat almazlar. Çalışma saat ve usullerini kendileri belirlerler. Çoğunun kendine ait işletmesi bulunur. Gerçek veya tüzel kişilerden oluşabilir.

A-ACENTE

Acente, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 102-123 maddeleri arasında düzenlenmiştir.

MADDE 102- (1) Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.

Acentelik sözleşmesinin yapılması herhangi bir şekil şartına tabi değildir. Acente; aracılık yapan acente ve işletme adına sözleşme yapan acente olarak iki türde görülür. Acenteye tacir adına sözleşme yapma yetkisi tanınmak isteniyorsa, bu yetkinin yazılı şekilde verilmesi ve belgenin acente tarafından tescil ve ilan edilmesi gerekir.

Acentenin Unsurları

Bir aktin varlığı: Acente ile tacir arasında bu akit yazılı olacağı gibi sözlü de olabilir.

Faaliyet alanı: Acente muayyen bir yer ya da bölgede aracılık etmelidir.

Faaliyetlerde Süreklilik: Acente faaliyetlerini sürekli bir şekilde icra etmelidir.

Tacire Tabi olmama

Meslek Edinme

Acentenin Hakları

1)Tekel hakkı(inhisar): Tacir acentenin faaliyette bulunduğu yerde acentesinin yazılı izni olmadan bir başka acenteyi atayamaz.

2)Ücret isteme hakkı: Acente, tacir adına olumlu sonucun doğduğu zamanda ücrete hak kazanır.

3)Hapis hakkı: Acente, tacirdeki tüm alacakları kendisine ödeninceye kadar acentelik sözleşmesi nedeniyle zilyetliğinde bulunan tacire ait menkul eşya ve kıymetli evrak üzerinde hapis hakkı kullanabilir.

4)Olağanüstü masrafları talep hakkı: Acente yalnızca olağanüstü giderlerini ve avansları isteyebilir. Olağan giderlerini talep edemez.

Acentenin Borç ve Yükümlülükleri

a) Acente, aksi yazılı olarak kararlaştırılmadıkça aynı konuda faaliyet gösteren birden çok işletme hesabına aracılık ve akit yapamaz.

b) Acente, sözleşme uyarınca kendisine bırakılan bölge ve ticaret dalı içinde, tacirin işlerini görmekle ve menfaatlerini korumakla yükümlüdür.

c) Tacirin işlerini yaparken gerekli dikkat ve özeni göstermelidir.

d) Acente, taciri yapılan işlerle ilgili bilgilendirmeli ve gereken hallerde onu uyarmalıdır.

e) Tacir ad ve hesabına tahsil ettiği parayı veya satın aldığı malı zamanında iade etmelidir.

Tacirin Acenteye Karşı Borç ve Yükümlülükleri

a) Mallarla ilgili belgeleri vermek.

b) Acentelik sözleşmesinin yerine getirilmesi için gerekli olan hususları ve özellikle iş hacminin acentenin normalde bekleyebileceğinden önemli surette düşük olabileceğini bildirmek.

c) Acentenin yaptığı işleri kabul edip etmediğini ya da yerine getirip getirmediğini uygun bir süre içinde bildirmek.

d) Acentenin istemeye hak kazandığı ücreti ödemek.

e) Ücret, avans ve olağanüstü giderler hakkında faiz ödemek.

Acentenin Temsil Yetkisi

Acenteye tacir tarafından sözleşme yapma yetkisi yazılı olarak verilmelidir. Bu geçerlilik şartıdır. Yetki belgesinin acente tarafından tescil ve ilan ettirilmesi gerekir.

Acente, yetkisi olmadan tacir adına sözleşme yaparsa, tacir sözleşmenin yapıldığını öğrenince icazet verebilir; vermediği takdirde acente yapılan işlemle kendisi sorumlu olur.

Acenteye verilen temsil yetkisinin sınırlandırılmasının iyiniyetli 3. kişilere karşı ileri sürülebilmesi için bunların tescil ve ilan edilmesi gereklidir.

Taciri mahkemede temsil yetkisi vardır.

