TIR ŞOFÖRÜ OLAN İŞÇİNİN İŞİ GEREĞİ BULAŞAN VİRÜS NEDENİYLE YURTDIŞINDA VEFAT ETMESİ İŞ KAZASIDIR.

Yargıtay 21. HD, E: 2018/5018, K 2019/2931, T.: 15/04/2019

Davacı, murisi …’un, 26/12/2009 tarihinde iş kazası sonucu öldüğünün tespitine, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.

Hükmün, davacı ile davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.

K A R A R

Davacılar; murislerinin iş kazası sonucu vefat ettiğinin tespitini istemişlerdir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacılar murisinin davalı şirkette 01.05.1996 tarihinden itibaren tır şoförü olarak çalıştığı, murisin en son 26.11.2009 tarihinde … Limanı’ndan çıkış yapıp Ukrayna’ya gittiği, yine aynı limandan 11.12.2009 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptığı, işyerinin bulunduğu Trabzon iline dönerken kendisini iyi hissetmediği için …Devlet Hastanesi’ne 13.12.2009 tarihinde müracaat ettiği ve söz konusu hastanede muayene edilerek raporun tanı kısmına; “ akut üst solunum yolu enfeksiyonu, tanımlanmamış ” yazıldığı, murise iğne yapılıp ilaç verildiği, daha sonra murisin Trabzon iline gittiği, 15.12.2009 tarihinde ise işveren tarafından yine Ukrayna’ya gitmek üzere görevlendirildiği, ancak Çarşamba ilçesinde trafik kazası geçirdiği ve bu kaza nedeni ile götürüldüğü Çarşamba Devlet Hastanesi’nde muayene edildiği, düzenlenen raporda; trafik kazası nedeni ile başvuran murisin tüm bulgularının normal olduğunun belirtildiği, ancak murise “ devaljin ampul” isimli ilaç verildiği, kazadan sonra murisin tekrar Trabzon iline döndüğü ve iki gün sonra 17.12.2009 tarihinde KTÜ … Hastanesi’ne “ bir haftadır öksürük, balgam, halsizlik, 2 gündür 40 derece ateş ” şikayetleri ile başvurduğu, hastane tarafından H1N1 ( domuz gribi ), pnömani ( zatürre ) ve ARDS ( akut solunum sıkıntısı sendromu ) tanısıyla tedavi altına alındığı, on gün yoğun bakımda kaldıktan sonra 26.12.2009 tarihinde vefat ettiği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişi tarafından düzenlenen raporda; murisin 15.12.2009 tarihinde geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun,

ancak 26.12.2009 tarihinde vefat etmesi sonucu hastane raporunda ölüm tanısı olarak H1N1 ( domuz gribi ) pnömoni,akut böbrek yetmezliği…belirtilmesi nedeni ile ölümünün geçirmiş olduğu iş kazası ile ilişkilendirilemeyeceğinin belirtildiği, Adli Tıp Kurumu … Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 16.04.2014 tarihli raporunda; murisin ölümünün H1N1 ( domuz gribi) enfeksiyonu ve gelişen komplikasyonlarından meydana gelmiş olduğu, 13.12.2009 tarihinde …Devlet Hastanesi’ne başvurusundaki şikayetlerin H1N1 enfeksiyonunun başlangıç belirtileri olabileceğinin, H1N1 virüsünün kuluçka süresinin 1-4 gün arasında değiştiğinin, 13.12.2009 tarihindeki şikayetlerin hastalığın başlangıç belirtileri olduğu taktirde H1N1 enfeksiyonunun bulaşımının 13.12.2009 tarihinden önceki 1-4 günlük zaman dilimi içerisinde gerçekleşmiş olacağının, 15.12.2009 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hastalığın etkisi olduğunu gösterir tıbbi bulgu olmadığının bildirildiği, Adli Tıp Genel Kurulu’nun 26.03.2015 tarihli raporunda da; Birinci İhtisas Kurulu gibi görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.

Davanın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Kanunun 13. maddesinde iş kazasının unsurları;

a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

b)İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,

c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özüre uğratan olay…” olarak belirtilmiştir.

