AVUKATIN YARGI GİDERLERİNİ ÜSTLENMESİ, MESLEKTAŞLAR ARASINDA HAKSIZ REKABETE YOL AÇACAK OLMASI NEDENİYLE MESLEK ETİĞİNE AYKIRIDIR.

TTB Disiplin Kararı, E:2018/134, K:2018/445, T:27/04/2018

Şikâyetli avukat hakkında, “Masrafların kendisi tarafından karşılanacağı vaadi ile dava açtığı; şikâyetçilerin yeni, kendisinin önceki müvekkili ile yaptığı avukatlık sözleşmesinde avukatlık ücretinin %2 olarak kararlaştırılmasına rağmen, sonradan bu kısmı karalayarak müvekkilinden paraf almaksızın bu oranı %18 olarak değiştirdiği” iddiası üzerine başlatılan disiplin kovuşturmasında, eylem sabit görülerek ceza tayin edilmiştir.

Şikâyetli önceki savunmalarında özetle; aynı katta komşusu tarafından aralarındaki husumet nedeniyle yönlendirme yapılarak azledildiğini ve müvekkilinin başka bir avukata gönderildiğini, müvekkilinin,  kardeşinin eski iş arkadaşı olduğunu, 2006 yılından beri çeşitli davalarına baktığını, ofisine kendi yakınıymış gibi girip çıktığını, bu kişinin kaza geçirdiğini haber vermesi üzerine birkaç kez geçmiş olsun ziyaretine gittiğini, WhatsApp’tan kaza kayıtlarını tarafına gönderdiğini, ceza davasına vekâlet sunduğunu, ailenin başkaca davalarına da katıldığını, aileyi yakından tanıdığını, işi kimsenin temin etmediğini, daha sonra tazminat davası açılması için tarafına yazılı talimat verildiğini, masrafların kardeşi tarafından borç olarak verildiğini, davayı açtığını, şikâyetçilerden Avukat B.Ç.’nin elinden işini aldığını, dava açarken ve icraya koyarken baroya ihbarda bulunduğunu, şikâyetçilerin hangi vekâletnameye istinaden şikâyetçi olduklarını, vekâlette yetkilerinin bulunmadığını, tarafına verilen talimat gereği davayı açtığını, K.A. aleyhine vekâlet ücreti alacağı için … 5. İcra Müdürlüğünün 2016/ 5763 sayılı icra takibini yaptığını, borca itiraz edilmesi nedeni ile … 2.Tüketici Mahkemesinin 2016/ 497 esas sayılı davasını açtığını, icra dosyasında sehven kardeşi tarafından yapılan dava masrafı olan 1.286 TL’yi talep ettiğini, 28.04.2017 tarihli dilekçe ile İcra Müdürlüğüne ve 2.Tüketici Mahkemesi dosyasına bilgi verdiğini beyan etmiştir.

İncelenen dosya kapsamından Baro Yönetim Kurulu’nun 28.03.2017 günlü toplantısında şikâyetli hakkında Avukatlık Kanunu’nun 34, 134, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 4 ve 42. maddeleri uyarınca değerlendirilmek üzere disiplin kovuşturması açılmasına karar verdiği,

Şikâyetli avukatın, müvekkili K.A. tarafından … 15. Noterliğinin 25.03.2016 gün ve 06670 yevmiye sayılı azilnamesi ile görülen lüzum üzerine azledildiği,

… 15. Noterliğinin 01.03.2017 tarihli cevabi yazısında azlin 29.03.2016 günü şikâyetli avukata bizzat tebliğ edildiğinin bildirildiği,

Şikâyetli Avukatın davacı K.A. vekili olarak … 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/416 esas sayılı davası ile 25.03.2016 tarihinde maddi ve manevi tazminat davası açtığı ve davanın derdest olduğu, şikâyetlinin 15.04.2016 tarihli dilekçesi ile “Azil Yiyen Vekil” sıfatı ile cevaba cevap dilekçesi sunduğu,