Acentelik Sözleşmesinin Sona Ermesi

  • Sözleşmede herhangi bir süre kararlaştırılmışsa bu sürenin dolmasıyla,
  • Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri 3 ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir.
  • Haklı neden var ise her zaman sözleşme ihbar süresine uymadan feshedilebilir.
  • Aksi sözleşmeden veya işin niteliğinden anlaşılmadıkça acentelik, taraflardan birinin ölümü, iflası, ehliyetini kaybetmesiyle son bulur.

Denkleştirme İstemi

TTK madde 122 de düzenlenmiştir.

MADDE 122: (1)Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra;

a)Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa,

b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve

c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.

(4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir.

Rekabet Yasağı Anlaşması (TTK m. 123)

Acentenin, işletmesine ilişkin faaliyetlerini, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonrası için sınırlandıran anlaşmanın yazılı şekilde yapılması ve anlaşma hükümlerini içeren ve müvekkil tarafından imzalanmış bulunan bir belgenin acenteye verilmesi gerekir.

Rekabet yasağı anlaşması en çok ilişkinin bitiminden itibaren 2 yıllık süre için yapılabilir.

Rekabet yasağı anlaşması acenteye bırakılmış olan bölgeye veya müşteri çevresine ve kurulmasına aracılık ettiği sözleşmelerin taalluk ettiği konulara ilişkindir.

Müvekkilin bu anlaşma karşılığında acenteye uygun bir tazminat ödemesi gerekir.

Müvekkil sözleşme ilişkisinin sona ermesine kadar rekabet sınırlamasının uygulanmasından yazılı olarak vazgeçebilir.

Taraflardan biri, diğer tarafın kusurlu davranışı sebebiyle haklı sebeplerle sözleşme ilişkisini feshederse, fesihten itibaren 1 ay içinde rekabet sözleşmesiyle bağlı olmadığını diğer tarafa yazılı olarak bildirebilir.

B-KOMİSYONCU

Komisyonculuk genel olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiştir. Komisyonculuğun bir alt türü olan taşıma işleri komisyonculuğu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir.

TBK m. 532:

Alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlendiği sözleşmedir.

Komisyoncu kendi adına müvekkil hesabına hareket eder. Tacirle arasındaki ilişki dolaylı temsil ilişkisidir.

Komisyoncunun 3. kişilerle yapmış olduğu işlemlerden ötürü ortaya çıkan hak ve borçlar komisyoncuya aittir.

Müvekkil ile arasındaki ilişki geçicidir.

Komisyon sözleşmesinde boşluk olan hallerde vekalet sözleşmesi hükümleri uygulanır.

Hakları

  • Ücret isteme hakkı
  • Olağan ve olağanüstü giderleri talep hakkı
  • Hapis hakkı

Borç ve Yükümlülükleri

Aktin yapılması ve icrası: Komisyoncu aktin yapılmamasından dolayı sorumlu tutulamaz. Ancak bu durum ücret almasını engeller.

Müvekkili bilgilendirme ve menfaatlerini koruma: Komisyoncu, yaptığı iş hakkında vekalet vereni bilgilendirmek ve özellikle talimatının yerine getirildiği kendisine hemen bildirmekle yükümlüdür.

Komisyon Akdinin Sona Ermesi

  • Komisyoncuya verilen işin görülmesi
  • Komisyoncunun azli ya da istifası
  • Taraflardan birinin ölümü, iflası, medeni haklarını kullanma ehliyeti kaybetmesi

Komisyonculuk sözleşmesinden doğan talepler için zamanaşımı süresi 5 yıldır.

Taşıma İşleri Komisyonculuğu

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 917. maddesinde düzenlenmiştir.

Taşıma işleri komisyonculuğu sözleşmesi ile komisyoncu eşya taşıtmayı üstlenir.

Sözleşme ile gönderen, kararlaştırılan ücreti ödeme borcu altına girer.

Taşıma işleri komisyonculuğu bir ticari işletme faaliyetidir.

Kişi ücret karşılığında kendi adına ve müvekkil hesabına eşya taşıtmayı meslek edinmiş olan kişidir.

C-SİMSAR

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 520. maddesinde düzenlenmiştir.

TBK 520:

Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir.

Simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete ilişkin hükümler uygulanır.

Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. 

