Eşin Diğer Eşi Sevdiğini Söylemesi Ve Onu Eve Çağırması Af Kabul Edilir


Yazar: Av. Bilge İŞ & Av. Selçuk ENER
25.06.2024 11:42:23
Eşin Diğer Eşi Sevdiğini Söylemesi Ve Onu Eve Çağırması Af Kabul Edilir

Davacı kadın eşin, davalı erkek eşe “Ben seni bırakmam senin de beni bırakmayacağını biliyorum.", "Seni çok seviyorum", "Çünkü biz birbirimizi seviyoruz ben Antalya’da değilim biraz zamana ihtiyaç var bazı şeyleri yoluna koymam için ondan sonra seni buraya aldıracağım tayinini buradan bir dükkan açacağız burada yaşayacağız iyi düşün iyi karar ver" şeklinde mesaj atmış olmasının iyi niyet çağrısını aşar nitelikte olduğu, eşin eylemlerini hoşgörü ile karşıladığı anlamına geldiği ve bu sebeple bunun af niteliğinde kabul edilmesi gerekmekte olup kadının tam kusurlu olarak kabul edilmesi sebebiyle yoksulluk nafakasına ve maddi-manevi tazminata hak kazanmadığı kararlaştırılmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2022/1837 E. 2022/7981 K. 11.10.2022 tarihli kararı şu şekildedir.

“…1-Davalı-davacı erkeğin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Taraflarca karşılıklı olarak açılan boşanma davalarının yapılan yargılaması sonucunda ilk derece mahkemesince “Davacı-davalı kadının, erkek eşe gönderdiği mesajların içerikleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde ileriye dönük planlar yapıldığı da gözetilerek bunun bir barışma girişiminden/müzakeresinden öte erkekten kaynaklı kusurların affedildiği ya da en azından hoşgörüyle karşılandığını gösterir nitelikte olduğu” belirtilerek kadın tam kusurlu kabul edilmek suretiyle kadının davasının reddine, erkeğin davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın ferilerine karar verilmiştir. Kararı davacı-davalı kadın istinaf etmiş, bölge adliye mahkemesi kadının kusur belirlemesine ve kendi davasının reddine yönelik istinaf talebini kabul etmiş; Kadının erkek eşe gönderdiği mesajların barışma müzakeresi kapsamında mesajlar olup eşini affettiği anlamına gelecek mesajlar niteliğinde olmadığından kadının erkeği affettiğinin ya da en azından hoşgörü ile karşıladığının kabulünün mümkün olmadığı” gerekçesiyle erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunun tespitine karar vererek kadının davasının da kabulü ile boşanmanın ferileri yönünden hüküm tesis etmiştir. İlk derece mahkemesinin de kabulünde olduğu üzere davacı-davalı kadının dava tarihinden sonra eşine " Ben seni bırakmam senin de beni bırakmayacağını biliyorum.", "Seni çok seviyorum", "Çünkü biz birbirimizi seviyoruz ben Antalya’da değilim biraz zamana ihtiyaç var bazı şeyleri yoluna koymam için ondan sonra seni buraya aldıracağım tayinini burdan bir dükkan açacağız burda yaşayacağız iyi düşün iyi karar ver" şeklinde mesajlar atmak suretiyle barışma girişiminin ötesinde eşinin kusurlu davranışlarını affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı anlaşılmaktadır. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar taraflara kusur olarak yüklenemez.Gerçekleşen bu durum karşısında ilk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkemesince kabul edilen kusurlu davranışlarına göre davacı -davalı kadının tam kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.

3-Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Somut olayda yukarıda 2.bentte açıklandığı üzere davacı- davalı kadının tam kusurlu olduğu, davalı -davacı erkeğin kusurlu davranışlarının ise eşi tarafından affedildiği, en azından hoşgörüyle karşılandığı, bu sebeple erkeğe kusur isnat edilmeyeceği anlaşılmaktadır. O halde, mahkemece davacı davalı kadının davasının reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı ise de, erkeğin kabul edilen boşanma davası temyizin kapsamı dışında bırakılmak suretiyle boşanma hükmü kesinleştiğinden, kadının boşanma talebinin konusuz hale geldiği de görülmektedir. Bu durumda kadının boşanma davasının esası hakkında bir karar verilemeyecektir. Ancak, davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde hakim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve tayin eder (HMK m. 331/1). O halde bu husus gözetilerek davacı-davalı kadının boşanma talebi hakkında, konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm tesisi ile yargılama giderleri ve vekalet ücreti konularında, davadaki haklılık durumuna göre (HMK m. 331/1) karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

4-Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir (TMK m. 175). Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere, boşanmaya sebep veren olaylarda davacı - davalı kadın tam kusurlu olup Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi koşulları somut olayda davacı – davalı kadın yararına gerçekleşmemiştir O halde, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

5-Yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle boşanmaya sebep olan olaylarda davacı -davalı kadın tam kusurludur. Gerçekleşen kusurlu davranışlar aynı zamanda erkeğin kişilik haklarına da saldırı teşkil eder niteliktedir. Erkek yararına TMK m. 174/2 koşulları oluşmuştur. Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet kuralları gözetilerek davalı - davacı erkek yararına uygun miktarda manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde erkeğin manevî tazminat talebinin reddi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.

6-Boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez. Davacı kadın yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2. madde koşulları oluşmamıştır. O halde davacı-davalı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak tazminat taleplerinin kabulü doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir…”

Yukarıdaki içtihattan anlaşılacağı üzere gerek dava öncesi gerekse dava sırasında tarafların bazı söz ve eylemlerinin davaya ne denli zarar verdiği açıktır. Bazı eylemlerin af niteliğinde sayılıp sayılmayacağının veya bu davranışların gerçekleştirilmesi halinde davaya etkisinin de insanlar tarafından bilinmemesi sebebiyle gerek dava öncesi gerekse dava sırasında bir avukata danışılması veya sürecin bir avukat ile yürütülmesi elzemdir