Yoksulluk Nafakasına Hükmedilmemesi İçin Yoksulluktan Kurtaracak Ve Daimi Gelir Olması Şarttır


Yazar: Av. Bilge İŞ & Av. Selçuk ENER
26.06.2024 13:54:02
Yoksulluk Nafakasına Hükmedilmemesi İçin Yoksulluktan Kurtaracak Ve Daimi Gelir Olması Şarttır

Yoksulluk nafakasına hükmedilme şartlarından biri lehine nafaka hükmedilecek kişinin ağır kusurlu olmaması ve yoksul olması gerekir. Yoksulluğun kapsamı da Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bazı kararları ile belirlenmiştir. Yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Eşin sürekli çalıştığı bir işinin olması ve bu işten kazandığı gelirin kişiyi yoksulluktan kurtaracak olması gerekmektedir. Kişi işten ayrıldıysa zorunlu olarak mı ayrıldığı yoksa keyfi mi ayrıldığı; eğer çalışmıyorsa zorunluluktan mı çalışmadığı tespit edilmelidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi,  2019/807 E. 2022/1221 K. 04.10.2022 tarihli kararı şu şekildedir.

“…III. GEREKÇE

12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların incelenmesinde yarar görülmektedir.

13. Bilindiği üzere TMK’nın “Yoksulluk nafakası” başlıklı 175. maddesi ile “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Maddede geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarihli ve 1998/2-656 E., 1998/688 K.; 16.05.2007 tarihli ve 2007/2-275 E., 2007/275 K.; 20.06.2019 tarihli ve 2017/2-2424 E., 2019/751 K. sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi malî kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.

14. Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, sosyal ve ahlâki düşünceler yer almaktadır. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır (Akıntürk, Turgut/Ateş, Derya; Aile Hukuku, C. 2, İstanbul 2019, s. 302).

15. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünüldüğünden, yoksulluk nafakasının amacı hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek olamaz. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlaki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir. Dolayısıyla boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacını taşıyan yoksulluk nafakası, hiçbir surette nafaka yükümlüsüne yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde olmamalıdır.

16. Eldeki davaya gelince; Mahkemece, kadın eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşeceği kanaatine varılarak yoksulluk nafaka talebinin kabulüne karar verildiği, Özel Daire tarafından ise zabıta araştırması uyarınca kadın eşin daimi işinin olmadığının tespit edildiği, ancak dinlenen bir kısım tanık beyanlarına göre sigortalı bir işe girdiğinin beyan edilmesi karşısında, bu çalışma durumunun araştırılması, sürekli ve düzenli gelir getiren bir işte çalışıp çalışmadığı, çalışıyor ise elde ettiği gelirin kendisini yoksulluğa düşmekten kurtarıp kurtarmayacağının belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.

17. Yoksulluk nafakasının talep edilebilmesi için boşanma olgusunun gerçekleşmesi arandığından, yoksulluğun doğup doğmayacağı da boşanmanın gerçekleşeceği dönem itibariyle incelenmelidir. Zira yoksulluk nafakası, boşanmanın kesinleştiği tarihten sonraki dönem için geçerlidir. Diğer bir ifadeyle yoksulluk nafakası boşanma kararının kesinleşmesi ile birlikte hüküm ifade edeceğinden, talepte bulunan eşin, boşanma hâlinde yoksulluğa düşmüş veya düşecek olması gerekir. Aksi takdirde, yeterli ve sürekli geliri olan eş yararına yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilemez. Zira yoksulluk nafakasının amacı, boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek olan ve boşanmada daha fazla kusuru bulunmayan eşin, asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Öyleyse hâkim, somut olayın özelliğine göre, boşanma kararının verildiği zamanda boşanma olgusuna dayalı olarak, eşin yoksulluğa düşeceğini öngörüyorsa yoksulluk nafakasına hükmetmelidir.

18. Her ne kadar kadın eş hakkında yapılan ekonomik ve sosyal durum araştırma tutanağında; daimi bir işinin olmadığı, kadın çamaşırları ve güzellik ürünleri satış-pazarlama işi ile uğraştığı belirtilmişse de; Mahkemece dinlenen davalı-karşı davacı kadının kardeşleri olduğu anlaşılan tanıklar ... ve ...’in beyanlarından kadının, bir güzellik markasının ürünleri ile kadın iç çamaşırı satış-pazarlama işi ile uğraştığı, yargılama aşamasında ... Makarna Fabrikası'nda yevmiye usulü ile de olsa sigortalı olarak çalışmaya başladığı, dosyada mevcut davacıya ait SGK hizmet dökümü ile bu beyanların birbirleri ile uyumlu olduğu anlaşılmıştır.

19. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yoksulluğa düşme hâlinin boşanma davası sırasındaki duruma göre belirlenmesi gerektiğinden, mahkemece kadının çalışıp çalışmadığı, çalışıyorsa yoksulluktan kurtaracak düzeyde düzenli ve sürekli bir gelirinin olup olmadığı, işten ayrılmışsa kendi isteği ile mi yoksa zorunlu olarak mı ayrıldığı hususları araştırılarak boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmeyeceğinin tespiti ile sonucuna göre yoksulluk nafakası konusunda bir karar verilmesi gerekirken, bu konuda eksik inceleme ile yoksulluk nafakası talebinin kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.

20. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, Mahkemece verilen direnme kararında kadın eşin fabrikada çalışmaya başladığının gözetildiği, ne var ki bu çalışmanın düzenli ve sürekli olmadığı, yevmiye usulü ile çalıştığı, elde ettiği gelirin kendisini yoksulluktan kurtarmadığı gerekçelerine yer verildiği, bu husus gözetildiğinde direnme kararının uygun olduğu, sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

21. Direnme karar başlığında dava tarihi 14.01.2019 olarak yazılmışsa da, bu durum mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde kabul edilmiştir.

22. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

23. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davacı-karşı davalının temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA…”

Yukarıdaki içtihattan anlaşılacağı üzere gerek boşanma davası ile talep edilen gerekse davadan sonra talep edilen nafakaya hükmedilmesi teknik konular kapsamında olup bu hususun mahkemece eksiksiz değerlendirilmesi tarafların rolü ile belirlenmektedir. Bu sebeple gerek dava öncesi gerekse dava sırasında bir avukata danışılması veya sürecin bir avukat ile yürütülmesi elzemdir.