YERLEŞİK YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA MUVAZAA VE ORGANİK BAĞIN VARLIĞI HALİNDE “KARDEŞ ŞİRKET”E YAPILACAK HACİZ

Alacağın tahsilinde, borçlunun haczedilebilecek bir malvarlığının olması her zaman mümkün olamayabiliyor. Borçlunun gerçek kişi olması ile tüzel kişi olması, burada haczedilebilecek malvarlığına ulaşılabilmesi açısından fark yaratabiliyor. Zira borçlunun gerçek kişi olması durumunda sadece borçlunun sahip olduğu malvarlığı haczedilebiliyorken, borçlunun tüzel kişi olması durumunda, borçlu ile arasında organik bağ bulunan başkaca tüzel kişilere veya tüzel kişilik perdesinin aralanması ile ortaklara gidilerek söz konusu kişilerin malvarlığına da haciz konulabiliyor.

“…Kural olarak tüzel kişiler kendilerini oluşturan kişilerden bağımsız ayrı kişiler olup “sınırlı sorumluluk” ilkesi çerçevesinde hukuki işlemlerde taraf olurlar. Kimi zaman sözleşme ve kanundan doğan borç ve yükümlülüklerden kurtulabilmek için tüzel kişiliğin araç olarak kötüye kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bunun engellenebilmesi amacıyla doktrinde “perdenin aralanması” teorisi geliştirilmiş, zaman içerisinde Yargıtay uygulamalarında da bu teori benimsenmiştir. Perdenin aralanması ile şirket kurucusu gerçek kişilerin sorumluluğuna gidilebildiği gibi, aynı şirketler içerisinde yer alan …şirketler arasında da sorumluluğun gerçekleştiğinin kabulü sağlanabilir…”

(Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2016/2671 E. 2016/3423 K.)

Bu yazıda borçlu tüzel kişi ile başka bir tüzel kişi arasında organik bağın varlığı halinde diğer şirkete de borcun tahsili için gidilebileceği üzerinde durulacaktır. Zira uygulamada bu durumla çok karşılaşılıyor olması açısından faydalı olacaktır.

Eğer şirketler arasında organik bağın varlığı gibi bir durum söz konusu ise alacaklı, borçlu ile arasında organik bağ olduğunu iddia ettiği 3. kişinin adresine hacze gider. Gidilen adreste 3. kişi menkuller üzerinde istihkak iddia eder ise alacaklı, icra dairesinin borçlunun haczin yapıldığını öğrenme tarihinden itibaren 7 gün içinde istihkak iddiasında bulunması üzerine icra dairesi tarafından kendisine verilen 3 günlük süre içerisinde, istihkak iddiasına karşı itiraz yoluna başvurur. 3. kişinin 7 günlük süre içerisinde istihkak iddiasında bulunmaması halinde aynı takipte istihkak iddiasında bulunma hakkını kaybeder. 

İstihkak iddiası sonrasında alacaklı tarafından 3 günlük sürede istihkak iddiasına itiraz edilmesi halinde icra dairesi dosyayı icra mahkemesine gönderir. İcra mahkemesi tarafında takibinin devamına karar verilmesi halinde, – ki bu karar kesindir, – bu kararın tebliği veya öğrenme tarihinden itibaren 7 gün içinde üçüncü kişi istihkak davası açmak zorundadır. 

Yeri gelmişken söylenmesi gerekir ki; tüzel kişi perdesinin kaldırılmasının istenmesi veya tüzel kişiler arasındaki organik bağın varlığının ispatından ziyade devir işleminin varlığı halinde devrin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak yapıldığı gerekçesiyle iptalinin talep edilmesi de başvurulacak yollar arasındadır. Fakat bunun olması için de bir devir işleminin gerçekleşmiş olması da gerekecektir. 

Konunun daha iyi anlaşılması açısından muvazaayı açıklamak gerekirse, “tarafların üçüncü kişileri aldatmak gayesiyle, gerçek iradelerine uygun olmayan ve hukukî sonuç doğurmasını istemedikleri bir görünüş meydana getirmek hususunda anlaşmalarıdır.” (Eren, F., Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 24. Baskı, Ankara 2019, s. 394).

Devir sözleşmesinin muvazaalı işlem olduğunu kanıtlamak çok zor değildir. Zira muvazaanın varlığını ileri süren üçüncü kişi alacaklının muvazaayı her türlü delille ispat edilebildiğini de belirtmek gerekir. Meselâ tüm malvarlığının yeni şirkete devredilmesi, yeni şirketin ortakları ile eski şirketin ortaklarının tamamen veya kısmen aynı olması yahut aralarında akrabalık ilişkisinin bulunması, yeni şirketin eski şirketin mali durumunun kötüleşmeye başlamasından sonra kurulması, aynı işyerini kullanması, aynı müşteri çevresine hitap etmesi, satıştan elde ettiği paraların hangi alacaklılara dağıtıldığının belli olmaması veya bu kişilerin gerçekten alacaklı olduklarının ispat edilememesi, bir taşınmazın kısa sürede birkaç defa el değiştirmesi gibi hususlar muvazaanın delili olabilir.

Borca batık şirketin malvarlığını veya bazı taşınır yahut taşınmazlarını paravan şirkete devretmesi halinde (İİK-277)’ye göre bir iptal davası açmak da mümkündür. İptal davasının şartları gerçekleşmişse bu yol muvazaa davasına göre daha tercih edilebilir bir yol olabilmektedir. Zira iptal davasının kapsamı daha geniş olduğu gibi muvazaaya göre ispat da çok daha kolaydır.

Organik bağın varlığının kabulü için Yargıtay tarafından kabul gören kriterler vardır. Bu kriterler tahdidi olmayıp örneklemedir. Ayrıca bu kriterlerin birkaçının bulunması yeterlidir.