  • Simsar aracılık yapar
  • Tacir ile arasındaki ilişki geçicidir.
  • Simsar tarafların çıkarlarını korumalıdır.
  • Tarafsızlığını ihlal eden simsar, ücret ve masraf isteme hakkını kaybeder.
  • Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.
  • Simsarlıktan doğan davalarda zamanaşımı süresi 5 yıldır.
  • Simsarın ücret talep etme hakkı, taraflar arasında sözleşmenin yapılmasıyla doğar.
  • Simsar kural olarak yaptığı masrafları isteyemez. Aksine sözleşme mümkündür.

Simsarlığın Sona Ermesi

  • Verilen işin herhangi bir nedenle sona ermesi
  • Taraflardan birinin ölümü, iflası, medeni haklarını kullanma ehliyetini
  • Süre öngörülmüş ise sürenin dolması

BAĞIMLI TACİR YARDIMCILARI İLE BAĞIMSIZ TACİR YARDIMCILARI ARASINDAKİ FARKLAR

  • Bağımlı tacir yardımcıları, tacirin emir ve talimatları ile hareket ederken, bağımsız tacir yardımcıları bağımsızdır ve kural olarak tacirden emir ve talimat almazlar.
  • Bağımsız tacir yardımcıları tacir hesabına fakat kendi adına hareket ederken, bağımlı tacir yardımcıları tacir adına ve hesabına hareket ederler.
  • Bağımlı tacir yardımcılarının ayrı bir işletmesi yok iken, bağımsız tacir yardımcılarının çoğunun ayrı bir işletmesi bulunur.
  • Bağımlı tacir yardımcılarının çalışma saat ve usulleri tacir tarafından belirlenir iken, bağımsız tacir yardımcıları çalışma saat ve usullerini kendileri belirler.
  • Bağımlı tacir yardımcıları sadece gerçek kişilerden oluşurken, bağımsız tacir yardımcıları hem gerçek hem de tüzel kişilerden oluşur.

Stj. Av. Ahmet GÜLLÜK & Av. Selçuk ENER

TİCARET UNVANI SEÇERKEN NELERE DİKKAT ETMEK GEREKİR

Her tacir, ticari işletmesi ile ilgili işlemleri, ticaret unvanı ile yapmak ve işletmesi ile ilgili senetlerde ve diğer belgelerde bu unvanı kullanmak zorundadır. Yani ticaret unvanı, tacirin ticari işletmesi için yaptığı işlemlerde kullandığı, ticari işletmeyi diğer ticari işletmelerden ayırmaya yarayan addır.

            Ticaret unvanının tescil edilmesi zorunludur. Her tacir, ticari işletmenin açıldığı günden itibaren on beş gün içinde, ticari işletmesini ve seçtiği ticaret unvanını, işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirir. Merkezi Türkiye’de bulunan ticari işletmelerin şubeleri de bulundukları yerin ticaret siciline tescil ve ilan olunur. Merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri, kendi ülkelerinin kanunlarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, yerli ticari işletmeler gibi tescil olunur.

            Peki ticaret unvanının şekli nasıl olmalıdır? Bu durum hem gerçek kişi hem de tüzel kişiler açısından farklılık arz etmektedir. Öncelikle gerçek kişiler açısından inceleyecek olursak; gerçek kişi tacir ticaret unvanında kendi adı ve soyadını kısaltmadan TTK’ya uygun eklerle birlikte kullanabilir. Tüzel kişilerde ise şirket türüne göre ticaret unvanının şekli değişmektedir. Kollektif şirketin ticaret unvanı, bütün ortakların veya ortaklardan en az birinin adı ve soyadıyla şirketi ve türünü gösterecek bir ibareyi içerir. Anonim, limited ve kooperatif şirketler, işletme konusu gösterilmek ve 46. madde hükmü(Ekler) saklı kalmak şartıyla, ticaret unvanlarını serbestçe seçebilirler. Ticaret unvanlarında, “anonim şirket”, “limited şirket” ve “kooperatif” kelimelerinin bulunması şarttır.