Açıklanan madde hükmüne göre, iş kazası; maddede sayılı olarak belirtilmiş hal ve durumlardan herhangi birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen veya ruhen zarara uğratan olaydır.

Yasada iş kazası, sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olay olarak tanımlandığından, olayın etkilerinin bir süre devam ederek zaman içinde artması ve buna bağlı olarak sonucun daha sonra gerçekleşmesi mümkündür. Yani,iş kazası ani bir olay şeklinde ortaya çıkıp ,buna bağlı olarak zarar, derhal gerçekleşebileceği gibi, gazdan zehirlenme olayında olduğu şekilde etkileri daha sonra da ortaya çıkabilir. Sonradan oluşan zarar ile olay arasında uygun illiyet bağı bulunması koşuluyla olay iş kazası kabul edilmelidir.

Yasanın iş kazasını sigortalıyı zarara uğratan olay biçiminde nitelendirmiş olması illiyet (nedensellik) bağını iş kazasının bir unsuru olarak ele almayı gerektirmiştir. Ne var ki, burada aranan “uygun illiyet (nedensellik) bağı” olup, bu da yasanın aradığı hal ve durumlardan herhangi birinde gerçekleşme olgusu ile sonucun birbiriyle örtüşmesi olarak anlaşılmalı, yasada olmadığı halde, herhangi başkaca kısıtlayıcı bir koşulun varlığı aranmamalıdır.

Kısacası; anılan yasal düzenleme, sosyal güvenlik hukuku ilkeleri içinde değerlendirilmeli; maddede yer alan herhangi bir hale uygunluk varsa zararlandırıcı sigorta olayının kaynağının işçi olup olmaması ya da ortaya çıkmasındaki diğer etkenlerin değerlendirilmesinde dar bir yoruma gidilmemelidir. (HGK 2009/21-400 Esas,432 Karar )

Somut olayda,tır şoförü olan davacı murisinin 26.11.2009 tarihinde davalı işveren tarafından Ukrayna’ya sefere gönderildiği,11.12.2009 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptığı,Adli Tıp Kurumu raporunda, H1N1 virüsünün kuluçka süresinin 1-4 gün arasında değiştiği, murisin 13.12.2009 tarihli hastaneye başvurusunda belirttiği şikayetlerin hastalığın başlangıç belirtileri olduğu taktirde hastalığın bulaşmasının bu tarihten 1-4 gün öncesinde gerçekleşmiş olacağının bildirildiği,buna göre davacı murisinin, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle Ukrayna’ya yapılan sefer sırasında bulaştığı yukarıda belirtilen rapor kapsamından anlaşılan H1N1 virüsüne bağlı olarak, daha sonra meydana gelen ölümünün iş kazası olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır.

O halde, davacı ve davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 15/04/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dosyadaki yazılara, hükmün yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre kararın onanması düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluk görüşüne katılamamaktayım.

YURT DIŞINA SEFER YAPAN ŞOFÖRLERE VERİLEN SEFER PRİMLERİ, ÜCRET MİDİR HARCIRAH MIDIR?

8 Temmuz 2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararı’na göre, yurt içi ve yurt dışı sefer yapan tır şoförlerine her sefere çıktıklarında ödenen paranın harcırah/yolluk veya ücret/prim niteliğinde olup olmadığının kıdem tazminatı ve prime esas kazancın hesaplanmasında dikkate alınacak olup olmaması konusunda içtihatları birleştirme talebi, söz konusu konunun  uyuşmazlığın türüne göre ve dolayısıyla her somut olaya ve dosya kapsamındaki delillere göre değerlendirmesinin ayrı yapılması gerektiği gerekçesiyle reddedilmiştir.

Bu konu, söz konusu kararın yargı sürecinde yerini alacak olan tarafların konumu ve bu tarafların dahil olduğu uyuşmazlık türü bakımından yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyecek olması nedeniyle büyük öneme sahiptir.

Konunun daha kapsamlı ve anlaşılır olması için ücretin kanuni tanımını yapmak gerekirse; 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. Maddesinde de ücret; bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutardır.