Yargıtay’ın geliştirdiği kıstasları şu şekilde özetlemek mümkündür:

  • Borçlu şirkete ait bir kısım belgelerin davalı şirketin işyerinde bulunması,
  • Borçlu şirket ile davalı şirket arasında devir ilişkisinin olması,
  • İki şirketin aynı merkezden idare edilmesi,
  • Farklı şirketler kurularak, farklı tüzel kişiliklerin çatısı altında dolandırıcılık yapılması (borçlu şirket adına işlemler yapılması ve fakat bu şirketin içi boşaltılarak başka bir şirke tadına malvarlığı edinilmesi),
  • İki şirketin faaliyet alanlarının ve müşteri çevrelerinin aynı olması,
  • İki şirketin çalışanlarının önemli ölçüde aynı olması,
  • Şirket yöneticilerinin aynı olması,
  • Ortaklar arasındaki akrabalık ilişkisi,
  • Borçlu şirket temsilcisi ile davalı şirket temsilcisinin baba oğul olması,
  • Şirketler arasındaki iktisadi bütünlük,
  • Haciz mahalline gidildiğine borçlu şirket temsilcisinin kasada otururken görülmesi,
  • Borçlu şirketin levhasının haciz adresinin girişinde bulunması,
  • Tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıkların birbirine karışması,
  • Yetersiz sermaye ve özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli olarak üçüncü kişileri zarara uğratması,
  • Şirketler arasında muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması.

Bu kriterler aşağıda paylaşılacak olan bazı Yargıtay kararları ile de örneklendirilecektir.

Dava, çeke dayalı alacak istemine ilişkin olup, davacı tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak tüm davalıların çek bedelinden sorumlu tutulmasını istemiş, mahkemece, gerçek kişi davalı … dışındaki davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere TTK’daki sermaye şirketlerine ilişkin hükümler gözetildiğinde kural olarak sermaye şirketi ortaklarının şirket borçlarından dolayı şirket alacaklılarına karşı bir sorumluluğu bulunmamakta ise de, pay sahibinin şirket tüzel kişiliği ile özdeşmesi, şirket ortağının mal varlığı ile şirket tüzel kişiliğinin malvarlığının birbirlerine karışması, art niyetli ve hesaplı davranışlarla sırf sorumluluktan sıyrılmak amacıyla tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılması, ortağın şirketteki hakimiyetini kötüye kullanarak alacaklılara karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanmasının hakkın kötüye kullanılması mahiyeti taşıması, borçların ödenmesi sırasında şirket ortağı tarafından ayrılık prensibinin ileri sürülmesinin TMK’nın 2. ve 3. maddelerine aykırı olması gibi hallerin söz konusu olduğu durumlarda şirket ortağı aleyhine de tüzel kişilik perdesi aralanarak şirket borcundan dolayı sorumluluğuna gidilebilecektir. Başka bir anlatımla perdeyi aralama teorisiyle birlikte tüzel kişinin borcundan üyelerin, üyelerin borcundan tüzel kişinin özdeş kılınarak sorumlu tutulması mümkün olabilecektir. Bu durumda, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davalı …’nın durumu değerlendirilerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, davanın tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına dayandırıldığı, davalı …’nın ise bir gerçek kişi olduğu gerekçesiyle davalı … hakkındaki davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/5148 E,  2017/7084 K.)

Tüzel kişiliklerde mal ayrılığı ilkesi geçerli olup, tüzel kişinin malvarlığı onun ortaklarının ve onun yönetiminde bulunan organları oluşturan kişilerin ve kardeş ortaklıkların malvarlığından bağımsız ve ayrıdır. Eğer kişilik ve mal varlığı ayrılığı ilkesi uygulanmıyorsa yani malvarlıkları birbirine karışmışsa ve bu durumdan …. kişiler zarar görüyorsa, art niyetle ve hesabi davranışlarla sırf sorumluluktan kurtulmak amacıyla tüzel kişilik perdesi ardına sığınılmış ise bu durumda TMK’nin …. maddesi gereği şahıs ve mal ayrılığı ilkesi istisnaen uygulanmamaktadır.

(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/9387 E. ,  2018/2071 K.)

Sonuç olarak kısaca özetlemek gerekirse; alacaklıların borçlu şirketten alacaklarını tahsil edememeleri ve fakat borçlu şirketin ortaklarının yeni bir şirket yapısı ile ticarî faaliyetlerine devam etmeleri halinde uygulamada, en bilindik yol olan muvazaa yoluna müracaat edilmektedir. Fakat muvazaanın şartlarından olan borçlu şirket ile kardeş şirket arasında her zaman devir ilişkisi kurulmuş olma ihtimalinin olmaması nedeniyle her zaman bu yola başvurulması mümkün değildir. Bu durumda en sağlıklı yol tüzel kişilik perdesinin kaldırılması suretiyle veya organik bağ kavramından hareketle kardeş şirketin malvarlığına el atmak olarak görünmektedir. Pek çok olayda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile organik bağın şartları aynı anda gerçekleşmektedir. Her iki kurumun şartlarının birlikte gerçekleşmediği hallerde organik bağı ispat etmek daha kolaydır. Fakat tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluna gitmek bazı hallerde organik bağa göre daha avantajlı olabilmektedir. Zira bu yolla sadece kardeş şirketin malvarlığına değil, onun ortaklarının malvarlığına el atmak da mümkün olabilmektedir. Organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin aralanması müesseseleri muvazaa ile birlikte de bulunabilir. Hatta pek çok olayda muvazaalı bir işlem kaçınılmaz olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Av. Bilge İŞ & Av. Selçuk ENER

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.