Şikâyetçi avukatların 28.04.2016 tarihinde K.A. tarafından vekil tayin edildikleri ve 02.05.2016 günü vekâletnamenin … 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/416 dosyasına sunulduğu,

Şikâyetli Avukatın … 5. İcra Müdürlüğünün 2016/5763 esas sayılı dosyası ile K.A. aleyhine 13.05.2016 tarihinde 10.800 TL vekâlet ücreti ile 1.286 TL dava masrafı olmak üzere toplam 13.368 TL için ilamsız icra takibi yaptığı,

K.A.’nın 24.05.2016 tarihli dilekçe ile takibe ve borca itiraz ettiği, İcra Müdürlüğünce 31.05.2016 günü takibin durdurulmasına karar verildiği, şikâyetlinin … 2. Tüketici Mahkemesinin 2016/497 esasına kayden itirazın iptali davası açtığı; 23.06.2017 tarihli bilirkişi raporunda şikâyetlinin alması gereken vekâlet ücreti miktarının 6.950 TL olduğunu belirtildiği, davanın derdest olduğu,

Baro Disiplin Kurulu’nun “…Şikâyetli avukat savunma kapsamında dava masraflarının kardeşi tarafından borç karşılığında karşılandığını belirtmiş ancak … 5. İcra Müdürlüğünün 2016/5763 esas sayılı dosyası ile 1.286 TL dava masrafını da kendi adına takip konusu yapmış, … 2. Tüketici Mahkemesinin 2016/497 esas sayılı dosyasının dava dilekçesinde “kendi param ile masraf yaparak davayı açtım. ” şeklindeki beyanı ile dava masraflarının kendisi tarafından yapıldığını ikrar etmiştir.” gerekçesiyle şikâyetli hakkında ceza tayin edildiği,

Şikâyetlinin disiplin sicil özetinde, eylem tarihi itibariyle tekerrüre esas ceza olmadığı,

Şikâyetli avukatın 27.12.2017 kayıt tarihli itiraz dilekçesinde özetle; önceki savunmalarını tekrarla, suç kastı olmadığından Baro Disiplin Kurulu kararının kaldırılmasını talep ettiği,

İtiraz dilekçesinin şikâyetçilere usulüne uygun tebliğ edildiği, şikâyetçi avukatların itiraza cevap vermedikleri görülmüştür.

 Dosya kapsamından, şikâyetli avukatın müvekkili K.A. adına maddi ve manevi tazminat istemli dava açtığı, dava masraflarını şikâyetli avukatın karşıladığı, müvekkilinin şikâyetli avukatı azletmesi üzerine şikâyetlinin müvekkili aleyhine avukatlık ücreti ve dava masrafının tahsili bakımından icra takibi yaptığı, itiraz üzerine duran takibin devamı için Tüketici mahkemesinde açtığı itirazın iptali dava dilekçesinde dava masraflarını kendi parası ile karşıladığını, kimsenin masraf vermediğini beyan ettiği, dava masraflarını kendisinin karşıladığına dair ikrarının bulunduğu anlaşılmıştır.

Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu’nun bugüne kadar istikrar bulmuş kararlarında belirtildiği üzere, “Yargı giderlerinin üstlenilmesi meslektaşlar arasında haksız rekabete yol açacak meslek etiğine aykırı bir davranıştır.” Çünkü zorunlu yapılan giderler hariç tüm yargı giderlerinin avukat tarafından karşılanmasının avukatın yararına, diğer meslektaşları aleyhine haksız rekabet yaratacağı, bu nedenle mesleki dayanışmaya zarar vereceği tartışmasızdır.

 Bu nedenlerle eylemin disiplin suçu olduğuna ilişkin Baro Disiplin Kurulu’nca yapılan hukuksal değerlendirme isabetli olmakla itirazın reddi ile kararın onanması gerekmiştir.