Ücret asıl(dar) ücret ve geniş(giydirilmiş) anlamda ücret olarak ikiye ayrılmaktadır. Asıl ücret İş Kanunu’nun 32. Maddesinin 1. fıkrasında tanımlanan ücret olup geniş anlamda ücret ise asıl ücret yanında işçiye prim, ikramiye, komisyon, kar payı gibi ödemelerle sosyal yardım gibi yemek, giyim, yakacak, konut ve benzeri parasal veya para ile ölçülebilen yararların eklendiği ücrettir.  Bu ücretlerin tanımlarının içeriklerinin bilinmesi önemlidir. Zira 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca bazı ücretlerin hesaplanmasında geniş anlamda ücret dikkate alınmaktadır.

İş Kanunu Madde-17

 “…Bu maddeye göre ödenecek tazminatlar ile bildirim sürelerine ait peşin ödenecek ücretin hesabında 32. maddenin birinci fıkrasında yazılan ücrete ek olarak işçiye sağlanmış para veya para ile ölçülmesi mümkün sözleşme ve Kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur.” 

Yukarıdaki maddede bahsedilen tazminatlar ihbar ve kötü niyet tazminatlarıdır. Benzer durum kıdem tazminatının hesabında da görülmektedir. Zira 4857 sayılı Kanun’un 120. Maddesi ile hala uygulanmakta olan 1475 sayılı Kanun’un 14 maddesine göre kıdem tazminatının hesaplanmasında geniş anlamda ücret esas alınmaktadır. 

Çalışma hayatında her ne kadar harcırah ve sefer primi aynı anlamda kullanılsa da bu iki kavram birbirinden çok farklıdır. Harcırah işçinin sefer sırasında yapacağı ek ödemeler için, yolluk adı altında, işçiye verilen ücrettir. Prim ise işçiye kimi zaman sabit ücretinin dışında ve hatta sabit ücreti yerine geçen bir ücret olup niteliği bakımından kıdem tazminatının ve prime esas ücretlerin hesaplanmasında dikkate alınmaktadır. Söz konusu iki kavramın farklı oluşu aşağıdaki Yargıtay kararı ile daha iyi anlaşılacaktır.

“…Harcırah (yolluk) işçinin görevli bulunduğu yerden başka yerlere geçici görevle gönderilirken yapacağı ek masrafa karşılık yapılan ödemeler olup, davalı işyeri tarafından her sefer için yapılan ödemelerin bu mahiyette kaldığı şüphesizdir. Çünkü davalı işyeri davacıya ücreti dışında sefer başına ödeme yaparken asıl amacı davacının yapacağı ek masrafları karşılamak olup, onun ücretini artırmak gibi bir amaç içinde değildir…”

(Yargıtay 21. HD, 24/03/2016, E.2015/4884, K.2016/5141)

Yukarıda da belirtildiği üzere sefer primi temel ücret olarak kararlaştırılabileceği gibi sabit ücrete ilave olarak sefer sayısına ya da gidilen kilometre başına ödenen prim şeklinde de kararlaştırılabilir. Bu işveren ile işçi arasında yapılan iradi anlaşmaya bağlıdır.

“…Uluslararası alanda çalışan tır şoförlerinin ücretleri genelde asgari ücret ve sefere bağlı prim esasına göre belirlenmektedir. Bazı işveren uygulamalarında ise garanti ücret olarak adlandırılan asgari ücret ödenmeyip, sadece sefere bağlı prim ödemesi yapılmaktadır. Bu ihtimalde de tır şoförünün ücreti salt sefer primlerinden oluşur…”

(Yargıtay 9.H.D. 21.05.2013 gün, 2011/ 10769 E, 2013/ 15255 K.)

Sefer priminin uygulamada harcırah ile aynı anlamda kullanılıyor olması nedeniyle tazminat kalemlerinin hesaplanmasında ücrete dahil edilmeyeceği düşüncesi çoğu zaman işçi aleyhine bir görünüş yaratsa da yargılama sürecinde durum daha farklıdır. Sözü edilen sefer primi, yol geçiş ücretleri ve diğer masraflar için verilen, Türkiye’ye dönüşte belge karşılığı kapatılan avanstan farklı olup, tamamen işçiye ödenen ücret niteliğindedir. Yerleşik Yargıtay kararlarında da uluslararası alanda faaliyet gösteren tır şoförlerinin yasal asgari ücretle çalışmayacağı kabul edilmektedir.