            Türk Ticaret Kanunumuzun 46. maddesi ticaret unvanına yapılabilecek eklerin nasıl olması gerektiğini düzenlenmiştir. Tacirin kimliği, işletmesinin genişliği, önemi ve finansal durumu hakkında, üçüncü kişilerde yanlış bir görüşün oluşmasına sebep olacak nitelikte bulunmamak, gerçeğe ve kamu düzenine aykırı olmamak şartıyla; her ticaret unvanına, işletmenin özelliklerini belirten veya unvanda yer alan kişilerin kimliklerini gösteren ya da hayalî adlardan ibaret olan ekler yapılabilir. “Türk”, “Türkiye”, “Cumhuriyet” ve “Millî” kelimeleri bir ticaret unvanına ancak Cumhurbaşkanı kararıyla konabilir.

            Her şube, kendi merkezinin ticaret unvanını, şube olduğunu belirterek kullanmak zorundadır. Bu unvana şube ile ilgili ekler yapılabilir.

            Ticaret unvanı işletmeden ayrı olarak başkasına devredilemez. Bir işletmenin devri, aksi açıkça kabul edilmiş olmadıkça, unvanın da devri sonucunu doğurur. Devir hâlinde devralan, unvanı aynen kullanma hakkına sahiptir.

            Ticaret unvanının, ticari dürüstlüğe aykırı biçimde bir başkası tarafından kullanılması hâlinde hak sahibi, bunun tespitini, yasaklanmasını; haksız kullanılan ticaret unvanı tescil edilmişse kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini, tecavüzün sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, gereğinde araçların ve ilgili malların imhasını ve zarar varsa, kusurun ağırlığına göre maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Maddi tazminat olarak mahkeme, tecavüz sonucunda mütecavizin elde etmesi mümkün görülen menfaatinin karşılığına da hükmedebilir.

            İşletme adı ise; işletme sahibi ile ilgili olmaksızın doğrudan doğruya işletmeyi tanıtmak ve benzer işletmelerden ayırt etmek için kullanılan adların da sahipleri tarafından tescil ettirilmesi gerekir. Tacirlerin işletme adı kullanması zorunlu değildir ancak işletme adı kullanılıyor ise bunun da tescil edilmesi gerekmektedir.

HAKSIZ FİİLDEN KAYNAKLANAN TAZMİNAT

T.C.

YARGITAY

7. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/4902

K. 2009/5522

T. 24.11.2009

.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyada belgeler okundu. Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:

KARAR : Dava haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, davalı İSKİ yönünden yargı yolu bakımından davaya bakmakla görevli olmadığı gerekçe gösterilerek davanın görev yönünden reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine ve tarafların sıfatına uygun düşmemiştir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 18. maddesi hükmünde, kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, Vilayet, Belediye gibi kamu tüzel kişilikleri tarafından kurulan teşekkül ve müesseselerin dahi tacir sayılacakları belirtilmiş, aynı Kanunun 12/11 maddesi hükmünde de; su, gaz, elektrik dağıtım, telefon, radyo ile haberleşme ve yayın yapma gibi işlerle uğraşan müesseselerin ticarethane sayılacakları hükme bağlanmıştır.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı, müstakil bütçeli, kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluş olarak 2560 Sayılı Kanun’la kurulmuş olan davalı İSKİ Genel Müdürlüğü’nün anılan Kanun hükümlerine göre Genel Kurul, Yönetim Kurulu, Denetçiler ve Genel Müdürlükten oluşan organları vasıtasıyla yönetilmesi, yıllık faaliyet ve yatırımlarının bilançolarla belirlenip, bütçesinin Kamu İktisadi Teşekküllerinde uygulanan bütçe formülüne göre düzenlenmesi ve genel kurul onayına sunulması, yönetim ve denetim kurullarının Genel Kurul kararıyla ibra edilmesi, işlemlerinin 2886 sayılı Devlet İhale, 1050 sayılı Muhasebei Ummiye Kanunları ile bunların ek ve tadillerine tabi olmaması, alım, satım ve ihalelerinde uygulanacak esas ve usullerin ayrı bir yönetmelikle belirlenmesi dikkate alındığında özel hukuk hükümlerine göre idare edilen bir kamu kuruluşu olduğunu kabul etmek gerekir.

Yukarıda açıklanan hükümler dikkate alındığında, tacir sayılan ve faaliyetlerini özel hukuk hükümlerine göre yürüten davalı İSKİ Genel Müdürlüğü aleyhine açılacak davaların adli yargı yerinde görülmesi gerektiği kuşkusuzdur. Verilen hizmetin kamu hizmeti olması bu olguyu değiştirecek bir neden değildir.