Gereği düşünüldü:

 1-Şikâyetli avukatın itirazının reddine, … Barosu Disiplin Kurulu’nun Şikâyetlinin “Uyarma Cezası ile Cezalandırılmasına” ilişkin 31.07.2017 gün ve 2017/9 Esas, 2017/53 Karar sayılı kararının ONANMASINA,

2-Kurulumuz kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içerisinde Ankara İdare Mahkemesinde dava yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.

BİR TARAF DAVA AÇILDIĞI TARİHTEKİ MEVZUATA GÖRE HAKLI OLUP DAHA SONRADAN ÇIKAN BİR KANUN NEDENİYLE HAKSIZ ÇIKARSA YARGILAMA GİDERLERİNE MAHKUM EDİLMEZ

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2017/16702 E. , 2019/4885 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasında yapılan yargılaması sonucunda, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiş olup, taraf vekillerinin istinaf kanun yoluna müracaat etmesi üzerine, bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan inceleme neticesinde davacının istinaf başvurusunun reddine, davalıların istinaf başvurusunun kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; davalı tarafın haksız olarak elektrik faturalarında tahsil ettiği dağıtım, iletim, PSH, okuma ve kayıp kaçak bedelinden fazlaya ilişkin haklı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 4.000,00 TL’nin faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar; dava konusu bedellerin tahsilinin mevzuata uygun olduğunu belirterek davanın reddini dilemişlerdir.
İlk derece mahkemesince; 6719 sayılı yasayla 6446 sayılı yasada yapılan değişiklik uyarınca davanın konusuz kaldığına, esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve davasını avukat ile takip eden davacı lehine vekalet ücreti takdiri ile yargılama giderlerinin davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece verilen karara karşı taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; dava açılırken Yargıtay İçtihatları dikkate alınarak dava açıldığı, bu yönü ile dava açılırken davacının haklı olduğu değerlendirilebilir ise de, dava tarihinden sonra yapılan yasal değişiklik nedeniyle davanın reddi gerekmekle, davacının haklılık durumunun da değiştiği, davanın reddi ile birlikte hakkaniyet gereğince taraflar yararına vekalet ücretine de hükmedilmemesi gerektiği, davacının yaptığı yargılama giderinin de, davacı üzerinde bırakılmasının davanın reddi kararının tabi bir sonucu olduğu gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun reddine, davalıların istinaf başvurusunun kabulüne, ancak hataların düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden
HMK nun 353/1.b.2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurularak mahkemece verilen kararın kaldırılması ile, davanın reddi ile birlikte, tarafların leh veya aleyhlerine vekalet ücreti hükmedilmemesi ve davacının yaptığı yargılama giderinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) Dava, elektrik abonelerinden tahsil edilen; kayıp-kaçak vs. bedellerinin iadesi istemine ilişkindir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2014 tarih ve 2013/7-2454 Esas 2014/679 K. Sayılı kararı ve Dairemiz kararları ile Anayasanın Vergi ödevi Başlıklı 73. maddesindeki “… Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır…” şeklindeki düzenlemeye göre; kayıp-kaçak, sayaç okuma, dağıtım, perakende hizmet ve iletim bedeli uygulamasının EPDK Kararları ve tebliğleri çerçevesinde uygulama arz eden kanunlar ve ikincil mevzuat hükümleri çerçevesinde EPDK tarafından belirlenerek uygulandığı, bu tarihteki mevcut hukuki düzenlemenin EPDK’na sınırsız bir fiyatlandırma ve tarife unsuru belirleme hak ve yetkisi vermediği, özellikle kaçak (elektrik enerjisinin hırsızlanması) bedellerinin kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmenin hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmadığı, bu faturalara yansıtılan diğer kalemlere ilişkin bedel miktarlarının şeffaflık ilkesi ile denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne bedel ödendiğinin bilinmesininde şeffaf hukuk devletinin vazgeçilmez unsuru olduğu, EPDK kararları ile bu bedellerin mevcut mevzuat kapsamında tüketicilerden alınmasının hukuka uygun olmadığı kabul edilmiştir.