“…Davacı işyerinde şoför olarak çalışmakla olup, daimi işi yapmış olduğu yurt dışı seferleridir. Ve yaptığı bu iş sebebiyle işçiye işveren tarafından yurt dışı (sefer) masraflarının üzerinde sefer başına prim ödemesi de bulunulmaktadır. Zira uluslararası bir tır şoförünün asgari ücret ile çalışması olağan hayatın akışına ve bu sektörde ki genel uygulamaya aykırıdır.

Ödenen sefer primlerinin yemek veya yol giderleri ile aynı mahiyette olduğu kabul edilemez. Sefer başına prim ödeneceği ve sefer sayısı işyeri uygulaması olarak taraflarca benimsenmiş olup, işveren sefer başına işçiye sefer pirimi ödeme yükümlülüğü altına girmiştir.

Ödenen primler işçiye sadece yurt dışında yapacağı masraflara karşılık da verilmemektedir. Dolayısıyla ödenen bu primleri diğer iş kollarında ki gibi bir ikramiye veya satış primi, fazla çalışma veya hafta tatili gibi çıplak ücrete ilaveten ödenen ek-ilave ücret mahiyetinde düşünemeyiz.

Nitekim gerek Hukuk Genel Kurulu’nun 07.10.1998 tarih 98/9-622 E 1998/681 K sayılı ilamı gerek Dairemizin 2010/10892 E, 2011/12003 K, 2006/ 15983 -34969 F.,K, 2003/9746-21940 E, K sayılı ilamlarında da yurt dışına sefer yapan tır şoförlerine ödenen primlerin ücret kavramı içerisinde değerlendirilmesi gerektiği, ücretin bir sonucu olduğu, bu sebeple izin ücreti hesabına sefer priminin de ilave edilerek hesap yapılması gerektiği kabul edilmiştir.

Çıplak -temel ücret burada asgari ücret + sefer primidir. Bu sebeple davacının yıllık izin ücreti hesaplanırken asıl ücreti oluşturan asgari ücret ve sefer primi toplamının dikkate alınması gerekirken sefer priminin yazılı gerekçelerle ücret kavramı içerisinde nitelendirilmemesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir…”

(9. HD. 2009/13882 E. 2011/14451 K. 12.05.2011)

“…Yurt dışında çalışan ve asgari ücret ile gidilen ülkeye göre sefer primi alan tır şoförü işçinin yıllık izin hakkım kullandığı dönemde kendisine ödenmesi gereken ücret asgari ücretle sınırlı değildir. Yıllık izin hakkı Anayasal temeli olan dinlenme hakkı olmakla çalışılmayan dönemde de işçi ücretini tam olarak almalıdır. Bu anlamda yıllık izinde geçen sürede işçiye salt asgari ücretin ödenmesi halinde işçinin dinlenme hakkını kullanabileceğinden söz edilemez. Sefer primi ortalamalarına göre işçinin izinde geçen süreye ait ücret hakları sağlanmalıdır. İş sözleşmesinin feshinde işçinin kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücretleri de sefer primi eklenmiş ücret üzerinden hesaplanarak ödenmelidir…”

(Yargıtay 7.H.D. 28.03.2013 gün, 2013/ 1623 E, 2013/ 4798 K.)

6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun 3. maddesine göre harcırah ödenmesi gereken yol masrafı, gündelik, aile masrafı ve yer değiştirme masrafından birini, birkaçını veya tamamını kapsadığı belirtilmiş olup bu kanunun hükümleri İş Kanunu’na göre işçi sayılan kişileri kapsadığı belirtilmiştir. 

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre taraflarca getirilme ilkesi nedeniyle, kanunda açıkça belirtilmediği sürece, hakim re’sen delil toplayamaz. Buna karşılık Sosyal Güvenlik Mevzuatı’ndan kaynaklanan davalarda kural olarak mahkemece re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. 