SONUÇ : Hal böyle olunca, mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, davalı İSKİ yönünden de davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı bir şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğ ünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin ödenen 82,80.-TL. harcın istek halinde davacı tarafa iadesine, 24.11.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

TACİRLER ARASINDAKİ İHTİLAF HAKSIZ FİİLDEN DAHİ KAYNAKLI OLSA TİCARİ FAİZ İSTENEBİLİR

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 4215/4399 T. 25.12.2006

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafça istenilmiş olup, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla; dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, raportör üyenin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:

KARAR : 1- Dava, niteliği ve içeriği itibarıyla tacir yada tacir sayılan taraflar arasında haksız fiilden kaynaklanan ecrimisil tazminatı alacağının tahsili için başlatılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine, tarafların sıfatına, dosya kapsamında toplanan delillere uygun düşmemiştir.

Toplanan ve değerlendirilen delillerden davalı şirketin davacı kurumun kiracısı iken Ankara Onuncu Sulh Hukuk Mahkemesinin 2002/87-383 Esas ve Karar sayılı ilamı ile kiralanandan tahliyesine karar verildiği ve verilen kararın 25.12.2001 tarihinde kesinleştiği, davalı şirketin bu tarihten itibaren taşınmazı haksız olarak işgal eden konumuna düştüğü ve ecrimisil tazminatı ödemeye başladığı, davacı kurumun Ankara Onuncu İcra Müdürlüğünün 2003/13200 takip sayılı dosyasında 56.546.598.121 TL ecrimisil tazminatı asıl alacak ve 11.574.938.914 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 68.121.537.035 TL alacağın asıl alacağa uygulanacak %64 oranındaki temerrüt faizi ile birlikte tahsili için 21.11.2003 günü icra takibine başladığı, davalı şirketin süresi içinde asıl alacağın 20.000.000 TL’si ile 11.574.938.914 TL işlemiş faize itiraz ettiği ve itiraz edilen bu alacak yönünden takibin durdurulduğu anlaşılmaktadır. Davacı kurum, itiraz edilen 20.000.000 TL asıl alacak ve 11.574.938.914 TL işlemiş faiz alacağına yönelik itirazın iptali için görülen davayı açmıştır.

3095 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasında, bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlunun, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1. maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecbur olduğu açıklandıktan sonra aynı maddenin ikinci fıkrasında, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizinin bu oran üzerinden istenebileceği, söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oranın geçerli olacağı belirtilmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesi hükmüne göre de, tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde, avans faizi istenebilmesi için borçlunun tacir olması ve borcun da ticari işletmesi ile ilgili bulunmasının yeterli olduğu, alacaklının da tacir olmasının gerekmediği, alacaklının haksız eylem dahil her türlü nedenden kaynaklanan alacakları için tacir olan borçludan avans faizi oranında temerrüt faizi isteme hakkının bulunduğu sonucuna varılmaktadır.

Davaya konu olaya gelince; davalı borçlu şirket tacirdir. Haksız işgal edilen taşınmazın davalı şirketin ticari işletmesi ile ilgili olarak kullanıldığı tartışmasızdır. Bu olgu ve az yukarıda açıklanan hukuki olgular dikkate alındığında, davacı kurumun alacağına 3095 sayılı Kanun’un 2. maddesi hükmüne göre avans faizi oranında temerrüt faizi uygulanmasını isteme hakkı bulunmaktadır. Ne var ki, davacı kurum icra takibinde daha azını ve %64 oranındaki reeskont faizi uygulanmasını istemiştir.

SONUÇ : Hal böyle olunca, mahkemece 20.000.000 TL asıl alacak ile birlikte, reeskont faiz oranına göre hesaplanan işlemiş faiz alacağına yönelik davalı itirazının iptaline karar verilmesi gerekirken yasal faize göre hesap yapan bilirkişi raporu esas alınarak ve itiraz edilen 20.000.000 TL asıl alacak yönünden de dava açıldığı gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), peşin alınan harcın istek halinde davacı tarafa iadesine, 25.12.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.