Ne var ki, 17.06.2016 Tarih 29745 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren geçmişe de etkili 6719 sayılı kanunun 21. maddesi ile 6446 Sayılı kanunun 17. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ile altıncı fıkrasının (a), (ç), (d) ve (f) bentleri değiştirilmiş olup, eldeki davada dava konusu bedellerin alınmasında esas olan ilgili tarifelerin düzenlenmesinde EPDK.nun Kanundaki yetkileri genişletilerek yukarıda sözü edilen bedeller maliyet unsuru kapsamına dahil edilmiştir.
Yine, 6719 sayılı kanunun 26. maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na eklenen; Geçici madde 19; “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla öngörülen düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar, Kurul tarafından yürürlüğe konulan mevcut yönetmelik, tebliğ ve Kurul kararlarının bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” hükmünü,
Geçici madde 20; “Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17 nci madde hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir.
Her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere ilişkin koşullara göre hükme bağlanır. Ne var ki, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması ve tarafların, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararının kalmaması gibi hallerde işin esası hakkında infaz kabiliyeti olan bir hüküm kurulmamaktadır.
Yukarıda açıklanan bu yasa değişiklikleri birlikte değerlendirildiğinde; Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu kararlarına dayanılarak alınmış olan ve dava konusu yapılan bedeller ile ilgili olarak açılan (ve halen derdest olan) davalar, (açıklanan yasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesiyle birlikte) konusuz kalmıştır.
3-) Bu noktada bir diğer uyuşmazlık konusu ise, davalının, davanın açılmasına sebebiyet verip vermediği, bu bağlamda davacı yararına vekalet ücreti hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Esastan Sonuçlanmayan Davada Yargılama Gideri” başlıklı 331.maddesinin 1.fıkrasında; davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkimin, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmedeceği düzenlenmiştir. Bu durumda mahkemenin yargılamaya devam ederek dava açıldığı zaman hangi tarafın haksız olduğunu tespit etmesi ve tutumuyla dava açılmasına sebep olan tarafı yargılama gideri ile mahkum etmesi gerekmektedir.
Bir tarafın, dava açıldığı andaki mevzuata veya içtihat durumuna göre davasında veya savunmasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun hükmü veya yeni bir içtihadı birleştirme kararı gereğince davada haksız çıkmış olması halinde, yargılama giderlerine mahkum edilemeyeceği kuşkusuzdur.
Burada önemle vurgulanmalıdır ki, bir kimseye diğer tarafın dava giderlerinin yükletilmesinin nedeni, o kimsenin diğer tarafın gider yapmasına haksız olarak sebebiyet vermiş olmasıdır. İşte bu nedenledir ki, dava açıldığı anda haklı durumda bulunan tarafın, yargılama sırasında meydana gelen mevzuat değişikliği sonucu haksız duruma düşmesi halinde yargılama giderlerinden sorumlu tutulması olanaklı değildir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.11.2009 günlü ve 2009/18-421 E.-2009/526 K. sayılı ilamında da aynı ilkeye yer verilmiştir.).
Somut olayda, davacı tarafın dava açıldığı tarihteki mevzuat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2014 tarih ve 2013/7-2454 Esas 2014/679 K. Sayılı kararı ve Dairemiz kararları gereği içtihat durumuna göre dava açmakta haklı olduğu, bu kapsamda kayıp kaçak ve diğer bedellerin tahsilini talep edebileceği dikkate alındığında, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren geçmişe etkili yasa değişikliği ya da içtihadı birleştirme kararı gereği davanın kabul edilmemesi nedeniyle haksız çıkmasına rağmen yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağı kuşkusuzdur.
Bu durumda; Bölge Adliye Mahkemesince, usul ve yasaya uygun bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davalıların istinaf başvurusunun kabulü ile yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı tarafın sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nun 371. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı taraf yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 23/05/2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.