Yurt içi taşımacılık işinde çalışan tır şoförlerinin ücretleri taraflar arasında zamana bağlı sabit ücret olarak kararlaştırılabileceği gibi sabit ücrete ilave olarak sefer sayısına ya da kilometre başına ödenen prim şeklinde de gerçekleşebilmektedir. 

Uluslararası alanda çalışan tır şoförlerinin ise genelde asgari ücret ve sefere bağlı prim esasına göre belirlenmektedir. Bazı işveren uygulamalarında garanti ücret olarak uygulanan asgari ücret ödenmeyip, sadece sefere bağlı prim ödemesi yapılmaktadır. Bu ihtimalde tır şoförünün ücreti salt sefer primlerinden oluşmaktadır. 

Prim uygulamada harcırah olarak adlandırılmakla birlikte iki kavram birbirinden farklıdır. Zira prim işçinin nitelik ve nicelik açısından başarılı bir şekilde yapmış olduğu işin karşılığı olarak ödüllendirilmesi amacıyla ödenen ek bir ücrettir.  Toplu iş sözleşmeleri, işçi-işveren arasında imzalanan iş sözleşmelerinde düzenlenen prim ve sürekli ve düzenli ödenerek iş yeri koşulu haline gelen primler artık ücret kapsamında değerlendirilmektedir.  Böylece primler geniş anlamda ücrete kapsamında değerlendirilecek olup kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve başkaca işçilik alacaklarının değerlendirilmesinde esas alınmaktadır. 

Harcırah/ yolluk ise yol gideri, yevmiye, aile gideri ve yer değiştirme giderini içermekte olup bunlardan birine, birkaçına veya tamamına hak kazanılan ödemedir.  

Taraflar arasında, işçiye yapılan ödemenin harcırah/yolluk olup olmadığının düzenlenmemiş olması halinde işçiye yapılan bu ödemenin işçi tarafından nasıl kullanıldığının değerlendirilmeye alınması neticesinde bunun bazı kriterlere tabi tutulup sonuçlandırılması gerekecektir. 

“…Yapılacak bu inceleme neticesinde söz konusu ödemenin ücrete dahil edilip edilmeyeceği veya harcırah/yolluk olarak kabulünün mümkün olup olmadığı ortaya konulmalıdır. Yani bu ödemenin işçinin şahsı ile ilgisi bulunmayan ticari giderler olarak açıkça ayrıştırılıp ayrıştırılmadığı, sadece araca bağlı zorunlu giderler olarak verilip verilmediği belirlenmeli, bu giderlerden sonra hala işçiye kalan bir tutarın da bulunup bulunmadığı üzerinde titizlikle durulmalıdır.

Buna karşılık Sosyal Güvenlik Hukuku’nda ise kendiliğinden araştırma ilkesi geçerli olup mahkeme taraflarca ibraz edilen delillerle bağlı değildir. Bu kapsamda işçinin prime esas kazancının tespitinde işçiye sefer primi, sefer yolluğu ya da harcırah adı altında yapılan ödemeler içinde sadece araca bağlı zorunlu harcamalar ayrıştırılıp ger kalan tutar tespit edilmelidir. Bunun içinde ödeme makbuzlar, vergi harç ödemeleri, köprü geçişi, otoban, kantar, park, kontör, telefon, faks, fotokopi, akaryakıt giderleri, Gümrük Müdürlüğü kapı çıkış pusulaları, avans fişleri gibi belgeler irdelenmeli, araca ilişkin zorunlu giderler ayrıştırmaya tabi tutulduktan sonra sonucuna göre işçinin gerçek ücretinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu özelliğinden dolayı işçilik alacakları davasında mahkemece kabul edilip hüküm altına alınan ücret miktarı, sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan prime esas kazancın tespit davalarında bağlayıcı değilken, prime esas kazancın tespiti davasında belirlenip hüküm altına alınan ücret miktarı, işçilik alacakları davalarında bağlayıcı olacaktır…”

(Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararı 2018/1 E., 2019/5 K., 4.10.2019 T.)

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere taraflar arasında anlaşma olup olmadığı, olmaması halinde yapılan ödemelerin niteliği, ödenme amacı, işçi tarafından harcanma şeklinin değerlendirilmeye tabi tutulması gerekmekle birlikte, uyuşmazlıkların içeriğine göre İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku’nda delillerin ikamesi ve ispat hususunun da göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Zira bu tespitler karşısında yapılan ödemenin ücret ya da yolluk/harcırah olarak kabulü her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerekecektir.

Tır şoförüne her sefere çıktığında yapılan sefer primi ödemesinin ücrete dahil olduğu yönünde Yargıtay’ın işçilik alacakları ile ilgili davaların temyizini incelemekle görevli 9. ve 22. Hukuk Dairelerinin kendi kararları; Sosyal Güvenlik Hukuku’ndan kaynaklanan davaların temyizini incelemekle görevli Yargıtay’ın 10. Ve 21. Hukuk Dairelerinin ise kendi kararları arasında uyuşmazlık bulunmadığı gerekçesiyle ve içtihadı birleştirmeye konu uyuşmazlık sonucu verilecek kararın, aynı tür uyuşmazlıkların tümü için geçerli soyut ve genel nitelikte kurallar koyan ve temel amacı hukukta birliği ve bütünlüğü sağlamak olan içtihadı birleştirme kararlarının bu amacı ile bağdaşmayacak şekilde bir sınırlandırma yapılmasının uygun düşemeyeceği ve bu nedenle içtihadı birleştirilmesine yer olmadığı sonucuna varılmıştır.  

“…506 sayılı Yasa’nın 77. madde 1. fıkrasında prim hesabında göz önünde tutulacak kazançlar belirtilmiş, 2. fıkrasında ise bunun istisnaları gösterilmiştir. Fıkrada ifade edildiği biçimde yolluklar prim hesabında nazara alınmazlar ve prime tabi tutulmazlar. Bu ödeme ücret ve benzeri ödemelerden tamamen farklı nedenlere dayanır. İşin karşılığı olmaktan ziyade işçinin görevi sırasında ihtiyaçlarını (otel, yemek vs. ihtiyaçları) karşılama amacına dayalıdır.

Harcırah (yolluk) işçinin görevli bulunduğu yerden başka yerlere geçici görevle gönderilirken yapacağı ek masrafa karşılık yapılan ödemeler olup, davalı işyeri tarafından her sefer için yapılan ödemelerin bu mahiyette kaldığı şüphesizdir. Çünkü davalı işyeri davacıya ücreti dışında sefer başına ödeme yaparken asıl amacı davacının yapacağı ek masrafları karşılamak olup, onun ücretini artırmak gibi bir amaç içinde değildir.

Mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda davacıya yapılan ödemelerin 506 sayılı yasanın 77. maddesinin 2. fıkrasında belirttiği şekilde yolluklar kapsamında kalması nedeniyle prime esas kazançlar arasında sayılamayacağı göz önünde bulundurularak davanın reddi yerine yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..”.

(Yargıtay 21. HD. 2015/3348 E., 2015/6346 K., 26.3.2015 T.)

Yukarıda paylaşılan Yargıtay’ın 21. Dairesi kararında da görüleceği üzere, yolluk olarak kullanılması amacıyla yapılan ödemelerin ücrete dahil olmaması, ücretin artırılması gibi bir gaye güdülmeden gerçekleştirilmesi ve prime esas kazançlar arasında sayılmamış olması nedeniyle ücret kapsamında değerlendirilemeyecektir. 

İncelenen içtihadı birleştirme kararı ışığında varılacak sonuç; her dava, tarafların taleplerine, uyuşmazlık türüne ve somut olaya göre değişkenlik göstermesi nedeniyle kendi içinde değerlendirilmeli, işçiye yapılan ödemenin ne kadarının harcırah ne kadarının sefer primi olduğunun belirlenmesi gerektiğidir. Yurtdışına sefer yapan şoförlerin işçilik hakları ve sigorta primlerine ilişkin davaları, özel bir mesleki bir hakimiyetin varlığını gerektirdiğinden, bu hususta uzman hukukçulardan destek alınması faydanıza olacaktır.

Av. Selçuk ENER & Av. Bilge İŞ

İletişim

Hukuki konularda aklınıza takılan sorular mı var? Bize yazın cevaplayalım.